Burdur Gölhisar

Burdur Gölhisar

 

Gölhisar, daha çok tarihi özellikleriyle öne çıkan bir yer. Tarihi geçmişi, şöyle özetlemek mümkün: yaratılan medeniyet, ardından istila, vergiye bağlanmış bir sömürge ya da sönükleşen, ıssızlaşan mekan…

ULAŞIM

Burdur, il merkezine: 107 km. uzaklıktadır. Yeri biraz ana yollardan uzak. Buraya: Çavdır üzerinden gidebilirsiniz. Çavdır-Gölhisar arası uzaklık: 16 km. Çavdır dışında, buraya başka bir ulaşma yolu yok.

Çavdır’a ulaşmak için ise: Antalya-Denizli kara yolunu kullanmanız gerekiyor. Gölhisar ilçesinin diğer bazı yerlere uzaklıkları ise şöyle: Gölhisar-Denizli arası uzaklık: 105 km. Gölhisar-Fethiye arası uzaklık: 111 km. Gölhisar-Antalya arası uzaklık: 150 km.

Burdur Gölhisar

TARİHİ

İlçenin tarihi, çok eski çağlara dayanmaktadır. Cbyra Tetrapul (4 şehir) harabelerinin bulunduğu bölgede: 4 şehrin, idare merkezi oluşmuştur.

Bu şehirler: Cbyra, Bubon, Balbura ve İnuanda’dır. Bu şehirlerin: MÖ.1000 yıllarında, Girit’ten gelen: Pisidialılar tarafından kurulduğu anlaşılmaktadır.

Cbyra, daha sonra Romalıların idare merkezi olur. Bu gün, bu şehre ait kalıntılar halen görülmektedir. Bunlardan en önemlisi: 90 metre yarıçapında olan tiyatro yapısıdır.

Tarihi süreç içinde: 14.yüzyılın başlarında, Hamitoğulları, 1389 yılında da, Osmanoğulları egemenliğine girmiştir. Gölhisar, Armutlu ve Horzum köylerinin birleşmesi ile, 1953 yılında ilçe olmuştur.

Adını: Hamitoğulları tarafından Uylupınar Gölünün ortasında yapılan kaleden almaktadır.

İLÇENİN ADININ KAYNAĞI

İlçe adını: kenarındaki gölden ve hisardan almıştır. Daha önceki isimleri ise: Kibryra, Alimne, Horzum. Kibyra: yüce, büyük, ulu anlamına gelir.

Yüce Ana Tanrıça anlamında da kullanılır. Horzum sözcüğü ise; Harzem sözcüğünün deforme olmuş halidir.

Bir Türk boyunun adıdır. 18.yüzyıl Osmanlı kaynaklarında, Horzem şeklinde telaffuz edilmiş ve sonradan “Horzum” adını almıştır.

GÖLHİSAR MESLEK YÜKSEK OKULU

Burada: Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesine bağlı Gölhisar Meslek Yüksek Okulu bulunuyor. Bu okulda: öğrenciler tarafından, her yıl Mayıs ayında “Bahar Şenlikleri” düzenleniyor.

Bu şenliklerde: öğrencilerin sosyal aktiviteleri arttırılıyor. Konferans salonunda: eğitim amaçlı, periyodik konferanslar, sempozyumlar ve paneller düzenlenerek: gerek okul öğrencileri ve gerekse Gölhisar halkı bilinçlendiriliyor.

Ayrıca: okul öğrencileri tarafından hazırlanan: tiyatro, folklör gösterileri, müzik çalışmaları ve belli etkinliler; okul öğrencileri ve Gölhisar halkının izlenimine sunuluyor.

GENEL

Burdur ilinin, ikinci büyük ilçesidir. İlçe topraklarının, denizden yüksekliği: 945 metredir. Güney ve Batı bölümleri, ormanlarla kaplıdır. Başlıca dağları: Koçaş ve Çakmak dağlarıdır.

Ovalardan en önemlisi ise: Gölhisar ovasıdır. Genişliği: 20 km. dir. Bu geniş ova: alüvyonlu, kalın bir toprak tabakası ile örtülüdür. Ovanın tamamı sulanmaktadır.

İlçenin en önemli akarsuyu ise: Dalaman çayıdır. İlçe sınırları içindeki göl: Uylupınar gölü de denilen Gölhisar Gölüdür.

Gölün genişliği: 7 km. ve en derin yeri: 6 metredir. Gölün ortasında: 200 dönüm genişliğinde, eski bir kale olan, bir yarımada var. Gölün suyu: tatlı olup, az miktarda: yayın, sazan ve su levreği bulunuyor.

Yörede: Akdeniz iklim kuşağı hakimdir. Ancak: yaz sıcakları, Akdeniz iklimi kadar yüksek değil, kış soğukları da karasal iklim kadar, düşük değildir. Sıcaklıklar: ay ortalaması olarak, sıfır derecenin altına pek düşmez.

Bölgedeki en önemli göl alanı: doğal göl olarak: Gölhisar Gölü, baraj gölü olarak ise Yapraklı Barajı ve bazı yıllarda suları çekilen Horzum yayla yerindeki Kocayayla gölüdür.

Burdur Gölhisar Gölü

GÖLHİSAR GÖLÜ

Tektonik bir çukurluktan oluşmuştur. 7 km. karelik bir büyüklüğe sahiptir. Sığ bir göldür. En derin yeri: 6 metredir. Gölün kuzeydoğu kısmındaki kanal ile, fazla suları Dalaman Çayına akar. Bu nedenle: suları tatlıdır ve sazan, tatlı su kefali, yayın gibi balıklar yaşar.

NE YENİR

Buraya has lezzetlerin başında: Gölhisar kavurması geliyor. Daha ziyade, saç kavurması benzeri bir yemek. Bunun  dışında: bu yörede tadabileceğiniz lezzetler şunlar: Alacaş, Etliaş, Arabaşı.

NE SATIN ALINIR

Gölhisar ilçesinde, birçok aile gezer arıcılık yapıyor. Buraya giderseniz, buradan mutlaka bal satın almalısınız. Bunun dışında: ben, satın almanızı önerebileceğim özel bir şey bulamadım.

GEZİLECEK YERLER

Burdur Gölhisar Kibyra Antik Kenti

KİBYRA (CBYRA)  

GENEL ÖZELLİKLERİ

YERİ:

Burdur yöresinde, oldukça iyi korunmuş antik kentlerden biridir. Burdur’un 110 km güneybatısında, Gölhisar ilçesinin batısındaki alçak tepelerde kuruludur.

Gölhisar ilçesinin hemen yanı başında, Horzum Mahallesi sınırları içindedir. Yerleşim alanı olarak, oldukça büyüktür.

Üç tepe üzerinde kurulmuştur. Volkanik bir arazide kurulu şehir, sık sık deprem felaketine uğramış. Son bir depremden sonra, halkı yavaş yavaş çekilmiş ve Bizans döneminde, küçük bir yerleşim yeri olarak varlığını sürdürmüş.

 

GENEL ÖZELLİKLERİ:

Patara Yol Klavuz Anıtı:

Milliarium Lyciae’den açıkça gösterilen Lykia ana yol ağının, kuzeyde bağlandığı kent Kibyra’dır. Lykia’nın kuzeybatıda Psidia, Karia, Lydia ve Phrygia kültür bölgeleriyle de kesiştiği kavşakta, dağlık Lykia’da Kabalis’in en önemli yerleşimidir.

Doğu’da Attaleia, batıda Kaunos gibi kuzeyde de Kibyra, yolun sonu değilse de anıtta anlatılan Lykia güzergahının sonudur.

 

Antik dönem yazarları:

Heredotos’dan: Pers döneminde Sard Satraplığına bağlı, Lasonialı olarak adlandırılan Kaballar’ın oturduğu öğrenilir.

Strabon: En geniş bilgiyi aktarır Helence, Likçe, Pisidce ve Solimce konuştuklarını belirtir. Kibyralılar aslen Lidyalıdır ve sonradan Kabalis bölgesine gelmiş ve burada oturan Pisidialıları ve diğer çevre halklarını egemenlikleri altına aldıktan sonra, yerleşim alanlarını değiştirerek, sınırları 100 stadiayı bulan bir kent inşa etmişlerdir. Burada anılan ve yaklaşık 18 km ye denk gelen 100 stadia, elbette kentin ölçüleri olamaz, ya Strabon abartmış ya da teritoryum sınırlarını vermiştir.

 

Evet genel özelliklerine devam edelim:

Burası Roma döneminde en parlak çağını yaşamış bir dağ kentidir.

Yörenin yargı merkezidir.

Kentin ismi eski Yunanca değildir. Yerli Luvi kökenli dilden geldiği anlaşılmıştır. Ancak anlamı henüz bilinmiyor.

Zamanında: Likya eyaletine bağlı imiş. Stadyum, tiyatro ve 4000 kişi kapasiteli küçük bir tiyatro havasındaki odeon, bu kentte, sosyal ve kültürel bir kavmin yaşadığını gösteriyor.

Ayrıca: burası, antik Frigya, Pisidia, Likya ve Kayra arasında bir geçiş noktası olması nedeniyle önem kazanmıştır.

Kültür karakteri olarak da, bu dört antik bölgenin kültürünün ortak izlerini taşıyor.

