
Lübnan’ın güney kıyısında, Beyrut şehrinin 83 km güneyindedir. İsrail’in sınırından ise 19 km kuzeyindedir.
MİTOLOJİ:
Şehir: efsanevi Europa’nın kardeşleri Cadmus ve Phoenix ve Kartaca’nın kurucusu Dido’nun (Elisa) doğum yeridir.

ÖNEMİ:
Denizlere hükmeden Kadiz ve Kartaca gibi güçlü koloniler kuran büyük Fenike kendiydi ve efsaneye göre “mor boyanın” keşfedildiği yerdi.
MÖ 10’ncu yüzyıl ortalarından, 6’ncı yüzyıl ortalarına kadar, ticaret ve denizcilikte en önemli Fenike Kenti Tyros’tur.
MÖ 5’nci yüzyılda, Halikarnaslı Herodot’un Sur ziyaretinden bu yana, şehrin büyük kısmı, dünyanın en eski metropollerinden biri olarak kabul edilen, zaptedilemez olduğu söylenen bir adada inşa edilmişti.
Geleneğe göre, MÖ 2750 yılında kurulan Sur, boğazı bir setle kapatan Makedonyalı İskender’in saldırısına yenik düştü.
Önce bir Yunan şehri, ardından da günümüzde bir burun olan bir alana bir Roma şehri kuruldu.
Evet, Sur, insanlık tarihinin birçok aşamasıyla doğrudan ilişkilendirilmiştir.
Bunlar arasında: kraliyet ailesi ve soylular için ayrılmış mor pigmentin üretimi, Sur kralı Hiram’ın gönderdiği malzeme ve mimarlar sayesinde Kudüs şehrinde Süleyman Tapınağının inşası ve Batı Akdeniz gibi uzak diyarlarda müreffeh ticaret merkezleri kuran cesur denizcilerin denizleri keşfetmesi ve sonunda Fenike şehrinin önemli deniz ticaretinin neredeyse tekeline almasını sağlaması yer alır.
Tyros’un ilk büyük kralı, I Hiram, MÖ 969-936 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Tarihi Süreç:
Bu alanda, Tunç çağından beri yerleşim olduğu bilinmektedir.
MÖ 8 ve 7’nci yüzyılların büyük bölümünde şehir Asur egemenliğinde kalmıştır.
Kent, MÖ 9 ve 6’ncı yüzyıllar arasında, önemli bir Fenike şehir devleti haline gelmiştir.
Kartaca ve Letis Magna gibi Akdeniz çevresinde prestijli koloniler kurmuşlardır.
Mö 586’dan 573’e kadar süren 13 yıllık kuşatmadan sonra Sur kralı, Babil kralı Nebukadnezar ile barış yaptı, sürgüne gitti ve şehrini sağlam bıraktı.
MÖ 572 yılında Pers egemenliği görülür.
Ardından MÖ 332’DE Büyük İskender şehri ele geçirir.
Daha sonra, Seleukos krallığının bir parçası oldu.

