Mısır Nil Nehri Üzerindeki Adalar

nil nehri.1
Mısır Nil Nehri Üzerindeki Adalar

Nil üzerinde, çeşitli adalar Bu adalar da; farklı çekiciliklere sahip olması açısından ilginç. Kuzeyde; Kitchener Adası var.

KİTCHENER ADASI

19’ncu yüzyılın sonlarında: Sudan’daki zaferlerinden sonra, İngiliz ordu mensubu Albay Kitchener’e hediye edilmiş. Ada da: dünyanın dört bir yanından topladığı bitki ve tohumlardan, egzotik “Botanik Bahçeleri” oluşturmuş. Bütün ağaçları, vaha kuşlarıyla kaplı. Bu sukunet, kesinlikle sizi çok etkileyecek. Evet: her gün ziyarete açık.

Adanın güneyinde: Elephantos Adası var.

Mısır Nil Nehri Üzerindeki Adalar

ELEPHANTOS (ELEPHANTİNE) ADASI

Bu adaya: fil adası deniliyor. Adı: Nil’in yumuşak dokunuşlar ile okşadığı sahildeki kayalardan geliyor.

Bu adada bulunan “Khnum Tapınağı” görülmeye değer. Mısırlılar, koç başlı tanrının onuruna, üzeri altın yapraklarıyla kaplanarak mumyalanmış koçlardan bir nekropolis yapmışlar.

Bunlar: bugün müzede koruma altına alınmış. Ama: taş lahitler, halen tapınakta bulunuyor. Yakınlarda: bir kayanın içine oyulmuş olan “Nilölçer” sayesinde, Nil Nehrinin su seviyesi izlenebiliyormuş ve buna göre, yıllık taşkın uyarıları yapılabiliyormuş. Tarım işçileri, bu sayede, tapınak inşa etmek gibi toplumsal görevlerini yerine getirebilmişler.

Ülkenin birleşmesini amaçlayan savaşta:

Teb ordusunun en büyük gücünü oluşturan gözde Nübyeli krallarık askerlerinin, Teb ordusunda bulunmalarının sebebi: Teblilerin, güney ile başından beri yakın bir ilişki içinde olmalarından kaynaklanmaktadır.

Ağa Han’ın mezarı bu adada. Mezarın hemen altında: yeşil mango ağaçlarının içinde bir villa var.Bu da Ağa Han’ın villası. Kepenkleri, sanki hiç açılmamış ve ebediyen açılmayacakmış gibi kapatılmış.

Ada: her gün ziyaret edilebiliyor.

SEHEL ADASI

Bu adada, kıtlık anıttaşı var. Diğer anıtlarla birlikte, Kral Zoser döneminde yapılmışlar. Ayrıca, bu anıttaşı; Mısır’ın Birinci ve İkinci Çağlayan arasındaki Aşağı Nübye bölgesine, ilk kez onun döneminde egemen olunduğunun bir kanıtıdır. Burada: 1889 yılında Sehel anıtı bulunuyor.Bu anıtta yapılan araştırmalarda: anıttaki oturan insan ve üzerinde göz ifadesinin: “ari” kelimesiyle karşılanıyor. Ari; şekle sokmak anlamına geliyor.

Hiyeroglif incelemelerinde, şekillerden birinde “ari” ya ekleme olarak, oturan bir insan figürünün yanına, yarım daire ve üzerinde göğe uzanmış iki el motifin bulunduğu görülüyor. Yeni şekle: ari-kat denilmiş. Bu ifadenin: “insan yapımı mineralli veya sentetik madde” anlamına geldiği ve piramitlerin bu tür bir madde ile yapıldığına inanılıyor.

Yani: piramitlerin inşasında çalışan işçiler, bazı kireç taşlarını ezip suyla karıştırıyorlar ve hazırlanan bu karışımı: kireç, kaolin kili, sodyum karbonat ve çamur ile birleştiriyorlardı. Bu karışım: piramit inşa edilirken, istenilen her yerde ve şekilde hazırlanan kalıba dökülüyordu. Kuruma tamamlandığında, ortaya, doğal kireç taşlarından ayırt edilemeyecek ölçüde, tonlarca ağırlıkta blok taşlar ortaya çıkıyordu. Bu bir teori. Bu arada: mısır piramitlerinin yani o devasa yapıların nasıl yapıldığı hakkında küçük bir anekdot oldu.

Evet; Sehel adasında

Çok yakın tarihlerde deşifre edilebilen ve tanrılara bir kuple saygı ve sevgilerini sunduktan sonra, koca koca kayaların üzerine yazdıkları hiyerogliflerde böyle bir sır var. Bu sırrın diğer adı: evet, beton tarifi. Adamlar beton döküp, kendi taşlarını yaratmışlar. Tam 29 çeşit element ve ek olarak da Nil çamuru, piramidin yapılacağı yere, kalıplara karışını döküp, taş blok yapmışlar. Uluslar arası büyük beton şirketleri de, bu tarife göre bazı hazırlıklar yapmışlar.

URONARTİ ADASI

Nil’in Semna yakınlarındaki adasıdır. III. Senusret zamanında: buraya bir kale daha yapılır. Yeni kaledeki bir yazıtta: saltanatın dokuzuncu yılda, kuş diyarına düzenlenen bir seferin, suyun düşük seviyesi nedeniyle yarıda kesildiği yazılıdır.

Nil nehri doğu kıyıları tanıtım ve gezi yazısı.

Nil nehri batı kıyıları tanıtım ve gezi yazısı.

