Gaziantep Karkamış

karkamış harabeleri.1
Gaziantep Karkamış


Evet: Kadeş Savaşının ve tarihin ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşmasının yapıldığı yer olan Kargamış, günümüzde gezme şansınız yok. Ama: yakın gelecekte, buradaki mayınların temizlenmesi çalışmaları sürdürülüyor, yakın gelecekte turizme açılınca, buraya mutlaka çok yoğun bir turizm potansiyeli akacak.

Çünkü: gerçekten geçmiş incelendiğinde, burada muhteşem büyük bir medeniyetin, daha doğrusu medeniyetlerin izlerini görmek mümkün.

ULAŞIM

Gaziantep Karkamış: Karkamış ilçesi, Gaziantep’in güneydoğusunda, il merkezine 75 km uzaklıktadır.

İLÇENİN ADI

Gaziantep Karkamış: Söylentilere göre: Karkamış adı, Sümerlerin ünlü kralı Gılgamıştan gelir. Sözcük ve yapı olarak: Karkamış ve Gılgamış birbirine yakın iki ad. Bilindiği üzere, bu destan, baştan sona kadar, Gılgamış’ın yaşam mücadelesi, maceraları ve seyahatlerini konu almaktadır.

TARİHİ

Gaziantep Karkamış: Karkamış’ın iki yüzü vardır. Birincisi: tarihin derinliklerinde yer almış, uygarlıklara, savaşlara ve saldırılara sahne olmuş, belgeleri ve izleri ile tarihe ışık tutmuş eski Karkamış. Diğeri, onun devamı olan ve eskinin mirasına sahip, şimdiki yani günümüzdeki Karkamış.

Eski Karkamış; Fırat nehrinin akış yönüne göre, nehrin hemen sağında kurulmuş. Daha sonra belirlenen Türkiye-Suriye sınırının, Fırat ile kesiştiği üçgenin köşesinde. Artık mayınlanmış o saha içerisinde, maziyi andıran bir tümsek yığını gibi, dünden bugüne, çağlar ötesinden günümüze ışık tutuyor. Birçok uygarlığın izleri ve kalıntılarını bağrında saklıyor. Eski kent; yıkıla-yapıla, sonuçta bir tümsek görünümü almış. Ne sarayları kalmış ayakta, ne surları. Tarihi değerleri yağmalanmış, heykel ve sanat değeri olan eserler tahrip edilmiş durumda. Kabartma resimli duvarları, yerli bir edilmiş ve ne savaş arabalarını çeken azgın atları, ne aslanları ve ne de kuvvetin simgesi boğaları kalmış artık. Eski kent, ölgün bir harabe.

Çivi yazısı belgelerden: Karkamış şehrinin adına, ilk defa Mari arşivi belgelerinde rastlanır. Hamurabi devrinde, Karkamış’ın Mari’ye tabi bir şehir olduğu anlaşılır. Takip eden tarihi süreçte; Hamurabi sülalesine, Hitit kralı 1. Murşil tarafından son verilir. 1. Murşil; Babil’e giderken; Halep ve Karkamış’ı ele geçirir. Hitit krallığının zayıflaması üzerine; Mısır firavunları; bölgeyi ele geçirir ve Kargamış, uzun süre, Mısırlıların egemenliğinde kalır. Ancak: Hitit kralı 2.Murşil zamanında, Karkamış yine Hititlilerin egemenliğine girer.

Karkamış’ın en önemli ve en çok bilinen devri: Geç Hitit devridir. MÖ.1200 yıllarında, Frig’ler; Anadolu’da kasırga gibi her yeri yakıp-yıkarlar. Bunlardan kaçan Hititler; Güney ve Güneydoğu Anadolu’da, yeni krallıklar kurarlar. Karkamış’ta: Milit krallığı kurulur. Bu devirde: şehrin çevresi, surlarla çevrilir. Ayrıca: bir iç kale vardır. Şehir gelişmiş, komşu şehir ve krallıklarla ticari ve siyasi ilişkiler kurulmuştur.

Evet: 300 yıl, Geç Hitit krallığının merkezi olan şehir; MÖ.109 yıllarında komşuları Asurlular tarafından işgal edilir. Karkamış; artık bir Asur eyaletidir. Takip eden tarihi süreçte: önce Babilliler ve daha sonra Persler görülür. Takip eden tarihi süreçte: Roma, Bizans ve Araplar görülür.

Osmanlı devletini kuracak olan “Kayılar”, Anadolu’ya Karkamış’a yakın bir noktadan Fırat’ı geçerek ulaşırlar. Geçiş sırasında, suda boğulan boy beyi Süleyman Şah’ın mezarının bulunduğu “Caber Kalesi”nin Karkamış’a uzaklığı: 30 km. dir.

Karkamış; eski kenti, ilk olarak, 1876 yılında, İngiliz Hogatrh tarafından bulunmuş. Takip eden tarihi süreçte; İngilizler, yaptıkları korsan kazılar ile, birçok değerli eseri çalarak ülkelerine götürmüşler.

Karkamış Tren Garı

KARKAMIŞ TREN GARI:

Osmanlı döneminden kalma, taş işçiliği dikkat çeken ve hala kullanılan bu gar, görülmeye değerdir.

Klasik Alman mimarisi etkilerini taşıyan, kesme taşlardan yapılmış, 2 katlı istasyon binası, bölgenin sembollerinden biridir.

1900’lü yılların başında inşa edilmiştir.

Garın hemen yakınında, antik kent girişleri ve meşhur Karkamış Köprüsü (tren köprüsü) vardır.

Karkamış Köprüsü

KARKAMIŞ KÖPRÜSÜ.

Bölgenin en ikonik ve stratejik yapılarından biridir.

Bağdat demiryolu projesinin bir parçası olarak Alman mühendisler tarafından inşa edilmiştir.

Çelik kafes yapısı ve taş ayaklarıyla Fırat Nehri üzerinde görkemli bir duruş sergiler.

Suriye sınırına çok yakın bir noktada bulunan köprü, Türkiye ile Suriye arasındaki demiryolu bağlantısını sağlar.

Karkamış Barajı

FIRAT NEHRİ VE KARKAMIŞ BARAJI:

Antik kentin hemen yanında akan Fırat Nehri, muhteşem bir manzara yaratmaktadır.

Baraj hem enerji üretimi hem de nehir akışının düzenlenmesi amacıyla yapılmıştır. Türkiye nin Fırat nehri üzerindeki son barajıdır. Baraj gölü çevresinde sulak alanlar, özellikle kış aylarında birçok göçmen kuş türüne ev sahipliği yapar.

 

Karkamış Harabeleri

KARKAMIŞ HARABELERİ

Karkamış ilçesi yakınlarında, Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerindedir. İlçe merkezine 1 km. uzaklıktadır. Antik kentin bir kısmı Suriye topraklarında bulunmaktadır. Yakın doğu arkeolojisinin en önemli yerleşimlerinden biridir.
Kent: MÖ.2 bin yılda, Anadolu’dan Mezopotamya’ya ve Mısır’a uzanan yolların, önemli kavşak noktasında kurulmuştu.

 

Tarihi geçmişi:

Karkamış krallarından söz eden ilk belge: MÖ.1700 yıllarında ortaya çıkar. MÖ.1650 yıllarında, Hitit kralı Hattuşili I.; Karkamış ve çevresindeki kentleri alarak, kuzey Suriye yolunun güvenliğini sağlar. Tarihi süreç içinde, kent daha sonraları: Mitannilerin egemenliği altına girer. Ancak: Şuppiluliuma I. döneminde, yeniden Hititlere bağlanır.

Hitit imparatorluğunun yıkılmasından sonra, kent, Geç Hitit krallığından birinin merkezi olur. Kent: MÖ.717 yılında, Asur kralı II. Sargon tarafından, yakılıp-yıkılır ve Asur topraklarına katılır.

Kentin Planı: 

Karkamış: Dış kent, iç kent ve kale olmak üzere, üç bölümden oluşur. Dikdörtgen planlıdır. Yönetsel ve dinsel işlevli yapılar, kentin çekirdeğini oluşturur. Yapılar: Hitit-Asur üslubunda kabartmalarla kaplı, siyah bazalt ve beyaz kireç taşı ortostatlarla süslüdür. Bulunan kabartmaların çokluğu: Geç Hitit dönemine tarihlenir.

Karkamış Harabeleri
GEÇ HİTİT SARAY ALANI VE DEV KORUMA ÇATISI:

Alanın en dikkat çekici noktası, Geç Hitit dönemine ait Saray Alanıdır.

Saray iç kale (Akropol) ile Aşağı Şehir arasındaki bağlantı noktasında, Fırat nehrine hakim bir tepede kurulmuştur.

MÖ 9 ncu yüzyıla kadar uzanan Geç Hitit döneminin en önemli yönetim merkezlerinden biridir.

Bu saray, Hitit İmparatorluğunun yıkılmasından sonra, bölgede Hitit geleneklerini sürdüren “Karkamış Krallığı” nın ihtişamını yansıtır.

O dönemde Yakın Doğu mimarisinde çok popüler olan “Bit-Hilani” tarzında inşa edilmiştir. Ön cephesinde genellikle iki veya üç büyük sütun bulunan, görkemli bir giriş bulunur.

Girişten sonra büyük, dikdörtgen bir taht odasına geçilir.

Genellikle 2 katlıdır, alt kat yönetim ve resmi kabuller, üst kat ise kraliyet ailesinin özel yaşam alanı olarak kullanılırdı.

 

Ostostatlar (Kabartma Taş Bloklar)

Sarayı diğerlerinden ayıran en büyük özellik, duvarların alt kısımlarını süsleyen Ostostat denilen kabartmalı taş bloklardır.

Bu kabartmalar: Tanrıça Kupapa ve onun adına yapılan tören alayındaki: askerlerin, rahiplerin, çeşitli hayvanları taşıyan kişilerin, uzun ve düz kılıçlarla silahlanmış prenslerin, savaş arabalarının, karışık yaratıkların, koruyucu hayvanların yer aldığı tören alanı betimlemeleriyle, MÖ. 1000 yıl başlarındaki yaşam biçimine, giysilerine ve kültürlerine ışık tutmaktadır.

Kabartmaların üzerinde genellikle Luvice (Anadolu Hiyeroglifi) yazılmış ve kralların başarılarını anlatan yazıtlar yer alır.

Kargamış kabartmalarının büyük çoğunluğu, bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Bu sarayda hüküm sürmüş en önemli 3 kral şunlardır:

1 Kral: Katuwa

MÖ 900 civarında hüküm sürmüştür. Şehri gerçek bir sanat merkezine dönüştürmüştür. Saray alanındaki meşhur “Süreç Yolu” ve Fırtına Tanrısı Tarhunza adına yapılan tapınağın büyük kısmını o inşa ettirmiştir.

Yazıtlarda kendisinden “Karkamış’ın Ülke Beyi” olarak bahsedilir. Döneminde bölgedeki diğer şehir devletleri üzerinde büyük bir otorite kurmuştur.

Bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen en ünlü kabartmaların çoğu, onun döneminde yapılmıştır.

 

2 Kral: Sangara (MÖ 870-848)

Karkamış’ın hem çok zengin hem de büyük bir tehditle (Asur İmparatorluğu) karşı karşıya kaldığı bir dönemdir.

Asur kayıtlarında Sangara nın adı sık geçer. Asur Kralı III Salmanasar’a o kadar büyük miktarda altın, gümüş ve fildişi haraç vermiştir ki, bu durum Karkamış sarayının ne  kadar devasa bir hazineye sahip olduğunu kanıtlar. Savaşmak yerine zenginliğini kullanarak şehrini istiladan korumaya çalışmıştır.

 

 

3 Kral.Yariri: (MÖ 790 civarı)

Karkamış’ın en entelektüel ve vizyoner kralıdır. Yazıtlarında 8 farklı dil ve 4 farklı yazı bildiğini belirtmiştir. Bu, Karkamış’ın o dönemde ne kadar kozmopolit ve ticari bir merkez olduğunu gösterir. Saray duvarlarında, kraliyet çocuklarının (Kral Karmani ve kardeşleri) eğitim gördüğünü, aşık kemikleriyle oynadığını gösteren çok insani nadir kabartmalar onun dönemine aittir. Aslında, tahtın gerçek varisi Kamani küçük olduğu için ona naiplik yapmıştır. Ancak şehri bir altın çağ gibi yönetmiştir.

 

Bu kralların yönetim dönemlerinde saraydaki diğer ayrıntılar:

Bu kralların saraylarında sadece protokol yoktu. Arkeolojik kazılarda saray mutfaklarında özel mühürlü kaplar, lüks şarap küpleri ve Mezopotamya’dan ithal edilmiş egzotik eşyalar bulunmuştur. Yani bu krallar, Fırat manzarasına karşı oldukça lüks ve entelektüel bir hayat sürüyordu.

 

ANTİK YOLLAR VE MEYDANLAR:

Karkamış, Türkiye de Hitit döneminden kalma antik döşeme taş yollarda yürünebilecek nadir yollardan biridir.

İç kent ve Dış Kent: Savunma duvarları ve kapı girişleri var.

Tapınak Kalıntıları: Fırat nehri manzarasına karşı yükselen dini yapıların temelleri görülebilir.

Hilani Tepi Evler: Dönemin karakteristik sivil mimari örneklerini görebilirsiniz.

 

Süreç Yolu-Tören Yolu:

Bu yol, antik çağda dini bayramlarda ve kraliyet törenlerinde, tanrı heykellerinin ve orduların geçtiği ana güzergahtı. Yolun her iki yanında, bazalt taşlar üzerine işlenmiş muazzam kabartmalar (ortostatlar) bulunur. Bu kabartmalar genellikle koyu renkli bazalt ve açık renkli kireçtaşının ardışık kullanılmasıyla oluşturulmuş, görsel bir ritim yakalanmıştır.

Yolun duvarlarında: mızraklı askerler, kalkan taşıyan savaşçılar ve tanrılara sunu yapan rahipler gibi figürler çok net bir şekilde görülmektedir.

Antik dönemde şehre gelen elçiler veya misafirler, bu yoldan geçerek kralın ve ordusunun gücüne tanıklık ederlerdi.

Bu yolun büyük kısmı Kral Katuwa döneminde bugünkü ihtişamına kavuşmuştur.

Bugün arkeoparkı ziyaret ettiğinizde, binlerce yıl önce Hitit krallarının ve askerlerinin yürüdüğü orijinal taş döşemeler üzerinde yürüyebilirsiniz.

Yolun sonunda, Fırtına Tanrısı Tarhunza nın tapınağı ve saray girişi vardır.

Bu rota, antik kentin kalbine giden en etkili yoldur.

 

FIRTINA TANRISI TARHUNZA TAPINAĞI:

Antik kentin en yüksek noktalarından birinde, saray kompleksiyle bağlantılı bir konumdadır. Hititlerin baş tanrısı olan Tarhunza ya adanmıştır. Tapınağın girişinde devasa bazalt taşlar ve dini ritüelleri betimleyen kabartmalar vardır.

Özellikle kurban sunma sahneleri ve rahiplerin tasvirler bu alanda çokça görülür.

Kalıntılarda tapınağın iç bölümleri, sunak yerleri ve tanrı heykelinin muhtemelen yerleştirildiği kutsal oda (Cella) temelleri seçilebilmektedir.

Tapınak alanı, Fırat Nehrine hakim bir konumda olduğu için hem stratejik hem de ruhani bir atmosfere sahiptir.

 

KALINTILARDA GEZİ:

1911-1914 yıllarında İngilizler tarafından yapılan kazılarda bulunan, ancak eksik olan bazı Hitit kabartmalarının parçaları, 2011 yılında yapılan Türk-İtalyan kazılarında bulunmuştur.

Karkamış Antik Kenti, sınır hattında olduğu ve kazı çalışmaları devam ettiği için zaman zaman güvenlik gerekçesiyle kısıtlamalara tabi tutulmaktadır.

Ancak genel olarak Arkeopark ziyarete açıktır. Ancak burayı ziyaret etmek isterseniz, gitmeden önce mutlaka Karkamış Kaymakamlığından ziyarete açık olup olmadığını öğreniniz.

 

 

 

Gaziantep tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için.

 

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Aizonai, işte tarih, işte mükemmellik, işte hazine, mutlaka ama mutlaka gidin, görün. Ben buraya üç kez gittim, her seferinde büyük bir keyif aldım, inanılmaz güzel, inanılmaz tarihi bir yer, mutlaka zaman ayırın, mutlaka burayı gidin görün.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

ULAŞIM

Aizonai antik şehri: Kütahya il merkezine 57 km. uzaklıktadır. Kütahya karayolundan yaklaşık 50 km. gittikten sonra, Çavdarhisar ilçesini hemen geçince, Emet yönüne dönülerek ulaşılıyor.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

GENEL

Kralların şehrine yakışan bu mimarinin bulunduğu alanda, her ne kadar çevre dikenli tellerle kapatılarak korunmaya alışmışsa da, bazen istenilmeyen görüntülerle karşılaşma şansı çok fazla.

Bu görüntülerin başında, burası bir yandan turizme açılmaya çalışılırken, öte yandan antik kalıntılar içinde koyun sürüleri ve bunlar tarafından kirletilen antik kalıntılar.

Ayrıca: antik kalıntılar üzerine kurulmuş, bir köy yerleşimi var. Ama bu köy yerleşimindeki evler o kadar kötü olmuş ve Sit alanı olması nedeniyle herhangi bir tamirat, yenileme veya restorasyon yapılamadığından, çevre tamamen harabe olmuş ve her an yıkılabilecek enkaz evlerle dolu.

