Konya Taşkent

Konya Taşkent

Taşkent denilince, Konya ilimizin bu şirin ve yeşiller içindeki kazası yanında, Özbekistan isimli ülkenin başkenti olan Taşkent de gündeme gelebiliyor. Ben: Taşkent ilçesinden geçerken, burada özellikle, günümüzde “Ballar Çeşmesi” olarak isimlendirilen su başında birkaç dakika mola verdim.

Bu sudan mutlaka için, ayrıca Taşkent ilçesinde, Belediye tarafından yaptırılan 2 yıldızlı güzel bir otel var. Umarım, ileri ki yıllarda, Alanya ile buranın arasında yol açılır ve turizm potansiyeli artar, çünkü özellikle sıcak yaz günlerinde, Alanya’da bunalan insanlar için, Taşkent tam bir yeşil cennet.

Buralarda, bir de hatırladığım kadarı ile, kara yolu kıyısında yapılan bir otel hatırlıyorum, hatta: ülkemizde ünlü bir mayo firmasının sahiplerinin buralı olduğu ve bu oteli yaptırdıklarını öğrendim, ama gerçekten tam bir kartal yuvası bir otel, ama ben gördüğümde yani 2010 yılında, bu otelin temellerinin kaydığını öğrendim, yani kullanılmıyormuş.

Bir de, burada, muhteşem bıçakçılık sanatı olan bir yer hatırlıyorum, yine kara yolu üzerinde, buraya da uğrayıp, mutfaklarınız için el yapımı bıçaklardan satın alabilirsiniz.

Konya Taşkent

ULAŞIM

Burası,  bir geçit noktasında olduğundan, günün her saatinde buraya ulaşmak mümkün. Taşkent-Konya arasındaki uzaklık: 135 km. Taşkent-Ermenek arasındaki uzaklık: 61 km. Taşkent-Anamur arasındaki uzaklık: 159 km. Taşkent-Sarıveliler arasındaki uzaklık: 36 km. Taşkent-Alanya arasındaki uzaklık: 112 km. Taşkent-Hadim arasındaki uzaklık: 14 km.

TARİHİ

12’nci yüzyılda: Orta Asya’dan yola çıkıp, Anadolu içlerine doğru gelen Afşarlar: bir süre buralarda göçebe olarak yaşarlar. Bölgede anlatılan bir söylentiye göre: bir gün, günümüzdeki Kuzan mahallesinin bulunduğu yerdeki ormanlık alanda, çobanlık yapan birisi; bir keçinin ormanlık alandaki bir patikaya girdiğini ve kaybolduğunu görür. Keçinin peşine takılıp gittiğinde ise, güzel bir su bulur.

Akşam olup oymağına döndüğünde; büyüklerine bulduğu suyu anlatır. Bunun üzerine, oymak büyükleri: yıllardır göç etmekten bıktıklarını ve yeni bulunan bu suyun yani Ballar Çeşmesinin bulunduğu yere yerleşmeye karar verirler.

Böylece: suyun çevresinde evler yaparak, yerleşik düzene geçerler ve bölgede ilk yerleşim kurulmuş olur. Yeni yerleşim yerinin ismi ile ilgili yine bir söylence var. Avşarlar, göçebe yaşantıdan, yerleşik yaşantıya geçerler ve yeni yere bir isim vermek isterler.

Köye isim vermesi, oymağın en yaşlısından istenildiğinde, o da: bizleri yeni yurdumuza kavuşturan pirimizin ismini verelim ve köyümüzün ismi “Piri kondu” olsun der. Zamanla bu isim çeşitli değişikliklere uğrayarak, devam eder. Kullanılan isimler: Pirikondu, Pirilkondu, Pirlevkanda, Pirlonda.

1930 yılına gelindiğinde, dönemin bölge valisi İzzet Bey tarafından, yörenin ismi “Taşkent” olarak  değiştirilir. Yöre, 1987 tarihinde: Hadim ilçesinden ayrılarak ilçe statüsüne kavuşur.

Konya Taşkent

GENEL

İlçe merkezinin  rakımı yani denizden  yüksekliği: 1620 metredir. Akdeniz sahiline kuş uçuşu olan uzaklık ise: 100 km. civarındadır. Yani: ilçe merkezi, heybetli bir kayalık blok üzerinden, Taşeli platosunu seyredecek şekilde yerleşmiştir.

