Aydın Söke Karine

Aydın Söke Karine

Öncelikle, “Karine” sıkça kullanılan bir hukuk terimi olduğunu bilmek ve benim burada yazdıklarım, hukuk terimi Karine değil, Söke ilçemize bağlı, Ege denizi kıyısındaki şirin bir balıkçı köyü “Karine” dir. Resmi adı “Karene” ama yöre insanı burayı “Karina” diye bilip, söylüyor. Tam bir cennet, ama gizli kalmış bir cennet, buralara yolunuz düşerse, mutlaka zaman ayırın ve Karine bölgesini görün.

Evet, bir anlamda, iç kesimdeki Doğanbey köyünün limanı olarak biliniyormuş. Eskiden, depo olarak kullanılan yapılardan bir-iki tanesi ev yapılmış, biri ise, büyük bir balık restoranına dönüştürülmüştür. Ancak, bu muhteşem güzel balık restoranı, yalnızca yörede yaşayanlar tarafından biliniyor ki, buralara yolunuz düşerse, mutlaka bu güzelliği yaşamanızı öneririm.

Evet: yörenin en büyük özelliği, ülkemizde, balık yenebilecek en iyi yerlerin başında geldiği de söylenebilir. Çünkü: denizin dibinden yer altı suları kaynıyor ve bu yüzden, Ege denizinin en muhteşem balığı olan Çipuraların, yumurta bırakmak üzere buraya geldikleri söyleniyor. Bu su kaynakları nedeniyle, burada denizin ısısı bir başka oluyormuş, hatta tuzluluk oranı çok düşükmüş ve bol miktarda balıkların tercih ettiği yemlerden bulunuyormuş. Yörenin tüm balıkçıları, bir kooperatif kurmuşlar ve yörenin balıkları yalnızca bunlar tarafından tutuluyor.

 

ULAŞIM

Aydın Söke Karine: Söke ilçe merkezine, 35 km. uzaklıktadır. Söke Doğanbey köyü yolundan ilerlediğinizde, bu yolun sonunda, Karine’ye ulaşırsınız. Daha ayrıntı isterseniz: Söke-Milas yönünde ilerleyeceksiniz ve kısa bir süre sonra, Güllübahçe tabelasını göreceksiniz ve bu yola girin, Güllübahçe içinden ilerleyip, eski bir Rum köyü olan Doğanbey ve sonra Karine. Bu arada: Doğanbey köyünde, eski restore edilmiş Rum evlerini görebilirsiniz.

Bu arada, Karine’ye ulaşmak için Söke yöresini tercih etmeniz gerekiyor. Bu yüzden, buraya ulaşım ölçülerini verirken, Söke’yi esas almak gerekir. İstanbul-Söke arasındaki uzaklık: 660 km. Söke-Ankara arasındaki uzaklık: 620 km. Söke-Kuşadası arasındaki uzaklık: 25 km.

TARİHİ

Karine bölgesi tarihi, çok çok eskilere gitmiyor. Buranın tarihi süreç içinde bilinen tek özelliği: bir zamanlar gümrük alanı olarak kullanılmış olmasıdır. Doğanbey köyünün limanı olarak da düşünülen bu minik belde, bir zamanlar gümrük alanı olarak kullanılıyormuş ve depo olarak, bir-iki yapı bulunuyormuş. Çünkü: hemen karşıda, yani 1400 metre kadar karşıda, Sisam adası bulunuyor.

Bunun dışında, Karine bölgesinin, çevredeki bir kısım bölgede olduğu gibi, çok eskilere giden bir tarihi yok. Zaten, 1924 yılındaki mübadele sonucu, Rumlar bölgeyi terk edince, Karine’nin gümrük alanı vasfı da bitmiş. Gümrük deposu olarak yapılan binaların bir kısmı ev olmuş ve bir tanesi de günümüzde de kullanılan büyük bir balık restoranı haline getirilmiştir.

