Mısır Luksor

luksor.genel.1
Mısır Luksor

Luksor

Nil Nehrinin doğu kıyısında ve Kahire’ye, yaklaşık 800 km. uzaklıkta. Gelen turist kafilelerinin uçaklarının bir kısmı; önce Luksor bölgesindeki havaalanına iniyor. Ama ne havaalanı? Sizi şaşırtacak. Tek katlı, prefabrik bir bina. Ancak çok uzun kalmadığınızdan fazla bir sorun yok. Havaalanı, Nil’den biraz uzakta olduğu için: Nil hayat, geri kalanlar çöl olgusunu hemen göreceksiniz. Ama: Mısır’da kültür gezisi yapmak istiyorsanız, tadına doyabileceğiniz şehir Luksor’dur.

GENEL

Ülkenin güneyinde yer alan Yukarı Mısır toprakları; nehrin akış yönüne göre (Aşağı Mısır olarak bilinen) Kahire ve Nil Deltasının üstünde bulunuyor. İmparatorluğun nüfusu ve etkisinin en yüksek düzeylerde bulunduğu yıllarda: Yukarı Mısır, İmparatorluğun merkeziymiş. Eski kentlerden kalanlar: dünya üzerindeki en nefes kesici arkeolojik kalıntıları, koleksiyonları oluşturuyor. Antik şehrin üzerinde: günümüzde, yaklaşık 200 bin nüfuslu yeni bir şehir kurulu. Bu nedenle: dünyanın en büyük açık müzesi olarak adlandırılıyor. Bu yüzden de, her yıl binlerce turist tarafından ziyaret ediliyor.

TARİHİ GEÇMİŞ

Luksor: Yukarı Mısır’ın başkenti. Mısır bilimi açısından, önemli bir yer. Arapça adı: El-Uksur.

Yani: “Tanrıların Sarayı” anlamına geliyor. Bu da, antik Mısır için, buranın önemini kanıtlıyor. Burası: eski Yunanlılar tarafından: Teb olarak isimlendirilmiş. Başkent olmasının yanında, ayrıca: yüzyıllar boyunca dini bir merkez olarak bulunmuş. Antik dönemde: buraya “Waset” ismi de verilmiş.

Yeni İmparatorluk döneminde:

(MÖ.1540-1100) zirveye ulaşmış. Ancak: Romalılar gelmeden önce, gerilemeye başlamış.
MÖ.7’nci yüzyılda: Asurluların istilasıyla başlayan bu gerileme, 300 yıl sonra, Ptolemaiosların İskenderiye’yi başkent yapmalarına kadar devam etmiş. Zamanla, çöl kumu da ilerlemiş ve terk edilen kentin üzerini örtmüş.
Araplar: eski kalıntıların üzerine, başka bir kent inşa etmişler.

GÜNÜMÜZDE LUKSOR

Luksor: günümüzde modern bir kent. Nil üzerinde, gemi yolculuklarının başlangıç noktası. Nil turunuza, büyük ihtimalle Luksor’dan başlayabilirsiniz. Tur gemileri, yolcularını ya Asuan’dan alıp Luksor’a ya da Luksor’dan alıp Assuan’a götürüyorlar. Ayrıca: Hurghada’ya yapılan turlar da, önce Luksor’a uçakla ulaşıp, oradan bir tur yaptıktan sonra Hurghada’ya otobüsle gidiliyor. (4-5 saatlik yol)

Sizi Nil’de gezdiren tekneler:

Aslında birer otel. Odaları gayet güzel ve konforlu. İlk görüşünüzde, Nil, size akmıyor gibi gelebilir. Eğer yönünüzü bulamayacak olursanız, unutmayın gezi tekneleri, Nil’in doğu kıyısına yanaşıyorlar. Yanaştıkları bölge, aslında ana turist mekanı olduğu için, güzel bir cadde (kuriş) ve çevresinde de bol bol lüks oteller, lokantalar ve eğlence yerleri var. Sokaklarda, zamanınız olursa bol bol yürüyün, güzel yerler göreceksiniz.

Luksor’un belli başlı tarihi anıtları, geçen yüzyıl içinde kumdan arındırılmış. Tapınaklar ve daha da önemlisi büyük Mısır firavunlarının mezar kalıntıları, batı yakasında, verimli nehir ovasının arkasındaki vadide saklı kalmış.

 

At Arabaları-Faytonlar;

Bugün Luksor şehrinde ve hatta Mısır ülkesinin birçok şehrinde gezmenin en güzel ve otantik şekli at arabalarıdır. “Kaleche” denilen bu at arabaları ile, çok uygun fiyatlarla (örneğin: Luksor şehrinde 1 saatlik bir at arabası turu 3 veya en fazla 4 dolardır.) Tabii Mısırlı sürücü esnasında sizi kendi tanıdığı yerlere de siz ne kadar itiraz etseniz de, anlamıyor görünür ve götürür. (Papirüs satış yerleri, baharat satış yerleri gibi) Alışveriş yapmazsanız da, pirim alamadığı için surat asar, hatta inerken anlaştığınız parayı verirsiniz, at için de sizden ilave bahşiş ister. Bu anlattıklarıma inanamıyorsunuz, yaşayınca göreceksiniz. Gerçek bu. 

 

 

Luksor Müzesi

LUKSOR MÜZESİ

1975 yılında açılmıştır.

İki katlıdır.

Sergilenen eserler arasında: Tutankhamun’un mezarından çıkarılan mezar eşyaları ve 1989 yılında Luksor Tapınağındaki Luksor heykel deposunda gömülü bulunan 26 Yeni Krallık heykelinden oluşan bir koleksiyon var.

İki firavunun (Ahmose ve Ramses) kraliyet mumyaları da müzenin küçük bir ziyaretçi merkezini de içeren yeni uzantısının bir parçası olarak Mart 2004 te Luksor Müzesinde sergilenmeye başlamış.

 

MUMYALAMA MÜZESİ

Burası: Nil nehrinin aynı yakasında ve Kurniş üzerindedir. Mumyalama sürecinin her aşaması, güzel bir şekilde sergileniyor. Ayrıca: burada turistler, mumyalama işleminin incelik ve sırlarına şahit olma imkanı buluyorlar.

 

Luksor El Sook Çarşısı

EL SOUK ÇARŞISI:

Luksor çarşısı, Mısır da günlük yaşamı, tarihi ve kültürü yansıtan canlı bir Pazar yeridir. Ünlü Luksor Tapınağının hemen arkasında yer alan bu çarşı, sadece alışveriş yapmaktan çok daha fazlasıdır. Mısır geleneklerinin zengin bir deneyimidir. Baharat kokularının tadını çıkarabilir, fener ışıklarını seyredebilir ve pazarlık yapabilirsiniz.

Luksor El Sook Çarşısı

Çarşı dolambaçlı yollardan ayrıldıktan uzun süre sonra bile aklınızda kalacak bir deneyim sunar.

Sergilenen birçok ürün var. Baharatlar, eşarplar, deri ürünler ve çok daha fazlasını bulup satın alabilirsiniz. Yerli halk buraya yiyecek için gelir bu yüzden meyve, sebze ve et satan tezgahlar da görülebilir.

Pazarlık etmeyi unutmayın.

 

NE YENİR

Koşari

19’ncu yüzyıl ortalarında ortaya çıkan bir Mısır yemeğidir. İtalyan, Hint ve Orta Doğu mutfak öğelerini birleştirir.

Erişte, pirinç, kızarmış soğan, domates sosu ve siyah mercimekten yapılır. Mısır ın ulusal yemeğidir. Üzerine sarımsak sirkesi eklenir ve nohut ve çıtır kızarmış soğanla süslenir.

Falafel

Falafel:

Mısır kökenli bir yemek türüdür. Derin yağda kızartılmış top veya köfte şeklinde bir hamur işidir.

Pide, somun, laffa veya taboon gibi bir pide ekmeği içinde servis edilir.

Falafel topları, salata, turşu ve acı sosla süslenebilir.

Mısır ve Arap yarımadasında bakla ile yapılırken, Levant ta genellikle nohut veya bazen ikisinin karışını ile yapılır.

GEZİLECEK YERLER

luksor.tapınak.2
Mısır Luksor Tapınağı

LUKSOR AMON TAPINAĞI

 Önce: Bilet gişesi var.

2025 yılı giriş ücretleri: kişi başı 12 Dolar.

