Aydın Nazilli

Aydın Nazilli: Hemen ana yol üzerinde bulunması, buranın gelişmesi ve büyümesini sağlamış. Ben burada bulunduğum sürede, mevsim olarak uygun olduğundan: burada yetiştirilen çileklerin muhteşemliğine ve güzel tadına şahit oldum. Bu çilekler, Atça yöresinde üretiliyormuş.

Ayrıca: alenen büyük şehir gibi olan ilçe de; gezindiğimde, ilçe merkezinde, birçok yer gördüm. İlçenin tam ortasından tren geçiyor. Ama, düzenli yapılaşması ve çevresinin yeşilliği ile öne çıkıyor. Bu arada, buraya uğradığınızda, bütün yol kıyılarında göreceğiniz ağaçlardaki meyveleri, portakal sanıp tatmaya kalkmamalısınız, bunlar turunç.

Aydın Nazilli

ULAŞIM

Denizli-Aydın karayolu üzerinde bulunuyor. Ulaşım problemi yok. Nazilli-Aydın arasındaki uzaklık: 45 km. Nazilli-Denizli arasındaki uzaklık: 81 km.

Aydın Nazilli

TARİHİ

Ege bölgesinin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Bölgede: ilk yerleşim yeri: Lidyalılar tarafından kurulan, antik “Mas Tavra” kentidir. Kent: ticaret yolları üzerinde bulunduğundan, antik dönemde büyük önem kazanmıştır. Ancak, tüm bölgede olduğu gibi: MÖ.546 yılında: Persler görülür. MÖ.344 yılında ise, Büyük İskender, yörede hakimiyeti ele geçirir. Daha sonra ise, Romalılar görülür. Takip eden dönemde ise, Bizanslılar yörede egemenliği ele geçirirler.

Selçuklular, 1176 yılında, Miryakefalon savaşını kazanınca, Nazilli ve çevresinde egemenliği ele geçirirler. Selçukluların son dönemlerinde ise, Menteşe Beyliği, Sultanhisar ve Nazilli yöresini, 1280 yılında fethederler. 1390 yılında ise: Yıldırım Beyazıt; burayı, Osmanlı topraklarına katar.

Nazilli bölgesinde, 20 Eylül 1899 yılında büyük bir deprem meydana gelmiş ve büyük can-mal kaybı olmuştur. Bu depremde: Ağa ve Çarşı camileri yıkılmış, Aydın ve Nazilli arasındaki köyler, büyük hasar görmüştür. 1117 kişinin hayatını kaybettiği deprem sonucu, 40-70 km. uzunluğunda, yüzey kırığı oluşmuştur.

Nazilli isminin kaynağı: Evliya Çelebinin yazılarında belirttiği üzere: Nazilli kızlarının çok güzel ve nazlı oluşlarından dolayı, buraya, “Nazlı ili” ismi verilmiş ve bu isim günümüze “Nazilli” olarak gelmiştir.

İlk Sümerbank basma fabrikası, burada kurulmuş ve Atatürk tarafından hizmete açılmıştır. Günümüzden birkaç yıl öncesine kadar, faaliyetini sürdüren fabrika, kapanmıştır. Fabrika arazisi, Adnan Menderes Üniversitesine bağlı bir kampus haline getirilmiş.

GENEL

Nazilli ilçesinin bulunduğu, Büyük Menderes havzasındaki ova, denizden 75-80  metre yüksekliktedir. Kent yerleşim planı: kuzey-güney doğrultusunda, bir elips şeklini andırmaktadır. Ancak, son yıllarda: doğu-batı yönünde de gelişmeler görülmektedir. Yine de, çok mantıklı bir yaklaşım ile, verimli tarım arazileri yerleşime açılmamakta ve ilçe merkezinin gelişimi, Büyük Menderes nehri istikametinde ilerlememektedir.

