Eskişehir

Eskişehir

Sık sık gittiğim bu güzel şehir hakkındaki, ayrıntılı gezi yazısı aşağıdadır. Gerek turlarla ve gerekse kendi başınıza gittiğinizde, umarım size yardımcı olur.

Eskişehir tam Anadolu’nun ortasında bir kentimiz. Bu nedenle; çoğu şehre yakın. Ankara’ya; 233 km., Bursa’ya: 149 km. ve İstanbul’a ise; 330 km. Ayrıca; özellikle, Ankara ile arasında olan yol; otoban olmasa da, gayet güzel. İki gidiş, iki geliş olmak üzere, dört şerit. Yani: Ankara’dan özel aracınız ile yola çıktığınızda, muhtemelen 2 saat 15 dakika sonra Eskişehir’de olabilirsiniz. Ankara ile Sivrihisar arasındaki yol her ne kadar biraz yoğun olsa da, Sivrihisar ile Eskişehir arasındaki bölüm, nispeten boş. Otobüsler ise; 3 saatte varıyor.

Derken; günümüz modern dünyasının ulaşım sektöründeki en büyük rahatlığı, tren, evet hem de hızlı tren, Ankara-Eskişehir arasında, yaklaşık bir süredir seferlerini sürdürmekte. Özellikle; bu büyük konforun ve hızın fiyatının, çok düşük seviyede tutulması, 300 yolcu kapasiteli hızlı trenin, günde yaptığı birçok seferin büyük bölümünün dolu olmasını sağladı. Yani, mutlaka biletinizi birkaç gün önceden almanız şart.  Özellikle hafta sonlarında Eskişehir gezisi düşünüyorsanız, hızlı tren biletinizi en az bir hafta önceden almalısınız.

Sonuçta: Ankara-Eskişehir arasındaki yol, hızlı tren sayesinde, problem olmaktan çıktı. İnanılır gibi değil, ama lüks bir trenle, 1.5 saatte, Ankara-Eskişehir arasındaki yolculuğun tamamlanması, muhteşem bir keyif. Özellikle, hızlı trenin yolculuk sırasında, saatte: 255 km. hıza ulaştığını ekranda görüyorsunuz.

Eskişehir

TARİHİ SÜREÇ

Eskişehir denince, antik dönemlerde, şehir burada kurulu değil. Şu anda bulunulan yerin, 3 km. kuzeydoğusunda, Porsuk çayının kuzeyinde, bugünkü adıyla Şarhöyük denilen yerde, antik Dorylaion şehrinin bulunduğu saptanmış. Burası. 17 m. yüksekliğinde ve 450 m. çapında, orta Anadolu’nun en büyük höyüklerinden.

Evet; antik dönemdeki Eskişehir, işte burada imiş. Şehrin tarihi süreçteki adı: yunanca da: Rorylaion, latince de: Dorylaeum ve arap kaynaklarında ise; Darauliye, Adruliya, Drusilya olarak geçmekte. Özellikle: antik dönemde, Frigyalılar zamanında, önemli yolların kavşak noktası olması nedeniyle, şehirde, ticaret çok gelişmiş ve buna bağlı olarak da tabii zenginlik olmuş.

Bu şehir; Bizansın, Selçuklulara karşı korunmasında, uzun yıllar, önemli rol üstlenmiş. Ancak; 1176 yılında, Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan, Bizanslıları yenerek, şehri ele geçirmiş. Bundan sonra ise, şehir, uzun yıllar yıkık ve terk edilmiş olarak kalmış. Zamanla; harabelerin güneyine, bugünkü alana, yeni bir yerleşim yeri, yani bugünkü Eskişehir kurulmuş.

Şarhöyük bölgesinde, günümüzde resmi arkeolojik kazı çalışmaları sürdürülüyor. Buranın ilk yerleşimcilerinin Hititler olduğu saptanmış.

GENEL

Şehir; çok güzel ve hareketli. Özellikle; Anadolu Üniversitesi ve Osman Gazi Üniversitelerinin bu şehirde kurulu olması, şehre ayrı bir hava katmış. Ayrıca; bu üniversitelerde okuyan, yaklaşık 80 bin öğrenci, şehrin gerek kültür ve gerekse ekonomik yapısını olumlu yönde etkilemekte.

Bunun dışında; Eskişehir denince, akla gelenler, şunlar olabilir: şehrin hemen merkezinden geçen ve şehre bambaşka bir hava veren porsuk çayı, paraşüt-planör kısacası sivil havacılık, nugat helvası, lüle taşı ve çiğ börek diğer adıyla tatar böreği.

Eskişehir

GEZİ PLANI

Eskişehir’e çeşitli şekillerde gitmek mümkün. Özel aracınız ile giderseniz; özel aracınızı mutlaka şehir merkezine uzak bir noktada, bir otoparka veya alışveriş merkezlerinin otoparklarında bırakın.

Çünkü; şehir merkezinde, tramvay hatlarının bulunması nedeniyle, trafik çoğu yerde olumsuz etkilenmiş. Sonuçta; tramvay ile toplu taşımacılık gayet rahat ve hızlı, ama bu tramvay hatlarının döşenmesi nedeniyle, araç trafiği olumsuz etkilenmiş.

Bunun yanında; şehir merkezinde, özel aracınızı park edebileceğiniz bir yer bulmanız kesinlikle mümkün değil. Bu nedenle; özel aracınızı uygun bir otoparka bırakmanız, taksi ile, şehir merkezine inmeniz ve bolca yürümenizi tavsiye ediyorum.

Eğer, trenle giderseniz ki, en kolay yolu bu, inanın rahat edersiniz. Şöyle ki; Ankara’dan gidecekler için, Ankara’nın yeni açılan hızlı tren garının kapalı otoparkını kullanabilirsiniz. Ancak, bu kapalı otopark aşırı pahalı, yani bir iki günlük Eskişehir gezinizin dönüşünde, hızlı tren bilet ücretinden daha fazla otopark ücreti ödemeniz gerekebilir, bu yüzden dikkatli olmalısınız.

Öbür alternatif, otobüs veya dolmuşla yeni tren garına ulaşmaktır ki, Kızılay’da Sıhhiye köprüsü üstüne çıktığınızda, yeni tren garı yaklaşık 1 km uzaklıkta, gerek yürüyerek ve gerekse dolmuş veya otobüslerle kolayca ulaşabilirsiniz.

Sonuçta: herhangi bir şekilde Eskişehir’e gittiğinizde; hızlı trenden indiğinizde, sorarak ve yürüyerek şehir merkezine ulaşabilirsiniz.

Sadece: Odunpazarı ve park alanlarını gezmek isterseniz, araç gerekir ki, taksi tutabilirsiniz.

Eskişehir  rahat bir yer. Günün her saatinde: cadde ve sokaklarda, kalabalığa karışıp yürüyebilirsiniz. Asayiş açısından güvenli bir şehir, banklarda oturabilirsiniz, Porsuk ırmağı kıyısındaki kafelerde oturup bir şeyler içebilirsiniz. Hatta ve hatta “Barlar Sokağı” denen, gençlerin, öğrencilerin gittiği yerdeki mekanlara da gidebilirsiniz.

Eskişehir

Şehirde havuzlar var, havuzların yanında yine heykeller. Ama, bunlar asla rahatsız edici boyutta değil. Şirin ve planlı bir kent. Eski binalar yıkılmamış, restore edilerek modern binalara dönüştürülmüş. Örneğin: şehir içindeki eski buğday silosu, yıkılmadan restore edilerek, modern bir otele dönüştürülmüş.

Bunun yanında; uzun kule gibi bacalar göreceksiniz. Çok modern bir alışveriş merkezi önünde, uzun bir baca. Kiremit örgülü bu baca, bir zamanlar burada bulunan “Kiremit Fabrikası” bacası imiş.

Bir zamanlar burada bulunan kiremit fabrikaları yıkılmış, yerine çok modern alışveriş merkezi yapılmış ama bacası yıkılmamış, eski ve yeninin harmanlandığı güzel bir görüntü yaratılmış. (Espark denen alışveriş merkezi ve önündeki büyük baca)

Eskişehir

 

Eskişehir Porsuk Nehri

Şehir içinde, bol bol yürüyün dedim. Ama; bu şehirde, 16 km. lik güzel bir tramvay hattı var. Bu tramvaylar ile, şehrin birçok bölgesine, çok rahat yolculuklar yapabilirsiniz.

Evet; merkezde, gezebileceğiniz, şehrin özellikle gezilmesi gereken, başlıca mekanları ayrı ayrı anlatmak istiyorum. Siz; tercihleriniz yönünde, bunları gezebilirsiniz. Önce merkezden başlayalım. Sonra; şehrin nispeten merkeze fazla uzak olmasa da, yürüyerek değil de, taksi ile ulaşabileceğiniz mekanlarını anlatmak istiyorum. Önce merkez;

Eskişehir Porsuk Nehri

 

Eskişehir Porsuk Nehri

 

Eskişehir Porsuk Nehri

 

Eskişehir Porsuk Nehri

PORSUK ÇAYI

Murat dağından ve Kütahya’dan gelen iki ayrı kol, şehir girişinde birleşiyor. Bu birleştikleri yer; regülatör ismiyle biliniyor. Porsuk çayı suları; burada, şehir içinde ilerleyeceği kanallara ayrılıyor. Regülatör denen yer; yeşillik bir yer. İki tane güzel restoran var. Özellikle; bahar ve yazın, muhteşem güzel, yeşil ağaçların altında harika bir ortam.

Regülatörde kanallara ayrılan su; şehir içindeki kanallardan geçiyor ve sonra yine, birleşerek Sakarya Nehrinin bir kolunu oluşturuyor. Yalnız; yeni yapılan düzenleme ile; şehir girişinde, suyun çamur ve tortusu, yani kirliliğini önleyecek tedbir alınmış. Bu çok güzel, çünkü bunun sonucunda; şehir merkezindeki kanallardan geçen su temiz ve gerek görüntüsü güzel ve gerekse pis koku yapmıyor.

Ayrıca: kanallar üzerinde; Hollanda tipi üstü kapalı gezinti amaçlı teknelerle ve Venedik tipi gondollarla gezi yapmak mümkün. Fiyatları da gayet uygun. Gezinti tekneleriyle, porsuk çayı üzerindeki, yaklaşık 15 dakikalık bir gezi yapabilirsiniz. Bu teknelere binip geziye katılırsanız, birkaç değişik ve güzel dakika geçirebilirsiniz.

Gondollar ise, iki, üç veya dört kişilik, yani size özel. Bunların fiyatı da, kısa bir gezinti için yaklaşık 10 ile 20 TL. arasında değişiyor. Bunlara binmek için, hemen şehrin merkezinde, porsuk çayı kıyısındaki iskeleleri kullanabilirsiniz. Bence mutlaka deneyin.

Görünce şaşıracaksınız, bunlar gece gündüz faaliyetteki tekneler ve gondollar. Özellikle: gondollar, gerçek bir gondol, bu arada tek eksikleri var, gondol kullananların gündelik bir kıyafet giyiyor olmaları, işin esprisinin tam olmasını engellemiş, keşke daha orijinal bir kıyafetleri olsa.

Evet: mutlaka gondol gezisi yapın veya tekne ile gezinti yapın. Bunun yanında; belirli zamanlarda, kanallar üzerinde, renk renk kanolar ile, yarışlar yapılıyor.