Bir diğer söylenti, bu evlerin Gediz depreminden sonra terk edildiği şeklindedir. Ama ne olursa olsun ziyaretçilere gayet kötü bir görüntü sunuyorlar.

Evet, gelelim antik kentin bulunmasına

Antik kentteki kazılar, burada, MÖ.3000 yıllarına kadar uzanan dönemde ait yerleşim tabakalarını ortaya çıkarmıştır. Yani, Roma döneminde bugünkü halini alan kentte aslında çok daha önceki dönemlerde, eski uygarlıklar tarafından yerleşim sağlanmıştır.

Pausanias isimli bir yazar: Penkalas nehrinin kıyısındaki bir mağarada: “Ana Tanrıçaya” tapınıldığını anlatır.

Ama, şehir; en önemli ve çağdaş görünümünü Roma döneminde yaşıyor. Özellikle: Efes kenti ile aynı dönemde, burası, ikinci bir Efes şehri olarak nitelendiriliyor.

Kent, ismini: Zeus’un kızı Su Perisi “Erato” ile Efsanevi kral “Arkas”ın birleşmesinden ortaya çıkmış “Azan” isimli mitolojik kahramandan almıştır.

Azan isimli bu mitolojik kahraman, aynı zamanda, Frigyalıların mitolojik kahramanı olan “Azan” dır. Şehir kuruluşundan sonra kullanılan bir diğer ismi ise: Aezani’dir.

Kent: Penkalas (günümüzdeki ismi: Kocaçay) ırmağının iki yakasında kurulmuştur. İlk yerleşimcileri: Frigya’ya bağlı olarak yaşayan “Aizanistler” dir.

Bunları takip eden dönemlerde ise: Bergama krallığı ve MÖ.133 yılında ise, Roma egemenliği görülmektedir.

MÖ. 1’nci yüzyılın son çeyreğinde ve erken Augustus döneminde (MÖ.27. MS.14) yıllarına ait sikkelerde, kentin adı “Ezeaniton” olarak geçmektedir.

Daha sonra, takip eden süreçte: yani Roma egemenliği dönemlerinde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimiyle zenginleşen şehrin ünü: sınırları aşmıştır. En parlak ve ihtişamlı günleri ise; MS.117-138 yılları arasında görülür.

O dönemde, antik kentte, 120 bin kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.

Kuruluş aşamasında, kentin ilk görkemli yapısı olarak: Zeus Tapınağı kurulmuştur. Bu dönemde, şehir, Yunan şehirler birliğine alınır. İmar faaliyetleri artar.

MS. 2’nci yüzyılın ortalarında ise, küçük Zeus Tapınağı çevresinde, galerilerle çevrilmiş olan “Agora” inşa edilir. Tiyatro, Stadium, hamam ve spor yerleri yeniden onarılır.

Takip eden dönemde

Roma imparatorluk toprakları ikiye ayrılınca, bölgede Bizans egemenliği başlar. Bizans döneminde: Hıristiyanlığın yoğunlaşması ile burası da bir piskoposluk merkezi haline gelir.

Kent: 7. yüzyılda önemini kaybeder ve 13. yüzyılda ise bölgeye Çavdar Tatarları yerleştirilir ve bu nedenle, bölge “Çavdarhisar” olarak anılmaya başlanır.

Derken: 1824 yılında: Avrupalı gezginler tarafından, Aizonai antik kenti bulunur. Antik kent: 1830-1840 yılları arasında incelenir ve 1926 yılından itibaren ise, bölgede, Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı çalışmalarına başlanır. Bu çalışmalar, günümüzde de sürdürülmektedir.

Antik kentte, günümüzde görebileceğiniz başlıca kalıntılar: şehrin Roma hükümranlık dönemlerinden kalmadır. Görebileceğiniz antik eserler: Zeus Tapınağı, Borsa, Stadium ve Anfi Tiyatro, Mozaikli hamam, Antik köprüler ve Sütunlu cadde.

Bunlardan kısaca söz etmek istiyorum. Ancak, buradaki köyün evlerinin çoğunun duvarlarının düzgün kesme taşlardan yapılmış olduğunu göreceksiniz. Evet, malzeme bol, garip karşılamamak gerek. Ancak, bu evlerin bir kısmı: 1969 Gediz depreminden sonra terk edilmiş.

Yani. Terk edilen bu evler ve antik kent kalıntıları, çok ilginç bir manzara oluşturuyor. Bu arada, antik kentten çıkarılan eserlerin bir kısmı, halen Kütahya Müzesinde sergileniyor.

GEZİ PLANI

Ana yoldan ayrıldıktan sonra, tabelalar yardımı ile “Aizonai” antik şehrine rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Önce gezmenizi önereceğim yer: Zeus tapınağıdır. Zeus Tapınağı hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce, bilmenizi istediğim hususlar var.

Tapınak alanı: tel örgülerle çevrilmiş ve giriş ücretli yazılı olmasına ve tapınak alanının içinde hemen sağ bölümde bir konteynır içinde güvenlik görevlileri bulunmasına rağmen; giriş ücreti ödenmiyor.

Siz zaten kapıdan girişten itibaren, karşınızda bir anıt gibi duran muhteşem yapıyı görünce etkileniyorsunuz. Ama, yine de hemen buraya girmeyi değil de, hemen sağ yanda bulunan yine tel örgülerle çevrelenmiş, bölgeden toplanan taş eserlerin bulunduğu yeri önce gezin.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Sonra: çok çok ilgi çeken, kadın büstünün bulunduğu taş bölümü görün ve daha sonra, Zeus Tapınağının bulunduğu yere tırmanın.

Burada, yani tapınak alanı içinde, duvarlardaki yazıtları görün, ayrıca tapınak alanının altındaki boşluğu mutlaka ve mutlaka inin. Buraya, demir merdivenlerle iniliyor ve herhangi bir sorun yok.

Ama dediğim gibi unutmayın ve bu alttaki boş alana mutlaka inin, sıcak bir günde klima gibi bir güzel havası olan, bu mistik alanı mutlaka görün. Bu alan bir zamanlar: tapınağın kehanet merkezi ve deposu olarak kullanılmıştır.

Evet, buyurun dünya üzerinde benzeri olmayan, günümüze kadar sağlam olarak gelebilmiş, muhteşem bir tarih hazinesini gezmeye.

Hemen tapınak alanının giriş kapısı önünde, aracınızı park edebilirsiniz.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

ZEUS TAPINAĞI

Evet burası günümüzde Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesi.

Burada, Roma döneminde Aizonai isimli bir şehir kurulur ve şehrin en kutsal alanı olarak seçilen yere Zeus Tapınağı yapılmasına karar verilir.

Ancak, bu kutsal alan olarak kabul edilen höyük: Anadolu’nun erken evrelerine ait tabakalar bulundurur.

Tapınak avlusu seviyesinin hemen altında, Erken Bronz çağına (MÖ 2800-2500) ait seramik parçaları bulunmuştur. Ayrıca: Tunç çağına ait zemini kerpiç ve çakıldan yapılmış, şevli duvarlara sahip iki mekan tespit edilmiştir.

Tapınağın yapılması için, bu tabakalar ortadan kaldırılmıştır.

Muhtemelen, bu ortadan kaldırılan tabakaların molozları, tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmıştır.

Evet, günümüzde: Zeus Tapınağı, yukarıda belirttiğim gibi Çavdarhisar ilçesinde, Aizonai antik şehrinde, Perkalas Çayının batı kıyısında 200 metre uzaklıktadır.

 

Önemi

Zeus Tapınağı oldukça önemlidir. Çünkü dünya üzerinde benzeri yoktur. Gerek plan olarak ve gerekse dünya üzerinde günümüze en sağlam gelebilmiş bir tapınaktır.

 

Tapınağın yapımı

Tapınak, şehir içinde ve çevresinde bulunan toprakların sahibiydi.

Tapınak yapımı için gerekli harcamalar, geniş tapınak arazilerinin kiraya verilmesiyle sağlanmaya çalışılıyordu.

Hadrian döneminde, Aizonai ve Roma arasındaki en temel sorun, şehre ait olan toprakların yönetimi konusundaydı.

Zeus tapınağına bağlı olduğu düşünülen topraklar hakkında, İmparator Hadrian dönemine ait gayet net ve ayrıntılı yazıtlar, tapınağın duvarlarında bulunmaktadır.

Ancak, arazileri kiralayanlar, uzun süre para ödememek için direndiler.

Bunun üzerine, İmparator Hadrianus devreye girdi ve paralar ödenince; MS 92 yılında İmparator Damitianus döneminde başlanan tapınak inşasına devam edildi.

Tapınak: MS 2’nci yüzyılda, İmparator Hadrian döneminde (MS 117-138) tamamlandı.

Evet, bir tepe üzerinde bulunan Tapınak, Aizonai şehrinin ana kutsal alanıydı.

 

Mimari Özellikleri

Roma döneminde yapılmış olmasına rağmen, Hermogenes tarafından Magnesia’da yaratılan Helenistik dönem özelliklerine özgü biçimde yapılmıştır.

Aynı plan, Ankara Augustus Tapınağında da kullanılmıştır.

Hermogenes’in Helenistik dönem mimarisi için ortaya koyduğu kurallar çerçevesinde: naosu çevreleyen peristasisin eni, iki sütun genişliğindedir.

Dolayısıyla tipik Helen mimarlık özelliği olan pseudodipteros plan uygulanmıştır.

Çok basamaklı podyum da, Helenistik dönem özelliklerindendir.

Cella tonozla örtülü bir alt yapı üzerine konumlandırılmıştır.

Bu bir Roma mimarisi özelliğidir.

Cella içinde: bir Zeus heykelinin bulunduğu düşünülür, ancak bu heykel günümüze ulaşmamıştır.

Ancak, yapılan arkeolojik araştırmalarda, tapınak içinde Zeus’un kutsal kuşu olan “Kartal” heykeli bulunmuştur.

Promaos (giriş), naos-cella (ana oda) ve opistodomos’tan (arka oda) oluşan ana yapının altında, Anadolu’da kullanımı çok yaygın olmayan, yüksek tonozlu bir galeri bulunur.

Tapınağın girişi doğudadır ve pronaos önünde 4 sütun bulunur.

Batı yüzündeki opisthodoms kısmında ise, kompozit başlıklı 2 sütun vardır.

Opisthodomos ve cella arasında, alt kata inen ahşap bir merdiven vardır.

 

Tapınağın sayısal ölçüleri

Tapınağın oturduğu podyum ölçüleri: 130 x 112 metredir. Tapınağın oturduğu ölçüler ise, 53 x 35 metredir.

 

Pronaos (giriş) duvarlarındaki yazıtlar

Tapınağın ön galeri duvarlarında, İmparator Hadrian ve Aizonai için önemli hizmet görmüş Apuleius’u öven yazıtlar bulunur.

Pronaos duvarının dış ve iç yüzeylerinde bulunan Yunanca ve Latince yazıtlarda: tapınağın klerolarının (tarım arazileri) kiralarına ait tartışmaların ve kararların yer aldığı Hadrian dönemine ait yazışmaların birer örneği bulunur.

İmparator ile şehir arasında, bu konu ile ilgili yazışmalar, Aizonai için o kadar önemliydi ki, tapınağın ön galerisinin kuzey tarafında, özel olarak hazırlanmış bir bölüme, bu yazıt konmuş ve bugün de görülmektedir.

Aynı duvarın dış tarafındaki yazıtta ise, şehirde 4 Numaralı köprünün yazıtından tanınan M. Apulerius Eurykles’ten söz edilmektedir.

Yazıtta: Eurykles’in erdemlerinden ve şehir için yaptığı işlerden, övgü ile söz edilmektedir.

 

Çizimler-Duvarlara kazınan resimler

Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşların üzerinde, çeşitli çizimler var.

MS 13’ncü yüzyılda Anadolu’daki Moğol istilası sonrasında, bölgeye gelen Çavdar Tatarları, tapınağın çevresine bir duvar örerek, tapınağı kale olarak kullanırlar.

Bu dönemde, tapınağın duvarlarına 300’den fazla Çavdar Tatarlarına ait: at, okçu, süvari, tuğ taşıyan süvari, kopuz çalan insanlar gibi çeşitli figürler kazınmıştır.

Grafitilerin büyük çoğunluğu, kuzey duvarının dış ve iç yüzeyinde bulunmaktadır.

Grafitilerin birçoğunun gurup halinde yapılmış olması, yapım teknikleri ve birbirini takip eden kompozisyonları, bunların aynı topluluk tarafından yapıldığını gösterir.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Sütunlar

Tapınağın en dikkat çekici özelliklerinden biri, sütunlarıdır.

İlk inşa edildiğinde, tapınağı çevreleyen 42 sütun bulunduğu biliniyor. Ancak bunlardan 16 sütun günümüze ulaşmıştır.

En düz olanlar “dor sütunu”, yargıç saçı şeklinde süslü olanlar “İon sütunu” ve çiçekli-böcekli en süslü sütunlar ise “Korint sütunları” dır.

Tapınağın anıtsallığını güçlendiren, monolit (tek parça) sütun gövdelerine, kaide ve başlıklar da eklendiğinde, sütunların toplam yüksekliği 9.51 metredir.

Tapınağın çevreleyen sütunların kaideleri, Asia İon tarzındadır.

Promaos (giriş) ve opisthodomos’da (arka oda) bulunan sütunlarda ise, Attik-İon kaide kullanılmıştır.

Ön ve arka yüzde (doğu-batı) 8 sütun, yan cephelerde (kuzey-güney) 15 İon sütunu bulunur.

Sütunlar 24 yivlidir.

İç bükey yivlerin genişliği altta 11 cm, yukarıda ise 9.5 cm dir.

Bu ölçüler, sütunların yukarıya doğru, zarif bir şekilde inceldiğini gösterir.

İç bükey yivlerin sonlandığı noktada, amphora motifleri vardır.

Bu motifler; üzerine gelen volütlü İon başlıklarını zenginleştirir.

Başlıkların üzerinde bulunan 3 faskiyalı arşitravlar, üst yapının günümüze kadar ulaşan mimari öğeleridir.

Tapınağın kısa taraf, ön yüzündeki orta sütun aralığı, diğer sütun aralıklarından daha geniştir. Ancak bu bir İon mimari özelliğidir.

Sütunlar ile iç mekan arasındaki uzaklık: sütunların kendi aralarındaki uzaklıktan 2 kat fazladır.

Sütunların birbirine bağlantı yerlerinde, kurşun kirişler görülür. Hatta, bu kirişlerden bazıları parçalanmıştır.

 

Akroterler 

Tapınağın bezemelerinden özellikle akroterlik ilgi çekicidir.

(Akroter: alınlık üçgeninin tepesi ve köşelerinde bulunan figürler, süslemelerdir.)

Batı alınlığında, orta akroter “akantus dalları ve yaprakları arasında Tanrıça Kybele” büstü ile bezenmiştir. Doğu alınlığındaki akroterde ise, “Zeus Büstü” bulunmaktadır.

Tapınağın altındaki galeri

Tapınakla ilgili, ilginç bir ayrıntı da burada, tapınağın altındadır.

Bu galeri, kilitleme tonozlama metoduyla inşa edilmiştir.

Celladan buraya inen bir ahşap merdiven bulunur.

Burası, bu plan ile Anadolu’da pek alışılmamış bir özellik gösterir.

Roma mimari sanatında, pek görülmeyen bir yapı biçimidir.

Çünkü benzeri yoktur.

Gelelim, galerinin yapılış-kullanım amaçlarına:

Bu konuda başlıca iki görüş bulunmaktadır.

 

1’nci Görüş

Tapınağın alt galerisinin, değerli sunuları depolamak amaçlı kullanıldığı şeklindedir.

 

2’nci Görüş

Şehrin yaklaşık 4 km güneyinde bulunan Kybele (Meter Steunene) kutsal alanındaki kültün, tapınağın inşasından sonra buraya taşındığı ve tapınakta hem Zeus’a ve hem de Kybele’ye tapınıldığı şeklindedir.

Bu görüşün kanıtı olarak şunlar tespit edilmiştir.

Tonozlu yapıda Kybele’yi simgeleyen terracota figürinleri bulunmuştur.

Ayrıca, bulunan bir yazıtta, Zeus ve Kybele yan yana yazılmıştır.

Tonozlu yapıya geçişi sağlayan geçit opisthodomosdan (arka oda), ahşaptan yapılmış bir merdivenle sağlanıyordu.

Cellaya (ana oda) geçişi sağlayan pronaos üzerinde bulunan alınlığın akroterinde bir erkek figürü bulunuyor, opisthodomos (arka oda) üzerindeki alınlığın orta akroterinde ise bir kadın figürü bulunuyor.

Daha fazla ayrıntıya girildiğinde ise: Kybele, Zeus’u koybantların gürültülü dansları eşliğinde, bir mağarada doğurmuştur.

Pausanias, Aizonai yakınlarında Steunos adını taşıyan bir mağarada, Meter Steunene adı ile Kybele’nin tapınım gördüğünü belirtmiştir.

Zeus’un, burada bir mağarada Kybele tarafından doğurulduğuna inanılmış ve hem Kybele hem de Zeus’a gönderme yapılarak Tapınak inşa edilmiştir.