Tarihte çok önemli bir yeri olmasına rağmen, günümüzde hala büyük otobüslerin rahatça ulaşabilecekleri bir yolu bulunmamaktadır.

Oineanda, Balbura ve Bubon antik şehirlerinin birleşiminden meydana gelen Tedropolis bölgesinin başkentidir.

En parlak dönemini, MS. 2’nci yüzyılda yaşayan antik kentin geçmişi, Helenistik döneme kadar uzanıyor.

Kentin ilk halkı, Milias kökenli Pisidialılar. Karışık halkın çok dil kullandığı, kozmopolit bir şehirdir.

Atları ve silahşörleri ünlüdür. Her dönemde: önemli ölçüde yaya ve atlı savaşçı bulundurmuştur. Hayvancılık ileri düzeydedir. Aşağı Agora’da: dericilik yapılmıştır.

Ayrıca: günümüze yakın zamanlara kadar, bölgede işletilen demir madeni, bu antik şehirde, çok eski dönemlerden beri, demircilik sanatının varlığını vurgulamaktadır.

Kent: Metalurji sanayisi ile ünlenmiştir.

MS.23 yılında, büyük bir deprem olmuş, Claudius tarafından, adına “Caesarea” eklenerek, yeniden kurulmuştur.

MS.129 yılında, Hadrianus’un kente gelişi bir onur olarak nitelendirilir. MÖ.167 yılında, Gallienus dönemine (253-268): kentte para basılmıştır.

 

Burdur Gölhisar Kibyra Arkeolojik Araştırmalar

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR-KAZILAR

Antik şehirdeki ilk araştırmalar, 19.yüzyılda başlar. Petersen ve Luschan: Tiyatronun diazomasındaki yazıtları incelemişlerdir. Lui Robert: gladyatör kabartmalarını incelemiş ve yayınlamıştır.

1987-1989 yılları arasında, Selçuk Başer başkanlığında Burdur Müzesi Ekipleri tarafından, MS.2.yüzyıl sonu ve 3.yüzyıl başlarına ait mezarlarda, kurtarma kazıları yapılmıştır.

Thomas Corsten: 1995 yılında yaptığı araştırmalar sonucu: yüz civarında, yazıta rastlamıştır. Bu yazıtların, yetmiş kadarının hiç yayınlanmadığı tespit edilmiştir.

Bunlar yayınlandığında, şehirle ilgili çok daha yoğun bilgilere ulaşılacağı kesindir.

Agora girişindeki yazıttan yapılan tercümede: kentte, dericiler derneği olduğu ve o sırada küçük Asia Eyaletinin, Tiberius tarafından yönetildiği anlaşılmıştır.

Bugün antik kent: genellikle Roma dönemi kalıntılarıyla doludur. Bir kısım Helenistik kalıntı ve veriler dışında, henüz daha erken bir kalıntı bulunamamıştır. Kentin yakınlarındaki Yusufça ve Sorgun höyüklerindeki Geç Kalkolitik bulgular, şimdiki en erken yerleşim yerleridir. Kente 18 km uzaklıktaki Uylupınar’da ele geçen veriler Kibyra ve çevresinin Erken Demir Çağ’dan itibaren var olduğunu gösterir. Muhtemelen Uylupınar, erken Kibyralıların yerleşim alanlarından biriydi.

 

Özellikle

Son zamanlarda burada ortaya çıkarılan muhteşem bir kalıntı var. Medusa başı motifli döşeme. Bu döşeme: büyüklüğü ve renkli mermerlerden yapılmış olması bakımından, dünyada tek.

Yılanlardan oluşan saçlarıyla ve bakışlarıyla, insanları taşa çevirdiğine inanılan Medusa başını görenler, mitolojideki gibi taş kesiliyor.

Gerçekten, muhteşem bir güzellik. Renkli olması bambaşka bir özellik katıyor.

Burdur Gölhisar Kibyra Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

KUTSAL YOL

Şehre giriş yoludur. İki yanında mezarlar bulunan bir caddedir. Kemere kadar devam eder.

Burdur Gölhisar Kibyra Kemer
KEMER

Stadion’un 50 metre doğusundadır. Asfalt yolun hemen aşağısındadır. Burada bir tünel var. Tünelin girişi: taş bloklardan birinin çıkarılması ile sağlanmış. Burada: 5 x5 metre boyutlarında bir avlu var. Tünel ise:  30 metre kadar devam ediyor.

 

NEKROPOLLER:

Nekropollerde Lykia tipi mezarlara rastlanmaması, Kibyra’nın ve diğer bölge kentlerinin siyasi olarak Lykia içinde görünmelerine karşın, sanat ve toplum olarak dışında kaldığını gösterir. Strabon: Kibyralılar’ın Kabalis bölgesinde yaşayan Lidyalıların torunları olduğunu” yazar. Bu torunların gelişine ilişkin erken veriler kentte henüz bilinmemektedir.

GLADYATÖR NEKRAPOLÜ

Stadion’un 10 metre doğusundadır. Gladyatörlere ait olduğu sanılan bir mezarlık bölgesidir. Mezarlığın, Stadion’a yakın olması: onları anma veya yapılan etkinliklere uzak kalmamaları amacını  taşıyor olabilir.

Anıtsal mezar: bir Tirana veya atlete de ait olabilir. Kazanılan bir savaşın anısına  dikilmiş te olabilir.

Bu Nekropol’de: çok sayıda lahit var.

Bu lahitlerdeki gladyatör kabartmalarının bir örneği: İlçe, Adliye Binası bahçesinde, görülebilir.

Burdur Gölhisar Kibyra Stadion
STADİON

Kentin: bugünkü yolu üzerinde, sol yandadır. Kent kalıntıları içindeki yapıların en büyüğüdür.

Halkın: sportif faaliyetlerine ve özellikle, atletizm yarışmalarına hizmet etmek üzere düzenlenmiş.

Açık dar cephede: zafer takı şeklinde, anıtsal beş gözlü giriş var.

Yapının batısı: yamaçta. Üç tarafı basamak şeklinde, oturma kademeleriyle çevrili. Mimari özellikleri değerlendirilirse: MS.1 ve 2. yüzyıla tarihleniyor.

Günümüz Türkiye’sinde: antik kentlerde, 32 civarında, korunmayı başarmış, Stadion yapılarından biridir. Uzunluğu, yaklaşık 210 metre olup, bu ölçüsü ile en uzun olanıdır.

Batıda yamaca oturan kesimde 21, karşısında ise muhtemelen manzara kaygısıyla 7 oturma sırası yer alır. Protokol oturma bölümü ve atık su sistemi ile dikkat çeker.

Bu hali ile, Stadion’un seyirci kapasitesinin: 10.000 civarında olduğu düşünülüyor.

30 m genişliğinde ve 7 m yükseklikte anıtsal bir propylaionla tek sphendoneli stadiuma girilir.

Güney kısmında: dört merdiven göze çarpıyor. Ortadaki merdivenlerin arasında, dışa doğru genişleyen, yaklaşık 14 metre uzunluğunda, bir giriş tonozu var.

Burada: geleneksel Kibyra Şenlikleri düzenleniyor. İlk keresi: 1998 yılında düzenlenmiş. Konser için: Stadion’un tonozlu kısmı ve zemini; çalılardan temizlenmiş, stabilize yol asfaltlanmıştır.

Buranın depremlerde yıkıldığı düşünülüyor.

PALEASTRA

Stadion’un 10 metre batısındadır. Beden eğitimi yapılan yer olarak tanımlanan paleastra kalıntılarının büyük bir bölümü: toprak altındadır.

KÖPRÜ

Stadion’un batısındadır. Köprü: iki podyum üzerine oturtulmuş, yarım daire şeklindedir. Yaklaşık:  3 metre genişliğinde bir tonozdan oluşur. İki yamaç arasındaki bağlantıyı sağlayan köprünün işlevi tam olarak belirlenememiştir.

Stadion’un bulunduğu yamacın karşısındaki yamaçta, bir kalıntının olmaması, köprünün hangi amaçla yapıldığı konusunda tereddütler yaratıyor. Köprünün, özel bir işlevi yoksa, büyük olasılıkla bugün olmayan ama geçmişte mevcut bir kısım yapı arasındaki bağlantıyı sağlamış olması mümkün.

Burdur Gölhisar Kibyra Aşağı Agora
AŞAĞI AGORA

Akropolün tam ortasındadır. Aşağı ve Yukarı Agora olmak üzere, iki agora bulunmaktadır. Halkın alışveriş yaptığı Pazar yeri olarak kullanılan bir meydandır. Bu meydanda: önemli olaylar ve konular, toplu olarak bulunan halka duyurulurmuş.

Doğu-Batı yönünde, yaklaşık 125 metre, kuzey-güney yönünde ise 55 metre boyutlarındadır.

Aşağı Agora’nın: güney ve batı kısımlarında girişleri bulunuyor. Kuzeyinde: dükkan sıralarına ait temeller görmek mümkün. Kuzeyinde: girişin önünde, derici esnafı tarafından diktirilen, yazıtlı bir taş blok bulunuyor. Bu bölüm: Roma devrine tarihleniyor. Buranın büyük bölümü, tamamen toprak altındadır. Yapılacak kazılar sonucu, ortaya çıkarılacaktır.

