İstanbul, Kilyos

18.458 kişi okudu!


Şehir merkezine 45 dakika uzaklıktadır. İstanbul-Kilyos arası uzaklık 32 km. dir. Kilyos-Sarıyer arası 11 km, Kilyos-İstanbul Atatürk Havaalanı arası 50 km.dir. Özel araçla gidildiğinde, Maslak-Sarıyer istikametini izleyerek, Bahçeköy orman yolundan Kilyos’a ulaşmak mümkündür. Sarıyer’e kadar sahilden gidilebilen yol, özellikle hafta sonlarında aşırı kalabalık oluyor. Ayrıca, Sarıyer’den Kilyos’a minibüs ve belediye otobüs seferleri bulunuyor. Kilyos’a giderken, orman yolu boyunca piknik alanları, kendin pişir-kendin ye kır lokantaları göze çarpıyor.16

Kilyos: İstanbul’un yaz sığınakları arasında kumsalları sayesinde ilk sırada yer alır. Botanik açıdan son derece zengin kumulları vardır. Bu kumullar: Karadeniz kıyılarında, bozulmadan kalabilmiş kumul alanlar arasında, en zengin bitki çeşitliliğine sahip, ikincil kumul sistemi olması nedeniyle oldukça önemlidir. Doğal Hayatı Koruma Derneği tarafından koruma altına alınması için çalışılan Kilyos kumulları: içerdiği nadir kumul bitki örtüsündeki çeşitlilik ve ülke çapında nadir görülen en az 15 çeşit kumul bitkisi taksonuna sahiptir. Bern Sözleşmesi Ek Liste I’de yer alan iki bitki türünün zengin popülasyonlarının bulunduğu kumullardaki botanik çalışmalarının tarihi, yüzyıllardan beri eskiye dayanıyor. En az dört bitkinin tip örneği buradan toplanmıştır. Evet, botanik açıdan çok zengin olan kumullarının koruma altına alınması gereken beldenin resmi ismi “Kumköy” dür. Kilyos isminin Rumca’da karşılığı ise “Kum” dur. Buradaki yerleşim, eski dönemlerde bir balıkçı köyü olarak başlamıştır.

Kilyos: Polonezköy, Ağva ve Şile gibi İstanbul’da hafta sonu aktiviteleri için en çok tercih edilen beldelerden biridir. Kilyon denildiğinde, akla önce plaj ve deniz gelir. Kilyos plajları: İstanbul’un en büyük ve temiz sahil şeridi olup Kilyos Burnun’dan Gümüşdere Plajı’na kadar uzanmaktadır. Ancak deniz çok dalgalı olduğu için boğulma oranları yüksektir. Çünkü bir-iki noktada Dip akıntısı riski vardır. Akıntı riski olan noktalarda, Belediye tarafından uyarı levhaları konulmuştur. Plajlar, bu akıntıların bulunduğu noktaları kendi alanlarının dışında bırakmışlardır. Yine de yaz aylarında uyarı levhaları olmasına rağmen Dip akıntısı olan yerlerde denize giren insanların sayısı oldukça fazladır.

kilyos.genel.0000    kilyos.genel.1

Kilyos’a genellikle günübirlik denize girmek veya piknik amaçlı geliniyor. Ancak konaklama imkanları da bulunuyor. Yaz aylarında, plaj partileri ve konserlerle, gece boyunca hareketlilik sürüyor.

Bölgede iklim ve kumsalların uygunluğu nedeniyle, rüzgar sörfü gibi spor etkinlikleri düzenleniyor. Ayrıca, Kilyos ardındaki ormanlarla yürüyüş imkanı sağlayan parkurlara da sahiptir.

Kışın sert Karadeniz dalgaları sahili ve kayaları döverken, otelin sıcak lokantasında doğayı seyredebilir, sessiz, sakin yollarda ve hatta plajda uzun yürüyüşler yapabilirsiniz.

Yazın ise: uzun, güzel kumsallı plajı seçerseniz, Kilyon’un içinden kuzeye doğru devam ettiğinizde, küçük ve sakin koyları görebilirsiniz.

Boğaziçi Üniversitesinin Kilyos Kampus Plajında, Kiteboard (Uçurtma) Şampiyonası düzenleniyor.  Kiteboard; windsurf benzeri olan ancak windsurfteki yelken yerine kite denen uçurtma-paraşüt benzeri bir ekipmanla rüzgara dayalı olarak yapılan son derece eğlenceli ve adrenalinli bir spor dalıdır. Aynı zamanda olimpik spor dalları arasına da girmiştir. 2012 yılında ilk defa olmak üzere BURN Kiteboard World Tour: Türkiye’de Kilyos Gümüşdere’deki Burc Beach’de yapılmıştır.

NE YENİR:
Kilyos ve çevresinde, taze deniz ürünleri ve mangalda pişen et yemekleri sunan kır lokantaları damak zevkine düşkün olanlar için, yaz-kış açık. Bu şirin, küçük Karadeniz sahil yerleşimi, göz alabildiğine uzanan kumsal plajlarıyla ünlü. Sarıyer içinden veya Belgrad ormanlarından geçen yollar birleşerek Kilyos’a varıyor. Orman yolu, su kemerleri ve bentlerin civarından geçiyor. Kilyos çarşı içinde: midye tava, tavuk şiş, mantar, balık, sucuk, börek çöp şiş yiyebilirsiniz.

GEZİ

Kilyos: sırasıyla Roma, Bizans ve Ceneviz hakimiyeti altında kalmış, ardından Osmanlı döneminde Leventan nüfusu ile gelişme göstererek kozmopolit bir yerleşim yeri olmuştur. 1960 yılından sonra ise, turizm alanında tanınarak, popüler bir sayfiye yeri haline gelmiştir.