Hatta, Kybele Zeus’u bir mağarada doğurduğu için, burayı tapınak alanının altına sanki bir mağara gibi inşa etmişlerdir.

 

3’ncü Görüş

Son bir görüş ise, buranın bir kehanet merkezi olduğu şeklindedir.

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Tapınağın önündeki kadın büstü

Tapınağın kuzeybatı alınlığında, bir kadın büstü vardır.

Bunun bulunması, bu tapınağın sadece tanrıların babası Zeus’a değil aynı zamanda Aizonai’te Meter Steunene adıyla tapılan Anadolu’nun Kybele tanrıçasına da adanmış olduğunu gösterir.

Ancak son araştırmalarda, tapınağın çift tanrıya ( hem Zeus’a hem de Kybele’ye) adanmış olduğu anlaşılmıştır.

Medusa görünümündeki bir zemin üzerinde, saçlı bir figürdür.

Akroter denilen bu devasa heykel, zamanında meydana gelen depremler sonucu, Zeus Tapınağının üzerinden düşmüş olmalıdır ve tapınağın önünde, buluntu yerine yakın bir yere konulmuştur.

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı Agora

AGORA

Zeus Tapınağının tam önündeki sütunlu avlu ve içinde bulunan Hereon’dan oluşuyor. Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan Hereon’un şehrin ileri gelenlerinden biri için yapılmış, bir anıt mezar olduğu sanılıyor.

Agoranın güneyinde, ona yapışık olarak yapılmış “Dor Agorası” var.

Çoğu köy bahçeleri ve evlerinin altında kalan bu görkemli yapıların az bir kısmı, ayakta kalabilmiştir.

Zeus Tapınağından sonra: Tapınak alanının hemen karşısında bulunan Tiyatro-Stadyum kompleksinin bulunduğu yere doğru gidiyoruz.

Yine, dar ve toprak bir yoldan bir süre ilerledikten sonra aracımızı bırakıyoruz ve büyük taş-kaya blokların üzerinde ilerleyerek, bölgeyi gezmeye başlıyoruz.

Karşımıza ilk çıkan yapı: Hamam.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Hamam

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Hamam

HAMAM

MS.3. yüzyıl ortalarından şehrin kuzeydoğusunda, aslında var olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine, ikinci büyük bir hamam yapılmıştır. Hamam mekanlarının birinde, ortada “Satyr ve Menad” betimli, kaliteli bir mozaik taban görülmektedir.

MS.4 ve 5’nci yüzyıldan sonra, bu hamamın, ana mekanı düzenlenmiş ve Aizonai’nin erken Hıristiyan cemaatinin yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür.

Hamamda: merkezi bir ısıtma sistemine ait kalıntılar görülmektedir. Hamam yapısının önünde, spor çalışmalarının yapıldığı, kare biçimli büyük bir avlu olan “Palaesrtra” bulunmaktadır. Mozaikleri burada görmelisiniz.

Evet, biz yine gezimize devam edelim.

Hamam yapısından sonra: yürümeye devam ettiğimizde, karşımıza önce stadyum ve daha geride tiyatro çıkıyor. Gerçekten ortasındaki boşluk ve yanlarında oturma sıraları ile stadyum ve hemen yanındaki tiyatro, gayet belirgin olarak karşımıza çıkıyor.

Ama, bölge o kadar karışık ki, umarım ilgililer-görevliler, bir gün gelir bu karışıklığı toparlayacak düzenlemeye giderler ve kesinlikle, karşımıza “Efes” antik kentinden daha muhteşem bir kent çıkacaktır.

Taşların-kayaların üzerinde biraz da akrobatlık yaparak, kekik kokularını hissederek ve uzaktan, Zeus Tapınağını izleyerek, rüzgarın büyüsü ile bölgede gezinmeye devam ediyoruz. Bu arada, gerek Stadyum ve gerekse Tiyatro hakkında ayrıntılı bilgiler:

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

STADİON VE TİYATRO

Evet, burada göreceğiniz Stadion-Tiyatro kombinasyonunun, dünya üzerinde başka bir benzeri yoktur.

Yani, tiyatro o dönemlerden farklı olarak, stadyumla bitişik yapılmıştır. Aynı alanı, beraberce paylaşıyorlar.

Tiyatronun 20 bin kişi kapasiteli ve ona bitişik stadyumun ise 13.500 kişi kapasiteli olduğu sanılıyor. Uzun stadyum, hala çok belirgin. Madalya alanların şerefine madalyaları simgeleyen kabartmalar, stadyum girişinde, hala zarar görmemiş bir şekilde görülebiliyor.

Stadyumda yapılan araştırmalar: buranın MS. 160 yılından sonra yapılmaya başlandığını, aralıklarla MS. 3. yüzyıl ortalarına kadar bir yapım süreci geçtiği tahmin edilmektedir. Stadyum oturma sıraları: hafif çokgen biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir.

Stadyum’un tiyatroya bakan batı cephesi, mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Daha sonra, stadyum genişletilirken, buraya ikinci bir kat eklenmiştir

Bu bölgeyi de gezdikten sonra: arabamıza biniyoruz ve geri dönüyoruz. Zeus Tapınağını geçtikten hemen sonra, sağ bölüme ara yola giriyoruz.

Sağımızda Zeus Tapınağı kutsal alanı, solumuzda bir sürü virane ev ve bunları geçiyoruz, sola kıvrılıyoruz, önce bir antik Roma dönemi köprüsü üzerinden geçiyoruz ve bu kez hedefimiz, dünyanın ilk Borsa yapısı ve antik sütunlu cadde.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Köprüler

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Köprüler

           

ANTİK KÖPRÜLER

Antik köprüler: Penkalas denilen (günümüzdeki Kocaçay) ırmak üzerinde bulunmaktadırlar. İlkbaharda, bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış, koruma duvarı bulunuyormuş.

Köprüyü geçmeden önce, ırmak kenarına bakın, köprü başında su kenarında bir mezar taşı göreceksiniz. Ama, bu mezar taşı, bir zamanlar çamaşır yıkamak için kullanılmıştır.  Köprünün diğer başındaki mezar taşı ise, dikilmiş ve arasından bir boru geçirilerek çeşme yapılmıştır.

Şehir, bu ırmağın her iki yakasında kurulduğu için, antik dönemde, ırmak üzerinde: yalnızca yaya geçişlerine uygun bir ahşap köprü ve kesme taştan yapılan 5 köprü bulunuyordu.

Kemerli taş köprülerden, günümüze yalnızca 2 tanesi ulaşmıştır. Ahşap köprü elbette yok, ama günümüze ulaşan kemerli taş köprüler, günümüzde bile, halen gerek yaya ve gerekse araç geçişleri için izin veriyor.

Bu taş köprülerden birinin korkuluk kaidesi üzerindeki yazıtta: köprünün açılış töreninin MS. 157 yılında, Eylül ayında yapıldığı belirtiliyor. Bu köprüye, 1990 yılında, yeni korkuluklar konumlu ve yeniden kaplanmıştır.

Bir diğer köprü üzerindeki yazıtta ise: zamanında Aizonai şehrinin zenginlerinden birinin, Roma’dan dönerken denizde geçirdiği kaza sonrasında yaptığı adaktan dolayı, bu köprüyü, MS.159 yılında, yaptırdığı anlaşılıyor.

Hatta: köprüdeki deniz canlıları ve gemi kabartmaları bunun şahitleridir. Bunları anlatan, sözünü ettiğim yazıt ise, hala orada, köprünün yanında, günümüze kadar ulaşmış, okunabiliyor.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

             

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Şimdi sırada, dünya üzerinde ilk “Borsa” yapısı olarak kabul edilen bir yere gidiyoruz.

Buraya ulaşmadan hemen önce, yine bir  Roma dönemi taş köprüsünden geçiyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, bu köprülerden günümüze kadar ulaşan iki tanesi, hala, ulaşımda kullanılıyor.

Muhteşem bir duygu ile, köprünün üzerinden araba ile geçiyoruz ve hemen orada bulunan bölgeye arabamızı park ediyoruz. Hemen karşımızda: bir boşluk alan, onun sağında bir minare kalıntısı görülüyor.

Alanın sol bölümünde ise yine birkaç sütun görülüyor. Bulunduğumuz alanın dere kıyısında kalan bölümünde ise: tamamen harabe haline gelmiş, yıkık veya yıkılmak üzere olan evler harabeleri var.

Ama, köprünün hemen yanında, Çavdarhisar Belediyesi tarafından yapıldığı yazılı, ahşaptan yapılmış tuvalet nispeten temiz görüntüsü ile ve buraya gelenlere bir
hizmet olarak, gayet iyi düşünülerek yapılmıştır.

Evet önce Borsa yapısı yani yuvarlık yapıdan söz etmek istiyorum.

YUVARLAK YAPI-MACELLUM

1970 yılındaki büyük Gediz depreminde, burada bulunan köy camisi yıkılınca, ortaya bir yapı kalıntısı çıkıyor. Bunlar araştırıldığında ise, buranın yuvarlak bir yapı olduğu anlaşılmış ve Macellum ismi ile anılmaya başlanmıştır.

Evet, bu yuvarlak yapı, büyük olasılıkla MS.2. yüzyılda gıda pazarı, et ve balık pazarı olarak kullanılmıştır.

Yapının bir duvarında: bir kanun yazılıdır. Bu kanunda: borsada toplanan malların fiyatları belirlenirken, bütün mamullerin alabileceği en yüksek fiyat belirleniyor ve fiyatlar sınırlandırılıyordu.

Kanunun belirleyicisi: Roma imparatoru Diocletianus’tur. İmparator, 301 yılında enflasyonla mücadele için, ücret tespitleri yapar. İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış fiyatlarını belirler ve fiyat artışlarını, yani enflasyonu engeller.

Örneğin: kuvvetli bir köle, 2 eşek fiyatına, yani 30 bin dinara, bir at ise 3 köle fiyatına eşitlenir. Tüm bunlar: Macellum denilen ve dünyanın ilk borsa binası unvanını alan bu yapının duvarlarında yazılıdır.

Takip eden dönemde, tüccarların stok yapmaları ve bazı sorunlar ortaya çıktığından, serbest dalgalanmalara geçilmiştir. Evet, yapının duvarlarındaki yazıtta belirtilen bu kanan Romalılar tarafından kapitalizmin ağır kurallarına karşı çıkartılan devletçi kanun olarak tarihe geçer.

Antik  dönemde, yapının hemen yanındaki 6-7 metre yüksekliğindeki kuleye çıkarak, ürünlerin satılabileceği fiyatlar belirleniyormuş.

Yapının bulunduğu cadde kenarındaki sütunların bir kısmı, restorasyon çalışmalarında ayağa kaldırılmıştır.

Dükkan kapıları, bu sütunlu yola açılıyormuş.

Borsa yapısının hemen yanında bulunan cami minaresi kalıntısının içinden, dar merdivenlerden çıkarak üst bölüme ulaşabilirsiniz.

Buradan sonra, hemen 50 metre soldaki sütunlu antik caddeye gidiyoruz. Burası da, birkaç sütun görülebilen ve yer döşemesindeki büyük yassı mermerler olan bir cadde yapısıdır. Bir zamanlar, elbette daha haşmetli ve daha büyük olması gerekirdi.

Günümüzde ise, bu muhteşem cadde, her iki yönde, yine bölgedeki virane-harabe evlerin önünde kesiliyor. Sanırım bu evler ortadan kaldırıldığında, cadde tüm ihtişamı ile ortaya çıkacaktır.

Evet, bu antik sütunlu cadde hakkındaki ayrıntılı bilgiler:

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde

             

 

 

 

 

ANTİK SÜTUNLU CADDE

Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası, 1991-1995 yılları arasında kazılmıştır. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre, MS. 400 yıllarına tarihlenen sütunlu bir cadde ortaya çıkarılmıştır.

Sütun ve kaide parçaları, neredeyse tamamıyla ele geçirildiğinden, mermer tanımlamaları az miktarda yapılarak yeniden ayağa kaldırılmıştır.

Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka taraflarına yerleştirildiler. Ayrıca, malların satışa sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi insanları yağmur ve güneşten koruyan çatının yapılması için, antik diğer yapılardan malzemeler sağlanmıştır.

Değişikliğe uğrayıp kullanılmayan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konulmuşlardır.

Böylece kuzeydoğu galerilerinin önünde bir yazıt kaidesi önünde, soylu bayan Markia Tapeiz onur yazıtı, fülüt çalan panter postlu çıplak bir Sapyerenin mermerden heykeli, bir araya getirilmiştir.

Evet, burada, yapımı için tapınak yıkılan ve 6. yüzyıla kadar varlığını koruyan sütunlu bir cadde görülüyor.

Cadde bir deprem sonucunda harap olmuş, sütunları yıkılmıştır. Sütunlu caddenin yapılması için ortadan kaldırılan tapınak ise, daha önceki dönemlerden kalan Artemis Tapınağıdır. Antik sütunlu caddenin, Roma imparatoru Claudius  döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Zengin süslemeleriyle dikkati çeken kuzeydoğu galerilerinin görkemli ion başlıkları, biraz önce sözünü ettiğim ve yıkılan tapınağa aittir. Sütunlu caddenin uzunluğunun 450 metre olduğu tahmin ediliyor.

Evet, özellikle ve mutlaka sizlerin de dikkatini çekecektir ki, bu bölge, diğer bölgelerden farklı olarak ziyaretçiler tarafından yoğun olarak kirletilmiş olarak görülüyor.

Her yan: bira şişeleri, pet su şişeleri, sigara paketi ve diğer birçok atık ile kirletilmiş durumda. Sanırım buraya yetkili-görevliler pek uğramıyorlar, bence buraya insanların bu tür atıkları atmaları için, birkaç çöp kutusu-tenekesi konulsa, bu pislik olmayacaktır.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Evet, burayı da gezdikten sonra: bölgedeki diğer gezilebilecek yerler hakkında, sizlere kısa kısa bilgiler vermek istiyorum. Gerek buraya ayırdığınız zaman ve gerekse ilgi düzeyinize göre, belirteceğim yerler arasından seçin ve gidip buraları da gezebilirsiniz.

NEKROPOLLER

Şehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde: çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir. Çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizonai bölgesi için, tipik olan kapı biçimli mezar taşları, bunlar arasındadır.

Kapı biçimli mezar taşları: mezar mimarisinde, öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu, MS.2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazılardan, kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler görülür. Kadın mezar taşları üzerinde: yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerin kinde ise: kartal, aslan ve boğa resimleri bulunmaktadır.

1990 ve 1991 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında : Aizonai’nin 2 km. güneybatısında, Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda: görkemli iki mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır.

Haçvari plana sahip, batıdaki mezar yapısı içinde: lahit koymak için yapılmış nişler bulunmaktadır. Bugün: Kütahya Müzesinin ana salonunda sergilenen, Helenlerle-Amazonların savaşını gösteren üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur.

Doğudaki dört kemerli yapı; Ortaçağ’da küçük bir Bizans şapeline dönüştürülmüştür. Burada da, Eros betimli mermer lahidin alt kısmı bulunmuştur.

Bu parça da, Kütahya Müzesinin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler ve dolayısı ile mezar yapıları, MS.155-165 yılları arasına tarihlenmektedir.

METER STEUNENE KUTSAL ALANI

Şehrin bilinen en eski kutsal alanı “Tanrıça Meter Steunene” ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki derin kaya indir.

Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda: ele geçirilmiş pişmiş toprak kült figürinleri, MÖ.1. yüzyıl ile MS.2. yüzyıl arasına tarihlenmektedir. Bu da Meter Steunene kutsal alanının, MÖ.1. yüzyıldan çok önceleri bile kullanıldığını göstermektedir.

Kaya kesintisinin üstünde taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru da kutsal alanın,  daha erken dönemlerine ait olmalıdır. Burada, halkın inancına göre, kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve doğanın hakimi, Anadolu’nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.

ANTİK BARAJ VE TAŞ OCAKLARI

Sel felaketinden korunmak için, antik dönemde, Penkalas Nehri (Bedir dere) üzerine inşa edilmiştir. Günümüze, iyi korunarak gelmiş bir baraj duvarı var.

Bu yapı, çoğu oturma basamağı olan, devşirme, mermer parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki kayalıklarda, antik dönemde, buranın taş ocağı olarak kullanıldığını işaret eden izler görülmektedir.

İspanya Madrid

İspanya Madrid

İspanya Madrid;

Benim gözümden kaçan ve beğendiğiniz, ilgi çeken yerler varsa, lütfen yorum olarak bırakın, ben buraya ekleyeyim ve bizlerden sonra bu şehre giden ziyaretçiler, buraları da gezip görsünler. Hepinize Madrid şehrinde iyi geziler.

Madrid şehrini, yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz. Ancak, uzun yürüyüşler için kendinizi yeterli hissetmiyorsanız, özellikle size önerim, bir metro hattı haritası alın ve bu haritadaki renk ve istasyon kodlarını, kısa bir çalışma ile belleyin ve böylece, Madrid şehrinin  tüm bölgelerini, metro ve biraz da yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz.

Bu yürüyüşler için, yanınızda uygun bir ayakkabı bulundurmayı ihmal etmemelisiniz. Bunun yanında:  Madrid şehrine ayak bastığınızdan itibaren, mutlaka bir şehir haritası (otel lobisinden) ve metro hattı haritası (metro bilet satış yerlerinden) temin etmelisiniz.