YUKARI AGORA

Yolun kuzeyindedir. Çevresi: kesme blok taşlardan yapılmış bir duvarla çevrilidir. Esas giriş: güneydedir. Kuzeyinde: bir sarnıç var. Dikdörtgendir. Ölçüleri: 125×185 metredir. Girişindeki yazıtta :” Parlak Kibyra şehrinin Senatosu ve halkın kararın göre, muhteşem dericiler derneği. Asai eyaletini idare eden Tiberius Klavdus Pelemus’u tescil etmiştir”

Yaklaşık 50 metre kadar devam e den, Agora girişinin sağındaki duvarlar, oldukça sağlam olarak, günümüze kadar ulaşmıştır. Çömlekçi fırınları, şehir kalıntıları, Gymnasion ve hamam, agora çevresindeki yapılardır. Yukarı Agora’nın ortalarında: bir çeşme yapısı var. Ama, kurtarma kazısı yapılmamış.

Burdur Gölhisar Kibyra Tiyatro
TİYATRO

Bölgedeki antik kentler içinde, caveası en geniş olan tiyatrodur. Kentin batısında, yamaçlara dayalı olarak yapılmıştır. Halk: tiyatro oyunlarını burada seyrediyormuş.

Evet günümüzde kısmen ayaktadır. Yamaca oturtulmuştur.

Üç kademelidir ve seyirci kapasitesi: 9.000 kişiliktir.

Cavea (oturma sıraları) sı: meyilli arazi olan yamaca oturtulmuş ve iki sıralıdır. 19. oturma sırası görülüyor. Orkestranın temizlenmesi gerekli. Bunun sonucunda, net oturma sırası sayılarına ulaşılacak. İki giriş kapısı var. Sahne binası yıkılmış olmasına rağmen, yapının planı anlaşılıyor. MS.1.yüzyıla tarihleniyor.

Tiyatro duvarlarındaki onur yazıtından, kentte gerçekte 5 ayrı kabilenin yaşadığı anlaşılır. Aynı yazıtta 1 Rhodos drahmisinin 10 eşek değerinde olduğu da öğrenilir.

Burdur Gölhisar Kibyra Odeon
ODEON-BOULEUTERİON

Kentin batısında, tiyatronun 100 metre kadar  solundadır.

Burası kapalı bir tiyatrodur ama aynı zamanda çok işlevlidir. Toplantılar ve gösteriler yanında, aynı zamanda yargı merkezi olarak da kullanılmıştır.

Yargı Salonunun: Kibyra’nın uzun ve soğuk günlerinde, tiyatrolara özgü gösteriler için de kullanılmış olması gerekir.

İçinde: konserler verilebilen ve halkın müzik dinlemesi için düzenlenmiş bir yapıdır.

Yarım daire şeklinde inşa edilmiştir. Kesme taş bloklardan, bir yamaca, yarım daire planlı olarak yapılmıştır.

Oturma sıraları: basamaklar halinde yükselir.

52.5 m uzunluğundaki yapı, 31 oturma sırası ile yaklaşık 3.600 kişi kapasiteyle Lykia’nın en görkemli ve en iyi korunmuş kapalı toplanma salonudur.

MS 2’nci yüzyılda, son şekliyle inşa edildiği anlaşılan kapalı tiyatro, bir yangın sonucu göçtüğü anlaşılan çatısı haricinde neredeyse tamamen korunmuş durumdadır.

İç cephenin ve sahnenin renkli mermerlerle ve renkli heykel ve sütunlarla süslenmiş olduğu ele geçen parçalardan anlaşılmıştır. Asıl önemli mermer işçiliği, orkestra zeminindedir. Zemin: opus sectile tekniğiyle muhteşem bir Medusa resmi ile döşenmiştir. Hem işçilik ve ölçü hem de bulunduğu yer ve desen açısından, şimdilik üniktir. Yapının dışı da mozaik döşeli stoa ile kentsel nitelik tutarlılığını bozmadan devam eder.

Sahne yapısından: 5 kapı ile, orkestraya geçilir. MS.1-2.yüzyıllara tarihlenir. Üstü örtülü olarak, küçük bir amfi tiyatro tarzında yapılmıştır.

Bu yapı: antik şehirde, günümüze ulaşmış en sağlam ve görkemli yapıdır. 1989 yılında yapılan kurtarma kazıları  sırasında, bir kısmı açığa çıkarılmıştır.

Odeon’un sağında ve solunda paradoks girişler var. Sahneye açılan bu girişlerden ayrılan birer dehliz “L” çizerek, dazomaya ulaşıyor.

Buranın: 4000 seyirci kapasiteli olduğu sanılıyor.

Bu miktar, Odeonlar için, oldukça büyük ve ihtişamlı bir rakam. Ancak: Kibyra: gerçekten büyük bir şehir ve Tetrapolis bölgesinin başkenti. (Örneğin: Burdur-Ağlasun ilçesindeki Sagalaossos antik kentinin Odeon’u: 2000 kişilik)

Yapı geç dönemlerde demir atölyesi olarak kullanılmıştır.

BİZANS HAMAMI:

Kapalı salonun hemen yanında küçük bir Bizans hamamı vardır. Kazılarda ortaya çıkarılan yapının alt kesimleri oldukça iyi korunmuştur. Hypocaustum sistemi, yıkanma havuzları, pis ve temuz su boruları hamamın kullanım bilgilerini tümlemektedir.

SU KEMERİ

Kentin kuzeydoğusuna kadar devam ediyor. Orman içi dinlenme yeri olan Böğrüdelik’ten başlıyor. Kentin su ihtiyacı, burada bulunan antik su kaynağından karşılanıyormuş.  Bu suyun kente getirilmesini sağlayan kemer: eğimli bir yüzeyde bulunduğundan, su basınçlı olarak: bir erkek-bir dişi taşlar yardımıyla, şehre geliyor ve aniden daralarak, kiremit borularla şehre dağılıyor. Su kemerindeki taşlar iyi korunmuş, yeni açılan ve kurtarma kazıları yapılan mezarları geçtikten sonra, sağ yandaki düzlükte görülebiliyor. Günümüzde, ilçe merkezindeki Horzum Mahallesinin su ihtiyacı, yüzlerce yıl öncesinden kalan bu kaynaktan karşılanıyormuş.

EV KALINTILARI

Kibyra’nın en yüksek noktasında, ev kalıntıları görülüyor. Bu tepede, bir tapınakta bulunduğu tahmin ediliyor, ancak kalıntılar tahrip olmuş durumdalar.

Burdur Gölhisar Kibyra Mezarlar
MEZARLAR

Kentin kuzeydoğusundaki tepenin eteklerinde. Bu mezarlardan, ilk sıradaki, 15 metre uzunluğunda, bir dehliz şeklinde. Karşılıklı olarak 8 ve bir tanesi de, koridorun sonunda olmak üzere, toplam 9 nişi var. Burada: 300 sağlam kandil, 25 civarında etütlük nitelikli kandil, bir kandil kalıbı ve bir pişmiş toprak kap bulunmuş. Ele geçen gümüş sikkeler ise, İmparator III. Gordianus (MS.238-244), İmparator Philippus (MS.244-249) ve İmparator Volisianus (MS.253) dönemlerine ait sikkelerdir. Ayrıca: insan iskeletleri ve bir de keramik lahit bulunmuş.

İkinci mezar: yaklaşık 20 metre uzunluğunda. Burada bulunan kandillerden, iki mezarın aynı döneme ait olduğu anlaşılıyor. Bu mezarda da, sağlı-sollu 12 ve bir de karşıda olmak üzere, toplam 13 niş bulunuyor.

Burdur Gölhisar Boubon

BOUBON-İBECİK 

Burdur il merkezine, 135 km. uzaklıktadır. İbecik köyünün 1.5 km. güneyinde yükselen, Dikmen Tepesi üzerinde, 1305 metre yükseklikteki bir mevkiindedir. Lykia’nın en kuzeybatı köşesini belirler. Önemi de buradan gelir.

Antik kentin kalıntıları : pınar meşesi denilen, sık çalılıkların arasında gizlenmiştir. Kelime olarak: Boubon kelimesi, eski Helen dilinde “kasık” anlamında kullanılmaktadır. Bu söz: kasıkta çıkan çıbanı, uru anlatmak içinde kullanılırmış.

Kentin: geçmişi hakkında, bilgi yok.

Bir süre Likya hakimiyetinde kaldığı ve MS.1.yüzyılda ise, bir Roma kenti olduğu öğrenilmiştir. MÖ.2.yüzyılda, adı geçmekte ve bölgede asayiş sağlanmasında, önemli bir rolü ortaya çıkmaktadır.

Tiyatroda bulunan bir yazıt, İmparator Commodos’un bir mektubunu içerir. Bu yazıt: 190 yılında İmparator Commodos tarafından yazılmıştır.

Boubon halkını, eşkiya baskınlarına karşı gösterdikleri olağanüstü çaba nedeniyle ödüllendirmiş ve 2 oy hakkı olan kenti 3 oy hakkı olan statüye yükseltmiştir. Böylelikle, küçük bir kent olan Boubon, stratejik konumu nedeniyle Patara ve Ksanthos gibi Lykia birliğinin diğer birinci sınıf üyeleriyle aynı konuma gelmiştir.

