Bolu, Gölcük

24.686 kişi okudu!

gölcük.1

Son olarak 4 Mart 2018 tarihinde: Ankara’dan  hareket ile, günübirlik Gölcük’e gittim. Daha önce: 1995-2000 yılları arasında görev nedeniyle 5 yıl bulunduğum yörede, güzelliğiyle Gölcük’ün daima bir başka önemi vardı. Mart ayı başında, Gölcük yağmurluydu, ayrıca yüksekte olması nedeniyle soğuk bir rüzgar da vardı, bu yüzden, Gölcük ziyaretçilerini yağmurluk, şemsiye ve sıkı giyinme konusunda uyarmak istiyorum.

Gölcük değerlendirilirken: iki açıdan bakmak gerekir. Buranın kışı bir başka güzel, yazı bir başka güzel.

Kışın: buz tutan göl, bembeyaz karlarla kaplı ağaçlar değişik bir güzellik sunuyor. Yazın ise: masmavi bir göl ve yemyeşil ağaçlar yine başka bir güzellik sunuyor.

Gelelim, Gölcük ile ilgili genel notlara:

Evet, herhangi bir nedenle Bolu istikametine gittiğinizde veya Ankara’dan bir hafta sonu, muhteşem bir tabiat manzarası ve çam ağaçları ile kaplı bir yerde bulunmak isterseniz, kısa sürede, yani iki-iki buçuk saat civarında gidebileceğiniz bir yer ararsanız, Gölcük ideal. Bu güzelliği: kışın’da yaşayabilirsiniz. Karlar üzerinde, mangal yakabilirsiniz. Belki de, göl’ün buz tutmuş yüzeyini görebileceksiniz ama kesinlikle, bu buz tabakasına üstüne çıkmaya kalkmayın, gözümüzün önünde, bu buz tabakasının kırılması ile gölün sularında kaybolan insanları gördük. Küçük keyfler, ızdırap haline gelmemeli.

Yanlız bilmelisiniz ki, Gölcük hafta sonları ve tatil günlerinde çok yoğun. Bolu halkı yanında, çevre yerleşim yerlerinden gelen yoğun bir insan trafiği var, yani bunu göze almanız gerek.

ULAŞIM:
Ankara yönünden otobana girdiğinizde, yaklaşık 125 km. sonra, Bolu-Doğu şehir girişinde, sağınızda Çimento Fabrikasını gördükten bir süre sonra çıkın. Normal karayolundan, yaklaşık 10 km. sonra Bolu şehir içine girin. Karacasu istikametinde ilerleyin, Gölcük-Seben-Kıbrıscık tabelalarını takip ederek, asfalt yanlız oldukça dik ve virajlı bir yoldan ilerleyerek, 15 km. sonra Gölcük’e varacaksınız. Yanlız dikkat, yol asfalt olmasına rağmen, çok dik ve virajlı. Her ne kadar, Gölcük çevresinde yapılaşmaya izin verilmese de, yol üzerinde büyük miktarda yapılı konut olduğunu ve ormanın nasıl işgal edildiğini göreceksiniz. Özellikle son gidişimde dikkatimi çeken bir yer var “Sevda Tepesi” isimli bu yer: tam ormanın içine, ahşap kullanılara yapılmış, tüm şehir manzarası ayaklar altında, ilginç bir yer, mutlaka dikkatinizi çekecektir.

Bunun yanında, örneğin kuşburnu tadını sever iseniz, yol kenarlarından toplayabilirsiniz. Ayrıca; çıkışta solda, inerken sağda, bir çeşme göreceksiniz. Buradan, Bolu’nun meşhur kökez suyu akmakta, mutlaka tadın ve hatta yanınızda var ise, mevcut kaplarınızı da doldurun, bu suyun tadı muhteşem, doyamazsınız.

Gölcük tabiat parkına vardığınızda: aracınızı otoparka bırakmanız gerekiyor, giriş ücretli. Göl çevresinde araç ile dolaşmak veya park etmek mümkün değil. Giriş ücreti: yayalar için 4 TL ve araçlar için araç başına 12 TL. dir. Kapıdan ücreti ödeyip içeri girdikten sonra, aracınızı çok geniş olan otopark bölümüne park edebilirsiniz. Yani: araç parkı konusunda pek sıkıntı yaşanmıyor. Tabiat parkının önünden yol devam ediyor, bu devam eden yol “Aladağlar” denen yere kadar gidiyor ve orada: yine bir göl ve Orman işletmelerinin ve Gençlik Spor Müdürlüğünün konaklama tesisleri bulunuyor.

Ancak: Gölcük’e gelirseniz, bilin ki, yakın çevrede konaklama durumu yoktur. Bu yüzden, buraya gelmeden önce, kalmayı düşünüyorsanız, mutlaka konaklama yerinizi Bolu şehir merkezinden ayarlamanızı öneririm. Burada çadır kurma gibi bir düşünceniz var ise, kesinlikle tavsiye etmiyorum, özellikle akşamları serin, tercih sizin.

GENEL:
Bu göl; Bolu Orman İşletmesinin yaptığı suni bir göl. Tamamen doğal gibi gözükmesine rağmen, suni. Yapılış amacı: gölün alt kısmında bulunan ormanlık alanda herhangi bir yangın tehlikesine karşı önlem almaktır. Göl ilk olarak 1958 yılında oluşturulmuş ve takip eden yıllarda büyütülmüştür.