Yalnız dikkat etmeniz gereken husus: biletleri kiosk makinasından almanız gerekiyor, yani peşin para ile bilet almak yasak. Yani kredi kartı kullanmanız isteniyor. Eğer kiosk yani bilet makinası çalışmaz ise gişeye gidin, burada peşin para ile bilet satmak isterlerse , yanınızda peşin para olmadığını ısrarla belirtin ve kredi kartı ile bilet satın almak istediğinizi söyleyin.

Luksor Tapınağı

Tapınağı yeri:

Nil nehri kıyısında, Mumyalama Müzesinin yanındadır.

Karnak Tapınağına 3 km uzaklıktadır, iki tapınak arasındaki yol, otobüsle gidiliyor.

Luksor Tanrı Amun-Ra

Tapınak kime adanmıştır.

Teb şehrindeki ana tanrı, güneş tanrısı Ra ile kaynaştırılarak, Amon-Ra olarak tapılan Amon’dur.

Tapınak: Amon-Ra, eşi Mut ve oğulları Ay Tanrısı Khonsu’dan oluşan Teb üçlüsüne adanmıştır.

Amon-Ra: karakteristik bağlığı ile, üzerinde iki uzun sorguç ve bir disk olan tacını takar şekilde gösterilir.

 

Tapınağı yaptıran:

Tapınağın büyük bölümü, Kral III Amenhotep tarafından, MÖ 1350 yılında yaptırılmıştır.

IV Amenhotep, bazı eklemeler yaptırmış, ancak sonradan kendi dini reformları nedeniyle, izleri kısmen silinmiştir.

II Ramses (MÖ 1279-1213) Tapınağın en büyük katkılarından birini yapmış olup, özellikle girişteki devasa heykelleri ve dikilitaşları eklemiştir.

Tutankhamun, Horemheb ve Büyük İskender tarafından da eklemeler yapılmıştır.

 

Mimari özellikleri:

Luksor Tapınağı, Karnak Tapınağından daha küçüktür.

Güneybatı Mısır’daki Gebel el-Silsila bölgesinden getirilen Nubian kumtaşından inşa edilmiştir.

İki ana kısım halinde, inşa edilmiştir.

Güneşin doğuşu ve batışına göre uzanan Mısır tapınaklarının tersine, kuzey-güney yönünde Nil nehrine doğru uzanır.

 

Bölümleri;

1-Giriş platformu. (Devasa Pylon)

2-Açık hava avluları.

3-Kolonadli hipostil holler,

4-Ufak kült odalarıyla çevrili, bir kutsal oda.

 

Tapınak Safahatı:

Romalılar: MS 3’ncü yüzyıl sonlarında, Luksor Tapınağının çevresine, bir kale inşa ettiler.

Firavun III Amenhotep’in Hipostil Salonunun ötesindeki ilk oda, yeni yapılan Roma tapınağının kutsal mekanı haline geldi.

Orijinal duvar kabartmaları, alçıyla kaplandı ve İmparator Diocletianus’un (MS 284-305) ve üç yardımcısını tasvir eden, Greko Romen sanat tarzıyla boyandı.

Evet, bu üzeri alçıyla kapatılan kabartmaların temizlenmesi, restorasyonu devam etmektedir. Tapınak uzun zaman, modern zaman evlerinin altında kalmıştır.

Üzerine bir de cami yapılmıştır.

 

Kazılar:

Orta Çağ’dan itibaren, Luksor şehrindeki Müslüman nüfus Luksor Tapınağının çevresine yerleşmiş ve bu da yüzyıllarca moloz birikmesine yol açmıştır.

Zamanla çağların biriken çöpleri, modern köyün Arap yarısının çekirdeğini oluşturan avluları ve sütunla yapıları içeren tapınağın, dörtte üçünü gömdü.

Luksor Tapınağı: 1884 yılından sonra Mısır bilimci Prof. Gaston Maspero tarafından kazılmaya başlanmış ve kazılar 1960 yılına kadar aralıklı olarak sürdürülmüştür.

Masperi, evlerin kapladığı arazi parçaları için tazminat müzakeresi yapmak üzere Mısır Bayındırlık Bakanlığından fon aldı.

Luksor Tapınağı

GİRİŞ

Pilon (Pylon) Kapı-Anıtsal giriş kapısı:

Büyük Sütunlu yapının önündeki peristil avlu ve girişinde iki kule bulunan devasa bir pilon kapı: Ramses II tarafından inşa ettirilmiştir.

Yüksekliği yaklaşık 24 metredir.

İki büyük kule ve ortadaki giriş açıklığından oluşur.

Ön cephesi: doğrudan geniş bir tören alanına açılır.

Pilonun ortasında, geniş, yüksek bir kapı bulunur.

Buradan içeri girildiğinde, ilk olarak Ramses II avlusu görülür.

 

Pilon yüzeyi/cephesi-dış yüzü:

Boydan boya: II Ramses’in zaferlerine ait tasvir ve yazılarla süslenmiştir.

Burada özellikle, II Ramses’in Hititlere karşı yaptığı Kadeş savaşına ait sahneler var.

Tanrılara sunulan adaklar betimlenmiş.

 

Dikilitaşlar:

Pilonun önünde: 25 m yüksekliğinde bir çift granit dikilitaş bulunuyor.

Bunlar da Ramses II tarafından diktirilmiştir.

Bu iki dikilitaştan bir tanesi, günümüzde Paris Place de Concorde de bulunmaktadır.

Yani günümüzde bir tane dikilitaş var ve Pilonun önünde duruyor.

 

Dış duvarlar-Ön yüz:

Firavun Seti I’in:  oğlu/halefi II Ramses ile birlikte, Libya, Suriye ve Levant’tan gelen düşmanlarını vurduğu sahneler yer almaktadır.

 

Heykeller:

Ön cephede:

II Ramses’in: 2 tanesi ayakta duran, 4 tanesi oturan toplam 6 heykeli insan biçimli heykeli var.

Oturan heykellerden 2 heykel: tahta oturur şekilde, girişin sağında ve solunda duruyor.

 

BİRİNCİ BÜYÜK AVLU-RAMSES II AVLUSU

Tapınağın girişindeki pilonun, hemen arkasındadır.

Tapınağın dış dünyasından, iç kutsal alanlara geçişi sağlayan, ilk büyük açık alandır.

Bu nedenle, hem törenlerin başlangıç yeri, hem de ziyaretçilerin tapınak içini ilk gördüğü mekandır.

Burası tapınağın en etkileyici ve en iyi korunmuş alanlarından biridir.

Pilon kapısından girildiğinde, doğrudan bu geniş avluya çıkılır, girişte Ramses in dev heykelleri ziyaretçiyi karşılar.

 

Açık Hava Avlusu:

Avlu tamamen açık havadır, geniş dikdörtgen bir plana sahiptir.

Çevresini, birbiriyle ritmik bir şekilde dizilmiş sütun sıraları çevreler.

Luksor Tapınağı Sütunlar

Sütunlar:

Avlunun etrafında, çift sıra sütun düzeni bulunur.

Sütunlar: açık papirüs başlıklıdır. Yani papirüs bitkisinin açmış halini temsil eder.

Luksor Tapınağı Sütunlar

Bu sütunlar gerçek boyutlarından çok, daha büyük ve anıtsaldır.

Sütunların arasında Osiris heykelleri vardır.

 

Heykeller:

Avluda hem oturur hem de ayakta pozisyonda olmak üzere birçok Ramses II heykeli vardır.

Bu heykeller, firavunun tanrı gibi idealize eder.

Omuzları geniş, beden oranları abartılı, genelde nemes başlığı ve yılan sembolü ile tasvir edilir.

Bazı heykellerin bacak kısmında Nefertari gibi Ramses’in aile üyelerinin daha küçük boyutlu betimleri yer alır.

Bu, firavunun tanrısal gücünü vurgulamak için kullandığı, hiyerarşik ölçülendirmedir.

Luksor Tapınağı Opet Festivali

Avlunun duvar kabartmaları:

Avlunun iç duvarlarında, firavunun tanrılara adak sunma sahneleri var.

Sahnelere eşlik eden hiyeroglifler, firavunun unvanlarını, zaferlerini ve tanrı Amun’a bağlılığını anlatır.

Bazı kabartmalarda Opet Festivali (Nil boyunca yapılan kutsal alay) tasvir edilmiştir.

 

Avlunun törenlerdeki görevi:

Bu avlu, Luksor Tapınağında düzenlenen en önemli şenlik olan Opet Festivali için başlangıç alanıydı.

Buradan:

Tanrı Amun’un kutsal barkı,

Mut ve Khonsu’nun kutsal sandalları karşılanır ya da uğurlanırdı.

 

Kutsal Alay Rotası:

Ramses II Avlusu, Karnak’tan başlayıp Luksor’da sonuçlanan alay için ana duraklardan biriydi.

