Muğla Kavaklıdere

Muğla Kavaklıdere


Deniz kıyısına uzak. Muğla’nın deniz kıyısında ve turistik özellikleri ön plana çıkan ilçelerinin yanında, bu yüzden, biraz daha sakin, sessiz ve geride kalmıştır.

Kavaklıdere denince, aklıma ilk gelen: bakır ve mermer. Özellikle, yörede bakır el sanatları o kadar yoğun ve çeşitli ki, inanın Bakırcılar çarşısına girdiğinizde, mutlaka satın alacak bir şeyler bulabilirsiniz ki, mutlaka girin.

Öte yandan: Kavaklıdere denildiğinde, Muğla ilinin bu ilçesi yanında, birçok Kavaklıdere buluntusu çıkıyor. Özellikle: Ankara’nın Kavaklıdere semti ile ilgili aramalarda da, burası karışıyor.

Muğla Kavaklıdere

ULAŞIM


Muğla-Aydın karayolunun 24’ncü kilometresinde, ana yoldan sapın ve Yatağan-Bozdoğan karayolunun 26’ncı kilometresinde, buraya ulaşabiliyorsunuz.
Kavaklıdere-Bozdoğan arasındaki uzaklık: 40 km. dir. Kavaklıdere-Yatağan arasındaki uzaklık: 28 km. Kavaklıdere-Muğla arasındaki uzaklık: 55 km.

 

TARİH


Yörenin kuruluşuna ve ilk yerleşimcilerinin kimliğine ait yapılan araştırmalarda: bölgede göçer durumda yaşayan Yörüklerin, buranın uygun bitki örtüsüne ve iklim şartlarına sahip olması, çevredeki küçük derecikler ve çevresinin dağlarla çevrili olması nedeniyle, güvenli ve güzel bir yerleşim olarak görülüp, kabul edildiği ve zamanla yerleşik hayata geçildiği anlaşılmıştır.

Zaten, bölgenin bu özellikleri nedeniyle, Kavaklıdere olarak isimlendirildiği söyleniyor. Bölgede, 19’ncu yüzyılda, Belediye teşkilatı kurulmuştur.

1919-1921 yılları arasında, yöre, İtalyan birlikleri tarafından işgal edilmiş, 1921 tarihinde işgal sona erdirilmiştir.

1956 yılında, bölge bucak haline gelmiş, 1990 yılında ise ilçe yapılmıştır.

Muğla Kavaklıdere

GENEL


Yörenin denizden yüksekliği: 800 metredir. Yüzölçümü: 363 km. karedir. İlçe merkezi, yapı olarak tepelere ve yamaçlara kurulmuş, tipik bir yerleşim yeridir.

Yörenin en yüksek yeri, güneydeki Göktepe’dir.

Coğrafi konum olarak, bölgenin birçok yeri, ormanlarla kaplıdır.

Bu oran: yaklaşık % 70 kadardır. Ancak, bu ormanlarda çok sayıda yaban domuzu yaşadığı biliniyor ve zaman zaman bunlar avlanıyorlar. Yani, yörede domuz avcılığı yapılmaktadır.

Yerleşim yeri, deniz seviyesinden yüksek olduğundan, çevredeki diğer yerleşimlere göre, iklim nispeten daha serttir. Yaz aylarında havalar serindir.

Yörede, Yörük kültürü hakimdir ve bu kültür: özellikle düğünlerde ve yayla şenliklerinde öne çıkmaktadır.

Muğla Kavaklıdere

BAKIRCILIK


Yörede, insanların en büyük geçim kaynağı: bakırcılık ve kalaycılıktır.

Buna bağlı olarak: her türlü bakır mutfak eşyaları yapılmaktadır.

Zaten, bölgenin büyük kısmının mutfak eşyaları, çelik kullanılmaya başlayıncaya kadar, bu yöreden sağlanmıştır.

Yöredeki bakırcılık geçmişine bakıldığında ise, Türkmen bakırcılığının 400-600 yıllık bir geçmişe dayalı olduğu görülür.

Tarihi süreç içinde, bakır ticaretiyle uğraşanlara ise “Kayaf” ismi verilmiştir.

Tüm bunların yanında, yörede yaşayan bakırcılar, kendi aralarındaki konuşmalarda kullandıkları, özel bir bakırcılık dili geliştirmişlerdir.

Bakırcılar çarşısında, bu konuşmaları duyup anlayamadığınızda, bu yazdıklarımı hatırlayın, çünkü gerçekten değişik bir dil geliştirmişler ve konuşmalarında sıkça kullanıyorlar.

Günümüzde, bakır işçiliği, mutfak eşyalarından ziyade, hediyelik ve süs eşyalarının üretimi şeklinde yürütülüyor ki, Bakırcılar çarşısında, mutlaka hoşunuza gidecek bir şeyler bulup satın alabilirsiniz.

Günümüzde, yörede: hediyelik eşya olarak 3, mutfak eşyası olarak 6, antik çalışma olarak 2, dekorasyon olarak 2 işyeri olmak üzere, toplam 13 işyeri hizmet vermektedir.

Özellikle: ağırlığı 100-300 kg. arasında değişen bakır çerez tavaları yapılmaktadır. Bunlar, leblebiciler tarafından kullanılıyor.

 

BAKIR VE MERMER FESTİVAL


Her yıl, Ağustos ayının 2’nci haftasında yapılmaktadır. Festivalin amacı: yörenin el sanatları, yaylalarının tanıtımı, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler ve yarışmaların yapılması, belde halkının eğlendirilmesidir.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR


Bu yörenin; kestanesi, cevizi, elması ve pekmezi öne çıkmaktadır.

Muğla Kavaklıdere

NE SATIN ALINIR


Buralara yolunuz düşerse, yöresel el sanatlarından “bakır” süs eşyalarından satın alabilirsiniz. Hatta: yine buraya has, yöresel el sanatlarından olan “halı” da satın alabilirsiniz.

 

 

ŞENLİKLER:

BEŞPINAR GÜREŞLERİ:

Her yıl Haziran ayında Beşpınar yaylasında düzenlenen, renkli ve eğlenceli bir şenliktir. Geleneksel bir atmosferde gerçekleştirilen etkinlik, bölgenin kültürel mirasını yansıtan birçok aktiviteyi barındırır. Şenlik, bir gece öncesinden halk türkülerinin icra edildiği konserlerle başlar. Ertesi gün başlayan güreş müsabakaları ise yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekerek büyük bir heyecanla izlenir. Beşpınar Güreşleri, hem kültürel zenginlikleri yaşamak hem de eğlenceli bir zaman geçirme isteyenler için mükemmel bir fırsat sunmaktadır. 

 

KURUCUOVA KEŞKEK FESTİVALİ

Festival, her yıl bölgedeki buğday hasadının ardından Ağustos ayında düzenlenen özel bir etkinliktir. Anadolu’nun dört bir yanında bilinen ve sevilen “Keşkek” Muğla ve çevresinde de kendine has bir üne sahiptir. Bu geleneksel festival, bölgenin kültürel zenginliğini ve gastronomi mirasını kutlamak amacıyla düzenlenir. Festival boyunca, keşkek yemeğinin yanı sıra çeşitli kültürel etkinlikler ve sosyal aktiviteler de yer alır. 