Mısır Nil Doğu Kıyıları

mısır.kahire.genel.1
Mısır Nil Doğu Kıyıları

1990’lı yıllardaki terörist saldırılar sonucu, Mısırlı yetkililer, turistlerin güvenliğini sağlamak amacıyla, bazı önlemler almak zorunda kalmışlar. Özellikle: Dendera, İsna, İdfu ve Kam Umbu Tapınakları ile Assuan’da buna dikkat ediliyor. Yabancı turistlere, bir askeri eskortun eşlik etmesi zorunluluğu var. Bu nedenle, belli zamanlarda hareket eden bir konvoy sistemi oluşturulmuş. Bağımsız gezmek isteyen turistler, turizm danışma bürosuna başvurmak zorundalar.

LUKSOR KUZEYİ

dendere.1
Mısır Nil Doğu Kıyıları Dendera Tapınağı

DENDERA (HATHOR) TAPINAĞI

Luksor’un 60 km. kadar kuzeyinde bulunan “Dendera”: inek tanrıça Hathor’a adanmış tapınağı ile ünlü. Buradaki tapınağın diğer ismi: Hathor tapınağı. Kral Keops döneminde yapıldığı sanılıyor. Daha sonra: III. Tutmosis döneminde yeniden yapılmıştır. Ancak Roma İmparatorları zamanında tamamlanabilmiş. Romalı lejyonerler, Mısırın tanrılar kültürünü İmparatorluğun en uzak köşelerine kadar taşıdılar.

Burası:

Prolemaios döneminde, MÖ.125 yılından itibaren Yukarı Mısır’ın tanrıça tapımı için önemli bir merkez haline gelmiş. Cleopatra: tanrıçalara tapınmak için buraya gelmiş ve dönüşünde de vatandaşları tarafından yaşayan tanrıça olarak, ona tapınılmaya başlanmış. Tapınağın arka cephesindeki kraliçenin eşsiz yarım kabartması görülmeye değer. Bu Cleopatranın yaşadığı zamanda yapıldığı bilinen tek örnekmiş.

Tapınak:

MS.60 yılında, Romalılar tarafından tamamlanmış. Bu; Roma İmparatorlarının duvarlardaki kartuşlarını da açıklıyor. Dandera’nın tavanında: tanrıça Nut’un, gökyüzüne yolculuğu resmedilmiş. Tapınak, burada yaşayan Kopt Hıristiyanların ve Arapların yaktığı ateşler yüzünden, kararmış olmasına karşın, görülmeye değer.

Koptlar

Ayrıca, tanrı figürlerinin yüzlerine de zarar vermişler. Dar yerlere girme sıkıntınız (klostmofobi) yoksa; gravürlerin korunduğu, aşağıdaki Kriptaya mutlaka inin. Bütün bölgenin, çölün ve Nil vadisinin harika manzarasını gören çatıya da çıkabilirsiniz.

Evet: Dandera’nın kuzeyinde, Luksor’dan 150 km. uzaklıkta: Abydos var.

abidos.tapınak.1
Mısır Nil Doğu Kıyıları Abidos Tapınağı

ABİDOS (ABYDOS)

Yukarı Mısır’da, Nil kıyısında, El-Beliane’nin 11 km. güneybatısında ve Kahire’nin ise, 560 km. güneyindedir.

Burası: yeraltı dünyası ve yeniden diriliş tanrısı “Osiris”e adanmıştır. Abydos: MÖ.3100 ile 2755 yılları arasında, önemli bir defin alanıymış. Çok eskiden kalma pek çok mastaba (üstü taş kapaklı mezar) ile çevrilmiş olması nedeni de bu yüzden. Mısır tarihinin başlangıcından itibaren, Nekropolisin kuzeyinde, birbiri ardınca bir dizi tapınak yapılır.

abidos.1
Mısır Nil Doğu Kıyıları Abidos Tapınağı

Yukarı Mısır’da siyasi merkezden çok dinsel bir merkezdir. Kral Aha ve 1’nci hanedanın kralları, kendileri ve saray mensupları için: burada, büyük mezar kompleksleri yaptırırlar.

Kral Dan, buradaki mezarını diyorit taşlarla donatır. Zemini kırmızı granitle kaplatır. O zaman kadar yalnızca kap yapımında kullanılan bu soylu ve sert malzemeyi, binalarda da kullanmaya başlayan Mısırlılar, Piramitler dönemindeki mimarların çok işine yarayacak deneyimler kazanırlar.

Kral I. Seti’nin coşkun inşaat faaliyetlerinden payını alır.

11’nci hanedandan itibaren, kayıtlarda yazıldığına göre: bu şehirde, her yıl Osiris’in büyük “mysteria” ları kutlanır. Dramatik kült oyunu biçimindeki bu mysteria’larda: tanrının; ölüm ve diriliş mitosu canlandırılır. Bu yerin kutsallığından payını almak isteyen Mısırlı, tören yolunda bir anı anıt taşı dikerek, sonsuza kadar orada olmayı sağlamaya çalışmış. Orta Krallık süresince; Abidos’a bu türden binlerce anıttaş dikilmiş. Anıt diktiren Mısırlı, Osiris ile birlikte, yeniden dirilmek istiyordu.

Sonsuz yaşama kavuşmanın en güvenilir yolu bu idi. Dünyanın çeşitli müzelerinde korunan Orta İmparatorluk dönemine ait dikilitaşların çoğu, Abidos’da keşfedilen, 16 ve 17’nci sülalelerin dikilitaşlarıdır. Mısırlının Abidos gezisi: aynı zamanda, hem simgesel bir tema (ruhların kayık içinde, kutsal kente yolculuğu) ve hem de kimi inananlar için gerçek bir yolculuktu.