İspanya Madrid

Şehir

İspanya Madrid;

Nispeten düzenli. İnsanlar yardımsever. Trafik düzenli. Şehirde birçok meydan var. Bu meydanlar, birbirlerine geniş caddeler ve sokaklar ile bağlanmış. Güvenlik pek sıkıntılı olmasa da, özellikle göçmenlerin yaşadıkları bölgeler ve park alanları, akşam belli bir saatten sonra sıkıntılı olabiliyor.

Gezilerinizde, bunu dikkate almanız şart. Yani: akşam belli bir saatten sonra: gerek göçmenlerin yaşadıkları bölgeler, gerek pek fazla dar ve loş sokaklar ve gerekse metro istasyonlarında yalnız başınıza bulunmamanızda yarar olduğunu düşünüyorum.

Bu şehrin bence en büyük özelliği: her cadde, meydan ve birçok yerde: ahşap bankların bulunması. Bu banklarda, gezileriniz sırasında, küçük molalar verebilirsiniz. Yanınıza oturan insanlar asla sizi rahatsız edici değil.

Bu banklar, gerçekten  tertemiz ve kesinlikle, uzun yürüyüşler sonucu yorulan gezginlerin kısa molaları için ideal. Bunun dışında: şehir gezinizde, bir önerim daha olabilir. Şehirde, umumi tuvalet yok. Birçok yerde, restoran ve kafeteryaların tuvaletlerini kullanmak zorunda kalınıyor.

Elbette, bunları kullanabilmek için, o mekanda oturmak ve küçük bir şeyler ısmarlamak yani para harcamak gerekiyor.

Siz, şunu unutmayın ki, şehirde bol miktarda: ismini vermiyorum ama elbette anlayacaksınız, bol miktarda bulunan Amerikan orjinli fast-foot restoranları var.

Bu fast-foot restoranlarının gerek tuvaletlerini ve gerekse oturma yerlerini, herhangi bir ücret ödemeden, tepenize bir garson dikilmeden rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Karışan yok. Bence, bu büyük bir imkan ve gerek tuvalet ihtiyacı ve gerekse küçük molalar için, bunların yerlerini belirleyin ve kullanmaktan çekinmeyin.

Şehir gezisi planı için, daha önceki yazılarımda olduğu gibi, yine size, bu şehirde kendi gezip gördüğüm ve sizlerin de mutlaka gezip görmenizi önereceğim yerleri, aşağıda ayrıntılı olarak anlatacağım.

Sizler, bu yazılanları okuduktan sonra ilginizi çeken yerleri: şehir haritası ve metro hattı haritası üzerinde işaretleyin ve kendinize şehirde kalma sürenize göre, güzel bir gezi planı çıkarın.

Evet, şehir 3 ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar

Eski Madrid bölümü

Burası, şehrin kalbidir. Büyük ölçüde: 16’ncı yüzyıldan kalma, eski bir mağribi yerleşimidir. Dolambaçlı ve dar sokaklarda gezinebilirsiniz.

Şehir merkezinin  doğusunda kalmaktadır. Burada: özellikle kraliyet sarayını mutlaka görmelisiniz. Ayrıca: buranın bir diğer dikkati çeken yeri de: Plaza Mayor meydanıdır.

Bourbonların Madrit’i

Burada sanat müzeleri bulunuyor. İspanyanın altın üçgeni olarak nitelendirilen 3 müzeyi gezebilirsiniz. Ayrıca: Prado müzesinin hemen arkasında bulunan, şehrin başlıca parkı, Paseo del Prado görülmeye değerdir.

Manzanares ırmağı, Alacio Real, Puerta Del Sol bölgeleri

Bu bölgede: tıka basa insan doludur. Gayet hareketli olan bu bölgede, rahatlıkla gezinebilir, yeni ve değişik güzellikteki yerleri keşfedebilirsiniz.

Lavais bölgesi

Burada, Malasana ve Salamanca semtleri var. Şehrin en cazip yerleşimleri, apartmanları ve moda evleri buradadır.

İspanya Madrid

Şimdi gelelim, şehirde mutlaka görmenizi önereceğim yerlere

  1. El Palacio Real (Kraliyet Sarayı)
  2. Museo Del Prado (Prado Müzesi)
  3. Paseo del Prado (Şehrin başlıca parkı)
  4. Puerta Del Sol (Sol Meydanı)
  5. Plaza Mayor (Tarihi bir meydan)
  6. Plaza Espana (Anıtlarıyla ilgi çeken bir meydan)
  7. Calle deLa Montera(Şehrin alışveriş caddesi)
  8. Gran Via (Şehrin hareketli caddesi)
  9. Atocha  (Burası bir tren istasyonu)
  10. El Rasrtor (Bit pazarı)
  11. Teleferik. (şehrin yüksekten manzarasını izlemek isteyenler için ideal)
  12. Ventas Arena (Burası, şehrin arenası, yanlızca dıştan görebiliyorsunuz)

 

MADRİT ŞEHİR DIŞINDA GÖRMENİZİ ÖNERECEĞİM YERLER

Madrid yakınlarında, hemen bir saatlik uzaklıkta, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmış, 3 şehir bulunuyor.

Bunlar: ilk 3 sırada olmak üzere, yakın çevrede gezilip görülebilecek yerler şunlardır:

Toledo

Bu şehir hakkında ayrıntılı bilgiyi, bu başlık altında sitede bulabilirsiniz. Mutlaka ve mutlaka gitmenizi ve görmenizi öneriyorum. Ama, tur organizasyonu ile mi, kendi başınıza trenle mi gidersiniz, buna siz karar vereceksiniz. Ama, mutlaka gitmelisiniz.

Segovio

Burası da, özellikle Roma dönemine ait birkaç eserin bulunduğu ve bu nedenle öne çıkan bir şehirdir. Ben gitmedim, çünkü ülkemizde yeteri kadar Roma dönemi eseri var ki, buradaki eserler, bizimkilerin yanında, biraz küçük kalıyor. Tercih sizin.

Avilla

Burası, özellikle Azize Teresa’nın doğum yeri olarak öne çıkıyor. Yani, daha çok dinsel bir ağırlığı ve önemi var. Merakı olanlar için gidilip görülebilir.

El Escorial

Burada, İspanya kralı II. Felibe tarafından yaptırılan: bir manastır, anıtmezar ve saray var. Turistlerin ilgisini çekiyor.

El Vale de Los Caidos

Burası şehitler vadisi olarak da isimlendiriliyor. Burada. General Franco’nun mezarı var. Binlerce kişinin gömülü bulunduğu yerde, ayrıca, muhteşem boyutlarda bir haç bulunuyor.

İspanya Madrid şehir merkezi

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

1.gün; GEZİLECEK YERLER

Evet, bence Madrid şehrindeki gezinize: Kraliyet sarayı ile başlamalısınız. Bulunduğunuz yerden, bir şekilde (metro olabilir) kraliyet sarayının bulunduğu yere gitmelisiniz.

İlk hedef noktası: Plaza de Oriente meydanı. Bulunduğunuz yerden, metro ile, “OPERA” durağına iniyorsunuz. Opera durağında indiğinizde, karşınıza, önce şehrin opera binası geliyor.

TEATRO REAL-OPERA BİNASI

Kraliyet sarayının hemen önündeki meydanın arkasındadır. Şehrin opera salonudur. Buranın enteresan bir geçmişi var. Burası ilk yapıldığında, Plaza de Oriente meydanında, saray çamaşırhanesinin bulunduğu yere inşa edilmiştir.

Açılışı ise: 1850 yılında, opera sever kraliçe II. İsabel’in doğum gününe denk getirilir. Açılış operası ise: Donizettinin “La Favorita” sıdır.

Bu açılış tarihinden, yaklaşık 75 yıl sonra, bir yer altı akıntısı, yapının temellerini etkiler ve çökme noktasına getirir. Daha sonra ise, iç savaş sırasında, burası barut deposu olarak kullanılır.

General Franco rejimi boyunca kapalı tutulan ve 1965 yılında yeniden hizmete açılan bina: son olarak, büyük paralar harcanarak restore edilir ve 1999 yılında yeniden hizmete açılır.

Opera binasının en büyük özelliklerinden biri de: içinde, özel bir havalandırma sistemi bulunuyor. İnsanların: içinde çalışırken veya bir şey izlerken, 21 derece sıcaklıktaki bir ortamda, beyinlerinin en verimli şekilde çalıştığı öğrenildiğinde, borular ile, bu Opera Binasının içindeki hava sıcaklığı da, sürekli 21 dereceye ayarlanmıştır.

Opera binasının arka tarafında, güzel bir restoran var. Arjantin restoranı. Buranın özellikle etlerinin çok güzel olduğu söyleniyor.

Opera binasını gördükten sonra: Plaza de Oriente meydanına doğru yürüyün ve burada kraliyet sarayını gezeceğiz.

İspanya Madrid Palacio Real de El Pardo

PALACİO REAL DE EL PARDO: KRALİYET SARAYI

Aslında, günümüzde, İspanya kralı Juan Carlos: burada yaşamıyor. Kralın yaşadığı saray, Madrid şehir merkezinden34 km. uzaklıkta, daha mütevazi bir saraydır.

Bu şehir merkezindeki saray ise, içinde 2000 oda bulunan, salonlarının bir kısmı turistik ziyaretlere açık bir yer olarak önem kazanıyor.

Bu saray: Kral Philip döneminde: yani 1406 yılında, av köşkü olarak yapılmıştır. 1547 yılında ise, Kral V. Charles tarafından saraya dönüştürülmüştür. 1604 yılında ise büyük bir yangında tahrip olmuştur. 1734 yılında aynı yerde İtalyan-Barok tarzında, günümüzde görülen yapı yapılmıştır.

Yapının mimarları: Juvara, Sabatini ve Sachetti. Yapının inşaatına: Kral V. Felibe zamanında başlanmış ve III. Charles döneminde bitirilmiştir. Böylece, sarayda ilk ikamet eden kral, III. Charles olmuştur.

Bir diğer ismi: Alcazar. Yani: hisar. İspanya tarihinde, Romalıların uzun süre, bu toprakları yönettiğini biliyoruz. Daha sonra, Hıristiyanlık bu topraklarda yayılıyor.

Ama, en etkin hale gelmesi, Roma İmparatorluğunun, 5’nci yüzyılda yıkılması yani bitmesi ve buraya yerleşen franklar ve Vizigotlar dönemindedir.

Buna, tarih olarak bakarsak, 811 yılı karşımıza çıkıyor. 811 yılı, Arap Müslümanların İber yarımadasına geldikleri tarihtir. Müslüman Araplar: 811 yılı başlarında, Tarık Bin Ziyad komutasında, Cebelitarık boğazını geçerek, İber yarımadasına geliyorlar.

Daha sonra, çeşitli komutanlar İspanya’nın kuzeyindeki birkaç şehir hariç, bütün İber yarımadasına hakim oluyorlar ve tam 400 yıl boyunca burayı yönetiyorlar. O dönemlerde, Müslüman kökenli bu devletler, aynı dönemde yaşayan Hıristiyan ve Yahudi ustalarla birlikte, bu şehirlere birçok yatırımlar yapıyorlar.

El sanatı olarak hem İslam, hem Yahudi ve hem de Hıristiyan özellikleri taşıyan, mimari stile: müdahar tarzı deniliyor.

İspanya Madrid

Evet, gelelim kraliyet sarayına.

Yapı: beyaz mermer ve  travertenden yapılmıştır. Aslında, burada daha önce bir Roma kalesi bulunuyormuş. Romalılar  burada iken, onların bir muhafız kalesi varmış. Ama, Araplar, geldiklerinde, önce Toledo şehrini ele geçirmişlerdir.

Fakat, daha sonra Toledo şehrini korumak için, Romalıların egemenliğindeki Madrid şehrini ele geçirmek istemişlerdir. Çünkü: kuzeyden gelecek saldırılara karşı, Toledo şehrini korumak için, Madrid şehrini de elde bulundurmak şarttır.

Araplar, Madrid şehrini ele geçirince, daha önce bir Roma kalesi bulunan buraya; bir hisar yani Alkazar yani bir Arap kalesi yapıyorlar. Hatta: İspanyollar, Arap Müslümanlara “Magribi” derler.

Yani: “pınar suyu” anlamına gelmektedir. Şehrin ismi, buradan dönüşerek, günümüze Madrid olarak gelmiştir.

Pınar suyu anlamı ise: sarayın hemen önünde bulunan “Manzaraz nehri” nden gelmektedir. Bu nehir medeniyle, sarayın ön tarafından muhteşem bir bahçe günümüzde de bulunmaktadır.

Yapı olarak, saray, Paris şehrindeki Versay sarayı hayal edilerek yapılmıştır. Sarayda: 870 pencere, 240 balkon, 110 kapı bulunuyor.

Sarayın tarihi süreç içindeki rolüne devam edelim.

11’nci yüzyıla gelindiğinde: kuzeyden gelen küçük devletler ve krallıklar: Arapları, İber yarımadasının güneyine doğru itiyorlar.

En son olarak Cordoba ve Granada krallıkları da, Arapların elinden alınınca: 1492 yılında, Endülüs Emevileri yani büyük İslam devleti sona eriyor.

Aynı  dönemde, Cristof Colomb: Amerika  topraklarına çıkıyor ve büyük altın çağ başlıyor. Ancak, Müslümanların hepsi İber yarımadasından silinmiyorlar. Evlenenler, askerliği bırakanlar var.

Günümüzde de, Endülüs bölgesine inildikçe, İspanyolların derilerinde değişiklik fark edilmektedir. Flamenko’nun doğduğu yer de, İber yarımadasının güneyidir.

Zaten: Flemenko, bir hayat tarzı, bir dünya görüşü, bir bakış açısıdır. Sadece, bir dans değildir. İnsanların yaşam stillerini anlatan ve içinde Yahudi, Arap, Hint müziği, çeşitli Latin müzikleriyle bezenmiş, ama içinde ağıttan, eğlenceye, mutluluktan daha birçok şeyi barındıran yaşam tarzının sahneye uygulanmış hali olarak düşünülebilir.

Araplardan sonra:

İspanyol krallığı gelince, İspanyol krallığı: özellikle Araplarla ilgili hiçbir eseri geride bırakmaz ve hepsini yok eder.

Özellikle: camiler yok edilir ve üzerlerine yeni inşaatlar yapılır. Çoğu, kiliseye çevrilir. Bazı Enstitüler ayakta bırakılır. Çünkü, onlardan  bilim adamları yetişmektedir.

Biz yine saraya gelelim. Saray, elbette ilk yapıldığı günlerde böyle değildi. Bugünkü halini, 1700’lü yıllarda almıştır.

Çünkü, yapıda birçok kez yangınlar çıkmıştır. İspanyol krallığı, Kraliçe İsabella birlikte, altın çağını yaşamaya başlayınca, onun oğlu kral I. Carlos, daha sonra kral V. Carl adını alarak, (bizde bilinen ismi ile Şarlken) kutsal Roma-Germen İmparatoru, yani bütün bu toprakları idare eden kral haline geliyor.

Saray:

Kral 13. Alfonso’ya kadar, yani bugünkü kralın dedesine kadar aktif olarak, kraliyet ailesi tarafından kullanılmıştır. Kral 13.Alfonso: 1936 yılındaki iç savaş sırasında, İspanyayı terk etmek zorunda kalır.

Tabii, 1975 yılına kadar da, İspanya, Avrupa ülkelerinden soyutlanmış bir halde kalır. Çünkü: ülkede, Franko denilen general tarafından yürütülen faşist rejim vardır.

General Franco: Madrid genel merkez olmak kaydıyla, kendi yöntemleri doğrultusunda “uyana evet, uymayana hayır” şeklinde, baskıcı bir rejim uygulamıştır.

Burada, hemen yine tarihi süreç içine girelim. Madrid ve Barselona şehirlerinin birbirlerine bu kadar zıt olmalarının temelinde, 1800’lü yıllardaki vesayet savaşları ve General Franco  dönemindeki baskıcı rejim vardır.

Hatta, o dönemde, Barselona’nın, sarı-kırmızı renklerde bir bayrağı vardır. General Franco, bayrak kullanmayı yasaklayınca, o dönemde Barselona Futbol Kulübünün bayrağı, devlet bayrağı olarak kullanılmış ve kulüp ayakta kalsın diye, bütün Barselonalılar, her türlü gayreti göstermişlerdir.

Kral 13.Alfonso:

Kraliyet bitip, sürgüne gönderiliyor. 1975 yılına kadar, saray kapalı kalıyor ve devlet konukevi olarak kullanılıyor. 1975 yılına gelindiğinde ise, bugünkü kral, İspanyaya geri dönüyor.

Burada: yani İspanya da, hem krallık var, hem de demokratik rejim hüküm sürüyor. Kral en büyük komutandır.

Ama, kral  tek başına karar alamaz. Kralın adına bir devlet bakanı atanır. Kral olmadığında, kral adına imzaları, o atar.

Devletle ilgili konular: Parlamento ve kral tarafından karar alınarak çözüme kavuşturulur. Yani, çok önemli konularda, birlikte çalışılır.

Kraliyet sarayı

turistik ziyaretlere açıktır. Sarayın içine giriş ücretli, ücret: 9 Eurodur. Pazartesi günleri hariç, ziyaret mümkündür.

Günümüzde, İspanyayı ziyaret eden yabancı  devlet adamları, burada  konaklıyorlar. Turistik ziyarete açık müze bölümünde görebilecekleriniz: uzun yıllar toplanan resimler, giysiler, antika mobilyalar ve porselenler.