Eskişehir Porsuk Nehri

 

Eskişehir Porsuk Nehri

     

Evet, Porsuk çayı kent merkezinde 13 km. boyunca ilerliyor ve tüm bu güzellikleri yanında; çevresinde barındırdığı kafeler, kıraathaneler, pastaneler, yürüyüş yolları, restoranlar ile ayrı bir güzellik yaratıyor. İnsanlar ve özellikle üniversite gençliği; hava güzel olduğunda, mutlaka bu çayın çevresindeki mekanlarda. Çayın çevresinde: birçok kafeterya, kahvehane var.

Buralarda: oturabilirsiniz. Ayrıca: porsuk çayının çevresindeki kalabalığa karışarak yürüyün, kafelerde veya çayın kıyısındaki banklarda oturun, gelip geçenleri izleyin, çay-kahve için, büyük keyif alacağınız kesin. Çayın üzerinde; 24 tane köprü var. Bir vesile ile, bu çayın ve köprülerin eski durumunun resimlerini gördüm, şu anki durumları gerçekten harika, bu güzelliği yaratanlara teşekkürler.

Eskişehir Espark

 

Eskişehir Espark

 

Eskişehir Espark

ESPARK

Evet, porsuk çayının kıyısında gezindikten sonra; Espark’a girebilirsiniz. 2007 yılının sonlarında açılmış, 24 bin metre karelik arazisi ile, büyük bir alışveriş merkezi. Eskişehir’in en büyüğü. Yalnızca alışveriş değil, aynı zamanda: sinema salonları, food-court alanları var.

Ayrıca; çok profesyonelce işletildiği hemen göze çarpıyor. Çünkü; burayı işleten şirket, aynı zamanda Ankara’da Ankamall ve Antalya’da Migros AVM gibi yerleri de işleten bir şirket. Zemin altı da dahil, toplam 5 kat var. İki büyük asansör ve yürüyen merdivenler. En üst katında; biraz öncede söylediğim gibi, sinema salonları ve yemek yerleri var. Yemek yerleri ferah ve çeşitli yemeklerin sunulduğu değişik alternatifleri barındırıyor.

Sinema salonları; modern, koltuklar rahat, sinema meraklıları için şartlar çok uygun. Yemek mekanları: geniş ve ferah, çeşit bol. Gerek fasd-food ve gerekse ev yemekleri bulmak mümkün. Otopark sıkıntısı yok. En üstte; 3 katlı otopark var. Yani: 1100 araç kapasiteli. Toplam; 140 mağaza bulunmakta, arzunuza göre alışveriş de yapabilirsiniz.

Birçok marka ürünü bulmak mümkün. Özellikle: yemek katı altındaki büyük bir elektronik mağazasının bulunması, burayı hareketlendiriyor. Üniversite gençliği, hep burada. Mutlaka görün, güzel bir alışveriş merkezi.

Eskişehir Kanatlı Alışveriş Merkezi

 

Eskişehir Kanatlı Alışveriş Merkezi

KANATLI ALIŞVERİŞ MERKEZİ

Yine, merkezde bulunan bir alışveriş merkezi. 4 katlı. Ama; alışveriş merkezi derken, görünce şaşırdığım bir alışveriş merkezi. Çünkü: büyük yapısı ile orantılı olarak, alışveriş mağazaları yok.

Yani; büyük bir yapı ama mağaza sayısı çok az. En üstteki 10 sinema salonu var; Eskişehir’in en iyileri imiş. Birde giriş katındaki kafeler güzel. Burada oturup, çok hareketli olan hemen öndeki meydanı, caddeleri, gelip geçenleri seyrederek, yorgunluk atabilirsiniz. Mekanın önünde, güzel bir süs havuzu var.

Eskişehir 222

222

Burası; eski bir kereste fabrikası. 1949-1985 yılları arasında, kereste fabrikası olarak kullanılmış. Bir süre atıl olarak bekleyen bu yapılar; 2001 yılında bir özel şirket tarafından alınmış ve 11 aylık bir süreç sonunda restore edilerek, 31 Aralık 2002 tarihinde hizmete sokulmuş.

Ama, yapılan restorasyonda, ana mimariye asla dokunulmamış. Fabrikada zamanında aktif olarak kullanılan; marina rayları, şerit makineleri ve diğer makineler, tesiste, bugün dekoratif amaçlı olarak kullanılmış. Restorasyon sırasında, İzmir-Aliağa’dan alınan bir gemiden sökülen malzemeler, yine dekoratif amaçlı olarak kullanılmış.

Ana girişteki kapı; Erzurum Aslanlı Kışladan getirilmiş. Bu kapı; mekana ismini vermiş ve kapıdan geçmenin şans getirdiği rivayet ediliyor. Mekanda kullanılan tüm objelerin; ikinci hayatlarını yaşadıkları düşünülüyor. Bu yüzden, buraya 222 ismi verilmiş. Yani; ikinci hayatlar.

Evet; burası Eskişehir yanında, diğer birçok kentte de bilinen büyük bir eğlence mekanı. Buranın; kapı önünde, 06, 34 gibi plakalı ve çok lüks otomobiller görmek mümkün. Mekanlar tek kat. Bütün mekanların bulunduğu alana; tek bir kapıdan giriyorsunuz. Bu kapıda; güvenlik elemanlarının bulunması, metal dedektörden geçilmesi, çok iyi düşünülmüş bir uygulama.

Yani; buraya silahla girmek mümkün değil. Çünkü; içeride içkili ve çok lüks mekanlar var. Ayrıca; açık ve kapalı, genelde canlı müziğin ağırlıkta olduğu eğlence yerleri bulunuyor. Bunların yanında, çok büyük (sanırım 1000 kişi) kapasiteli bir disko da var. Özellikle; akşam saatlerinde yani hava kararmaya başlayınca hareketleniyor. Genellikle; kızlı-erkekli üniversite öğrencileri.

Veya yalnız kızlar veya yalnız erkekler, yani bir buluşma veya tanışma mekanı da denebilir. Sonuçta; yine de nezih bir yer. Birkaç kez bulundum, genelde insanlar seviyeli.

Evet; merkezde bunlar gezildikten sonra; buraya biraz mesafeli bir bölgeye gidelim isterseniz. Bu gideceğiniz yer; Eskişehir ilinin ilk kurulduğu yerler. Burada; özellikle evler çok ilginç.

 

 

Eskişehir Odunpazarı

 

Eskişehir Odunpazarı

ODUNPAZARI

Eskişehir’in ilk yerleşim yeri burası. Osmanlı döneminden kalma tarihi evler var.

Bir rivayete göre: buralara gelip, Eskişehir’e yerleşmeyi düşünen Tatarlar; Odunpazarı ve şimdiki Porsuk çayının bulunduğu bölgelere, birer koyun ciğeri asarlar. Hangi bölgedeki daha çok dayanırsa, oraya yerleşmeyi düşünürler.

Derken, Odunpazarına asılan ciğerin, diğerine nazaran daha geç bozulduğunu görürler ve Odunpazarı bölgesine yerleşirler. Peki isim neden Odunpazarı? Bir zamanlar, köylüler dağlardan kestikleri odunları satmak için “Yediler Parkı” meydanına getirirlermiş ve bu yüzden, buraya “Odunpazarı” ismi verilmiş.

Odunpazarı’nda bulunan evler, tipik Osmanlı ve Türkmen evleridir. Geleneksel Osmanlı mimarisinin yoğun olduğu bu evler, genel olarak iki katlıdır. Alt katta hol, mutfak ve depo vardır. Üst katta ise odalar bulunur. Zaman içinde büyük hasar gören bu evler, Belediye tarafından onarılarak turizme kazandırılmıştır.

Odunpazarı semtinde; 27 evin çatı ve dış cephesi restorasyonları bitirilmiş. Proje: 100 evin restorasyonunu kapsamakta. Ayrıca; bu semt, tarihi ve kentsel sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmış. Diğer bu tür yerlerden (örnek Safranbolu evleri) farklı olarak, bu evlerde, günümüzde hala yerleşim ve yaşam sürmekte, bazı evler ise kafe, müze, restoran ve butik otel olarak hizmet vermektedir.

Eskişehir Odunpazarı

YENİ NESİL ODUNPAZARI EVLERİ

Ankara yoluna çıkan cadde üzerinde, caddenin hemen kıyısında, mutlaka dikkatinizi çekecektir,  tam merkezde. Rengarenk, güzel bir görünüm oluşturmuş. Belediye tarafından, aslına uygun olarak restore edilen bu evler, hemen yolun kıyısında bulunmaları nedeniyle, ulaşım rahatlığı da sağlıyor.

Bunlardan bir tanesinin içinde ise, 2007 yılından bu yana, çağdaş cam sanatları müzesi bulunmakta. Bu müze, Türkiye’de bir ilk. Yerli ve yabancı 50 ye yakın cam sanatçısının eserleri sergileniyor.

Aşağıda Odunpazarı’nı gezerken, sokak aralarında karşılaşacağınız bazı mekanlar ve konutlar hakkında bilgi verilmiştir.

Yeşil Efendi Konağı

Yapı 1890 yılında Odunpazarı’nın sayılı zenginlerinden ve Cumhuriyetin ilk milletvekillerinden Yeşil Efendi lakaplı Halil İbrahim Efendi tarafından yaptırılmıştır.

Bu konağın en büyük özelliği: Kurtuluş Savaşında Atatürk’ün Eskişehir’i ziyaretinde, kendisinin burada ağırlanmış olmasıdır. Burada, günümüzde “Atatürk Galerisi” bulunuyor.

Eskişehir Odunpazarı Kurtuluş Müzesi-Mestanoğlu Halil Konağı

Kurtuluş Müzesi-Mestanoğlu Halil Konağı

Yine Odunpazarı’nda bulunan bu konut: Kurtuluş Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Müzede: Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihi hakkında bilgiler veriliyor.

Hafız Efendi Konağı

Odunpazarı’ndaki bu konut: 1717 yılında Hafız Ahmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kendisi aynı zamanda bir lületaşı ustası idi. İşlemiş olduğu lületaşından bir asa, Atatürk’e hediye edilmiştir. Bu asa günümüzde, Anıtkabir’de sergileniyor. Aynı Asanın bir eşi de, İran Şahı Rıza Pehlevi’ye hediye edilmiştir.

Yağcızade Konağı

1754 yılında zengin bir yağ tüccarı tarafından yaptırılmıştır. Rivayete göre; yağ tüccarı çok sevdiği eşini amansız bir hastalık sonucu kaybedince, kızının da aynı hastalığa yakalanma ihtimali olduğunu düşünür ve dışarıya çıkmasını yasaklar. Ama, kızının sıkılmaması için de konağa cihannüma denilen bir seyir köşkü yaptırır.

Tayfun Talipoğlu Daktilo Galerisi

Türkiye’nin ilk daktilo galerisidir. Gazeteci Tayfun Talipoğlu’nun daktilo koleksiyonudur. Burada eski Başbakan Bülent Ecevit’in de daktilosu sergileniyor.

Kırk Ambar Çarşısı

İçinde küçük hediyelik eşyaların satıldığı ve atölyelerin bulunduğu bir mekandır. En önemli özelliği: kadın girişimciler  tarafından işletiliyor olmasıdır.

Eskişehir Odunpazarı Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

 

Eskişehir Odunpazarı Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

 

Eskişehir Odunpazarı Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

    

Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

Tarihi Odunpazarı evlerinin içinde bulunan bu müzede: yerli ve yabancı sanatçıların kendi atölyelerinde yapıp müzeye bağışladıkları cam eserler görülüyor. 1 Aralık 2007 tarihinde ziyarete açılan müzede, yerli ve yabancı birçok sanatçının eseri sergileniyor.