Bu nedenle, avlunun planı geniş tutulmuş ve giriş/çıkış aksları törenlere göre tasarlanmıştı.

 

2.BÜYÜK AVLU-Amenhotep III Kolonnadı (Sütunlar Geçidi)

İşlevi:

Kolonad, tapınaktaki törenlerde önemli bir ritüel yolu işlevi görürdü.

Opet Festivalinde rahipler kutsal barkları, bu koridordan geçirirdi.

Avludan Amun’un kutsal mekanına doğru yürürlerdi.

Bu geçidin dar, yüksek ve gölgeli yapısı törenin kutsallığını arttırırdı.

Avlunun güneyinde, Amenhotep III Kolonadı (iki sıra halinde dev sütunların bulunduğu geçit) başlar.

Bu, tapınağın daha eski ve daha kutsal iç bölümlerine geçişi sağlar.

Yapının tamamında: renkli kumtaşı blokları kullanılmıştır.

Sütun başlıkları ve kaideleri: son derece iyi işlenmiş kabartmalara sahiptir.

Avlunun zemini: törenlerde rahiplerin ve kralın yürüyüşü için düz ve geniş bırakılmıştır.

Bu sütunlar, Kral III Amenhotep’e aittir.

Sütunların üzerinde: Tel Amarna’daki Aten inancını terk ederek, Teb’e gelen ve Amon inancını kabul eden Tutankhamon tarafından, bu dönüşümü kutlamak için süslemeler yaptırılmıştır.

Luksor Tapınağı Sütunlar

Dev Sütunlar:

Toplam: 14 dev monolitik sütun vardır.

Sütunlar: 7 şerli iki paralel sıra halinde dizilmiştir.

Yükseklikleri, yaklaşık 16-18 metre arasındadır.

Sütunların gövdesi, silindirik ve düzgün işlenmiştir.

Luksor Tapınağı Sütunlar

Başlıkları:

Kapalı papirüs tomurcuğu şeklindedir.

Bu stil, büyümekte olan yaşamı, yaratılışı ve kutsal Nil’i temsil eder.

Kapalı başlıklar, genellikle “daha kutsal alanlara geçişi” simgeler.

Luksor Tapınağı Sütunlar

Sütunların üstü:

Sütunların üstünde, dev arşitravlar (kiriş taşları) vardır.

Bu arşitravlar, orijinalde renkliydi ve tanrılara ait yazıtlar içeriyordu.

Üstte yer alan tavan, artık büyük oranda kayıp olsa da, bu bölümün yarı kapalı karanlık bir geçit etkisi yarattığı biliniyor.

Bu iç mekana girişte, dramatik bir mimari atmosfer oluşturuyordu.

 

Duvarlar:

Kolonadın duvarlarında Opet Festivalini betimleyen ayrıntılı rölyefler var.

Amun, Mut ve Khonsu nun kutsal barkları,

Rahiplerin alayları,

Firavunun tören yürüyüşleri,

Karnak’tan Luksor’a yapılan kutsal geçişler,

Müzisyenler, dansçılar ve rahip gurupları.

 

Bu sahneler, Mısır daki en kapsamlı tören rölyefleri arasında sayılır.

Amenhotep III tarafından başlanılan yapım, Tutankhamun, Horemheb ve sonraki dönemde Seti I tarafından tamamlanmıştır. Bu yüzden duvarlarda bu kralların isimleri ve sahneleri görülür.

 

HİPOSTİL HOL-Amenhotep III Büyük Avlusu:

Hipostil ne demektir: Çatısını destekleyen sütun sıraları bulunan yapıdır.

Amenhotep III tarafından yaptırılan bu avlu, Luksor Tapınağının en geniş kutsal iç avlularından birisidir.

Ramses II avlusundan ve Amenhotep III kolonadından içeri geçilince, buraya ulaşılır.

Geniş dikdörtgen planlıdır.

 

Salonun törensel işlevi nedir

Burası tören merkezlerinden biridir.

Opet Festivali sırasında, kutsal barkların geçici olarak konulduğu noktalardan biridir.

Rahiplerin tören yürüyüşleri bu avluya girip çıkarak ilerlerdi.

Ziyaretçiler için, kutsal alanlara girmeden önce son büyük açık alan niteliğindedir.

 

Sütunlar:

Etrafını saran toplam 74 sütunluk, dev bir sütun düzeni bulunur.

Bu sütunlar, iki sıra halinde, avlunun dört kenarı boyunca devam eder.

Sütunların başlıkları, kapalı papirüs tomurcuğu şeklindedir.

Avlu tamamen açık havadır. Gökyüzüne açık bir tören alanıdır.

Sütunların yüksekliği yaklaşık 13-14 metredir.

Sütunların üstünde taşıyıcı bir tavan yoktur, bu nedenle hipostil değildir.

Her sütun, son derece iyi işlenmiş, kumtaşından yapılmıştır.

Düzenli ritmik bir mimari bütünlük sunar.  (Papirüs ormanı etkisi)

 

Duvar Kabartmaları:

Avlu duvarlarında, Amenhotep III döneminin tipik kabartmaları var.

Duvarlarda betimlenen sahneler.

Firavun Amenhotep III’ün tanrılara adak sunması.

Amun-Ra, Mut ve Khonsu ile riteül sahneleri.

Bazı tören alayları,

Rahiplerin günlük ritüelleri.

 

KUTSAL MEKANLAR

Sıralama şu şekildedir

1-Hipostil hol-Sütunlu Salon-Kutsala geçiş alanı.

2-Ön oda-Antik oda-Bark odasının dış bölümü.

3-Doğum odası-The Birth Room.

4-Barque (bark)  Tapınağı-Kutsal Bark odası.

5-Kutsallar Kutsalı-En kutsal nokta.

 

ÖN ODA:

Hipostil salonun hemen ardında.

Daha dar, daha kapalı bir mekan.

Duvarlarında firavunun tanrılar tarafından kutsanmasını gösteren, sahneler var.

Bark odasına geçişi sağlayan, bir tampon bölgedir.

Rahipler burada ritüellere hazırlanır.

Tanrı Amun’un barkının taşındığı platform burada durdurulur.

Böylece firavun ve rahipler, tanrıya saygı duruşunda bulunur.

 

DOĞUM ODASI:

Kareye yakın, dikdörtgen bir odadır.

İnce işçilikli sahneler içerir.

Tapınağın teolojik merkezlerinden biridir.

 Luksor Tapınağına özgü, çok özel bir mekandır.

Tapınağın diğer bölümlerinden farklı olarak, kraliyet soyunun ilahi kökenini anlatır.

Bu odanın duvarlarında: Amenhotep III’ün tanrı Amun’dan doğduğu anlatılır.

Amun’un kralın annesi Mutemwiya’yi ziyaret etmesi.

İlahi döllenme.

Doğum sahneleri.

Çocuk Amenhotep’in tanrılar tarafından taçlandırılması.

Bu odanın amacı: firavunun tanrısal hakla hükmettiğini kanıtlamaktır.

 

KUTSAL BARK ODASI:

Burası tapınaktaki en önemli kutsal alanlardan biridir.

Tanrı Amun-Ra’nın kutsal barkı (taşınabilir kutsal teknesi) bu odada muhafaza edilir.

Görevi:

Festival dönemlerinde tapınaklar arası taşınan bark, burada dinlendirilir.

Rahipler, barkı sadece özel ritüellerde dışarı çıkarırdı.

Günlük olarak, tanrıya sunulan tütsü, yağ, yiyecek ve içecekler burada hazırlanırdı.

 

Yapısı:

Küçük ama yüksek tavanlıdır.

Kaide üzerinde duran kutsal bark nişi bulunur.

Duvarlarında:

Amun’un barkı.

Rahiplerin onu taşıması,

Firavunun tanrıya adak sunması gibi detaylı kabartmalar vardır.

Büyük İskender tarafından yenilenmiş ve kendi tasvirlerini bu mekana

ekletmiştir.

 

KUTSALLAR KUTSALI-EN GİZLİ ODA

Tapınağın en içteki ve en kutsal mekanıdır.

Amun-Ra’nın fiziksel yeryüzü ikametgahı sayılırdı.

 

İşlevi:

Tanrının heykeli veya simgesel varlığı burada bulunurdu.

Buraya sadece: Başrahip, firavun özel günlerde girerdi.

Günlük Ritüeller:

Tanrının heykelinin uyanması,

Yıkanması, yağlanması.

Giysilerinin değiştirilmesi.

Tütsü sunulması.