 

 

Muğla Kavaklıdere

GEZİLECEK YERLER

 

Muğla Kavaklıdere Kamil Ağa Konağı

KAMİL AĞA KONAĞI


İlçe merkezinde, turistik özelliklerin ön plana çıkarıldığı, ilçeye hakim bir tepede kurulmuş bir yapıdır.

Yapım tarihi tam olarak öğrenilememiş yapının mimarisi ve yapım tekniği olarak 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başı olarak tahmin edilmektedir. 

Kavaklıdere Kamil Ağa Konağı

İlk yapıldığı dönemde, bodrum katı ahır olarak kullanılmakta, at ve eşek barındırılmaktadır. Onun üstündeki oda ise esas yaşam alanıdır. Mutfak ve tuvaletler ise bahçededir. Taş duvarlı yapının dış yüzeyi sıvasızdır. Sadece üst kattaki odanın iç duvarları sıvalıdır. Odanın kapısı günümüze kadar özgünlüğünü yitirmeden gelmiştir. 

Sonraki dönemde, Kamil Ağa, babasının evinin yanına yığma ahşap bina yapmıştır. Çatı sorununu çözmek için dede evinin üzerine de bir kat ilave edilmiş ve böylece çatı bir bütün olarak uygulanmıştır. 

Ahşap evde alt katlar hizmetli odası, üst katlar ise esas yaşama mekanları olarak kullanılmıştır. 

Alt katta manzaraya bakın cepheye, korkulukların üzerine bir abdestlik yerleştirilmiştir. 

Üst katta ahşap kerevet ve ahşap kafesler, binanın güneybatı ve güneydoğu cephesi boyunca devam etmektedir. 

Kavaklıdere Belediyesi tarafından Kamil Ağa Konağı mal sahipleriyle imzalanan protokol gereği, kullanma, restore ettirme ve belli bir süre kullanma hakkı elde etmek için Kavaklıdere Sosyal yaşamına ve turizmine kazandırılması için, uzun zamandır metruk halde bulunan yapıda 2008-2009 yılları arasında çalışma yapılmıştır. 

 

Kavaklıdere Bakırcılar Çarşısı

BAKIRCILAR ÇARŞISI

İlçenin merkezindedir.

İlçede bakır el işlemeciliğinin yoğun olarak görüldüğü ve ziyaretçilerin el işi bakır ürünleri görebileceği bir yerdir. 

Bakırcılığın önemli bir geçim kaynağı haline gelmesini sağlayan ana faktörlerden biri bakırın desenli bir şekilde pazarlanmasıdır. Eşya üzerine desen yapılması, birkaç şekilde gerçekleştiriliyor. Bunlardan biri kazıma, diğeri ise döğme tekniğidir. 

Bir hatıra ya da yerel ürün olarak bakır el işi almayı düşünenler için iyi bir seçenektir. 

Ziyaret için sabahın erken saatleri tercih edilir, atölye ve dükkanların açılışını göz önünde bulundurmakta yarar var. 

 

Kavaklıdere Gökçukur Yaylası

GÖKÇUKUR YAYLASI

İlçe merkezi ve Gökçukur Yaylası arasındaki yolda kilitli parke döşeme çalışmaları tamamlanmıştır. 

Deniz seviyesinden 1700 metre yüksekliktedir.

Yayla, tamamen ormanlarla kaplıdır.

Burada, ayrıca Orman İşletme Müdürlüğüne ait bir konaklama tesisi bulunuyor.

Kavaklıdere Gökçukur Yaylası

Yaylada kışın kar kalınlığı 20 cm kadar ulaşmaktadır. 

Yayla doğa yürüyüşü, fotoğraf çekimi ve sakin zaman geçirmek isteyenler için uygundur. 

Son aldığım bilgiye göre, Gökçukur Yaylası, karavan ve çadır turizmine açılacakmış. Projeye göre, çadır, karavan ve bungalov ev projesinin ilk etabı, yapımı devam etmektedir. Gökçukur çadır kamp alanında, yürüyüş yolları otopark alanları, tuvalet ve duş alanları yapılmaktadır. 

Atıcılık Şenliği:

Her yıl : Kavaklıdere Avcılar ve Atıcılar Derneği tarafından, burada Avcılık ve Atıcılık Şenliği düzenlenmektedir. 

 

MENTEŞE BELDESİ


Burası, ilçe merkezine bağlı, bir Yörük yerleşimidir. Önceki ismi “Çardaklı” dır. 

İlçe merkezine 5 km. uzaklıkta, güneydoğudadır. Coğrafi konum olarak: Kocaçay’ın aktığı vadinin dik yamaçlarına kurulmuştur.

Güneybatı Anadolu’nun ormanları arasında yer almaktadır. 

Antik çağda Menteşe bölgesi, Karia’nın bir parçasıydı. 

1955 yılında burada büyük bir yangın çıkmış olmasına rağmen, günümüzde, burada tarihi evlerin bir kısmını görebilirsiniz.

 

 

Muğla Kavaklıdere Yerküpe Yaylası

YERKÜPE YAYLASI/MAĞARASI VE MESİRE ALANI


İlçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Menteşe yaylasına ise, 2 km. uzaklıktadır.

Bölgenin en tercih edilen yaylasıdır. Denizden yükseklik 800 metredir.

Yerküpe yaylası, asırlık çınarları, 5 ayrı yerden kaynayan buz gibi doğal kaynak suları, geniş çayırlık alanı, çağlayanı ve mağarası ile bir doğa harikasıdır. 

Kavaklıdere Yerküpe Mağarası

Yerküpe Mağarası:

Mağara, Menteşe kasabasının 2 km güneyindedir. 

Yerküpe Mağarasını: geçmişte Yörük çobanlarının çınar ağaçlarının altında hayvanlarını serinletip, elde ettikleri ürünleri saklamak için kullanmışlardır. Yani bu yönüyle mağara “doğal bir buzdolabı” özelliği taşır. Öyle ki yaz aylarında bölgedeki hava sıcaklığı 38 derece iken mağaranın sıcaklığı 5 dereceye kadar düşer. 

Doğu Menteşe dağları üzerinde bulunan Yerküpe mağarası: Genek çayının bir kolu olan Hebil deresi üzerindedir. 

Mağaranın yakınında Kavaklıdere-Menteşe-Çamyayla köyü geçmektedir. 

Yerküpe mağarası genç bir mağaradır. 

Doğal köprü özelliği olan mağara, oluşum ve gelişim yönünden ilginçtir. 

Mağaranın toplam uzunluğu 100 metre olup, tek bir galeriden meydana gelmiştir. 

Genel olarak vadi tabanının eğimine uygun şekilde uzanan mağaranın üst girişi ile alt çıkışı arasında 17 metrelik bir yükselti farkı vardır. 

Mağara içinde küçük iniş ve çıkışlar, tavandan düşen bloklar ve damlataş birikimlerinden kaynaklanmaktadır. 

Genişliği: 3-10 metre, tavan yüksekliği 2-8 metre arasında değişir. 

Tabanda kum ve çakır yığınları bulunur. 

Tabana yakın kenarlarda ve yan duvarlarda, sarkıt ve dikitler mevcuttur. 

Özellikle havuz ilginç bir görünüme sahiptir. 

İçleri su ile dolu olan havuzların boyutları ve derinlikleri, bulundukları bölgeye göre değişmektedir. 

Gerek mağara içi damlataşları ve gerekse doğal çevrenin güzelliği nedeniyle turizm amaçlı kullanıma son derece uygundur. 