Gölün çevresi; çam ve köknar ağaçları ile kaplı, ormanlık bir alan. Bu alanda; yaban hayatı süregelmektedir. Göl ve çevresi Milli Parklar tarafından koruma altına alınmıştır.

Gölün deniz seviyesinden yüksekliği; 1205 metredir. En derin yeri 5 metredir.

Dediğim gibi yapay bir göl. Bir zamanlar, bu göl üzerinde, gölün yüzeyini tamamen kaplayan bir yosun türü gelişmiş, çeşitli önlemler alınarak engellenemeyince, göl suları tamamen tahliye edilip, gölün zemini temizlenmiş. Zemine çakıl taşları döşenmiş ve yeniden su tutularak, göl eski seviyesine getirilmiş. Gölün bir tahliye kapağı var, yürüyüş parkuru üzerinde, dikkat ederseniz görebilirsiniz. Bu tahliye kapağı açıldığında, gölün suları, aşağıya doğru ormanlık alana akıyor.
Ayrıca; hava durumuna bağlı olarak, bazen çok kısa sürede muhteşem bir sis çökmekte. Bu anlarda, göz gözü görmüyor, ama sis fazla kalmadan yine hızla çekiliyor.

20170702_132212
Buranın en büyük özelliği; her türlü resim ve çekimde görülen, ahşap bir yapıdır. İlk olarak tamamen ahşaptan yapılan yapı, sonradan yıkılmış ve yerine günümüzde görülen daha sağlam yapı yapılmıştır. Özellikle, bu yapının su yüzeyine yansıyan görüntüsü muhteşemdir. Burası; Orman Bakanlığına ait bir misafirhane. Ama sadece bürokratların kalması mümkündür. Zaten çoğu zaman, kapısında bir kilit görülmektedir.
Göl çevresini çepe çevre dolaşan patikada mutlaka yürüyüş yapmalısınız. 1350 metre uzunluğunda. Yürüyerek rahatlıkla gezilebiliyor. Yürüyüş yaklaşık 20-30 dakika sürüyor. Özellikle, Misafirhanenin arka bölümündeki parkurda, orman içinden gelen suların sesini duyunca, orman havasının güzelliğini teneffüs edince, tam anlamı ile tabiatın tüm güzelliklerini hissedeceksiniz. Bazen ve özellikle, sabah erken ve akşam gün batımından sonra, orman içinden yükselen yaban hayatı canlılarının seslerini duyacak, hem ürkecek, hem de keyif alacaksınız. Çünkü, belki de, daha önce hiç duymadığınız sesler bunlar. Bu arada, yürüyüş yaparken orman içinde fazla ilerlemeyin, çünkü tam bir güvenliğin mümkün olmadığını düşünüyorum. Yürüyüş parkurunda ve piknik alanlarında bulunmanızda yarar var. Son ziyaretimde gördüğüm bir durum var: Orman alanı içinde “yürüyüş parkurları” oluşturulmuş ve bunların planı, hemen girişte bir tabela üzerinde belirtilmiş, yürüyüş meraklıları bunları değerlendirebilirler. Yürüyüş yapmak istemezseniz, veya yaş olarak yürüyemez iseniz, gölün çevresinde dolaşan, elektrik motorlu, 4-6 kişilik küçük golf arabaları vardır, bunlara binerek göl çevresinde bir tur atabilirsiniz.
Yürüyüş yaptınız, yoruldunuz, aslında o kadar güzel bir manzara var ki, gerçekten yorulmayacaksınız. Yine de, bol miktarda ağaç piknik masası ve oturma yeri var. Yanınızda piknik malzemesi getirdi iseniz, bu masaları kullanarak harika bir piknik yapabilirsiniz. Hayır, herhangi bir malzemeniz yoksa, gölün hemen girişindeki kır gazinosundan yararlanabilirsiniz. Burada, gerek yemek ve gerekse çay vs. gibi içecekler var. Yemek olarak ne tavsiye edebilirim, sizin aklınıza sanırım alabalık geliyor. Ama bilin ki, burada size sunulan alabalık, bölgede bolca bulunan alabalık çiftliklerinden gelen balık, yani doğal ortamda yetişen alabalık yeme şansınız yok. Ayrıca, balık tutma merakınız varsa, gölde değişik bir tür balık var. Bunun yöresel adı, “Hollanda sarısı” ve diğer ismi “kadife” bağılıdır.

Özelliği ise, sudan çıktıktan uzun zaman sonra bile, canlı kalabilmesi, yani dayanıklı bir balık. Yanlız, çok kılçıklı ve lezzetli değil. Avlanmak mümkün. Orman İşletme görevlilerine belli bir ücret ödemeniz karşılığında balık tutabiliyorsunuz, ama dedim ya çıkan balık pek makbul değil, tercih sizin. Öte yandan, balık tutmak: yılın belli zamanlarında ve ücret karşılığı mümkündür, balık tutmaya niyetlenirseniz, yanınıza mutlaka devriye gezen görevliler geleceklerdir.

20170702_131427   20170702_131431   20170702_131930   20170702_13223301

Yazın burayı ziyaret ederseniz: gölün yüzeyindeki çok renkli nilüfer çiçeklerini görebilirsiniz.