Boubon, bunu 2’nci yüzyılda Birlik içindeki bu önemine karşı, İsa öncesinde özellikle Araksa ile önemli sorunları vardı. Savaşa dönüşen sorun, Kibyra aracılığıyla çözülse de Araksa’ya saldırıları sürer. Belli ki Lykia’nın bu ücra köşesi, Roma öncesinde siyasi ve sanatsal olarak Lykia ile pek de barışık ve iç içe değildir.

Zaten Kabalis bölgesinde yer alır.

 

KALINTILAR:

1960-1967 yılları arasında, kaçak kazılarda, büyük yağmaya uğramıştır. Bu kazılarda: ören yeri delik-deşik edilmiş ve perişan duruma getirilmiştir.

MS.2.yüzyıla tarihlenen, birçok bronz heykel başı: yurt dışına kaçırılırken yakalanmış ve bugün, Burdur Müzesinde sergilenmektedir. Bu heykellerin en gözdesi: görkemli Apollon heykeli.

Bu bronz buluntular nedeniyle: Bubon’da, antik çağlarda, bir bronz heykelcilik okulu ve atölyesi bulunduğu düşünülüyor.

Bu arada, yurt dışına kaçırıldığı öğrenilen bronz heykellerden bazılarının isimleri: İmparator Lucius Verus’un bir başı ve bir heykeli, İmparator Septimus Severus’un başı eksik heykeli ve başı, İmparator Carcalla’nın başı.

1967 yılında ABD’de, bronz heykel, torso, baş ve parçalardan oluşan bir heykel gurubu ortaya çıkmıştır. 1973 yılında yayınlanan bir makalede: Boubon’da bulunan ve Burdur Müzesinde sergilenen bir torso ile Paul Getty Müzesinde sergilenen bir başı karşılaştırarak, ABD’deki bronz heykel ve parçalarının Boubon Antik Kentinden çalındığı açıklanmıştır. Heykel İmparator Valerianus’a aittir.

1990’larda Sebastion’da yapılan kazılarda ortaya çıkan heykel altlıkları, ABD’deki heykellerin buradan gitmiş olduğunu açıkça belgelemiştir.

Evet, şehir, kaçak kazılarda, çok büyük tahribata uğramış, günümüze kadar gelen kalıntılarda: Agora, Tiyatro, Su Sarnıcı, Çeşme ve Mabetler var.

Akropol, sur duvarları, agora, sebasteion, tiyatro ve mezarlar gibi bazı anıtlar dışında, anıtların kimliğini saptamak oldukça güçtür.

SEBASTEİON (İmparatorluk Kült Yapısı):

Küçük Asya İmparatorluk kültünü oldukça sevmiştir. Roma İmparatorlarının tanrı gibi benimsenerek, sanki Anadolu Rome merkez yönetimine yaranmaya çalışmışlardır.

Boubon şehrinde, resmi olarak yapılan tek kazı buradadır. Bu da tamamen tek yapıyla sınırlı kurtarma kazılarıdır. Kazılar, Sebastion’da 11 Roma İmparatoru ve üç İmparatoriçe heykelinin, bir zamanlar bu altlıkların üzerinde yan yana sıralı olduğunu gösterir.

Kenti çevreleyen molozları da görmek mümkün. Tiyatroda: üzerinde yazıt olan: iki taş var. Bu taşlar üzerindeki yazılarda: o zamanki sosyal hizmetler anlatılmış.

Burdur Gölhisar Balbaura

BALBOURA-ÇOLAYIK

Fethiye’nin 56 km kuzeydoğusundadır.

Kabalia bölgesinde, denizden 1000 m yükseklikteki Asartepe’de kuruludur.

Yazıtlardan, kent adının doğrulanmasına karşın, Kibyra yönetimindeki birlikte adının geçmesi dışında, tarihine ilişkin fazla bir  tarihsel veri yoktur.

Kentin adı: Hitit kaynaklarında sıkça geçer. Burada bulunan çanak-çömlek parçaları ve mezar yapıları, Akaların buraya yerleştiklerini kanıtlıyor. Ünlü coğrafya bilgisi Strabon: gezi yazılarında, bu kentten söz etmektedir.

Boubon: Oinoanda ve Kibyra’dan oluşan tetrapolis’in üyesidir.

MS 43 yılında, Lykia’nın bir vilayeti olmuştur.

Bu Roma bağlılığı kentin, barış ömrünü uzatmış ve önündeki 2’nci yüzyıldaki yapılaşmalara yansımıştır.

Bu küçük ve yoksul kent, Fethiye çevresinde yaşayanların yazlığı olarak kullanılmıştır. Ancak çevredeki höyükler, tarımla geçinen sürekli yerleşik toplulukların yaşadıklarını gösterir.

Balboura’nın asıl geçim kaynağı: hayvancılıktır. Çevresindeki otlakların zenginliği ve bugün hala hayvan otlatılan meraları bunu kanıtlar. Bu tarımsal alanlardan beslenerek zenginleşen Balbouralı seçkinler, Lykia Birliğinin önemli görevlerini üstlenirler.

Lykia’nın baş tanrısı Apollon’u tanrıları olarak seçmişlerdir.

MS 3’ncü yüzyılda zorlu günlerdi. Önce: Asar’ın başında korunaklı bir kaleyle, sonra da 5’nci yüzyılda tüm kenti çeviren bir surla kendilerini güvenceye almışlardır. İçinde de 5 küçük kilise inşa edilmiştir. Orta Bizans döneminde, burada herhangi bir yerleşim tespit edilmemiştir.

 

SUR:

Akropol çevresini kuşatan sur, güneyinde akan vadiye kadar devam etmektedir. Duvar, vadiyi de kapatarak bu geçidi kontrol altında tutar.

Çevresi, poligonal örgülü Helenistik surlarla çevrili olduğu anlaşılan küçük Akropolün, güney eteğinde Helenistik kalıntılar, güneydoğuya doğru Roma kalıntıları görülür. Fethiye Müzesinde bulunan arazi hisse yazıtında geçen 280 ismin, çoğu yerel isimlerden oluşur.

Kent kurulumu açısından, kırsal yerleşim düzeninden izler verir. Onar kişilik guruplardan oluşan bu arazi sahipleri, kentteki pay sahipliklerini belgelemişlerdir. Kırsal-tarımsal ekonomiye dayalı bireysel kent oluşumu temelleri, Erken Bizans döneminde de devam etmiştir.

Ana aks ve  meydan seçilebilmektedir.

Roma yapıları arasında bulunan Agora, su yolu, hamam, tapınak yerel ölçülerde ve niteliktedir. Yazıtıyla saptanan tek yapı: Nemesis Tapınağıdır. Daha da ilginç olanı, Tapınağı şehri için yaptıranın Onesimos adında bir halk kölesi olmasıdır.

TİYATRO:

Çoğunlukla ayakta olan Helenistik tiyatroda tamamlanmamış gibi görülmektedir. Vadinin güney yanındaki girintiye yapılmış bir yapı, kentin en ilginç yapısıdır.

Sadece alt kısmı kalan sahne binasından ve yamaçta bazı yerlerde izlenebilen kayaya açılmış oturma sıralarından, küçük bir tiyatro olduğu anlaşılır.

Oturma yerlerindeki niteliksizliğe karşın sahne binasındaki plan ve işçilik kalitesi şaşırtıcıdır. Sahne binasının alt kesiminde de orkestraya bakan kapı ve pencereler, muhtemelen burada hayvan mücadelelerinin yapıldığını düşündürür.

 

VAHŞİ TANRILAR:

Evet, Balboura ve çevresinde, Vahşi Tanrılar (Theo Agrioi) olarak yorumlanan kabartmaların yaygınlığı dikkat çeker.

Balboura: Asartepe, Karahasantaş, Çobanisa, Kayabaşı ve Gölcük’te bulunan, toplam 15 kabartma, genellikle ellerinde mızrak ya da çift ağızlı balta tutan 3 eril figürün yanında köpek ya da yılan bulunmaktadır.

Kragoslar’da tapınım gören ve mağaralarda kült yerlerinde oluşturulan, genellikle doğada betimlenmiş bu tanrılar, kuzeyde, dağlık Lykia’da karşımıza çıkar.

Bunlardan biri de Kastabara kayalıklarında tespit edilmiştir.

Balboura çevresinde asıl yaygın olan kabartmalar Dioskurlardır. Bilinen 45 örnek, 3 gurupta incelenebilirse de asıl çoğunluk 42 adetle belirlenen standart guruptur. Kısa tunik giyen, kılıç ya da mızrak tutan erkek; atlı giysili bir kadına karşı durmaktadır.

NEKROPOLLER:

Oldukça dağınıktır. Akropolde, Akropolün batı ve doğu diplerinde mezarlara rastlanır. Batıdakiler genellikle lahitlerden oluşurken, doğuda anıt-mezar örnekleri vardır. En özgün olan bölgede yaygın bilinen aslan kapaklı lahitlerdir. Bu mezar tipi seçimiyle, kültür ve geleneksel olarak aslında Lykia’dan uzak olduklarını ima etmişlerdir.