Yani: şehir, o dönemin adeta Mekke’si idi. Çöl kenarında açılmış basit bir delikten, Yeni İmparatorluk dönemiyle ilgili, olağanüstü büyüklükteki tapınağa varıncaya değin, çeşitli mezarlar bulunuyordu. Bunlar: kralların ve özel kişilerin (başka yerde gömülü olsalar bile) Abidos’ta sahip olmayı zorunlu saydıkları, boş anıtkabirlerin yanında uzanıp gidiyordu. Yani: başka yerde gömülü olsa da, bazı Mısırlılar için, Abidos’da ilave bir mezar yeri bulunması, bir ayrıcalıktı. Bunlardan: yalnızca imparatorluk dönemine ait olanlar; varlığını iyi koruyarak günümüze kadar gelmiştir.

Evet, buranın en önemli tapınağı: I. Seti’nin Tapınağıdır

abidos.2
Mısır Nil Doğu Kıyıları I. Seti Tapınağı

I. SETİ TAPINAĞI

Ünlü coğrafyacı Strabon:

Buna Memnonium demektedir. Tapınak: yedili bölümleriyle dikkate değer bir yapı. Giriş kapısı sayısı:7, sütunlu 2 salon var. Firavunun yaptığı ayinleri tasvir eden kabartmalarla süslü, 7 sunağa uzanan 7 geçit bulunuyor. Evet: 7 rakamı çok kullanılmış, sanırım bir özelliği olsa gerek.

Tamamı kireçtaşından inşa edilen tapınak, günümüzde bile etkileyici bir yer olma özelliğini sürdürüyor. Tapınağın “I” şeklindeki yapı planının bir benzeri daha yok. Tapınak, öte dünyaya göçen yöneticilere, nesiller boyu hizmet vermiş. Seti’nin emriyle MÖ.1291 ve 1279 yılları arasında yapılan tapınağın sıra sütunlu avluları ve rampaları: daha sonra yönetimi kendisinden gasp eden ve tapınak duvarlarından adını silmeye girişen oğlu, II. Ramses tarafından eklenmiş.

İkinci terasın, sıra sütunlarının üzerindeki gravürler:

Ramses’in, tanrılar ve özellikle de Osiris, İsis ve Horus tarafından kabullenildiğini gösteriyor. İki hipostil salonda, çok iyi korunmuş papirüs sütunlar ve güneybatı kanadındaki Krallar Galerisinde, yüzyıllar boyu gelmiş geçmiş firavunlara ait 76 kartuş bulunmuş. Bu kral isimlerinin yazılı olduğu belde: Abidos levhaları olarak biliniyor.

1’nci Seti’nin, 1903 yılında bulunan mezarı boş imiş. Anıtkabir, yani Osireion, yan duvarları cenaze töreni metinleriyle süslü bir Osiris mezarı imiş. Çevresi, bir kanalla çevrili bir ada biçiminde yapılmış olan mezar, dünyanın yaratılışı sırasında sulardan çıkan ilk tepeyi simgeleştirmiş. Tavanlarından iz kalmamış olan, II. Ramses tapınağı, genellikle bu firavun döneminde yapılmış başka kabartmalara oranla daha büyük bir incelik taşır.

Birçok dikilitaşın da gösterdiği gibi, Sais döneminde, din alanındaki etkileri yaygınlaştıktan sonra, bu kutsal yer, değerini yitirmeye başlamış.

LUKSOR GÜNEYİ

isna.1
Mısır Nil Doğu Kıyıları İsna Kenti

Luksor’un güneyinde: Nil vadisinde, üç ayrı tapınak kompleksi var. Nil teknelerinin duraklama noktası olan bu üç tapınak: Luksor’dan veya Asuan’dan güneye doğru giden her tur gurubunun uğrak yeri.

İSNA KENTİ

Luksor’dan, karayolu ile 54 km. uzaklıktadır. Modern Mısır kentidir. Burada: Müslüman ve Hıristiyanlar birlikte yaşamaktadırlar ama zaman zaman aralarında çatışmalar olmaktadır. Yapımına: Roma İmparatoru Tiberius zamanında başlanan galeri, Roma imparatorunu firavun kıyafeti içinde Khnum’a tapınırken gösteren, yarım kabartmalarla süslenmiş.

Koç başlı yaratıcılık tanrısı ve Nil’in kaynağının koruyucusuna adanan “Khnum Tapınağı”nın burada öne çıkıyor. Ama, Nil taşkınları, zamanla tapınak kompleksini alüvyon ve çamur katmanları ile kaplamış. Bugünkü şehir, bunun üzerine kurulmuş. 1860 yılında başlayan kazı çalışmaları sonucunda, tapınağın bir kısmı ve giriş salonu ortaya çıkarılmış.

Bu iyi korunmuş salon, günümüzde kasaba merkezinin tam ortasında, evlerin seviyesinin 9 metre altında kazılmış ve açılmış alan içinde duruyor. Büyük 24 sütundan oluşan salonun çatısındaki kabartmalarda, burç sistemlerinin anlatımları göze çarpıyor. Bu figürler: renklerini koruyabilmiş. Ayrıca: koç başlı tanrı Khnum’a adanmış bir çok hiyeroglif anlatım, duvarlara kazınmış. Tanrı Khnum; Nil’in çamurundan ve suyundan, insana yeniden güç veren yaratıcı tanrı olarak biliniyor.

Tapınak sonrası, ara sokaklara dalarak, şehri dolaşmak isterseniz: ilginç sokak manzaraları, kiliseler, camiler, satıcılar ve bir de ufak çarşı görebilirsiniz.

50 metre kadar güneyde: Mısır’ın ikinci büyük tapınağı ve ayakta kalanlar arasında en iyi durumdakilerden biri olan “İdfu Tapınağı” var.

idfu.tapınak.1
Mısır Nil Doğu Kıyıları İdfu

İDFU (EDFU)

Edfu, güney Mısır’da, Nil kıyısında bir kenttir. Nil’in batı kıyısında, Esna ve Asuan kentleri arasında bulunur.
Nil’den yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüş mesafesinde olduğundan, faytonla gidilebiliyor. Eğer turla gidiyorsanız, fayton ücretini tur ödüyor, sakın faytoncuya ilave para kaptırmayın.