Evet yürüyüş yapmanın dışında: burada göreceğiniz yüzlerce kişi gibi piknik yapabilirsiniz. Ortam muhteşem güzel, mangal yakabilirsiniz. Yanınızda gerekli düzen yoksa: hemen gölün kıyısındaki restoranı tercih edebilirsiniz. Hatta: giriş yolunun kıyısında bulunan marketten bir şeyler satın almak ta mümkündür. Bunun dışında, gölün girişinin hemen sağında bir cafeterya ve restoran olarak hizmet veren tesis bulunuyor. Burada muhteşem göl manzaralı mekanda oturup bir şeyler yeyip içebilirsiniz.

Kışın, işte buranın yazı da güzel, kışı da güzel. Kışın 40 cm. civarında kar birikiyor. Gölün yüzeyi, çoğu zaman buzlu. Ama, buraya ait anlatılan hikayelerin çoğunluğu: bu buz tutmuş göl yüzeyinde, özellikle heyecan arayan gençlerin, buz zeminin kırılması sonucu suya düşmeleri, bazen kurtulmaları ama çoğu kez kurtulamamaları üzerine. Lütfen dikkat, göl yüzeyindeki buz tabakaya güvenmeyin, aksi halde buz kırıldığında düşebileceğiniz göl sularından kurtulma şansınız çok küçük.
İşte böyle, Bolu’da Abant ve Yedigöller yanında, Gölcük’ün de kendisine has bir güzelliği var. Buralardan geçerseniz mutlaka uğrayın. Büyük şehrin kalabalık yaşantısından bıktı iseniz, küçük bir kaçamak ihtiyacınız varsa, kısa zamanda ulaşabileceğiniz muhteşem bir tabiat ve manzara sizi bekliyor Gölcük’de. Ancak: muhteşem bir kalabalığın parçası olmanız gerektiğini unutmayınız.

Bolu

34.851 kişi okudu!

Hayatımın en güzel, beş yılını geçirdiğim, bu güzel şehri: yeşillikleri ve güzellikleriyle anımsıyorum. Tam bir cennet, Ankara ve İstanbul’da yaşayanlar için: fazla uzak olmayan, gerektiğinde sabah gidip akşam dönülebilecek, bir nefes, bir güzellik, evet tek kelime ile tam bir cennet. Gidin ve bu cennetin güzelliklerini görün yaşayın. Son olarak 4 Mart 2018 tarihinde gittim, elbette çok fazla değişiklik var ve değişiklikleri aşağıdaki notlarımda görebilirsiniz.

bolu şehri.1

ULAŞIM:

Ankara-İstanbul karayolu üzerinde bulunan Bolu şehrine ulaşım, yalnızca kara yolu ile yapılıyor. E-5 karayolu yanında, Otoban bulunuyor. Otobanın Bolu-Ankara bölümü: 125 km. Bu bölüm: yerli bir firma tarafından yapılmış ve pek otoban özelliklerini taşımıyor. Yani: bol virajlar, rampalar, dönüşler, iniş-çıkışlar var. Zaten bu yüzden: ağır vasıtalar, otobanı kullanmıyorlar. Aman, otoban diye güvenipte aşırı hız yapmayın, bazı virajlar o kadar sert ki inanamassınız. Bir de, kışın karlı havalarda buraya girmek pek akıl karı değil, çünkü az araç geçtiğinden, yol karlı-buzlu olabiliyor. Bolu-İstanbul arasındaki otoban ise, yabancı bir firma tarafından yapılmış. İtalyan firması. Devletler arası ilişkilerde bile bu firmanın ismi sık sık gündeme gelmiş, alacak-verecek yüzünden, ama inanın, Bolu-İstanbul arasındaki bu otoban daha mantıklı yapılmış, yani düz ve viraj, dönüş, rampa, iniş-çıkış, yokuş olmayan bir otoban. Tek sıkıntısı, bazı yerlerde, iki şeride inmesi, düşünün bir şeritte onarım varsa, otoban adı altındaki yol, tek şerit, muhteşem rezillik.

Bu arada: Bolu dağı tüneli diyeceksiniz. Bunu aşağıda ayrıntılı olarak anlatacağım. Çünkü: eskiden, Bolu dağını geçmek gerçekten büyük problem di. Hiç birşey olmasa, yani kar-buz-yağmur olmasa, sis olurdu. Bu kısa mesafeli yolu, aşabilmek için saatlerce, döne-dolaşa, ine-çıka araba kullanmak gerekirdi. Yüzlerce insanın, trafik kazalarında hayatını kaybettiği kesin. Tek güzel yanı, Bolu dağında bulunan restoran ve lokantalar idi. Tünelin açılması ile; bu tesislerin hepsi, ortadan kalktı, ama biraz önce de söylediğim gibi, tüm bu güzellikler, buranın trafik olumsuzluklarını asla gideremedi, iyi ki tünel açılmış. Tünel yaklaşık 3 dakika sürüyor ve tünel içinde hız limiti sınırlamaları var, 70 km den daha hızlı gitmemenizi öneririm, çünkü radar konuluyor ve limiti aşan sürücüler cezalandırılıyor.