Ayrıca: duvar halıları, freskler gibi sanat eserleri, Neoklasik mobilyalar da görülüyor.

Salon de los Halberdiers

çok iyi korunmuş, eski Flemenk ve İspanyol duvar halılarını görebiliyorsunuz.

Salon de Trono

burası taht salonudur. Sarayın güney cephesinin tam ortasındadır. Duvarlar: yaldızlı çerçeveler içindeki aynalar ve kırmızı kadifelerle kaplanmıştır.

Tavan ise, 17641 yılında Tiepolo tarafından boyanarak süslenmiştir. Yaldızlı bronz aslanlar, tahtı koruyorlar.

Burada, yukarıda belirttiğim gibi, III. Carlos tarafından yapıya eklenen “sohbet odası”: ünlü ressam Goya’nın dört tablosu ile süslenmiştir.

Salon de Gasparini

Olağanüstü güzellikteki bu salon, Napolili sanatçı Matias Gasparininin ismini almıştır. Tavan, taban ve duvarlarda: rokoko tarzının eşsiz örnekleri sergileniyor.

Taş ustaları, heykeltıraşlar, cam ustaları, saatçiler, gümüşçüler, mobilyacılar,  terziler: bunların hepsi, burada gerçekten muhteşem güzellikler yaratmışlar.

Sala de Porcelana

Burası, porselen odasıdır. Retiro bahçelerindeki porselen fabrikasından çıkan, 18’nci yüzyıla ait, 1000’den fazla porselen burada sergileniyor. Tam ve rakipsiz bir porselen koleksiyonu.

Camedor de Gala

Burası: törensel yemek salonudur. Son derece lüks. Burası ilk kez 1879 yılında, XII Alfonso ve eşi Maria Christina’nın evlilik töreni için hazırlanmıştır.

Bu törene: 145 kişi katılmış. Odada görebilecekleriniz şunlar: 15 avize, 10 kollu şamdan ve Brüksel duvar halılarıyla süslenmiş  duvarlar.

Ayrıca: 18’nci yüzyıl Çin yapımı porselen kaplar da ilgi çekiyor.

Sarayın bulunduğu park alanı ise

Avrupa Birliği tarafından “kuş yaşama alanı” olarak özel koruma altına alınmıştır. Bu park alanı: hemen sarayın girişinde, yemyeşil ve şekilli kesilmiş ağaçların bulunduğu “Jardines de Sabatini” yani “Sabatini’nin Bahçeleri” bölümüdür.

Burası, hemen saray binasının yan tarafındadır.

Saray yapısında diğer ziyaret edebileceğiniz ek yapıda, şunları görebilirsiniz:

BOTİCA REAL

Burası: kraliyet eczanesidir. 1594 yılında yapılmıştır. Yapının iki odası: kral IV. Carlos’un özel olarak sipariş verdiği, cam ve porselen ecza kavanozlarıyla dolu dolaplarla çevrilmiştir.

ARMERİA REAL

Burası ek yapının, diğer kısmında bulunan ve Kraliyet cephane yeri olarak geçen bir bölümdür. Burada: kılıçlı askerler, mızraklı atlılar, orijinal savaş bayrakları, ganimetler, silah ve kalkanlar sergileniyor.

Evet, kraliyet sarayının mutlaka içine girmeli ve sarayın içini gezmelisiniz.

Saray gezisi bittikten sonra: saray yapısının hemen yanında bulunan bir katedrali geziyoruz.

CATEDRAL DE LA ALMUDENA

İlginç bir yapı. Temeli atıldıktan sonra, tam 350 yıllık bir süreç sonunda bitirilmiştir. Yani: 1993 yılında tamamlanmış ve Papa II. John Paul tarafından takdis edilerek, ibadete açılmıştır.

Katedralin inşa edildiği yer: şehrin Müslüman mağribi bölgesidir. İlk yapıldığında, bir kilise iken, sonradan bir camiye dönüştürülmüş ve daha sonra yeniden katedral olmuştur.

Yapının uzunluğu:104 metre ve genişliği 76 metredir. Merkezdeki kubbenin çapı ise: 20 metredir.

Bu katedralin diğer öne çıkan bir özelliği: Kripta’da bulunan ve 16’ncı yüzyıldan kalma, şehrin koruyucu azizi Virgin Dela Almueda resmi.

Biraz önce söylediğim gibi: katedral, 1993 yılında, açılmış olmasına rağmen, şehir halkı tarafından yoğun olarak tercih edilen bir yer olamamıştır.

Yalnızca, kraliyet ailesinden Prens Felibe’nin düğünü burada yapılmıştır. Bunun dışında, kraliyet sarayına yakın olması nedeniyle, kral ve kraliçelerin ibadet yeri olarak kullanılmıştır.

Aynı zamanda, ölen kral ve kraliçelerin bir kısmı haricindekiler, buraya gömülmüşlerdir.

Plaza de Orient meydanının hemen yanında bir park var. Bu parkı da gezmelisiniz.

PLAZA DE ORİENTE

Burada: günümüze kadar görev yapmış, İspanyol kral ve kraliçelerinin heykelleri var.

Burada ilginç olan, İspanyollar, bu heykelleri Vizigot krallarından itibaren başlatmışlardır. Park içinde, toplam 44 tane heykel var.

Daha sonra, sarayın önündeki caddeden (Bailen caddesinden) kuzeye doğru gidiyoruz ve hemen sağımızda yine bir dini yapı var.

MONASTERİO DE LA ENCARNACİON

Bu manastır: 1611 yılında, Margarita ve Austira tarafından yapılmıştır. Bu manastırda görmenizi önereceğim bir heykel var. İsa’nın çarmıha gerilişini tasvir eden, korkunç, ahşap bir heykel.

Ayrıca, bu heykelinde içinde bulunduğu sanat koleksiyonu da görülmeye değerdir. Ayrıca çeşitli azizlerin kemiklerinin içinde bulunduğu yaldızlı kabinler var.

Ancak bu yapının bir başka özelliği daha var. Hatta, bir aralar, televizyonda da bazı programlarda bu konu işlenmişti. Hatırlayanlarınız olabilir.

Her yıl 26 Temmuz tarihinde, öğleden sonra: San Pantaleon’un küçük bir şişede bulunan, pıhtılaşmış kanı, esrarengiz bir şekilde sıvılaşıyormuş.

Eğer sıvılaşmaz ise, bu durum, felaket olacağının habercisi imiş. Bu olayı izlemeye binlerce insan akın ediyor.

Evet, kiliseden çıktıktan sonra: hemen yakınlarda, yine bir dini yapı görülüyor.

MONASTERİO DE LAS DESCALZAS REALES (YALINAYAK KRALİYET FRANSİSKENLERİ)

Burası bir manastırdır. 1566 yılında, kral II. Felibe tarafından yaptırılan manastır: kralın kızını evlendirmeyerek buraya saklaması ile önem kazanıyor.

Takip eden yıllarda ise, buraya, birçok değerli metaller, resimler ve hatta dinsel emanetler gibi hazineler getiriliyor. Tüm bu mallar, zamanla burada kurulan vakfın zenginleşmesini sağlar.

Evet, manastır: birçok aziz tarafından desteklenmiştir. Ancak, buraya 18’nci yüzyıl başına kadar, yalnızca en yüksek soylular sınıfına girmiş rahibeler kabul edilmiştir.

Varlıklı rahibeler, manastıra kapanırken, beraberlerinde, muhteşem sanat eserlerini de getirmişlerdir. Günümüzde, manastırda, hala Fransisken rahibeler yaşıyor.

Bunların sayısı ise, 33 dür. Niye 33? Çünkü: İsa öldüğünde 33 yaşında idi. Bu rahibeler, manastır ve çevresinde yaşamlarını sürdürüyorlar.

Ancak, ziyaret saatlerinde gözlerden uzak bulunuyorlar. Ancak, yine de yalınayak gezinen rahibeler ve bahçede sebzelerle uğraşan rahibeler görebilirsiniz.

Aslına bakarsanız, 30 yıl öncesine kadar, manastır tamamen dünyaya kapalı imiş ve ziyaret yokmuş. Ancak, 1960 yılında, Papa’nın izniyle, müze olarak hizmet vermeye başlar.

Hatta, 1985 yılında Avrupa Konseyi, burayı “Yılın Müzesi” olarak seçer. Özellikle, günümüze kadar korunan ön cephesi çok güzel. Kırmızı tuğla ve granitten yapılmıştır.

Manastıra girerseniz, ilk gözünüze çarpacak olan: yerden tavana kadar, 17’nci yüzyıl freskleriyle bezenmiş, granit merdiven. Merdiven üstünde, IV. Felibe ve ailesinin tasvirleri bulunuyor.

İkinci katta: din ya da krallarla bağlantılı sanat eserleri görülüyor. Salonlardan biri: orijinal Rubens çizimlerini örnek alan, 17’nci yüzyıla ait duvar halılarıyla kaplıdır.

Ayrıca: Tziano, Brueghel ve Zurbaran gibi sanatçıların tablolarını görmek mümkün.

Aynı cadde üzerinde yürümeye devam ettiğimizde, bu kez karşımıza: şehrin ünlü meydanlarından biri çıkıyor.

PLAZA ESPANA-İSPANYA MEYDANI

Gran Via caddesini takip ettiğimizde, İspanya meydanına ulaşıyoruz.

Burada: Servantes Anıtı var. Zaten, hemen görülüyor. Servantes: 6 yıl, Cezayir’de, bir hapishanede, Osmanlının esiri olarak bulunur.

Zaten, Don Kişot kitabının büyük bölümünü de burada yazar. Savaş sırasında eli sakatlanır ve böylelikle kitabın büyük bölümünü arkadaşına yazdırıyor.

Serbest kalıp ülkesine dönünce, yazamaz durumda kalıyor. Çok daha düşük işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

Onun hayal kahramanı olan Don Kişot; kötülere karşı yani kötü olarak betimlenen yel değirmenlerine karşı, bitmek bilmeyen bir mücadele içindedir. Çevresindeki arkadaşları, kötülüklere karşı zafer kazanma şansının bulunmadığını, neden sürekli kötülüklerle ve kötülerle savaştığını söylerler.

Ancak, yine de, Servantes Don Kişot adlı eserinde, kahramanlarına: kötülüklerle savaşmayı ve cebelleşmeyi sürdürür.

Çünkü: o kendisine öyle bir dünya yaratmıştır ki; Don Kişot adlı eseri, dünya üzerinde herkesin başucu kitabı haline gelmiştir.

Hatta: Don Kişot adlı eseri, dünya üzerinde, İncil’den sonra: birçok lisana çevrilerek, en çok basılan eser olarak tescillenmiştir.

Evet, buradaki anıtta: üstte Servantes, oturmuş olarak betimlenmiştir. Altında ise, onun hayal kahramanları Don Kişot ve yardımcısının heykelleri görülüyor.

Hemen ön taraflarında, küçük bir havuz, arka tarafta ise yine bir havuz var. Anıtın bulunduğu yer ise, büyük ve eski ağaçların bulunduğu bir park.

Genellikle, birçok parkta, devlet adamlarının heykelleri bulunurken, bu parkta, Servantes ve hayal kahramanlarının heykelleri görülüyor ve şehrin ziyaretçileri tarafından ilgi çekiyor.

Anıtın hemen arkasında, benim bulunduğum döneme özgü olabilir, bir çadır kurulmuştu. Çadırın içinde, alışveriş tezgahları bulunuyordu.

İspanya Madrid Don Kişot

Meydanın bulunduğu parkta, gençler ve her yaştan insan, çimenlerin üzerine oturup, kitap okuyorlar veya dinleniyorlar.

Meydandaki gezimizi tamamladıktan sonra: Calle de Ferraz caddesini takip ederek, ilerliyoruz. Hedefimiz: bir Mısır tapınağı.

İspanya Madrid Templo de deboh

TEMPLO DE DEBOH-DEBOH ANITI

Anıt: çok güzel bir parkın içindedir. Ön ve arka cephesinde havuzlar bulunmakta olup, anıt bu havuzların ortasındaki bölüme kurulmuştur.

Her ne kadar şehrin yüksek bir yerinde bulunması ve şehir manzarasına hakim olması güzel olsa da, anıt benim için pek bir anlamlı gelmedi. Yani, bu anıtı görmek için büyük bir yolculuk ve emek vermeniz anlamsız olabilir.

Ben size yine de burası hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Evet, burası bir park. Ama en büyük özelliği: içinde bir Mısır tapınağının bulunması.

Bu tapınak: MÖ.4’ncü yüzyılda yapılmış ve Mısırda Nil Vadisinde, Assuwan şehrinin31 km. yakınlarında bulunuyormuş. Tanrı Amon ve Tanrıça İsis adına yaptırılmış.

Aradan binlerce yıl geçmiş ve bölgede, Assuwan barajı yapılmasına karar verildiğinde, bu  tapınağın baraj gölü suları altında kalması tehdidi gündeme gelmiş.

Bunun üzerine, Mısır hükümeti, Assuwan barajının yapımına katkıları nedeniyle, bu tapınağı İspanya hükümetine hediye etmiş.

İspanya Madrid Tıpanak

Tapınak

1969-1970 yılları arasında, taş-taş sökülerek gemilere yüklenmiş ve önce Valencia şehrine ve sonra da trenle Madrid şehrine getirilmiş ve burada, söküldüğü şekilde, taş-taş yeniden monte edilmiş.

Ortaya çıkan tapınak ise, 1972 yılında halkın ziyaretine açılmış. İşte, bu. Yani: öyle içine filan girilebilen bir tapınak değil. Yalnızca uzaktan izlemekle yetiniyorsunuz.

Ama, yukarıda da söz ettiğim gibi, bu tapınağın bulunduğu park, şehrin yüksek bir kesiminde. Buradan güneşin batışı ve şehrin yukarıdan izlenmesi mükemmel. Şehirde, güneşin batışının en güzel buradan izlendiği söyleniyor.

Tapınak ve park gezimiz bittikten sonra: yaklaşık 20-25 dakikalık bir yürüyüş sonunda, aynı cadde üzerinde ilerlediğimizde veya çevremizdekilere sorarak, Teleferiklerin hareket ettiği yere ulaşıyoruz.

İspanya Madrid Teleferico Casa De Campo

TELEFERİCO CASA DE CAMPO-TELEFERİK

Madrid şehrinde, merkeze pek yakın olmasa da, güzel bir teleferik var. Eğer şehri havadan izlemek isterseniz, teleferik bunun için ideal.

Ancak:  söylediğim gibi, merkeze bir hayli uzak. Hatta, metro ile gitmeye kalktığınızda bile, metro istasyonundan inince, uzunca bir süre (yarım saat kadar) yürümeniz gerekiyor.

Ancak, hemen hatırlatmakta yarar var, sakın ola: saat: 14.00-16.00 arasında, teleferik bölgesine gitmeyin, çünkü teleferik çalışanları “siesta” yapıyorlar ve saat: 16.00’ya kadar beklemek zorunda kalıyorsunuz.

Evet, 4 kişilik kabinlerdeki teleferik yolculuğu:  yaklaşık 20 dakika sürüyor ve gidiş-geliş bedeli: 6 Euro.

Günümüz burada noktalanıyor. Zaten büyük bir ihtimalle, muhteşem şekilde yoruldunuz. Ama unutmayın ki, özellikle yaz aylarında, bu şehirde, hava, saat: 22.00 de kararıyor. Yani, gezmek için bol zamanınız oluyor. Şehirde fazla zamanı olmayanlar, bu gezi  planından tercihlerine göre seçim yaparak, zamanı daha iyi değerlendirebilirler.

İspanya Madrid

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

2.gün; GEZİLECEK YERLER

İspanya Madrid

Bulunduğunuz yerden: Plaza de Colon, yani Kolon meydanına gitmelisiniz. Metro hattı ile, COLON istasyonunda inebilirsiniz. Bugünkü gezi planımızda, şehrin: RECOLETOS bölgesi var.

Colon meydanının kuzeyinde kalan bölge: lüks ve modern apartman bloklarının bulunması ile göze çarpıyor.

Ayrıca: birçok bankanın ve uluslararası şirketlerin merkezleri ve sanat galerileri bulunuyor. İspanyol hükümet merkezi, İçişleri ve Savunma Bakanlıkları da buradadır.

PLAZA DE COLON-KOLON MEYDANI

Buranın ismi: Cristof Colomb’dan akla geliyor. Madrid şehrinin en hareketli meydanlarından biridir. Meydanın hemen sol tarafından, köşede “Hard Rock Cafe” bulunuyor.

Bunlar: Amerikan yemek tarzı yiyeceklerin bulunduğu ve ayrıca, bir takım tekstil ürünlerinin satıldığı, meraklıları olan yerler.  Dünya üzerinde, 533 tane var.

Meydanın hemen ortasında, bir anıt var. Bu anıt: Cristof Colomba aittir. Heykel: 1885 yılında yapılmıştır. Amerika’nın keşfini betimlemektedir.

Sol  taraftaki bina ise, şehrin kütüphanesidir. Ama bu, bina aynı zamanda iki taraflı kullanılmaktadır. Bir tarafı kütüphane iken, diğer tarafı arkeoloji müzesi olarak kullanılıyor.

Kütüphanenin içinde, yaklaşık 12 binin üzerinde, eski kitap ve eser bulunuyor. Bu arada, yangın geçirilen dönemlerde, elden giden eserler de var.