Burada: dünyaca ünlü Edfu Horus Tapınağı bulunuyor. Yaklaşık 2000 yıl boyunca toprak altında kaldığı için en iyi korunmuş tapınaktır.

idfu.kent geneli.1
Mısır Nil Doğu Kıyıları İdfu

Mısır’daki antik döneme ait tapınaklar içinde, en iyi korunanı Edfu Tapınağıdır. Tapınağın 50 metre kadar batısında Tell Edfu olarak adlandırılan, antik bir yerleşimin kalıntısı da bulunmuş. Ayrıca: kentin 5 km. kadar kuzeyindeki yedi küçük basamaklı piramit kalıntısı bulunuyor.

Evet: bu tapınak, firavun kılığında insan suretine giren tanrı Horus’a adanmış. Horus’u; bir şahin olarak gösteren granit heykel, tapınağın girişini koruyor. Eni:79 metre ve yüksekliği 36 metre olan, dış pilon (giriş) gerçekten muhteşem.

idfu.tapınak.en güzel.2
Mısır Nil Doğu Kıyıları İdfu

MÖ.237 yılında:

III. Ptolemaios Euergetes zamanında yapımına başlanan inşa süreci 25 yıl sürmüştür. Ancak, inşaat MÖ.80-51 yıllarına kadar devam eder.

Burası, tapınağın tamamen yenilendiği, MÖ.237-105 yılları arasında, Prolemaioslar tarafından yaptırılmış.

Klasik Mısır tarzında inşa edilen İdfu: yeniden yapımı sırasında, çok az değişikliğe uğramış. Anıtsal pilondan avluya, oradan da iki hipostil galeri geçilerek, mabede ulaşılıyor. Yapının tamamı: istinat duvarları ile çevrilmiş. Ama ziyaretçiler: bu istinat duvarının hemen yanında bırakılan küçük bir koridordan dolaşarak: dış duvarlardaki süslemeleri görebiliyorlar. Bu süslemelerde: Horus’a şükranlarını sunan Prolemaios firavunlarını görebilirsiniz. Özellikle de: heykeli yapılmış yemek sunakları çok etkileyici.

Anıtsal pilonun arka duvarlarında, Horus ile Hathor’un yıllık karşılaşmalarından, sahneler betimlenmiştir.

Tanrıça Hathor;

Dendera’daki tapınağından kutsal barka (uzun ince bir kayık göreceksiniz) ile tapınakta, kocasıyla yeniden bir araya gelmek üzere yolculuk yapardı. Mısırlılar: bu olayı, 2 hafta süresince, neşeli danslar yaparak, alaylar ve ziyafetler düzenleyerek kutluyorlardı. Bu arada kayık dedim. Mısır’da ölülerin öte aleme geçişleri, bir kayıkla betimlenirdi. Karanlık sulardan geçip, ölünün sorgulanacağı Maat-Hakikat salonuna gidiş, bu kayık aracılığı ile olmaktaydı. Sorgulama bittikten sonra ise, yine dümeninde Horus’un bulunduğu bu kayıt ile yolculuk edilirdi.

Mabedin arkasındaki küçük granit muhafazada, bir zamanlar Horus’un bayka’sı duruyormuş.

Efsaneye göre:

Şahin tanrı Horus’un; babası İsiris’i öldüren amcası Seth ile kıyasıya dövüştüğü bir yer burası. Bu yüzden Mısırlılar için önemli bir mabet. Horus ile kötü amcası ( Horus’un babası olan Osiris’i öldüren ve Mısır tahtına göz koyan) Set arasındaki kavga: tapınağın güneybatısındaki, dış cephedeki resimlerde anlatılmış. Bu olay: Mısırlıların günlük hayatlarında “kötüyü yenen iyi” nin zaferine inandıklarını göstermektedir.

İdfu Tapınağındaki yazıtları, biri kopya etmek istese ve sabahtan akşama dek yazsa, bunu 20 yılda tamamlayamaz.

Bu tapınakta:

Diğer pek çok tapınakta olduğu gibi, ilk Hıristiyanlara ev sahipliği yapmış ve bazı duvar rölyeflerindeki yüzler bu nedenle zarar görmüş ve kazınmış. Tapınak çok kalabalık olduğundan, kapalı alanlarında uzun uzadıya kalıp da rölyefleri incelemek pek mümkün olmuyor. Bu nedenle, daha çok dış avlulardaki rölyefleri inceleyebilirsiniz.

komombo.1
Mısır Nil Doğu Kıyıları Kavm Umbu Tapınağı

KAVM UMBU (KOM OMBO) TAPINAĞI

Assuan’a en yakın tapınaktır. İdfu’dan 60 km. daha güneydedir. Nil kenarındaki bir tepeciğin üzerinde kurulmuştur.
İlginç bir tapınak barındırıyor. Tapınak: gemilerin kıyıya yanaştığı yere çok yakın olduğu için, genellikle yürüyerek gidilebiliyor. Ama yol, her şeyi satan herkesle dolu olduğu için epey uzun sürebiliyor.

Evet, buradaki tapınak, aslında, yan yana yapılmış iki tapınaktan oluşmuş. Tapınağın yarısı, iyilik tanrısı Horus’a, diğeri de kötülük tanrısı timsah kafalı Sobek (Seth)e adanmış. Bu özelliği nedeniyle, diğer tapınaklardan ayrılıyor.
Yalnız burayı diğer tapınaklardan ayıran diğer bir özellik de: ibadet ve cenaze işleri dışında, sağlık merkezi olarak da kullanılmış bir tapınak olması. Ayrıca: tapınaktaki her şey, ana eksen boyunca, simetrik olarak düzenlenmiştir.

Assuan Barajının inşasından önce, Nil Nehrinde binlerce timsah yaşarmış.