Bu ritüeller, tanrıyı yeryüzünde canlı tutmak için yapılırdı.

 

Mimari yapı:

Küçük, çok karanlık, penceresiz bir odadır.

Tavanı alçaktır, sadece rahiplerin lamba ışığıyla aydınlatılırdı.

Taştan yapılmış bir sunak-blok bulunurdu. Bu blok Amun’un heykelini taşırdı.

 

KİLİSELER VE EBU EL HAGGAG CAMİİ

Kiliseler:

Luksor Tapınağı, Roma döneminden sonra Hıristiyanlık dönemine geçişte bir süre kilise kompleksi olarak kullanılmıştır.

Bu nedenle, tapınak yapılarının bazı bölümleri erken dönem kiliselere dönüştürülmüştür.

Hıristiyanlık döneminde, hipostil salonu bir Hırıstiyan kilisesine dönüştürülmüş ve yakınlarda bir Kıpti kilisesinin kalıntıları bulunmuştur.

Luksor Ebu El Haggag Camii

Ebu El Haggag Camii:

Ramses II Avlusunun üzerindedir.

Caminin giriş kodu, antik yapının doldurulmuş toprak seviyesine kadar yüksektir. Yaklaşık 8-9 metre yüksektedir.

Bu yönüyle, dünya üzerinde nadir bulunan bir tapınak-cami iç içe geçmiş örneğidir.

Cami, Sufi Şeyhi Ebu el-Haggag tarafından 12’nci yüzyılda yaptırılmıştır.

Şeyh, Luksor şehrinin manevi koruyucusu olarak kabul edilir.

Caminin yer seçimi, tapınağın o dönemde toprak altında olması nedeniyle, tamamen tesadüfi değildir. Yerleşim halkı, tapınağın varlığını bilmeden üzerine cami yapmıştır.

 Günümüzde cami aktif olarak ibadete açıktır.

Özellikle Ebu el-Haggag’ın doğum ve ölüm yıldönümlerinde: büyük bir halk festivali (Moulid)  düzenlenir.

Moulid Festivali, Nil üzerinde tekneli kutlamaların yapıldığı, renkli ve geleneksel bir halk şenliğidir.

 Festival, tarihsel olarak antik Opet Şenliği izlerini taşır.

 

Luksor Sfenks Yolu

SFENKS BULVARI

Sfenksler Bulvarı inşası, Yeni Krallık döneminde başlanmış ve 30.Hanedan Hükümdarı I Nektanebo’nun (MÖ 380-362) saltanatı sırasında Geç Dönemde tamamlanmıştır. Yol daha sonra yüzyıllar boyunca kum tabakaları altında kalmıştır. 1809 tarihli “Description de Egypte” de, Sfenksler Bulvarı, 2000 m uzunluğunda ve 600’den fazla sfenksle çevrili olarak tanımlanmıştır. 

Bir zamanlar bulvarı çevreleyen sfenksler, kutsal yolu korumak ve festivaller sırasında tanrı heykellerinin güvenli geçişini sağlamak için tasarlanmıştır. Sfenkslerin hepsi birbirinin aynı değildir. Birçoğu farklı firavun yüz benzerlikleri gibi belirgin özelliklere sahiptir. 

Heykeller kum taşından yapılmış olup, bazıları 2 m kadar uzanan çeşitli boyutlardadır. Karmaşık oymalar ve hiyerogliflerle süslenmiştir ve bunların çoğu bugün hala okunabilir durumdadır. Bu da eski Mısır heykeltıraşlarının sanat ve işçiliğine dair bir fikir vermektedir. 

Bu yol, Opet Festivali için kullanılıyordu. Bu festival sırasında, Amun, Mut ve Khonsu heykelleri, rahipler, ileri gelenler ve vatandaşlardan oluşan bir geçit töreni eşliğinde Karnak Tapınağından Luksor Tapınağına taşınırdı. 

Kumlar altındaki bulvarın ilk izine, 1949 yılında Mısırlı arkeolog Muhammed Zakaria’nın Luksor Tapınağı yakınlarında 8 heykel bulmasıyla rastlanmış, 1958-1961 yılları arasında 17 heykel daha bulunmuş, 1964 yılında ise 55 heykel daha ortaya çıkarılmıştır. Bunların hepsi, 250 metrelik bir alan içinde yer almaktaydı. Bugün orijinal 1057 heykel yol boyunca yer almaktadır. Bunlar 3 şekle ayrılmıştır. 

Birinci heykel gurubu: Yeni Krallık Hükümdarı Tutankhamun döneminde Karnak Tapınağı ile Mut bölgesi arasında, yaklaşık 1000 m lik bir alana dikilmiş, aslan gövdesi ve koç başı şeklinde bir yapıdır.

İkinci heykel gurubu: Amenhotep III’ün 18.Hanedanlığı döneminde uzak bir bölgede inşa edilmiş ve daha sonra Karnak Külliyesine taşınmış, tam bir koç heykelidir. 

Üçüncü heykel gurubu: Heykellerin en büyük bölümünü oluşturur. Bunlar Sfenks heykelidir. Aslan gövdesi ve insan başlıdır.

Heykeller, Luksor Tapınağına kadar toplam 2.7 km uzunluğundaki bulvar boyunca dizilidir. 

Sfenks Bulvarı, Luksor Tapınağı ile Karnak Tapınağı arasındaki bağlantı yoludur ve 25 Kasım 2021 tarihinde halka açılmıştır. 

Luksor veya Karnak Tapınağı bileti, bulvara girişinizi sağlar. Ancak tam yürüyüşü tamamlamak için, her iki tapınağın biletini de satın almanız gerekir. Evet Sfenks Bulvarı, antik Mısır firavunları ve rahipleri gibi yürümenizi, yürüyüş yapmanızı sağlar. 

 

Luksor Sfenks Yolu

Tapınağın geniş pilonunda (girişi): II. Ramses’in büyük heykelleri ve 1831 yılında, Mehmet Ali Paşa tarafından Fransa’ya hediye edilen ve bugün Paris’te “Place de la Concorde”da bulunan granit dikilitaşın; eşi var.

Luksor Sfenks Yolu

Luksor’daki Tapınakta: akşamları; sürekli olarak ses ve ışık gösterileri yapılıyor. Ayrıca: tapınak bölgesi; gecenin geç saatlerine kadar açık ve projektörlerle aydınlatılıyor.

 

KURNİŞ BOYUNCA

Kurniş (yani: Şare en-Nil): Luksor Tapınağı ile Nil Nehri arasında: kente doğru uzanan, ağaçlık bir caddenin ismi.

Geniş kaldırım, nehir boyunca devam ediyor. Burası: gölgede dolaşmak isteyenler için harika bir yer. Turist bekleyen “felukka “ (Nil yelkenlisi) kaptanları, belirli yerlerde toplanıyorlar. Biraz daha ileride: tekneler yolcularını indiriyorlar. Yolcular: dolaşıyorlar ve hediyelik eşya alıyorlar. Ayrıca: burada faytonlar var. Bunlara binerek: Kurniş’ten Karnak’a veya otelinize kadar gidebilirsiniz.

luksor.çarşı.1
Mısır Luksor Kurniş

Kurniş üzerinde yürüdüğünüzde: güneydeki Luksor Tapınağını göreceksiniz. Tapınağın hemen arkasındaki: İbnül Haccac camisinin arkasındaki; pazar yerine (suk) uğrayın. Çömlek ve kaymaktaşı almadan önce, batı yakasındaki zanaatçıların sattıkları ürünlerle fiyat ve kalite karşılaştırması ve de her zaman olduğu gibi pazarlık yapın.

Daha sonra: kuzeye doğru yürüyorsunuz ve önce Mumyalama Müzesi ve daha sonra Luksor Müzesi var.

 

 

Mısır hakkında genel bilgiler yazısı için.

Asuan tanıtım ve gezi yazısı için.

Abu Simmel tanıtım ve gezi yazısı için.

Karnak tanıtım ve gezi yazısı için.

Memphis tanıtım ve gezi yazısı için.

Sakkara tanıtım ve gezi yazısı için.

 

 

 

Mısır Abu Simbel Tapınağı

Mısır Abu Simbel Tapınağı

Assuan’dan Abu Simmel’e giderken: yaklaşık 50 dakika süren tarifeli uçuşlar tercih ediliyor.

Ama yeterli zamanınız varsa, dört saat süren karayolunu tercih ederek, turistik Mısır kentlerinin dışındaki hayata da tanık olabilirsiniz.

Tercih sizin. Zamanınıza göre hareket edin.

Abu Simbel Tapınakları: antik Mısır uygarlığının en önemli arkeolojik anıtları arasında anılır.