Mağara, Belediye olanaklarıyla ziyarete açılmıştır.  

Evet mağarayı ziyaret ederseniz, hemen girişinde muhteşem bir manzara yaratan şelaleyi görebilirsiniz.

Ancak mağara rehber eşliğinde gezilmektedir. 

Mağara doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

Mesire Alanı:

Yerküpe mağarasının hemen üzerinde bulunan düzlük; piknik ve güreş alanı olarak düzenlenmiştir. 

 

 

Muğla Kavaklıdere Hyllarima Antik Kenti

 

Muğla Kavaklıdere Hyllarima Antik Kenti

HYLLARİMA ANTİK KENTİ 

Yeri:

Kavaklıdere-Yatağan yolu üzerinde, Çayboyu köyünden geçip, Derebağ köyüne ulaştığınızda: bu antik kentin bir tepe üzerine yayılmış kalıntılarına ulaşabilirsiniz.

Yani, ilçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Yöre halkı, buraya kale diyor.

 

Önemi:

Kent, Marsyas (Çine çayı) ve Harpasos (Akçay) vadileri arasında dağlık bir alanda yer almaktadır. 

Menderes vadisini iç Karia ve oradan da kıyı kesimlere bağlayan önemli bir geçiş noktası üzerindedir. 

Roma döneminde kentte sikke basılmıştır. 

Kentin tarihi geçmişine bakıldığında, Luvi soyundan gelen Karyalılara ait bir kent olduğu tahmin edilmektedir.

Hyllarima’daki yapılar, MÖ 4’ncü yüzyıl ile MS 7’nci yüzyıl arasına tarihlenir. 

Hititler:

Ancak, kentteki ilk yerleşimin tarihi Hitit dönemine yani günümüzden 3500-4000 yıl öncesine kadar gider.

Kentin Hyllarıma ismi Luwi kökenli olup, Hitit yazıtlarında ismi geçen Wallarima’dan geldiği ve yerel dilde Ullarima olabileceği sanılmaktadır.

Çünkü Hitit metinlerinde, bölge yerleşmelerinin adı, Hitit krallarının Anadolu’ya gerçekleştirdikleri seferler sırasında izledikleri güzergahları ve ele geçirdikleri krallık ve kentlerin anlatıldığı metinlerde karşımıza çıkar.   

Asarcık Tepe’nin yaklaşık 1.5 km kuzeydoğusundaki tepede, ilk çağ kenti Hyllarima yer alır. İsim benzerliğinden dolayı, bu yerleşim veya bölgenin Hitit metinlerinde adı geçen Wallarima olduğuna inanılır. 

Ancak günümüzdeki kalıntılar: Klasik, Helenistik ve Roma dönemine aittir. 

 

Mimari özellikleri:

Kentin doğu yarısı, savunması kolay bir kaya kütlesi üzerinde kuruludur. 

Kentin bu bölümünde: Aphrodisias yönüne açılan Doğu kapı ve buradan tümülüs (Kahraman Mezarı), Bouleuterion (Meclis Binası) ve Agoraya (pazar yeri) ulaşan doğu-batı yönlü ana cadde bulunur.

Kentin batı bölümünde: Anıtsal teras duvarları ve geresindeki yapı kalıntıları bulunur. Konut kalıntıları bu bölümdedir. 

Kentin orta bölümünde: Tiyatro, Boueuterion, Agora gibi önemli kamu yapıları bulunur. 

Kentin güneydoğusunda, Nekropol alanı vardır. 

Kavaklı Hyllarima Tiyatrosu

Tiyatro:

Roma döneminden kalma tiyatronun skenesi yıkılmışsa da yamaca dayalı oturma kademeleri oldukça iyi durumda günümüze ulaşmıştır. 

Tiyatronun bulunduğu yerin, deniz seviyesinden yüksekliği: 780 metredir.

Tiyatro: tek kademelidir.

Kavaklıdere Hyllarima Tiyatro

İzleyicilerin oturdukları bölüm, sahne binasının çevresinde, 180 derece dönmektedir.

Ancak, tiyatroda, resmi kazı çalışmaları yapılmamıştır.

Görünürde dört yol bulunmasına rağmen, sıra başlarındaki muhtemel iki yolla toplam altı merdivenli yol olduğu düşünülmektedir. 

Orkestranın bulunduğu bölüm: 20 metre civarındadır.

Seyircilerin oturduğu bölümlere ise, 6 merdiven yolu ile çıkılabilmektedir.

Tiyatronun 1200 seyirci kapasiteli olduğu tahmin edilmektedir.

2023 yılında Tiyatroda yapılan araştırmalarda, tiyatronun sahne bölümü bir deprem sonucu yıkılmıştır. 

Kavaklıdere Hyllarima Agora

Agora:

Agora’da 2023 yılında yürütülen çalışmalarda Agoranın stoasının bir depremde yıkıldığı anlaşılmıştır. 

Kavaklıdere Hyllarima Agora

Kazı çalışmalarında kentin merkezi noktasında bulunan Agoradaki sınırları belirlenen dükkanlar gün yüzüne çıkarılmıştır. Dükkanlar ana kayaya oyulmuştur. Dükkanların arkasındaki anıtsal çeşme ile dükkanlar arasındaki sokak ve dükkanların önündeki sütunlu alan ve agora meydanı kazıları yapılmıştır. 

Kavaklıdere Hyllarima Surlar

Surlar:

Tiyatro dışında bölgedeki surlar görülebilir. 

Surlar: kaba işlenmiş, dikdörtgen taş bloklarından yapılmış olup, kalınlıkları yer yer 2 metreyi bulmaktadır.

Surların uzunluğu ise yaklaşık 2 km dir. 

Surlar, Legel yapılarındaki taş işçiliği ile yakın benzerlikler gösterir. 

Bu bakımdan kentin tarihinin Dor göçünden önceki yıllara indirmek mümkündür. 

 

Kapı:

Kente girişi sağlayan batı yönündeki kapı ise, gayet iyi korunarak günümüze ulaşmış olup, MÖ.400 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir.

 

Nekropol:

Kentin Nekropol alanı ise, delik deşik görüntü vermektedir ki, defineciler tarafından soyulan bir bölüm olarak görülmektedir.

 

Günümüz:

Antik kalıntılar: tüm görkemiyle, geniş bir alana yapılmış ve çoğu çalılar ve toprak altındadır.

Bugün buraya gelen birini yer yer 3.5 metre yüksekliğini korumuş kulelerle desteklenmiş, 2.5 metre yükseklikte ve 2 metre kalınlıkta sur duvarları karşılar. 

Evet, buraya giderseniz, günümüzde burada görebilecekleriniz: Roma dönemine ait bir tiyatro, kaya mezarları ve sur kalıntılarıdır. Burayı özellikle tarih meraklıları ziyaret edebilirler.

Muğla Kavaklıdere Kyon Antik Kenti

KYON ANTİK KENTİ

Yeri:


Menteşe beldesi yakınlarında, Çamyayla (Bellibal) köyündedir.

 

Önemi:

Kelime anlamı, Helencede “köpek mezarı” dır.

Bizans döneminde ise, buraya: Paliapolis denir.

Kentin ismi ünlü coğrafya yazarı Strabon’un satırlarında geçmesine rağmen yerleşim hakkında başkaca bir bilgiye rastlanmamıştır.