Mısırlılar: timsahların gücüne hayranlık duyarlarmış. Bu yüzden: Kavm Umbu, timsah tanrısı Sobek’e ve Set’le son kavgası burada geçen Horus’a adanmış.
Timsah: Nil kıyılarında, en korkulan hayvan olduğu için onları kızdırmamak uğruna, her yıl bir tane timsah seçilip, krallar gibi hizmet görürmüş. Bu timsahın tutulduğu sunak alanı ve bir timsah mumyası, görebileceğiniz yerler arasında.

Giriş: Sobek ile Horus’un yarım kabartmalarıyla süslü. İçeride: bölgede tapınılan üç timsahın mumyası var. Ama, mumyalar çok iyi durumda değiller. Kavm Umbu’nun en ilgi çekici yeri: hipostil salonu. Burada: sütunların üzerindeki renkler çok canlı. İki tanrı, ortalarındaki mabedi paylaşır ve fresklerde birbirlerine saygılar sunarlar. Ayrıca: çocuk sahibi olmak isteyen kadınların adak adadıkları Mamissi görülebilir.

Tapınak içindeki kabartmalardan bir bölümü, burayı daha sonra kilise olarak kullanan Kıptiler tarafından silinmiştir.

Nil nehri ortasındaki adalar tanıtım ve gezi yazısı.

Nil nehri batı kıyısı tanıtım ve gezi yazısı.

Mısır Nil Batı Kıyıları

nil.1
Mısır Nil Batı Kıyıları

Luksor ve Karnak bölgelerini gezdikten sonra; aynı bölgeden, Nil’in batı kıyılarına, yani ölüler şehrine, yeni yapılmış güzel bir köprüden geçerek gidiyorsunuz.

Batıya doğru giden bu yolda, karşınıza dört tane önemli eser çıkıyor.

Bunlar

1. Yol üzerindeki Memnon Anıtları,
2. Sol taraftaki Kraliçeler Vadisi,
3. Ortada, Hatshepsut Tapınağı,
4. Sağ tarafta, dağların arkasında kalan, Krallar vadisi.

batı.memnon anıtları.1
Mısır Nil Batı Kıyıları Mennon Anıtları

MEMNON ANITLARI

Aslında, Kral III. Amenhotep’in; cenaze tapınağının girişindeler. Ancak: tapınaktan geriye fazla bir şey kalmadığı için, anıtlar öne çıkmış. Memnon’la, Amenhotep’in ne alakası var derseniz, Yunan Mitolojisindeki Agamemnon’un Habeş olduğu ve her sabah annesine şarkılar söylediği söylenir. Bir depremde zarar gören bu heykeller, arasından geçen rüzgar melodik sesler çıkarttığı için; buraya gelen Yunanlılar, bunlara Memnon Anıtları demişler.

MS.3’ncü yüzyılda, Romalı Septimus Severus, bu anıtların çıkarttıkları sesin devamını sağlamak için, bu anıtları onarttırınca, ses çıkartan delikler de kapandığından, anıtlar sessizliğe bürünmüş.

1853 yılında, Londra’da doğan Petri;

Mısırda; Heredot unda söz etmiş olduğu, Kral III.Amenophis in kum taşından, dev iki heykelini buldu. Bunlara: Yunanlılar, Memnon yontuları derler.

Anası Eok, ufuktan yükselince oğul Memnon; insan sesine benzemeyen ama duyan herkesin yüreğine işleyen bir sesle içini çeker ve sızlanırdı.

MS.130 yılında;

Roma imparatoru Hadrianus ve karısı Sabina, buraya gelirler ve Memnon’un çığlığını beklerler. Bu bekleme sırasında; o zamana kadar duymadıkları, etkili sesler duyarlar. Sonra; yontuların üst yanlarını, kumtaşı bloklarla yeniletir ve sızlanma sesleri kesilir. Evet: bu seslerin nasıl oluştuğu, bilim yönünden tam olarak açıklanamamıştır. Ama, gerçek olan şu ki, rüzgar, yüzyıllarca bunları kemirmiştir.

Bir zamanlar, tahtlarında oturan, bu kral yontularından, birinin 12 m. Yüksekliğinde olduğu tespit edilmiş. Güneydeki kolosun bir elinin orta parmağının uzunluğu: 1.38 m. dir.

kraliçeler vadisi.nefertiti.2
Mısır Nil Batı Kıyıları Kraliçeler Vadisi

KRALİÇELER VADİSİ

I. Ramses zamanında inşasına başlanmış. Daha sonra tamamlanmasına rağmen, bazı kraliçeler,hala eşleriyle birlikte gömülmüş. Burada: 80’e yakın mezar bulunuyor.

Hatshepsut Tapınağının sol tarafında bulunan vadide, firavunların eşlerinin ve küçük çocuklarının mezarları var. Bunlardan en ilginci olan Nefertiti’nin mezarına giriş ücretlidir.

Kraliçe Nefertiti

II. Ramses’in büyük kraliyet hanımıdır. En yaygın bilinen Antik Mısır kraliçelerinden biridir. İsminin anlamı: güzel eş demektir. Mezarı: oldukça zengin bir şekilde süslenmiştir. Kraliçeler vadisinin en göz alıcı mezarlarından birisi olarak görülür. Mezarın yanı sıra, Ramses, Ebu-Simbel’deki kendi anıtının yanında, Nefertiti için de bir tapınak inşa ettirmiştir.