GENEL

Karine, dilek yarımadasının Didim tarafında bulunmaktadır. Dilek yarımadası denilince, burası, aynı zamanda Büyük Menderes Havzası, Dilek Yarımadası Milli Park alanıdır. Yani: Doğanbey köyü, bu milli parkın tam içinde kalmış ve SİT alanı ilan edilerek, mevcut yapılar koruma altına alınmıştır. Karine’de: yine Milli Park alanı içinde, sahil kesiminde bulunmaktadır ve yapılaşmaya kapalıdır. Ayrıca: bu milli park alanı içinde, gerek bitki ve gerekse yabani hayat canlılarını görmek mümkündür.

Burası, deniz ile anlam kazanıyor. Çünkü: deniz, yani uzun süre derinleşmiyor, yani sığ, hatta bu sığlığın yer yer 350-400 metre kadar uzandığı görülüyor. Yani, denizin içinde, 350-400 metre yürüyorsunuz ve hala derinleşmediğini görüyorsunuz, Bu sığ denizin kıyı bölümünde ,balıkçıların denizin içinde kayıklarını iterek açıklara götürdüklerini göreceksiniz. Plaj ise, ince kumludur.

Burada, ayrıca, kuş gözlemciliği yapabilirsiniz ve özellikle “tepeli pelikan” görebilirsiniz. Ayrıca: flamingolar, yeşilbaş ördekler de görebilirsiniz.

Aydın Söke Karine

NE YENİR-NE İÇİLİR

Karine denilince, elbette, burada balık yemenizi veya deniz ürünlerini tatmanızı önereceğim. Çünkü, çok yerde balık yemiş olabilirsiniz, ama buradakilerin tadına inanamayacaksınız. Balığı, ızgarada ve üzerine zeytinyağı sürerek yapıyorlar. Ayrıca: limon, sarımsak sosu kullanmayı sakın unutmayın.
Özellikle, yaz akşamlarında, denize masa attırmalı ve balık yemelisiniz ve bu sırada, güneşin batışını izlemelisiniz, hemen karşısında da “Samos” adası.

GEZİLECEK YERLER

GÜVERCİN MAĞARASI

Karine bölgesine gelip, gezecek bir yerler düşünenler için: kıyıdan bir tekne kiralayınca, Karakol burnunun öte tarafında, güvercin mağarasını görebilirsiniz.
Mağaranın gözlerinin her biri, ayrı bir sahile açılıyor ve bu sahillerde, kıyıya vuran dalgaların sesleri mağaranın içinde buluştuğunda, bir uğultu oluyor.

Bu uğultu, dikkatli dinlediğinizde, sanki bir yaratığın nefes alışı gibi hissedilebiliyor.
Evet, mağaranın içine tekneyle girin ve gezinin. Mağaranın içinde, güvercinler var ve zaten bu yüzden güvercin mağarası ismi verilmiştir. Tavan oldukça yüksek ve tekneler, mağara içinde manevra yapabiliyorlar ve hatta, mağara içinde bir küçük kumsal bile var.

DOĞANBEY KÖYÜ

Karine köyüne gelirken, buraya dikkatinizi çekmiştim. Yani, Karine’ye varmadan hemen öncedir. Burası, eski bir Rum köyü olarak biliniyor ve köydeki eski Rum evleri, restore edilerek günümüze taşınmıştır. Bu nedenle, bu şirin köyde ki yaşamı görmek açısından, buraya da zaman ayırmanızı öneririm ve hatta, belki de, bu eski köy evlerini satın alarak restore ettiren bir ünlü ile karşılaşabilirsiniz.
Evet, Doğanbey köyünde, 1924 yılına kadar Rumlar yaşıyorlarmış.

Mübadele sonucu Rumlar gidince, köye: Bulgaristan’ın Yenice köyünden gelip yerleşmişlerdir.
Köyün o dönemlerdeki ismi “Domatia” dır. O dönemdeki evler, orman içinde, birbirinden uzak, bir avlu çevresindeki odalar şeklinde inşa edilirmiş ve bunlara, Rumca “Domatia” denilirmiş. Bu nedenle, köyün ismi de, bu kelimeden gelmiştir. Evet, bir zamanlar burada 300 hanelik bir Rum köyü bulunuyormuş.
Aslında, biraz önce söylediğim gibi, 1924 yılından sonra buraya gelenler, 1959 yılında yaşaman büyük depremin ardından, burayı terk etmişler ve Doğanbey bölgesi yine yalnızlığa terk edilmiştir.