Yörede arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından ve yazılı kaynaklarda, buranın yalnızca ismi zikredildiğinden, antik şehir hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.

Kavaklıdere Kyon Tiyatro

Tiyatro:

Antik kalıntılar içinde en öne çıkanı, tiyatrodur.

Tiyatro: tepeye yaslanmıştır ve evlerin arasındadır.

Oturma sıraları taşlarının işçiliği: komşu kent Hyllarima tiyatrosunun sıraları ile benzerlik göstermektedir.

Ama, bu sıralardan, yalnızca 13 sıra, günümüze ulaşmıştır.

Orkestra çukurluğu altta kalmış ve birkaç sıra üstüne, günümüzde kullanılan Belediye otoparkı yapılmıştır. (Sonradan yani günümüzde bu otopark kaldırılmıştır.)

 

Kalıntılar ve Günümüz:

Bölgeye gittiğinizde, burayı tanıtan herhangi bir levha görmeniz pek mümkün değil.

Aynı zamanda, bölge insanı, burayı ziyarete gelenlere, pek hoş davranmıyor.

Sanırım, kaçak define avcılığının önlenmesi mi demeli, veya bilemiyorum başkaca ne amaçları olabilir, ama dediğim gibi, bu antik kentin ziyaret edilmesine pek anlamlı bakmıyorlar ki, buna kesinlikle hakları olmadığı kesin.

Sonuç olarak, biraz sıkıntılı bir geziye katlanacaksanız, gidin, bu antik şehrin kalıntılarını gezin-görün. Aksi halde, gitmemek te tercihiniz olabilir.

Buradaki antik kent kalıntıları içinde, günümüzde görebilecekleriniz:

Roma dönemine ait bir tiyatro ve çeşitli sunak taşları kalıntılarıdır.

Ancak, Roma döneminde sikke basıldığı bilinen şehrin: sonuçta, nadir sikke basan önemli şehirlerden biri olduğu düşünülmektedir.

 

Muğla Kavaklıdere İnce Kemer Köprüsü

İNCE KEMER KÖPRÜSÜ


Çavdır-Kurucova köyleri arasındadır. Eski Aydın-Muğla karayolu buradan geçmektedir.

Köprü: mitolojideki adı “Marsyas çayı” olan “Çine çayı” üzerindedir.

Köprünün, Roma döneminde, karşıdaki bir yerleşim yerine, borularla su götürülmesi amacıyla yapıldığı düşünülmektedir.

Ancak, köprü, her yapılışı ardından, sel gelir ve yıkılır.

Bu dönemde, burada yaşayan bir kralın çok güzel bir kızı vardır.

Kral: köprüyü, yıkılmayacak şekilde yapacak ustaya, kızını vereceğini söyler.

Bunun üzerine, genç bir usta, yardımcılarını yanına alarak, gece-gündüz çalışarak, günümüzdeki ince kemerli köprüyü yapar.

İçme suyu boruları, köprü üzerine döşenerek, karşı yakaya geçirilir.

Köprü, aradan geçen sürede, yağmur ve seller olsa da yıkılmadan kalır.

Ancak: kızını, ustaya vereceğini söyleyen kral, sözünde durmaz.

Bunun üzerine, köprüyü yapan usta, bir gece kazmasını alır ve köprüyü yıkmaya çalışır.

Bu durumu haber alan kralın adamları: köprüye gelirler ve ustayı köprüden aşağıya atarak öldürürler.

Ancak, usta ölmeden önce, kralın kızı için “mutlu olmaması, köprüden geçtiği takdirde evlat yüzü görmemesi” şeklinde beddua eder.

Bu yüzden: aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, yörede yaşayan genç kızlar: köprü üzerinden geçmezler ve yöre insanı, köprüye “gelin geçmez” köprüsü ismini verir.

Son bir not

Çay üzerinde yapımı sürmekte olan Çine Barajı bitirildikten sonra, bu köprü, barajın su göletinin içinde kalacaktır.

Bu yüzden, bu yakınlarda burayı ziyaret etmenizi öneririm, yoksa bir daha görme şansı kalmayacaktır. Bu arada, ilginç gelişmeler yaşandığını duydum.

Söylenenlere göre: İzmir Anıtlar Kurulu, köprünün başka yere taşınması yönünde karar alırken, Muğla anıtlar kurulu: baraj sularının 50 yıl sonra çekileceği ve köprünün yine, bulunduğu yerde ortaya çıkacağını ifade ederek, köprünün başka yere taşınmasına engel olmuşlardır.

Yıllarca sular altında kalacak köprü, ne kadar sağlam kalarak gelecek nesillere aktarılır, bilemiyorum, umarım bu yönde karar alanlar, işin bilimsel yönünü biliyorlardır ve köprünün, sular altında geçecek 50 yıllık süreçte herhangi bir zarar görmeyeceğini düşünüyorlardır, yoksa öte yandan, 50 yıl sonrasının belirsizliği kimseyi ilgilendirmiyor mu?

Öte yandan, bugüne kadar: ömrünü tamamlayıp, suları çekilen baraj gördünüz mü?

Ülkemizdeki iki resmi kurumun, kendi arasında farklı görüşler öne sürmesi sonucu, 2300 yıllık köprü sular altında kaldı.

Evet, güncel bir not: ince kemer köprüsü, yörede inşa edilen Adnan Menderes Barajının su gölet alanı içinde kalarak, kaybolmuştur.

2300 yıllık geçmişi olan köprü, bir kalemde gözden çıkarılıyor. İşte, tarihe ve tarihi kalıntılara bakış açısı.

Kavaklıdere Asarcık

ASARCIK

3500 yıllık geçmişi olduğu bilinen Asarcık, İlçe merkezine bağlı Çayboyu Mahallesi Asarcık Tepesindedir. 

Arkeolojik araştırma sonuçlarına göre: Asarcık Tepesindeki son yerleşim evresi Anadolu Selçuklu Devleti dönemidir. Türklerin fethinin izlerini birçok yerde görülmektedir. Tepe ele geçirildikten sonra 1240-1250’li yıllarda buraya gelen ilk Türklerin tepenin yamaçlarında bir yerleşim kurduğu görülür. Ön bilgilere göre, bu süreç yaklaşık 100 yıl sürmüştür. 100 yıllık bir Türk dönemi, Asarcık Tepenin son kültürel dönemini oluşturuyor. Türkler açısından ilk yerleşimciler tepenin doğu ve güney yamaçlarında tek mekanlı konutlar oluşturmuşlar ve sur duvarları boyunca bu konut dizileri içerisinde birkaç kuşak boyunca yaşamışlardır. Onlardan bugüne ulaşan en temel veri ise fırınlarıdır. Yapıların içerisinde ve çevresinde fırınlar inşa ettikleri tespit edilmiştir.

Burada arkeolojik kazı çalışmaları devam etmektedir. 

 

 

Burdur Çavdır

Burdur Çavdır
 

Burdur Çavdır: İlçe Burdur-Antalya-Denizli-Fethiye yol güzergahlarının kesiştiği yerdedir. Çavdır, Burdur il merkezine 90 km uzaklıktadır. Çavdır, Denizli arası 90 km, Çavdır, Antalya arası 115 km uzaklık vardır.

Çavdır, Fethiye arası 125 km. dir. Çavdır, Muğla arası 160 km. dir.