Köye ulaştığınızda ilk göze çarpan tarihi bina “Kale” dir.

kilyos.ceneviz kalesi.1    kilyos.ceneviz kalesi.2

Kale

Bir yanı ormanlar ve diğer yanı denize bakan bir yer olarak Kilyos kalesini görmeden buradan ayrılmayın. Tepedeki 15’nci yüzyıl Ceneviz kalesi, Kilyos’un bu kadar popüler olmasının eski tarihlere dayandığının göstergesidir. Askeri saha içinde kalan kale, Sultan II. Mahmut döneminde restore edilmiştir. Kalede antik çağlardan kalma bir sarnıç olduğu bilinmesine rağmen, askeri bölge olduğu için gezmek mümkün değildir. Yağmur yağdığı zaman sarnıçların dolması için su toplayacak bir sistem kurulmuştur. Taş yapımı kalenin temizliğiyle dikkati çeken, kemerli, korunaklı muhafız bölümleri aynen korunmuştur. II. Dünya savaşında boğazların korunması amacıyla, Almanlar tarafından verilmiş, 19’ncu yüzyıl Krupp kamalı çelik top, kalenin burçlarındadır. Kale içinde 8 ayrı top sergileniyor. Kale kapısı üzerinde: Sultan II. Mahmut’un tuğrası, her iki yanında iki savaş topu, karşısında kalenin ele geçirilişi şerefine o dönem dikilip günümüze ulaşan anıt çınar ağacı bulunuyor. 26 metre yüksekliğinde, 5.4 metre gövde çevresine sahip çınarın dikim tarihini gösteren tabela 1460 yılını belirtiyor. Üç yüksek noktasındaki su terazileri de kaledeki sarnıçtan su dağıtın sistemin birer parçasıdır.

Köydeki diğer tarihi yapılar: İngilizler’in İstanbul’u işgal ettiklerinde Boğaz girişini kontrol etmik için yaptırdıkları, eski tahlisiye binaları, kayıkhane, iskele, köprü ve çeşmedir. Tahlisiye binaları, halen kıyı koruma tarafından kullanılmaktadır.

Kale kapısından ayrılıp, eski köy evlerini geride bırakarak yürüyün. Tüm Kilyos manzarasına hakim bir tepeye ulaşacaksınız. Köydeki konaklama tesislerinin çoğu buradadır. Deniz tarafından çıkılan merdivenlerle veya araç yolu ile gelinen otellerin tepesi, panaromik manzarasıyla hayranlık uyandırmaktadır. 50 adımda ulaşacağınız çarşı, piknikle ilgili tüm ihtiyaçlarınızı karşıyabileceğiniz bakkal, manav, eczane gibi dükkanlar, emlak ofisleri, butikler, cıvıl cıvıldır. Yani yerleşik nüfusu kışın 2000 civarında olan Kilyos’a giderken, ihtiyaç duyabileceğiniz şeyleri yanınızda taşımaya gerek yoktur. Jandarma Bölgesi sınırları içinde kalan bölgede, tüm kalabalığa rağmen, huzuru kaçıracak olaylara rastlanmıyor.

Geçmiş günlerinden çok fazla eserin günümüze ulaşmadığı Kilyos, zamanın çarpık yapılaşmasından fazlasıyla nasibini almıştır.

Mavi bayrak taşıyan kumsallara bakan otellerin manzarası karaya oturmuş gemilerin paslı görüntüleri yüzünden biraz bozuluyor.

Kilyos’ta 1955 yılında, Türkiye’nin ilk tatil köyü olan “Turban Tatil Köyü” açılmıştır. Günümüzde, kapalı olan işletmenin sadece plajından yararlanılıyor.

ovid kulesi.1   ovid kulesi.2

Ovid kulesi

Ovid kulesinin bulunduğu yere Uskumruköy deniliyor.

Kilyos’ta görebileceğiniz bir diğer tarihi eser ise: eski Yunan döneminden kalan, zamanında gözetleme kulesi olarak kullanılan “Ovid Kulesi” dir. Yani bir anlamda, erken uyarı işlevi olan bir Bizans kulesiymiş. Geceleri bu kulede meşaleler yakılırmış. Boğaz’a yaklaşan geniler, bu kulenin ışığını görünce özellikle fırtınalı havalarda çok tehlikeli olan Cyanean Kayalıklarına, yani Kilyos kayalıklarına çarpmamak için önlem alırmış. Ancak civardaki bazı haydut çeteleri, başka yerlerde ateşler yakıp gemileri kayalara yönlendirir, sonra da kazaya uğrayan gemileri ve kazazadeleri soyarlarmış. Buna göre, kulenin alt katı 6’ncı yüzyıla, üst katı ise 11’nci yüzyıla tarihleniyor. Yani, burada 1500 yıllık bir kule görülüyor. Ovid kulesinin ismi: Romalı bir şair olan Publius Ovidius Naso’dan (MÖ 43-MS.18) geliyor. Roma yakınlarındaki Sulmona şehrinde doğan Ovidius, Latin dilinin ve Roma’nın en büyük şairlerinden biri kabul edilir. Atina’dan Anadolu’ya çok yer gezip aşk şiirleri yazan Ovidius’un eserleri klasik mitolojinin de en önemli kaynakları arasında sayılmaktadır. Sevmek için çırpınan, en derinindeki özleme seslenen bir yüreğin şiirlerini barındıran “Ars Amatoria” yani “Aşk Sanatı” Ovidius’un baş yapıtlarından biridir. Tıpkı mitolojik kahramanların partnerlerine yazdığı hayali aşk mektuplarından oluşan “Epistulae Heroidum” gibi “Metamorphoses” gibidir.

Ancak meyve veren ağaç Roma’da da taşlanıyor. Ovidius bir gün apar topar tutuklanıp İmparator Augustus tarafından Köstence’ye sürgüne gönderiliyor. İnsanların tek bir kelime bile Latince anlamadığı topraklara, bir şair olarak gidiyor. Onun Tuna nehrinin Karadeniz’e açılan noktasındaki küçük bir şehre sürgün edilmesi, Klasik Antik Çağ’ın en büyük gizemlerinden biridir. Bazıları, şiirlerinde çok eşliliğe özendirici oluşuna yorar bu sürgün durumunu, Kimileri ise bunun bir bahane olduğunu, gerçek nedenin farklı olduğunu öne sürerler. Şair ise, görülmemesi gereken bir şeye tanık olduğunu ve bundan ötürü İmparatorda önünü alamadığı bir kızgınlığa sebep olduğunu, ifade eder şiirlerinde. Ancak ne gördüğünü açık açık yazmaz. Bir yanlış anlamanın kurbanı olduğunu, aslında hiçbir suçu bulunmadığını düşünür. Latin dünyasının en büyük şairi sürgün yıllarında Augustus’a ve halefi Tiberius’a mektuplar yazarak affını ister. Ancak bu mümkün olmaz ve Ovidius 10 yılını sürgünde geçirdikten sonra yine burada ölür. Ancak Ovidius’un burası ile ne ilişkisi var, kulenin ismi neden Ovidius kulesi, bunu bilen yoktur. Ovidius sürgüne giderken, sadece gemiyle yakınından mı geçti, ya da bu civarda mı konakladı bilinmemektedir. Köstence’deki zorunlu ikameti sırasında buralara gelme şansı mu buldu, bilinmiyor. Tek bilinen, tarihi kayıtlarda kulenin adının Ovid kulesi olarak geçtiğidir. Ovidius’un sürgünde öldüğü Köstence yakınlarındaki Mika Tepesinde de bir Ovid kulesi bulunuyor. Yine bunun gibi kare planlıdır. Köstenceliler, 1990 yılında Ovidius’un adına, şehirlerinde bir üniversite kurdular. Bizdeki tek izi olan Ovid kulesi ise, mezarlığın yakınındadır ve 90’lı yılların sonunda ciddi bir restorasyon gördüğü bilinmektedir. Kilyos yukarı mezarlığının yakınlarında, Atlas Çiçeği Sokak’taki kule, bir tesisin parçası olduğu için bir zaman öncesine kadar gezilebiliyordu. Ancak günümüzde o işletme kapalı ve kulenin çevresi de çiftlerle çevrili olduğundan görmek için biraz cambazlık yapmak gerekiyor.