Ancak, 1990’lı yılların başında, buradaki harabe evler, Ankaralı ve İstanbullular tarafından satın alınmış ve aslına uygun restorasyon faaliyetlerine girişmişler ve bugünkü Doğanbey köyü ortaya çıkmıştır.

Evler, geleneksel Rum mimarisinin özelliklerini yansıtmaktadırlar. Ayrıca, yine dükkanlar, dini bir şapel ve hastanenin bulunduğu köyde, Arnavut kaldırımlı taş sokaklar ilgi çekmektedir. Biraz önce hastane demiştim, belki dikkatinizi çekmiştir. Burası, 1900’lü yılların başında, hastane olarak yapılmış, ama daha sonra okul, karakol gibi amaçlarla da kullanılmış bir yapıdır ve günümüzde “Dilek Yarımadası Milli Parkı Ziyaretçi Tanıtım Merkezi” olarak kullanılmaktadır.
Köyün tepelerine çıkın ve zeytin ağaçlarının bulunduğu yörede, muhteşem deniz manzarasını izleyin.

Aydın ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Söke ilçesi tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

 

Aydın Koçarlı

Aydın Koçarlı: Köşk-Söke arasında bir ara yol, yani pek kullanılan yol değil, bu yüzden, biraz arka planda kalmış, şirin bir ilçe.

ULAŞIM

Koçarlı-Söke arası uzaklık: 20 km. Koçarlı-Köşk arası uzaklık: 16 km. İl merkezi olan Aydın iline uzaklığı ise: 24 km. dir.

 

TARİHİ

İlginçtir ki, Koçarlı’nın ilk yerleşimcilerinin, MÖ.300 yıllarına kadar, burada yaşadığı iddia edilen, “Savaşçı kadınlar” yani “Amazonlar”.

Bunlar: günümüzdeki “Mersinbeleni” köyünün güneyinde yaşamışlardır. Çünkü: burada, günümüze kadar ulaşan, bir takım harabeler görülmektedir.

Daha sonra, bölgede egemenlik kuranlar: Büyük İskender, ardından Romalılar ve ardından 1260 yıllarında, Anadolu Selçuklu Devleti. Daha sonra, bir zaman Menteşeoğulları Beyliği, müteakiben Osmanlılar.

Koçarlı adının çıkış noktası: Koçarlı’ya yerleşenlerin, eski yerleşim yeri olan “Kaçkar/Kaçkarlı”nın ismini buraya vermiş olduklarıdır. Diğer bir söylentiye göre ise: buraya yerleşenler, göçebe olmaları nedeniyle, yörenin isminin “Göçerler” olarak belirlendiği ve günümüze, Koçarlı olarak gelmiştir.

Daha sonra; 1700’lü yıllarda, Türkistan’dan gelen bir aşiret ve ardından Cihanoğulları; bugünkü ilçe merkezinin bulunduğu yere yerleşirler. 1760’lı yılların sonunda, Koçarlı’nın nüfusu iyice artar. Yerli Rumlardan bir kısmı, buraya gelip yerleşirler. 1919 yılında, İtalyanlar tarafından işgal edilen Koçarlı; Yunan işgali altındaki bölgelerdeki zulümden kaçanlar tarafından göç alır. Kurtuluş Savaşından sonra ise, İtalyanlar bölgeyi terk ederler.

1908 yılına kadar, köy olarak bulunan Koçarlı; 1946 yılında, ilçe statüsüne alınır.

GENEL

Ülkemizin en verimli yerlerinden olan, Büyük Menderes ovasının güneyinde kurulmuştur.

İlçe merkezinin, denizden yüksekliği: 61 metredir. Ancak, Büyük Menderes nehrinden, kod bakımından 6 metre daha aşağıdadır. Bu yüzden, yağışın bol olduğu mevsimlerde, nehir taşması, bölgeyi oldukça fazla etkiler. Menderes nehri taştığı zaman, nehrin suları, yerleşim yeri sınırlarına kadar gelip dayanır. Ancak, bu durum her ne kadar bazı sıkıntılara yol açsa da, nehrin getirdiği alüvyonlu topraklar, bölgenin topraklarının verimini arttırması bakımından, önemli rol oynamaktadır.