TARİHİ

Yörenin bilinen tarihi, Selçuklulara kadar gider. Oğuz Türklerinin Üç Ok kolundan olan Çavuldurların bir kısmı, Anadolu’nun fetih edilmesinden sonra Anadolu’ya geçerler ve bunların bir kısmı bugünkü Dengere köyüne gelerek yerleşirler.

Bir süre sonra Çavdır-Kozağaç, Bayındır-Karapınar ovalarına yayılırlar.

Bugün Pazar dağı olarak bilinen dağın eteklerine Pazar kurarlar ve ürettikleri hayvansal ve tarımsal ürünleri, burada satarlar.

1925-1926 yıllarında bu Pazar, ilçe merkezinin bulunduğu yere taşınır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında bir belediyelik olan Çavdır, 1930 yılında muhtarlık olur.

1952 yılına kadar Tefenni ilçesine bağlıdır, Gölhisar ilçe olunca oraya bağlanır. 1990 tarihinde ilçe statüsü kazanır.

İlçenin isminin kaynağı: Aydın-Denizli istikametinden gelen kervanlar burada konaklar, çadır kurar ve daha sonra Antalya tarafına devam ederlermiş.

Çadır kurulan yer, daha sonraları “Çavdır” olarak anılmış ve ilçenin ismi ortaya çıkmıştır.

Burdur Çavdır
 

GENEL

İlçe merkezi: Batı Torosların üzerinde, genellikle dağlık bir arazidedir. Yöredeki iklim koşulları, Akdeniz-Ege geçiş iklimi özelliklerini yansıtır ve buna göre yazlar sıcak ve kurak, kışlar kısmen soğuk ve az yağışlı geçer.

İlçede Pazar günleri kurulan geleneksel hayvan pazarı, göller bölgesinin en büyük hayvan pazarıdır. Birçok yerden gelen satıcı ve alıcılar, burada buluşurlar.

İlçe merkezine bağlı Söğüt beldesi, seralarda üretilen domateslerin ülke genelinde rağbet görmesi üzerine yoğun üretime geçilmiştir. Yörede çok sayıda sera bulunmaktadır.

Çavdır Meslek Yüksek Okulu
 

ÇAVDIR MESLEK YÜKSEK OKULU

Antalya-Denizli karayolu kenarındadır. 2011-2012 eğitim öğretim yılında faaliyete başlamıştır. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesine bağlıdır. 

İlçe merkezinde öğrencilerin kalabilecekleri, kiralık evler vardır. Ayrıca yine ilçe merkezinde birçok pansiyon bulunur.

GEZİLECEK YERLER

Çavdır Dengere Camisi
 

DENGERE CAMİSİ

İlçe merkezine 12 km uzaklıktaki Bölmepınar köyündedir. Köy, engebeli bir topoğrafya üzerine kurulmuş olup köyün yakınında çıkan bir kaynağa atfen bu ad verilmiştir. Aslında köyün ismi Dengere’dir. 

Ancak kitabesi olmadığından ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez. 15 ile 17’nci yüzyıllar arasında yani Osmanlı döneminde yapıldığı tahmin ediliyor.

Cami, kare planlıdır. Tavan kısmı düz kirişlerle süslüdür.

Cami, içeride 4 ve dışarıda 5 olmak üzere, tabanı oyma işleme mermer ve üstü ahşap 9 direk üzerine inşa edilmiştir.

Ahşaplar oyma ve nebati boya ile boyanmış, kitabesinin sökülerek İsparta-Eğirdir Dündar Bey camisine monte edilmiştir.

Bu nedenle, Dengere camisiyle ilgili bilgilerin yine aynı camide bulunan kütüphaneden temin edilmektedir.

Çavdır Dengere Camisi
 

Minber ahşaptır. Minberde pervaz ve ahşap yüzeyde, geometrik boyama süsler görülür. Bu süslemeler, caminin yaşından daha gençtir, çünkü bu tür süslemelerin bölgede 1800’lerin başında inşa edilmiş bazı yapılarda da görüldükleri ve ortak özellikler taşıdıkları bilinmektedir.

Cami, bir şerefeli minarelidir. Cami, 1968 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiş, yıkılan batı duvarı yeniden yapılmıştır.

Çavdır Höyük

ÇAVDIR HÖYÜK

İlçe merkezinin 2 km güneybatısında, Burdur-Gölhisar karayolunun güneyinde çiftlik mevkiindedir.

Burada 8 metre yükseklikte 700 x 100 metre boyutlarında bir tepe bulunur.

Höyükte yapılan yüzey araştırmalarında: İlk Tunç çağına ait çanak-çömlek parçaları toplanmıştır.

Çavdır Sini Çamı
 

SİNİ ÇAMI

Sini çamı olarak bilinen Kara çam ağacı, ilçe merkezine 6 km uzaklıkta bulunan Kozağaç kasabası yayla yolundadır.

Tek başına duran bu çam ağacının kaç yıllık olduğu bilinmiyor.

Yayla yolundan ayrıca Çavdır barajına da gidilebilir. Çavdır barajında balık avlanıyor.

 

 

 

Burdur şehri tanıtımı.

Denizli şehri tanıtımı.

Adıyaman Samsat

Adıyaman Samsat

Atatürk baraj gölünün hemen kıyısında, muhteşem güzel bir konumdadır. Ancak, tarih boyunca birçok uygarlığın merkezi konumunda bulunan eski Samsat bölgesinin de, gerekli arkeolojik araştırmalar yapılmadan baraj gölünün sularının altında kalması, ülkemizin tarihi ve turizmi açısından büyük bir eksikliktir.

Hatta, bu sular altında kalarak yok olma: örneğin bir Hasankeyf kadar ses getirmemiştir ve sessizce yok olmuştur.

Günümüzde, Atatürk Baraj gölünün yarattığı doğal güzellik dışında, burada tarihi güzellik veya kalıntı görmeniz mümkün değildir.

Adıyaman Samsat

ULAŞIM

Samsat, bağlı bulunduğu Adıyaman il merkezine 47 km. uzaklıktadır.

TARİH

Bölgenin eski ismi “Samusata-Sumaysat” dır ve yörede bulunan en eski yerleşim yerlerinden birisidir. Yöredeki ilk yerleşimcilerin: MÖ.6000’li yıllara kadar gittiği düşünülmektedir.

Hatta: yörenin ilk yerleşimcilerinin, Orta Asya’dan gelen Türklerden Prohititler olduğu tahmin edilmektedir.

Buranın bu kadar önem kazanmasının başlıca nedeni: Fırat nehrinin batı ve doğu kesimleri arasında, en elverişli geçit yerinin burada bulunmasıdır. Samsat, bu yüzden tarih boyunca, önemini korumuştur.

Sümerler döneminde: yöreye “Semizata” ismi verilmiştir. Hititler zamanında ise, yani demir çağında yörenin Hitit krallığının merkezi olduğu anlaşılmıştır.

MÖ. 605 yılında, yörede Babillerin egemenliği görülür. Daha sonra ise, sırası ile: Medler, Persler, Makedonya krallığı ve Selevkosların egemenliği görülür.

MÖ. 69 yılına gelindiğinde ise, bu kez: Kommagene krallığının merkezinin burada bulunduğu anlaşılır. Hatta: Kommagene kralları “Antichos” sanıyla anılırlar.