İlçe: Akdeniz bölgesi içindedir. Ancak, bulunduğu yer Torosların üzerinde bulunduğundan, burada Akdeniz iklimi, karasal iklime doğru yönelir. Yani: yörede, karasal iklim hüküm sürmektedir ve buna bağlı olarak, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve karlı geçer. Ancak, bazı bölgelerde, Akdeniz iklimi etkileri de görülmektedir. En sıcak aylar: Haziran-Temmuz, en soğuk aylar ise: Ocak-Şubat.

Ekonomik etkinlikler değerlendirildiğinde: tarım ve hayvancılığın önde olduğu görülür. Bunun yanında, bazı kasabalarda arıcılık ve halı dokumacılığı da yapılmaktadır.

NE YENİR NE İÇİLİR

Taşkent yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: tarhana ve ayranlı çorba tercih edebilirsiniz. Yemek olarak ise: etli kabak ve etli pilav düşünebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Taşkent yöresinde, gerçek bir el sanatı “bıçakçılık” yapılıyor. Taşkent’e yolunuz düşerse, mutlaka buradan bıçak satın almalısınız. Çünkü, geleneksel yöntemlere göre yapılan bıçakların üretildiği çelik, İsveç çeliği. İsveç çeliği, geleneksel yöntemlere göre dövülerek bıçak imal ediliyor.

Elle dövme sonucu, çeliğin içindeki hava çıkıyor ve çelik daha keskin ve dayanıklı hale geliyormuş. Ayrıca, çeliğe su verilerek, daha da sağlam olması sağlanıyormuş.

Bıçaklarda sap olarak kullanılan ahşap bölümler ise: söylenenlere göre Afrika’nın bazı bölgelerinden ve Karadeniz bölgemizden getiriliyormuş. Evet, bu bıçaklar günümüzde, ülkemiz dışında da birçok yere ihraç ediliyormuş.

GEZİLECEK YERLER

UZUN ŞIH CAMİSİ

İlçe merkezindedir.

Anlatılanlara göre: Yavuz Sultan Selim zamanında, buradaki medresede ders veren Uzun Şıh isimli bir din adamı: İstanbul’da kendisiyle tanışmış, Yavuz Sultan Selim’in kazanacağı zaferleri müjdelemiş ve bunun üzerine, Yavuz Sultan Selim tarafından kendisine verilen altınlar ile, ilçe merkezindeki bu camiyi yaptırmıştır.

Cami: tek minarelidir. 42 tane ahşap direk üzerinde sütun başlıkları, minber-kürsü ve tavanda ağaç süslemeleri ve ayrıca tavanda kalem işçiliği görülmeye değerdir.

Cami: 2001 yılında restore edilmiştir. Bölgeyi ziyaret eden  turistlerin ilgisini çekmektedir.

Konya Taşkent

SULTAN SUYU

Yörenin tarihi geçmişinde yaşanan, yine ilginç bir olay var. Olay: Anadolu Selçuklu beyi Alaeddin Keykubat ve Alaiye Beyi arasında geçer. Sorun: her iki beylik arasındaki sınır anlaşmazlığını çözmektir. Yapılan anlaşmaya göre: her iki bey, bulundukları yerden sabah horozların ilk ötüm zamanında karşılıklı aynı istikamette yola çıkacaklar ve karşılaştıkları yer, iki beylik arasında sınır olacaktır.

Ancak: Selçuklu Sultanı: daha uzun yol almak ve sınırını genişletmek için; horozun erken ötmesini sağlamak amacıyla, horoza baharatlı ve acı yiyecekler yedirir. Bunun sonucunda, horoz erken öter ve Selçuklu Sultanı, sabahın erken saatlerinde: atına binerek yola çıkar.

Sultan: atı ile birlikte, bir hayli yol alır, kan-ter içinde kalır ve susuzluktan dudakları çatlar. Tam bu sırada, bir yamaçta akan pınar görür. Pınarın başına varır ve yaşlı bir kadın pınar başında durmaktadır.

Sultan: “bir su ver bacım” der. Kadın: elindeki  tası doldurur ve içene bir tutam çam dalı atar. Sultan tası alır ama içindeki çam dallarına bir anlam veremez. Kadına, niye bu çam dallarını tasa koyduğunu sorar.

Kadın: “Yiğidim, hava sıcak, sen terlisin, çam yaprağı suya koku verir, hem de siz birden bire değil, süze süze içeceğiniz için, suyun soğukluğu size  dokunmayacaktır.” der.

İşte: günümüzden yüzyıllarca önce, Ballıca suyunun ilk gündeme gelişi bu şekilde olmuştur. Günümüzde  de, çam ağaçlarının arasındaki bu çeşmenin buz gibi suyundan içmeyi sakın ihmal etmeyin, hemen kara yolunun kıyısındaki bu çeşmeyi, görmeden geçmemeye dikkat edin.