Bölgenin en önemli akarsuyu: Büyük Menderes nehridir. Bitki örtüsü ise: zeytin, fıstık çamları kaplı olan ormanlar şeklinde gelişmiştir. Ovada ise, pamuk üretimi en üst düzeydedir. Pamuk ve zeytin, yöre ekonomisinin temelini oluşturur. Zeytinyağı fabrikaları da bulunuyor. Hatta, dağ köylerindeki fıstık çamları, burada yaşayanların ekonomik etkinliğini olumlu yönde düzenliyor.

Bu bölgede, deve güreşi olmayan yer pek yok. Koçarlı’nın Haydarlı beldesinde de, geleneksel deve güreşleri düzenleniyor. Bu güreşlere, dışarıdan ilgi yoğundur, turizm hareketleniyor.

Koçarlı’nın ismi anılınca, bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum. Ülkemizde yaşayan çoğu insanın, sadece Aydınlı olarak bildiği, eski Başbakanlardan Adnan Menderes: 1899 yılında, Koçarlı ilçesinin, Çakırbeyli köyünde doğmuştur.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Koçarlı yöresinde, ekmek özel yöntemlerle yapılıyor ve saç üzerinde pişiriliyor. Yemek kültürü olarak ise: ot ağırlıklı alışkanlıklar egemen. Yani, burada yöresel bir şeyler yemek isterseniz: her türlü ottan hazırlanan bu yemeklerden tatmalısınız. Bunun dışında: keşkek, düşünebilirsiniz. Tüm bunları düşünmezseniz: kesinlikle saç böreği tadın.

NE SATIN ALINIR

Koçarlı ilçesinden, çam fıstığı almanızı öneririm. Bergama’dan sonra, ülkemizin en kaliteli çam fıstığı, buradan elde ediliyor.

Aydın Koçarlı

GEZİLECEK YERLER

Aydın Koçarlı Cihanzade Mustafa Camii

CİHANZADE MUSTAFA CAMİ

Hacı Mustafa Ağa camisi olarak da anılır. İlçe merkezinin en eski camisidir.

Burada: 1584 yılında bir mescit bulunduğu ve 1773 yılında ise, Cihanzade Mustafa Bey tarafından, mescidin bulunduğu yere bu caminin yapıldığı biliniyor. Yapı: 1784 ve 1834 yıllarında onarım görmüştür.

Cami: kare planlı ve yerden 2 metre yüksek yapılmıştır. Buna bağlı olarak, ön tarafta 11 basamaklı merdiven var. Merdiven önünde: 8 çeşmeli şadırvan bulunuyor. Tek şerefeli minaresi: caminin güneybatı köşesindedir.

Aydın Koçarlı Cihanzade Mustafa Camii

Mihrabın üzerine: İtalyan bir ressam tarafından, Mekke panoraması işlenmiştir. Mermer minber ise, muhteşem, mutlaka görün. Giriş kapısı ise, ahşap işlemeli ve tam bir sanat eseri. Batı yönünde, küçük bir mezarlık bulunuyor. Bu mezarlıkta: Cihanoğullarından bazı kişiler ve camide görev yapmış din adamlarının mezarları var.

Aydın Koçarlı Cincin Kalesi

CİNCİN KALESİ

İlçe merkezine 10 km. uzaklıkta, Cincin köyündedir. Köyün içinde bulunan tarihi kale kalıntısı: Cihanbey kalesi olarak anılmaktadır. Ancak, zamanla “Cincin kalesi” adını almıştır.

18.yüzyılda, Cin Bey tarafından güvenlik için yaptırılmıştır. Yapı içinde: bir hamam bulunmaktadır. Yapı: moloz taş malzeme ile yapılmıştır. Bu malzeme: Mazı dağından elde edilmiş ve elden ele taşınmış taşlar. Cihanoğulları: o dönemde, ailenin güvenliğini ve çevrenin kontrolünü sağlamak için, bu tür büyük bir yapı yapmış.