MÖ 64 yılında Roma egemenliğine girdi ve Roma döneminde tekstil ürünleri ve deniz salyangozu cinsinden elde edilen mor boyasıyla ünlüydü.
Murex denilen deniz canlısının: boyasının ağırlığından daha değerli olduğu ve mor kumaşın zenginliği ve kraliyet sembolü haline geldiği söylenirdi.
MS 2’nci yüzyılda şehirde önemli Hıristiyan topluluğu vardı ve Hıristiyan Bilgin Origen’in MS 254 yılında buraya gömüldüğü söylenir.
Şehir, MS 638-1124 yılları arasında Müslüman yönetimi altında kaldı.
Sonra haçlıların eline geçti ve 13’ncü yüzyıla kadar Kudüs krallığının başlıca şehirlerinden biriydi.
3’ncü Haçlı seferinde ölen Kutsal Roma İmparatoru I. Friedrich, 12’nci yüzyıldan kalma katedrale gömüldü.
Sonraki: Helenistik, Roma, Bizans ve Ortaçağ dönemlerindeki anıtsal kalıntılar, UNESCO tarafından şehrin 1984 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmesini sağlamıştır.
EVET ŞİMDİ ŞEHİR HAKKINDA BİLGİLER:
Orijinal olarak kent, kıyının hemen açığında, Levant kıyıları boyunca uzanan kum taşından bir kayalık ve sırt şebekesinin parçası olarak, yan yana duran iki adada yer alıyordu.
Kıyıdan sadece 500-700 metre açıkta, bir adada bulunmaktadır.
Aslında şehir önce tek bir adada kurulmuştu.
Ama, Kral Hiram, tarafından şehir geliştirildi. Aradaki boşluk doldurularak kuzeye uzanan adalardan biri daha şehre eklendi. Kral Hiram’ın oluşturduğu yapay zemin, kendisini oluşturan gevşek molozlardan hala izlenebilmekdedir.
Şehrin ana karada kalan kısmına Palae-Tyrus veya Eski Tyre deniliyordu. Yani, buna bakarak, ana karadaki bölüm, adadaki şehirden daha önce vardı. Bu durum Babil kralı Nebukadnezar’ın Tyre kuşatmasıyla ilgili bölümde de anlaşılmaktadır çünkü bu kuşatmanın ayrıntıları bir ada şehri için uygun değildir.
Şehrin ismi Fenike dilinde “kaya” anlamına gelir. Çünkü yeni şehrin inşa edildiği ada, kıyı şeridinin bu kısmı boyunca uzanan bir kuşağın en büyük kayasıydı. Antik dönem yazarları, adanın yaklaşık 40 dönüm olduğunu tahmin etmiştir. Şehir, anakaraya bakan kısmında yüksekliği yaklaşık 45 metrelik bir surla çevriliydi. Bu surun temelleri, günümüzde de ayırt edilebiliyor ancak doğru şekilde izlenemiyor.
Adanın nüfusu:
Antik dönem yazarlarının tahminlerine göre, adanın nüfusu 22.000 ile 23.000 kişi arasındaydı. Ancak Büyük İskender’in şehri ele geçirdiğindeki ada nüfusu bunun iki katına ulaşıyordu. Yani ada nüfusu muhtemelen 30.000 olarak tahmin ediliyordu. Bu da yüksek bir nüfus yoğunluğuna karşılık geliyordu. Bu kadar yüksek nüfus yoğunluğuna göz önünde bulundurulduğunda, ada kentin çok düzenli bir plana sahip olmadığını ve boş alanların çok değerli olması yüzünden sokakların dar ara sokaklardan ibaret olduğu düşünülür.
Limanlar:
Fenikelilerin uluslararası ticaret ağı, antik yazarlarca (Arrian, Nabasis, Strabon) tarafından sözü edilen iki limana dayanıyordu.
Şehirde 2 büyük liman vardı. Kuzey ve güney limanları, gemilerin birbirinden diğerine geçebilmesi için bir kanal aracılığıyla birbirine bağlıydı.
Sidon Limanı:
Kuzeydedir ve günümüzde kısmen varlığını sürdürmektedir.
Güneybatı rüzgarlarından iki korunaklı, belki de kentin tahkimat sistemiyle çevrili doğal bir limandı.
Liman Fenike şehri Sidon’a açılıyordu ve bu nedenle 19 ve 20’nci yüzyıl araştırmacıları tarafından Sidon Limanı olarak anılmıştır.
Ana Pazar alanı, kuzeydoğuda Sidon limanını yakındır, kraliyet sarayı ise güneyde olabilir.
Günümüzde hala kullanılmaktadır.
Mısır Limanı:
Güneydedir ve çok yakın zaman önce keşfedilmiştir.
Bu liman da Mısır’a doğru açılıyordu ve bu yüzden Mısır limanı olarak anılıyordu. Helenistik dönem ve Roma dönemlerindeki doldurmalarla, eski topoğrafyanın ortadan kalkması nedeniyle, kesin olmayan bir yapay limandır.
Evet, iki liman, birbirine bir kanalla bağlıydı. Ancak, her iki limanın konumu da tartışmalara sebep olmuştur. Şehrin kuzeyinde, MÖ 4-6’ncı yüzyıllardan kalma dalgakıranın denizaltı kazısında, bu dalgakıranın arkasında MÖ 250 ile MS 500 yılları arasında liman tortuları keşfedilmiştir. Yani, bu durum, antik Sur modern limanının altında, sürekli olmasa da zaman içinde tekrar tekrar limanların varlığını göstermektedir.
Güney limanın yeri daha belirsizdir. Bazı araştırmacılar, bu limanı eski adanın güneyinde, kıyıdan uzakta bulunan geniş bir yapı olarak öne sürmüşlerdir. Ancak daha sonraki su altı dalış araştırmaları, eski adanın 150 m uzağında, deniz tabanında su altında kalmış insan yapımı yapılar tespit etmiştir ve bu yapılarda, iki girişi olan bir limanı çevreleyen eski dalgakıran görülmüştür.
USHU BÖLGESİ:
Anakarada’ki Ushu bölgesi, ada merkezine, su, tarım ürünleri, odun ve diğer maddeler sağlardı.
Mezarlıklar da anakarada, yerleşim bölgesinin ötesindeydi.
Bu topoğrafya, Büyük İskender’in MÖ 332’de Tyros kuşatmasıyla değişti.
TAHKİMATLAR:
Fenike ülkesinin ortasındaki tahkimatlar hakkındaki en iyi kanıtlar, Beyrut’tadır.
1975-90 yılları arasında yaşanan Lübnan iç savaşı, ülkeyi alt üst ederken, Beyrut kent merkezi önemli hasarlar gördü.
Savaştan sonraki inşaat çalışmaları sırasında, bu bölgede gerçekleştirilen arkeolojik kazılardan, kentin uzun geçmişi hakkında çok değerli bilgiler elde edildi.
Orta tunç çağından sonrası için, dik rampalı taş duvar, MÖ 8’nci yüzyıla kadar kullanım gördü.
MÖ 7’nci yüzyılda kesme kireçtaşından bir kazamat duvar inşa edildi.
Pers döneminde, dev boyutlarda ve ön cephesi molozlarla kaplı bir duvar daha yapılmıştı.
Pers ve daha sonraki Helenistik dönemlerde başvurulan duvar yapım teknikleri arasında kesme taştan, dik payandalar arasında moloz dolgu ve yine içi moloz doldurulmuş, paralel kesme taştan bloklar sayılabilir.
Arrihionos: Tyros’un kent surları bloklarının ekstra güç sağlamak için, birbirlerine çimentoyla yapıştırıldığını söyler.
Sur kralı Hiram I:
İncil’de Sur kralı olarak bilinen Hiram I (MÖ 969-936) ; Davut ve Süleyman ile ittifak kurdu, Hiram, Kudüs’teki kraliyet sarayının yanı sıra Tapınağın inşası için mimarlar, işçiler, sedir ağacı ve altın sağladı.
Kral I Hiram’ın: kentin 3 ana tanrısı Melkart (kentin efendisi), Astarte ve Baal Şamen’in tapınaklarını tekrar inşa ettirdiği söylenir.
Gelelim Hiram ve Süleyman arasındaki ilişkiye:
Tyroslular zanaatkar Süleyman’ın Kudüs’teki ilk İbrani Tapınağını inşa etmesine, teknoloji, yapım malzemeleri, uzmanlık hizmetleri ve lüks mallar sağlayarak katkıda bulundular.
Bunun karşılığında İsrail, Tyros’a gümüş, tarım ürünleri, Suriye, Mezopotamya ve Arabistan’a doğru ticaret yollarına erişim sağladı.
Hiram ile Süleyman, Kızıl Deniz’e ticari bir sefer planladılar.
Fenike gemileri, her yıl modern Elat yakınlarındaki Etsyongeber’den, Kızıldeniz kıyısındaki Ofir’e (belki günümüzde Sudan veya Somoli olabilir) giderek, altın, gümüş, fildişi ve değerli taşlar getirecekti.
Heredot:
Halikarnas (günümüz Bodrum) şehrinde doğan ünlü tarihçi Herodot (MÖ 484-425 civarı), Pers savaşlarının sonunda, MÖ 450 civarında Sur şehrini ziyaret etmiş ve Tarihler adlı eserinde, oradaki rahiplere göre, şehrin 2300 yıl önce, MÖ 2750 civarında kurulduğunu ve günümüzde Eski Sur olarak bilinen anakara üzerinde, surlarla çevrili bir yer olarak kurulduğunu yazmıştır.