Kayaya oyulmuş, tek parça blok tapınak olarak tekdir. Bu özelliğiyle öne çıkar.

Sabah gün doğumundan, ses ve ışık gösterilerinin başladığı saat: 19.00 a kadar açık.

Bu anıtın diğer bir özelliği de: dünya çapında en çok tanınan anıtlardan biri olması. Giriş ücreti: 36 EP.

Normal ulaşım aracı yok.

Dolayısı ile, herhangi bir tur şirketiyle gitmeyip, yalnız gitti iseniz, kaldığınız otel aracılığı ile, bir tur şirketinden rezervasyon yaptırmalısınız.

Tur şirketleri 75 EP karşılığında, sizi buraya götürebilir, ancak bu ücrete ilaveten giriş ücretini de ödemeniz gerekir.

Bu ücret içinde, rehber de yok.

II. Ramses

II Ramses sadece 2 yıl tahtta kalmasına rağmen, soyundan gelen 19. Hanedan firavunları ülkeyi 100 yıl daha yönetecekti. (MÖ yaklaşık 1295-1186) Oğlu I. Seti ve özellikle de torunu II. Ramses, Mısır’ın özellikle güçlü olduğu bir dönemde iktidardaydılar.

II. Ramses özellikle ünlüdür. 67 yıl boyunca (MÖ yaklaşık 1279-1213), ülkeyi Teb ve Delta’daki Per-Ramessu’da bulunan idari merkezlerden yönetti. Mısır anıtlarının en iyi durumdaki ve en büyüklerinden bazılarını inşa ettirdi, Hititlerle çarpışmalarıyla ünlü oldu.

Duvar süslemeleri ve kendisinin dev heykelleriyle donatılmış yapım projeleriyle hırslı bir şekilde şanını yaymaya çalıştı. Luksor ve Karnak’taki Amon tapınaklarına eklemeler yaptı. Bir anıttan daha bahsetmek gerekir. Modern Mısır’ın güney sınırında, ücra bir noktada yer alan olağanüstü Abu Simbel Tapınağı.

Tapınak, Nübye bölgesinde, Sudan sınırının 7 km yakınında, Nil vadisinin sarp kayalarına oyulmuştur.

MÖ 13’ncü yüzyılda, gücünün zirvesindeyken krallığının tamamına otoritesini göstermek amacıyla yaptırmıştır.

Yapılma gerekçesi: Ramses’in karısına duyduğu aşkın ifadesi olmasının yanı sıra, ülkesini Mısır’ın düşmanlarına (Sudan) ne kadar güçlü olduğunu göstermek istemesidir. Ayrıca, tapınak Orta Afrika’dan develerle gelen altınları ve  diğer değerli eşyaları saklamak için de kullanılmıştır.

 

Tapınağın yerinden taşınması:

Bu tapınak ile kraliçesi Nefertari’nin buna eşlik eden daha küçük tapınağı, Nübye’de Nil boyunca uzanan kumtaşı yarlarda oyulmuştu.

Tıpkı Buhen’deki kale gibi, bu anıtlar da Asvan’daki barajın inşasından sonra su altında kalacak bölgede yer alıyordu. 1972 yılında Assuan yüksek barajının inşa edilmesi ve Nasır gölünün oluşturulması, tapınakların sular altında kalmasına yol açacaktı.

Ama bu tapınakların yazgısı Buhen’inkinden daha parlaktı.

UNESCO destekli uluslararası bir ekip, tapınakları bloklar halinde keserek sonra da kuru toprakta, yaklaşık 210 metre daha içeride ve 65 metre yüksekte tekrar birleştirdi. Yüksek zeminde, her detayı orijinalinin aynısı olan yapay bir sarp kayalık, arka plan oluşturuldu. Tapınak bazıları 15 ton ağırlığında olan onbinlerce parçaya bölündü ve toplam 300 bin tonluk bu tapınak, önceden düzenlenen yüksek bir yere taşınarak, yeniden kuruldu.

 

Tapınağın özellikleri:

Görünüşte tanrıları yücelten Abu Simbel’deki bu tapınağın aslında II. Ramses’i yüceltiyor olması hükümdarların büyüklüklerini halk karşısında sergilemekten nadiren kaçındıkları bir kültürde bile kralın istisnai gücünün bir göstergesidir.

Tapınaklardan daha büyük olanın cephesi II Ramses’in, her biri 20.1 metre yüksekliğinde 4 dev heykeliyle kendisine bakanları adeta ezer. Tapınağın bu ön cephesi, Mısır’ın en çok kullanılan sembolü olmuştur. Pek çok rehberin ve broşürün kapağı olmuştur. Ama hiç biri sizi tapınağın gerçek görüntüsüne hazırlayamaz. Tek kelimeyle büyüleyici bir yapı.

Evet devam edelim. Cephedeki heykellerin anlamı, başka herkes daha küçük ve ona tabidir.

Bacaklarının alt kısmında duran eşleri ve çocukları, girişin önünde tahtının altında geçit yapan tutsaklar, hatta girişin üzerindeki tanrı Ra-Harakte.

 

Tapınağın iç planı:

İçeride, tapınak bir eksen üzerindeki 4 odadan meydana gelir.

Büyük bir hol, daha küçük bir hol, giriş holü ve kutsal oda.

Muhtemelen depo olarak kullanılan birkaç yan oda ise bu eksenin yanlarındadır.

Büyük hole, üzerinde kralın önemli öbür dünya tanrısı Osiris olarak görüntüsünün oyulduğu iki sıra sütun egemendir.

Yan duvarlarda kralın Suriye’de Hititlere karşı yaptığı Kadeş Savaşı da dahil askeri zaferlerinin rölyefleri vardır.

Araştırmacılar aslında bu savaşın galibi olmadığını düşünseler de II Ramses’in bu konuda nesnel olmak gibi bir derdi yoktur.

Arkadaki kutsal odada oturur halde, II Ramses ile 3 önemli tanrı Ra-Harakte, Amon ve Memphis’in baştanrısı Ptah duruyordu.

 

ebu simbel.çok güzel resim.1

Mısır Abu Simbel TapınağıTapınağın içine gelen ışık:

Tapınağın konumu, yılda 2 kere, Şubat ve Ekimde sadece bir gün, güneşin ışıklarının tapınağın dibine erişip üç tanrı ile firavunun üzerine düşmesine imkan veriyordu.

İlk tarih, II Ramses’in taç giydiği gün veya belki de ilk jübilesinin tarihi olabilir, zira tapınak bu olayı kutlamak için yapılmıştır.

21 Haziran gününde, yani Ramses’in doğum gününde, güneş ışığı, tapınma taşına doğrudan yansır. Yalnız, tapınak taşındığı yeni yerinde, güneş ışığı, tapınma taşına, 20 Haziran tarihinde geliyormuş.

abu simbel.taşınıyor.1
Mısır Abu Simbel Tapınağı

 

TAPINAK İÇİNDE GEZİ

Girişin hemen yanlarında, II. Ramses’in 20 metre boyunda dört anıtsal heykeli var. Kaideleriyle birlikte yükseklikleri 33 metreyi buluyor. Firavunu, firavunun annesini, eşi Nefertari’yi temsil ediyor.

Ayrıca, firavunun çocuklarını temsil eden küçük heykeller de bulunuyor. Her gün: güneş tanrısının enerjisiyle yeniden dolmak için yüzlerini güneşin doğuşuna döndürmüşler.

Hem Aşağı ve hem de Yukarı Mısır’ın hakimi olduğunu gösteren, çifte tacı giyen firavun, ağırbaşlı bir biçimde oturuyor.

Ayaklarının ucundaki küçük figürler; ailesini temsil ediyor. Firavunun tahtına oyulmuş, yarım kabartmalarda, Nil tanrıları betimlenmiş.

Ortadaki iki heykelin arasında, Ramses’in tapınağı paylaştığı Ra-Herekti’nin (Horus’la birleşen güneş tanrısı Ra) küçük bir heykelinin bulunduğu niş var.

abusimbel.2
Mısır Abu Simbel Tapınağı

Büyük tapınak: 55 metre, kaya içinde uzanıyor. Eski Mısır’ın: 3 büyük tanrısı (Ra, Amon, Herakhkes) na ve firavunun kendisine sunulmuştur.

Tapınağın girişinde 18 metre genişlikte, büyük bir yer altı salonu bulunuyor. Tavanı, sütunlarla sırtını dayamış, hepsi de II. Ramses’i temsil eden ve tanrı Osiris’e benzetilerek yapılmış, 8 adet heykel var.