Ancak, ilginizi çekeceğini ve kesinlikle kızacağınızı düşündüğüm bir şey söylemek istiyorum. Cincin kalesi, günümüzde, köyün koyun ağılı olarak kullanılıyor. Hatta, kalenin bir bölümünde de inekler barınıyor. Sur duvarları: ilgisizlik nedeniyle, yıkılmayı bekliyor.

Aydın Koçarlı Cincin Kalesi

Cincin köyüne giderseniz, kaleyi görmenin yanında, köyden, mutlaka keşkek ekmeği almayı sakın ama sakın unutmayın. Çünkü, muhteşem lezzetli.

Aydın Koçarlı Cihanoğlu Kalesi

CİHANOĞLU KULESİ

İlçe merkezindedir. 18.yüzyıldan kalma, kagir bir yapıdır. 1700’lü yıllarda, Türkistan’dan gelen bir aşiret Koçarlı’nın bugün bulunduğu yere yerleşir. Bu göçten sonra ise, Cihanoğulları da, Koçarlı’ya yerleşerek, 1763-1764 yıllarında, bugün bile ayakta kalan, ilçe merkezindeki kuleyi inşa ederler.

Yani: kule ve bununla bağlantılı konak yapısı: Cihanoğulları tarafından, düşman baskınlarından korunmak için yaptırılmıştır.

Ancak, 1948 yılındaki yangında, konak yanınca, kule tek kalmıştır. 19.yüzyıl başında ise: hamam ve teras eklenmiştir. 20.yüzyıl başında ise, hamam olarak işletilmesi için, özel kişilere kiraya verilmiştir. Bu dönemde: yüzey pencereleri büyütülmüş ve tuğla duvarlarla, tuvalet ve ocak bölümleri yapılmıştır. Burayı ziyaret ederseniz, görebilecekleriniz şunlar: bahçede, bölgenin ilk tatlı su çeşmesi, yapının yapıldığı dönemlerde, dönemin kölelerine yemek çıkartılan, yaklaşık 500 yıllık bir kazan.

Aydın Koçarlı Amyzon (Mazı Kalesi)

AMYZON (MAZI KALESİ) ANTİK KENTİ

İlçe merkezinin, 30 km. uzağında, güneyde, Akmescit köyündedir. Mazı kalesi olarak da bilinir.

Ünlü coğrafyacı yazar Strabon; bu şehir hakkında, yazılarında şöyle söz eder: “ bölgedeki diğer kentlerin ileri karakoludur”. Kent hakkındaki bilgiler, genellikle, buradaki harabelerde bulunan yazıtlardan elde edilmiştir.

Bu belgelere göre: MÖ.3.yüzyılda, şartları bilinmeyen bir antlaşma: Amyzon kenti ve Herakleia kenti arasında imzalanmıştır. Roma devrinde de varlığı bilinen kent, takip eden dönemde, Bizans zamanında piskoposluk merkezi olarak biliniyor.

Antik kentten günümüze kalanlar: hani buraya giderseniz görebilecekleriniz şunlar: kentin çevresini kuşatan sur duvarını görebilirsiniz. Bu sur duvarının, çok güzel taş işçiliği görülmeye değer. Bu sur duvarlarının, MÖ.300 yıllarında yapıldığı tahmin ediliyor. Ama, biraz önce de söylediğim gibi, çok iyi korunarak, günümüze kadar gelmiş.

Antik kentten, günümüze ulaşan en önemli ikinci kalıntılar ise: Tapınak bölümünde görülüyor. Tapınağın: Apollo ve Artemis’e adandığı sanılıyor. Ancak, tamamen yıkılan tapınağın planı hakkında, bir şey tespit edilememiş durumda. Ancak, kalıntılar arasında: gerek Dor ve gerekse İon düzenine ait örneklerin bulunması, tapınağın her iki düzenin de ortak kültürünü yansıttığını ortaya koyuyor.

Evet, sur duvarları ve tapınak dışında, antik ören yerinde, bir kısım daha yapı kalıntısı bulunuyor. Örneğin: güneyde, kent surlarına paralel ve surun içinden uzanan, 17 oda var. Bu odalar: toprak altında, küçük taşlarla ve gayet sağlam olarak yapılmışlar. Duvarların üstü ise, sıva kaplı. Sanırım bunlar dükkan olarak kullanılmış.