Eskişehir Odunpazarı Balmumu Heykel Müzesi

 

Eskişehir Odunpazarı Balmumu Heykel Müzesi

Balmumu Heykel Müzesi

Odunpazarı, Çağdaş Cam Sanatları Müzesinin altındaki bu müze, 19 Mayıs 2013 tarihinde açılmıştır. Müzeye giriş ücretlidir, 14 TL. ancak elde edilen bütün gelir: engelli ve kız çocuklarının eğitimi için harcanıyormuş. Müzenin resmi ismi Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesidir.

Müzede: başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gerek askeri ve gerekse sivil kıyafetli çok sayıda balmumu heykeli bulunuyor.

Ayrıca: Atatürk’ün aile fertlerinin, çeşitli Osmanlı Padişahlarının, Kurtuluş Savaşı Komutanlarının, yerli ve yabancı devlet adamlarının da balmumu heykelleri görülebiliyor. Müzede toplam heykel sayısı 160 tanedir.

Bu heykellerin Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen tarafından yapıldığı söyleniyor. Bence, Eskişehir gezinizde, burayı mutlaka ziyaret edin. Benzeri Londra’da var, Madam Tousso Müzesi, giriş ücreti 60 sterlin idi, yani böyle bir müzeyi ziyarete açabilmek gerçekten büyük bir kültür hizmetidir.

Kurşunlu Camisi ve Külliyesi

Külliye: cami, aşevi, şadırvan, kervansaray ve Sıbyan mektebinden oluşuyor. Cami kubbesi kurşunla kaplı olduğu için bu isimle anılır. Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa tarafından 1525 yılında yaptırılmıştır. Mimarı: Mimar Sinan’dan önce mimarbaşı olan Acem Ali’dir.

Gerçek ismi: Alaeddin Ali Bey olan Acem Ali (Acem Alisi veya Esir Ali diye de bilinir) klasik Osmanlı mimarlığında adı bilinen ilk Osmanlı mimar başıdır. Yani, külliye, Osmanlı mimarisi klasik döneminin önemli eserlerinden biridir.

Kurşunlu Camisi

Kubbesi kurşunla kaplıdır. Kubbe içi kalem işleriyle süslüdür. Külliyede kitabeye sahip tek yapıdır.

Kervansaray

Günümüzde nikah salonu olarak kullanılıyor. Ayrıca: sıcak cam üfleme atölyesi ve cam sanatları merkezi bulunuyor. Bu kısım, uluslararası cam festivali ve birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor.

Lületaşı Müzesi

Külliyenin “Hanihaki (Medrese)” olarak adlandırılan bölümündedir. Lületaşı dünya üzerinde, sadece Eskişehir’de çıkar. Bu yüzden, Eskişehir’in simgesi haline gelmiştir. Eskişehir taşı olarak da tanınır. Burada 2008 yılından beri çalışan 60 kadar sanatçının 400 civarında lületaşı ürünü sergileniyor.

El Sanatları Merkezi

Külliyenin el sanatları merkezinde, birçok sanatçının yaptığı eserleri görebilirsiniz. Özellikle: tezhip ve ebru sanatı ürünleri bulunuyor.

Eskişehir Odunpazarı Ahşap Eserler Galerisi

Ahşap Eserler Galerisi

Külliyede Kervansaray içindedir. Galeride: Uluslararası sanatçıların Odunpazarı tarihi bölgesindeki festivallerde ürettikleri eserler sergileniyor.

Eskişehir Odunpazarı Atlıhan El Sanatları Çarşısı

 

Eskişehir Odunpazarı Atlıhan El Sanatları Çarşısı

Atlıhan El Sanatları Çarşısı

Kurşunlu camisi ve külliyesine yakındır. 1850’li yıllarda, bölgenin ileri gelenlerinden Takattin Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapılış amacı: çevre il ve ilçelerden bölgeye gelen insan ve hayvanların konaklaması içindir.

Uzun yıllar, burada bulunan çay ocağında, bölge insanının toplanıp bir araya gelerek sosyal, siyasi ve ekonomik sohbetler yapmışlardır. Lületaşı ürünleri satın almak isterseniz, burayı ziyaret etmelisiniz.

Arasta Çarşısı

Burası el sanatları çarşısıdır. İçinde: cam, çini ve seramik eserler sergileniyor. 2 katlı bina, modern mimarisiyle dikkat çekiyor.

Eskişehir Odunpazarı Gözyaşı Çeşmesi

 

Gözyaşı Çeşmesi

Odunpazarı sokaklarında gezerken mutlaka göreceksiniz, muhteşem güzellikte bir çeşme var. Bu çeşme: Gözyaşı çeşmesi olarak biliniyor. Bunun hikayesi çok ilginç o yüzden sizlerle paylaşmak istiyorum. Kırım Hanı, Giray Han: haremine yeni getirilen Polonya asıllı Dilara’ya (asıl ismi Maria) aşık olur.

Ama, Han seferde iken, Dilara hastalanır, günden güne eriyip biter ve sonunda vefat eder. Giray Han, seferden dönünce, biricik aşkının ölümünü öğrenir ve çok üzülür. Dilara’ya olan aşkını ölümsüzleştirmek için “Dünya durdukça bu çeşme de benim gibi ağlasın” diyerek bu çeşmeyi yaptırır.

Çeşme ilk yapıldığında, Dilara Bikeç’in türbesinin yanındadır. Ama, 2’nci Katerina, Kırım’ı 1783 yılında işgal edince, çeşme türbeden kaldırılır ve Han Saray içindeki avluya getirilince çeşmenin akustiği bozulur.

Dilimize Farsçadan geçme “Çeşme” kelimesi “göz” demektir. Kırım Hanı: yaptırdığı bu eserle, gözünden bile kıskandığı, güzelliğinden gözünü ayıramadığı Dilara’nın göze geldiğini, durduk yere hastalanıp öldüğünü bu yolla anlatmak istemiştir.

Gözyaşı çeşmesinin üst kısmından, gözyaşları akarak ilk kurnayı kederle doldurur. Buradan taşan damlalar, çift küçük kurnaya akmaya başlar. Yani “zaman acıları hafifletir”. Ama çift kurnalar dolunca taşar ve bu kez tekrar ortadaki büyük kurnayı doldurmaya başlar. Yani, hatıralar zihinde canlanmakta ve acılar tekrar başlamaktadır.

Buradan taşan su, en alttaki delikten çıkar ve zemindeki “çark-ı felek” (spiral) üzerinden geçerek yer altında kaybolur. Yani: “Hayat böyle devam eder gider”. Akustiği öyle güzel ayarlanmıştır ki: su damlalarının akışı, sırasında ağlama ve hıçkırık sesleri oluşur.

Sonuç, evet bu çeşmenin orijinali halen Kırım Bahçesaray’dadır. Ama: Kırım’a gidip bu şaheseri göremeyenler üzülmemeli, Çünkü Eskişehir Kırım Tatar Kültür Evi bahçesinde bulunan çeşme aynı çeşmenin birebir kopyasıdır. Suyun huzur veren sesini burada da dinleyebilirsiniz.

Eskişehir Odunpazarı Modern Müze

 

 

Odunpazarı Modern Müze

Yeni açıldı. Hemen Balmumu heykel müzesinin yanındadır. Binası: Osmanlı ve geleneksel Japon mimarisi ve Odunpazarı sivil mimarisi öğelerinden esinlenilerek tasarlanmıştır. Giriş ücreti, tam bilet 20 TL ve öğrenci bileti 15 TL. dir.

Müzenin kurucusu: Polimeks Holding Yönetim Kurulu Başkanı mimar ve müteahit Erol Tabanca’dır. Müzeyi tasarlayan ise, ünlü Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma’dır. Bu mimarlık ofisi, dünyanın pek çok yerinde, fark yaratan projeler geliştirmiştir.

En önemli özellikleri: mümkün olduğunca az beton kullanılması ve ahşap, taş, kağıt gibi doğal malzemelere ağırlık vermeleridir. Tokyo 2020 Yaz Olimpiyat Oyunları için tasarlanan stadyumu da yapmışlardır.

Müzede: farklı büyüklükteki sergi salonlarının yanı sıra: kafe, satış mağazası ve atölye alanları bulunuyor. Sergi salonlarında özellikle Japon sanatçıların bambudan yaptıkları eserler muhteşem güzel, mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Eskişehir Şelale Park

 

ŞELALE PARK

Odunpazarının hemen arkasından buraya gidilmektedir. Tabelaları takip ederek gidebilirsiniz. Eskişehir’i yüksek bir yerden, panoramik olarak izlemek için burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Araç park yeri sıkıntısı yok. Park alanı içinde: 1400 metre karelik bir şelale var ve park ismini bu şelaleden alıyor. (Ben defalarca gittim, bu şelaleyi bir kere akarken, açık görmedim.)

Park alanında, bu yapay şelale yanında: yel değirmeni, Don Kişot ve Sanço Panço heykelleri, çocuk oyun gurupları, yürüme yolları, seyir terası, kafe ve restoranlar bulunuyor.

Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi

ETİ ARKEOLOJİ MÜZESİ

Evet, şehirde müze olmaz mı, var elbette. İlk kurulan müze çevreden toplanan eserlerin, 1944 yılında, Alaattin Camiinde depolanması ile kurulmuş. 1974 yılında ise, Atatürk Bulvarı üzerindeki şimdiki binaya taşınmış. Ancak; aynı yerde, günümüzde, daha modern ve güzel olduğunu düşündüğüm bir müze binası inşaatı sürmekte. Yani; müzeye gitmeyin.

Eskişehir Uğur Mumcu Parkı

UĞUR MUMCU PARKI

Park, şehir merkezinde, Büyükdere Mahallesinde cadde üstündedir. Yani, ulaşım kolaydır.

23 Ocak 2016 tarihinde açılışı yapılan parkta: Türkiye’nin aydınlık gazetecilerinden biri olan Uğur Mumcu’nun, 24 Ocak 1993 tarihinde evinin önünde bombalı saldırı sonucu suikaste uğradığı 06 YR 245 plakalı aracı, ibret anıtı olarak sergileniyor. Parkta bulunan Uğur Mumcu anıtı: 16 farklı şehirden gelen mermerlerden hazırlanmış ve gazete küpürlerinden oluşmaktadır.

Parkta: ziyaretçilerin kitap okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak adına: Uğur Mumcu kitapları yanı sıra çocuk ve gençlik kitaplarının da bulunduğu bir açık hava kütüphanesi bulunuyor. Ayrıca, yine parkta 1 adet amfi tiyatro alanı ve meraklıları için model uçak pisti vardır.

Öğrendiğime göre: Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı, Uğur Mumcu’nun katil veya katilleri yakalanana kadar, bu aracın burada sergileneceğini söylemiş. Bence zaman ayırın burayı ziyaret edin, ilginç bir yer.

Eskişehir Sazova Parkı

 

SAZOVA PARKI

Şehir merkezinin dışında, buraya yürüyerek ulaşmak mümkün değil, bir araçla (Sazova Minübüsleri) gitmelisiniz. Burası: şehrin en büyük park alanıdır. Yaklaşık 400 bin metre karelik alana kurulmuştur. Ortada bir suni gölet bulunuyor. Gölette renkli süs balıkları bulunuyor ve gölet üzerindeki tahta iskelede bunları görebilirsiniz.