 

Burdur Gölhisar Oionda

OİNONDA

Kelime anlamı: üzüm bağı, şarap demektir. İncealiler köyünün, 2 km. batısındadır. MÖ.2.yüzyılda, Tetrapolis şehirler birliğine üye olmuştur. Günümüzde, buradaki kalıntılar arasında: tiyatro, kaya mezarları, sur ve su sarnıcı görülebiliyor.

Burdur Gölhisar Yusufça Kilisesi

YUSUFÇA KİLİSESİ

Yusufça Beldesinde bulunuyor. Erken Bizans dönemine ait. Kilisenin asıl girişi: orta kapıdan. Diğer iki kapı: sağ ve sol neflere açılıyor. 80 cm. kalınlığındaki duvar, moloz taşlarla örülmüş. Genellikle: tuğla parçaları, mermer lahit kapağı parçaları gibi devşirme malzeme kullanılmış. Kilisede: Narteksin içindeki 5 cm. lik toprak kaldırıldığında: tüm zeminin, mavi-kırmızı-siyah ve beyaz renkli mozaik ile süslendiği görülmüştür. Mozaikler: genel olarak, duvar dibinden itibaren, dört sıra halinde, damalı bir bordür, ondan sonra baklava dilimi ve iç içe iki daireden oluşan, rozet şeklinde, daha ince ikinci bir bordürden oluşmaktadır.

Bu bölümdeki mozaiklerin: kilisenin ana mekanından daha az çöküntü ve tahribata uğradığı görülmüştür. Kilisenin toplam alanı: 1500 metre karedir. Bu alanda: çevre  bitki temizliği yapılmıştır. Özellikle: tabandaki mozaiklerin güzelliği, görülmeye değerdir.

Burdur Gölhisar Yapraklı Barajı

YAPRAKLI BARAJI

Gölhisar-İbecik yolu üzerinde, Kısık mevkiindedir. 1991 yılında hizmete açılmıştır. Dalaman Çayı üzerinde kurulan barajın, su toplama havzası çok geniştir. Doğal yapı: görenleri büyüleyecek kadar güzeldir. Orman ve göl renkleri, insan ruhunun derinliklerini etkilemektedir.

Baraj göletinde: alabalık üretimi yapılmaktadır. Olta balıkçılığı için çok uygun bir mekan. Çevre yörelerden, olta balıkçılığı yapmak isteyenler, buraya akın ediyorlar. Yolun tamamı asfalt olduğu için, ulaşımda hiçbir sıkıntı yok.

KASTABARA-DARIÖZÜ-DEREKÖY

Fethiye’nin Kemer ilçesinde Tlos’a çıkmadan önce kuzeye dağlara çıkan Kayacık ve Deresapağı izlencesindeki 32 km lik yolla buraya ulaşılır. Dağ-orman yoluyla Kemer’den yaklaşık 2 saat sonra Dereköy ya da Darıözü olarak bilinen köye varılır. Araç yolunun sonllandığı Karamur Köyünden sonra yaklaşık yarım saatlik yürüyüşle antik yerleşimin bulunduğu Deliktaş Tepesine ulaşılır.

Kalıntılar, Tlos teritoryumunun kuzeydoğu bölgesindeki, Deliktaş ile komşu olan diğer yakın yerleşimler: Köristan, Zindan, Erikli, Dikmen, Girdev, Kınılardır.

Bu dağlık bölgedeki en güçlü kaledir.

Tlos’dan gelip Akdağ Yaylasından doğuya doğru Dağlık Lykia’ya giden güzergahta, Tlos ile Khoma arasındaki uzun Akdağlar geçidinde bulunan en önemli yerleşimdir.

Patara Yol Klavuz Anıtında geçen bilgiler, bu güzergahta Tlos ile Khoma arasında anılan tek kentin Kastabara olduğunu gösterir. Darıözü ile Tlos arasındaki mesafe, Patara Yol Klavuz anıtında anılan 120 stadia (21.3 km) uzunluktaki Tlos-Kastabara güzergahına da uygunluk gösterir.

GENEL ÖZELLİKLERİ:

Yerleşimin Tlos ile organik bağlantısını gösteren yazıtlar vardır. En önemlisi ise, yerleşimin en anıtsal mezarına ait yazıtın “mezarın sahibinin Tlos’lu birinin oğlu olduğunu” göstermesidir. MS 2’nci yüzyıla ait bu yazıt, Darıözü’nün Tlos egemen ailesinden biri tarafından yönetildiğini düşündürür.

Tüm bölgede yapılan araştırmalar, bu yönde Tlos’un en büyük uç kalesinin Darıözü olduğunu ve Tlos teritoryumunun da bu yönde hangi sınırlara ulaştığını göstermiştir.

Batıda ve güneydeki Telmessos, Pınara ve başkent Ksanthos gibi güçlü komşuları nedeniyle Eşen vadisi boyundaki arazilerinde payı daralan Tlos’un dağlarda çok daha geniş bir egemenlik alanına sahip olduğu anlaşılır.

KALINTILAR:

Kayalık Deliktaş tepesinin güneydoğu doruğunda, tepe uzantısında Akropol kuruludur.

Çevre yapılaşması dışında, asal kale 29.50 x 45 m ölçülerinde yaklaşık bir dikdörtgene oturur.

Batı uzun yanı boyunca, Karadere’nin geçilmez, d erin ve  dik yarı ile sınırlıdır.

Doğu yanda, tüm vadiye ve güneyindeki Pırnaz-Fırnaz yaylasına egemendir.

Tüm çevresiyle birlikte zaten oldukça az olan tarım alanları, otlakları ve su kaynakları kontrolünde tutar.

Tepe boyunca oldukça korunaklı, nitelikli bir Kral kalesiyle örtülmüştür.

Önemli bir garnizondan beklenen güvenliğe paralel olarak üç kuleyle çevrelenmiştir. Bir kule de ön güvenliği sağlamaktadır. Tüm kuleler iki katlıdır.

İç kalenin doğuya bakan cephesi büyük oranda ayaktadır. Ön yüzden üç kule, görkemli bir cephe oluştururken aynı zamanda Akropol terasını da oluştururlar. İç kalenin ayakta kalan doğu ve kuzey yüzü ile güney duvarın yarısı tamamen bloklarla örtülüdür.

Kale içinde izlenen en nitelikli yapı kalıntısı, güçlü olasılıkla anıt mezar olan önemli bir anıtın podyumudur. 5 m kadar doğusuna atılmış bazı kabartma bloklar, bu anıta ait görünmektedir. Bunlardan biri, yarısı kırık bir büst kabartması olan bir mezar sunağı, parçalar halinde gırland ve çelenkli bloklar ve bir kemer parçasıdır. Parçalar, kemerli bir anıttan iz vermektedir. Podyumun kuzeydoğusunda kalıntılar arasında duran bir at başı kabartması, çevresinde bir blok ve Dor firizi köşe parçası vardır.

Yerleşimin en organik bağlantısı, Karadere vadisine inip sonra tekrar yukarı tırmanan antik yol aracılığıyla Fırnaz yaylasında kuruludur. Yol, zikzaklar çizerek Akropol önünden iner ve Fırnaz’a çıkar. Karadere üzerinde, bugün olduğu gibi ayakları birbirine uzanan iki kaya kütlesine oturan ahşap bir köprüyle karşıya geçilir. Kaleye çıkan yol boyunca nişlerde figürler işlenmiştir. Konumları, kent için koruyucu bir işlevi olduğunu ve kabartmadaki figürlerin de muhtemelen egemen ailenin resmi olduğu düşünülür.

Yerleşimin güneydoğusunda tek düzlükte yoğun yapı kalıntıları arasında bazilikal planlı bir Bizans kilisesi vardır. 12.90 x 24 m ölçülerinde ve batı yönelimindedir. Apsisle başlayan yaklaşık 4.20 m genişliğinde orta nef, 2.40 m batı ve 3.20 m doğu nefle tamamlanarak üç nefli kilise planı oluşturur. Yapı taşlarının çoğu Roma döneminden devşirmedir.

Darıözü asıl yerleşimiyle bugün hala kullanılmakta olan antik yolla organik bağlantılı ve Akropole bakışan en önemli alan Fırnız’dır. Önemli tarım ve hayvancılığa elverişti geniş düzlüklerden oluşmasından kaynaklanır. Günümüzde de yayla işlevini sürdürmektedir. Yaylayı çevreleyen Karlamış Tepesi ve diğer kayalıkların yaylaya bakan bazı kesimlerinde kalıntılar yer alır. Anıt mezar, bu alandaki en önemli kalıntıdır. Eedikula mezar’ın içinde ana kayaya oyulan lahit teknesinin kapağındaki yazıtta ” …….. mezara zarar veren en kutsal kasaya 2500 Drahmi ceza ödeyecektir” yazar.

ÇEVREDEKİ KALINTILAR:

ÇİFTLİKLER:

Anıt mezar karşısındaki az eğimli yamaçta birbiriyle bağlantılı çiftlik kalıntıları izlenir. Konutların planı görülebilmektedir. Bu alanın batısındaki küçük kaya kütleleri arasında stilize bir güneş kabartılmıştır. Benzeri, Nekropol tepesinde bir kayalık yüzünde de olan güneşler, tarım alanlarından bereket beklentisine ilişkindir.