Evet, gezimize devam edelim. Köyün merkezinden geçilerek, uzun sahiline iniliyor.

Pek çok plaj işletmesinin bulunduğu bu uzun kumsalda, deniz oldukça sığ, dalgalı ve havası da genellikle rüzgarlıdır.

kilyos.genel.000.bu

PLAJLAR

halk plajı.1

Kilyos Halk Plajı

Kilyos merkezindedir. Özellikle yaz aylarında, hafta sonları tatilcilerle dolup taşmaktadır. Güzel kumsalı ve çevre tesisleriyle her türlü ihtiyacınızı karşılar. Evet burası kilometrelerle sürmekte ve oldukça geniş bir kumsala sahiptir. Günübirlik deniz ve plaj keyfi için idealdir. Halk plajında: alt yapı ve temizlik çalışmaları tamamlanarak, tuvalet, soyunma odaları ve duş kabinleri yeni düzenlenmiştir. Ayrıca cankurtaran ve güvenlik hizmeti verilmektedir. Günübirlik giriş fiyatı 15 TL dir.

baykuş plajı.1

Baykuş Plajı

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde ve Kilyos Gümüşdere köyü tesislerinde faaliyet göstermektedir ve gündüzleri ailece deniz ve plaj keyfi yapmak isteyenler için Kilyon’un en güzel plajlarından biridir.

 

Plaj kulüpleri-Beach Kulüpler

Merkezden uzaklaştıkça, plaj kulüplerinin daha iyileri bulunmaktadır. Özellikle de Kilyos yakınlarındaki Demirciköy’de girişin ücretli olduğu bu kulüplerde ödediğiniz para hafta sonları, hafta içine göre daha yüksektir. Kulüpler, futbol, basketbol, rüzgar sörfü gibi pek çok aktivite sunmaktadır. Sezon dışında, plaj kulüpler kapalı ama Demirciköy’dekiler restoranları ile hizmet veriyorlar.

high beach.1

High Beach Kilyos

Burası eski “Solar Beach” dir. Yaz boyu açık restoranı ve dükkanlarıyla hizmet veriyor. Burası aynı zamanda pop konserleri ve haftasonu festivallerinin de mekanıdır. Burası 1 kilometrelik eşsiz kumsalı, restoranları, barları, eğlence ve partileriyle tatil köyü rahatlığı yaşatıyor.

babylon beach.1   babylon beach.2

Babylon Beach Kilyos

Güzel bir koyda kurulmuştur. Yeşil alanları, yaz-kış açık olan ve kahvaltı menüleriyle balık çeşitleri iddialı mutfağı, plajı ve zengin aktiviteleri vardır.

burç beach.1    kiteboard.1

Burç Beach Kilyos

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından 2001 yılından beri, Boğaziçi Üniversitesi Kilyos Sarıtepe Kampüsünde faaliyet göstermektedir. 2 kilometrelik güzel kumsalı, 1400 metrekarelik güneşlenme terası, 200 kişi kapasiteli Cafe-bar, balıkçı restoranı ile toplam 2000 kişiye hizmet vermektedir. Burada: kite board, katamaran, wind surf gibi su sporları ve beach volley ve beach soccer yapılabiliyor. 650 arabalık otopark bulunmaktadır.

uzunca beach.1

Uzunca Beach Kilyos

DEmirciköy’deki bu mekan, güzel kumsalı ve denizi, lezzetli menüleri ve bol balık çeşitleriyle restoranı, kamping alanı ve aktiviteleriyle hafta sonu deniz ve tatil keyfi için ideal mekandır. Karavan kamping ve doğa yürüyüş imkanı ile ayrıca ilgi çekmektedir.

İstanbul, Polonezköy

11.175 kişi okudu!

polonezköy.gene.1

Polonezköy İstanbul’a hem yakın hem de uzak sayılır. Beykoz-Ümraniye yolundan giderseniz Fatih Sultan Mehmet köprüsü, Anadolu yakası çıkışından sapın 12 km gittikten sonra buraya ulaşırsınız. Yani Karadeniz sahilinden yaklaşık 20 km ve İstanbul Boğaziçi kıyılarından ise yaklaşık 15 km uzaklıktadır. Buraya servis yapan toplu ulaşım aracı yoktur. Sadece özel araçlar ile gidilebiliyor.

Polonezköy: 1842 yılında Rus ordusundaki mecburi askerlik hizmetinden kaçıp yeni bir hayata başlamak isteyen Polonyalı askerler için Lazarist Hıristiyanlardan alınan araziye kurulmuştur.

İsmini, hemşerilerinin yerleşip bir köy kurma hakkı için mücadele eden Polonyalı sürgünlerin lideri Prens Adam Czartorski’den almıştır. “Adam’ın köyü” anlamına gelmektedir.

Başlangıçta sadece 12 olan nüfus, 1848 yılında Macaristan, 1863 yılında Polonya’daki ayaklanmadan kaçanların ve Siberya sürgünü Polonyalıların gelmesiyle artmış, Polonezköylüler 1853 yılında Kırım savaşında Osmanlılarla birlikte savaşınca Sultan Abdülmecit tarafından ödüllendirilmiş ve oturdukları topraklar onlara bağışlanmıştır.