İlçenin ekonomik etkinliği: tarım üzerinde yoğunlaşmaktadır. Özellikle: toprak yapısının uygun olması, her türlü tarım ürününün, burada yetiştirilmesini sağlamaktadır. Özellikle: çay, muz gibi birkaç tür bitkinin dışındaki bütün tarım ürünleri, burada yetiştirilmekte ve üretilmektedir. Pamuk, başlıca üründür. Bölgede, birçok ailenin geçim kaynağı olmuştur. Nazilli’de üretilen pamuk elyaf kalitesi açısından yüksek düzeydedir. Meyan kökü denilince de, Nazilli ve özellikle Büyük Menderes havzası akla gelir. Ülkemizdeki meyan kökü üretiminin büyük bölümü, buradan sağlanmaktadır.

İlçe, tam bir emekli cenneti olarak görülüyor. Burada yaşayan nüfusun % 23’ü, 60 yaş ve üzerindedir. 90 yaş ve üzeri olan, 161 sağlıklı insan tespit edilmiştir. Bu rakamlara göre; Avrupa standartlarının da üzerinde, uzun yaşayan insanlara sahip bir yöre olarak öne çıkıyor. Hatta: bir üniversite tarafından yapılan araştırma sonucu, Nazilli yöresi “Türkiye’nin yaşlılık şampiyonu” ilan edilmiştir.

Aydın Adnan Menderes Üniversitesine bağlı, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, ilçe merkezindedir.

İNCİR

İncir, bu yörelerin simgesidir. Özellikle: buralarda yetiştirilen incir; bölgenin havasının uygunluğu, rutubet ve rüzgarın istenilen düzeyde olması nedeniyle, yüksek kaliteli olmaktadır. İncir: zengin mineral ve vitamin içermesi, şekerinin doğrudan kana geçmesi özelliklerinden dolayı, hazır bir enerji kaynağıdır. Ayrıca: hazmı kolaylaştırır, bağırsak faaliyetlerini düzenler ve kabızlığı önler.

Yetiştirilen incirlerin büyük bölümü: kurutulmaktadır. İncir kurutulduktan sonra kurtlanmasını önlemek için ilaçlanması gerekmektedir.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Nazilli yöresinde: yaz aylarında: kar helvası yiyebilirsiniz. Kar helvası: rendelenmiş buz ve şerbet ile yapılır. Bunun dışında: Nazilli pidesi düşünebilirsiniz. Bu pide: kıymalı, kaşarlı, peynirli, yumurtalı, otlu, tavuklu, karışık ve tahinli olarak yapılmaktadır. Özellikle: tahinli seçmelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Nazilli yöresinden: kurutulmuş incir satın alabilirsiniz. Ancak: yukarıda sözünü ettiğim gibi, kurutulmuş incir satın alırken, mutlaka içini kontrol edin ve kurtlu olmadığına emin olun. Çünkü: ilaçlanmayan kuru incirler, mutlaka kurtlu oluyor.

GEZİLECEK YERLER

KOCA CAMİ

Uzun çarşı ile, mahalleleri birbirine bağlayan bir yerde kurulmuştur. Önceleri: üstü açık ve kenarları duvarlarla çevrili bir namazgah olarak kullanılmıştır. 1900 yılındaki büyük depremde, minaresi ve kubbesi yıkılmıştır. Depremden sonra onarılmış, ancak bu kez de, Milli Mücadele döneminde çıkan yangında hasar görmüştür. 1930 yılında, halkın gayretleriyle yeniden yapılmıştır. 12 yıllık bir uğraş sonucu, bugünkü şekline kavuşmuştur. Caminin tek minaresi bulunmaktadır. İlk yapılış yılı olarak: 1886 kayıtlıdır. Kubbeleri kurşun kaplıdır.

ARPAZ BEYLER KONAĞI

Arpaz köyü, ilçe merkezinden 15 km. uzaklıkta, güneydedir. Günümüzdeki adı: Esen köydür. Köy: eski bir Karia yerleşkesi olan, Harpasa kalesinin eteklerinde kurulmuş ve adını buradan almıştır. Arpaz’daki Beyler Konağı: Arpaz köyü içinde, Osmanlı imparatorluğunun ayanlık dönemine ait, en güzel yapılardan biridir. Konak: ev, kule, hamam, fırın ve erzak depolarından oluşan bir bütündür.