Evet: Bolu şehrinin çevresindeki yerleşim yerlerine uzaklıkları şöyle. Bolu-Ankara arası uzaklık: 191 km. Bolu-İstanbul arası uzaklık: 262 km. Bolu-İzmir arası uzaklık: 595 km. Bolu-İzmit arası uzaklık: 151 km. Bolu-Zonguldak arası uzaklık: 159 km. Bolu-Adapazarı arası uzaklık: 114 km. Bolu-Bursa arası uzaklık: 273 km.

TARİH:

Bolu yöresinde ilk yerleşik toplumun, MÖ.1200 yıllarında, Frigler olduğu düşünülüyor. Daha sonra: Persler sonra İskender ve ardından, Bitinya Krallığı. Bu yüzden, buraya “Btihynia” denilmiş. Romalılar zamanında, bölge “Claudio Polis” olarak isimlendirilir. Bolu isminin de “Polis”ten geldiği sanılmaktadır.

Şehir, üç tepe üzerine kurulmuş. İçte ve  dışta surları varmış. Şehrin kuzeyinde, Halı Hisarı bölgesinde, bugün, bu surların kalıntıları görülebiliyor.

1071 Malazgirt Zaferinden sonra, batıya yayılan Türkmenler, 3 yıl sonra, Bolu bölgesine gelip yerleşirler. Osmanlılar, bölgede, ilk kez, Osman Gazi zamanında görülürler. Orhan Gazi döneminde, yöre tamamen ele geçirilir.

16. yüzyılda, Bolu, ikinci derece Şehzade sancaklarından biri olur. Kanuni Sultan Süleyman, şehzadeliği döneminde buraya atanır. 1811 yılında, Tanzimat sonunda, şehir Kastamonu eyaletine bağlanır. I.Dünya Savaşı ve sonrasında, şehir düşman işgaline uğramaz, fakat maddi zarar görür. 1923 yılında, şehir olarak öne çıkar.

GENEL:

İl topraklarının, % 56’sı dağlarla kaplıdır. Bölgede: morfolojik yapının karışıklığı, akarsu sayısının çokluğu, yükselti farklılıkları ve eğimin fazlalığı gibi faktörler, çok sayıda gölün oluşmasına sebep olmuş. Abant Gölü, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Sülüklügöl, Karamurat, bölgenin önemli gölleri.

Bolu’nun iklimi: Karadeniz iklim tipinde. Yıllık yağış miktarı fazla, yani bol yağmur ve kışın kar yağıyor. Güneşli gün sayısı pek fazla sayılmaz. Yani: gökyüzü, sürekli karanlık ve bulutludur. Zaten bu yüzden: Bolu, tamamen yeşil ve yeşillikler yöresi. İl’in, % 55’i ormanlarla kaplı. Karadere, Seben ve Aladağ ormanları, ülkemizin en zengin ormanları olarak değerlendiriliyor. (4 Mart 2018 tarihinde Bolu’ya gittiğimde, gün boyu sürekli yağmur yağdı, ama inanın bu tarih önemli değil, Mayıs veya Haziran ayında da Bolu’ya giderseniz büyük olasılıkla yağmur veya kesinlikle karanlık gökyüzü ile karşılaşabilirsiniz. Bu yüzden Bolu gezisinde yanınızda şemsiye ve yağmurluk olmalıdır. )

Şehir, jeolojik bakımdan, önemli fay tabakası üzerinde bulunduğundan, çok miktarda, jeotermal su kaynağı ve kaplıca var.

Bolu, kümes hayvanları üretiminde, ülke çapında önemli bir yere sahiptir.

DEPREM:

Buralarda ilk deprem 1 Şubat 1944 tarihinde oldu ve 4600 kişi öldü. 7.2 şiddetinde, sabah 06.21’de oldu. Kış mevsimi  nedeniyle, ölenlerin bir kısmının donarak öldüğü söylenir. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra, 12 Kasım 1999 tarihinde saat 18.57’de merkez üssü Düzce olan 7.2 büyüklüğünde bir deprem daha oldu. Bolu’nun bir bölümünde de mal ve can kaybı oldu. Toplam 710 kişi öldü, 2678 kişi yaralandı. Depremin en büyük özelliği: Bolu şehir merkezinde, genellikle Karacasu denen, E-5 karayolunun alt kısmında bulunan bölüm zemin durumu nedeniyle tehlikeli olarak düşünülürken, depremin E-5 karayolunun üst kısmında olmasıdır, çünkü fay hattı buradan geçiyormuş. Sonuçta: depremin ardından kalıcı konutlar, daha yukarılara ve zemin sağlam bölgelere yapıldı, yani şehir bir anlamda yer değiştirdi denilebilir.

 

KÖROĞLU;

Bolu denilince, akla, bu yörelerde yaşamış, Köroğlu gelir. Asıl adı: Ruşen Ali. “Benden selam olsun Bolu Bey’ine” diye başlayan sözleri ve haksızlığa karşı gelmesi, halk arasında, dilden dile dolaşarak günümüze kadar ulaşan söylencelere neden olmuştur.