Gölet kıyısında ise, Korsan gemisi var ve bunun içini ücretsiz gezmek mümkündür. Gemi, Amerika kıtasının keşfedilmesinde kullanılan “Santa Maria” kalyonuna benzemektedir. Burada ayrıca: muhteşem güzel kuleleriyle bir “Masal Şatosu” bulunuyor. Park alanı içinde, ayrıca çeşitli masal kahramanlarının heykelleri, oyun gurupları ve çocuk bahçeleri ile spor alanları bulunuyor.

Ayrıca, Türkiye’nin en büyük uzay evinin de içinde bulunduğu “Bilim Merkezi” dikkat çekiyor. 2010 yılında Japon yılı etkinliklerinde düzenlenen “Japon Bahçesi” de gezilebilir. Tabii park alanın içinde çok sayıda restoran ve kafeterya bulunuyor ve bunların ücretleri aşırı yüksek değil, yani bence burayı da mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Eskişehir Kentpark

KENTPARK

Kent park da şehir merkezinin dışındadır. Burada, Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan yapay bir plaj alanı ilgi çekiyor. Plaj alanı, park içinde, Porsuk çayına bakan kısımda yapılmıştır. Uzunluğu 350 metredir ve plaj kenarında kumluk alanda şezlong ve şemsiyeler bulunmaktadır. 

Bu kumluk alan için, 400 ton beyaz deniz kumu buraya taşınmıştır. Plaj alanının bulunduğu yerin su kapasitesi ise, 15 bin metre küptür. Su bulunan bölümün altı da mermer kaplıdır. Yaz dönemi boyunca, sıcak havalarda, burası gerek yerel halk ve gerekse dışarıdan gelenler tarafından plaj alanı olarak kullanılıyor ve insanlar denize girmenin ve güneşlenmenin tadını çıkarıyorlar.

Plaj alanının hemen yanında ise 50 metrelik olimpik yüzme havuzu bulunuyor. Yaklaşık 300 bin metre karelik alana yapılan park da ayrıca oyun alanları, kafeler, restoranlar, yürüyüş yolları bulunuyor.

ESKİŞEHİR’DE NE YENİR-NE İÇİLİR

Eskişehir denilince akla hemen elbette çiğ börek gelmekte. Bunun asıl adı: Tatar böreği. Malum, Eskişehir’de ilk yerleşim Odunpazarı bölgesine olmuş, daha sonra yamaçtan aşağıda şehir kurulmaya devam etmiş ve bu bölgeye ise yoğun olarak göçmen tatarlar yerleşmiş.

Çiğ börek de, böyle bir kültürün eseri. Muhteşem bir tat. Mutlaka deneyin. Nerde? Şehir merkezinde, çiğ böreğin çok güzel yapıldığı yerler var, sorarsanız mutlaka göstereceklerdir. (Tedaş arkasındaki bölümde bulabilirsiniz) Bunun yanında, Eskişehir’de, boza içmenizi öneririm. Yine merkezde, muhteşem lezzetli boza yapan bir yer var.

   

ESKİŞEHİR’DEN NE SATIN ALINIR

Mutlaka duymuşsunuzdur, Eskişehir denilince akla, lületaşı gelir. Türkiye’de birkaç farklı bölgede çıkarılmasına rağmen, en kaliteli lületaşı burada. Çünkü: Eskişehir’den geçen fay hattı, lületaşı ocaklarının bulunduğu bölgeyi kapsıyormuş. Faylar; lületaşı oluşumu için olumlu etki yaratıyor. Yer altı sularının içinde bulunan magnezyum eriyiğinin su yataklarının tabanına çökmesi sonucu, lületaşı yataklarının oluştuğu söyleniyor.

Eskişehir’de yeterli jeolojik şartların bir arada bulunması, lületaşının kalitesini arttırmış. Toprağın içinden; damar şeklinde olmayıp, yumrular halinde 250 gr. ile 5-7 kiloluk parçalar halinde çıkarılan lületaşı hammaddesi; bazen 30 bazen ise 100 metre derinlikteki ocaklardan çıkarılıyormuş. Lületaşı ocaklardan çıkarıldıktan sonra ise, sanatçıların hünerli ellerinde, yeniden hayat buluyor.

Evet; şehirde, lületaşından yapılma, özellikle pipo satan yerler var. Fiyatlarını ve tiplerini beğenirseniz, elbette alabilirsiniz. Gerçekten, görüntüleri çok güzel. Eskişehir’de lüle taşından yapılmış yapıtları alabileceğiniz başlıca yer: Esnaf Çarşısı. Merkeze yakın, sorduğunuzda gösterirler, 4 katlı bu çarşıda bol ve uygun fiyatlı, lüle taşı mamulü objeler bulmanız mümkün. Almak istiyorsanız, bu çarşıyı bulun. Evet amaç alışveriş veya gezmek, şehir merkezi yakınlarındaki “Hamamönü” semtine de mutlaka gidin, burada kalabalık içinde gezinin, dükkanlara bakın, uygun fiyatlı ürünler bulup satın alabilirsiniz.

Evet; Eskişehir, bir günlük Eskişehir gezimiz bu kadar. Elbette; şehir çok daha büyük. Çevresindeki parkları ve kaplıcaları var. Ama; bir günlük gezi planımıza yalnızca bunları sığdırmak mümkün olabilir. Bu güzel ve modern şehri; gezip gördüğünüzde, gerçekten seveceksiniz. Son olarak: Neo alışveriş merkezi. Büyük şehirlerdeki AVM benzerlerinden.

Şehir merkezine biraz uzak olsa da, güzel bir alışveriş merkezi, alışveriş düşünürseniz burayı da ziyaret edebilirsiniz. Buranın hemen yanında, Eskişehir’in en modern ve lüks oteli bulunuyor. Buranın yüzme havuzu, belli bir ücret karşılığı halka açık. Evet; Eskişehir işte böyle.

Merkeze inin ve porsuk çevresindeki kafelerin bulunduğu alanda yürüyün, yürüyün, sokaklarda, ara sokaklarda kaybolun. Öğrencilerin sosyal hayatına büyük artılar kattığı bu şehirde, mutlaka güzel zaman geçireceksiniz, zaten yürüdüğünüzde, sizinle birlikte yürümekte olan, büyük insan topluluklarını göreceksiniz. Hoş zaman geçireceksiniz.

Polatlı tanıtımı.

Sivrihisar tanıtımı.

İnönü tanıtımı.

Bozöyük tanıtımı.

Eskişehir Yazılıkaya

Eskişehir Yazılıkaya
 

Eskişehir Yazılıkaya: Yazılıkaya ve Midas kenti, günümüzden binlerce yıl önce, Eskişehir-Afyonkarahisar ve Kütahya illeri arasında uzanan ve “Dağlık Frigya Bölgesi” olarak isimlendirilen yerde kurulmuştur.

Frigyalılar: tarihleri boyunca bu bölgede siyasi ve kültürel açıdan, güçlü ve etkili olmuşlardır.

Gezeceğimiz yerde göreceklerimizi iyi değerlendirebilmek için, önce Frig yaşamı hakkında kısa bilgi vermek istiyorum.

Frig nüfusunun büyük bölümü: tarım ve hayvancılıkla geçinin köylü sınıfından oluşmuştur. Çiftçilikle uğraşan toplumlarda, büyük toprakları rahipler yönetir. Hayvancılığa bağlı olarak gelişen “dokumacılık” kolu, Frigler için önemli bir iş kolu olmuştur.

Tümülüslerde: ahşap masa, sehpa, iskemle gibi, farklı ağaç türlerinin birlikte kullanıldığı mobilyalar bulunmuş olup, bunlar; Friglerde zengin orman kaynaklarına bağlı olarak marangozluk ve mobilyacılığın çok geliştiğini gösterir.

Tümülüslerin mezar odalarının yapımında, kereste olarak siyah çam kullanılmış: mobilyacılıkta ise şimşir, sedir, ardıç, ceviz, porsuk ağacı kullanılmıştır. Onlar bezeme ustalarıdır. Friglerde en gelişmiş endüstri dallarının başında “madencilik” gelir.

Maden işçiliği son derece gelişmiştir. Türk hamamlarının geleneksel göbekli taslarının atası olan kaselerle birlikte, kazanlar, kepçeler, testiler ile birlikte, Anadolu’da Friglerle birlikte moda olan çengelli iğnenin atası fibulalar: Friglerin gelişmiş maden teknolojisinin en güzel kanıtları olarak günümüze kadar ulaşmıştır. (Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.)

Ayrıca, metal aletlerle taşları biçimlendirdiler. Boğa şeklindeki kadehleri, Balkanlara kadar gitti.

Eskişehir Yazılıkaya

 

Yazılıkaya/Midas kentinin keşfi ve arkeolojik araştırmalar ve restorasyon

Dağlık Frigya bölgesi ve Midas kenti araştırmaları: 1800 yılında bir İngiliz subayı olan William Martin Leake ve arkadaşlarının Yazılıkaya/Midas anıtını keşfetmesiyle başlar. Bu keşifte anıtın kabataslak çizimi yapılır. Hatıralarında “kayaya oyulmuş, üstü yazılı anıtlar” gördüğünü yazar. Bu kabataslak çizim: birçok hata ve eksiğe rağmen, Frig fasadlarının genel görünüşü hakkında fikir veren ilk çizim olması nedeniyle önemlidir.

1834 yılında, Ch Texier, anıtı inceleyerek gravürünü yapar. Bu gravür, bu anıtın aslına uygun ve tüm görkemini yansıtan ilk ve tek gravürdür.

1886-1893 yılları arasında, buraya gelen arkeolog Radet: anıtın hemen altındaki bölgeye “Yazılıkaya köyü” nün kurulduğunu görür ve yazar.

Yazılıkaya’ya Midas kenti adını veren ilk araştırmacı ise W. Ramsay’dır.

1937-1939 yılları arasında, İstanbul Fransız Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Sanat Tarihçisi Albert Gabriel, Hollandalı arkeolog C.H.Emilie Haspels ile birlikte, Yazılıkaya’da ilk sistemli arkeolojik kazılara başlar. Bu çalışmalarda, ana kayanın üstünde, yer yer 3 metre kalınlığa ulaşan dolgu toprağın altında: kuzeye doğru meyilli bir avlu (17×19 metre), hemen güneyinde sütunlu bir galeriye ait ana kayaya oyulmuş düzgün bir taban ve 4 adet sütun kaidesi gün ışığına çıkarılmıştır. Doğu-batı doğrultusunda uzanan bu galeri, batı yönde büyük bir nişle sınırlanır.

Araştırmacılar, burada bir anıtsal fasad, üzeri açık bir avlu ve bir sütunlu galeriden meydana gelen, Ana tanrıça Matara adanmış büyük bir açık hava kült kompleksi bulunduğu görüşünde birleşirler. 2’nci Dünya Savaşının başlamasıyla ara verilen kazılar, 1948 yılında, savaşın ardından İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Halet Çambel’in sorumluluğunda yeniden başlar.

Aralıklı dönemlerde, 1958 yılına kadar devam eden kazılarda, Haspels; geniş çaplı yüzey araştırması yapar. Bu araştırma sonucunda bir kitap yayınlanır. Bu kitapta: Dağlık Frigya bölgesinin; tarih öncesi dönemden Osmanlı dönemine kadar uzanan geniş bir dilimi anlatılır.