Bu krallık merkezi dönemlerinde, 150 yıllık süreçte, burada 4 kral tahta geçer. Kral III. Antichos’un Romalılarla yapılan savaşta yenilmesi üzerine, Kommagene krallığı sona erer ve bölge Romalıların hakimiyetine girer.

Bölge: MS. 72 yılında bir Roma eyaleti olur. Ünlü bilgin Lukianus: yine bu dönemde Samsat yöresinde doğar.

Takip eden süreçte: bölge Persler ve Romalılar arasında birçok kez el değiştirir. MS. 271 yılında, Romalılar bölgeyi kesin olarak ele geçirirler. Bu dönemde, bölgedeki yerleşim yerinde, 50 binden fazla insan yaşadığı bilinmektedir.

Hz. Ömer zamanında, Samsat yöresine “Şimşat-Şümişat” ismi verilmiştir. 1203 yılında, Selçuklular bölgeyi ele geçirirler. 1392 yılında, Yıldırım Beyazıt, bölgeyi Osmanlı hakimiyetine sokar.

Bölge: Osmanlı hakimiyetinde bulunduğu sürede, eski önemini kaybeder ve sancak merkezi olur. Takip eden dönemde, süratle küçülür.
Cumhuriyet döneminde, 1960 yılında Samsat ilçe merkezi olur ve Adıyaman iline bağlanır.

Ancak: Atatürk Baraj Gölünün altında kalacak olması nedeniyle, yerleşim yeri, 1988 yılında, eski yerleşim yerinden ayrılarak, günümüzdeki yeni yerleşim yerine taşınmıştır.

Samsat isminin kaynağına gelince: Ortaçağ’ın ilk dönemlerinde yani 4’ncü yüzyılın başlarında, Ermeniler, Hıristiyanlığı kabul etmeden önce, ateşperest idiler.

Yani, güneşe tapıyorlardı. Bu yüzden, Ermenilere: Arevebaşt veya Arevorti deniliyordu. Bunlar, 14’ncü yüzyıla kadar olan süreçte, Samsat yöresinde yaşadılar.

Bu yüzden, Samsat: Güneş Diyarı değil, güneşe tapanların memleketi olarak bilinmektedir. Ancak, İslam ordularının bölgeyi ele geçirmesiyle, Samosata olan bölgenin ismi, Arap şivesine uydurularak, Sümeysat olarak değiştirilmiştir.

Osmanlıların son dönemlerinde ise, yörenin ismi, Sümeysat olarak bilinir ve takip eden süreçte, bu kelime değişerek günümüze Samsat olarak gelmiştir.

Adıyaman Samsat

 

Adıyaman Samsat

 

Adıyaman Samsat

GENEL

Yöre, Adıyaman ilinin güneydoğu kesimindedir ve yüz ölçümü 338 km. karedir. Yörenin batısında, doğusunda ve güneyinde: Atatürk Barajı Gölü bulunmaktadır. Yani: üç tarafı baraj gölü ile çevrilmiş bir yarım ada şeklindedir.

Denizden yükseklik: 610 metredir.

Coğrafi yapı: güneye doğru eğimlerle alçalan bir ova şeklindedir.
İklim değerlendirildiğinde ise, yazları oldukça sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı iklim özellikleri görülür. Özellikle: Atatürk Barajının yapılmasının ardından, nem oranı artmıştır.

Yörede yaşayan insanların başlıca ekonomik etkinlikleri, tarım üzerinedir. Özellikle Samsat’ta ilk akla gelen tütündür. İlçede yıllık tütün üretim kapasitesi 700 ton civarındadır.

Evet, Samsat ile ilgili en önemli husus, buranın 2017 ve 2018 yıllarında iki büyük depremle sarsılmış olması ve ilçe konutlarının üçte ikisinin harap olması, ilçe nüfusunun büyük bölümünün çadır ve konteynerlerde yaşamasıdır ve bu durum hala yani 2020 yılına girdiğimiz bu ilk günlerde devam etmektedir.

Aldığım bilgiye göre, Samsat ilçe merkezi, bulunduğu yerden yine taşınacakmış, yeni istikamet Saffan Dede Türbesinin bulunduğu bölge imiş. Peki, bu ilçe merkezi eski yerinden bugünkü yerine yani buraya taşınırken, niye deprem analizi, zemin analizi yapılmamış, bu sorunun cevabı yok.

Adıyaman Samsat

GEZİLECEK YERLER

EFSANE

Kommagene ülkesinin başkenti Samsat’ta (Samosata) oturan bir kral vardır.

Kralın güzel kızına her ülkeden talipler gelir.

Hepsi de geniş topraklar, sonsuz paralar sunar.

Kral, içme suyu problemi bulunan şehre, suyu önce kim getirirse kızı ona vereceğini söyler.

Yarışmacılar birbirleriyle çekişerek kızı düşünerek geceli gündüzlü çalışırlar.

Bir gün şehir halkı, yakınlarına kadar uzanan ve her gün ilerleyen dev su kanallarını görür.

Arkasından şehre hayat veren sular akmaya başlar.

Arsameia’nın genç prensi bugüne kadar kalan su kanallarıyla şehre su akıtır.

Prens, prensesle evlenerek çalışmalarının karşılığını Samsat’tan alır.

 

ESKİ SAMSAT (SAMOSATA) ANTİK KENTİ:

Samosata Fırat nehrinin sağ kıyısında, Samsat’ın önceki yerine yerleşmiş eski bir kentti, fakat Atatürk Barajı tarafından sular altında kaldığı için artık ulaşılamıyor. 

Şehrin, Anadolu’nun antik toplulukları arasındaki Hattiler ya da Hititler tarafından kurulmuş olabileceğine inanılıyor. 

MÖ 333 yılında büyük Asya seferine çıkan Makedonya Kralı Büyük İskender’in kontrolüne girmiştir. Makedonyalıların hükümranlık alanına dahil edilmesinin ardından Kommagene ismiyle anılmaya başlanan bölge, İskender’in beklenmedik ölümünden sonra generalleri tarafından kurulduğu bilinen Helenistik krallıklardan birinin, Suriye merkezli Selevkosların egemenliğini tanıdı. 

MÖ 69 yılında kurulan Helenistik Kommagene Krallığının başkentidir. Kommagene’de Antiochia olarak adlandırılmıştır.  

Tarihte filozof Lukianos’un doğduğu şehir olarak bilinir.

Şehrin büyük bir kısmı Atatürk Barajının suları altında kalmıştır. Ancak kalıntılar ve höyükler hala görülebilmektedir. 

Samsat Kalesi

SAMSAT KALESİ

Fırat nehrine hakim bir tepe üzerinde kurulmuş tarihi bir kaledir. 

Kale, tarihte Kommagene krallığı tarafından yapılmış bir kale olarak bilinir. Selçuklu devleti zamanında İslam topraklarına katılmıştır. 

Yukarıda Efsane olarak sözünü ettiğim konu burası ile bağlantılı yani kaleye su getirilmiştir. 

Kale baraj suları nedeniyle zarar görmüş olsa da bölge ziyaret edilebilmektedir. 

Roma ve Bizans dönemlerinden izler taşır. 

Samsat Saat Kulesi

SAMSAT SAAT KULESİ

İlçe merkezinde yükselen saat kulesi, ilçenin simgesel yapılarından biridir. Modern şehirleşme sürecinde inşa edilen bu kule, çevresiyle birlikte estetik bir meydan düzenlemesine sahiptir.