Yapı: özellikle ahşap işçiliği, nakışları, tavanlarındaki motifleriyle, 19.yüzyıl mimarisinin tüm özelliklerini taşımaktadır. Bazı değişikliklere rağmen, günümüze kadar, orjinalliğini koruyabilmiştir.

Aydın Nazilli Arpaz Kulesi

ARPAZ KULESİ

Arpaz Beyler Konağının hemen karşısındadır. Geniş kapısından yukarı çıkılan taş merdivenleri bulunuyor. Kapının üst kısmında ise, daha önce kullanıldığı düşünülen bir çekme köprüye ait, makara yuvaları bulunmaktadır. İndirildiği zaman; evin, zemin kat taşlığına dayanan, kemerli bir platforma oturan asma köprü; evden kuleye, doğrudan doğruya bir tehlike anında çekilebilmeyi sağlıyordu.

Dışa tamamen kapalı olan kulenin zemin katı ise, bir dönem de  zindan olarak kullanılmıştır.

Giriş katından: üst kata, ahşap bir merdivenle çıkılıyor. Bu kat: ovaya bakıyor. Bir yaşama mekanı olarak düzenlenmiş. Oturma yerleri, dolaplar ve bir ocak bulunuyor. Hatta, yanında, sonradan eklenen bir hamam var.

Evet, bu kule: korunma, savunma ve geniş görüş açısı nedeniyle, gözetleme amacıyla kullanılmış.

Aydın Nazilli Harpasa

HARPASA

Esenköy sınırları içindedir. Arkaik dönemden kalma surların, kuzey yöndekilerin büyük kısmı, günümüze sağlam olarak gelebilmiştir. Kent:  teraslar üzerine kurulmuştur. Bizans döneminde küçülmüş ve tepede bulunan kale içine yerleşilmiştir.

Şehirde: yüzyıllar boyunca, kesintisiz olarak oturulduğu düşünülmektedir. Şehrin tiyatrosu, Helenistik dönem özelliklerini taşımaktadır. Ancak, Osmanlı döneminde: Arpaz Beyliği olarak, mülki ve askeri yönetim merkezi, burada kurulmuştur.

Harpasa’da kuzeye doğru uzanan tepelerin üzerindeki tepe Tümülüsleri: Lydia etkisiyle yapılmıştır.

Aydın Nazilli Mastaura

MASTAURA

Bozkurt köyünün, 1 km kuzeyinde, dar bir vadinin kuzeyinde küçük bir antik yerleşim yeridir. Günümüzde, bu antik kent: tamamen tarım arazileri içinde kalmış ve özel şahısların mülkiyetindedir. Günümüzde burada görülebilen yani ayakta kalan yapılar şunlardır: bir tiyatro yapısı var ve bu yapının 2 adet kemerli terasla oluşturulan sahne binası ve zeytin ağaçlarıyla kaplanmış orkestra kısmı.

Kentin ortasında: taş, kireç ve harç malzemeyle yapılmış, yüksek bir teras duvarı (üzüm ve incir bahçeleri içindedir) bulunuyor.

Şehrin, güneydoğusunda bulunan nekropol alanında: yarısı açıkta kalan mezarlar, Roma dönemi özelliklerini gösteriyorlar.

Aydın ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

 

 

Aydın Söke Karine

Aydın Söke Karine

Öncelikle, “Karine” sıkça kullanılan bir hukuk terimi olduğunu bilmek ve benim burada yazdıklarım, hukuk terimi Karine değil, Söke ilçemize bağlı, Ege denizi kıyısındaki şirin bir balıkçı köyü “Karine” dir. Resmi adı “Karene” ama yöre insanı burayı “Karina” diye bilip, söylüyor. Tam bir cennet, ama gizli kalmış bir cennet, buralara yolunuz düşerse, mutlaka zaman ayırın ve Karine bölgesini görün.

Evet, bir anlamda, iç kesimdeki Doğanbey köyünün limanı olarak biliniyormuş. Eskiden, depo olarak kullanılan yapılardan bir-iki tanesi ev yapılmış, biri ise, büyük bir balık restoranına dönüştürülmüştür. Ancak, bu muhteşem güzel balık restoranı, yalnızca yörede yaşayanlar tarafından biliniyor ki, buralara yolunuz düşerse, mutlaka bu güzelliği yaşamanızı öneririm.