Diğer bir çiftlik, Darıözü’nün kuzey eteklerindeki günümüz Karamuar Komu yanındadır. Çiftlik sahibinin lahdi, burada da sürekli yaşayan çiftlik sakinleri olduğunu düşündürür. Düzlüklü arazi de buna uygundur. Yaylanın doğu sınırına yakın yerde de bir çiftliğe ilişkin kalıntılar vardır.

NEKROPOL:

Darıözü’nün tüm çevresi ve yerleşim dışında çiftliklerde tekil lahitler bulunmakla birlikte asıl nekropol, akropolün doğusunda ve yakınında yer alan, daha alçak, kayalık bir tepe üzerinde konumlanmıştır.

Lahitler, Kumarözü’nde çıkan, vadinin son kesiminde Akropol’e gelen yol boyunca ya da yola bakan yamaçlarda, kayalık yapısına bağlı olarak değişebilen kot ve aralıklarda dizilidir.

Korunabilmiş 11 lahdin 9’u bağımsız durur. Diğer ikisi de, ana kayaya oyulmuştur. Ana kayaya oyulu oluşlarıyla farklı olan iki örnek, asıl yerleşim merkezinden aşağıda yer alan Karamuar çiftliğine yakın bulunmasıyla dikkat çeker.

Bu bölgede serbest lahit örneği yoktur.

Merkezden çok uzak olmamasına karşın, kendisine farklı bir mezar tipi seçebilmesi, çiftlik sahibinin bağımsız düşüncesinden kaynaklanabileceği gibi, maddi kaygısından da ileri gelmiş olabilir. Ele geçen boş kapaktan, üçünün semerdamlı diğerlerinin üçgen çatılı olması iki tipin bir arada kullanıldığı Lykia geleneklerine uymaktadır.

Lahitler dışında yerleşimde yer altı oygu mezarları ve tonozlu mezarlar da bulunur. Oygu mezar odası yaklaşık 2.50 x 2.58 m ölçülerindedir. Girişin, yol kodundan ve doğuda olduğu korunmuş basamaklar yardımıyla kısmen korunmuş zemine inilebilmektedir. Mezarın 5 m batısında bulunan 1.20 x 0.60 m ölçülerindeki işlenmiş eşik taşı, sürgülü kapının varlığını kanıtlamakta ve oygu mezar bu özelliğiyle Lykia’da yaygın mimari geleneği yansıtmaktadır.

Lahit sayısının azlığı ve kaya mezarın bulunmaması nedeniyle, Darıözü’nde bu mezar türünün daha yaygın olması beklenir.

 

 

Ağrı Patnos

patnos.çarşı.1
Ağrı Patnos

2021 yılında: bir gece, iki gündüz kaldığım bu ilçede: maalesef ilçe merkezini gördüm, ancak: aşağıda anlattığım tarihi mekanları görme şansım olmadı. Umarım: toparlayabildiğim bilgiler: gerek burada yaşayan ve gerekse buralara yakın olup ta, buralardan geçen ziyaretçiler için yeterli olabilir. Farklılıkları; yorum olarak yazarsanız, diğer ziyaretçilerimizin yararlanmaları açısından, mutlaka faydalı olacaktır.

ULAŞIM

Patnos’un Ağrı il merkezine uzaklığı: 82 km. dir. İlçe: Ağrı-Bitlis, Ağrı-Muş illerini birbirine bağlayan, dört yol kavşağında bulunmaktadır. E-95 karayolu ile, Van ve oradan da İran’a bağlanır. İşlek bir karayolu üzerindedir.

patnos.gene.1
Ağrı Patnos

GENEL

Patnos ovasının kuzeyinde: Ağrı-Van-Bitlis-Muş karayollarının kavşağında kurulmuştur. Denizden yüksekliği: 1650 metredir.

Patnos’ta kara iklimi hakimdir. Yazları: sıcak ve kurak, kışları: soğuk ve kar yağışlıdır.

patnos.süphan dağı.1
Ağrı Patnos
Patnos

Süphan dağının 25 km. kuzeyindedir. Süphan Dağı, ilçeden, tüm haşmeti ile görülür. Bu dağ: İran inanışlarına konu olmuştur. Şöyle ki: dağa çıkmak zor olduğundan: zirveye üç kere çıkmanın bir hac sevabı kadar olduğuna inanırlar.

Burada dikkati çeken bir özellik var. Askeri nüfusun, toplam nüfus içindeki payı: 1985 yılında: % 31.4, 1990 yılında: % 17 ve 1995 yılında ise: % 31.8’dir.

Tarihi süreç içinde: Patnos, Urartuların dini merkezinin bulunduğu bir yer olarak öne çıkar. İlçenin tarihteki adı: Aladri ve Patusis’tir.

Doğal oluk ve yolların düğümlendiği bir noktada bulunan İlçenin konumu, kendisine oldukça stratejik bir konum kazandırmıştır. Bu özelliği: tarih boyunca, bölgenin egemenleri tarafından hep kullanılmıştır.

Ağrı ilindeki, tarihi kalıntıların en eskisi Patnos’taki: Aznavur ve Girik Tepeleridir. Urartu uygarlığından kalma bu tepelerde: tapınak ve çeşitli maddi kültür ürünleri bulunmuştur. Aznavur Tepe: Urartu mimarisinin en önemli eserlerindendir. Diğer önemli bir saray da: Girik Tepede bulunmaktadır.

Girik Tepe: Değirmen Tepe olarak da bilinir. Bu tepe: 15 km. yükseklikte, bir höyüktür. Günümüzde: tahrip edilmiş ve iyice alçalmıştır. Aznavur Tepe ile birlikte, burada kazı yapılmıştır. Kazılarda: höyük tepesinde, saraya benzeyen anıtsal bir yapının, höyüğü çevreleyen bir surun kalıntısı ortaya çıkarılmıştır.

patnos.kot tepesi.1
Ağrı Patnos

AZNAVURTEPE-ALUDİRİ

Patnos ilçesinin yaklaşık 3 km kuzeybatısında, doğal bir tepeliğin üst kısmı ile güney ve güneydoğu yamaçlarında kurulmuştur. Patnos kalesi olarak da bilinir.

Aznavurtepenin bulunduğu bölge, Aşağı Murat havzası ile Yukarı Aras havzasına ulaşan sefer yollarının kavşak noktasını oluşturur.

Dönemin yazılı kayıtlarından, Aznavurtepe’nin Kral İşpuini, Menua, I Argişti ve II Sarduri dönemlerinde eklemeler yapılarak geliştirildiği anlaşılır.

Aznavurtepe’deki ilk inşa faaliyetleri, İşpuini dönemine tarihlenir.

Patnos’da bulunan bazalt sütun kaidesi üzerinde, İşpuini’nin daha önce hiçbir şey olmayan bu yerde yaptırdığı inşa faaliyetlerinden bahsedilir. Fakat yazıt tam olarak okunamadığından İşpuini’nin ne inşa ettirdiği anlaşılamaz.

Aznavurtepe’ye dair önemli bir yazılı bilgi ise: sitadelde bulunan tapınak duvarlarından edinilir. Yazıtta, Menua’nın Aludiri şehrinde Haldi kapıları yaptırdığı ve bir kale inşa ettirdiğinden bahsedilir. Yazıtta bahsedilen Aludiri kenti, tapınağın bulunduğu Aznavurtepe ile eşitlenir. Tapınak yazıtlarından dolayı tapınağın Menua tarafından inşa ettirildiği söylenebilir. Ayrıca sitadeli çevreleyen sur duvarları Menua tarafından yaptırılmış olmalıdır.

Kentin Sitadel alanı, kabaca yuvarlak planlı tepeliğin üst kısmında, yaklaşık 6 hektarlık bir alanı kaplar.

Aşağı şehir ise sitadelin güney ve güneydoğu eteklerine uzanan yaklaşık 25 hektarlık alana ulaşır.

Sidadel gibi aşağı yerleşmenin de sur duvarları ile çevrelendiği anlaşılır.

Günümüzde bir kısmı görülen ve kalınlığı 4 m ye ulaşan sur duvarları eşit aralıklarla yerleştirilen kulelerle desteklenir.

Tapınak Kompleksi:

Yukarı Anzaf’da olduğu gibi, sitadelin en üst noktasında bulunur. Tapınağın duvarları 3 sıra kesme taş üzerine kerpiç duvar olacak şekilde inşa edilmiştir. Tapınağın cella kısmı 5 x 5 m ölçülerindedir. Köşeleri rizalitti tapınağın girişi güneydoğuya bakar. Tapınağın önünde geniş bir avlu olduğu anlaşılır. Tapınak önünde uzanan avlusu ve tapınağa ait odalarla birlikte bir kompleks olarak inşa edilmiştir.

Tapınağın doğu kısmında, duvarları renkli desenlerle süslü oda içerisinde tapınağa ait olduğu anlaşılan eşyalar bulunur. Bu eşyalar arasında bronz mızrak ucu, ok uçları, bronz bileklik ve rozet, mühürler, biri gümüş olmak üzere yüzükler dikkat çeker.