Arkeoloji müzesinin önünden giden yol: Cibeles meydanına kadar gidiyor. Oradan, Sol meydanına gitmek mümkün.

Müzenin hemen yanından, Serrano istikametine giderseniz, bu kez, burada sağlı-sollu çok lüks mağazaları görebilirsiniz.

Santander bölgesi çok pahalı. Gezmek pek anlamlı  değil, çünkü alışveriş yapma imkanı yok. Müzenin önündeki yoldan Cibeles Meydanına ve oradan Sol meydanına geçmek en doğrusu.

Bu cadde üzerinde

hemen sağ tarafta: Gijon Cafe denilen bir yer var. Burası aynı zamanda tarihi özellikleri olan bir yer, Salvador Dali’den Hemingway’e kadar, bir kısım sanatçının bir  zamanlar gelip kahve içtikleri bir yer olarak önem kazanıyor. Sizde burada küçük bir kahve molası vermelisiniz.

Colon meydanını bulunduğu yerde: Serrano bölgesi yönünde ilerleyebilirsiniz. Serrano bölgesinin merkezini teşkil ettiği, SALAMANCA mahallesi, Madrid şehrinin ana mahallesidir ve şehrin en seçkin bölgelerinden biridir.

Geçmişte, uzun yıllar boyunca, zengin Madridli aileler burada yaşamışlardır. Buradaki “Calle de Serrano” caddesi: şehirdeki en ünlü markaların satıldığı mağaza ve dükkanlarla doludur.

Bu cadde üzerinde, İspanyanın en ünlü markaları yanında, Armani, Prada, Gucci gibi yabancı markaların satıldığı yerler de bulunuyor.

Ama, burada özellikle ayakkabılar ünlüdür. Yalnız, her ne kadar kaliteli olsa da, fiyatların çok yüksek olduğunu unutmamak gerekir.

200-300 metre ilerleyip yalnızca vitrinlere bakarak geri  dönmek mümkün.

Tekrar Colon meydanına döndüğünüzde: burada bir müze var.

MUSEO ARQUELOGİCO-ARKEOLOJİ MÜZESİ

Yukarıda kısaca söz ettiğim bu müzede sergilenen eserler arasında: MÖ.2’nci yüzyıl yapımı, küçük heykel ve mücevherler, mozaikler sergileniyor.

Ama, müzenin en değerli esere: 1897 yılında, Alicante bölgesinde bulunan ve 2500 yıllık olduğu tahmin edilen “İber kadını” büstüdür.

Bu büstte görülen elbise ve saç tarama yöntemi, özellikle geleneksel İspanyol elbise ve saç tarama biçimi için öncü olmuştur.

Evet, bu müzede, bunların yanında, daha çok dini sanat zenginlikleri görülüyor. Çoğu kilise ve manastırlarda bulunan kutsal eserler toplanarak, buraya getirilmiş ve sergileniyor. Güzel bir müze, girmelisiniz.

Müze gezimizde bittikten sonra: güneye doğru, Passeo de Recoletus caddesinden ilerliyoruz. Bu cadde: şehrin en işlek caddelerinden biridir. Bu ağaçlıklı caddede gezinmek keyiflidir.

Hedefimiz: Plaza de Cibeles. Ama, bu arada ilerlediğimiz yoldan biraz ayrılarak: tarihi bir yapı görebiliriz. Eğer: Cibeles kapısını görmek isterseniz, bu ana cadde üzerinden birazcık sapmanız gerekiyor.

İspanya Madrid Puerto De Alcala

PUERTO DE ALCALA-ALCALA KAPISI

Bu tarihi kapı: yapıldığında 3 gözlü imiş. Ancak, Napolyon’un başarılarından sonra, kapının sağ ve sol bölümlerine, birer kapı daha ilave edilmiştir.

CİBELES MEYDANI

Meydanın sol tarafında, eski postane, şimdiki Belediye binası var. Binanın restorasyonu yapılıyor, Belediye buraya taşınmıştır.

Evet, şehrin en hareketli ve bunun sonucunda elbette gürültülü meydanlarından biridir.

Meydanın ortasında ise, tanrıça Kibelesin heykeli bulunuyor. Kibeles, malum Eros’un annesi, bereket tanrıçasıdır.

Bu heykel: Madrid şehrinin en sevilen sembollerinden biridir. Heykelde: Bereket tanrıçası Kybele: iki aslan tarafından çekilen arabada otururken tasvir edilmiştir.

Meydanın hemen solundaki bina: İspanyanın paralarının bloke edildiği yer, yani Banco de Espana-İspanyol Merkez Bankasıdır.

Sağ tarafta görülen Yunan stilinde, sütunlu bina ise, Servantes Enstitüsüdür. Servantes, Don Kişot yazarı önemli bir yazar. Meydanda bulunan bir diğer bina: 1919 yılında yapılan, Madrid postanesidir.

Meydandaki gezimizden sonra: Calle de Alcala caddesi istikametinde yürüyoruz, hedefimiz Sol Meydanı. Karşımıza önce: bir kültür merkezi çıkıyor.

CİRCULA DE BELLAS ARTES-KÜLTÜR MERKEZİ

Cadede, meydanın hemen doğusundadır. Burası, muhteşem ve büyüleyici bir kültür merkezidir. 1927 yılında yapılmıştır.

Yapının merkezinde bir kafe var. Burada görmenizi önereceğim eser: Moses Huerta’nın; 1910 yılında yaptığı “nü” heykelidir. Bunun dışında, yapıda etkileyici avizeler, geniş pencereler göze çarpıyor.

Aynı cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Bu kez karşımıza, hemen sağda, bir müze çıkıyor.

REAL ACADEMİA DE BELLAS ARTES DE SAN FERNANDO

Burası bir müzedir. Müzede: Valazquez, Murillo ve Rubens gibi sanatçıların eserleri sergileniyor. Ayrıca: muhteşem bur Zurbaran koleksiyonu var. Ama, burada en değerli eser: Goya’nın “Sardalyanın Gömülmesi” isimli tablosu ve genç yaşında yaptığı kendi portresidir.

Evet, aynı cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Bu kez hedef: Sol meydanı.

İspanya Madrid Puerto Del Sol Meydanı

PUERTO DEL SOL MEYDANI

Meydanın isim kelime anlamı: “Doğuya yönelik kapı, yükselen güneş”. Burası ilk yapıldığında: yani 15’nci  yüzyılda, burada,  şehir surlarında bir kapı bulunuyormuş. Meydan ismini bu kapıdan almış.

Plaza Mayor meydanının sağ kenarından geçtikten sonra, Puerto del Sol meydanı karşımıza çıkıyor. İşte: Madrid şehrinin tüm etkinliklerinin yapıldığı, şehirdeki insanların buluşma noktası, yeni yıl kutlamaları mekanı bir yer.

Hatta: şehirdeki tüm direniş, protesto etkinlikleri de burada yapılmakta ve zaman zaman, yine burada sıkı polisiye tedbirleri alınmaktadır.

Evet, Madrid şehrinin kalbi burasıdır. Ayrıca, burada “Sıfır kilometre” taşı bulunmaktadır. Yani, ulusal karayolu ağının tam merkezidir. Kilometre taşı, 1768 yılında, meydanda, Fransızlar tarafından yapılmış Postane evinin hemen önünde bulunuyor. Küçük bir sütun şeklinde.

Metro ulaşımının bütün hatları bile, burada buluşmaktadır. Meydan aynı zamanda, Gran Via caddesine çok yakındır.

İspanya Madrid

Yeni yılda: herkes, burada toplanır. Çünkü: burada aynı zamanda bir saat kulesi vardır. Saat: yeni yılda, saat 00.00’a geldiğinde, bir çan aşağıya doğru iner ve 12 kez vurmaya başlar.

Bu arada, insanlar, çevrede satılan üzüm keseciklerinden satın alarak meydana gelirler. Çünkü: içinde 12 tane üzüm tanesi bulunan keseciklerdeki üzümler, çanın her vuruşunda, bir dilek tutulur ve bir üzüm tanesi yenilerek tüketilir.

Bu şekilde tutulan dileklerin, gerçekleşeceğine inanılır. Yani, bu işlem 12 kez devam eder. Ama, çanın bir sonraki vuruşuna kadar, dilek tutulmak ve üzüm yenilmek zorunda kalındığında, işlem biraz hızlı şekilde yapılmaktadır.

Meydandaki yapılara gelelim.

Sol tarafta binalar var. Bunlardan biri, El Corte İnglesias isimli, alışveriş mağazasıdır. Sağ tarafta, üzerinde saat kulesi bulunan bina, hükümet binasıdır.

Meydanın tam ortasında: Kral III. Charles’e ait: kare kaide üzerinde bir heykeli görülüyor. Meydanın ortasında ise, fıskiyeli bir havuz var.

Meydanın solunda yani kuzey tarafında : küçük bronz bir ayıcık heykeli var. Küçük bir ayı: Mandrose ağacından çilek yemeye çalışıyor.

Bu  Madrid şehrinin simgesidir. Çünkü: Madrid şehrinde: kraliyet sarayı sınırlarının dışındaki bütün yerler, hep avlanmaya müsait yeşil yerler olarak biliniyor. Ayı: aynı zamanda gücü temsil ediyor. Yani: kilisenin gücü ifade ediliyor.

İspanya Madrid

Sol meydanı: yalnız bunlarla değil, özellikle hafta sonunda yani tatil günlerinde, İspanyol müziği yapan müzik guruplarının sesli ve görüntülü şovlarıyla da ünlü.

Hafta sonu buraya gittiğinizde, mutlaka yerel kıyafetler giymiş, bu müzik guruplarıyla karşılaşabilirsiniz.

Ayrıca: meydanda, çok miktarda, değişik profiller çizen, değişik kıyafetler giymiş, canlı heykellerle de karşılaşmak mümkün.

Evet, günü burada, yani Sol Meydanında noktalıyoruz.

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

3.gün; GEZİLECEK YERLER

Bugünkü gezimize, Avrupa’nın en büyük 3’ncü müzesi ile başlıyoruz. Bulunduğunuz yerden, metro ile BANCO DE ESPANA istasyonuna gelin.

Burada metrodan indikten sonra, Peseo de Prado caddesinde, güneye doğru ilerlemeye başlayın. Bu büyük bulvar: toplam 5 km. uzunluğunda, güneye doğru uzanıyor.

Burada, iki yana sıralanmış ağaçlar ve binalar, güzel bir görüntü oluşturuyor. Ayrıca, yine burada, dünyanın en etkileyici sanat müzelerinden, üç tanesi bulunuyor.

Sanat dünyasının bu üçlüsünü, ziyaret etmenizi ve özellikle Prado müzesini mutlaka görmenizi öneriyorum.

İlk olarak, sağ yanda Banco Espana binası ve hemen karşısında, bir müze var. Museo Naal çıkıyor. Ben bu müzeye girmedim, çünkü herhangi bir güzellik ve önemli eser sergilendiği hakkında duyum almadım. Evet yürümeye devam ediyoruz.

Bu kez karşımıza bir meydan çıkıyor.

NEPTÜN MEYDANI

Burası,  denizler tanrısı Neptün için yapılmıştır. Meydanın ortasında bir havuz var ve havuzun içinde, Neptün heykeli bulunuyor.

Zaman zaman havuzda fıskiyeler ve gece ışıklandırma gösterileri yapılmaktadır. Meydanın hemen sol yanında bir müze var. Altın üçgen müzelerinin ikincisi.

MUSEO TYSSEN-BORNEMİSZA

Burası bir şahsa, yani Baron Tyssen denilen bir şahsa ait koleksiyonun sergilendiği bir müze. Müze yapısı: Villahemosa Sarayı olarak, 18’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

Daha sonra ise, İspanyol mimar Rafael Moneo tarafından tadil edilerek, müzeye dönüştürülmüştür.

1992 yılında ziyarete açılan müzedeki koleksiyon: dünya üzerinde, kişisel koleksiyon olarak: İngiltere kraliçesi Elizabeth’in şahsi koleksiyonundan sonraki en zengin koleksiyon olma özelliğini taşıyor.

Baron Heinrich Tyyssen Bonemisza

1920 yılından itibaren toplamaya başladığı muhteşem koleksiyonunu, 1993 yılında, İspanyol hükümetine satıyor.

Müze binasında sergilenen eserler: 19 ve 20’nci yüzyıllar arasında üretilen eserlerdir. Bunların toplamı, yaklaşık: 800 civarındadır. Bunlardan başka, 1600 civarında: heykel, oyma, goblen ve diğer objelerde sergileniyor.

Müzede eserleri sergilenen ressamlardan öne çıkanlar: Rambrant, Tiziano, Rubens, Monet, Renoir, Van Gogh.

Bu müzenin içinde: bir restoran ve hediyelik eşya satış mağazası bulunuyor.

Tyssen müzesinden çıktıktan sonra, güneye doğru yürümeye devam ediyoruz ve bu kez karşımıza, altın üçgen müzelerinin birincisi, Avrupa’nın en büyük üçüncü müzesi çıkıyor.

İspanya Madrid Prado Müzesi

PRADO MÜZESİ

İspanya ve bu güzel ülkenin başkenti Madrid denildiğinde: elbette bir çok güzellik akla gelmektedir. Ancak: bu şehrin en öne çıkan özelliği: altın üçgen de denilen, üç muhteşem sanat müzesine ev sahipliği yapmasıdır. Prado Müzesi, bu altın üçgen olarak nitelenen müzelerin birincisidir.

İspanyolca “Prado” kelimesinin anlamı “çayır” demektir. Çünkü: müzenin bulunduğu alan, yemyeşil çayırlar tarafından kuşatılmıştır.

Müze binası: 1785 yılında, Kral III. Charles döneminde, Madrid Belediye Başkanı Carlos tarafından “Doğa Tarihi Müzesi” olarak yaptırılmıştır. Mimar: Juen de Villanueva.

Müzede: yaklaşık 7000 eser bulunuyor ve günümüzde, 120 odada, bunların 2000 kadarı sergileniyor. Ayrıca: 5000 çizim, 2000 baskı, 1000 sikke ve madalyon, 2000 dekoratif obje ve 700 heykel var.

Yani, bu rakamlar düşünüldüğünde, buranın dünyanın en büyük sanat depolarından birisi olduğunu söylemek mümkündür.

Çok sayıda eserin ortaya çıkardığı bu  dev koleksiyon: 12’nci yüzyıldan başlanılarak 19’ncu yüzyıla kadar olan süreçte, Habsburg ve Bourbon krallıkları, şehrin hamileri ve yurt içindeki çeşitli manastırlar tarafından toplanmıştır.

Gerçekten muhteşem bir sanat koleksiyonu ve yüzlerce eseri görebilmek bayağı  zaman alıyor. Bu nedenle, müzeye ayıracağınız zamanı iyi belirlemek gerekiyor. Zaten, içeride bir koşuşturmacadır gidiyor.

Bence, müzeyi ziyaret etmeyi düşündüğünüzde, yanlızca göze batan eserlere yoğunlaşmalısınız. Yazının son bölümlerinde, müzede mutlaka görmenizi önereceğim, müzenin öne çıkan eserlerinin listesini vereceğim.

Yine  de, siz, müzeyi gezebilmek için, en az 3 saat zaman ayırmalısınız.

Müze tarihinde ilginç bir olay

Napolyon’un şehri işgali sırasında, bina, İspanyol askerleri tarafından sığınak olarak kullanılmış ve büyük hasara uğramıştır.

Daha sonra ise, 1819 yılında, bu kez, sanat eserlerinin sergilenmesi için kullanılmasına karar verilmiştir. 1868 yılında ise “El Museo del Prado” ismini alarak, Kraliyet Koleksiyonu Resim Sergisi olarak ziyarete açılmıştır.

Müze: Pazartesi hariç, haftanın diğer günlerinde, saat: 09.00-20.00 arasında açıktır. Müze içinde bulunan: restoran, kafeterya ve hediyelik eşyaların satıldığı bölümler ise, yine aynı günlerde, saat: 09.00-19.30 arasında açık bulunduruluyor.

Müze binasına ulaştığımızda, binanın sol yanından arkasına dolaşarak, bilet satılan gişelere ulaşmak mümkün.

Bu sırada: bahçede bulunan “Goya” heykeli, yeşillikler ve oturma yerleri görülüyor.

Giriş biletinizi aldıktan sonra, binaya giriyorsunuz ve dedektörlerden kontrolden geçirilerek binaya alınıyorsunuz.

Bina: giriş yani zemin katı ve bunun üzerindeki bir kattan oluşmaktadır. Zemin katın altındaki bodrum bölümünde ise: özellikle sikke ve madalyonların sergilendiği bölüm var ki, çoğu ziyaretçi bu bölüme inmeyi unutuyor, ihmal ediyor veya bilmiyor.

Mutlaka inilmeli ve müzenin hazine bölümü olarak isimlendirilen bölümü gezmelisiniz.

Binaya girdiğinizde

hemen soldaki danışmadan müze planı alın. Bu plan-broşürde: müzede sergilenen eserlerin başlıcaları ve eserlerin sergilenme durumu gösteriliyor. Ancak, elbette yabancı dil bilginiz dahilinde bunu anlamak mümkün.

Yazılanları tam olarak anlamadığınız takdirde ise, tam bir karmaşa sizi bekliyor. Bu karmaşayı çözene kadar zaman geçiyor. Halbuki, ben isterdim ki, İspanyol yetkililer, müzenin gezi planını bu şekilde broşürler ile değil de, herkesin anlayabileceği şekilde (örneğin diğer bir kısım müzede olduğu gibi, yerlere çeşitli renklerde ok işaretleri çizerek) sağlamış olsalardı.