1918 yılında Polonya bağımsızlığını kazanınca bazıları ülkelerine geri dönmüştür. 1934 yılında Atatürk burayı ziyaret ettiğinde, geçimini hala çiftçilik, odunculuk ve deri eşya satışından sağlayan Polonyalılar vardı. 1938 yılında vatandaşlığa kabul edildiler. Atatürk’ün ziyareti sırasında kaldığı ev görülmeye değerdir.

19’ncu yüzyılda Franz Liszt, Gustave Flaubert ve Pierre Loti gibi ünlüleri ağırlayan Polonezköy sakinleri, 60’larda turist ağırlamak için özel misafir evleri inşa etmeye başladılar ve bu yıllardan itibaren Polonezköy sahip olduğu farklılıklarıyla turistler için cazibe merkezine dönüşmenin ilk adımlarını attı. Turizmin artık yaşam kaynağı olduğu belde, aralarında Cumhurbaşkanları Lech Walesa (1994 yılında) ve Alexander Kwesniewski (1996 ve 2000 yıllarında) gibi tanınmış kişilerin de olduğu pek çok misafiri ağırlamanın gururunu yaşıyor.

Eskiden sakinlerinin Lehçe konuştuğu ve Türkçeyi ikinci dil olarak öğrendiği köyde çok şey değişti. Bugünlerde artık herkes Türkçe konuşuyor, Lehçeyi akıcı kullanabilenlerin sayısı ise kırkı geçmiyor. Eskiden sahip oldukları mülkleri kimseye satmazken bugün istediklerine satabiliyorlar olmaları gerçek Polonyalı nüfusun da azalmasına yol açmıştır. Son zamanlarda yapılan otel ve pansiyonlar maalesef köyün tarihsel ve kültürel özelliklerini yok sayan beton yapılar olarak göze çarpıyor. Polonezköy’ün simgesi olan doğal güzelliklerin, insanın doğaya gösterdiği saygıdan kaynaklandığının unutulması hüzün veriyor.

Köyün meydanına girişte, bir kilise ve Katolik mezarlığı vardır. Bol yeşillikli bu bölgede, kır lokantaları, piknik alanları ve konaklama imkanları bulunuyor. Özellikle: Mayıs ve Haziran aylarında, en güzel günlerini yaşayan bölgede, Polonezköy Tabiat Koruma Alanı, Milli Parklar kapsamında yer almaktadır. 1996 yılında Tabiat Parkları statüsü kazanan 3000 hektarlık park, zengin florasıyla ziyaretçilere peyzaj güzellikleri sunuyor.

Orman içi yürüyüş, koşu, bisiklet parkurları, özel bir hayvanat bahçesi, kimi tesisler içinde bulunan yüzme havuzları, tenis ve binicilik sporu, at kiralayarak tur yapma alternatifleri yanında, Polonezköy’ün açık havada brunch ve köy kahvaltıları oldukça meşhurdur.

 

ALIŞVERİŞ

Polonezköy merkezinde, yöresel ve tekstil ürünleri başta olmak üzere hediyelik eşya satan tezgah ve dükkanlar bulunmaktadır. Polonya halkını simgeleyen süs eşyaları ve kıyafetler bulup satın alabilirsiniz. Polonezköy, ayrıca doğal ortamda üretilen balı ile meşhurdur. Merkezde bulunan Polonezköy Arıcılık Müzesine uğrayın ve burada organik üretim teknikleriyle üretilen bal, polen, arı sürü, Propolis ve balmumu bulabilirsiniz. Yaz aylarında ise Polonezköy’ün kirazı meşhurdur.

meryem ana kilisesi.1

KİLİSE

Polonezköy’de görülecek sadece birkaç yer vardır. Meryem Ana Kilisesi de bunlardan biridir. 1912 yılında yapılmış, I. Dünya Savaşı sırasında askeri karargah olarak kullanılmıştır. 1918 yılında ise restore edilerek tekrar ibadete açılmıştır. Bahçede 1869 yılında burada ölen ve gömülen şair Adam Mickiewicz’e adanmış bir anıt bulunmaktadır.

zafia rızı.1

ZOFİA RİZİ ANI EVİ

Bu anı evinde: Polonezköy tarihçesinin ve eski fotoğrafları bulunmaktadır. Zofia Rızı Anı Evi, Polonezköy’ün en eski evlerinden biri olarak halkın ziyaretine açıktır. Bu evde: köy ve aileye ait fotoğraflar ve dokumalar toplanmıştır. Zafia Rızı Anı Evi, babası Wincenty Rızı tarafından 1881-1883 yıllarında yapılmıştır. Rızı ailesinin evi köydeki en gösterişli evlerden biridir. O dönemin tipik Polonya köy evi mimarisini sergileyen bu ev, orjinalliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Köyü ziyaret eden turistler tarafından beğenilmekte ve yeşyeşil bahçesiyle ziyaretçileri büyülemektedir.

Bu anı ev: Polonya-Türk ilişkilerinde dostluğun sembolü olarak kabul edilmiş, Polonezköy’e yapılan resmi ziyaretlerde de rol almıştır. T.C.Hükümeti temsilcileri ve Polonya Hükümeti temsilcileri tarafından Polonezköy’ün resmi ziyaretlerinde Zofia Rızı Anı Evi ziyaret edilir ve sık sık Polonya ve diğer ülkelerden gelen turistler misafir edilerek, yurt dışında, internette, kitaplarda, gezi turlarında bile anılan bir yer olmuştur. Polonezköy’deki bu hatıra evinin açılmasında fikir babası 1940’lı yıllarda Michal Czajkowski’dir. Polonya gelenekleri, özellikle Sibirya sürgününden dönmüş olan Wincenty Ryzy’nın evinde yaşatılıyordu. Ryzy’ların evinde ünlü Polonyalıların portreleri ve vatanseverlerlik konulu tabloların yanısıra, köyün en büyük Lehçe kitaplarından oluşan kütüphanesi bulunuyordu.

Daha sonra bu evde Polonya’da “Ciocia Zosia” (Teyze Zosia) olarak ünlü olan Zofia Rızı (1903-1986) yaşamaya devam etti. Zofia Rızı, burada Polonezköy gençleri arasında ana dili ve Polonya tarihi hakkında bilgiler veriyordu. Evi, Türkiye topraklarında bir çeşit Polonyalılık göstergesi olmuş, kapısı büyük bir misafirperverlikle ağırladığı Polonya ve tüm dünyadan gelen konukları için her zaman açık olmuş ve aynı zamanda gençlerin buluştuğu bir kültür merkezi olmuştur.