Evet: yörenin en büyük özelliği, ülkemizde, balık yenebilecek en iyi yerlerin başında geldiği de söylenebilir. Çünkü: denizin dibinden yer altı suları kaynıyor ve bu yüzden, Ege denizinin en muhteşem balığı olan Çipuraların, yumurta bırakmak üzere buraya geldikleri söyleniyor. Bu su kaynakları nedeniyle, burada denizin ısısı bir başka oluyormuş, hatta tuzluluk oranı çok düşükmüş ve bol miktarda balıkların tercih ettiği yemlerden bulunuyormuş. Yörenin tüm balıkçıları, bir kooperatif kurmuşlar ve yörenin balıkları yalnızca bunlar tarafından tutuluyor.

 

ULAŞIM

Aydın Söke Karine: Söke ilçe merkezine, 35 km. uzaklıktadır. Söke Doğanbey köyü yolundan ilerlediğinizde, bu yolun sonunda, Karine’ye ulaşırsınız. Daha ayrıntı isterseniz: Söke-Milas yönünde ilerleyeceksiniz ve kısa bir süre sonra, Güllübahçe tabelasını göreceksiniz ve bu yola girin, Güllübahçe içinden ilerleyip, eski bir Rum köyü olan Doğanbey ve sonra Karine. Bu arada: Doğanbey köyünde, eski restore edilmiş Rum evlerini görebilirsiniz.

Bu arada, Karine’ye ulaşmak için Söke yöresini tercih etmeniz gerekiyor. Bu yüzden, buraya ulaşım ölçülerini verirken, Söke’yi esas almak gerekir. İstanbul-Söke arasındaki uzaklık: 660 km. Söke-Ankara arasındaki uzaklık: 620 km. Söke-Kuşadası arasındaki uzaklık: 25 km.

TARİHİ

Karine bölgesi tarihi, çok çok eskilere gitmiyor. Buranın tarihi süreç içinde bilinen tek özelliği: bir zamanlar gümrük alanı olarak kullanılmış olmasıdır. Doğanbey köyünün limanı olarak da düşünülen bu minik belde, bir zamanlar gümrük alanı olarak kullanılıyormuş ve depo olarak, bir-iki yapı bulunuyormuş. Çünkü: hemen karşıda, yani 1400 metre kadar karşıda, Sisam adası bulunuyor.

Bunun dışında, Karine bölgesinin, çevredeki bir kısım bölgede olduğu gibi, çok eskilere giden bir tarihi yok. Zaten, 1924 yılındaki mübadele sonucu, Rumlar bölgeyi terk edince, Karine’nin gümrük alanı vasfı da bitmiş. Gümrük deposu olarak yapılan binaların bir kısmı ev olmuş ve bir tanesi de günümüzde de kullanılan büyük bir balık restoranı haline getirilmiştir.

GENEL

Karine, dilek yarımadasının Didim tarafında bulunmaktadır. Dilek yarımadası denilince, burası, aynı zamanda Büyük Menderes Havzası, Dilek Yarımadası Milli Park alanıdır. Yani: Doğanbey köyü, bu milli parkın tam içinde kalmış ve SİT alanı ilan edilerek, mevcut yapılar koruma altına alınmıştır. Karine’de: yine Milli Park alanı içinde, sahil kesiminde bulunmaktadır ve yapılaşmaya kapalıdır. Ayrıca: bu milli park alanı içinde, gerek bitki ve gerekse yabani hayat canlılarını görmek mümkündür.

Burası, deniz ile anlam kazanıyor. Çünkü: deniz, yani uzun süre derinleşmiyor, yani sığ, hatta bu sığlığın yer yer 350-400 metre kadar uzandığı görülüyor. Yani, denizin içinde, 350-400 metre yürüyorsunuz ve hala derinleşmediğini görüyorsunuz, Bu sığ denizin kıyı bölümünde ,balıkçıların denizin içinde kayıklarını iterek açıklara götürdüklerini göreceksiniz. Plaj ise, ince kumludur.