Müzede sergilenen eserler: oda-oda ve bazı yerlerde büyük salonlarda sergileniyor ve bunların birbirleriyle bağlantıları biraz karışık.

Siz zemin kattaki bölümden gezinize başlamalısınız. Biraz önce sözünü ettiğim gibi, bir yerleşim  planı alın ve hemen zemin katta, giriş bölümünden sağa dönerek gezinize başlayın.

Broşürde de görüleceği gibi, sergilemede izlenen yol: eserleri sergilenen ressamların hangi ülkeden oldukları (aynı ülke ressamlarının eserleri, bir arada sergileniyor) ve eserlerini hangi yıllarda verdikleri (aynı yıl aralıklarındaki eserler, aynı yerde sergileniyor) esas alınmıştır.

Örneğin: sağa dönüp ilerlediğinizde, 49’nolu salon ve sonra, 55B’nolu oda, 55’nolu oda, 55A’nolu oda, 56A’nolu oda, 57A’no lu oda, 58A’nolu oda ve bu odadan 58’nolu odaya, 57’nolu odaya, 56’nolu odaya geçiyorsunuz.

İlginç ayrıntı, buradan devam edebilmek için, biraz önce girdiğiniz 55’nolu odaya yeniden girmek, oradan 55B’nolu odaya yeniden girmek ve oradan daha önce girmediğiniz 56 B’nolu odaya girerek gezinize devam etmeniz gerekiyor.

Yani: daha önce girdiğiniz odaları yeniden görmek, hiçte hoş  değil, çünkü müze çok büyük, sergilenen eserler çok fazla, zaman kaybetmemek gerekiyor.

Üst kata çıkabilmek için

gerek merdivenleri ve gerekse asansörleri kullanabilirsiniz. Üst katında sergilenme planı aynı.

Bu arada: zemin katta: gezinizi bitirdikten sonra: restoran bölümünde bir şeyler yiyebilir, kafeterya bölümünde bir şeyler içebilirsiniz.

Ayrıca: müze ile ilgili hediyelik eşyaların satıldığı bir bölüm de var. Burayı da ziyaret edebilirsiniz.

Elbette, bu müzede yalnızca resimler sergilenmiyor. Bir miktar heykel de sergileniyor. Sergilenen heykellerin toplamı: 700 dür.

Ben burada son bir not olarak: müzede sergilenen binlerce eser arasından mutlaka görmenizi önereceğim eserlerden ve yerlerinden söz etmek istiyorum.

Bunları not ederseniz, kaçırmazsınız. Yoksa, müzeden çıktığınızda, müzenin en değerli eserlerini göremeden ayrılmak da mümkün.

ZEMİN KATTA

49’nolu odada:

Raphael’in The Cardinal ve Madonna of the fish:

55B’nolu odada:

Dürer’in Self Portrait ve Adam and Eve:

56’nolu odada:

Mor’un Queen Mary Tudor:

56A’nolu odada:

Bosch’un Table of the Seven Deadly Sins: Patınır’ın Crossing the Styx (Hieronymus Bosch: 1450-1516 yılları arasında yaşamıştır.

Sanatçının, en önemli eseri (Dünya Zevkleri Bahçesi) budur. Resimde, birbirine karışan, cüretkar erotik fantaziler ve kıyamet günü kabusları, Ortaçağ köylü zihniyetinin korkuları ve batıl inançlar betimlenmiştir.)

56B’nolu odada:

Fra Angelico’nun The Annuciation: Mantegna’nın The Death of the Virgin: Antonello Da Messina’nın The Dead Christ Supported by an Angel:

58’nolu odada:

Van Der Weyden’in Descent from the Cross;

64’nolu odada:

Goya’nın 3 Mayıs İnfazı (Bu resim, İspanyol vatanseverlerinin, 1808 yılındaki işgal yıllarında, Fransızlar tarafından kurşuna dizilmelerini resmediyor.

Sanatçı, bu trafik olayı yaşadığı yerden görür ve ardından, ay ışığı altında, kurbanların resimlerini yapmak için, olayın yaşandığı yere gider. )

67’nolu odada:

Goya’nın Saturn devouring his Child (Sanatçı, bu resmi yaptığında, bunalımda ve sağırdır. Korkunç bir resim, özellikle gözler muhteşem )

1.KATTA

8B’nolu odada:

El Greco’nun The Holy Trinity-Knight with his hand on his Chest (El Greko, 1541-1614 yılları arasında yaşamıştır. Girit’te doğmuş, uzun yıllar İtalya’da yaşamış olmasına rağmen, kusursuz bir İspanyol olarak bilinir.

Toledo şehrinde, 37 yıl boyunca büyük ve güçlü dini tuvaller üzerinde çalışmıştır.

Evet, bir kısım eleştirmenler, sanatçının eşsiz figürleri yaratmasındaki en büyük etkenin, gözlerinin astigmat olmasına bağlıyorlar.)

9’nolu odada:

Ribera’nın Jacobs Dream:

9A’nolu odada:

Velazguez’in The Surrender of Breda (Diego Velazguez: 1599-1660 yılları arasında yaşamış ve Kral IV. Felibe tarafından çalıştırılarak, saray ressamı ve altın çağın en büyük İspanyol sanatçısı olmuştur.

Bu eser, 1625 yılında, İspanyolların Hollandalılara karşı kazandıkları zafer anısına yapılmıştır.

Eserde: generalin kahramanlığı, kaybedenin tükenmişliği, tertipli biçimde yukarıya kaldırılmış mızraklar ve ateşler içindeki savaş alanı resmedilmiş)

10’nolu odada:

Velazguez’in The Drinkers

10A’nolu odada:

Zurbaran’ın Still Life with Four Vessel (Francisco de Zurbanan: 1598-1664 yılları arasında yaşamıştır. Işık ustası olarak bilinir. En büyük eserlerinde: mitolojik, dinsel ve tarihsel temaları işlemiştir. Bu eserinde: bir kadeh, iki vazo, siyah arka planda ise bir çömlek görülüyor)

12’nolu odada:

Velazguez’in Las Meninas (yukarıda ressam hakkında bilgi vermiştim. Altın çağın en ünlü İspanyol ressamının bu eseri muhteşem, mutlaka görün.

Bu eserde, başyapıtın solunda durarak kendini gerçek hayatta olduğu gibi, ailenin bir parçası gibi resmetmiştir. Özellikle, bu tablodaki ışık efektleri muhteşem)

16’nolu odada:

Murillo’nun The Patricians Dream:

16B’nolu odada:

Rembrant’ın Artemisa:

25’nolu odada:

Rubens’in The Three Graces (Peter Paul Rebers, 1577-1640 yılları arasında yaşamıştır. Muhteşem bir dinsel fantezi olan çıplak kadınların portresi budur)

26’nolu odada:

Rubens’in The Adoration of the Magi (Yukarıda sözünü ettiğim Rubens’in bir diğer önemli eseri: muhteşem bir dinsel fantezi olan Müneccim kralların tapınmasıdır.)

32’nolu odada:

Goya’nın The Family of Charles IV ( Fransisco de Goya: 1746-1828 yılları arasında yaşamıştır. 1763 yılında, Madrid’ten Zaragoza şehrine gider ve burada kralın baş ressamlığına kadar yükselir.

Bu eserde, sanatçı: kral IV. Carlos ve ailesini resmetmiş. Resmin özelliği: kişileri olduğundan güzel göstermemeye çalışması, dürüst biçimde aktarmasıdır. Resimde, yalnızca çocuklar çekici görünüyor)

36’nolu odada:

Goya’nın The Naked Maja ( Goya hakkında yukarıda bilgi vermiştim. Sanatçı bu eserinde: Alba düşesini resmetmiştir. Eser, İspanyanın ilk nü eserlerindendir.

Bu resim ilk yapıldığında: Goya ve Alba Düşesi arasında skandal bir ilişkiden söz edilmiş, dedikodular odak noktasına çıkmıştır.

Bunun üzerine, Goya, Düşesin aynı biçimde, giyinik yani elbiseli resmini yapmıştır. Evet, her iki resim yan yana duruyor)

Prado müzesini gezdikten sonra: hemen müzenin yanında, Attocha tren istasyonuna doğru olan bölümdeki bir parka uğramalısınız.

REAL JARDİN BOTANİCA

Burası, Kraliyet Botanik Bahçesi olarak biliniyor. Burada: dünyanın her yerinden gelen, yaklaşık 30.000 kadar ağaç ve bitki bunuluyor.

Bahçeler: Totany Üniversitesi için, kral Charles III. tarafından kurulmuştur. Parkın içinde, farklı bölümlerdeki ağaç ve bitkiler; Latince adları verilerek etiketlenmiştir.

Prado Müzesini ve Real Jardin Botanika parkını gezdikten sonra: aynı cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Bu kez hedef yine bir müze.

CENTRO DE ARTE REİNA SOFİA-REİNA SOFİA MÜZESİ

Madrid şehrinde, Reina Sofia Müzesi, yalnızca Salı günleri kapalı kalıyor, yani dünya müzelerinin kapalı bulunduğu Pazartesi günü, bu müze açık tutuluyor.

Giriş ise, 8 Euro. Burası, altın üçgen olarak nitelenen müzelerden üçüncüsüdür.

Müze: Hospital de San Carlos isimli yapıda bulunuyor. Yapı: 18’nci yüzyılda, İtalyan Francesco Sabatini ve İspanyol Jose de Hermosilla isimli mimarlar tarafından tasarlanmıştır.

Daha sonra ise, 1992 yılında, Kraliçe Sofia tarafından müze olarak hizmete açılmıştır. 2005 yılında ise, genişletilerek günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur.

Müzede: 20’nci yüzyılın başlarından, günümüze kadar olan döneme ait bir kısım sanatçının eserleri sergileniyor. Bu eserler: 3500 ses kaydı, 1000 klip, 10 binden fazla kitap şeklindedir.

Ama müzenin en önemli eseri: Picasso’nun “Guernica” adlı tablosudur.

Picasso sevenler: müzede ünlü “Guernika” resmini mutlaka görmelidirler. 1937 yılında, Paris Dünya Fuarında sergilenmek üzere, Picasso’ya bir resim sipariş edilmiştir.

Bu sırada: İspanyada iç savaş sürmektedir. General Franco ile birlikte hareket eden Alman uçakları, İspanyanın Bask bölgesinde: Guernica kasabasında, sivilleri hedef alan bir katliam yapar.

Bunun üzerine,  Picasso: bu esrarengiz eseri yapar. Eser aynı zamanda: II. Dünya savaşı sonrasında, savaş karşıtı düşüncelerin de merkezi olur.

Bu arada, İspanya ülkesinde, Bask ayrılıkçı hareketinin de simgesi olur.

Sanırım bu eserin, bu tür siyasi düşüncelerin merkezinde bulunması nedeniyle, eseri, camlı bir bölmede muhafaza ediyorlar. Yani, çok sıkı güvenlik önlemleri alınmış.

1937 yılında, Paris Dünya Fuarında sergilendiğinde: sergiyi gezen Alman generallerden biri, Picasso’ya hitaben “Üstadım, müthiş bir şey, siz mi yaptınız?” diye sorar.

Bunun üzerine, Picasso “hayır ben yapmadım, siz yaptınız” der.  Evet, bu müzedeki en önemli eser bu. Resmin inanılmaz boyutları var. Dehşet büyük bir tablo, ebatları çok büyük.

Bu müzeden çıkınca: bu kez: bir meydana “Plaza Emperetor Carlos V” ulaşıyoruz. Bu meydanda: 2004 yılında, Attocha tren istasyonuna yapılan bombalı saldırıda ölenlerin anısına yapılan, büyük ve silindir şeklinde bir anıt hemen göze çarpıyor.

Bu anıtı gördükten sonraki hedefimiz tren istasyonu.

İspanya Madrid Atocha Tren İstasyonu

ATOCHA TREN İSTASYONU

11 Mart 2004 tarihinde, burada patlamalar olur ve 191 kişi ölür ve 1800 kişi ise yaralanır. Patlamaların hemen sonrasında, İspanya hükümetinde başta bulunan merkez sağ parti, herhangi bir araştırma yapılmamış olmasına rağmen,  patlamaların sorumluluğunu ETA örgütüne atar. Çünkü, 14 Mart tarihinde, ülkede genel seçimler yapılacaktır.

Ancak: ETA örgütü, 1970’li yıllarda, Barselona şehrinde, bir süpermarkete bomba yerleştirdiğinde, birçok insanın ölmesi üzerine, taktik değiştirmiştir.

Bu olaydan sonra, örgüt, bomba koyduğu yeri, polise ihbar etmekte ve bomba koyulan yerin boşaltılmasını ve dolayısı ile insanların ölmemesini sağlamaktadır.

Amaç, yalnızca eylem seviyesinde kalmaktadır. 2004 yılındaki bu patlamaların ardından, suç örgüte atılınca, ETA hemen bir açıklama yapar ve patlamaların, kesinlikle kendi tarzları olmadığını söylerler.

Daha sonra, kısa bir araştırma yapıldığında, patlamaların EL KAİDE isimli örgüt tarafından yapıldığı anlaşılır. Hatta: bu arada, tren istasyonunun bir sloganı bulunmaktadır.

Bu slogan gereği, hızlı trenleri kasten “Madrid’den gökyüzüne” olarak belirlenen bu slogan, hemen kaldırılır. İspanya ülkesi,1500 km. lik hızlı tren ağı ile donatılmıştır.

Hatta: 2020 yılına kadar, bu hızlı tren ağının,7000 km. ye ulaştırılması hedeflenmektedir.

Evet, İspanyollar, patlamaları takiben, 14 Mart tarihinde sandık başına gittiklerinde: patlamaların ardından ,herhangi bir araştırma yapılmadan acele açıklama ve suçlama yapan dönemin sağcı iktidar partisini, iktidardan düşürürler.

Bugünkü, Zapetero hükümeti, yani sol parti işbaşına gelir. Sonuçta, patlamalar, seçim sonuçlarını da etkilemiş olur.

Hiçbir araştırma yapmadan, olayın ETA örgütünün üzerine atılması: dönemin iktidar partisi ve başbakanının siyasi arenada güç kaybetmesine neden olmuştur.

İstasyonda:

içinde nilüfer çiçekleri yüzen, küçük bir havuz ve kafesler var. Buraya, daha doğru bir tanımla, tropik bahçe de denilebilir.

Bu botanik bahçede: güneş ışınlarını almadan, ağaçların, çiçeklerin nasıl bu kadar güzel bir görünüm aldığını anlamak mümkün değil.

Bahçenin ortasındaki havuzda ise, birçok irili-ufaklı kaplumbağa bulunuyor. İstasyonun bahçesinde, patlamalarda ölen 191 kişinin anısına, birer tane zeytin ağacı  dikili görülüyor.

Bu arada, biraz da, yapıdan söz etmekte sanırım yarar var. İstasyon: bir demir ve cam işçiliğinin başarılı örneğinin sergilendiği bir yerdir.

Şehrin güneyi ve Barselona ve Toledo gibi şehirlere sefer yapan trenler, buradan hareket ediyorlar. Yüksek hızlı trenlerin çıkış noktası da burasıdır.

Yapı; 1851 tarihinde, Paris şehrinde bulunan Eyfel kulesini yapan, Gustav Eyfel tarafından tasarlanmış ve yapılarak hizmete açılmıştır.

Ancak, daha sonraki tarihi süreçte büyük bir yangın geçirir ve restorasyon çalışmaları sonucu yenilenerek, 1892 yılında yeniden hizmete açılmıştır. Trenlerin bulunduğu bölümün üstündeki örtü platformunun uzunluğu 157 metre ve yüksekliği 27 metredir.

Evet, günümüz burada bitiyor.

İspanya Madrid

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

4.gün; GEZİLECEK YERLER

Bugünkü gezimize: Sol meydanından başlıyoruz. Bulunduğunuz yerden metro ile,  SANTO DOMİNGO metro istasyonuna gidin ve burada  metrodan inin.

İstasyondan çıkınca, istikametimiz Plaza Callao. Bu meydandan sonra, doğruca Gran Via caddesine giriyoruz ve bu keyifli cadde boyunca ilerliyoruz.

İspanya Madrid Gran Via Caddesi

GRAN VİA CADDESİ

Şehrin en  popüler caddelerinden olan Gran Via caddesine giriyorsunuz. Buranın bir diğer ismi de “büyük yol” olarak biliniyor.

Burası: sonradan: 3 bölüm halinde dizayn edilmiştir. Çünkü: İspanyol krallığından kopup ayrılan kolonilerden, zaman içinde, buraya dönüp gelenler var. Zaten, şehirde çok miktarda, bir kısmının gözleri çekik, göçmen görmeniz mümkün. İnsanlar buraya göçüp geldikçe, şehir büyümüş ve yeni yerleşim yerleri gerekmiş.

Dolayısıyla, şehrin çok daha zengin kesimi: gelip buraya yerleşmeye başlamışlar. Yani: 1910 yılında yapımına başlanan cadde, 1940 yılında tamamlanmıştır.

Caddeye baktığımızda:

bunun üzerinde: İspanyol Telekominikasyon binası, şık oteller, alışverişle ilgili pek çok mağaza, bunun dışında restoranlar, kafeler, sinemalar, tiyatrolar, müzikaller gibi bir takım faaliyetlerin yapıldığı bina ve tesisleri görmek mümkündür.