Yürüttüğü faaliyetlerinden dolayı, 1975 yılında Polonya Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi tarafından “Gümüş Liyakat Madalyası” ile ödüllendirildi. 1981 yılında ise yurt dışında yaşayan Polonyalılar ile anavatan arasındaki bağlarını kuvvetlendirmede göstermiş olduğu olağanüstü başarılar sebebiyle kendisine “Polonia” derneği tarafından özel diploma verildi. Anne ve babası henüz hayattayken tüm dünyadan gelen misafirler, 1916 yılından itibaren tutulmakta olan hatıra defterine ve albümlere notlarını yazmışlardır.

kültür evi.1   kültür evi.2

POLONEZKÖY KÜLTÜR EVİ

Polonezköy meydanının arka tarafında ana yolun kenarındadır. Polart Gallery ve Polonezköy Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. Yıl içinde düzenlenen pek çok kültürel ve sosyal aktiviteye ev sahipliği yapmaktadır.

ağaç oyma heykeller.1

AĞAÇ OYMA HEYKELLER SERGİSİ

Ağaç oyma sanatının güzel ve fantastik yapıtlarını burada görebilir, aynı zamanda yeşillikler arasında banklarda oturarak dinlenebilirsiniz.

 

POLONEZKÖY MEZARLIĞI

Polonyalı milli şair Juliusz Slowacki’nin aşık olduğu Ludwika Sniadecka’nın mezarının yanı sıra Polonya Cumhuriyeti Milli Savaş ve Şehitlikler Konseyi tarafından restore edilen 92 tarihi mezar bulunmaktadır.

14

KİRAZ FESTİVALİ

Her yıl gerçekleştirilen Kiraz Festivali, oldukça keyifli geçmektedir. Polonya’dan gelen folklor ekiplerinin gösterilerinden sergilere, konserlerden kilise bahçesindeki resitallere kadar bir dizi etkinlik yapılıyor. Yerel kıyafetleriyle çevrede göreceğiniz genç kızlar, kollarına taktıkları sepetlerden kiraz ikram ediyorlar. Kurulan Pazar yerinde, organik meyve ve sebzeler satın alabilirsiniz. Köyün en hareketli zamanlarını yaşadığı festival günleri, Türkiye-Polonya arasındaki bağları kuvvetlendiren kültürel bir paylaşım ortamı niteliğine de sahiptir. Çünkü açılışa her iki ülkeden bakanlar ve üst düzey bürokratlar ilgi gösteriyor.

 

İstanbul Bakırköy

11.121 kişi okudu!

bakirkoy-1

Bakırköy: Roma imparatorluğu döneminde, İmparatorluğun Avrupa bölümünü, Bizanstion şehrine bağlayan “Via Egnatia” yolu üzerinde bulunmasıyla önem kazanmıştır. Çünkü burada yol üstü konaklama yerleri yapılmıştır.

Roma dönemindeki ismi “Hebdemon” dur. Bunun kelime anlamı “Yedinci” yani “kent surlarından itibaren, buranın yedinci mil’de bulunması” dır. Burası: şehre gelen önemli konukların ve askeri birliklerin karşılandıkları ve yolcu edildikleri yer olarak biliniyordu. İmparator I. Constantinus döneminde; burada: gösterişli konaklar, yazlık saraylar, av köşkleri ve kiliseler varmış ve dönemin en gözde semtlerinden birisiymiş. 1960’lı yıllarda yapılan kazılarda: bu dönemden kalma, en eski kiliselerden biri olan “Ayios İonnes” in kalıntıları bulunmuştur.

Bizans döneminde: burası “Makro Hori” yani “Uzun köy” ve “Marki Hori” yani “Uzak köy” diye isimlendirilmiştir. Müslüman halk: burayı “Makriköy” olarak isimlendirmiş ve 1925 yılında, yer isimlerinin Türkçeleştirilmesi sırasında ise, bu isimlerden hareketle, yöreye “Bakırköy” ismi verilmiştir. Bizans’ın ilk dönemlerinde: burada: bahçeler, hamamlar, köşkler ve havuzlar bulunuyormuş. Ancak: 1204 yılındaki Latin Haçlı istilasındaki saldırılarda tamamen yıkılmış ve yağmalanmıştır. Ardından bölgenin canlılığı kalmamış, küçük bir balıkçı ve bostan köyü olarak yaşam devam ettirilmiştir.

Fetihten sonra: Osmanlı bu uzak köye yerleşmemiştir. İlk yerleşim: 1600’lü yıllarda Kocamustafapaşalı Derviş Ahmet Efendi tarafından yaptırılan Çarşı camii ve hamam ile birlikte gerçekleşmiştir. Yani: Çarşı camii, bölgenin en eski yapısıdır. Ancak gerek cami ve gerekse hamam, sonraki dönemde yapılan onarımlar sonucu özgün özelliklerini yitirmiştir. Bu dönemde, bölgenin ilk yerleşimcileri Rumlardı. Ancak 19 yüzyılın başlarında, İstanbul ve başka şehirlerden gelen birçok Rum aile, yine buraya yerleşmişlerdir.

Bölgenin daha da canlanmasının temelinde: Sultan II. Mahmut döneminde, Ataköy’de yaptırılan “Baruthane” nin etkisi büyüktür. Bu dönem, aynı zamanda Ermenilerin, buraya yerleşmelerinin başlangıcı olmuştur. Çünkü Sultan II. Mahmut: baruthane inşaat işini Hovhannes Dadyan isimli bir Ermeni mimara vermiş ve o da Ermeni ustalarla birlikte inşaatı yürütmüştür.

bakirkoy-2

Günümüzde de görülen ve karşı karşıya duran Aya Yorgi ve Surp Asdvadzadzin Rum ve Ermeni kiliseleri, geçen yüzyılın ortalarında yapılmıştır. Ayrıca: Yenimahalle’ye doğru bir de İtalyan Katolik kilisesi ve Rum mezarlığında, Analipsis kilisesi vardır.

Sultan II. Abdülhamit döneminde, Bakırköy iyice canlanmıştır. Birçok bey ve paşa: burada evler, köşkler ve konaklar yaptırmış, parklar, bahçeler ve eğlence yerleri açılmıştır.

bakirkoy-3

1850’li yıllarda ise, günümüzdeki Yenimahalle’de: Bakırköy Basma ve Bez Fabrikası (Sümerbank) kurulur. 1870 yılında, Fransızlar tarafından yapılan demiryolu buradan geçince, bölge hızla gelişmiş, nüfus artmış ve Osmanlı ailelerinin gözde semtlerinden biri haline gelmiştir. 1922 yılındaki mübadele de, burada yerleşik Rumlar toplu olarak ayrılmışlar ve ardından Ermeniler de bölgeyi terk etmişlerdir.