Evet, Sultan suyu: Erenler Tepesinin eteğinden çıkıyor. Burada: Sultan Alaaddin Keykubat’ın at üzerinde bir anıtı var. Ama anıtın kim tarafından ve ne zaman yapıldığın meçhul. Ayrıca: yine burada, bir park var. Bu parkta: yemek ve çay molası verebilirsiniz.

Ermenek tanıtımı.

Sarıveliler tanıtımı.

Anamur tanıtımı.

Alanya tanıtımı.

 

Konya Seydişehir

Konya Seydişehir: Ankara-Manavgat yolu üzerinde, Antalya yolundan daha kısa olması nedeniyle, birçok yolcunun kullandığı yol üzerinde, gelişmiş ve büyük bir ilçedir. İlçe sınırlarından çıkınca, dağlara tırmanmaya başlarsınız ve bittiğinde ise, karşınızda  tüm güzelliğiyle Akdeniz. Ben, bu yolu, Mayıs 2018 tarihinde kullandım ve özellikle, Ankara-Antalya arasında yolculuk yapacaklar için uygun olduğunu söyleyebilirim.

Yalnız, Antalya şehir merkezine gidecekler için uygun değil. Sadece, Alanya-Manavgat bölgelerine yolculuk yapacaklar için bu yol uygun ve daha kısa. Ama, elbette yolculuk konforu da önemli derseniz: yolculuk pek sıkıntılı değil, sadece, Seydişehir sonrasındaki bölüm yani dağların tırmanıldığı bölüm, sık virajlı ve bazen virajlar gerçekten çok keskin, yani dikkatli araç kullanmanız şart, sonuçta: yolculuk aşırı konforlu olmasa da, pek te sıkıntılı denilemez.

Yani Ankara-Manavgat/Alanya gibi bölgelere yolculuk yapacaksanız, bu yolu kullanmanızı öneririm. Bu arada minik bir ayrıntı, Konya şehir merkezinde, Seydişehir yolunu bulmanız biraz zor olabilir, Seydişehir tabelalarını dikkatli takip etmeniz gerekiyor ve bu arada, bu yol üzerinde Konya şehrinin en güzel mahallelerini, villalarını görmek mümkün.

Bu arada, yolculuk yanında, Seydişehir, turistik özellikleriyle öne çıkan bir yer değil. Yani, burada tarihi kalıntı ( olduğu söylense de, çoğu dağınık ve temel seviyesinde olup, herhangi bir resmi arkeolojik çalışma yapılmamıştır ve gidilip görülecek özellikler taşımamaktadır) yok.

Seydişehir, Alüminyum Tesisleriyle öne çıkan bir yer. Kocaman bir dağ düşünün, aynen bir duvar gibi ilçe yerleşiminin kıyısında yükseliyor ve bu dağın hemen yamacında, Seydişehir kurulmuş. Buradan geçerken, dikkati çeken tek özellik, biraz önce söylediğim gibi Alüminyum Tesisleridir. Bunun dışında, bahçeli evler, sakin ve sessiz bir yer ve hemen yanında, bir duvar gibi yükselen Küpe dağı.

Konya Seydişehir

ULAŞIM

Seydişehir, bağlı bulunduğu il merkezi olan Konya’ya 85 km. uzaklıktadır. Seydişehir-Ankara arasındaki uzaklık: 414 km. Seydişehir-Antalya arasındaki uzaklık: 208 km. Seydişehir-Manavgat arasındaki uzaklık: 135 km. Seydişehir-Beyşehir arasındaki uzaklık: 36 km.

Son olarak: Ankara-Konya hızlı tren projesi tamamlandıktan sonra, yapımı düşünülen Konya-Antalya hızlı tren projesinin buradan geçeceği söyleniyor. Ankara-Eskişehir hızlı trenini sıkça kullanan ben; inanın bu habere çok sevindim, umarım Ankara-Antalya hızlı tren projesi yakın zamanda gerçekleşir. Bu haberi bir yerlerden duydum, ama son günlerde, pek konuşulan bir haber değil, yine  de bir gün olmasını dilediğim bir proje.

TARİH

Günümüzdeki ilçe yerleşiminin, ilk kez 1310 yıllarında, Horasanlı Seyit Harun Veli tarafından kurulduğu bilinmektedir. Ancak: yörede yapılan çeşitli araştırmalarda, özellikle Bostandere kasabası yakınlarında bulunan Roma kalıntıları, yöredeki yerleşimlerin daha eskilere kadar  da gittiğini kanıtlamaktadır.