Yani: burası özel ve güzel bir caddedir ve şehrin bir çok bölgesine çok yakındır. Bir anlamda, şehrin merkezi gibidir. İspanyol Telekominikasyon binası: 1929 yılında, ilk inşa edildiğinde, 80 metre yüksekliğiyle, şehrin en yüksek binası imiş.

Zaten, bu noktadan sonra: caddenin ikinci bölümü başlıyor. Bu ikinci bölüm: Callao meydanına kadar uzanıyor. Burası da: şehrin gece hayatının merkezi. Burada: sinemalar, kitap ve müzik albümlerinin satıldığı büyük mağazalar var.

Özellikle: FNAC (Fransız kökenli mağazalar zinciri) mağazasına mutlaka uğramanızı öneririm. Çünkü: elektronik eşya, müzik ürünleri, kitap gibi birçok şeyi bulup satın alabilirsiniz.

Callo meydanından sonra, Espana meydanına kadar olan bölüm ise, üçüncü bölüm olarak biniliyor. Burada da, modern sinemalar ve oteller bulunuyor.

Cadde üzerindeki binaların mimari tarzı: 17-18-19’ncu yüzyıl mimari stillerini gösterirler. Madrid, zaten ağırlığı olan bir şehirdir.

Her şeyden evvel, kraliyet şehridir. Bunun dışında: siyaset, politika ve turizmin de kalbinin attığı şehir olarak öne çıkmaktadır.

Tabii politik ve siyasi bir çehre içinde olmanın ve kraliyetin burada olmasının, Madrid şehrini, Barselona şehrine göre, biraz daha ağırlığını ortaya koyuyor ve zaten siz bu ağırlığı hissediyorsunuz.

Cadde üzerinde,

köşede “Pizza Marzano” isimli restoran var. Pizza Marzano, İspanyanın her yerinde şubesi olan bir restoran zinciridir. İçinde, pizza dışında yemekler de bulunuyor.

Bunun yanında, yine bu cadde üzerinde, Santo Domingo metro istasyonunun hemen yanında, muhteşem bir dondurmacı var. Buraya yolunuz düşerse, mutlaka bu dondurmadan tatmalısınız.

İspanya Madrid

Bu cadde ile ilgili son bir not: Gran Via caddesinden, Purta del Sol meydanına iner sokaklardan bir tanesi olan: Celle dela Monterasokağı: günümüzde şehrin hayat kadınlarının ve seks marketlerinin bulunduğu bir yer olarak öne çıkıyor.

Buradan gündüz dahi geçseniz: yaşlarının bir hayli küçük olduğunu ama fizik olarak mükemmel olduklarını göreceğiniz hayat kadınlarını görmeniz mümkün.

Ayrıca: seks marketleri de bulunuyor. Bu sokağın hemen Gran Via ile birleştiği köşe başında ise, ünlü bir fast-foot zincirinin restoranı bulunuyor.

Bu arada: sakın bu hayat kadınlarının resimlerini çekmeye kalkmayın, çünkü aşırı tepki veriyorlar.

İspanya Madrid Gran Via Caddesi

Gran Via caddesinde yürürken,

Circula de Bellas Artes meydanına geldikten sonra: bu kez Calle de Alcala caddesine dönün ve istikamet Sol Meydanı. Sol meydanından sonra, yine aynı caddenin uzantısını takip ederek, şehrin yine ün ünlü yerlerinden birine ulaşıyoruz.

İspanya Madrid Alcala Caddesi

ALCALA CADDESİ

Bu cadde: çok uzun bir caddedir. Şehir içinde, yaklaşık 9-10 km. ilerlemektedir. Yani, Madrid şehrini bir baştan bir başa kesmektedir.

Birçok semt, bu Alcala caddesi üzerinde veya çevresinde sıralanır. Özellikle: 18’nci yüzyıldan kalma apartmanlar ilgi çekiyor.

Şehrin lüks semtlerinden biri olması nedeniyle, bu cadde üzerindeki kiralar da yüksek.

Ayrıca, yine bu cadde üzerinde, 100 civarında bankanın merkez binası ve şubeleri bulunuyor. Bunun dışında: sigorta şirketleri, Maliye Bakanlığı ve Borsa Binası var.

İspanya Madrid Palaza Mayor

PLAZA MAYOR

Burası ile ilgili sözlerime başlamadan önce, bilmelisiniz ki, Madrid şehrinde mutlaka görmeniz gereken bir yer.

Burası:  tam şehir merkezinde, dört tarafı kapalı,  tam bir kibrit kutusu gibi bir meydandır. 17’nci yüzyılda: mimar Juan de Herrera tarafından planlanmış olup, sivri kuleler, simetri ve çatılar  dikkati çekiyor.

Birkaç giriş kapısı bulunuyor. Bu kapıların üstleri kemerli. Alanın uzunluğu200 metre ve genişliği 100 metredir.

Zemin: Arnavut kaldırımı taşlarla döşenmiştir. Alanın çevresinde ise tarihi yapılar var ve bunların alt katlarında: hediyelik eşya satan dükkanlar ve  restoranlar bulunuyor.

Eski Yunan mitolojisinde: Agoralara benzeyen ya da o mantıkla yapılan bir yer. Agoralar: daha çok halkın toplandığı, çeşitli faaliyetlerin yapıldığı, yöneticilerin insanlara seslendiği yer olarak biliniyor.

Burada: tarihi süreç içinde, birçok etkinlikler düzenlenmiştir. Zaman zaman kraliçeler partiler, davetler vermiş, eğlenceler ve şenlikler yapılmıştır.

Ayrıca, zaman zaman,  siyasi direnişler olmuş, ama ortaçağ dönemine bakıldığında ise, daha kötü faaliyetler yani engizisyon mahkemeleri sonucu giyotin veya yakılarak öldürülme şeklinde idamlar yapılmıştır.

Yani, meydanın ünlü ve hareketli bir geçmişi bulunuyor.

Meydanın çevresindeki binalarda:400’e yakın daire bulunduğu söyleniyor. Bunların bir kısmı konut, bir kısmı ise ofis olarak kullanılıyor.

Bir zamanlar, bu konutların balkonlarından, alandaki etkinlikler seyrediliyor ve hatta konut sahipleri bu etkinliklerin izlenmesi için bilet satıyorlarmış.

Gerek gündüz ve gerekse gece, meydan bayağı hareketlidir.

Özellikle: geceleri buraya gittiğinizde, mevcut restoranlarda yer bulunmadığını ve insanların, uzun kuyruklar oluşturduğunu görebilirsiniz.

Pazar günleri ise, burada: ikinci el pazarı, yani bit pazarı kuruluyor. İnsanlar, evlerinde kullanmadıkları eşyalarını, antika ve pul, para gibi koleksiyon objelerini, bu meydanda kurulan derma-çatma tezgahlarda satışa sunuyorlar.

Ancak, meraklısına  dikkat, bu tezgahlar, sabah kurulup, saat 14.00’de kaldırılıyor. Özellikle: antika para ve pul kolleksiyonerlerinin mutlaka gitmesini öneririm.

Meydanda, ayrıca öğrencilerin kaldıkları hosteller var. Meydanın tam ortasında ise: meydanın yapılmasını emreden, kral III. Felibenin bir heykeli görülüyor.

Evet, günümüzü burada, geceleri de çok hareketli olan bu meydanda ve çevresindeki ara sokaklardaki gezilerimizle bitiriyoruz.

İspanya Madrid

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

GEZİLECEK DİĞER YERLER

İspanya Madrid Santiago Bernabeu

SANTİAGO BERNABEU-STADYUM

Madrid şehrinin en kuzey bölgesinde bulunuyor. Buraya ulaşmak için, metro hattında SANTIAGO BERNABEU istasyonunu hedeflemeniz yeterli.

Burası, şehrin batı yakasında, bir stadyumdur. 14 Aralık 1947 tarihinde açılmıştır. 82 bin seyirci kapasitelidir. Yer yüzeyinden 4 metre aşağıdadır.

Normalde, Latin ülkelerinin stadyumları böyle değildir.

Daha yayvan ve geniştir. Bu daha çok kuzey ülkelerinin stadyum sitilinde yapılmıştır. Daha  dik. Yani: köşelerden ve gerilerden maçı izlemek için, dürbün gerekiyor.

İspanya Madrid

Stadın ismi: Madrid Futbol Kulübünün: El Bernabeu isimli, eski başkanlarının onuruna, stadyuma verilmiştir.

Dünyanın en ünlü ve prestijli futbol yerlerindendir. Ancak, burayı ziyaret ettiğinizde, resim çekmekte zorlanabilirsiniz.

Çünkü: yakınına gittiğinizde, devasa bir yapı görüyorsunuz ve belli yerlerinin resmini çekmek mümkün oluyor.

İspanya da, gerek Madrit ve gerekse Barselona da, futbol çok konuşuluyor.

Bu stadyum, onlar için bir mabettir. İki büyük takımları var. Real Madrid ve Atletico Madrid. Real Madrid, en başarılı takımlarıdır.

Evet: Barnebeu Stadyumu: çok güzel yapılmış bir statıdır. İçinde: özel locaları, restoranları, barı, pabı, saunası, özel oturma ve toplantı salonları ile pek çok fonksiyonel bölge barındırmaktadır.

Ayrıca, bir diğer öne çıkan özelliği: stadın, 15-20 dakikalık bir süre içinde, tamamen boşaltılabilmesidir.

O kadar düzenli bir sistem yapılmış ki, inanılmaz. Metro sistemi, stadın içine kadar giriyor.

Genellikle, maçlara kimse arabaları ile gelmiyormuş. Metro veya yürüyerek gelmeyi tercih ediyorlarmış.

Evet, burayı ziyaret etmeyi düşünenler mutlaka olacaktır. Ancak, burada görebileceğiniz çok fazla bir şey yok. Yalnızca, böyle muhteşem bir stadyumun yanında bulunmaktan keyif alabilirsiniz. Tercih sizin.

İspanya Madrid Toros De Las Ventas

TOROS DE LAS VENTAS-ARENA 

Burası, şehir merkezine yakın değil. Ancak, elbette, buraya metro hatları ile ulaşım mümkün. Bulunduğunuz yerden, metroya binip “VENTAS” istasyonunu hedeflediğinizde, buraya rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Peki, burada ne görebiliyorsunuz. Öncelikle arenanın mimari yapısı güzel, ayrıca dışında hediyelik eşya satılan yerler ve bir matador anıtı var. Bunun dışında, bir şey yok.

Burası: şehrin doğusunda, bir arenadır. 17 Haziran 1931 tarihinde açılmış olup, 25 bin seyirci kapasitelidir.

Arenanın ortasındaki bölüm: yaklaşık 65 metrelik çapı ile,  dünyanın en geniş halkalarından biridir.

Ventas arenası: çok önemli bir arenadır. Çünkü, buradaki bir boğa, çıkıp şovunu yapıyor ve bir matador ile karşılaşıyor ise, o en üst  düzeyde boğadır.

Matador da, Ventas arenada şova çıkıyorsa, onun da en üst düzey bir matador olduğu düşünülür.

Yapı stili olarak bakıldığında ise, buranın: Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman ustaların stillerinin karışımı ile yapılmış olduğu görülür ki buna “müdahar tarzı” deniliyor.

Madrid şehrinin birçok yerinde bu tarzı görmek mümkündür. Özellikle, pencere şeklinde olan kısımlar, daha çok Arap sitilindedir.

Madridliler, boğa güreşlerinin yapıldığı arenaları seviyorlar. Ama, Barselona’da, yani Katalan bölgesinde, boğa güreşleri yaygın değil. Onlar, bunun artık bir spor olmadığını, bir eğlenceden ziyade, bir vahşete dönüştüğünü kabul ediyorlar.

Ama Madridliler, normal bir futbol maçına gider gibi, hafta sonları boğa güreşlerine gidiyorlar. Hatta, bir çoğu, boğa güreşlerini seyredebilmek için, kombine şeklinde biletler alıyorlar.

İspanya Madrid

Arenanın 5 farklı kapısı var. Bir kollezyuma benziyor. Başarılı matadorlar, büyük kapıdan içeri giriyorlar. Buraya: yani büyük kapıya “Madrid kapı”  deniliyor.

İspanya Madrid El Rastro

EL RASTRO

Pazar günleri, Calle de Toledo caddesinde ve çevresindeki sokaklarda: El Rastro denilen, bit pazarı kuruluyor.

Bu pazarda: antika eşyadan, kitap, giysi, evcil hayvan hayvan gibi pek çok şey bulup satın almak mümkündür. Yani, hayal edebileceğiniz her şeyi bulmak mümkündür.

Plaza del Coscorro meydanından başlayan Pazar yeri, Celle de Toledo caddesini ve ara sokakları da içine alarak, yaklaşık2 km. karelik bir alana yayılıyor.

Ama, buraya sabah saatlerinde, örneğin: saat: 09.30 gibi gitmelisiniz.

Çünkü, gerek kalabalığa yakalanmamak ve gerekse İspanyolların siesta saatine yakalanmamak gerekiyor. Ancak, yine burada özellikle yankesicilere dikkat etmenizi şiddetle öneriyorum.

PARAQUE DEL BUEN RETİRO

Burası: Prado Müzesinin iki sokak arkasında, Madrid şehrinin en büyük ve en güzel parkıdır.

Aynı zamanda, şehrin en popüler mekanıdır. Bir asfalt denizinin ortasında, yeşilliklerle kaplı, 130 hektarlık bir ormanlık alan. Bu ormanlık alanda;: 15.000’den fazla ağaç bulunuyor.

Buraya: metro ile ulaşım gayet kolay. Herhangi bir metro hattına binip, RETİRO metro istasyonuna kadar, çeşitli aktarmalar yaparak ulaşabilirsiniz, istasyonun  hemen yanında ise park bulunuyor.

Park: 17’nci yüzyılda, kral IV. Felibe tarafından yaptırılmıştır. İlk yapıldığında: İspanyol hükümdarları ve misafirleri için, bir oyun ve av sahası olarak kullanılmıştır.

Hatta: 1632 yılında, burada bir kraliyet sarayı da varmış. Ancak, Fransız işgalinde, Napolyon’un askerleri tarafından yıkılarak yok edilmiştir.

Park içinde: bir kısım anıtlar da görülüyor. Ormanlık alanda, 11 Mart 2004 tarihinde, tren istasyonundaki bombalı saldırıda ölen 191 kişinin anısına yapılan bir anıt var.

Parkın ortasında ise, kuzey girişine yakın yerde, bir büyük ve yapay göl bulunuyor. Bu gölde, zaman zaman deniz savaşlarının canlandırıldığı mini eğlenceler düzenleniyor. Gölde, ayrıca sandallı geziler yapmakta mümkün.

Ayrıca, gölün hemen yanında: Kral Alfonsonun, at üzerinde betimlenen bir heykeli var. Heykel: 1922 yılında yaptırılmıştır.

Burada, yine bir heykel var. Bu heykel: “El Angel Caido” yani “Düşmüş Melek” heykelidir. Heykel: Departed tarafından yapılmış ve kamu alanında, şeytanın simgelendiği ilk ve tek heykel olarak öne çıkmaktadır.

Parkın içinde, 2 bina var. Bunlar: güney uçta bulunan ve Londra şehrindeki kristal saraydan etkilenilerek yapılan “Palacio de Cristal” ve “Palacio de Velazques” binalarıdır.

Palacio de Cristal yapısı: 1887 yılında, Ricardo Valezquez tarafından tasarlanmış bir köşk. Bu yapılarda, zaman zaman çeşitli sergiler düzenleniyor.

Park içinde gezinmeye devam ederseniz, Rosaleda denilen gül bahçesini de görmeyi ihmal etmeyin. Bu gül bahçesiyle birlikte görülen botanik bahçesi, 18’nci yüzyılda kurulmuş ve burada, 104 civarında ağaç ve 3000’den fazla bitki türü bulunuyor.

Evet, Madrid şehrinde zamanınız varsa, bu bahçeye mutlaka zaman ayırın.

CASA DE CAMPO

Burası da bir park. Manzaneras nehrinin sağ kıyısındadır. 4000 dönümlük bir alanda kurulmuştur. Buraya ulaşmak için: metro hattını kullanabilirsiniz. Metro hattında CASA DE CAMPO istasyonunda inmeniz gerekiyor. Parka ulaşmanın bir diğer yolu  da, teleferik. Teleferik ile gidebilirsiniz.

Parkın yapılış tarihi: 1559 ve yapıldığı tarihte, kraliyet ailesi için av sahası olarak yapılmış. Çok büyük bir ormanlık alan içindeki apartmanlar, doğal ve yeşil görüntüyü bozmuyorlar.

Park içinde: gölet var. Bu gölette, sandal gezintisi yapmak mümkün.

Ayrıca: park içinde, muhteşem güzel bir lunapark ve şehrin hayvanat bahçesi bulunuyor.

Lunapark, aynen Amerika’daki benzerleri gibi, muhteşem güzel ve heyecan dolu araçlarla dolu. İlginizi çekebilir, gitmenizi öneririm.

Yalnız, bu park, özellikle hava karardıktan sonra, yani belli bir saatten sonra güvenli değil.

Bunu İspanyollar kendileri söylüyorlar, park sahası içinde geç saatlerde ve kuytu yerlerde bulunmamanız önerilir.