Nefertiti: Ramses’in hükümdarlığının 25 nci yılı dolaylarında, II. Ramses’in kendisi için yaptırdığı Ebu-Simbel Tapınağının açılış törenlerinde rahatsızlanmış ve ölmüştür. Ramses tarafından, kendisine yaptırılan mezar, bugüne kadar Kraliçeler Vadisinde, kalıntısı bulunmuş en güzel ve en büyük mezar anıtıdır.

kraliçeler vadisi.nefertiti.1
Mısır Nil Batı Kıyıları Kraliçeler Vadisi

Bunun dışında ise II. Ramses’in eşlerinin bulunduğu mezarda, bir fetüs mumyası var. Aldığınız biletle, dilediğiniz iki mezarı gezebiliyorsunuz, ama fazla bir seçme şansınız yok.

batı.kraliçe hap.tapınağı.1
KRALİÇE HATSHEPSUT TAPINAĞI

KRALİÇE HATSHEPSUT TAPINAĞI

MÖ.1500 yıllarında yaşamış. Kocası ölünce, firavun olmuş. Yapılan tapınakta, kendisini sakallı olarak göstermişler. Erkek gibi görünmek için, sakal da takıyormuş. Saçlarıyla da erkek gibi gösteriliyormuş. Bunun sebebi: firavunun aslında tanrının oğlu/sureti olduğuna inanmaları ve asla bir tanrının kızı olamayacağına olan inançları. Tanrının çocuğu olursa erkek olur başka bir seçenek yok yani. Peki, Hatşepsut nasıl ve neden firavun olmuş diye merak ediyorsanız, bu şöyle olmuş.

Hepşetsut’un annesi de, babası da kraliyet kanı taşıyor.

Kardeşler, kardeşlerle evleniyor ve soy hiç bozulmuyor. Firavunun sıradan eşleri olsa bile, kardeşinden olma oğlu, tahta geçiyor. Zorunlu kalınmadıkça bu durum değişmiyor. Ancak; babasının kardeşinden bir oğlu olmuyor ve babası öldüğünde Hapşetsut; babasının sıradan eşinden olma oğlu ile evleniyor. Ancak, bunu kabullenemiyor ve rahip sevgilisi Hapşetsut’un, firavun olabilmesi için, bir hikaye uyduruyor.

Sözüm ona: “ Amon Ra, gelerek Hatşepsut’un annesiyle birlikte olmuş ve Hapşetsut onun çocuğu imiş. Tanrıların kızı olamayacağına göre, aslında Hatşepsut bir erkek ve tanrının oğlu imiş. Böylece: Hatşepsut, erkek gibi giyinerek, firavun olarak kabul edilmiş.

Heykelleri, üst taraçada dizili olarak görülebiliyor.

Ölümünden sonra, III. Tutmosis tahta geçmiş. Krahiçe Hatşebsut’tan nefret ettiği için tapınağı tahrip etmiş.

Batı yakasındaki cenaze tapınaklarının en ünlüsü: kraliçe Hatshepsut’a ait olan Hatshepsut Tapınağıdır.

Tapınak, sarp kireçtaşı tepelerinin eteklerinde kurulmuş. Gül rengi tepenin yamacına oyularak yapılmış gerçek bir sanat eseridir. 18’nci hanedan mimarlarından Senenmut tarafından tasarlanmış.

İlerleyen tarihi süreçte, tapınak Hıristiyanlarca manastıra dönüştürülmüş.

Restorasyon çalışmaları halen sürmekte olan tapınağı, ek bir ünü de, 1997 yılında İslami teröristlerin, Japon ve İsviçreli turistlere düzenlemiş oldukları saldırı vermiştir. Ancak: o saldırı son omlaş ve alınan geniş güvenlik önlemleri sonucu, başka üzücü bir olay olmamıştır.

batı.krallar vadisi.1
Mısır Nil Batı Kıyıları Krallar Vadisi

KRALLAR VADİSİ (VADİ EL MULUK)

Hatshepsut Tapınağının arkasındaki tepenin içindedir ve görülmez.
Atalarından farklı olarak, Yeni Krallık’ın firavunları: anıtsal piramitler yerine, daha güvenli mezarları tercih etmişlerdir. Piramitlerle birlikte, belki de Mısır’ın en ilgi çekici mekanıdır. Yeni Krallık zamanında: açıkta yaptıkları piramitlerden, tüm hazinelerin çalındığını gören firavunlar, mezarlarını saklamak için, bu vadiyi seçerler.

Yol vadiye yaklaştığında, sol tarafta kalan ağaçlar içindeki eve dikkat edin. Burası, uzun araştırmalar sonucunda, Tutankhamon’un mezarını bulan Amerikalı Arkeolog Howard Carter’in kaldığı yer. Krallar vadisine giriş için aldığınız biletle, üç mezar gezebiliyorsunuz. Daha çoğunu görmek için, ayrıca bilet almanız gerekiyor.

Evet:

Krallar vadisi, dünyanın en büyük turistik atraksiyonlarından biri sayılıyor. Vadide: toplam olarak 62 mezar var. Bunlardan en eskisi: Kral I. Tutmos’a ait olup, 1899 yılında bulunmuş. 1922 yılında ise, Amerikalı arkeolog Howard Carter’in, Kral Tutanhamun’un mezarını bulmasıyla, eski Mısır’da en iyi tanınan arkeolojik bölgelerden biri haline gelmiş. Evet: Bu mezarlardan, yalnızca ufak bir tanesinden çıkarılanlar (Tutankhamon mezarı):Kahire’deki Mısır Arkeoloji Müzesinin bir katını doldurmaktadır.

Mezarlardan: yalnızca 25 tanesi krallara, kalan kısmı ise yüksek mevki şahıslara ait.

KRALLAR VADİSİ BULUNUŞU ÖYKÜSÜ

1817 Ekim ayında, Belzoni: Teb yakınındaki Biban-el Mülük Vadisinde: başka mezarlar arasında, I. Sethos’un mezarını buldu. Büyük Ramses’in öncelinin; Libyalıları, Suriyelileri ve Hititlileri yenenin, 100 metre uzunluğundaki mezarını. Bu mezarın içinde: su mermerinden yapılmış: görkemli fakat boş tabut: günümüzde Londra’da Soane Müzesindedir. (Bu lahit: ta 3000 yıldan beri boştu. Mumyası nerede idi. ) Bu mezarın açılmasıyla, Krallar Vadisindeki en önemli buluntular başlıyordu.