Tapınağın ön avlusu olmadığı için, doğrudan ”Hipostil Salonu” giriliyor. Sütunlardaki oymalarda (Osiris olarak betimlenmiş): Ramses, tanrılara adak sunarken görülüyor.

Duvarlarda: Ramses’in yüzlerce Hitit savaş esiriyle askeri seferden dönüşü ve zaferi anlatılmış.(Yalan, daha önce sözünü ettim, Kadeş Savaşının galibi yok, tam Mısır ordusu, Hitit ordusu tarafından yok edilecekken, ay tutulması oluyor ve savaş bırakılıp, barış imzalanıyor)

Neyse, devam edelim.

Kuzey bölümü neredeyse tamamıyla: genç firavunun katıldığı Kadeş Savaşına ayrılmış. Büyük salondan sonra, daha küçük olan ikinci salona geçiliyor. Bu salonun en dibinde de, büyük Mısır tanrısı ile karşılaşılıyor.

abusimbel.küçüktapınak resim.1
Mısır Abu Simbel Tapınağı Küçük Tapınak

KÜÇÜK TAPINAK

Diğerinin yanındadır. Tanrıça Hathor ve Kraliçe Nefertari’ye sunulmuştur. Cephede, firavunu ve kraliçeyi temsil eden, 6 büyük heykel var. Ayrıca: II. Ramses’i at üstünde gösteren, 10 metre yüksekliğinde bir heykel daha var.

Mısır’da bir eşe çok nadir bahşedilen bir onurla; kocasınınki ile aynı boyda olan, 11.5 metrelik altı heykeli, tapınağın ön cephesine yerleştirilmiş.

Heykeller doğuya bakıyorlar. Ama: altı heykelin, yalnızca ikisi Nefertari’nin. Diğer dört heykel: Ramses’e aittir.

Yani: konumunun üstünlüğünü koruyor. “İnek başlı” olarak temsil edilen Hathor’a adanan tapınakta: Ramses ile Nefertari’nin, tanrılara adak sunduğu ve firavunun ilahlaşan karısına tapındığı bir oda bulunuyor.

Mısır hakkında genel bilgiler içeren yazı için.

Mısır İskenderiye

iskender.en başa koy.1
Mısır İskenderiye

İskenderiye için Mısır’ın İstanbul’u diyorlar. Kahire’den 3 saat kuzeyde. Kahire’den İskenderiye’ye: 2 farklı yoldan gidebilirsiniz. Birinci yol: Nil Deltasının verimli topraklarından geçiyor ve pamuk, pirinç ve meyve bahçeleri arasından ilerleyerek devam ediyor. Kerpiç evlerde: elektrik kullanılması dışında, yaşam biçimlerinin nesiller boyunca değişmediğini görebilirsiniz.

İkinci güzergah ise: Kahire’nin batısından, Natrun Vadisi yönünde, çöl boyunca ilerliyor.

iskender.natrun vadisi.kilise.2
Mısır İskenderiye Natrun Vadisi

NATRUN VADİSİ

Kahire’nin 90 km. kuzeybatısındadır. El-Buheyra vilayetinde bulunmaktadır. Natron tuzunun kaynağı olması nedeniyle, Antik Mısır’da önemli bir yeri var. Bölgede: natron tuzu içeren, 8 adet alkali göl bulunmaktadır.

Natron maddesi: mumyalamada ve cam yapımında kullanılmış. MS.4’ncü yüzyılda, Roma zulmünden kaçan Kopt Hıristiyanlar, burada kendilerini ibadete adayan, geniş bir cemaat oluşturmuşlar. Bu nedenle: Hıristiyanlık tarihinde, en önemli yerleşimlerden biridir. Ancak, Mısır’da İslam’ın yayılmasından sonra, bölge önemini kaybetmiştir.

Günümüzde: o dönemden kalma, dört kilise görülebilmektedir. Bu kiliselerin: kendi keşiş odaları ve çevrelerinde sağlam duvarları var. Deyr Ebu Mekar (Aziz Makrios) özellikle, birkaç kopt papa yetiştirmesiyle öne çıkmıştır.

Yakınlardaki: Deyrül Baramus ve Deyr es-Suryani kiliseleri ise: Süryani keşişler tarafından kurulmuş. Deyr Anba Bişoy: 4’ncü yüzyıldan kalma, küçük yuvarlak kubbesi ve 9’ncu yüzyıldan kalma savunma amaçlı burçlarıyla tipik bir yapı.

Yani: her ne kadar Mısırlılar tarafından buranın çok reklamı yapılsa da, burada görebileceğiz pek bir şey yok, yalnızca birkaç manastır, hepsi bu.

iskenderiye.genel.1
Mısır İskenderiye

İSKENDERİYE

Mısır’ın ikinci büyük kentidir. Kirli ve kalabalık bir şehir. İlk bakışta çöl atmosferinden uzak bir kıyı kenti gibi görünüyor. Bu bir yanılgı.

Çok yüksek ve bitişik nizam binalarla dolu. Kum fırtınaları yüzünden, binaların rengi kahverengi ve sarıya dönmüş. Başka renge boyansalar da, bir süre sonra sararıyormuş. Şehirde, sanki sürekli bir günbatımı varmış gibi.

Evet: kısa bir bloğa sahip olan kentte yerleşim, kıyı boyunca yayıldıktan sonra, içeriye doğru gelişmiştir.

Buranın en büyük özelliği antik kalıntıların pek azının ortaya çıkarılmış olmasıdır. Çünkü eski kentin üzerinde her zaman için arkeolojik çalışmalar açısından sorun oluşturan büyük modern bir kent vardır. Ayrıca 19’ncu yüzyılda Mısır’ı zengin Avrupa’ya bağlayacak bir liman olarak tekrar canlandırmadan önce bile kalıntıların çoğu yok olmuştu. Antik İskenderiye şehrine ait bugün bilinenler, yazılı kaynaklardan özellikle Mısır’ı MÖ 25’te Roma egemenliği başlarında ziyaret eden Anadolulu coğrafyacı ve gezgin Strabon’un ayrıntılı tasvirlerinden gelir. 

Evet, günümüze devam edelim. Bu şehirde: çok lezzetli Akdeniz balıklarını yeme şansı bulabilirsiniz. Çağdaş balık restoranları var. Özellikle: öğle yemeği zamanı, saat: 15.00’den sonra, gecenin ilerleyen saatlerine kadar, bu restoranlar insanlarla dolup taşıyor. Özellikle: Abu Shakra isimli restoranda: kaliteli servis sunuluyor.

iskender.bir heykel.1
Mısır İskenderiye Tarihi Geçmişi

TARİHİ GEÇMİŞİ

İskenderiye, fetih yolları boyunca pek çok kent kuran Büyük İskender’in MÖ 322’de kurduğu, ilk ketti. Ana planları İskender çizmişti. Ama ayrıntıları, Makedonyalı mimar Deinokrates’in tasarladığı söylenir. Düz arazideki bu yeni kent için, ızgara plan uygun ve pratik görünmüştü. Ama bol miktarda park ve bahçe ile daha geniş sokakların kullanımı, geleneksel ızgara planının katılığını yumuşatıyor ve daha cazip hale getiriyordu. 

Planın ortasında  iki ana sokak kesişiyordu. Ayrıca küçük Pharos adasını ana karaya bağlamak için heptastadion adı verilen 1.5 km uzunluğunda, yükseltilmiş bir yol inşa edilmişti. Bunun iki yanında limanlar vardı. Kent güneydeki Meryut gölü ve kanallarla Nil nehrine bağlanmıştı.

Kentteki başlıca Helenistik yapıları arasında:

1-Ptolemaiosların saray ve bahçeleri.

2-Saray kompleksi içinde Mouseion adı verilen ve Büyük Kütüphaneyi de içeren bir araştırma merkezi,

3-Büyük İskender ve Prolemaiosların mezarlarının bulunduğu Sema.

4-Adını üzerinde durduğu adadan alan anıtsal deniz feneri Phatos.

 

İSKENDERİYE’DE GEZİLECEK YERLER

iskender.deniz feneri.3
Mısır İskenderiye Pharos Deniz Feneri

PHAROS DENİZ FENERİ

Günümüze herhangi bir kalıntısı kalmamıştır.

Helenistik dönemde yapılan ve anlaşıldığı kadarıyla, sadece Büyük İskender ve ardılları tarafından yönetilen bölgelerdeki anıtları hesaba katan “Dünyanın Yedi Harikası Listesinde” yer alır.