Bolu Bey’i: at meraklısıdır. Seyisi olan Yusuf’u: güzel ve cins bir at aramaya gönderir. Yusuf; bir tay bularak geri döner. Tayın gösterişi yoktur, hatta çirkindir. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Bey: bu çirkin ve sevimsiz tayı beğenmez ve ceza olarak seyisi Yusuf’un gözlerine mil çektirir ve kör olmasını sağlar. Yusuf tay ile birlikte köye döner ve olanları oğluna anlatır. Oğlu ile birlikte tayı terbiye ederler. Tay mükemmel bir küheylan olur. Oğlu Ruşen babasının intikamını almak için dağa çıkar. Ruşen Ali “Köroğlu” diye anılır. Gelen geçeni soyar, ünü yayılmaya başlar, kendisi gibi kanun kaçaklarını yanına toplar. Bolu şehrinin karşısında Çamlıbel’de bir kale yaptırır. Babasının öcünü almak ve zalimlerden hesap sormak için Çamlıbel’deki otağında yaşar. Onun zalimlerle mücadelesi, yurdun dört bir yanına “Köroğlu Efsanesi” olarak yayılır. Günümüzde, Bolu şehrinin merkezi meydanında Köroğlu heykeli bulunmaktadır.

BOLU KAPLICALARI:

Kaplıcalar: şehir merkezine, 5 km. uzaklıktaki, Karacasu beldesinde bulunmaktadır. Burası: Gölcük gölüne çıkış yolu üzerindedir. Yani: 5 km. deyince, aslında burası şehirle birleşmiş bir durumdadır. Seben dağları eteklerinde, çevresi ormanlarla kaplı, sakin bir dinlenme yeridir.

Su: doğal kaynaktan çıkar. Sıcaklığı: 42-44 derecedir. İçindeki bileşimi: bikarbonat, sülfat, kalsiyum, magnezyum, karbondioksit ve flörür.

Sular: banyo ve içme kürlerine elverişlidir. Romatizmal hastalıklara, deri, kan dolaşımı ve kalp hastalıklarına, solunum yolu hastalıklarına, kadın hastalıklarına, sindirim sistemi, safra kesesi, böbrek ve idrar yolları hastalıklarına, kemik ve kireçlenme rahatsızlıklarına, metabolizme ve beslenme bozukluklarına iyi gelir.

Kaplıcaların bulunduğu Karacasu bölgesinin diğer en büyük özelliği ise: Sağlık Bakanlığının burada bulunan “Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi” nin bulunmasıdır. Gölcük çıkışında hemen sol yanda kalıyor.

İZZET BAYSAL VE ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ:

İzzet Baysal ismi: Bolu için büyük önem taşıyor. Bu hayırsever iş adamı: tüm hayatı boyunca sahip olduğu değerleri, tamamen Bolu şehri için harcamış. Bolu şehrinde: okullar, sağlık ocakları ve muhteşem bir Üniversite yaptırmış. Zaten vasiyeti üzerine de, 2000 yılında vefat edince, Üniversitenin hemen girişinde, sağ bölümde, küçük bir anıtın altına gömülmüş.

Muhteşem bir üniversite. Tam bir modern eğitim kurumu. Gerek tesisleri ve gerekse bölgesi itibarı ile, gerçekten muhteşem. Üniversite merkez kampüsü, Bolu şehir merkezine 8 km. uzaklıkta. Kampüse ulaşım, özel halk otobüsleri ve belediye otobüsleri ile sağlanıyor.

Aynı zamanda: bu güzel üniversitenin öğrencileri ve eğitim kadrosu, Bolu şehrine büyük bir kültürel farklılık yaratmış. Şehir içinde gezerken, çok miktarda, genç insan göreceksiniz.

Bu arada: bu muhteşem insan için, her yıl, Mayıs ayında, “İzzet Baysal Kültür ve Sanat Festivali” yapılmaktadır. Bolu şehrinin merkezindeki meydanda, İzzet Baysal heykeli bulunmaktadır.

 

KÖKEZ SUYU:

Bolu’da mutlaka dikkatinizi çekecektir. Buraya has, Gölcük bölgesinden, ormanların içinden çıkan ve şehirdeki çeşmelere verilen kökez suyu: içim lezzeti olarak çok güzel. İl genelinde, kökez suyu bağlanan: 87 çeşme bulunuyor. Kireç oranı son derece düşüktür. Kireç içermediği için, çay demlerken, oldukça kullanışlı. Bolu’da bulunduğunuzda, size belki de şu soru sorulacak: “şebeke mi, kökez mi”.

Ama: şunu da unutmayın, 2-3 yılda bir, kökez suyuna bir mikrop karışır ve tüm şehir “cırcır” olur. Yinede: kökez suyu bir alışkanlıktır, bu suyu içen, bir daha buradan ayrılamaz derler. Evet kökez suyunu tatmak isterseniz: Gölcük yolunda, şehir merkezinde solda bir çeşme var ve yine Gölcük yolunda, tepeye çıkarken yine solda bir çeşme bulunuyor.

NE YENİR:

Şehir, yemekten öte, aşçıları ile ünlü. Mengen ilçesinde yetişen aşçıların ünü; Osmanlı döneminden günümüze kadar geliyor. Atatürk’ün aşçısının bile, Mengen’li olduğu düşünüldüğünde, Mengenli aşçılara verilen önem hemen ortaya çıkıyor. Bunun yanında: her yıl, Mengen İlçesinde, “Mengen Aşçılar Festivali” düzenleniyor ve bu festivale: birçok aşçı yanında, birçok insan katılıyor.