Kulenin bulunduğu alan akşam saatlerinde daha hareketli hale gelir. Işıklandırılması ve çevresindeki oturma alanlarıyla, dinlenmek isteyenler için ideal bir ortam yaratır. 

Samsat Emine Fırat Taziye ve Kültür Evi

EMİNE FIRAT TAZİYE VE KÜLTÜR EVİ

İlçe merkezindedir. Hem sosyal hem de kültürel amaçlarla kullanılan önemli bir yapıdır. Yerel halkın acı ve sevinç günlerinde bir araya geldiği bu mekan, toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir işleve sahiptir. Binanın mimarisi modern çizgilere sahiptir ve çevresi düzenli peyzaj çalışmalarıyla desteklenmiştir. 

 

SAMSAT ARKEOLOJİ PARKI

Burası bölgenin zengin arkeolojik geçmişini sergileyen önemli bir tarihi alandır.

Park, Roma, Bizans ve İslam dönemlerine ait kalıntıları barındırarak, ziyaretçilere tarih boyunca yaşamış medeniyetlerin izlerini takip etme fırsatı sunar. Özellikle Roma dönemine ait hamam kalıntıları ve su yolları dikkat çekicidir. 

Ziyaretçiler, parkın sunduğu doğal ve tarihi güzelliklerin tadını çıkarırken, aynı zamanda doğa yürüyüşleri ve fotoğraf çekimleri gibi çeşitli aktivitelerle de meşgul olabilirler.  

 

Adıyaman Samsat Höyüğü

 

ESKİ SAMSAT HÖYÜĞÜ

Bu höyük hakkında bilgi vermeden önce bilmenizi isterim, höyük bugün tamamen Atatürk Barajı göl suları altındadır, ben sadece Samsat’ın geçmişi hakkında bilgi sahibi olmanız açısından, hani buralarda yani Samsat’ın niye bir kalesi yok, Samsat’ın eski yerleşim yeri neresidir sorularınıza cevap olması açısından bu höyükle ilgili kısa bilgi vermek istiyorum.

Höyük, Fırat nehrini batı yakasında, deniz seviyesinden 500 metre kadar yüksektedir.

Büyüklüğü yaklaşık olarak kuzey-güney doğrultusunda 250 metre uzunluğunda ve doğu-batı doğrultusunda 150 metre genişliğindedir.

Ovadan 50-60 metre yüksekliktedir.

Anıtsal höyük, güney doğu Anadolu’nun çok çeşitli yerleşme tabakalarına sahip en önemli merkezlerdendir.

Dümdüz ovada, bütün heybetiyle yükselirdi.

Fırat’ı geçişte ana merkezlerden biriydi.

Satıh seramik buluntularına göre, geçmişi MÖ 5000-3000 yıllarına kadar gider.

Hasankeyf ve Anadolu’nun diğer birçok yerindeki sanat eseri mozaikler, Samsatlı ustalar tarafından yapılmıştır.

Antik kent, Kommagene krallığına kışlık başkentlik yapmıştır.

Mezopotamya’nın kalbi Samsat, iskeleti ise Hasankeyf olarak kabul edilir.

Roma döneminde doğu bölgesine yerleştirilen lejyonların ana karargahı Samsat’tadır.

Höyükte bulunan kalenin duvarları, 814 yılında Abbasiler döneminde onarılır. 856 yılında kale yine tahrip edilir.

İslam coğrafyacıları ve tarihçileri, Samsat’tan “çok sağlam bir kale” olarak söz ederler.

Abbasi tarihçilerinden Masudi, Samsat’tan “Toprak Kale” diye söz eder.

1114 yılında büyük bir deprem sonucu şehir harap olur. 1170 yılında Suriye’deki deprem Samsat’ı olumsuz etkiler ve bunun sonucunda kale yenilenir.

Samsat’ta ilk olarak 1964 yılında batı yamacında bir sondaj yapan Amerikalı Arkeolog Theresa Goell, daha sonra 1967 yılında çeşitli Amerikan kuruluşlarının yardımıyla üç ay süren kazı yaptı.

Bu kazıda, höyüğün ortasından enlemesine bir çukur kazıldı. Para, cam ve seramik buluntular ele geçti.

Kazıda saray mutfağı, kiler olarak tanımlanan kısımlar ve çeşitli girift odalar bulundu.

Buluntular Gaziantep, Adıyaman ve Ankara müzelerindedir. 1978-1979 yılları arasında ODTÜ tarafından kurtarma kazıları yapıldı.

Bu kazılarda, cam ve seramik buluntularıyla aynı devirlere tarihlenen çeşitli Artuklu, Selçuklu, Eyyubi ve erken İslam devri paraları bulundu.

12 ve 13’ncü yüzyıllara ait bir kale saray yerleşmesiyle ilgili ip uçları bulundu.

1981 yılında höyük üzerindeki geniş bir alan açılmış, aşağı şehirde bir kare kazılmış, Urfa kapısı temizlenmiştir.

Sarayın merkez avlusu olduğu düşünülen bölümü 14.65 x 20.55 metre ölçülerinde mozaik köşelidir.

İslam dönemine ait 1.8 metre çapında bir kuyuya atılmış 5 iskelet bulunmuştur.

En altta, yüzükoyun yatan iskeletin boyun hizasında, Abbasi döneminden beş altın sikke ve gümüş sikkeler vardır.

Altın sikkelerden biri Harunürreşit (706-709), ikisi ise Mütevekkil (822-861) dönemlerine aittir.

Kalenin içerisinde yapılan kazılarda gizli koridorlar tespit edilmiş ancak yolun tamamının nereye çıktığı bulunamadan kale sular altında kalmıştır.

Böylece tarihin beşiği sayılan Samsat, tüm sırlarıyla birlikte, bugün dünyanın en büyük barajlarından olan Atatürk Barajı suları altında kalmıştır.

Sonuç: stratejik önemli bir kale saray olan Samsat’ta lüks cam ve seramik eşyalar kadar, askerlerin ve hizmetkarların kullandıkları anlaşılan sırlı seramiklerin ve süslü camların aynı çağın Suriye malzemesiyle büyük benzerlik gösterdiği görülür.

Aynı gelenek ve teknik özelliklerle işlenen malzemenin, Suriye’den gelen ustalarla Anadolu’ya girdiği kabul edilir.

Çıkarılan eserler, günümüzde yöredeki müzelerde sergilenmektedir.

 

KÜÇÜK HASAN TÜRBESİ

İlçe merkezindedir.

Yöreye gelmiş olan Sahabelerden biri olduğu söylenir.

Daha önce türbesi Samsat’ta imiş, ancak eski Samsat sular altında kalınca, türbe Samsat’taki yeni yerine taşınmıştır.

Türbe dikdörtgen ve betonarmedir. Yapının üstünde bir çatı ve içinde sanduka bulunan sade bir türbedir. 

İçinde Küçük Hasan’ın sandukası vardır.

Genellikle çocuğu olmayan kadınlar türbeyi ziyaret eder.

Adak için küçük taşları, türbeye yapıştırırlar.

Taş yapışırsa çocuklarının olacağına inanılır.

Bazı rivayetler var: Türbede zaman zaman ışıklar görülür.

Türbe taşınırken Küçük Hasan’ın cesedinin bozulmadan kaldığı görülmüştür.