Şehrin Büyük İskender tarafından ele geçirilmesi:
MÖ 332’de Büyük İskender, şehri ele geçirmek için, ana karadan aldığı molozları kullanarak, bir geçit inşa ettirmiştir.
750 m uzunluğunda ve 60 m genişliğindeki bu geçit, 5.4 m derinliğindeki bir denizin altında bir sığlığın üzerine inşa edilmiştir.
Bu sığlık, adanın etrafındaki dalgaların kırılması için ve adanın rüzgar altı tarafından kum birikmesiyle oluşan bir kum sığlığıdır.
Geçit, kıyı şeridi boyunca kum taşınmasını kesintiye uğratarak, kumun geçit boyunca birikmesine neden olmuş ve bunun sonucunda hızla oluşan kumlu bir kıstak, adayı anakaraya bağlamıştır.
Bu kumlu kıstak, geçidin inşasından sonraki yüzyılda hızla genişledi ve Roma döneminde yüzeyinin büyük bir kısmına anıtsal yapılar inşa edildi.
Sonuçta, geçit, sonraki yüzyıllar içinde Sur adasının doğu kıyılarını tamamen yeniden şekillendirdi ve şehirde köklü dönüşümlere yol açtı.
Antik dönem yazarlarından Arrhionos’a göre “İskender’in kuşatması sırasında 8000 Tyroslu ölmüştü. Tyroslulardan ve yabancı sakinlerden oluşan geriye kalan 30.000 kişi ise köle olarak satılmıştı.”
Evet Büyük İskender 7 aylık kuşatmanın ardından, şehri ele geçirdikten sonra, şehri acımasızca yağmaladı, sakinlerin çoğu ki 10.000 kişi olduğu söylenir ya savaşta öldürüldü ya da köle olarak satıldı (30.000 kişi).
Hızlı bir şekilde sömürgeciler ve kaçan vatandaşlar tarafından şehir yeniden dolduruldu ve daha sonra bağımsızlığını yeniden kazandı.