Bolu il merkezinde; yemek denilince akla gelen şunlar: Kızılcık tarhana çorbası (mide ağrılarına iyi geldiği söyleniyor, ancak lezzeti biraz acıdır), tarhana çorbası, Bolu ekmeği (içinde patates bulunuyor, özellikle merkeze yakın Paşaköy ekmeği), keşli-cevizli makarna (keş; bir çeşit peynir, cevizle karıştırılarak makarnanın üstüne dökülerek servis yapılıyor). Ayrıca: Bolu yöresinin, kaymaklı ekmek kadayıfı da yöresel bir lezzet olarak öne çıkıyor. Tüm bunların yanında: Bolu’da bulunduğunuz sürede, yörede bolca bulunan Alabalık Çiftlikleri nedeniyle, burada mutlaka alabalık yemelisiniz. Özellikle: Abant Gölü yolunda mutlaka alabalık yemeği sakın ihmal etmeyin. Son bir not: kızılcık tarhanası kilosu 20 TL, yine buraya özgü büyük boy kuru fasulyenin kilosu 15 TL. dir. Özel ekmeğin tanesi ise 6 TL. dir.

 

NE SATIN ALINIR:

Bolu’dan satın alabileceğiniz başlıca şeyler: fındık şekeri, Bolu çikolatası, Bolu patatesi ve patatesli ekmek. Özellikle: Bolu çikolatası mutlaka ilginizi çekecektir, değişik bir tat, yalnız merkezde, bir-iki yerde satılıyor. Patatesli ekmeği de mutlaka tatmalısınız. Bolu patatesi çok özeldir, özellikler renginin sarılığı ile öne çıkıyor, özel aracınız ile gitti iseniz, bagajınıza mutlaka bir miktar patates alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER:

GEZİ PLANI:

Ankara istikametinden şehre girmek için: otobandan ilk çıkıştan çıkmalısınız. (Eğer şehri gezmek isterseniz) Yalnızca: Abant istikametine gidecekseniz, otoban ‘BOLU BATI” çıkışına kadar gidebilir ve şehir trafiğine girmezsiniz.

Ancak şehri gezmek isterseniz: Ankara istikametinden gelirken, ilk otoban çıkışından (BOLU DOĞU) çıkıp, şehir merkezine 11 km. lik bir mesafeden merkeze yaklaşarak, şehri gezebilirsiniz. Otobandan çıktığınızda: solunuzda Çimento Fabrikası ve sağınızda, önce Organize Sanayi Sitesi ve sonra bir Makarna Fabrikası göreceksiniz.  Çimento fabrikası denince, Amerika’da ve gelişmiş ülkelerde, hiç çimento fabrikası göremezsiniz. Çünkü: çimento fabrikaları, çevreyi yani doğayı en fazla kirleten tesis olarak öne çıkarlar. Bu yüzden: gelişmiş ülkeler çimento fabrikalarını kendi ülkelerinde kurdurmazlar, çimento fabrikalarını başka ülkelerden satın alarak, kendi ülkelerinin çimento ihtiyacını karşılarlar. Şimdi düşünün bakalım, niye ülkemizdeki bir miktar (sanırım 6) çimento fabrikası, Fransızlar tarafından satın alınmıştır. Niye mi, onların doğası, çevresi değerli, bizimki galiba değil.

Neyse, gezimize devam edelim. Bu yolda ilerlediğinizde, sağınızda büyük tavukçuluk tesisleri göreceksiniz. Bolu adı duyulunca, burada kurulu tavukçuluk tesisleri ön plana çıkıyor. Özellikle: bir zamanlar Mudurnu, bunların başını çekiyordu. Tavukçuluk tesisleri kurulu bulundukları bölgede, çevre yaşayanları içinde büyük imkanlar yaratıyorlar. Köylerde: tavuk üretim tesisleri kuruluyor ve buralarda üretilen tavuklar, bu tesislerde, tam otomatik bu tesislerde, gayet güzel işleniyorlar. Ben gördüğümde inanamadım, kamyonlarla tesise getirilen canlı tavuklar, bir yandan ayaklarından çengellere asılıyorlar, bu çengeller üzerinde raylı sistemde ilerleyen tavuklar, tesis içinde işlemlere tabi tutulduktan sonra, tesisin diğer çıkış kapısında, kesilmiş, şoklanmış, paketlenmiş olarak, koliler içinde, Türkiye’nin birçok yerine sevk edilmeye hazır hale geliyorlar. Ah bir de, bu tesislerin yani tavuk kesim tesislerinin o kötü kokusu olmasa, özellikle Mudurnu ilçesi girişinde, tavukçuluk tesisinin yaydığı o kötü koku, pek dayanılır gibi değil.

Evet, Bolu dedik, tavuktan bahsettik. Derken: şehre yaklaşıyoruz. Sağınızda, Bolu şehrinin simgesi bir yapı, bir oluşum göreceksiniz. “Bolu Komando Tugayı” Uzun yıllardır burada konuşlu bu askeri birlik, özellikle Güney Doğuda yaptığı kahramanca hamleler ile, Ordumuzun, Askeriyenin daima göz nuru olmuş, operasyon dönüşlerinde Bolu içinde yaptıkları tören geçişleri ile de Bolulunun sevgisini kazanmış bir unsur. Tugayın konuşlandığı yer, şehre girişte hemen sağda, Bunun hemen karşısından, Kartalkaya yoluna çıkan sapak var. Kar ve kayak meraklıları bu yoldan sapıyorlar.