Krallar Vadisi kral mezarları: Nil’in batı kıyısında, Karnak ve Luksor’un karşısındadır. Orada, yeni imparatorluk döneminde, kralların ölüleri için mahzenler ve krallar ile Tanrı Amon adına tapınaklar yapılmıştı. Bu dev ölüler kentinin yönetimi ve sürekli olarak yapılan yeni yapılar eklenmesi için, özel bir memurun emri altında, birçok adama gerek vardı. Sonunda, küçük bir köy biçimini alan ev guruplarında: toprak ve yapı işçileri, bekçiler, askerler, taşçılar, her türden zanaatkarlar, tahnitçiler ve mumyacılar barınırdı.

TUTANKHAMON MEZARI

Evet, içinde muhteşem eserlerin bulunduğu ve daha önce mezar hırsızları tarafından soyulmamış nadir mezarlardan biri. Bu nedenle: mezarın bulunuşunun kısa hikayesini anlatmak istiyorum. Sonra: mezarı daha bilinçli gezebilirsiniz.

BİR MEZARIN BULUNUŞU HİKAYESİ

1880 yılı. Tuhaf bir Avrupalı: Petri. Gizenin piramitler alanında görülür. Bu adam: araziyi incelerken, kendisinden önce, birinin kapı takmış olduğu, boş bir mezar bulur. Burası, beklide, depo olarak kullanılmıştı. Adam: eşyasını taşıyan hamala, bu mezarda oturmak istediğini söyledi. Ertesi gün, oraya yerleşti. Bir sandığın üstünde bir lamba ve köşede bir yemek ocağı.

Akşamüstü, mavi gölgeler saatinde, çırılçıplak bir İngiliz, büyük piramidin dibinde, moloz yığınlarının üzerinde emekliyor, giriş yerine varıyor ve bir hayalet gibi, fırın sıcaklığındaki mezar anıtına dalıyordu. Gece yarısından sonra: gözleri kan içinde, baş ağrısından bitkin, tere batmış, fırından çıkmış bir adam. Sandığının önüne çöküyor ve piramitte aldığı notları, ölçüleri, boy ve kesitlerini, koridor eğimlerini, açı ölçülerini ve ilk varsayımlarını yazıya döküyordu.

TUTENKAMUN MEZARININ BULUNUŞU

3 Ekim 1922 tarihinde, Carter ve Lord Carnavon kazıya başlarlar. Mezar yerinin üstünü işçi kulübeleri kapatmaktaydı. İşçi kulübelerinin ilkinin yıkılmasının ardından; bir taş merdiven basamak bulunur. 5 Ekim öğleden sonra, bir mezarın girişinin bulunduğundan hiç kuşku kalmayacak denli, moloz kaldırılmıştı. Sonunda: 12’nci basamak ortaya çıktı ve kapalı, üzeri sıvanmış ve mühürlenmiş bir kapının, üst yanı görüldü. Evet: mühürlü kapı. Carter; mühürleri inceledi. Bunlar; kral ölüleri kentinindi. Bu durumda, kapının ardında, en azından çok yüksek düzeyden bir kişi yapmaktaydı. İşçi kulübelerinin altındaki giriş kapısının bulunması, mezarın daha önce soyulmamasını sağlamış.

Carter;

Kapıda, bir elektrik lambası girebilecek kadar bir delik gözetleme deliği açar. Kapının ardındaki galerinin, molozlarla dolu olduğunu görür ve mezarın korunduğuna iyice inanır. Altı yıldır uğraştığı buluntuya ulaştığını düşünmektedir. Dostu ve koruyucusu Lord Carnavon un gelmesini beklemeye başlar.

23 Kasım tarihinde, Lord Carnavon,kızıyla birlikte Luksor’a gelir. 24 Kasım tarihinde, işçiler, tüm merdivenleri ortaya çıkarırlar. Carter, 17 basamak iner ve karşısında mühürlü kapıyı görür. Ancak, buraya da soyguncuların girdiğini görür. Kapının bir bölümü, üst üste iki kez açılmış ve yeniden kapatılmıştır. Soyguncular buraya girmişlerdi, hem de birkaç kez. Merdivendeki son molozları da taşıttıktan sonra: üzerinde Ekhnaton, Sakeres ve Tut-enkh-Amun’un adları bulunan, seramik kırıkları buldu.

Günlerce çalıştıktan sonra: kazıcılar, 10 m. ilerideki ikinci bir kapıya rastladılar. Burada firavunun mührünü bulurlar. Kapıya bir delik açıldı ve bir mum yakılarak, delikten içeri uzatıldı. İkinci mühürlü kapının ardındaki yerde, nelerin bulunduğunu, gittikçe daha açık olarak görebiliyordu. Evet, içeride olağanüstü şeyler vardı.

17 Aralık tarihinde kapı açıldı.

Altın sedyelerin, altın tahtın, iki büyük siyah heykelin, su mermerlerinden vazolar, garip sandıklar. Sandıkların birinden sarkan altın bir yılan. İki heykel karşı karşıya, nöbetçiler gibi, altın peştamelleri, sandalları, topuz ve asaları, alınlarında pırıl pırıl kutsal yılanları. Tüm bunların yanında canlıların izlerini de buldular. Kapının yanında duran bir kandil, boyalı bir yerde parmak izleri, eşikte veda selamı olarak bırakılmış çiçeklerden örülmüş bir çelenk.
Ancak; lahit ve mumya yoktu. Her iki kral nöbetçisinin arasında üçüncü mühürlü bir kapı daha bulurlar. Oda oda içinde ve her biri ilki gibi eşya dolu.