Burada, ayrıca, kuş gözlemciliği yapabilirsiniz ve özellikle “tepeli pelikan” görebilirsiniz. Ayrıca: flamingolar, yeşilbaş ördekler de görebilirsiniz.

Aydın Söke Karine

NE YENİR-NE İÇİLİR

Karine denilince, elbette, burada balık yemenizi veya deniz ürünlerini tatmanızı önereceğim. Çünkü, çok yerde balık yemiş olabilirsiniz, ama buradakilerin tadına inanamayacaksınız. Balığı, ızgarada ve üzerine zeytinyağı sürerek yapıyorlar. Ayrıca: limon, sarımsak sosu kullanmayı sakın unutmayın.
Özellikle, yaz akşamlarında, denize masa attırmalı ve balık yemelisiniz ve bu sırada, güneşin batışını izlemelisiniz, hemen karşısında da “Samos” adası.

GEZİLECEK YERLER

GÜVERCİN MAĞARASI

Karine bölgesine gelip, gezecek bir yerler düşünenler için: kıyıdan bir tekne kiralayınca, Karakol burnunun öte tarafında, güvercin mağarasını görebilirsiniz.
Mağaranın gözlerinin her biri, ayrı bir sahile açılıyor ve bu sahillerde, kıyıya vuran dalgaların sesleri mağaranın içinde buluştuğunda, bir uğultu oluyor.

Bu uğultu, dikkatli dinlediğinizde, sanki bir yaratığın nefes alışı gibi hissedilebiliyor.
Evet, mağaranın içine tekneyle girin ve gezinin. Mağaranın içinde, güvercinler var ve zaten bu yüzden güvercin mağarası ismi verilmiştir. Tavan oldukça yüksek ve tekneler, mağara içinde manevra yapabiliyorlar ve hatta, mağara içinde bir küçük kumsal bile var.

DOĞANBEY KÖYÜ

Karine köyüne gelirken, buraya dikkatinizi çekmiştim. Yani, Karine’ye varmadan hemen öncedir. Burası, eski bir Rum köyü olarak biliniyor ve köydeki eski Rum evleri, restore edilerek günümüze taşınmıştır. Bu nedenle, bu şirin köyde ki yaşamı görmek açısından, buraya da zaman ayırmanızı öneririm ve hatta, belki de, bu eski köy evlerini satın alarak restore ettiren bir ünlü ile karşılaşabilirsiniz.
Evet, Doğanbey köyünde, 1924 yılına kadar Rumlar yaşıyorlarmış.

Mübadele sonucu Rumlar gidince, köye: Bulgaristan’ın Yenice köyünden gelip yerleşmişlerdir.
Köyün o dönemlerdeki ismi “Domatia” dır. O dönemdeki evler, orman içinde, birbirinden uzak, bir avlu çevresindeki odalar şeklinde inşa edilirmiş ve bunlara, Rumca “Domatia” denilirmiş. Bu nedenle, köyün ismi de, bu kelimeden gelmiştir. Evet, bir zamanlar burada 300 hanelik bir Rum köyü bulunuyormuş.
Aslında, biraz önce söylediğim gibi, 1924 yılından sonra buraya gelenler, 1959 yılında yaşaman büyük depremin ardından, burayı terk etmişler ve Doğanbey bölgesi yine yalnızlığa terk edilmiştir.

Ancak, 1990’lı yılların başında, buradaki harabe evler, Ankaralı ve İstanbullular tarafından satın alınmış ve aslına uygun restorasyon faaliyetlerine girişmişler ve bugünkü Doğanbey köyü ortaya çıkmıştır.