Bölgede: Beylikler döneminde kurulan “Eşrefoğulları Beyliği”, 1327 yılındaki Moğol istilasında yıkılana kadar varlığını sürdürmüştür.

14’ncü yüzyıla gelindiğinde ise, bu kez “Karamanoğlu Beyliği” görülür. Aynı dönemde, Osmanlılar: 80.000 altın ödeyerek: Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir bölgelerini satın alırlar.

Seydişehir: 1871 yılında Belediyelik ve 1915 yılında ise ilçe statüsü kazanır. Alüminyum Fabrikasının kurulması ile ilçe merkezi hızla kalkınır ve nüfusu artar.

Konya Seydişehir

GENEL

İlçe merkezi: Küpe dağının eteğinde kurulmuş olup, denizden yüksekliği: 1123 metredir. İlçe merkezini, batı ve güneydoğudan çevreleyen Küpe dağının yüksekliği ise,  zirvede: 2550 metreye kadar ulaşır.

Güneyde ise Toros dağları bulunmaktadır. Bu yüksek dağlar, ilçe merkezinde, estetik bir görüntü oluşturuyor. Özellikle, güneş Torosların ardından batarken, çok güzel görüntüler oluşturuyor.

Yörenin iklimi: karasal iklim olup, buna bağlı olarak, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçer. Ama bir yandan  da Akdeniz ve Karasal iklim arasında bir geçiş iklimi söz konusudur. Yani, bir yandan kar yağarken, uzaklardan gök gürültüsü sesleri ve şimşek çakmalarını görebiliyorsunuz.

Ekonomik etkinlikler düşünüldüğünde ise, ilçe merkezinde Alüminyum fabrikasının etkin olduğu ve bunun dışında, hububat ve nohut üretimine dayalı tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü görülmektedir.

Yörede: her yıl 5 Ağustos tarihinde, Seyit Harun Veli Anma ve Kalkınma Bayramı törenleri-şenlikleri düzenleniyor.

Burada sizlere son bir not aktarmak istiyorum. Söylenenlere göre: Ruslar, Seydişehir ilçesinde, 1960’lı yıllarda Alüminyum fabrikasını yaparken ve sonraki yıllarda çalıştırılması sırasında: Moskova yakınlarında, aynı Seydişehir özelliklerini taşıyan bir yer inşa etmişler ve buraya: Türkiye’den kaçanları yerleştirmişler.

Amaç: Türkiye üzerine çalışmalar yapacak kendi istihbarat elemanlarının yetiştirilmesi. Moskova’ya 15 km. yakınlıkta bulunduğu söylenen Odintsovo adındaki kent: sözünü ettiğim gibi, aynı Seydişehir mimari ve coğrafi özelliklerine göre sıfırdan inşa edilmiş.

ETİ ALÜMİNYUM A.Ş.

Başta Eti Alüminyum Tesisleri ve diğer endüstriyel işletmeler: Seydişehir yöresindeki yaşamın sosyalliğini üst düzeyde etkilemiştir. 1969 yılında faaliyete geçen fabrika: özellikle nüfusun artmasında büyük etken olmuştur. Alüminyum fabrikasının burada kurulmasının en büyük nedeni: bölgede bulunan zengin boksit cevherinin işlenmesidir.

Fabrika: dünya çapında 3’ncü ve ülkemiz içinde ise 1’nci büyüklüktedir. Tesisler: boksit işletmesi dahil, 6 üretim ve 14 yardımcı işletme bölümlerinden oluşmaktadır. Ayrıca: buranın sosyal tesisleri, lojmanları muhteşem güzel. Aradan yıllar geçmesine rağmen, bahçelerinin güzellikleri ve yeşilliklerinden bir şey kaybetmemiştir.

Ruslar tarafından yapılan bu lojman bloklarının içinde: yüzme havuzları, tenis kortları, mini golf sahaları, bisiklet yolları ve basketbol sahaları var.

Fabrika: 2005 yılında özelleştirilmiştir. Tabii, bu özelleştirme sonucunda: pek çok alanın tahrip edildiği, birçok kişinin işten çıkarıldığı söyleniyor.

NE YENİR

Seydişehir yöresinde: yağ balığı, ıspanaklı ve peynirli börek deneyebilirsiniz. Torosların eteklerinde ise, soğuk pınarlardan buz gibi su içerken, alabalık yemelisiniz. İlçe merkezinde, yöreye özgü: etli pide yemeniz de mümkün. Etli pide (kıymalı veya kuşbaşılı ince ve uzun pide) zaten bu yörenin en meşhur yöresel lezzetidir.