Bakırköy’ün, günümüzdeki en canlı yeri: İstanbul’da at yarışlarının yapıldığı tek yer olan “Veliefendi Hipodromu”.
veliefendi-1
VELİEFENDİ HİPODROMU:
Burası Türkiye’nin en ünlü ve önemli hipodromlarından birisidir. Bakırköy Yenimahalle’de, tren istasyonuna yürüme mesafesindedir. Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşamış olan Veli Efendi isimli kişi: İstanbul’un fethi sırasında büyük yararlıklar göstermiş ve bu yüzden, fetihten sonra, Bakırköy’de bu bölgedeki bir köy kendisine verilmiş ve onun ismiyle anılır olmuştur. Bu konuda anlatılan başka bir husus daha vardır. Sultan III. Mustafa, bir iftira üzerine sürgüne gönderdiği Şeyhülislam’a özür mahiyetinde Çırpıcı Çayırının sahil kısmını vermiş, kendisi de o dönemin en değerli bölgesindeki bu arsayı mesire yeri olarak vakfetmiştir. Veliyüddin Efendi: uzun yıllar üst düzey devlet görevlerinde bulunmuş, devrinin önemli bir hattatıdır. Dünyanın önemli koleksiyonlarında kendisinin eserleri bulunmaktadır. Beyazıt Kütüphanesine, birçok el yazması kitap bağışlamıştır.

Günümüzde: hipodrom ve civarındaki bölüm: eskiden uzun süre “Şeyhülislam Veliyüddin Efendi Çiftliği” olarak bilinen bir mesire yeridir. Çünkü 1768 yılında ölen Şeyhülislam Veliyüddin Efendi: bu alanı mesire yeri olması için vakfetmiştir. Böylece Osmanlı döneminde, burası şehrin en gözde mesire yerlerinden birisi olarak kullanılmıştır.

Ancak: 1911 yılına gelindiğinde: Enver Paşa, İstanbul’da at yarışları düzenlenecek bir arazi ararken, burayı uygun görmüştür ve bunun üzerine, buraya hemen yarış pistleri ve tahta trübün ve hakem kulesi yaptırılmıştır. Buradaki ilk at yarışları, 1912 yılında düzenlenmiştir. 1920 yılında ise, yine burada bir İngiliz şirketi at yarışları düzenlemeye başlamıştır. Yarış pisti ve diğer tesisler, yarışlara olan ilginin zamanla artmasının ardından sürekli yenilenmiş, geliştirilmiş ve genişlemiştir. 1950 yılında, arazi, Tarım Bakanlığı tarafından, Türkiye Jokey Kulübüne kiralanmıştır. Gelelim günümüzde hipodrom olarak kullanılan tesise: seyirci kapasitesi 7600 kişi, pist uzunluğu 2020 metre, pist genişliği 27-36 metredir. Ayrıca: bir sentetik ve bir kum yarış pistleri vardır. İlaveten: TJK Üyeleri Sosyal Tesisi, İdare Binaları, Yarış atları hastanesi, Apranti eğitim merkezi, satış mağazası, müze ve sergi alanları bulunmaktadır.

Evet, İstanbul şehrinin beton kalabalığı içinde, burası tam bir yeşil vaha gibidir ve hala, birçok İstanbullu buraya piknik yapmak için gelmektedir.
Bakırköy’ün günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış en eski yapılarından bir tanesi: Dantelacı Sokağının İstanbul Caddesine açılan köşesinde bulunan Çarşı Camiidir. Diğer adı: Kartaltepe Camii.

carsi-camii-1   carsi-camii-2

ÇARŞI (KARTALTEPE) CAMİİ:
İki katlı caminin altında dükkanlar ve bir çeşme, yan tarafında ise günümüzde mağaza olarak kullanılan hamam vardır. Çeşme üzerinde bulunan kitabeye göre: Çarşı Camii: ilk olarak: 1601-1602 yılları arasında Şabanağa tarafından ahşap olarak yaptırılmıştır. Ardından, zamanla harap olan cami: Sultan Abdülaziz tarafından 1875 yılında kagir olarak yeniden yaptırılmıştır.

Minaresi: günümüze kalmış en eski kısmıdır. Camiyle aynı yıllarda yapılan çeşmesi de, son derece dikkat çekicidir. Cami 1980 yılından sonra genişletilmiş ve günümüzde 5000 kişinin aynı anda ibadet edebileceği bir yer olmuştur. Giriş kısmında: kütüphane, çay ocağı, gasilhane, imam müezzin odaları vardır.

Bakırköy’ün bir diğer eski yapısı: 19’ncu yüzyıl ortalarına tarihlenen “Surp Asdvadzadzin Kilisesi” Bölgenin diğer eski ve özgün yapıları arasında: “Ayios Yeoryios Rum Ortadoks Kilisesi” ve Rum mezarlığının içindeki “Analipsis Kilisesi” var.
Bölgede, tarihten bugüne mistik bir ziyaret yeri olarak ünlenen: “Zuruhat Baba Türbesi” var.

zuhurat-baba-turbesi-00   zuhurat-baba-turbesi-0   zuhurat-baba-turbesi-1

ZURURAT BABA TÜRBESİ:
Anlatılanlara göre: İstanbul’un fethi öncesinde, ordularıyla İstanbul önünde ilerleyen Fatih: Reghion (Küçük Çekmece) denen yerden hareketle, Makro Khori (Bakırköy) denen yere gelir ve günümüzdeki Ataköy’de ordugah kurar.

Bizanslılar: bütün su kuyularını zehirlediklerinden, savaşın en yoğun ve şiddetli yaşandığı anlarda, Osmanlı ordusunda susuzluk başlar. Tam bu sırada: sırtında kırbası ve elinde maşrapasıyla çıkagelen aksakallı ve nur yüzlü biri: susuzluktan kırılan askerlere su dağıtmaya başlar. Hatta: kırbasındaki su bitmek tükenmek bilmez. Nereden çıktığı bilinmeyen bu yaşlı kişi, askerlere “Beni hünkarınıza götürün” der. Dedeyi, Fatih’in huzuruna çıkarırlar. Dede “Padişahım bende: değil bir orduya, birkaç orduya yetecek kadar su var” der. Padişah yanındaki kumandanlara, bu dedenin nereden geldiğini sorar. Onlar da “Bilmiyoruz hünkarım, yeniçeriler arasında birden zuhur etti” derler. Bu benzetmenin ardından, hemen orada dedeye “Zuhurat Baba” ismi verilir.