Aydın Koçarlı Amyzon (Mazı Kalesi)

Antik kentte yapılan arkeolojik araştırmalarda: gerek su kemeri bulunmaması ve gerekse su sarnıçlarının olmaması; bu kentin, yerel su kaynakları ile beslendiğini düşündürüyor. Evet, her şeye rağmen, bu antik şehirde, ayrıntılı bir arkeolojik kazı ve araştırma yapılmamış.

Köşk tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Söke tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Aydın Sultanhisar Nysaa

Aydın Sultanhisar Nysaa

Bu antik kentte, milattan önce, 40 bin kişinin yaşadığı biliniyor, muhteşem bir rakam. Gerek bu ölçüde yoğun nüfusu barındırması, gerek arazinin yapısına uygun olarak mühendislik harikası yapıların inşası ve gerekse kentin ismini, kurucusu olan kişinin eşinden alması, gerçekten etkileyici özellikler.

Ancak, mali krizden ve bütçe yetersizliğinden, 30 yıl önce başlatılan kazılar, uzun süredir durdurulmuş durumda. Elbette, bugün bu antik kentin, ancak yüzde 15’lik bölümü toprağın üzerine çıkarılmış ki, bu çıkarılan bölüm dahi, ilgisizlikten yer yer tahrip olmuş durumda. Ayrıca, bölgenin büyüklüğü ve ilgisizlik nedeniyle, hırsızlığın üst boyutlarda olduğu kesin, kentte bulunduğum sürede, Nysaa dan çalınan güzel bir heykelin, İzmir’de, satılmak üzere, bir el arabası üzerinde taşınırken yakalandığı ve geri getirildiğini öğrendim, demek ki tespit edilen bu, ya tespit edilemeyenler.

Bu nedenle, kent, tamamen elden çıkmadan, isterseniz gidin görün. Denizli-Aydın kara yolunda, Sultanhisar ilçesine geldiğinizde, Nysaa levhalarını takip ederek, ilçenin 3 km. kuzeybatısında kalan bu antik şehri görün. Ulaşım yaklaşık 10 dakikanızı alır, orada bulanacağınız süre ise, muhtemelen 3 veya 4 saat bulabilir.

KENTİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Aydın Sultanhisar Nysaa: Kent, dağın eteklerine kurulmuş. Karşıdan, Menderes ovasının görüldüğü muhteşem bir manzara var. Zaten, kente bu yüzden romantik kent tanımlaması da yapılmış. Arazinin topoğrafik yapısına uygun olarak, kentteki yapılar, meydan ve sokaklar, tonozlu alt yapılar ile desteklenerek inşa edilmiş. Yani, antik çağda, kentsel planlama açısından, mimarideki bu ustalık. önemli ve etkileyici.

Eski çağlarda, özellikle, eğitim alanında önde gelen bir kent imiş. Ünlü coğrafyacı ve gezgin olan Amasyalı Strabon, kentteki gymnasıum da eğitim görmüş ve kentin o dönemlerdeki görüntüsünü anlatan eserler yazarak, günümüze taşımış. Kentteki, gymnasıum ve kütüphane gibi yapı kalıntıları, bize, kentteki bilim ve eğitimin çok ileri ve gelişmiş olduğunu kanıtlıyor.

TARİHİ SÜREÇ

Kentin, MÖ.3 yüzyılın ilk yarısında, I. Antıochos Soter tarafından, eşi Nysaa adına kurulduğu bilinmekte. Yani, eş adına kurulan koca bir kent. İlk aklıma gelen, Hindistan’daki Taç Mahal tapınağı. Hintliler, küçücük olmasa da, bir tapınağı, turizmde gayet iyi pazarlıyorlar. Bizde ise, eş adına kurulmuş, zamanında 40 bin insanın yaşadığı koca bir şehir var, ama bırakın diğer ülke insanlarının, kendi ülkemizde yaşayan insanların bile çoğunun haberi olmadığı kesin.