Büyük ölçüde yakılmış olmasına rağmen, Phanos Ortaçağlarda halen ayaktadır ve antik tasvirler, sikkeler üzerindeki resimler, Ortaçağdan kalma Arapça tasvirler ve Kayıtbay’ın 15’nci yüzyılda yaptırdığı Memlük kalesine katılan kaidesinden görünüşünden, şekli kesinlikle oluşturulabilmektedir. 

Evet, bu fener: MS.279 yılında: İskenderiye Limanı karşısındaki Pharos adası üzerine yapılmıştır. 

Romalılar, Mısır’ı ele geçirdikten sonra, burada Ptolemaios olarak anılan bir devlet kurarlar.

İnşası MÖ.285-246 yılları arasında süren fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştır.

Yüksekliği: kaidesiyle birlikte, 120 metredir.

Beyaz mermerden yapılmıştır. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna, 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu.

iskender.deniz feneri.4
Mısır İskenderiye Pharos Deniz Feneri

Üç bölümden oluşan fenerin mimarı: Knidos’lu Sostratus.

Her biri diğerinden biraz daha içeride üç kısımdan meydana geliyordu. 

En alttaki kare: ortada sekizgen ve tepede içinde ışığı aynalarla denizde uzak mesafelere kadar yansıtan ateşinde yandığı, dairesel kat vardı. 

Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi.

Orta bölüm: yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık: 27 metre yüksekliğindeydi.

Üst bölüm ise, silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir bölüm vardı.

Ancak, ne yazık ki, bütün bu ihtişam: ilk milenyumun başında meydana gelen bir dizi deprem ile yıkılmış ve yok olmuş.

Üst kısmı: 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopmuş ve gövde kısmı da 1302 yılında başka bir depremde yıkılmıştır.

1500 yılında ise, bu yapıya ait kalıntılar tamamen yok olmuş.

Çünkü: Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından, fenerin bulunduğu yere yapılan bir kalede, malzemeleri kullanılmak üzere tamamen yıkılmıştır.

Bugün, yalnızca kartpostallarda yer alıyor.

Antik İskenderiye, günümüzde, liman sularının altında bulunuyor. Yakın zamanda yapılan, sualtı kazıları sonucu, Doğu Limanının yüzeyinin birkaç metre altında, çok sayıda blok taş ve heykel parçası bulunmuş.

Üzerinde inşa edildiği ada nedeniyle: Pharos olarak anılan fenerin bu adı, kelime olarak birçok dile yerleşmiştir. İspanyolca, Fransızca ve İtalyancada: Pharos, deniz feneri anlamına gelir. Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine, yüzlerce yıldan bu yana örnek olmuştur.

Tarihi süreç içinde, zamanla, İskenderiye: depremlere karşı, gelişmesini sürdürür.

Havayolu ulaşımının başladığı 20’nci yüzyıla kadar: Mısır ülkesine giriş, bu limandan sağlanmış. Aynı zamanda, kent, ticaret yolu ile, tüm dünya ile ilişki kurmuş ve Mısır’ın en kozmopolit şehri olmuş. 19’ncu yüzyılın sonu ve 20’nci yüzyılın başlarında: çok sayıda Avrupa ve İngiliz vatandaşı: burada yaşamış.

Ünlü yazar Lawrence Durrel: “İskenderiye Dörtlüsü” isimli yapıtında, yabancıların buradaki yaşantılarını anlatmış. 1952 darbesi: bu “Küçük Avrupa” nın sonunu getirmiş.

Kent: koloni binalarının dizildiği, uzun bir körfezin kıyısına kurulmuş.

Körfez: denizden tuttuklarını: “Kurniş” teki restoranlara götüren balıkçıların tekneleriyle dolu. Tarihi kentin iç kısımları, gerçekten de hayallerdeki, İskenderiye’ye hiç benzemiyor.

Toz içinde sokaklar, yıkılacakmış gibi duran apartmanlar, sağdan soldan yayılan iç bayıltıcı kokular ve trafiğin içinde tıngır mıngır giden at arabaları. İskenderiye: caddeleri, mimarisi, sanatı ile geçmişi ve şimdiki zamanı bir arada barındıran bir kent. Akdeniz kıyısında: Büyük İskender’in Kleopatra’yı tanıdığı, Helenistik Medeniyet’in temellerinin atıldığı kent.

Buyurun bu kenti gezmeye başlayalım.

Bir zamanlar, İskenderiye Fenerinin bulunduğu, körfezin batısındaki burunda, günümüzde “Kayıtbay Kalesi” var.

iskender.kayıtbay kalesi.1
Mısır İskenderiye Kayıtbay Kalesi

KAYITBAY KALESİ

Kayıtbay; Memlüklu Sultanı olan Barsbay tarafından köle olarak satın alınmış ve yine Memlük Sultanı olan Çakmak tarafından azad edilmiştir. Bundan sonra, Memlük ileri gelenleri arasında ilerlemiş ve sonradan imar eserlerini inşa ettirmek için kullanacağı büyük serveti edinmiştir.

Siyasi ve askeri uğraşıları yanında, ülkesinin imarı için yaptığı büyük yapılar ile ün salmıştır. Kahire’nin her mahallesinde, İskenderiye, Kudüs, Halep, Şam, Mekke ve Medine mimarisine katkılarda bulunmuştur.

Evet: buradaki kale, Memlük Sultanı Kayıtbay’ın eseridir. Kale: Dünyanın yedi harikasından, bugüne kalıntıları dahi ulaşmamış olan İskenderiye Deniz Fenerinin olduğu yerde: 1404 yılında kurulmuş. Kayıt Eşref Bey Kalesi. Giriş ve çıkışlarında: İngilizce ve Yunanca “Alexandria” yazan tabelalar olan, kentin görülmesi gereken bir yeri.

Kaledeki; “Denizcilik Müzesi” nde: Napolyon Savaşlarından kalma parçalar sergileniyor.

1984 yılında yapılan restorasyondan sonra: bir “Walt Disney Şatosu” na dönüşmüş.

Yukarıdan bakınca: kalenin içi bir fener gibi görünüyor. Duvar resimleri, çiniler var. Yer: mermer. Bazı taşların üzerinde, geçmişten kalma hiyeroglif parçaları görülüyor. Kalenin tepesinden: İskenderiye’nin iki ayrı tarafını görebiliyorsunuz. Ayrıca: kalenin içinde bir cami ve deniz müzesi var.

Evet, kaleden sonra şehrin merkezine doğru ilerlemeye başladıkça, deniz kıyısında yer alan Midan Saad Zaghul meydanına varacaksınız. Burası: tarihte önemli antik yerleşim yeri iken, günümüzde hiçbir eseri kalmamış.

Kraliçe Cleopatra zamanında dikilen heybetli dikilitaşlarda (bunlara Cleopatranın incileri deniliyor) günümüzde: birisi Londra’da ve bir diğeri de Newyork’ta sergileniyormuş. Şimdi bu meydanın çevresi: oteller ve alışveriş merkezleri ve çeşitli kafe restoranlar tarafından kuşatılmış.

Limanın batısında bir saray göreceksiniz. Res el-Tin sarayı.

RES EL-TİN SARAYI

1834 yılında, Mehmet Ali Paşa için inşa edilmiş. Mısır’ın son kralı Faruk; 1952 yılında, İtalya’ya sürgüne gitmek için, buradan yola çıkmış. Bu yüzden, Kral Faruk’un yazlık sarayı olarak da isimlendiriliyor. Burası aslında bir park. Kral Faruk bir zamanlar burada av partileri düzenliyormuş.

Deniz kıyısında yer alan bu yeşil, çiçeklerle süslü park, gerçekten görülmeye değer. Parkın adı: Müntezah parkı. Özellikle: hurma ağaçları ile ünlü. Doğu, batı ve güneyde yüksek duvarlarla çevrili olup, kuzeyi sahile açılıyor. Evet, Saray aynı park içinde. 365 odası varmış.

Kent merkezine uzanan: Kurniş, keyifli bir gezi yolu. Kurniş üzerindeki: Abdul Abbas Camisi görülmeye değer.

iskenderiye.abbas camii.1
Mısır İskenderiye Abdul Abbas Camii

ABDUL ABBAS CAMİSİ

1943 yılında yenilenmiş. Camide: şeyhlerin ve diğer din adamlarının türbeleri bulunuyor. Caminin Mağribi taş işçiliği, kubbeleri ve minareleri göz alıcı. Camiyi ziyaret edebilirsiniz, ama bayanlar, yalnızca arka bölüme girebiliyorlar.