Evler, geleneksel Rum mimarisinin özelliklerini yansıtmaktadırlar. Ayrıca, yine dükkanlar, dini bir şapel ve hastanenin bulunduğu köyde, Arnavut kaldırımlı taş sokaklar ilgi çekmektedir. Biraz önce hastane demiştim, belki dikkatinizi çekmiştir. Burası, 1900’lü yılların başında, hastane olarak yapılmış, ama daha sonra okul, karakol gibi amaçlarla da kullanılmış bir yapıdır ve günümüzde “Dilek Yarımadası Milli Parkı Ziyaretçi Tanıtım Merkezi” olarak kullanılmaktadır.
Köyün tepelerine çıkın ve zeytin ağaçlarının bulunduğu yörede, muhteşem deniz manzarasını izleyin.

Aydın ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Söke ilçesi tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

 

Aydın Koçarlı

Aydın Koçarlı: Köşk-Söke arasında bir ara yol, yani pek kullanılan yol değil, bu yüzden, biraz arka planda kalmış, şirin bir ilçe.

ULAŞIM

Koçarlı-Söke arası uzaklık: 20 km. Koçarlı-Köşk arası uzaklık: 16 km. İl merkezi olan Aydın iline uzaklığı ise: 24 km. dir.

 

TARİHİ

İlginçtir ki, Koçarlı’nın ilk yerleşimcilerinin, MÖ.300 yıllarına kadar, burada yaşadığı iddia edilen, “Savaşçı kadınlar” yani “Amazonlar”.

Bunlar: günümüzdeki “Mersinbeleni” köyünün güneyinde yaşamışlardır. Çünkü: burada, günümüze kadar ulaşan, bir takım harabeler görülmektedir.

Daha sonra, bölgede egemenlik kuranlar: Büyük İskender, ardından Romalılar ve ardından 1260 yıllarında, Anadolu Selçuklu Devleti. Daha sonra, bir zaman Menteşeoğulları Beyliği, müteakiben Osmanlılar.

Koçarlı adının çıkış noktası: Koçarlı’ya yerleşenlerin, eski yerleşim yeri olan “Kaçkar/Kaçkarlı”nın ismini buraya vermiş olduklarıdır. Diğer bir söylentiye göre ise: buraya yerleşenler, göçebe olmaları nedeniyle, yörenin isminin “Göçerler” olarak belirlendiği ve günümüze, Koçarlı olarak gelmiştir.

Daha sonra; 1700’lü yıllarda, Türkistan’dan gelen bir aşiret ve ardından Cihanoğulları; bugünkü ilçe merkezinin bulunduğu yere yerleşirler. 1760’lı yılların sonunda, Koçarlı’nın nüfusu iyice artar. Yerli Rumlardan bir kısmı, buraya gelip yerleşirler. 1919 yılında, İtalyanlar tarafından işgal edilen Koçarlı; Yunan işgali altındaki bölgelerdeki zulümden kaçanlar tarafından göç alır. Kurtuluş Savaşından sonra ise, İtalyanlar bölgeyi terk ederler.

1908 yılına kadar, köy olarak bulunan Koçarlı; 1946 yılında, ilçe statüsüne alınır.

GENEL

Ülkemizin en verimli yerlerinden olan, Büyük Menderes ovasının güneyinde kurulmuştur.

İlçe merkezinin, denizden yüksekliği: 61 metredir. Ancak, Büyük Menderes nehrinden, kod bakımından 6 metre daha aşağıdadır. Bu yüzden, yağışın bol olduğu mevsimlerde, nehir taşması, bölgeyi oldukça fazla etkiler. Menderes nehri taştığı zaman, nehrin suları, yerleşim yeri sınırlarına kadar gelip dayanır. Ancak, bu durum her ne kadar bazı sıkıntılara yol açsa da, nehrin getirdiği alüvyonlu topraklar, bölgenin topraklarının verimini arttırması bakımından, önemli rol oynamaktadır.

Bölgenin en önemli akarsuyu: Büyük Menderes nehridir. Bitki örtüsü ise: zeytin, fıstık çamları kaplı olan ormanlar şeklinde gelişmiştir. Ovada ise, pamuk üretimi en üst düzeydedir. Pamuk ve zeytin, yöre ekonomisinin temelini oluşturur. Zeytinyağı fabrikaları da bulunuyor. Hatta, dağ köylerindeki fıstık çamları, burada yaşayanların ekonomik etkinliğini olumlu yönde düzenliyor.