Arkeolojik Kazılar;
Bölgedeki ilk arkeolojik araştırmalar, 1860-61 yıllarında Ernest Renan tarafından yapılmıştır.
Büyük çaplı kazılar ise, modern Lübnan arkeolojisinin babası olarak bilinen ve Lübnan’daki Eski Eserler Daire Başkanlığı yapan Emir Maurice Cnehab tarafından 1946 yılında başlamıştır.

GÜNÜMÜZDE ŞEHİRDEKİ KALINTILAR:
İç savaş döneminde (1975-1991) Sur’un kentsel gelişimi yetkililerin kontrolsüz bir şekilde ilerlemiş ve bunun sonucunda mülkün yakın çevresinde çok sayıda gökdelen inşa edilmiştir. Mülkün bütünlüğü, kentsel yayılma ve yapı spekülasyonları nedeniyle hala tehdit altındadır.
2016 yılında şehirde yaklaşık 200.000 kişi yaşıyordu ve bunların arasında çok sayıda mülteci de vardı. Çünkü şehir Lübnan’daki 12 Filistin mülteci kampından 3 tanesine ev sahipliği yapmaktadır.
Arkeolojik kazılarda Roma, Haçlı, Arap ve Bizans medeniyetlerine ait kalıntılar ortaya çıkarılmış olsa da Fenike dönemine ait kalıntıların çoğu mevcut yerleşim yerinin altında bulunmaktadır.
Gelelim günümüzdeki Modern Sur kasabasında mülk, iki ayrı alandan oluşmaktadır.
Biri: Burundaki kasaba,
Diğeri: Kıtada El Bass Nekropolüdür.
Kasabanın bulunduğu alan, büyük bir kısmı sular altında kalmış, önemli arkeolojik kalıntılar içermektedir.