1990-1993 yılları arasında, Eskişehir Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü, Yazılıkaya/Midas şehrinde anıtın çevresinde ve sarnıçlarda temizlik çalışmaları yapar. Tüm araştırma ve kazılar sonunda : Midas kentinin kayalara oyulmuş, çok sayıda ve en anıtsal dini yapılarla donatılarak Frigler tarafından ayrıcalıklı bir konuma yükseltildiği tespit edilmiştir.

2012 yılında Yazılıkaya anıtında restorasyon yapılır. Restorasyonda: anıtın üzerine, kış mevsiminden önce dökülen su geçirmeyi önleyici kimyasal malzeme, aradan bir yıl geçmeden yok olduğu, ayrıca bu kimyasal malzemenin, anıtın renk değiştiren özelliğini de yok ettiği söyleniyor. Yine söylenenlere göre: ana kayadaki çatlakların giderilmesi için yapılan restorasyonda kullanılan çimento dolgularının pul pul döküldüğü söyleniyor.

Evet, Frigyalılar ve yapılan arkeolojik kazılar hakkında bu bilgileri verdikten sonra Yazılıkaya/Midas kentine gelelim.

Burası: Günümüzde Eskişehir-Çifteler-Han ilçesi sınırları içindedir. Eskişehir merkezine uzaklık: 70 km, Ankara merkezine uzaklık: 200 km, Han ilçe merkezine 20 km ve Çifteler ilçe merkezine ise 39 km uzaklıktadır.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Midas kenti ve Yazılı kayayı ziyaret etmek için; tabelaları takip ederek bölgeye geldiğinizde, sizi Yazılıkaya köyü karşılar. Ana yollardaki yazılıkaya tabelaları gayet düzgün ve yeterli, yani burayı bulmak zor değil.

Midas kentinin hemen batı yamacındaki bu köy: 1892 yılında, ana vatanları olan Kafkasya’dan yola çıkan “Karaçaylılar” tarafından kurulmuştur. Burayı tercih etmelerinin başlıca sebebi: bölgenin Kafkasya’ya benzer şekilde çam ormanlarıyla kaplı olmasıdır. İlk kurulduğunda “Çerkez köyü” olarak isimlendirilen yerleşim, zaman içinde “Yazılıkaya Köyü” olarak isimlendirilir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Köyün hemen girişinde: uzaktan Yazılıkaya anıtını göreceksiniz, hemen sağ yanda ise yol üzerinde “Ziyaretçi otoparkı” tabelası bulunan bir boşluk var. Aracınızı veya tur ile geldiyseniz otobüs burada bırakılıyor ama bırakmayın, çünkü aracınızı burada bırakırsanız, anıtın bulunduğu yere ulaşmak için köy içinden 350-400 metre kadar yürümeniz gerekiyor.

Aracınız ile devam edin ve yine tabelaları takip ettiğinizde: anıtın hemen yakınında güzel bir tek katlı yapı göreceksiniz. Bahçesinde “Atatürk büstü” ve bayrak bulunan bu yapının hemen önünde uygun bir otopark var, aracınızı buraya bırakabilirsiniz (pek büyük değil, belki otopark bulmak sıkıntılı olabilir, bulamazsanız köyün girişindeki otoparka dönersiniz) Ardından: bu tek katlı yapıya girin, orada sizi Han Belediyesi tarafından görevlendirilen bir görevli karşılıyor.

Kendisi size şehrin gezi rotasını; harita üzerinden tanıtıyor, yapının içinde tertemiz tuvaletler var, ayrıca: bekleme salonu ve çay ocağı var, ziyaretçiler için gerçekten böyle güzel bir ortam hazırlayan; ilgili ve bilgili bir personel görevlendiren Han Belediye Başkanına ve görevli Ahmet’e teşekkür etmek gerek.

Ülkemizin resmi makamlarının ve özel kurumların yeterli ilgi göstermediği bu tarih hazinesi yere: kendi imkanlarıyla bir şeyler yapmaya çalışan bu insanlar, gerçekten ülkemiz turizmi için isimsiz birer kahraman sayılabilir.

Zaten Midas antik kentinin kapısından içeri girdiğiniz anda; belli belirsiz isim ve tanıtım tabelaları göreceksiniz. İsim tabelaları: parlak mermer üzerine yapılmış, özellikle güneşli bir günde bunların üzerinde yazılanları okumak mümkün değil, tanıtım tabelaları ise bazıları yerlerde, daha ayrıntıya girmek anlamsız, kötü, ilgililerin yani resmi makamların bu konulara çözüm bulmaları, gerekli ilgi gösterilmeyen alanda hiç olmazsa uygun ve ayrıntılı tabelalar dikerek ziyaretçileri bilgilendirmeli ve yönlendirmeliler. Zaten, şu an okuduğunuz site, bu eksiklikleri gidermek için hazırlanmıştır.

Ülkemizde birçok tarihi yeri gezmiş birisi olarak, daha önce hiç isim kullanmadım, ama burada gerçekten bu insanların kendi çapında hizmeti gözünüze çarpacaktır. (Geziye başlamadan önce, görevli Ahmet’e çay demlemesini söyleyebilirsiniz, gezi sonrasında yorgunluk çayı içebilirsiniz)

Evet, ben gezinize başlamadan önce: gerek Midas şehri ve gerekse Yazılıkaya anıtı ile ilgili bilgiler vermek istiyorum. Ardından: gezimize başlayabiliriz.

Eskişehir Yazılıkaya
 

GEZİ PLANI-ROTASI

Gezi için mutlaka lastik tabanlı ayakkabı giymelisiniz. Ayrıca: güneşe karşı şapka giyerek korunmalı, yanınızda mutlaka su bulundurmalısınız. Yerler çoğu yerde kaygan, yani çevre çok yüksek olmasa da kayarsanız mutlaka sıkıntı yaşayabilirsiniz, bu yüzden özellikle çimenlere ve üzerinde kum bulunmayan kayalara basmalısınız.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Bölgeye giriş için herhangi bir ücret ödenmiyor. Yukarıda sözünü ettiğim, Belediye tarafından yaptırılan konuk evinde, mutlaka önce gezi planını görün, tur yaklaşık 1.5-2 saat kadar sürüyor, yorucu olmaması için, sol yandan tura başlamanızı öneririm, sağ yandan başlarsanız, ileri aşamada dik rampalarla karşılaşacaksınız.

Girişte: ilk yer: Yazılıkaya anıtıdır. Hemen karşısında Kırkgöz kayalıkları var. Yürümeye devam edince, sarnıç görülüyor. (Sarnıcın varlığını, kayalara oyulmuş merdivenlerden anlayabilirsiniz) Sonra Bitmemiş anıt, hemen solda kalıyor. Devamında, antik yol üzerinden ilerleniyor, bir köprü ve ardından Frig kaya mezarı, sarnıçlar, sunaklar ve Sümbül anıtı görülüyor.

Devamında “Kutsal Yol” yani “Kral yolu” görülüyor. Kutsal yol üzerinde yine kaya mezarları bulunuyor. Bu kaya mezarlarından bazıları, yerden yüksek, tırmanmayı tercih edenler bunların da içine girip görebilirler.

Evet, 1,5-2 saatlik turun ardından gezi bitiyor.

Eskişehir Yazılıkaya
 
MİDAS KENTİ

Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucu buluntulara göre, buradaki yani kayalık platform üzerindeki ilk yerleşimin, küçük bir köy olarak, MÖ 3500 yıllarına yani tarih öncesi dönemlere kadar gittiği düşünülmektedir.

Bu küçük yerleşim, MÖ 2000’li yıllarda, büyüyerek şehir haline gelir. Bu tarihte bölgeye yerleşen Hititler: kendi stil ve anlayışlarına uygun kaya kabartmaları ve yerleşimin çevresine kale duvarı yaparlar.

MÖ 1200 yıllarında: Makedonya ve Trakya’dan, Boğazları geçen Traklar, dalgalar halinde Anadolu’ya göç ederler, Hitit imparatorluğunun yıkılmasıyla yoğunlaşan bu göç dalgaları sırasında; Gordion (Polatlı-Yassıhöyük) başkent yapılır. İlk kral Gordios’un ölümünün ardından efsanelere konu olan oğlu Midas kral olur; sürekli savaştıkları Asurlularla barış yapılır.

Midas: iki önemli şehri ihya eder, bunlar Gordios ve dini merkez Yazılıkaya’dır. Bu yüzden, şehir “Midasın şehri” olarak isimlendirilir. Midas şehri, doğanın canlandığı, bereketin fışkırdığı, yaşamın kucaklandığı bir kült alanıydı.

Sonraki dönemde, Romalı bazı yazarlar, bu bölgenin havasının sağlıklı ve toprağının bereketli olduğundan söz ederler. Zaten, bölgeye Frig döneminde de “Sağlıklı Frigya” anlamına gelen “Phriygia Salutaris” denir. Siz de gezerken: belli yerlerde kuvvetli esintisi olan bu havanın güzelliğini hissedeceksiniz.  

Zamanla: deniz seviyesinden 1315 metre yüksekte, tüf kayalardan oluşmuş; vadi taban seviyesinden 60-70 metre yüksekte, 650 metre uzunluğunda ve 320 metre genişliğindeki plato üzerine kurulan şehir, iyice büyür ve gelişir.

Çevresi, muazzam kale duvarlarıyla çevrilerek koruma altına alınır. Günümüzde de, şehri doğal bir sur gibi çevreleyen kayaların belirli noktalarında bulunan, basamak şeklinde kesilmiş temel yuvaları, bir savunma sisteminin varlığını kanıtlar.

Şehrin ana girişi “doğu” yönündedir. Ana kayaya açılan rampalı yol: Kral yolu (Tören yolu) olarak bilinir. Bu rampa boyunca: kaya kütleleri üstüne, figüratif kabartmalar işlenmiştir. Platform düzlüğünde: temelleri kayalara oyulmuş büyük mabet ve iskan alanları oluşturulur. Mabetlerle birlikte: ana kayaya yontulmuş anıtsal ölçekli basamaklı sunaklar, kaya merdiveniyle inilen tonoz örtülü iki kaya tüneli ve güneybatı yönde alt terasta yapıldığı dönemde dünyanın en büyüğü olarak kabul edilen anıtsal kaya sarnıcı yapılır.

Sağlam kale duvarları içinde, su ihtiyacının karşılanması için yapılan su sarnıçları ve karlıklar; önlerine yapılan nöbetçi kulübeleriyle koruma altına alınmıştır.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Yerleşkeyi çevreleyen yüksek tüf kayalıklarda ise, anıtsal ölçekli fasad (Yazılıkaya), basamaklı sunak ve nişlerden oluşan çok sayıda kült anıtı ve mezar oda oyulur. Kayalara oyulan bu anıtsal ya da küçük ölçekli dini yapılar: Friglerin doğayı tüm canlığıyla simgeleyen ana tanrıça Matar Kubileya’ya derin bağlılık ve saygıyı yansıtır.

Bu yüzden: şehri ve yazılıkayayı daha iyi anlamak için, Friglerin dini yapısını bilmek gerekir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Dini yapı

“Matar” yani “Ana” olarak isimlendirdikleri tanrıça, Frig halkının adeta tek tanrı gibi taptıkları “Ana Tanrıça” dır. Ana tanrıça Matar Kubileya: dağların, hayvanların, şehirlerin ve tarımın hakimi, genç kızların koruyucusu, doğanın, doğurganlığın, bereketin simgesidir.

Bu Anadolulu tanrıça, aynı zamanda: analığı, dişiliği, üremeyi ve dolayısıyla yaşamın devamını simgeler. Tasvirlere göre: ölüleri de yönetiyordu. Yanındaki “aslan” yol arkadaşı ve Frigya’nın sembolüdür. Tacı: tüm doğaya hakim oluşunun simgesidir.