Bu bölgede, deve güreşi olmayan yer pek yok. Koçarlı’nın Haydarlı beldesinde de, geleneksel deve güreşleri düzenleniyor. Bu güreşlere, dışarıdan ilgi yoğundur, turizm hareketleniyor.

Koçarlı’nın ismi anılınca, bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum. Ülkemizde yaşayan çoğu insanın, sadece Aydınlı olarak bildiği, eski Başbakanlardan Adnan Menderes: 1899 yılında, Koçarlı ilçesinin, Çakırbeyli köyünde doğmuştur.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Koçarlı yöresinde, ekmek özel yöntemlerle yapılıyor ve saç üzerinde pişiriliyor. Yemek kültürü olarak ise: ot ağırlıklı alışkanlıklar egemen. Yani, burada yöresel bir şeyler yemek isterseniz: her türlü ottan hazırlanan bu yemeklerden tatmalısınız. Bunun dışında: keşkek, düşünebilirsiniz. Tüm bunları düşünmezseniz: kesinlikle saç böreği tadın.

NE SATIN ALINIR

Koçarlı ilçesinden, çam fıstığı almanızı öneririm. Bergama’dan sonra, ülkemizin en kaliteli çam fıstığı, buradan elde ediliyor.

Aydın Koçarlı

GEZİLECEK YERLER

Aydın Koçarlı Cihanzade Mustafa Camii

CİHANZADE MUSTAFA CAMİ

Hacı Mustafa Ağa camisi olarak da anılır. İlçe merkezinin en eski camisidir.

Burada: 1584 yılında bir mescit bulunduğu ve 1773 yılında ise, Cihanzade Mustafa Bey tarafından, mescidin bulunduğu yere bu caminin yapıldığı biliniyor. Yapı: 1784 ve 1834 yıllarında onarım görmüştür.

Cami: kare planlı ve yerden 2 metre yüksek yapılmıştır. Buna bağlı olarak, ön tarafta 11 basamaklı merdiven var. Merdiven önünde: 8 çeşmeli şadırvan bulunuyor. Tek şerefeli minaresi: caminin güneybatı köşesindedir.

Aydın Koçarlı Cihanzade Mustafa Camii

Mihrabın üzerine: İtalyan bir ressam tarafından, Mekke panoraması işlenmiştir. Mermer minber ise, muhteşem, mutlaka görün. Giriş kapısı ise, ahşap işlemeli ve tam bir sanat eseri. Batı yönünde, küçük bir mezarlık bulunuyor. Bu mezarlıkta: Cihanoğullarından bazı kişiler ve camide görev yapmış din adamlarının mezarları var.

Aydın Koçarlı Cincin Kalesi

CİNCİN KALESİ

İlçe merkezine 10 km. uzaklıkta, Cincin köyündedir. Köyün içinde bulunan tarihi kale kalıntısı: Cihanbey kalesi olarak anılmaktadır. Ancak, zamanla “Cincin kalesi” adını almıştır.

18.yüzyılda, Cin Bey tarafından güvenlik için yaptırılmıştır. Yapı içinde: bir hamam bulunmaktadır. Yapı: moloz taş malzeme ile yapılmıştır. Bu malzeme: Mazı dağından elde edilmiş ve elden ele taşınmış taşlar. Cihanoğulları: o dönemde, ailenin güvenliğini ve çevrenin kontrolünü sağlamak için, bu tür büyük bir yapı yapmış.

Ancak, ilginizi çekeceğini ve kesinlikle kızacağınızı düşündüğüm bir şey söylemek istiyorum. Cincin kalesi, günümüzde, köyün koyun ağılı olarak kullanılıyor. Hatta, kalenin bir bölümünde de inekler barınıyor. Sur duvarları: ilgisizlik nedeniyle, yıkılmayı bekliyor.

Aydın Koçarlı Cincin Kalesi

Cincin köyüne giderseniz, kaleyi görmenin yanında, köyden, mutlaka keşkek ekmeği almayı sakın ama sakın unutmayın. Çünkü, muhteşem lezzetli.