Odanın güney duvarının dış yüzünde bulunan yazıtta: I Argişti’nin “asihusi” yapısını yaptırdığı yazılıdır. İçinden eşyalar çıkan odanın, içindeki hediyeler nedeniyle tapınak adaklarının bulunduğu yer olduğu düşünülür.

Yazılı kaynaklar “asihusi” yapısının: Aznavurtepe dışında Van Kalesi, Arinberd, Kef, Armavir, Ayanis kentlerinde olduğunu gösterir. Krali bir yatırım olduğu anlaşılan bu yapını planı ve işlevi hakkında net bilgiler yoktur. Ancak ziyafet salonu olduğu öne sürülmektedir.

Tapınağın kuzey duvarına paralel uzanan duvarın 2.30 m mesafesinde; kalın bir duvara rastlanır. Duvarın kuzey yüzü kurban hayvanlarının bulunduğu fresklerle süslüdür. Ancak buradaki muhtemel yapılar bilinmemektedir. Muhtemelen bu odalar, tapınak kompleksine ait mekanlar olmalıdır.

Anıtsal Kapı Girişi:

Aznavurtepe’de yapılan kazılarda, surların batı yamacında doğuya bakan anıtsal bir kapı girişi ortaya çıkarılmıştır. Biri kapının yakınında, diğeri kuzey köşesinde olmak üzere iki yazıt bulunur. Yazıtlar: II Sarduri’nin depo inşasından bahseder. Ayrıca yazıtların bulunduğu yerde sur duvarının iç kısmında büyük pitos parçalarına rastlanır. Bu yüzden surların benzer şekilde Yukarı Anzaf kalesinin sitadelini çevreleyen batı sur duvarlarının iç kısımlarında sura bitişik şekilde depo yapıları ortaya çıkarılmıştır. Aznavurtepe’nin depo yapılarıyla ilgili bir diğer yazıt ise I Argişti dönemine tarihlenir.

Kaçak Kazılar:

1959 ve 1960 yıllarında yapılan kaçak kazılarda, Aznavurtepe’de tapınak alanının kaçak kazılarla tahrip edilmesi üzerine, 1961-1963 yılları arasında kazı çalışmaları yürütülür. Fakat hem kazı çalışmalarının kısa sürmesi hem de kazı raporlarının yetersizliğinden dolayı kenti tam olarak tanımlamak mümkün değildir.

Bu kazılarda: Kral Menua’ya ait tapınak, birçok Urartu yapısı ve mezarı ortaya çıkarılmıştır. Elde edilen buluntular ise: Erzurum ve Van Müzelerinde sergilenmektedir.

Kral İşpuini tarafından yazdırılmış, ancak başka bir yerde bulunmuş bir kitabeye göre: “ yörede, başka bir tapınak yaptırıldığı” anlaşılıyor.

İlçeye 19 km. uzaklıkta olan “Orta Damla Köy”ünde: bir Urartu kitabesi bulunmaktadır.

Ağrı Patnos Girik Tepe

GİRİK TEPE

İlçenin, 1 km. güneydoğusundadır. Değirmentepe olarak da isimlendirilir. Tepe: yüksek bir höyük şeklindedir. Ancak: zamanla tahrip edilmiş ve günümüzde yüksekliği iyice azalmıştır. Aznavur Tepe ile birlikte, burada da kazılar yapılmıştır. Kazılarda: höyük tepesinde: saraya benzeyen bir anıtsal yapı ve höyüğü çevreleyen surların kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

Bulunan bina: blok taş temelleri üzerine, kerpiç duvarlar şeklinde yapılmıştır. Sarayın: bu yöreye çok önem veren: Urartu kralı Menua veya oğlu I. Argişti döneminde yani MÖ.789-766 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.

Evet: burası, bu saray kalıntısı da değerlendirilerek, Urartular döneminde, bir yönetim merkezi imiş. Ancak: yapılan kazılarda, herhangi bir yazılı belgeye, buluntuya rastlanılmamış. Ancak: yapının, çok büyük bir yangın geçirdiği öğrenilmiş. Büyük olasılıkla: kuzeyden yada doğudan gelen, atlı kavimler, burayı yakmışlar.

1960-1963 yılları arasında yapılan kazılarda: burada: yanmış bir iç avlu, taht odası, salonlar, kiler, mutfak ve iri toprak küplerin dizili olduğu mekanlar, mutfakta ocaklar, mangal, değirmen, havan, hamur yoğurma taşları, harem dairesinde 37 yanmış iskelet, iskeletlerin üzerinde yüzük, küpe, bilezik, kemer, boncuk, mühür, altın ve tunçtan yapılmış çok sayıda süs eşyası bulunmuştur.

Ermenistan

 

 

Ermenistan

Ermenistan, değişik bir ülke, aslında en büyük değişikliği ve özelliği, aramızdaki yani iki ülke arasındaki sorunlar olması, çok eskilere dayanan ilişkiler yakın geçmişte yaşananlarla, iki ülkeyi ve iki ülkenin insanlarını birbirinden ayırdı.

Yani, karşılıklı düşmanlık bence pek geçerli değil, yersiz bir duygu, ama bu duygunun Ermenistan ülkesinde, özellikle devlet bazında yoğun olduğu, yani tam bir düşmanlık yaratıldığı aşikar gibi görünüyor veya öğle düşünülüyor.

Bu arada, konu ile yakın ilgisi olan “diaspora” kelimesinden söz etmek istiyorum. Diaspora: herhangi bir ulusun veya inanç mensuplarının ana yurtları dışında azınlık olarak yaşadıkları yer” anlamına gelmektedir. Hem dağılma hem de dağılmış olarak yaşayan toplulukları ifade eder.

Sonuç olarak, bizim işimiz siyaset ve politika değil. Bizim işimiz “gezmek, yeni yöreler görmek, tanımak, yeni insanlarla tanışmak, dostluk ve arkadaşlık” Böylece, insanların birbirlerini daha iyi tanıyacaklarını, insanların birbirine anlamsız düşmanlıklarını önleyecek dostlukların kurulması sağlanabilir.

Böyle bir durum Yunanistan ile ülkemiz yönetimleri arasında uzun yılar yaşanmış, ancak Türk ve Yunan insanları birbirlerine yaklaştıklarında, bu ön yargıları kırmış ve gayet güzel dost olmuşlardır.

Ermenistan ve Ermeni insanları yani Ermenilerin de böyle hissettiğini düşünmek istedim ve Ermenistan gezisi anı ve yorumlarımı aşağıda okurlara sunuyorum.

Ancak, yazıya başlamadan önce özellikle şunu belirtmek istiyorum. Günümüzde yaklaşık 3 milyon nüfuslu Ermenistan’da, Sovyet dönemini gören nesil ile sonrasındaki nesil arasında derin sosyal farklılıklar vardır.

Erivan şehrinde, Cumhuriyet meydanındaki tarihi Opera binasına uzanan sokaklarda, bu farklılık kendini hemen belli ediyor. Lüks mağazalar ve kaliteli restoranların süslediği sokaklarda iyi giyimli ve güler yüzlü gençler çoğunluğu oluşturuyor.

Erivan sokaklarında gezerken rastlayacağınız birine Türkiye’den geldiğinizi söylediğinizde genellikle sohbet derinleşir.

Çünkü hemen herkesin Türkiye’ye ilişkin anlatacakları vardır. Türkiye’yi hiç görmemiş olanlar bile, büyüklerinden duydukları hikayelerle, yaşamadıkları eski mahallelerini anlatırlar.

Tabii ki sohbet, çoğu zaman Türkiye ile Ermenistan’ın kırmızı çizgisi olan “soykırım iddialarına” gelir. Ancak, bu travmaya rağmen, insanlar sıcakkanlılıklarından hiçbir şey kaybetmemişlerdir.

 

GENEL

Ermenistan 3 milyon nüfuslu ve 30 bin km karelik topraklarıyla Kafkaslarda, Ağrı şehrinin doğusunda, dağlık küçük bir ülkedir.

Kuzeyinde Gürcistan, batısında Türkiye, Doğusunda Azerbaycan ve güneyinde ise İran ve Nahcivan bulunmaktadır. Ülke, Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından 23 Ağustos 1990 tarihinde bağımsızlığını kazanmıştır.

Ülke demokrasiyle yönetilmektedir. Başkenti Erivan (Ermeniler tarafından Yerivan olarak isimlendirilir) dır. Erivan’dan sonra Gümrü ve Vanadzor şehirleri gelir. Dilijian şehri, Ermenistan’da küçük İsviçre olarak bilinen popüler bir ormanlık bölgedir.

Erivan: Ermenistan’ın siyasi merkezidir, ülkenin müzeleri ve kültürel mekanları buradadır.

Eçmiadzin: Ülkenin dini merkezidir. Burada 4100 metre yükseklikte Alagöz ve Geghard ve Khor Virap manastırları görülmeye değerdir.

Khosrov: Burası gizli güzelliklerin bulunduğu düz bir vadidir ve Ağrı Dağı vadisi olarak bilinir.

Sevan gölü bölgesi: Bu bölge eski eserler, kiliseler, manastırlar ve popüler plajlarla çevrilidir. Sevan gölü: 2000 metre yüksekliktedir ve çevresinde Khachkar mezarlığı, Sevanavank manastırı, göl kıyısı boyunca plajlar, sayısız balık ve kerevit restoranları bulunmaktadır.