Öyle bir şehir ki, antik Karia bölgesinin en önemli kentlerinden biri. Yazın kuruyan, kışın ise muhteşem güçlü bir şekilde akan, derin bir nehir var. Bu nehir, bir boğaz oluşturarak ilerliyor ve şehrin bulunduğu yerde, kurulu şehri ikiye bölüyor. Bu nehir üzerinde, antik çağlarda, su oyunları, su yarışmalarının yapıldığı söylenmekte. İki kenti birleştiren köprüler ve nehir üzerinde inşa edilen stadyum (amphıtheatr). Bunun yanında, nehirden akan suların içinden geçtiği ve aynı zamanda gizli bir geçit olarak inşa edilen ve kullanılan, muhteşem bir tünel, tiyatro, agora. İşte, kentin yerleşimi bu.

KENTTE GÖRÜLEBİLECEK YERLER

KENTİN SUR DUVARLARI

Günümüzde, kentin ilk kurulduğunda bulunan surlarından eser kalmamıştır. Bugün, yalnızca Bizans döneminde inşa edilen surların bir kısmı görülebilmektedir.

GYNASIUM

Gençlerin düşünsel ve bedensel olarak eğitim gördükleri, 70 x 165 metre ölçülerindeki, büyük yapı kalıntısıdır.

ROMA HAMAMLARI

Antik kentin doğusunda, oldukça büyük yapı kalıntıları. Bu geniş yapı mekanlarının, dik dörtken biçimli duvarları ve bir havuz var.

KÜTÜPHANE

MS.2 yüzyılda inşa edilmiş, iki yada büyük olasılıkla üç katlı bir yapı. Efes antik kentinde bulunan Celcus kütüphanesinden sonra, Türkiye’nin en iyi korunmuş, ikinci antik çağ kütüphanesidir. Okuma salonu yüz ölçümü, takriben 13 x 14 metre karelik bir alanı kapsar. Rulolar yada yazmalardan oluşan ciltler, nişler içindeki raflara konuluyor imiş. Bugünkü hali, içler acısı, yalnızca birinci kat ayakta ve bakımsızlıktan o da dökülüyor.

AMPHITHEATRE

Günümüzde, geçmişteki sel sularının etkisiyle harap olmuş durumda. 44 x 192 metrelik ölçüleri olan ve aynı zamanda stadyum olarak da kullanıldığı düşünülen bir yer. 30 bin kişi kapasiteli oturma yerleri var.

BOUTEUTERION

Kentin en iyi korunmuş yapılarından. Yaşlılar meclisi olarak isimlendirilmiş. 600-800 kişi alabilecek kapasitede. MS.1 yüzyılda inşa edilip, MS.2 yüzyılda değişikliğe uğradığı tahmin ediliyor.

ROMA TİYATROSU

İyi korunmuş bir yapı. Roma imparatorluğu döneminde, at nalı şeklinde inşa edilmiş. 12 bin kişi seyirci alabilecek kapasitede oturma yerleri var. Sahne alanı 27 metre uzunlukta. Tiyatronun sahne yapısındaki podyumda, bağcılık ve şarap tanrısı Dıonysos’un yaşamına ait frizler var, bunlar, Türkiye deki diğer benzer frizlere nazaran, en iyi korunmuş durumdaki kabartmalar, bu nedenle bunların önemi büyük.

TÜNEL

Tonozlarla örtülü, tamamen elle yapılmış, 100 metre uzunluğunda. Aynı zamanda, gizli yeraltı geçidi olarak da kullanıldığı sanılıyor. Bu tünel, Aydın dağlarından hızla akan sular için kanal görevini yerine getirmiş, aynı zamanda, tiyatronun önündeki meydanı alttan destekler şekilde inşa edilmiş.

Evet, gezimizin sonu, mutlaka keyif aldığınızı düşünüyorum, ama aynı zamanda, bakımsızlığı görünce kızdınız. Ama düşünün bir kez, antik çağda eş adına kurulmuş ve 40 binden fazla insanın yaşadığı bir şehir, eh artık, eşe duyulan büyük bir aşk olsa gerek, koca kente ismini veren eş. Özellikle, Nysaa antik kentini bu yüzden görmek istedim, sizlere de öneriyorum, yol üzerinde, fazla zamanınızı almaz, mutlaka uğrayıp görün, gerçekten ulaşmak zor değil. Antik tarihine baktığınızda, gerçekten önemli bir merkez burası.

Sultanhisar tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.