Sevgilisi “Attis” ile buluştuğunda, tabiatın mutlu olduğuna, bereketin arttığına inanılırdı. Ayrıldıklarında ise, kış geliyordu. Attis, çıldırıp kendini hadım ettiğinde, saçılan kanlardan “menekşeler” meydana geldi. Kibele, sevgilisinin acısını dindirmek için, onu bir çam ağacına dönüştürdü. Yaz kış yapraklarını dökmeyen çam ağacı: sürekli yaşamı simgeler.

Kybele için düzenlenen şenliklerde, Gallos denen Attis rahipleri, dans ederken kendilerinden geçtiklerinde, cinsel organlarını kesip Kybele’ye sunarlar, sonra bu organlar toprağa gömülür ve toprak ana Kybele, böylece döllenir ve bereket sağlanırdı.

Frigler: birçok yerde; ibadet yerlerini tanrıçanın karakteri gereği: çoğunlukla yerleşkelerin dışına, su kaynakları, koruluk alanlar, ormanlık, ıssız ve gizemli doğanın ortasındaki kayalık alanlara kurarlar. Dağlık Frigya Bölgesinde kayalık alanlarda: fasadlar, sunaklar, nişler oyarlar, bunların önünde Matar Kubileya’ya taparlar.

Tanrıların kayalarda yaşadıklarına inanırlar. Burada: öne çıkan Fasadlar: üçgen alınlıklı, beşik çatılı Frig konutlarının yani megaronların kayalara oyulmuş ön cephesini temsil eder.

Bu cephenin en önemli bölümü: içine ana tanrıçanın heykellerinin ya da kabartmalarının bulunduğu, kapı biçimindeki merkezi kaya nişidir. Dini anıtların mimari tasarımları birbirinden farklı olsa da hepsi işlevsel olarak Matar Kubileya kültüne adanmış birer açık hava tapınağıdır.

Frig yaşamında, bu fasad anıtlarının en önemlisi Yazılıkaya/Midas anıtıdır. Dağlık Frigya bölgesinde: kayalara oyulan diğer bir anıt gurubu da “oda mezarlar” dır. Bu mezarlar, Tümülüsler gibi, soylu sınıfına aittir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

YAZILIKAYA/MİDAS ANITI

Anıt: Midas şehri platosunun kuzeydoğu eteğinde, öne doğru çıkıntı yapan kaya kütlesi üzerindedir. Bu yüzden: çok uzaklardan bile görünebilmektedir.

Anıtın üstünde, Paleo-Frigce yazılar vardır. Bu yüzden, yöre halkı tarafından “Yazılıkaya”, sol pervazı üstünde ise “MIDAİ” yazmasından dolayı ise “Midas Anıtı” olarak bilinir.

Frig kaya anıtlarının en görkemlisi olan bu anıtın: MÖ 8 ile 6’ncı yüzyıllar arasında yapıldığı düşünülmektedir. Diğer kaya anıtları gibi: Ana Tanrıça Matar Kubileya’ya adanmış bir açık hava tapınağıdır. Tarih konusunda çelişkiler var.

Çünkü: Frigyalılar, krallarının birçoğuna “Midas” ismini vermişlerdir, bu yüzden Kral Midas döneminde yapıldığı bilinen bu anıtın, hangi Midas zamanında yapıldığı konusunda çelişkilerden söz edilir, muhtemelen MÖ 6’ncı yüzyılda yapıldığı güçlü bir iddiadır. Her yıl: Bahar aylarında, yeni yılı karşılama törenleri buradaki tapınakta yapılıyordu.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Anıtın cephesi “doğuya” bakar. Çünkü: anılan tarihte Frig halkı ana tanrıça ile birlikte, bütün Anadolu’da olduğu gibi “Güneşi” de kutsal sayıyordu. Bu yüzden: şehirde yapılan bütün anıt ve sunaklar, doğu yönüne bakar. (Sadece bir tane anıt “Bitmemiş anıt” batıya dönük olarak yapılmaya başlanmış, ancak bitmemiştir.) Anıt, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla aydınlanır, güneş tanrısı, ilk olarak ona “merhaba” der.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Anıtın ölçüleri: yükseklik 17 metre, genişlik 16.5 metredir. Yerden yükseklik 1.20 ile 1.80 metre arasındadır. İşlenmiş yüzeyi: 280 metrekaredir.  Tüf kayalardan oluşmuş Yazılıkaya platosunun üzerinde, kolayca işlenebilen volkanik tüf kaya yüzeyine: megaron mimari tarzıyla Frig ahşap tapınak mimarisi cephe detayları işlenmiştir. Üçgen alınlık ve beşik çatılı tepe akroterlidir.

Tepe akroteri: karşılıklı iki daire parçasından oluşur. Alınlık ve cephe duvarı: geometrik motiflerden oluşan, zengin bir bezeme ile süslüdür. Bu geometrik bezemelere “meandır” denir. Süslemeler: üst pervaz: baklava motifi, alınlık pervazı: dikey bantlarla kesilen baklava motifi, cephe duvarı ise baklava motifleri arasına kare motifler işlenerek yapılmıştır.

Anıtı gördüğünüzde, bu kadar yükseklikte, o motiflerin nasıl yapıldığı, önüne iskele benzeri bir düzen mi kurulduğunu düşüneceksiniz? Bu sorunun cevabı, anıta 500 metre uzaklıkta bulunan yarım kalmış anıtta görülebilir.

Anıt: bütün bir kaya kütlesine, yukarıdan başlamak suretiyle oyulmuş, oyulan bölümün ön cephesindeki kaba kaya blokları da, cephe oyuldukça oyularak aşağıya doğru inilmiştir. Yani, kaya bir bütün olarak ele alınmış, ön kısım şekillendikçe, kayanın kaba ön bölgesi de aşağıya doğru yontulmuştur.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Niş

Anıtın merkezinde, alt orta kısmında: kapıyı temsil eden “niş” bulunur. Cephe duvarının ortasında bulunan niş boyutları: 2.32×2.41 metredir. Derinliği: 1.02 metredir. Prof Gabriel: burada, büyük ihtimalle “metal çubuklarla niş tavanına tutturulmuş, bronz bir Kybele heykeli bulunduğunu” söyler.

Niş içine: yılın belli zamanlarında, ana tanrıça heykelinin konulduğu düşünülmektedir. Ancak, günümüze böyle bir heykel ulaşmamıştır, çalındığı düşünülüyor. Nişin alt ve üst kısmında görülen oyuklar: tanrıça kült heykelini sabitlemek için açılmış olmalıdır. Bir efsaneye göre: bu niş’in aynı zamanda bir kapı olduğu, bu kapının ölüler diyarına açıldığı da söylenmektedir.

Anıtın üstündeki yazılar

Anıtın üstündeki yazıları incelemeden önce, Frig yazısı hakkında bilgi vermek istiyorum.

Roma döneminde, Frigce “Tanrıların dili” olarak bilinirdi. Zeus ve Kibele’nin Frigce konuştuğuna inanıldığı için, ayinlerde de bu dil kullanılırdı. Frigler, batı dünyası tarafından bir Hint-Avrupa kavmi olarak kabul edildiklerinden, konuştukları dil de bu çerçevede ele alınır. Frig dili ve yazısının çözülmesinde, Grek ya da Latin alfabeleri referans alınmış, ancak tüm denemeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Mevcut yazıtlarda birbirini tekrarlayan ifadeler olduğu için gramer yapısı bilinmemektedir.

Günümüzde Frig yazısı okunabilmekte olmasına rağmen, henüz tam olarak çözülememiştir. Çünkü henüz araştırmacıların işini kolaylaştıracak, çift dilli bir yazıt (Frigce-Grekçe) ele geçmemiştir. Ayrıca, Hititlerde olduğu gibi, çivi yazılı tablet arşivlerine de ulaşılmamıştır. Anıttaki yazıların sırrını çözmek için, Fransız Prof Cloude Brixhe (80 yaşındadır) yaklaşık 50 yıldır uğraşıyormuş ve defalarca Eskişehir’e gelmiş olduğu söyleniyor.

Eskişehir Yazılıkaya
 

1’nci Yazıt

Konum itibarıyla anıtın tümüyle ilgilidir. Yazıtta, en belirgin olarak; sol üst kısımda, düzleştirilmiş ana kaya üzerine kazınmıştır. 11 metre uzunluğundadır. Yazıtta: Frig diliyle ilintili “Ateş” ve “Midai” sözcükleri okunmaktadır. Ateş sözcüğü: tanrıça Kybele’nin aşık olduğu tanrı Attis ile eşleştirilir. Midai, efsanelere göre Kral Midas’ın annesi ve ürünlerin koruyucusudur.

Aynı zamanda “demir”in keşfi de bu tanrıçayla ilintilidir. Bu yüzden: bu anıt ile demir endüstrisi kökeni arasında bir bağlantı vardır. Burada hemen bir not iletmek istiyorum, Şanlıurfa Göbeklitepe’de kazı ve araştırmaların sponsoru benzeri, burada ki kazı ve araştırmaların da, ülkemizde DEMİR-ÇELİK ENDÜSTRİSİNDE bulunan bir veya birkaç özel firma tarafından SPONSOR olarak finanse edilmesini diliyorum.

Eskişehir Yazılıkaya
 

2’nci Yazıt

Konum olarak, daha özeldir. Sağ yan çerçeve üzerindedir. Bezeme ile çerçeve kenarı arasında kalan boşluğa: yanlamasına, soldan sağa doğru yazılmıştır. 4.75 metre uzunluktadır.

Eskişehir Yazılıkaya
 

3’ncü Yazıt

Yazıtın başındaki “Baba” sözcüğü, belirgin olarak okunmaktadır.

Nişi çevreleyen yazıt:

Nişi çevreleyen ikinci çerçevenin her iki yanında ve nişin sağındaki bezemenin alt kısmında: birkaç Frigce kelime vardır, ama çıplak gözle güçlükle seçilir. Bunlar, oldukça kaba ve yüzeysel olarak kazınmıştır. Bunlarda: ana tanrıça “Matar” ismi geçer.

Frig uygarlığının sonu

Ünlü coğrafyacı Strabon’a göre: MÖ 696 ya da 675 yıllarında, Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya gelen göçebe Kimmer boyları, Frig bölgesini istila eder, Midas bu felaket karşısında boğa kanı içerek yaşamına son verir. MÖ 585 yılında: Medler ve Lidyalıların yaptıkları Kızılırmak seferi sonunda: Frig topraklarından Kızılırmak’ın doğusunda kalan bölümler Medlerin denetimine girer. Kızılırmak’ın batısında kalan bölümler ise Lidya denetimine girer.

Böylece: Frig krallığının politik gücü ve bağımsızlıkları tamamen sarsılır, ancak kent terk edilmez. MÖ 547 yılında, Lidya krallığının yıkılmasının ardından, Frigya toprakları, Anadolu’yu işgal eden Pers imparatorluğunun hakimiyetine girer. 200 yıllık bu süreçte, Frig toprakları, Frigya Satraplığı tarafından yönetilir. MÖ 333 yılına gelindiğinde ise, bölgede Büyük İskender görülür, onun ölümünden sonra ise, Frig toprakları, komutanları arasında çekişme alanı olur.