Şehre yaklaştığımızda: şehrin, üzerinde bulunduğumuz ve E-5 karayolu olarak değerlendirilen, bu yolun her iki yanında kurulu olduğunu görüyoruz. Özellikle: sol yanda daha yoğun bir yerleşim var. Sağ yandaki küçük yerleşim, 1999 depreminden sonra daha yoğunlaşmış. Çünkü: duyduğuma göre, sol yan bölümün altı nisbeten sulak yani yumuşak, sağ bölümün altı ise, daha sert, kayalık imiş. Burada biliyorsunuz, büyük bir fay hattı geçiyor.

Şehir içine girdiğinizde: şehrin tam merkezinden geçen “Cumhuriyet Caddesi”nden yürüyerek gezin. Zaten: son gezide gördüğüme göre: Cumhuriyet caddesinin büyük bölümü trafiğe kapatılmış, sadece yaya olarak gezilebiliyor. Şehrin tüm canlılığı bu cadde üzerindedir. Daha sonra: aşağıda ayrıntılarını verdiğim, bölümlerden ilginizi çeken yerleri gezmek üzere, kendinize bir program yapabilirsiniz.

Son gittiğimde, Bolu şehrinde özellikle E-5 karayolu üzerinde, İstanbul istikametine giderken çok büyük AVM’ler yapıldığını gördüm, ama unutmamak gerekir ki, günümüzde her yerde AVM var, sizler Bolu’ya giderseniz, yeşilliklerin, ormanların, göllerin tadını çıkarın.

BOLU MÜZESİ:

Bolu il müzesi: 1975 yılında kurulmuştur. Bolu Kültür Merkezi içindedir. 1981 yılında, bugünkü şekli ile, ziyarete açılmıştır. 1999 yılı depreminde, hasar üzerine, bir süre ziyarete kapatılmıştır. 2006 yılında, yine ziyarete açılmıştır.

Kültür Merkezi giriş katındadır. 2 bölümden oluşmaktadır. Bunlar: Arkeoloji ve Etnoğrafya salonları.

Toplamda: 2935 arkeolojik eser, 1682 etnoğrafik eser ve 11364 sikke olmak üzere, Müzenin envanterinde, 15981 eser bulunmaktadır.

Arkeoloji Salonu: Eski dönemlere ait: mermer, cam, maden ve pişmiş topraktan yapılmış eserler var. Özellikle: Roma  dönemine ait olan mermer heykeller, pişmiş toprak ve cam mezar hediyeleri dikkat çekiyor. Bunun dışında: bronz, gümüş ve altın sikkelerin sergilendiği, zengin bir sikke koleksiyonu var. Kurtarma kazıları sırasında ortaya çıkarılan: Roma dönemine ait bir tuğla mezar örneği, iskelet ve orijinal mezar hediyeleri, ilgi çekiyor, mutlaka görün.

Etnoğrafya Salonu: Burada sergilenen eserler arasında: mahalli el sanatları olan Mudurnu oyaları, Bolu’da kına gecesi, eski Bolu evi mutfağı ve oturma odaları canlandırılmış, buralarda ziynet eşyaları, dini eserler, silah koleksiyonları ve çeşitli dokumalar sergileniyor.

BÜYÜK CAMİ (YILDIRIM BEYAZIT CAMİ):

Büyük cami mahallesinde bulunuyor. Yıldırım Beyazıt tarafından, 1382 yılında yaptırılmış. 1899 yılında yanmış ve bunun üzerine, yeniden bugün görülen cami yaptırılmış. Caminin iki minaresi var. Tek kubbesi bulunuyor. İç mekanda: nakış işi süslemeler ilgi çekici.

SARAÇHANE CAMİSİ:

Kitabesine göre: 1750 yılında, Silahtar Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı ve ahşap çatılıdır. Doğu ve güney cephe duvarlarında: sivri kemerli çeşmeleri var.

TAŞHAN:

Büyük cami mahallesinde, caminin hemen arkasında bulunuyor. 1804 yılında: Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştır. İki katlı ve avlulu olan yapıda, toplam 30 oda bulunuyor. Burası, günümüzde alışveriş yeri olarak kullanılmaktadır.

TOKADİ HAYREDDİN TÜRBESİ:

İl merkezine 13 km. uzaklıktaki, Elmalık köyündedir. Otoban veya E-5 karayolundan ilerlerken, buranın tabelasını mutlaka göreceksiniz. Bu kişinin ismi: tasavvuf kaynaklarında geçmektedir. 1535 yılında ölmüştür. Türbe: asırlık ağaçların altında, bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Her yıl 20 Temmuz tarihinde, burada anma günü etkinlikleri düzenleniyor. Türkiye’nin birçok yerinden gelen ziyaretçiler var.

AKKAYALAR:

Bolu’nun 10 km. güneyinde, Mudurnu yolu üzerinde soldadır. Bu travertenler, Denizli-Pamukkale’nin bir minyatürü gibidir. Buradan çıkan maden suyu: değişik bir tatta ve 20 derece sıcaklıktadır. Bir zamanlar: burada akıp boşa giden maden suları, daha sonra modern tesisler kurulup şişelenerek satışa sunulmuştur. “Akmina” markalı maden suyu buradan çıkarılmaktadır.