Konya Seydişehir

GEZİLECEK YERLER

Konya Seydişehir

TINAZTEPE MAĞARASI

İlçe merkezine 35 km. uzaklıkta, Keçili köyünde, Seydişehir-Manavgat kara yolunun hemen yakınındadır. Ana yoldan, yaklaşık 500 metre içeridedir.

Mağara: 3 seviyeden oluşuyor. En üstteki seviye, yaklaşık 100 metre ve tamamen fosilleşmiştir. Ortadaki bölüm: 1000 metre civarında ve özellikle yağışlı dönemlerde, içinden akan bol sular ile belirginleşmektedir.

Alttaki seviye ise, düden mağara özelliği gösteriyor. Yağışlı dönemlerde burada yüzey suları yoğunlaşıyor ve burada küçük göller oluşuyor. Mağara içinde ise, yarasalar var. Yola yakın olması nedeniyle ulaşımı kolay, kısa bir mola vererek gezebilirsiniz.

ILICA KAPLICALARI

İlçe merkezinde: Ilıca tepesindedir. Kaplıca sularının iyi geldiği düşünülen rahatsızlıklar şunlardır: deri, kemik hastalıkları, açık yaralar, kadın hastalıkları. Kaplıca bölgesinde: 1 açık ve 3 kapalı havuz var.

Manavgat tanıtımı.

Beyşehir tanıtımı.

 

Konya Çumra

Konya Çumra


Çatal Höyük’deki tarih ve medeniyet yanında, tüm Batılıların sahiplendiği Yunan tarih ve medeniyeti, bebek kalır. Buyurun, tek cümle ile buranın özelliği bu.

ULAŞIM

Çumra-Konya arası uzaklık: 44 km. Konya-Karaman demir yolu üzerindedir.

Konya Çumra

TARİHİ

İlçenin tarihi çok eskilere gitmez. 1894 yılında yapımına başlanan ve 1913 yılında bitirilen İstanbul-Bağdat demir yolu yapımı sırasında, Çumra’nın bulunduğu yere, bir istasyon yapılır ve bu istasyon binası, Çumra’ya yapılan ilk bina olarak öne çıkar.

1936 ve 1950 yıllarında, Balkanlardan Anadolu’ya gelen göçmen aileleri, Çumra’ya yerleştirilmişlerdir. Takip eden yıllarda da Hadim, Bozkır, Ermenek gibi İlçeler ve yakın köy ve kasabalardan gelen göçlerle, İlçe gittikçe büyümüş ve bu günkü halini almıştır. Yörede Selçuklu egemenliği bilinmesine rağmen, her hangi bir esere rastlanılmamıştır.

Konya Çumra

GENEL

İlçe ismini, bir rivayete göre: çamurdan almıştır. Diğer bir rivayete göre ise, “cümleniz beraber olun” deyişindeki “cümle” kelimesinden almaktadır. İlçenin denizden yüksekliği 1013 metredir. Ova üzerinde kuruludur. Ova daha çok: çoraklık ve sıcağa dayanıklı bitkilerle kaplıdır.

Yaygın bir yerleşime sahiptir. Yalnızca, çarşı merkezinin bir bölümünde dikey yapılaşma vardır. Onun dışında, çoğunlukla eski ve iki katlı binalar mevcuttur. Mahalleler ise, genelde tek ve iki katlı bahçeli evlerden oluşur. Konya İl Merkezine yakın olması nedeniyle, ilçe merkezindeki işletmeler, il merkezindeki işletmelerle rekabet edememektedirler.

Maddi imkanları yerinde olan aileler, Konya’ ya göç etmektedirler. Bu nedenle, ilçede yatırımlar da olmamaktadır.

Bunun sonucunda, ilçede sosyal yaşam olumsuz yönde etkilenmekte, halk gündüzleri ve boş zamanlarında kahvehanelerde bulunmakta, karanlıktan sonra ise sokaklar tamamen boşalmaktadır.

Konya Çumra

İlçe halkının büyük kısmı: tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Yaz aylarında: 4000 civarında tarım işçisi, başka il ve ilçelerde, Çumra’ya gelirler.

Çumra’nın ilkleri

Cumhuriyet tarihinin ilk mahalle düzenlemesi yapıldı. Osmanlı döneminde, ilk tapu kadastro işlemleri burada yapılmış. Çumra sulama birliği, Türkiye’nin en büyük sulama birliği.