EL BAAS NEKROPOLÜ:
El-Baas arkeolojik alanı, geniş bir nekropol, üç bölmeli anıtsal bir kemer ve şimdiye kadar keşfedilmiş en büyük Roma hipodromlarından birinden oluşmaktadır. Tüm yapılar MS 2 ile 6’ncı yüzyıllara tarihlenmektedir.

Bizans Yolu:
Anıtsal kemerin eteğine kadar 300 metreden fazla bir mesafe boyunca açığa çıkarılmıştır. İyi korunmuş, kireçtaşı levhalarla döşeli olan bu yolun her iki tarafı Nekropol ile sınırlandırılmıştır.

Nekropol:
Roma dönemine ait çok sayıda lahit ve mezardan oluşmaktadır. Bu lahit ve mezarlar, Bizans döneminde de o tarihten sonra birçok kez yeniden kullanılmıştır.
Nekropol, her biri genellikle aynı aileye ait olan çeşitli mezar komplekslerine ayrılmıştır. Her komplekste çeşitli mezar alanları, kolumbaryum olarak bilinen 16 mezar odasını barındıran küçük binalar ve ayrıca tekil mezarlar, mezar odaları ve lahitler bulunur.
Mozaik mezar, MS 6’ncı yüzyıla tarihlenir. Bu yapının zemini Hıristiyan sembollerini temsil ede mozaiklerle kaplıdır.

3 Katlı Kolumbaryum:
Her biri dört mezar hücresine sahip üç katlı bu kolumbaryum, MS 2’nci yüzyılın ortalarına tarihlenmekte olup, MS 4’ncü yüzyıla kadar kullanılmıştır. Bizans döneminde cepheler, kırmızımsı kahverengi boya ile boyanmış kireç sıva ile kaplanmıştır. Yazıtta şehrin MÖ 126’da bağımsız bir cumhuriyet olarak ilan edilmesiyle başlayan Sur takviminin 280 yılı tarihi yer almaktadır.

Aşil’in hayatını konu alan lahit:
MS 2’nci yüzyıla ait, El-Baas nekropolünden, Aşil’in hayatından sahneler yer alan bu lahit, bugün Beyrut Ulusal Müzesindedir. Ön kapak: Aşil, Hektor’un cesedini sürükler ve Priam, Aşil’den oğlunun cesedini kendisine vermesini ister.

Lahdin ön kapağında: Ulyses’in Skyros’ta bulduğu Aşil, Truva savaşında diğer Yunan liderlerine katılmak için zırhını giymiştir.

Hadrian Kemeri:
Bizans yolu, MS 2’nci yüzyılda Hadrianus döneminde inşa edilen Anıtsal Kemerin eteğine kadar uzanır. Kapının arkasından geçen yol ise Roma döneminden kalmadır.
Anıtsal kemer, MS 2’nci yüzyılda, büyük olasılıkla MS 130 veya 131’de şehri ziyaret eden Hadrianus zamanında inşa edilmiştir. Kemerin yüksekliği 21 metre olup, her iki tarafında iki yan kapı bulunmaktadır.
Anıtsal kemer kumtaşından inşa edilmiştir ve kısmen beyaz sıvayla kaplanmıştır. Kemerin iki yanındaki iki sütun, lotus yapraklarıyla süslenmiş Korint başlıklarına sahiptir.
Zafer Takı:
Tek bir açıklığa sahip ve 2’nci yüzyıl sonlarına tarihlenen, oldukça sade bir mimariye sahip devasa Zafer Takı, kısmen restore edilmiştir. Bu anıt, bugüne kadar kurtarılan en görünür anıttır.

Roma Yolu:
Şimdiye kadar ortaya çıkarılan ana kentsel unsur, iki limanı birbirine bağlamak için başlangıçta adanın uzunluğu boyunca uzanan, sütunlu bir caddedir. Kısmen kazılmıştır.
Anıtsal Kemerin batısından Roma yolu geçmektedir. Bizans yolunun üst katmanının kaldırılmasıyla ortaya çıkarılmıştır.