MÖ 300 yıllarında, şehir iyice zayıflamaya başlar, uzun savaşlar ve kuruyan su kaynakları ve sarnıçlardan su temini zorlaştığından, şehir terk edilir. MÖ 116 yılında ise, bölgeyi ele geçiren Romalılar görülür. Zaman içinde, değişik kültürlerin bölgede egemenlik kurmasıyla, Frig kaya yapıları kendilerine mal edilir, bazı ilave ve değişiklikler yapılarak kullanılmaya devam eder.

Unesco

Tabii anıtın önemini okuduktan ve hatta gördükten sonra, neden bu anıtın Unesco Dünya Kültür Mirası Listesine alınmadığını düşüneceksiniz? 20 yıl önce, yani 1989 yılında anıtın Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınması için Unesco’ya müracaat edilmiş, ancak “Anıt ülkemiz ilgilileri tarafından korunmadığı” için, bu müracaat Unesco tarafından kabul edilmemiş.

Çünkü: anıta sahip çıkıldığının gösterilmesi gerekiyor, bazı projeler yapılmasına rağmen, bunlar hayata geçirilememiştir. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, umarım bir holding, buranın sponsoru olur, gerekli koruma önlemleri alınır ve bu tarih hazinesi, Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilir.

Sonuç

Anıtın yapıldığı volkanik tüf: doğa koşullarında en çabuk yıpranan kaya cinsidir. Anıtın yüzeyindeki geometrik bezemeler, gündüz-gece arasındaki ısı farkı ve mevsimsel farklılıklar nedeniyle parlayarak, kırılarak düşmeye başlamıştır. Yazılar, eskisi kadar güzel okunmuyor. Çünkü yüzeyde yosunlaşma başlamış. Çatlaklar giderek derinleşmiştir.

Uzmanlara göre: ilk yapılması gereken anıtın kopmaya aday parçalarının acilen sağlamlaştırılmasıdır. Hatta: yine uzmanların belirttiğine göre, herhangi bir deprem durumunda, anıtın köyün üzerine düşebileceği söyleniyor. Aslında siz de göreceksiniz, çatlaklara sanırım çimento enjekte edilmiş, ancak bu çimentonun pul pul dökülmeye başlandığı yani kalitesiz olduğu söyleniyor.

İlaveten, yüzyıllardır yer sarsıntıları, kimyasal yağmurlar, kuş pislikleri, yağmur-kar-rüzgar nedeniyle hızla tahrip oluyor. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, Anadolu’da günümüzden binlerce yıl önce ortaya çıkan ve özellikle demir üzerine sanatkar bu toplumun en büyük şehirlerinden ve anıtlarından biri olan bu bölgenin, sponsor bir firma tarafından destelenerek koruma altına alınması ve kazılması sonucunda, büyük bir tarih hazinesinin ortaya çıkacağı kesindir. Özellikle Eskişehir’deki Üniversitelerin öğrencilerinin burayı ziyaret ederek tarih hazinesine sahip çıkmalarını umuyorum.

Eskişehir Yazılıkaya

  KIRKGÖZ KAYALIKLARI

Yazılıkaya anıtının hemen sağındadır.

Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde kullanılmıştır. Doğu yönde, Helenistik döneme ait, anıtsal bir kaya mezar vardır. İki odalı mezarın alınlığı, 2 sütun tarafından taşınır. Günümüzde çok tahrip olduğundan tam olarak görülmez.

Kolay yontulabilen kayanın oyulmasıyla odalar inşa edilmiştir. Bizans döneminde, odalar arasındaki geçişler, yine kayalara oyulan merdivenlerle sağlanır.

Eskişehir Yazılıkaya Kırkgöz Kayalıkları

Hemen ön bölümde: salonun ortasında, üstü demir parmaklıkla kaplı, temizliği yapılmamış kaya içine oyulmuş bir kuyu vardır. Kuyunun, bir yeraltı tüneli olduğuna dair rivayetler vardır. Bir rivayete göre, bu kuyu yer altından bir tünelle, doğudaki Pişmiş Kaleye bağlanmaktadır. Diğer bir rivayete göre ise, tünel güneyde Midas şehrine doğru gitmektedir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Doğal oluşum nedeniyle kırılarak veya aşınarak meydana gelen “kadın yüzü” şeklindeki silüet, ön ve arka cepheden belli bir açıdan bakıldığında görülebilmektedir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Yazılıkaya köyü, buraya ilk yerleştiğinde, buranın bazı kişiler tarafından konut olarak kullanıldığı ve buna bağlı olarak aşırı zarar gördüğü görülür. Burada birçok yerde ateş isi izleri yani simsiyah karaltılar göreceksiniz. Ayrıca, elbette burayı ziyaret edenlerin duvarlara yazdıkları isimler de, rezaletin en güncel ve en yeni görünen yüzüdür.

Eskişehir Yazılıkaya

 YARIM KALMIŞ ANIT

Yazılıkaya anıtının yaklaşık 500 metre güneybatısındadır. Yazılıkaya’nın hemen sağ yanından giden patikayı takip ederek buraya ulaşabilirsiniz. Bu iki anıtın, birbirine benzer ortak noktaları vardır. Özellikle, her ikisi de geometrik desenlerle süslenmiştir.

Ancak küçük yazılı kaya anıtı tamamlanmamıştır. Çünkü, yapılışı sırasında: tamamlanmadan Kimmerler tarafından şehrin yağmalandığı düşünülmektedir.

Anıtın en büyük özelliği, diğer birçok dini anıtta olduğunun tersine, doğu değil batıya dönük olmasıdır. Bunun anlamı ve izahı yoktur.

Frig kaya anıtlarında, mimari yapım metotları, bitmemiş kaya anıtı üzerinde, çok net bir şekilde görülür. Uygulanan metoda göre, kayanın en üst kısmı, düzleştirildikten sonra, tasvirlerin eklendiği anlaşılmaktadır. Anıt yukarıdan aşağıya doğru işlenmeye başlamış, ancak alt kısımlarında ana kaya işlenmeden kalmıştır.

Eskişehir Yazılıkaya


Anıtın üst kısmında bulunan akroter üzerinde, nilüfer/lotus çiçeği tasvirleri görülür. Bu anıt üzerinde de küçük bir niş görülür. Anıt üzerinde betimlenen baklava motifinin Midas anıtı üzerinde betimlenen motiften daha kompleks olduğu görülür. Bitmemiş anıt: tapınak işlevi görmemiş olmasına rağmen, anıtın sol tarafında kalan küçük alınlığın, yedek tapınma alanı olarak kullanıldığını betimler.

Eskişehir Yazılıkaya

SU SARNICI

Patika üzerinde yürümeye devam ettiğinizde, güneybatı yönde, kayalara oyulan merdivenle inilen, tonoz örtülü anıtsal su sarnıcı görülür. Sarnıcın içinde yapılan kazılarda, söylenenlere göre bir Kybele heykeli bulunmuş ancak daha sonra bu heykel kaybolmuş, bugün nerede olduğu bilinmiyor, büyük ihtimalle çalınmış olmalıdır.

Evet, sarnıcın içine girmek isterseniz ki, bence mutlaka girin, merdivenlerden inmeyin çünkü oldukça tehlikeyi, yanda küçük bir giriş yeri/boşluk var, biraz eğilerek oradan girin, içeride büyük bir oda göreceksiniz, odanın her iki yanında, tüneller var, ama bu tünellerin girişi toprakla kapalı, nereye gittikleri bilinmiyor, sarnıcın büyüklüğü etkileyici, mutlaka girin ve görün.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Giriş kısmında belirttiğim plana göre yürümeye devam ediyoruz. Yolumuzun üstünde sunaklar, kutsal yol ve kayalara oyulmuş mezarlar görülüyor.

Eskişehir Yazılıkaya
 

 

Eskişehir tanıtımı.

Han tanıtımı.

Seyitgazi tanıtımı.

Seyitgazi dağlık Frig bölgesi tanıtımı.

 

Eskişehir Günyüzü

Eskişehir Günyüzü

İlçe Konya Yunak ve Çeltik ilçelerine giden yol güzergahı üzerindedir. Günyüzü ilçesinin bağlı bulunduğu Eskişehir iline uzaklığı 135 km. dir. Günyüzü, Sivrihisar arası uzaklık 39 km. Günyüzü, Ankara arası uzaklık 118 km.

TARİHİ

1071 Malazgirt zaferinden sonra, 1150 yıllarında burada kurulan yerleşimin ismi “Kozağacı” dır. Osmanlı döneminde, 1289 yılında Osman Bey bütün Eskişehir yöresinin idaresini kardeşi Gündüz Bey’e vermiştir ve buraya 3000 kadar Türkmen aşireti yerleştirilmiştir. Cumhuriyet öncesinde köyün ismi “Kozağacı” olarak kayıtlara geçer. Kurtuluş savaşı sırasında, en şiddetli çarpışmalar ilçe bölgesinde yapılmıştır. Sakarya nehri kıyılarında, Çakmak ve Kavuncu mevkilerinde yoğun çatışmalar yaşanmıştır. Bu çatışma döneminde, kasaba yakınlarında bulunan Eryiğit dağı, bölge halkının sığınağı ve barınma yeri olmuştur. Günyüzü mahiyesi, 1972 yılında Belediye teşkilatına sahip olur. 1990 yılında ise İlçe olur.

Eskişehir Günyüzü

 

GENEL

İlçe arazileri ova görünümündedir. Yer yer yüksek dağ ve kayalıklar vardır. İlçe sınırları içinde üç yayla ve mandıra bulunur. Rakım 864 metredir. İlçede eski dönemlerde üzüm bağları oldukça meşhurdur ve Anadolu’nun en güzel üzümlerinin burada yetiştirildiği söylenir. Günümüzde ise Günyüzü, kavun diyarı olarak tanınır. Yörede, kara iklimi hakimdir. Buna bağlı olarak kışları kar yağışlı ve yazlar ise açık geçer. Gece ve gündüz sıcaklık farkları oldukça yüksektir. Halkın başlıca geçim kaynağı, tarım ve hayvancılıktır. İlçeye bağlı Kayakent Kasabası, Kuzuören, Kavacık ve Gecek köylerinde, kök boyalı kilim dokumacılığı yapılmaktadır. İlçe merkezinin yaklaşık 1 km uzağında, “Gecek su” çıkıyor ve bu su şişelenerek satılıyor.

Eskişehir Günyüzü

GEZİLECEK YERLER

Eskişehir Günyüzü Şadırvan

 

ŞADIRVAN

İlçenin en önemli tarihi eseridir. MS 316 yılında yapılmıştır. Son dönemde, Kütahya çinileriyle kaplanan Şadırvan, İlçenin sembollerinden biri haline gelmiştir. Şadırvan da orijinalliğini kaybetmeyen tek yer, taş işlemeli fıskiyesidir.

Eskişehir Günyüzü Gecek Selçuklu Camisi

 

 

GECEK SELÇUKLU CAMİSİ

İlçe merkezine bağlı Gecek köyünde, şifalı su çeşmesinin güneyindedir.

Yazılı kaynaklara göre cami: Umurbey’in oğlu Selçuk Bey tarafından, 15’nci yüzyılda yaptırılmıştır. Cami dikdörtgen planlıdır. Ana mekan kubbe ile örtülüdür. Son cemaat yeri, ortada beşik tonozla, yanlarda kubbe ile örtülüdür. Doğu ve batı duvarlarında, dışta yer yer değişik boyutlarda delikler görülmektedir. Ahşap işlemeleri ve kök boyasıyla yapılan süslemeler, tarihi camiye ayrı bir hava vermektedir. Caminin bahçesinde tarihi bir çeşme bulunuyor. Bu çeşme, cami ile birlikte aynı yıl Selçuk Bey tarafından yaptırılmıştır. Çeşmede bulunan kabartma ve süslemeler Selçuklu mimari tarzını yansıtır.