Aydın Koçarlı Cihanoğlu Kalesi

CİHANOĞLU KULESİ

İlçe merkezindedir. 18.yüzyıldan kalma, kagir bir yapıdır. 1700’lü yıllarda, Türkistan’dan gelen bir aşiret Koçarlı’nın bugün bulunduğu yere yerleşir. Bu göçten sonra ise, Cihanoğulları da, Koçarlı’ya yerleşerek, 1763-1764 yıllarında, bugün bile ayakta kalan, ilçe merkezindeki kuleyi inşa ederler.

Yani: kule ve bununla bağlantılı konak yapısı: Cihanoğulları tarafından, düşman baskınlarından korunmak için yaptırılmıştır.

Ancak, 1948 yılındaki yangında, konak yanınca, kule tek kalmıştır. 19.yüzyıl başında ise: hamam ve teras eklenmiştir. 20.yüzyıl başında ise, hamam olarak işletilmesi için, özel kişilere kiraya verilmiştir. Bu dönemde: yüzey pencereleri büyütülmüş ve tuğla duvarlarla, tuvalet ve ocak bölümleri yapılmıştır. Burayı ziyaret ederseniz, görebilecekleriniz şunlar: bahçede, bölgenin ilk tatlı su çeşmesi, yapının yapıldığı dönemlerde, dönemin kölelerine yemek çıkartılan, yaklaşık 500 yıllık bir kazan.

Aydın Koçarlı Amyzon (Mazı Kalesi)

AMYZON (MAZI KALESİ) ANTİK KENTİ

İlçe merkezinin, 30 km. uzağında, güneyde, Akmescit köyündedir. Mazı kalesi olarak da bilinir.

Ünlü coğrafyacı yazar Strabon; bu şehir hakkında, yazılarında şöyle söz eder: “ bölgedeki diğer kentlerin ileri karakoludur”. Kent hakkındaki bilgiler, genellikle, buradaki harabelerde bulunan yazıtlardan elde edilmiştir.

Bu belgelere göre: MÖ.3.yüzyılda, şartları bilinmeyen bir antlaşma: Amyzon kenti ve Herakleia kenti arasında imzalanmıştır. Roma devrinde de varlığı bilinen kent, takip eden dönemde, Bizans zamanında piskoposluk merkezi olarak biliniyor.

Antik kentten günümüze kalanlar: hani buraya giderseniz görebilecekleriniz şunlar: kentin çevresini kuşatan sur duvarını görebilirsiniz. Bu sur duvarının, çok güzel taş işçiliği görülmeye değer. Bu sur duvarlarının, MÖ.300 yıllarında yapıldığı tahmin ediliyor. Ama, biraz önce de söylediğim gibi, çok iyi korunarak, günümüze kadar gelmiş.

Antik kentten, günümüze ulaşan en önemli ikinci kalıntılar ise: Tapınak bölümünde görülüyor. Tapınağın: Apollo ve Artemis’e adandığı sanılıyor. Ancak, tamamen yıkılan tapınağın planı hakkında, bir şey tespit edilememiş durumda. Ancak, kalıntılar arasında: gerek Dor ve gerekse İon düzenine ait örneklerin bulunması, tapınağın her iki düzenin de ortak kültürünü yansıttığını ortaya koyuyor.

Evet, sur duvarları ve tapınak dışında, antik ören yerinde, bir kısım daha yapı kalıntısı bulunuyor. Örneğin: güneyde, kent surlarına paralel ve surun içinden uzanan, 17 oda var. Bu odalar: toprak altında, küçük taşlarla ve gayet sağlam olarak yapılmışlar. Duvarların üstü ise, sıva kaplı. Sanırım bunlar dükkan olarak kullanılmış.

Aydın Koçarlı Amyzon (Mazı Kalesi)

Antik kentte yapılan arkeolojik araştırmalarda: gerek su kemeri bulunmaması ve gerekse su sarnıçlarının olmaması; bu kentin, yerel su kaynakları ile beslendiğini düşündürüyor. Evet, her şeye rağmen, bu antik şehirde, ayrıntılı bir arkeolojik kazı ve araştırma yapılmamış.

Köşk tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Söke tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.