Kuru fasulye

İlçe, ülkemizin önemli bir kuru fasulye üretim bölgesidir. Ülkemizin kuru fasulye üretiminin: yüzde 10-15 kadarı, yalnızca Çumra tarafından karşılanmaktadır. Bunun yanında: Çumra’nın kavunu da öne çıkmaktadır. Ancak: bu yöreden geçerseniz, mutlaka kuru fasulye almayı ihmal etmeyin. Çumra’dan kuru fasulye alınır.

Meslek Yüksek Okulu

Selçuk Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu, 1992 yılından bu yana Çumra’da bulunuyor.

GEZİLECEK YERLER

Konya Çumra Sırçalı Mesire Yeri

SIRÇALI MESİRE YERİ

Merkeze yakın. Araçlar için geniş bir park yeri ayrılmış. Güzel bir şelale, gezinti yolları ve piknik alanları ve çocuklar için oyun parkları var. Burada: lokantalar da var. Bu lokantalarda: ızgara çeşitleri (pirzola, kuşbaşı) ve canlı alabalık bulabilirsiniz.

Konya Çumra Apa Barajı

APA BARAJI

İlçenin 35 km. güneyinde, Çarşamba Çayı üzerinde ve Apa kasabasındadır. Apa ismi, çok eski bir isim. 3000 yıl önce, Tunç-bronz çağında Anadolu topraklarında yaşamış olan Luvi’lerin dilinde, “Apa” sözcüğü, “su” anlamına geliyor.

1957-1962 yılları arasında, sulama ve taşkınlardan koruma amacıyla inşa edilmiştir. Baraj gölü kıyısında: DSİ ve Selçuk Üniversitesi tesisleri ve piknik alanları bulunuyor. Gölde sazan ve tatlı su levreği balıkları tutulabiliyor. Olta balıkçılığına meraklı iseniz, şartlar uygun.

Konya Çumra Çatal Höyük
Konya Çumra Çatal Höyük
Konya Çumra Çatal Höyük
Konya Çumra Çatal Höyük

         

ÇATAL HÖYÜK

10 bin nüfusa sahip ilk yerleşim yeri. Dünyada insanlar, ilk kez burada ticaret yaptılar. Hayvanlar ilk kez burada evcilleştirildiler. İlk kez, toprak kapları ve bakırı kullandılar. İnsanlar ilk mühürlü mülkiyet kavramını yaşadılar. Takı, ziynet eşyası ilk kez Çatal Höyük’te yapıldı.

İlk antik bank kuruldu. Resim ve heykel sanatı, ilk olarak yapılmaya başlandı. Sanat ve dokumacılık yapıldı. Tarım teknikleri ilk kez kullanıldı. İlk fırın yapılarak kullanıldı.

2012 yılına gelindiğinde: UNESCO Dünya Kültür Mirası sözleşmesinin imzalanmasının 40’ncı yıl dönümünde: 121 üye ülkeden uzmanın katılımı ile Rusya-St. Petersburg şehrinde yapılan toplantıda: ülkemizden 11’nci eser olarak “Çatal höyük” Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmiştir.

Bu konuda emeği geçenleri, ülkem adına kutluyorum ve başarılı çalışmalarının artarak sürmesini gönülden diliyorum. Çünkü: Unesco Dünya Kültür Mirası Listesinde, halen 936 eser mevcut iken, ülkemizden bu listede yalnızca 11 eser bulunması, bence büyük bir eksiklik ve yılların ihmalidir.

Evet: Çatal höyük, neden Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmiştir?

Çünkü: Çatal höyük, Dünya Kültür Mirası Sözleşmesinin temel şartlarını karşılamakta, otantikliğini korumakta ve evrensel seçkin değerlere sahiptir. Karara esas olan raporda: tarihi MÖ 7400 yıllarına kadar uzanan, Konya sınırları içindeki Çatal Höyük’ün: insanlığın bir aşamasının eşsiz tanıklığını teşkil ettiği, döneme has bir yerleşim tarzıyla, toplum anlayışı ve eşitlik ideallerine dayanan bir kentsel plana sahip olduğu vurgulanmıştır.

Ayrıntıya girmeden önce: Çatal höyük hakkında, sizlere ön bilgi vermek istiyorum. Burası: günümüzden binlerce yıl önce: günümüzdeki bozkır görüntüsünden çok farklı olarak: yeşillik, sulak, bitki ve hayvan dünyası açısından zengin ve tüm bu özellikleri nedeniyle yaşam için çok elverişli bir bölge olarak önem kazanıyor.