Evet, şimdi buyurun mezarı gezin.

Çok ünlü bir mezar olmasına karşın; iç mekan, gördüğünüzde sizde biraz hayal kırıklığı yaratacaktır. Zanaatkarlar: özel odalar üzerinde çalışmaya başladıklarında, firavun genç yaşta ölmüş. Bu yüzden: mezarı, küçük ve gösterişsiz olmuş.

Mezar: 1922 yılında, büyük bir hazineyle birlikte keşfedilmiş ve o günden bu yana ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Tutankhamon’un mumyası: buradaki tek mumya. Diğerleri: Kahire’deki Mısır Müzesinde sergileniyor. Mezara giriş için: ayrı bir ücret alınıyor.

Krallar Vadisindeki diğer mezarlar; Mısır yaşamı, ölüm ve ölümden sonraki yaşamla ilgili daha çok bilgi veriyor. Ayrıca: daha büyük ve daha güzel süslenmiş.

VI. RAMSES MEZARI: (No.9)

Evet, bu mezar, büyük ölçüde yenilenerek, 2000 yılında yeniden açılmış. Uzun mezar kaidesi, Mısırlı’ların ölümden sonra yapmaları gereken ritüellerin yazılı olduğu “Ölüler Kitabı”ndan bölümlerin betimlendiği muhteşem fresklerle süslenmiş.

I. SETİ MEZARI (No.17):

MÖ.1279 yılından kalma. Vadideki en büyük mezarlardan biridir. Süslemeleri muhteşem. Defin odasına gelmeden önce: birbirine bağlanan 5 galeri, 2 çukur ve 4 oda var. Kral: sembolik bir yolculuğa çıkmadan önce; Ra ve Kefri de dahil olmak üzere tanrılara saygılarını sunuyor.

III. RAMSES MEZARI (No.11)

Muhteşem fresklerinde: Nil üzerinde yolculuk yapan tekneler, mızrak ve kalkan benzeri savaş aletleriyle, tanrıların önünde Ramses için dua eden iki harpçı resmedilmiş. Bu yüzden tapınak “Harpçıların Tapınağı” olarak da isimlendiriliyor.

Pek çok mumya: IV. Ramses sayesinde kurtulmuş. Mezar hırsızlarının hazineleri çalmak için firavunların istirahatgahlarına saygısızlık etmeleri üzerine: mumyalar için Hatşepsut Tapınağının arkasındaki vadide, gizli bir yer düzenlenmiş. Firavunun mezarında cam panellerle korunan çok güzel yarım kabartmalar var, mutlaka görün.

HOREMHEB MEZARI (No.57)

Muhteşem güzellikte, pembe granit lahte ulaşmak için: dar ve dik bir galeriden geçmek gerekiyor.

II. AMENEMHET MEZARI (No.35)

Vadideki mezarların en derinidir. Buraya; 90 basamaklı bir merdivenle iniliyor. Burada bulunan, birkaç mumya sayesinde, Sülalelerin soyağacıyla ilgili bilgi almak mümkün.

III. TUTMOSİS MEZARI (No.34)

En uzak mezarlardan biri: vadinin batısında bulunan ve Kraliçe Hatşepsut’un ünlü damadı III. Tutmosis (No.34)’e ait mezar. Süslemeleri son derece etkileyici olan defin salonuna, mezar girişiyle defin salonunu bağlayan basamakları aşınmış merdivenle iniliyor. Koridorun duvarlarına: 700’den fazla tanrı figürü resmedilmiş. Defin odasındaki kırmızı kumtaşı lahtin oymaları muhteşem. Girişin üzerinde: kraliyet kartuş’u (hiyeroglif isim plakası) var. Fresklerin minimalizmi ve neredeyse renksiz olmaları dikkat çekiyor. Tutmosis: o zamanki mezar hırsızlarından korunmak için iyi bir mezar yeri seçmiş. Galeride bulunan çok sayıdaki parça: Kahire’deki Mısır Müzesinde sergileniyormuş.

SOYGUNLAR

Buradaki soygunlar o kadar artmıştı ki: Kral I. Thutmosis, mezarını bir ölü tapınağından ayrı ve ta uzaklardan görülebilen bir görkemli türbeye değil, gizli bir kaya kovuğuna gömdüren ilk kraldı. Ama, böyle bir önlemle: soyulan mezarların da gösterdiği gibi, kendinden öncekilere kısmet olmayan bir güvenlik sağlamış olduğuna inanıyordu. Mimarı İneni’ye verdiği yönergenin asıl nedeni, korkuydu. Bütün akılcı çözümlere rağmen; hala mumyasının zarar görmesinden, mezarının kirletilmesinden alabildiğine korku.

Kral Thutmosis’den 500 yıl önce,

Kral Zer’in eşinin mumyasını: daha kolay taşıyabilmek için parçalarken rahatsız edilen bir hırsız: mumyanın kurumuş kollarından birini, mezardaki bir duvar deliğine acele ile saklar. İngiliz arkeologlar, bunu, 1900 yılında bulurlar. Bozulmadan kalmıştır. Sargıların arasında da ametist ve firuze boncuklardan oluşan, değerli bir bilezik durmaktadır.

Mezarların tümünün içi ya hırsızlar ya da arkeologlar tarafından boşaltıldığından, yalnızca mezarlar görülüyor. Ancak: içeride, flaşla fotoğraf çekmek yasak. Alınan biletle: 3 mezar gezmek mümkün, ancak en meşhuru olduğundan Tutankhamon’un mezarı ayrıca, ücrete tabi.

Nil nehri üzerindeki adalar tanıtım ve gezi yazısı.

Nil nehri doğu kıyısı tanıtım ve gezi yazısı.