Deniz kenarındaki küçük: Zaglul Meydanı, kentin merkezi. Burası, özellikle bazı saatlerde çok işlektir. Batı yönünde bulunan: Cecil Hotel; bir zamanlar, ünlü ve zengin sömürgecilerin buluşma yeri ve hala eski havasını koruyor.

Otelden sonra: İskenderiye’nin doğusunu, kent merkezine bağlayan tramvay durağını geçin, meydanın karşısından Hürriyet Caddesine kadar: Safiya Zaglul’u takib ederek: Yunan-Roma Müzesine ulaşabilirsiniz.

YUNAN-ROMA MÜZESİ

İskenderiye’nin tam merkezinde. Eski Mısır, klasik dönem ve Hıristiyan kültüründen parçalardan oluşan, dev koleksiyonda, 40 bin kadar parça sergileniyor.

Evet: kent ve liman çevresinde bulunmuş, Antik Mısır eserleri var. Ayrıca: Roma, Yunan ve Prolemaios dönemlerine ait eserler sergileniyor. İulius Caesar’ın mermer heykeli ve İskender büstü; mutlaka görmenizi önereceğim objeler.

Müzenin güneyinde: bir Leh misyonunun kurduğu: Kavmül Dikka var. Burası; küçük bir Roma yerleşimi. Burada: hamamlar ve zemini mozaik döşeli, 2’nci yüzyıldan kalma tiyatro var. Ayrıca: Doğu Limanında bulunmuş heykeller de, burada sergileniyor.

Güneydoğuya doğru yürüyün. Veya kısa bir at arabası yolculuğu düşünebilirsiniz. Bu yolculuk veya yürüyüş sırasında: Kavmüş Şukkafa katakomblarına ulaşabilirsiniz.

MS.2’nci yüzyıldan kalma bu mezarlar: klasik tarz ve Mısır tarzının güzel bir karışımı.

kütüphane
Mısır İskenderiye İskenderiye Kütüphanesi

İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ

Evet, İskenderiye Kütüphanesi hakkında en genel bilgi: kütüphanenin yakılıp yıkıldığı. 1000 yıllık tarih yok edilmiş. Belki de, kütüphane günümüze ulaşsa idi, bugün insanlığın içine girmiş olduğu inişli çıkışlı dönemler yaşanmayacaktı. Yaşama dair bilgiler kayboldu.

Eski İskenderiye Kütüphanesi: I. Prolemaios tarafından kurulmuş. Sahip olduğu 900.000 den fazla ciltle, zamanının en büyük kütüphanesi. Mısır’a giren her kitabın buraya getirilmesi zorunlu idi. Kitabın, burada bir nüshası çıkarılıp sahibine verilir, aslı ise kütüphanede kalırdı.

Bir taraftan da, yurt dışına gönderilen memurlar, başka ülkelerde buldukları kitapları satın alıp, getirirlerdi.

Böylece, o zamana kadar birçok bilime ait dağınık halde ve kaybolmaya mahkum durumda olan eserler, emin bir yerde toplanmış oldu. Bu arada: belki bilenleriniz olabilir, aynı dönemlerde Anadolu topraklarında da önemli bir kütüphane var.

Bergama kütüphanesi. İskenderiye Kütüphanesi ile yarışıyor ve hatta Mısırlılar, Bergama Kütüphanesine yaptıkları papirüs sevkiyatını bir süre sonra kesiyorlar ve bunun üzerine Bergamalılar, tarihte ilk kez kağıdı (parşomen) icat ediyorlar.

Daha sonraki dönemde: Bergama krallığı yenilinde, Cleopatra, Bergama Krallığının kütüphanesinde bulunan 200.000 ciltlik eseri, İskenderiye Kütüphanesine getiriyor. İskenderiye Kütüphanesinin, Helen uygarlığının oluşumunda büyük etkileri olduğu biliniyor.

Evet, İskenderiye Kütüphanesi; nasıl yok oldu? 391 yılında, Bizans’ın Mısır Valisi Theophilos, İskenderiye’de Mısır’ın en eski din mensuplarına ait Osiris Tapınağının yeri olan bir arsayı, kilise inşa edilmesi için Hıristiyanlara verir.

Burada yapılacak kilisenin temel kazısı sırasında, üzerinde eski dine ait yazılar bulunan bir taş çıkar.

Hıristiyanlar, bunu bir alay konusu yaparlar. Bu olay şehirde oldukça kalabalık halde bulunan putperestleri kızdırır ve sonunda İskenderiye’de dini bir ayaklanma çıkar.

İki taraf çarpışır, insanlar kitle halinde kılıçtan geçirilir. İskenderiye Kütüphanesinin bulunduğu bölge yerle-bir edilir.

İmparator I. Theodosius, valiye başka büyük şehirlere göre eski dinin İskenderiye’de hala neden bu kadar canlı olarak devam ettiğini sorunca, buna sebep olarak İskenderiye Kütüphanesindeki eski putperestlik kültürünü devam ettiren kitaplarını ileri sürer.

İmparator, bunun üzerine hepsinin yok edilmesini emreder. İskenderiye Kütüphanesindeki tüm eserler, şehrin hamamlarına dağıtılarak yaktırılır ve böylece insanlık tarihinin bu bilim ve kültür hazinesi yok edilir.

Kütüphanenin Sezar tarafından, İskenderiye’yi kuşattığı sırada yok edildiği görüşü de çeşitli tarihi eserlerde yer almaktadır. Kütüphanenin varlığını 4’ncü yüzyıla kadar sürdürdüğü bilinmektedir. Sezar’ın kuşatmasında yalnızca bir bölümünün zarar görmüş veya yıkılmış olduğu da düşünülmektedir.

Ancak: 21’nci yüzyılın başlarında; eskisine eşdeğer bir kütüphanenin yeniden yapılmasına karar verilmiş.

Muhammed Hüsnü Mübarek’in koruması altında, UNESCO’nun desteğiyle, eski yerine, Zaglul Meydanının doğusunda, kurniş üzerinde, son derece modern İskenderiye Kütüphanesi kurulmuş. Kütüphane, 2000 kişi kapasiteli ve 8 milyon cilt kitap bulunuyor.

Bugün görülen kütüphane; 2002 yılında, törenle açılan kütüphanenin, avangard tasarımı; çevresindeki binalar ile zıtlık içinde. Gri Assuan granitinden yapılan ön cephe: kadim dünyanın kitabe ve harf desenleriyle süslü. Bugünkü kütüphanenin bünyesinde: 4 milyon kitap, kaset, harita, video ve bilgi desteği varmış.

İskenderiye’de, “Muntaza” tatil merkezindeki kadar güzel bir kumsal yok.

Sahil: 8 km. boyunca uzanıyor ve bu bölümde: kum, deniz ve oteller var. 19’ncu yüzyılda inşa edilen Muntaza Sarayı, güzel bir bahçe içindeki şık bir otel ve kumarhane olarak hizmet veriyor.

Kentin, kuzeydoğu yönünde yürüdüğünüzde, karşınıza “Pompeius Sütunu” çıkıyor.

POMPEİUS SÜTUNU

Granit taştan, 27 metre yüksekliğindeki sütun, sanki bir şeyler söylemek istercesine dimdik ayakta, yıllara meydan okuyarak durmuş. Üzerinde, de bir alıntı var. İmparator Diocletianus için “ İmparatorların en adili, İskenderiye’nin ilahı koruyucusu, yenilmez Diocletianus” Mısır Valisi Postumus yazılı.

akdeniz.1
Mısır İskenderiye Akdeniz Kıyısı

AKDENİZ KIYISI

İskenderiye’nin batısı: 1990’lı yıllarda konut patlaması yaşanan kıyı dışında; tamamen çölmüş. Son zamanlara kadar, bakir körfezlerin bulunduğu kıyı, günümüzde, beton tatil siteleriyle dolmuş. Bu durum: sahil yolundan araçla ilerlendiğinde, yaklaşık 2 saat uzaklıktaki El-Alameyn yöresine kadar devam ediyor.

Bu ıssız tren kavşağı: 1942 yılında, II. Dünya Savaşında, Müttefik askeri güçlerinin: Alman Rommel ve İtalyan güçlerini bozguna uğrattıkları savaşların yaşandığı yer. İki ordunun şehitlerinin yattığı mezarlıkta bir anıt bulunuyor. Burada, ayrıca, üniforma, askeri donanım ve savaş planlarıyla ilgili haritalar ve bu zorlu savaş oyununun taktiklerinin sergilendiği küçük bir müze var.

Kızıldeniz ve Süveyş kanalı tanıtım yazısı.

Mısır ülkesi genel hususlar tanıtım yazısı.

Mısır gezi planı

Kahire şehri tanıtım ve gezi yazısı.