1970-1971 yılları arasında caminin kırma çatısı kaldırılmış, kubbeler dıştan galvanizli saçla kaplanmış, minaresi yıldırım düşmesi sonucu hasarlı olduğundan restore edilmiştir. Minare taştan, yeniden yapılmıştır. Onaltıgen pabuçlu ve gövdelidir. Kaidesi kare planlıdır. Türk üçgenleriyle geçilmektedir. Şerefe ve petek kesme taştandır. Külah saçtır.

Eskişehir Günyüzü Kavuncu Köprüsü

 

KAVUNCU KÖPRÜSÜ

Köprü: Günyüzü-Polatlı karayolu üzerinde Kavuncu köyünden yaklaşık 3 km batı yönde ve Sakarya nehri üzerindedir.

Köprü betonarmedir. Yakın çevrede, araç trafiğini taşıyan en büyük köprüdür. Ağaç direkler üzerine yapılan köprünün temel bağlantıları, kurşun dökülerek yapılmıştır. Sağ ve sol tarafta, tek kemerli olarak köprünün trabzanları, kemerleri taşıyan beton kolonlar içinden geçen demir korkuluklar ile yapılmıştır. Köprüde bağlayıcı olarak kullanılan metal akşamlardan bazıları sökülerek çalınmış ve taşıyıcı payeler, kolonlar oldukça yıpranmıştır. Kurtuluş savaşı zamanında civarda aynı isimle bulunan köprü yıkılınca, 1940’lı yıllarda bu köprü yapılmıştır. Eski köprü yani yıkılan köprü, Sakarya Meydan Muharebesinin yapıldığı yer olarak önem kazanmaktadır. Fakat ayrıntıya ait bilgi bulunmamaktadır.

 

ÇAKMAK BAŞI ÖREN YERİ

İlçe merkezine bağlı Çakmak köyünün, 2.5 km kuzeyindedir. Buraya ulaşım zahmetli, Çakmak köyünden Çakmakbaşı Suyu mevkiine giden tarla yollarını takip ederek ulaşılıyor.

Çakmakbaşı Büyük Deresinin oluşturduğu vadidedir. Vadinin batı yamacında ve üst kısmındaki vadiye hakim düzlük alanda, yüzeyde çok sayıda Bizans dönemine ait seramik parçaları bulunmuştur. Ayrıca yapılara ait temel kalıntıları görülmektedir. Yamaçtan vadi içine doğru olan taş akıntısı, söz konusu yerleşim yerinin sur ile çevrildiğini gösterir.

 

Eskişehir Günyüzü Gümüşkonak

 

GÜMÜŞKONAK

Gümüşkonak köyü, 1985yılında Belediyelik olmuştur. İlçe merkezine 8 km uzaklıktadır. Gümüşkonak beldesinin tarihi, Roma dönemine kadar uzanır. Roma ve takip eden Bizans döneminde burası “Germia” bölgesi ismiyle tanınır. Germia: şifalı suları ve St Michael’e ait kilisesi ile ünlü bir Bizans şehridir.

Bizans döneminde, burada “Justinianapolis” isimli büyük bir yerleşim yeri kurulmuştur. Bizans’ın güçlü imparatoru Justinianos, kendi adını verdiği şehri bir Hıristiyanlık merkezi haline getirmiştir. Uzun yıllar sonra, burada bulunan köy “Jarma” ismiyle tanınır. Daha sonra ise “Yörme” olmuş ve son olarak “Gümüşkonak” yapılmıştır. Jarma ve Germe isimlerinin anlamı, “sıcak su yani hamamlar memleketi” demektir. Beldede turistik yapı olarak: 1 tane hamam ve 1 tane tarihi kilise bulunur.  1984 yılında beldenin ismi “Gümüşkonak” olarak değiştirilmiştir, günümüzde arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Eskişehir Günyüzü Germia ve Başmelek Mikail Kilisesi

 

Germia ve Başmelek Mikail Kilisesi

Kilisenin bulunduğu bölgenin ismi, Roma döneminde “Germia” dır. Bu isim bugün “Yürme (ya da Yörme)” olarak varlığını sürdürür.

Germia: Erken Bizans döneminde bir haç merkezi olarak görülmektedir. Çünkü: “Mesih” in tunik parçası, kilisenin kriptinde bulunmaktadır. Bu durum, Aziz Theodore tarafından belirtilmiştir. Ayrıca, Bizans imparatoru Justinian, yaşlılığında burayı ziyaret etmiş ve ölmeden hemen önce dua etmiştir. Kilise: 1813 yılında keşfedilmiştir. Daha sonra yapılan araştırmalarda, kilisenin Piskoposluk merkezi olabileceği iddia edilmiştir. Kilise hakkındaki ilk makale: 1986 yılında yayınlanmıştır. Saint Michael kilisesi ve Germia şehrinde yapılan yüzey araştırmalarının ardından kazı çalışmaları başlamıştır. Yapılan araştırmalara göre kilise hakkında tespit edilen bilgiler şunlardır:

Kilise 5’nci yüzyılda yapılmıştır. Yazılı kaynaklara göre: Patriarch Studios: 454 yılında Konstantinopolis şehrinde toplanan konsey sırasında anlatılan bir mucizeden etkilenerek bu kiliseyi inşa etmeye karar verdiği belirtilir. Kilisenin ikinci yapım evresi: İmparator Justinian ve eşi Theodora monogramlarını taşıyan buluntulara dayanarak, 6’ncı yüzyılın ortalarına tarihlenir. Üçüncü aşama ise: Germia’nın “Diocese” haline geldiği Orta Bizans döneminde yani 10’ncu yüzyıldan sonraki döneme tarihlenir.

Mimari özellikler

Başmelek Mikhael kilisesi: beş nefli, kubbeli bir bazilika tarzındadır. Kilisenin iyi korunmuş bölümleri: içinde kalan kuzey neflerinden biri olan narteksin güney bölümü ve güneydoğu köşesindeki ek odadır. Batı cephesinin her iyi yanında bulunan kuleler hariç, yapı 50 metre uzunluğunda ve 27 metre genişliğindedir. Batıda: kuzey-güney doğrultusunda, dikdörtgen girişli narteks, beş girişi vardır. Narteksin doğu yarısının büyük çoğunluğu günümüze gelmiştir. Sadece cephede oluşan, batı kesiminin güney bölümü yok olmuştur. Günümüzde ,merdiven ayakları kulesinin, güneybatı köşesindeki cephenin bazı kısımları görülür. Kilisenin doğu yarısı ve apsisin özelliklerinden, sadece güneydoğu köşesinde bulunan kare planlı ek oda görülebilir.

İçinde kuzey nefde görülebilen yapının desteği, kare, dikdörtgen, L ve çarpraz şekilli kesitlere sahip sütunlar şeklindedir. Nefte, bu sütunlar birbirine bakacak şekilde, kare planda bölümler oluşturur. Nefin batısında sütunlar ve kemerler üzerinde düzgün kesilmiş kare blok taşlar vardır. Üç sıra, kabaca oyulmuş kesme taşı ve alternatif sırada birleştirilen dört sıra tuğla dikkat çeker. Batı cephesinde, girişin her iki tarafına simetrik olarak yerleştirilmiş kemerli levhalar, bugün mevcut değildir.

Tarihi Hamam Kalıntısı

“Miryanoilos hamamı” Bizans imparatoru Justinyen tarafından yaptırılmıştır. (Günümüzde harap durumdadır.) Gümüşkonak mahallesi, tarihi şifalı hamamlarıyla ünlüdür. Günümüzde burada bulunan Roma döneminden kalma hamam kalıntısı ilgi çeker. Hamam, günümüzde depo olarak kullanılıyor. Hamam her ne kadar harap olmuş olsa da günümüzde burada modern yüzme havuzu ve hamam tesisleri bulunmaktadır.

Eskişehir Günyüzü Domuzağılı Antik Mermer Ocağı ve Kaya Mezarı

 

Domuzağılı Antik Mermer Ocağı ve Kaya Mezarı

Gümüşkonak beldesinin 2 km doğusunda, Kavacık köyünün 800 metre batısında, Gümüşkonak-Kavacık köyü stabilize yolunun güney bitişiğinde, Kurudağ tepesindedir.

Eskişehir Günyüzü Domuzağılı Antik Mermer Ocağı ve Kaya Mezarı

Kurudağ Tepesinin zirvesinde, ana kayaya oyulmuş, doğu-batı doğrultusunda, dikdörtgen planlı bir mezar bulunmaktadır. Mezarın 20 metre kuzeyinde ve 180 metre doğusunda, iki tane antik mermer ocağı görülür. Arkeolojik alan içinde bulunan kilisenin inşaatı, büyük olasılıkla bu mermer ocaklarından sağlanan mermerler ile yapılmıştır.

Eskişehir Günyüzü Adem Sekmen Bahçesi Bizans Yerleşimi

 

Adem Sekmen Bahçesi Bizans Yerleşimi

Mermer ocağının 1 km doğusunda, Kurudağ Tepenin yamaçlarında: Bizans yerleşimi ve 2 km doğusunda Gümüşkonak Arkeolojik Sit alanı bulunmaktadır. Bu alan 1988 tarihinde Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bu alanda, inşaat kazısı sırasında açılan çukurda yapılan yüzey araştırmasında, Bizans dönemine tarihlenen bir yapıya ait kesme kireç taşlarından temel kalıntısı tespit edilmiştir. Kesme taşların geniş yüzünde kırmızı haç görülmüştür. Açılan çukurların çevresinde Bizans dönemine ait olduğu düşünülen seramik parçaları ve pişmiş toprak levhalar görülmüştür.

Eskişehir Günyüzü Evaltı Yerleşimi

 

Evaltı Yerleşimi

Beldede bulunan Evaltı Mevkiinde, Bizans yerleşimi kalıntıları görülür. Etrafı bahçelik olan yerleşimde yapılan incelemelerde: teraslanmış bahçe sınırlarını çevreleyen duvarlarda ve yol kenarlarında çok sayıda kesme blok taşlar, sütun kaideleri ve Bizans dönemine ait seramik parçaları ile tuğla tespit edilmiştir. Bahçe duvarlarında yer alan taşların boyutu, alanda büyük yapılar olduğunu düşündürür. Söz konusu büyük kesme blok taşlar, Gümüşkonak’ta bulunan kilisenin blok taşları ile boyut ve işleme şekilleri açısından benzerlik gösterir.

Eskişehir Günyüzü

 

Değirmenönü Bizans Yerleşimi

Beldenin 600 metre kuzeydoğusunda Ayvalı köyüne giden stabilize yolun 100 metre batısında Değirmenönü mevkiindedir. Çevresi tarlalardan hafif yüksek bir alanda yer alır. Yüzeyde çok sayıda profilli ve profilsiz mermer levha parçaları, farklı renklerde tessera parçaları ve Bizans dönemine ait seramik parçaları görülür. Ayrıca kaçak kazı ile açılmış çukurda, doğu-batı doğrultulu kalker kesme bloklardan oluşan bir temel kalıntısı, temel kalıntısının 20 metre doğusunda ise jeoradar uygulaması ile tespit edilen yuvarlak planla ve apsisli bir yapı bulunmaktadır.

Sivrihisar tanıtımı.

Eskişehir tanıtımı.