Bir de menkıbe anlatalım: Eski Samsat’ta Küçük Hasan ziyaretinin eski yerinde bir ofis (Buğday ambarı) varmış. Ofisin bekçisi geceleyin bir bakmış ki ziyarette ışık yanıyor. Sonra gözüne başka bir dünya canlanmış. 

 

Adıyaman Samsat Safvan Bin Muattal (Saffan Dede) Türbesi

 

Adıyaman Samsat Safvan Bin Muattal (Saffan Dede) Türbesi

 

SAFVAN BİN MUATTAL (SAFFAN DEDE) TÜRBESİ

Taşkuyu (Bircik) köyünde bir tepe üzerindedir.

İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır.

Türbeye gitmek için, Adıyaman-Kahta karayolunun 28’nci km den (Samsat yol ayırımı) Samsat yoluna dönülüp, Samsat yolu takip edilerek Samsat’a 10 km kala sol tarafta yeni yapılmakta olan cami yolun girin, yol boyu türbenin tabelalarını göreceksiniz.

Sahabe Safvan bin Muttalın bulunduğu türbedir.

Burası, ülkemizde kabri net olarak bilinen ve kanıtlanan iki sahabeden biridir.

Yöre halkının “Sahabe-i Paki” dediği Saffan Bin Muattal, Ben-i Süleym Kabilesinde doğmuş, Hz. Peygamberin hicretinden yaklaşık 4 yıl sonra Medine’ye gelerek Müslüman olmuş bir sahabedir.

Zor zamanlarda Müslüman olan Safvan Bin Muattal, Hz Peygamber tarafından “Sakatu’l-Ceyş (Ordu artçısı) olarak görevlendirilmiştir.

Ayrıca İslam tarihinde “İfk Olayı” olarak bilinen olaya adı karışmış ve bu olayda, adı ayetle temize çıkarılmıştır.

İslam Ordusu ile birlikte Şam, Irak ve Cezire çevresine yapılan sefere katılarak, Urfa civarına gelmiştir.

Ordunun bir kısmı, doğuya Diyarbakır bölgesine, bir kısmı da kuzeye, yani Adıyaman bölgesine yönelmiştir.

640 tarihinde Adıyaman bölgesine yönelen ordunun başında, Hz Safvan Bin Muattal vardı.

Bölgenin fethedilmesinden sonra, buraya yerleşmeye karar vermiştir.

Emeviler döneminde yöreye vali olarak görevlendirilen büyük sahabe, ömrünün 40 yılını burada geçirmiş ve İslamiyet’in yayılması sırasında, Bizanslılarla yapılan savaşta yaralanmış ve bu topraklarda 679 yılında şehit olmuştur.

Şehit olduğu yer, Samsat, şehit olduğu dönem ise, 2’nci Halife Hz. Ömer dönemidir.

Samsat ilçesine 5 km uzaklıkta bulunan eski türbe yapısı, Mehmet Ali Efendi tarafından yaptırılmış ve 2011 yılında yenilenerek çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Yeni türbe yapısı, giriş, haremlik-selamlık şeklinde düzenlenerek erkek ve kadınlar için ayrı giriş yapılmıştır.

Üst örtüsü içten yuvarlak kubbe iken, dışarıdan ise yuvarlak kubbeyi sivri bir külah örtmektedir.

Diğer bir oda içerisinde ise Sahabe Safvan bin Muttal’ın sandukası bulunmaktadır.

Evet efsaneler: Türbede bulunan bakır kapları yenileriyle değiştirmek isteyen bir kişi türbeye girince, türbe sallanmaya başlar, ziyaretçi kapları alacağına iki kap bırakıp türbeden kaçar.

Çünkü veli, türbesinden bir şey alınmasına izin vermezmiş.

Eğer birisi türbeden bir şey alacak olursa, başına kötü şeyler geleceğine inanılır.

Özellikle dini günlerde burası bayağı kalabalık oluyor.

Ancak, unutmayın burada konaklama imkanı yok.

En yakın yer Kahta, Kahta ilçesinde uygun fiyata ve ortalama kalitede çok sayıda otel var, yeme içme konusunda ise yine Kahta önerilir, hatta burayı ziyarete gelirken yanınızda içecek suyunuzu getirmeyi unutmayın, çünkü bulamazsınız yok.

Aslında burada yıllardır devam eden ama bir türlü bitirilemeyen bir Külliye yapılanması da bulunuyor.

Bu durumun nedeni, burayı bazen Kahta bazen Adıyaman Valiliğinin sahiplenmesidir.

Samsat Müftülüğü, Samsat Belediyesi de yeri geliyor sahipleniyor.

Özellikle, önemli günlerde herkes sahipleniyor ama sonuçta bu Külliye hala tamamlanamıyor.

Samsat Fırat nehri kıyıları tekne turları

FIRAT NEHRİ KIYILARI:

Nehir kıyısında yaklaşık 30 hektarlık bir alan: mağaralar, antik yollar, mezarlar ve sunu çukurları içeren karma bir kültürel alan barındırıyor. 

Bu mağaralar: Neolitik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden kalıntılar içeriyor. 

Bazı mağaralar, çok katlı yapılardır. Yani farklı katlarda mağara mekanları bulunur. 

Roma dönemine ait mezarlar ve sunu çukurları da bu alanda dikkat çekiyor. 

Sürekli su seviyesi nedeniyle bazı mağaraların alt katları suyla kaplanmış ya da su seviyesine oldukça yakın, bu da hem tekne turu hem de manzara açısından dikkat çekicidir.

Antik dönemde Fırat nehrine iniş yolları varmış, bu da nehrin o zamanlarda bir ulaşım yolu olarak da kullanıldığını gösteriyor, kayıklarla ulaşımın yapılması muhtemelmiş.

Tekne turları ve kamp alanları için oldukça uygundur. Ziyaretçiler kıyı boyunca küçük kayıklarla gezinti yapabiliyorlar. 

Baraj gölü manzaraları fotoğrafçılık için çok popülerdir.

Samsat Sahil Parkı

SAMSAT SAHİL PARKI:

Yeni yerleşim alanında düzenlenmiş bir rekreasyon alanıdır. 

Atatürk Baraj gölünün kıyısındadır. Alanda hem rekreasyon (piknik, doğa) hem de su turizmi açısından değerlendiriliyor. 

Bakacak mevkiinde banklar, kamelyalar ve park alanları kuruluyor. 

Samsat Atatürk Baraj gölü kıyısı

Yürüyüş, piknik ve dinlenme için tercih edilir. Atatürk Baraj gölü üzerinde gezi tekneleri var, sahilden tekneyle geziler yapılabiliyor. 

Kıyıdaki tepeye kurulan zipline hattı ile baraj gölü üzerinde adrenalin aktiviteleri mevcuttur. 

Samsat Zipline

Zipline: yüksek bir noktadan daha alçak bir noktaya gerilen 310 metre uzunluğundaki çelik halat ile baraj göletinin üzerinde kayılıyor. Zipline yapmak için gelenlere bir de kafeterya açılmıştır. 

Samsat Sahil

SAMSAT BEACH;

Burası ilçe merkezine yakın Kale Mahallesindeki bir plajdır ve özellikle doğal güzellikleriyle dikkat çeker. Plaj, Fırat Nehrinin oluşturduğu etkileyici manzaralar ve 

 

Adıyaman şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.