Zuhurat Baba: ardından, Fatih ve kumandanlarına: bugünkü türbesinin bulunduğu yerin hemen yanında, ağaçların ve çalıların arasında gizli bir kuyuyu gösterir. Kuyunun berrak ve tatlı suyu vardır. Ordunun su ihtiyacı, bu kuyudan karşılanır. Ancak Zuhurat Baba, askerlere su dağıtırken ölür ve kuyunun hemen ötesinde açılan mezara gömülür. Yüzyıllar gelip geçtikçe, kuyu toprak altında kalır ve kabir ortaya çıkarılır.

Bir başka söylentiye göre: Zuhurat Baba, öldükten sonra, sırtındaki kırbasından sanki pınar gibi sürekli su aktığı görülür ve şehit olduğu yere gömülür.

Evet, açık mezar şeklindeki bu türbe: İstanbul şehrinin en çok ziyaret edilen yatırlarından biri olmuştur. Ancak: Zuhurat Baba’nın Müslüman mı yoksa Hıristiyan mı olduğu konusunda bir takım tartışmalar yapılmaktadır. Yine de yıllardır, inananlar tarafından bir evliya kimliği kazanmış ve türbesi, derdine derman arayanlar tarafından bir ümit kapısı olarak ziyaret edilmiş ve edilmektedir.

Osmanlı döneminde, burayı ziyaret edenler: bir nikel parayı, evliyanın içinde demir cevheri bulunan mezar taşına bastırırlar, eğer madeni para taşa yapışırsa, niyetlerinin olacağına inanılır. Bir diğer söylentiye göre, mezarın yanındaki taşların arasına mum yakılıp konurdu. Mumlu taşların üzerine, ortası delikli madeni paralar yapıştırılmaya çalışılırdı. Eğer para taşın üzerine yapışır kalırsa dileğin gerçekleşeceğine inanılırdı.

1950’li yılların başında, Baruthane Tesislerinin nizamiye kapılarından birinde bulunan Zuhurat Baba türbesi: önceleri “Emrazi Akliye ve Asabiye Hastaneleri”ne getirilen hasta ve hasta sahiplerinin şifa bulmak için ziyaret ettikleri bir yer iken zamanla ünü yayılır.

Ardından çocuk isteyenler, türbeye beşik asar, ev ve araba isteyenler ise anahtar bırakırlar. Özellikle, Cuma günleri türbeye aşırı ziyaretçi akını olur. Türbenin çevresindeki park ise, özellikle yaşlılar için bir dinlenme yeri olarak kullanılır.

Evet, Bakırköy bölgesinin bir diğer önemli yapısı da, Zuhurat Baba Mahallesinde bulunan: Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesidir.

Bir zamanlar, eski dönemlerde, hastanenin adı tam olarak söylenmez, aklından şüphe edilenler için, “tam Bakırköylük” denirdi.

Yani: Bakırköy denilince, insanların aklına, bu akıl hastanesi gelirdi. Geçmişi uzun yıllara dayanıyor.

hastane-1

BAKIRKÖY RUH VE SİNİR HASTALIKLARI HASTANESİ:
Hastanenin ana binası, 1914 yılında, Sultan Reşad tarafından, Reşadiye Kışlası olarak yaptırılmış. Hastane: 1924 yılında, Üsküdar’daki yerinden, Enver Paşa tarafından, Reşadiye adıyla yapılan kışla binasına taşınarak burada hizmet vermeye başlamıştır. 1940’lı yıllarda: hastane için devlet yardımları yetersiz kalmaya başlayınca: hasta sayısı hızla artmasına rağmen, yeni tesisler açılamamış ve yatak sayısı arttırılmamıştır. Sonucunda ise, ölüm oranları artmıştır.

1914 yılında, hastane içine bir saat kulesi yapılmıştır. Ancak kulenin bakımsız kalması üzerine saat: Reşadiye Kışlasına kaldırılmış, kule 1999 depreminde yıkılarak yok olmuştur.
Bakırköy’ün; Bizans döneminden günümüze kadar yaşamış olan en önemli yerlerinden biri de :”Fildamı” dır.

fildami-1   fildami-2   fildami-3   fildami-4

FİLDAMI:
Bakırköy Osmaniye’dedir.

Sular içinde kalan eski İstanbul’da yeterli su kaynağı yoktur. Kuyular ve diğer küçük boyutlu çeşitli kaynaklar: kurak zamanlarda ve aylar süren düşman kuşatmalarında, şehrin kapılarının kapatılmasıyla birlikte su sıkıntısına çare olmamıştır. Bu yüzden, Bizanslılar: şehrin su ihtiyacını karşılamak için şehirde kemerler, su dağıtım şebekeleri, çeşmeler ve devasa sarnıçlar yapmışlardır. Kapalı sarnıçlarla temiz içme suyu ihtiyacı karşılanmış, açık sarnıçlarla bağ, bahçe, bostan sulanmış, hayvanların su ihtiyacı karşılanmıştır.

Erken Bizans döneminde; yani muhtemelen 5 veya 6 yüzyılda yapılmış ve günümüze gelen en güzel açık sarnıç örneği ise “Fildamı” dır. O dönemde sarnıç “Hebdamon Sarnıcı” olarak biliniyordu. Bu sarnıç: o dönemde: Bakırköy’deki eski “Magnaura” ve “Jucundianae” saraylarına ve Veliefendi’nin bulunduğu yerdeki Bizans ordusunun “Campos” denen ordugahına su sağladığı düşünülmektedir. Osmanlı döneminde ise, burada fillerin barındırıldığı ve bu yüzden ismin “Fildamı” olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Ankara savaşının ardından, Osmanlı bir süre, fillerden yararlanmayı denemiş ve getirilen filler, burada barındırılmıştır.

Sarnıç: kıyıdan yaklaşık 1500 metre kadar içerdedir. Üstü açık ve çok büyüktür. Uzunluk 127 metre, genişlik 76 metre ve derinlik 11 metredir. Ancak derinliğin daha fazla olduğu düşünülüyor. Sarnıcın dört bir tarafındaki duvarlarının kalınlığı, nişlerle birlikte 7 metredir. Bu duvarlar: aşağıdan yukarıya doğru 7 sıra taş ve 7 sıra tuğla kuşak şeklinde örülmüştür. Tuğla kuşaklar: beşer sıra tuğladan oluşmuştur. Bu mükemmel duvarlar, günümüze kadar sağlam gelmiştir.