Neolitik dönemde, insanlığın, avcı toplayıcı toplumdan, yerleşik düzene geçiş evresini yaşadıkları yerdir. Buna benzer yani eşdeğer yerler, özellikle Güneydoğu Anadolu bölgemizde bulunmasına rağmen, buranın, Orta Anadolu bölgesinde bulunması ilgi çekicidir.

Ayrıca: Çatal höyük bölgesinin bağlayıcı bir halka olduğu düşünülmektedir. Çünkü: 12 bin yıl önce, Güneydoğu Anadolu bölgesinde başlayan yerleşik düzen, 7 bin yıl önce, buraya ve daha sonra Göller bölgesine ve Ege kıyılarına kadar uzanmıştır.

Çünkü: Ege kıyılarındaki medeniyetler, 3-4 bin yıllıktır. Çünkü: burada, komşu yerleşimlerden farklı olarak, üstün bir sanat anlayışı göze çarpmaktadır. Tüm bunların sonucu olarak: Çatal höyük: o dönemde yaşayan insanların günlük hayatları ve kullandıkları eşyalar hakkında, günümüze ayrıntılı bilgiler yansıtmaktadır.

Özellikle: o dönemde, insanlar: Kybele ana tanrıça ve benzeri kadın figürlerine tapmaktadırlar. Kybele: ilginç görüntüsü ile önem kazanmakta olup, halen Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, burada bulunan, muhteşem güzel bir Kybele heykeli sergilenmektedir.

Evet, Çatal höyük: Konya ilinin Çumra ilçesinin, 10 km. doğusunda bulunuyor. Farklı yükseklikte, 2 tepe üzerinde. Bu iki yükselti nedeniyle, çatal sıfatını almıştır.

Günümüze kadar olan süreçte: 9000 yıllık insanlık tarihi kalıntıları: esrarengiz duvar resimleri, sanatsal silahlar, hayret verici şekiller. Hayvanların evcilleştirilmesinin, ziynet eşyası, takı, resim ve heykel sanatı ile dokumacılık ilk kez burada yapılmıştır.

Toprak kaplar ve bakır, ilk kez burada kullanılmıştır. Neolitik devre ait ilerlemiş bir medeniyetin burada başlayıp, dünyada yayıldığı tahmin ediliyor.

Ülkemizdeki en zengin arkeolojik alanlardan biri olan Çatal höyük bölgesindeki ilk kazı çalışmaları: 1958 yılında, J. Melleart tarafından yapılmış ve bölge keşfedilmiştir. Yüksek tepenin batı yamaçlarında yapılan çalışmalar sonucu: 13 yapı katı ortaya çıkarılmıştır.

En erken yerleşim: MÖ. 5500 yıllarına tarihlenir. Bu kazı çalışmalarında ortaya çıkan eserler: dünya sanatı, Anadolu tarihi açısından öyle muhteşemdi ki, herkesi çok heyecanlandırdı.

İlk yerleşme: ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntular ile, insanlık tarihine ışık tutan bir merkezdir. Son derece gelişmiş bir sosyal yapıya sahip Çatal Höyük’te, kadının toplum içindeki önemli yeri ise, başka bir ilgi odağı olmuştur.

Bölgedeki yapılarda kullanılan malzeme: kerpiç, ağaç ve kamıştır. İlk yapıların, MÖ 6700 yıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir. 1050 yıllık zaman dilimi içinde, şehrin yıkıldıkça birbiri üzerine inşa edilen 9 kattan oluştuğu, bu yerleşim birimlerinin ilk dönemlerinde 1000’den fazla konut ve 5-6 bin kişiyi bulan nüfusu ile, Yakın Doğu’nun bilinen en büyük köy ya da kasabalarından biri olduğu  düşünülmektedir.

Çok büyük bir yerleşim yeri olan Çatal höyükte yaşayan Çatal Höyük’lüler, çok özel insanlardı. Zengin bir sanat dünyası vardı. Duvar resimleri, özellikle ilgi çekiyordu. Bazı evlerde: onlarca kat duvar resmi ve inanılmaz sayıda figürün (tanrı ve özellikle tanrıça figürleri) bulunuyordu ve bir anda, Çatal höyük çok meşhur oldu.

Ancak, bu zor ören yerinin: 1960’lı yılların teknolojisiyle kazılmasında zorlanılıyordu ve tüm tabakaları korumak çok zordu.

Geçmişte: ülkemize gelen özellikle yabancı ziyaretçilere: Türkiye’nin en önemli ören yerlerinden biri olarak Çatal höyük gösterilmesine rağmen, insanların burayı ziyaret etmesi önerilmezdi.