GÖLKÖY:

Bolu’nun 13 km. güneyindedir. Suni olarak yapılmış bir set gölüdür. Çevresi: çam ve köknar ağaçları ile kaplı gölün içinde: sazan ve alabalık bulunuyor. Şehir merkezine yakınlığı ve ulaşımın kolaylığı nedeniyle, özellikle piknik yapmak isteyenler ve olta balıkçılığı için çok elverişli. İzzet Baysal Üniversitesinin hemen arkasındaki bölümde bulunuyor. Giriş ücretli. DSİ Bölge Müdürlüğüne ait bir tesis var. Burada: konaklama ve restoran bulunuyor. Özellikle: Bolu’daki düğün alayları, araç konvoyları, gölün çevresinde mutlaka tur atarlar.

 

ALADAĞ YAYLASI:

Bolu’nun 25 km. güneyinde, dağ yamaçları üzerinde bir bölge. Gölcük gölüne giderken, aynı yol üzerinde devam edildiğinde, buraya ulaşılıyor. Yol biraz zor ama pek fazla zahmetli değil. Buradaki tesislerden yer ayırtabilirseniz, iki veya üç gün burada kalmayı mutlaka deneyin. Ruhunuzun etkilendiğini göreceksiniz.

Orman alanları arasında bulunuyor. Burada: Orman İşletme Tesisleri, Aladağ İzcilik Kampı ve Gölet var. Buradaki: Orman İşletme Tesislerinde tek katlı, müstakil, ahşap barınma yerleri var. Ayrıca: göletin hemen kıyısında: Gençlik Spor Müdürlüğünün çok katlı bir tesisi var. Bu tesisin yanında ise, bungalov tipi evler bulunuyor. Buralarda da barınmak mümkün. Gölde ise, amatör balıkçılık yapılabiliyor.

Burası ile ilgili bir efsane, söylence anlatmak istiyorum. Yaklaşık 10-15 yıl kadar önce, bu bölgede, bir yabancı şahıs ve oğlu kaybolmuş ve bunun üzerine, o ülkenin askeri birlikleri dahil, uzun süre arama çalışmaları sürdürülmüş ve sonunda bu iki insan sağ salim bulunmuştu. Tabii bu kaybolma üzerine, bir  sürü senaryo üretildi. Buyurun senaryolardan birini de ben söylemek istiyorum, belki ilginizi çeker. Geçmiş dönemlerde, buradan geçen bir kervan, eşkıya baskını üzerine, yanlarında bulunduğu birçok deve yükü altın, mücevher ve değerli eşyayı, buradan geçen bir derenin yanına gömmüşler. Zamanla, bölgenin jeolojik değişimleri sonucu, derenin önü tıkanmış ve burada bu göl oluşmuş. Sözüm ona, yabancı devlete mensup kaybolan bu şahıs, gökyüzünden yapılan araştırmalarda, bu hazine ile ilgili ipuçları bulmuş ve onu aramaya gelmiş. Sonuç? Merak ettiniz elbette, ama inanın sonucu bende bilmiyorum, bu define bulundumu, bulunmadı mı. Ama insan düşünmeden edemiyor, bir yabancı, oğlu ile birlikte, Bolu’nun dağlarında, ormanlarında ne yapar, ne eder, kaybolur?

 

SARIALAN YAYLALARI:

Bolunun, 20 km. güneydoğusunda, Kartalkaya yolu üzerindedir. Burada: kamp, piknik ve trekkingi yapılabiliyor. Kartalkaya yolu üzerinde bulunması: özellikle kar ve kayak turizmi için Kartalkaya’ya çıkan ziyaretçilerin, mutlaka gördüğü, tanıdığı bir yer olarak öne çıkmasına sebep oluyor. Burada bir gölet var.

 

ABANT GÖLÜ:

Yine bu sitede, yalnızca Abant başlığı altında bulabilirsiniz.

 

KARTALKAYA:

Yine bu sitede, yalnızca Kartalkaya başlığı altında bulabilirsiniz.

 

YEDİGÖLLER:

Yine bu sitede, yalnızca Yedi göller başlığı altında bulabilirsiniz.

 

GÖLCÜK:

Yine bu sitede, yalnızca Gölcük başlığı altında bulabilirsiniz.

 

SONUÇ:

Bolu şehri gerek Ankara ve gerekse İstanbul gibi büyük metropol şehirlere yakınlığı ve otoban bulunması nedeniyle ulaşım sorunun olmaması nedeniyle ilgi çekiyor. Yani: Ankara ve İstanbul’da yaşayanlar Bolu şehri ve güzelliklerine kısa sürede ve zahmetsiz olarak ulaşma şansına sahiptirler. Eğer: bulunduğunuz büyük şehir ortamından kısa veya bir süreliğine uzaklaşmak isterseniz, Bolu şehri idealdir. Burada: şehir merkezinde: kaplıcalara gidebilir, yöresel lezzetlerin tadına bakabilirsiniz. Şehir yakınlarındaki: Abant, Gölcük, Yedi göller ve Gölköy: yeşillikler içindeki göllerin tabiat güzelliklerini ziyaretçilerin sunar. Kartalkaya ve Sarıalan yaylaları ise: özellikle kış turizmi ve kayak severler için idealdir. Aladağlar: yüksek konumu, yemyeşil ortamı ve ortasındaki gölü ile tam bir dinlenme yeridir. Bu güzellikleri mutlaka görün ve yaşayın.