Uzun bir süre boş olarak bekletilen sarnıç alanı, 1996 yılında yapılan bir düzenleme ile, 12 bin kişilik, konser etkinliklerinin düzenlendiği bir yere dönüştürülmüş ve birçok ünlü sanatçı burada konser vermiştir. Büyük korolar (320 kişilik Türkiye’nin en büyük korosu dahil) burada çeşitli gösteriler düzenlemiştir. Ancak, daha sonra buranın konser için kullanılması durdurulmuştur.

Bakırköy’ün bir diğer önemli mekanı da: bugün Bakırköy Merkez İlkokulu olarak kullanılan yer. 1864 yılında, Paris’ten getirilen şehircilik uzmanı Kont Alleon, kendine yaşamak için, kentin bu sakin ve renkli semtini seçer. Bugünkü Taş Mektep’in bulunduğu arsayı satın alır, büyük bir köşk yaptırır. Hemen yakınındaki Taş Köprü gibi Marsilya’dan getirilen kiremit ve tuğlalardan yapılan köşk, halen ayakta.

ataköy.1   ataköy.2

ATAKÖY

İstanbul’un fethinden sonra, şehir içi sayılabilecek yerlerde (Ayasofya, Unkapanı gibi) baruthaneler açılmıştır. Ancak bir süre sonra kazalar başladı. Baruthaneler, yangından, kıvılcım ve yıldırımlardan etkilenerek patlamaya başladı ve bunun üzerine, şehir dışına uzak yerlere taşınmaya başladılar.

Sultan II. Mahmut, Barutçubaşı Hovhannes Dadyan’a, yeni baruthaneyi: şehir merkezinden oldukça uzakta yani burada yaptırmıştır. Bu yüzden, bu semt uzun süre “Baruthane” olarak tanındı.

Cumhuriyetten sonra ise, Türkiye’nin ilk modern siteleri burada kuruldu. Bu sitelerde: 1950’lerde 60 bin nüfuslu bir yerleşim yeri planlanarak, bu büyük ve çok katlı konutlar yapıldı.

aya mama deresi.0   aya mama deresi.1

Aya Mama Deresi

Aya Mama deresi: eski Baruthane, günümüzdeki Ataköy sınırları içindedir. Başakşehir ilçesinin doğusunda Esenlerde Baştabya kışlası içindeki kaynaktan çıkar ve Bağcılar, Bahçelievler ilçelerinden akarak, Bakırköy ilçesi sınırları içinde Marmara denizine dökülür.

Bizans dönemindeki ismi “Ayios Mamas” tır. Eski dönemlere ait geniş bir nehrin, günümüze kadar ulaşmış kırıntısıdır.

Derenin isminin kaynağı hakkında iki görüş vardır.

Bunlardan birincisi: dere: Aziz Mamas isimli bir Hıristiyan azizin ismine istinaden verilmiştir. Aziz Mamas, öteki adıyla Aziz Mammes ya da Aya Mama: özellikle Avrupa’da Yunanistan, Kıbrıs ve Fransa’da çok popülerdir, adı bazı kiliselere ve bazı küçük yerleşim yerlerine verilmiştir. Beslediği hayvanlardan ve hatta ehlileştirdiği söylenen geyikten elde ettiği sütlerden: peynir, yoğurt yapıp fakir insanlara dağıtarak yardım etmiş ve Hıristiyanlığın yayılmasına uğraşmış bir çobandır.

Ancak genç yaşta Roma imparatoru olan Aurelianus (270-275) un emri üzerine, yaşadığı topraklardan alınarak Cesarela (Kayseri) şehrine getirilir ve Hıristiyanlığı yaydığı için işkence edilerek öldürülür. Aziz Menas’ın mezarının bulunduğu yere, Bizans döneminde bir kilise yapılır. Daha sonraki devirlerde, kemikleri, Hasan dağının eteklerindeki Mamasim adı verilen yere getirilerek yeni bir mezara gömülür ve bu yer, yüzyıllardır Kapadokyalı Hıristiyanlar tarafından çok önemli bir kutsal ziyaret yeri haline dönüştürülmüştür.

Aziz Mamas: Bizans kilisesinde büyük saygınlık görür. Başkent Konstantinopolis şehrinin iki önemli noktasında, onunla ilgili kült yerleri oluşturulmuştur. Bunlardan biri: muhtemelen Diplokonion (Beşiktaş) da ve diğeri ise Hebdomon (Bakırköy) dedir. Bu iki yerleşimin sınırları içinde: birer manastır, bu manastırlara ait kilise, ayazma gibi yapılar oluşturulmuştur. Hebdomon’da, yerleşimin batısından geçip Marmara denizine dökülen söz konusu dereye de “Aziz Mamas” ismi verilmiştir.

İkinci görüş: derinin ismi İsa’nın annesi Meryem’e atfen “Kutsal Anne” gibi “Ayia Mama” dan gelmektedir.

1970’li yıllarda dere yakınlarında, tarlalar arasında, Bizans döneminden kalma tarihi bir yapının kalıntıları bulunur. Burası: kaynağı Ortodoks kilisesi tarafından kutsanmış ünlü “Aya Mama Ayazması” dır.

Eski Bakırköy’un Rumları, yılda bir defa Baruthane komutanlığından izin alarak, faytonlarla buraya gelip yortu yaparlardı. Dileklerinin yerine gelmesi için dua okurlar, pikniklerini yapıp, yanlarında getirdikleri şişelere ayazmanın kutsal suyundan doldurup evlerine dönerlerdi.

Aradan yıllar geçti ve Ataköy evleri yapılınca, ayazmanın taşları da yerlerinden sökülüp atıldı. Uzun yıllar, Aya Mama deresinin yatağına imar izni verilmedi. Ancak 20 yıl kadar önce imar izni çıktı ve bu yasaklı ve tehlikeli bölgede, birbiri ardına yapılar dizilmeye başlandı. Ardından 1995 yılındaki sel felaketi yaşandı. 2009 yılında yaşanan sel felaketinde onlarca kişi sel sularına kapılarak öldü. Günümüzde de, binlerce yıllık alüvyonlu ve yumuşak dere yatağına yapılan evler her an tehlikeye açıktır. Sonuç olarak: Aya Mama deresinin intikamı mı, yoksa Aziz Mamas’ın laneti mi nedir, bu durumu açıklamak mümkün olmaz.