Üzerinde hala savaş arabası tekerleklerinin izlerinin görülebildiği büyük kireçtaşı bloklarla döşenmiştir.

Her iki tarafında Dor üslumunda bir sütun dizisi bulunur. Çift sütunlar, en azından kısmen geometrik desenlerden oluşan mozaiklerle döşenmiş, yaklaşık 10.5 mtere genişliğinde bir caddeyi çevreliyordu. Daha sonraki bir tarihte, kabaca kesilmiş taş bloklarla onarılmıştır.
Dışbükey bir şekle sahip olan yolun her iki yanında yağmur suyu toplamak için iki küçük kanal bulunmaktadır.

Bizans dönemi yaya yolu:
Bizans dönemi döşemeli yaya yolu, Roma yolunun güney tarafındadır. Bu yaya yolu güney kısmındaki çeşitli dükkanlara erişim sağlıyordu. Bu dükkanların kalıntıları su kemerinin altında bulunmuştur.

Hipodrom:
Sur hipodromu, dünyanın en iyi korunmuş hipodromlarından birisidir.
MS 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

U şeklinde inşa edilmiş, 480 metreye 160 metre boyutlarında olan hipodrom, yaklaşık 20.000 seyirci kapasitesine sahipti ve antik dünyanın en büyük ikinci hipodromu olarak kabul edilir.

Hipodromun spina kaidesi ortasında kırmızı granit dikilitaş bulunmaktadır.
Her dört yılda bir Sur Hipodromunda çeşitli Yunan oyunları ve araba yarışları düzenlenirdi.

AL MİNA SİTESİ:
Aslen Fenike adası şehri olan bu alanda, sivil binaların, sütunlu yapıların, hamamların, mozaiklerin, sokakların ve dikdörtgen bir arenanın kalıntıları bulunmaktadır.
Mozaikli Yol:
Mozaikli yol ( ya da Grande Allee) olarak adlandırılan yol 170 metreden uzun olup, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllara tarihlenen yeşil damarlı mermer ve mozaiklerle döşenmiştir.
Arena:
Basamaklı oturma sıralarına sahip dikdörtgen arena, 2.000 seyirci kapasitesine sahipti. Büyük olasılıkla başka bir kamu binasının tapınağına bağlı bir buluşma ve toplanma yeriydi.

Palaestra:
Granit sütunlu bir yapının içinde yer alan 30 metre genişliğindeki kare bir alandan oluşmaktadır.

Roma Hamamları:
Roma Hamamları, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda inşa edilmiştir.
Roma hamamları simetrik iki bölüme ayrılmıştı. Alt kısım, tüm yapıya önemli bir sağlamlık kazandıran kemerli tonozlardan oluşuyordu. Üst kısım ise, mermer döşemeyle kaplı büyük hipokost tuğlalardan oluşuyordu. Üst üste bindirilmiş bu pişmiş kil diskler arasında dolaşan sıcak hava, ısıyı hamamın farklı bölümlerine dağıtıyordu.

BİZANS BAZİLİKASI ALANI-VENEDİK KATEDRALİ:
Bu yapı 13’ncü yüzyılda Kudüs Krallarının taç giyme törenine ev sahipliği yapmış olan 12’nci yüzyıldan kalma bir katedralin kalıntılarından oluşmaktadır.
Şehir, MS 2’nci yüzyıl gibi erken bir tarihte, bir piskoposluk makamıydı. Origenes, MS 3’ncü yüzyılın ortalarında burada ölmüştür.
Alman imparatoru Friedrich Barbarossa’nın cesedinin burada gömülü olduğu söylenir, ancak kazılar sırasında cesede ulaşılamamıştır.

KRAL HİRAM’IN MEZARI:
Sur’un yaklaşık 9.6 km güneydoğusunda Hiram’ın mezarı bulunur. Eğer bu mezar ona ait olsaydı, MÖ 10’ncu yüzyıldan kalma olurdu.