Çünkü: Anadolu Medeniyetleri Müzesinde buradan çıkarılan muhteşem koleksiyonlar sergilenmesine rağmen, burada, yani Çatal höyük yöresinde, insanların görebileceği herhangi bir etkinlik veya kalıntı bulunmuyordu. Ancak: 1960’lı yıllardan, 1990’lı yıllara kadar unutulan Çatal höyük, 1993 yılından itibaren yeniden kazılmaya başlandı.

Bu kazılarda: yine birçok buluntu ortaya çıkarıldı. Önce büyük bir çadır ve altındaki küçük çadır ile korunan bu buluntular: sergilenmeye ve korunmaya alındılar. Alanda, birçok güzel ve başarılı çalışmalar yapıldı ve hala devam eden çalışmalar sonucunda, yeni birçok buluntuların ortaya çıkarılacağı düşünülüyor.

Yani: artık bölgeye gidildiğinde, binlerce yıl öncesine ait buluntuları görebilirsiniz ve kesinlikle, bunlar ilginizi çekecektir.

Yine, konutların tümüyle tek katlı olarak, kerpiçten inşa edildiği, bitişik düzende, birbirlerine yapışık olduğu, sokak ya da geçidin olmadığı, bu yapılarda girişlerin çatıdaki delikten, aşağıya merdiven sarkıtılarak sağlandığı düşünülmektedir. (Bu ev tipi örneği: günümüzde, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, hemen girişte sağ bölümde görülebilir.

Ancak: şu anda, müzede yeniden düzenleme çalışmaları sürdürüldüğünden, bu görüntü yok, sanırım yeni düzenleme sonucunda, bu görüntüyü yeniden ziyaretçilere sunarlar.)

Çatal höyük bölgesinde ortaya çıkarılan en önemli buluntulardan biri de: MÖ 6000 yılına tarihlenen dokuma parçasıdır. Dokumada kullanılan malzemenin: yün olması, hayvancılığın yan ürünlerinden olan yünün, dokuma amacıyla kullanılması da Çatal Höyük’teki ekonomik yapının gelişmişlik düzeyi açısından önemli bir göstergedir.

Evet, sonuç olarak: Çatal höyük yöresinde bulunan eserlerin büyük bölümü: Konya Arkeoloji Müzesi ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor.

Çatal höyük dünya kültür mirası listesine dahil edildi, peki, şimdi ne olacak?

İşte bu sorunun yanıtı: Unesco’nun dünya üzerinde birçok miras alanı bulunuyor. Öncelikle: Çatal Höyük’ün korunmasına yönelik bir takım projelerin geliştirilmesi ve bir yönetim planının oluşturulması sağlanacaktır.

Yani, buranın korunması için ciddi çalışmalar yapılacaktır. Yönetim planı, bu korunma çalışmalarını içerecek şekilde tanzim edilecektir.

Korunma yanında: bölgenin dünya üzerinde tanıtılmasına ve insanların burayı yoğun ziyaret etmesi yönünde çalışmalar yapılacaktır. Ancak: elbette bu ziyaretlerin belli ölçülerde ve yöreye zarar vermeden yürütülmesinin şart olduğu da kesindir.

Yani, ziyaretçi akınının dengelenmesi şarttır. Çünkü: Unesco raporunda da, turizmin bölgeyi olumsuz etkileyeceği özellikle belirtilmektedir.

Sizler; tarihi binlerce yıl öncelerine kadar giden ve muhteşem bir uygarlık kurulmuş olan, insanlık tarihinin bu ilk yerleşim yerlerinden biri olan bölgeyi: mutlaka ziyaret edin. Hatta: burası ile birlikte, Ankara-Anadolu Medeniyetleri Müzesini de görün, çünkü buradan çıkarılan muhteşem eserlerden oluşan büyük bir koleksiyon, günümüzde bu müzede sergileniyor.

Bu koleksiyonun en önemli eseri ise: o dönemde, kadına verilen önemi ifade eden ve müzenin en prestijli eserlerinden olan “Ana tanrıça Kybele” heykelidir. Bu heykel: günümüzden 9000 yıl önce yapılmış ve binlerce yıl, insanlar tarafından tapınılmıştır. Çatal Höyük’te, kadınlara ayrı bir önem ve değer verilmiş ve bu önem, UNESCO raporunda da özellikle şehirdeki adil yönetim olarak ifade edilmiştir.

Evet, tarih severler, Çatal höyük ve Anadolu Medeniyetleri Müzesindeki Çatal höyük koleksiyonu için mutlaka zaman ayırın.

Karaman tanıtımı.