 

TARİH

Ermeni tarihi 3000 yıllık bir süreçte uzanır.

İncil’e göre Nuh’un torunlarından Hayk kabilesindendirler.

Tarihi geçmişte, genellikle Doğu Anadolu ve Güney Kafkasya’da, dağlar ve vadilerde yaşamışlar. Tarih boyunca bu topraklarda, değişik Ermeni beylikleri, krallıkları ve imparatorlukları kurulmuş, yıkılmış ve genellikle bölgenin büyük güçlerinin egemenliği altında yaşamışlardır.

Doğu bölgeleri, İran ve Rus egemenliği altında iken, batı kısımları uzun süre Bizans ya da Osmanlı idaresi altında kalmıştır.

MÖ 114 yılında Roma imparatorluğuna dahil edilmeden önce, Ermeni imparatorluğu batıda Akdeniz’e ve doğada Hazar denizine kadar uzanıyordu. MS.301 yılında, Ermenistan devlet dini olarak Hıristiyanlığı kabul eden ilk ülke oldu ve 5. Yüzyılda kilise, bugün hala kullanılan bir alfabe geliştirdi.

9’ncu yüzyıl başında, Ruslar bölgeyi ele geçirdiler.

Aralık 1988 tarihinde, Ermenistan’da büyük bir deprem oldu ve birkaç bin kişi öldü.

 

DİL

Ermenistan ülkesinde ülkenin tek resmi dili olarak “Ermenice” kullanılıyor. Özellikle başkent Erivan şehrinde, genellikle yol işaretleri “Latin” harfleri kullanılarak yazılı olmasına rağmen, İngilizce yaygın olarak konuşulmuyor. Marketler, alışveriş merkezleri, taksi şöförleri ve satış elemanları İngilizce anlamıyorlar. Yabancı dil olarak “Rusça” konuşuluyor.

 

DİN

MS 301 yılında, Ermenistan devlet dini olarak Hıristiyanlığı benimseyen, dünyadaki ilk ülke olmuştur. Bu yüzden, Ermenistan’da binlerce kilise ve manastır vardır.

Günümüzde Ermenistan’da Katolik ve Protestan toplulukları ve Rus Ortodoks azınlık, nüfusun % 94’lük bölümünü oluşturmaktadır.

 

MÜZİK

Ermenistan’da çok önemli bir müzik geleneği vardır. Geleneğin nesilden nesle geçmesini sağlayan kişi ise, klasik müzik dehası, önemli bir müzik adamı olan Gomidas Vardapet’dir.

Gomidas, Kütahya doğumludur ve 1915 yılındaki tehcir sırasında sürgüne mahkum edilmiş olmasına rağmen, araya giren dostları Halide Edip ve Mehmet Emin Kurdakul tarafından, Talat Paşa’ya yazılan bir mektupla tehcirden muaf tutulmuştur.

Kendisi derlediği 3 binin üzerindeki şarkı ile Ermeni müzik tarihini adeta yeniden yazmıştır. Ancak tehcir sırasında yaşadığı travma nedeniyle, önce İstanbul ve ardından Paris’te hastaneye yatırılarak, ömrünün son 20 yılında neredeyse hiç piyano çalmamıştır.

Erivan şehrindeki devlet konservatuvarı, Gomidas adını taşır. Gomidas, müzik geleneği o kadar baskındır ki, Erivan şehrinde piyano ve çellonun bulunmadığı restoran yoktur. Olmayanlarda ise düdük ya da çıplak sesle canlı müzik icra edilir.

Ayrıca dünyaca ünlü sanatçıların sahne aldığı “Malkhas” gibi caz kulüpleri de Erivan şehrinin müzik hayatına değer katmaktadır. Böylece Erivan’da müzik bir gelenekten çok, yaşamın bir parçası haline dönüşmüştür.

 

GÜVENLİK

Ermenistan güvenli bir ülke, rahatça dolaşabilirsiniz. Ama gerekmedikçe Türk olduğunuzu söylemeyin, çünkü en büyük problem, bu ülkede bir Türk Konsolosluğunun olmamasıdır. Bu nedenle, ülkede başınıza bir şey geldiğinde muhatap olabileceğiniz veya sizi koruyup savunabilecek bir resmi makam yok. Bu yüzden mutlaka dikkat etmek ve başınızı herhangi bir derde sokmamak, olaya karışmamak şarttır.

93763bf684548ea84d3e527a6a1ec2f9
Ermenistan

İKLİM VE HAVA DURUMU

Ülke genellikle dağ iklimi etkisi altındadır. Yaz aylarında: gündüz sıcaklıkları gecelerde keskin düşüş gösterir. Yazın 40-45 dereceye ulaşan sıcaklık var ama nem yoktur. Kışlar ise şiddetli kar yağışlı ve son derece soğuktur. Kışın eksi 25 derece soğuk görülmesi nadir değildir.

Ülkeyi ziyaret etmek için en uygun zaman, havanın ılık olduğu Mayıs-Haziran ve Eylül-Ekim aylarıdır.

 

RESMİ TATİLLER

1 Ocak                        Yılbaşı

6 Ocak                        Ermeni Ortodoks Noel tatili

8 Mart                         Uluslararası Kadınlar günü.

25 Mart                       Dini bayram, hayırlı cumalar

7 Nisan                       Annelik ve Güzellik bayramı

24 Nisan                     Soykırım Anma Günü

9 Mayıs                       Zafer ve Barış Günü

28 Mayıs                     İlk Cumhuriyet Bayramı

5 Temmuz                   Anayasa Günü

21 Eylül                      Bağımsızlık Günü

7 Aralık                      Deprem Anma Günü

31 Aralık                    Yeni Yıl Arifesi

 

PARA BİRİMİ

Ermeni ulusal para birimi “Dram” olarak (AMD) isimlendiriliyor. Büyük alışverişlerde dolar da kabul ediliyor. Ancak burada dikkat edilecek husus, chance ofislerinin süpermarketlerin içinde bulunmasıdır, yani sokak aralarında para değişimi pek yaygın değildir.

1 euro = 553 dram

1 dolar = 476 dram

1 sterlin= 724 dram

 

NE YENİR

Khorovant: domuz, kuzu, tavuk veya dana eti, soğan ve diğer Ermeni baharatlarıyla tatlandırılmış bir yöresel yemektir. Ayrıca domates, patlıcan ve biber eklenir.

Borscht: tanıdık bir çorba türü. Bu geleneksel yemek, ona güçlü rengini veren pancarla yapılır, yani bir tür sebze çorbasıdır. Genellikle taze ve ekşi krema ile sıcak servis edilir.

Dolma: üzüm yaprağı dolması, lahana yaprakları dolması, biber ve patlıcan dolması olarak yapılır.

Ermeni mutfağında kullanılan baharatlar, yemeklere hoş aroma verir. Yemeklerde olağandışı otlar ve yeşillikler kullanılır.

Geleneksel yemekler genellikle mangalda hazırlanır. Neredeyse her yerde geleneksel şiş kebap tadılabilir. Ülkede lavaş denilen ekmek kalitesiyle ünlüdür. Sadece bir veya iki gazete sayfası kalınlığındaki lavaşlara sarılan yerel peynir veya şiş kebap ve taze yeşillikler muhteşem lezzet sunarlar.

Bizdeki şiş kebaba benzeyen yemek türü Khoravat olarak isimlendirilir ve herkes tarafından çok beğenilir.

Erivan şehri, midesine düşkün olanlar için tam bir cennet gibidir. Üstelik, Avrupa’ya oranla daha ucuzdur. Ermeni mutfağı: mezelerin yanı sıra et yemekleri ve bölgeye has otlarla oldukça zengin sofralar yaratır.

Ortadoğu’nun lahmacunu, humusu, döner gibi ortak lezzetler rahatlıkla bulunur. Lahmacun ya da dönerin kendi yemek kültürü olduğunu öne sürecek kadar iddialıdırlar. Dönere benzer ve Shaurma denilen bir et türü var ve her yerde satılıyor.

Gelelim meyvelere: ülkede bol bol şeftali, karpuz ve kayısı yiyebilirsiniz.

 

EĞLENCE VE GECE HAYATI-NE İÇİLİR

Ermenistan şehirlerinde, sokakta içki içmek serbesttir. Kafeler, barlar, restoranlar, gece kulüplerinde en çok votka, şarap, şampanya, bira, brendi ve konyak içiliyor.

Yaz aylarında en popüler gece hayatı ve eğlence mekanları, Opera çevresinde ve Cumhuriyet meydanındaki açık hava kafe ve barlarıdır.

Erivan şehri, şarap, konyak ve rom yapımında önemli bir merkezdir. Bölgeye has üzümlerden yapılan şarapların yanı sıra incir, dut ve armut aromalı votka ve romlar da oldukça şöhretlidir.

Bunların arasında en çok tanınanı, dünyaca ünlü bir konyak markası olan “Ararat” dır. Şirketin merkezine turistik geziler düzenlenmektedir. Zaten Ermenistan ülkesinde turistik turların en önemlilerinden birisi şarap imalathaneleri ve şarap ile konyak tadım turlarıdır.

Ermenistan’da kaliteli brendi yani konyak üretilir. Çok sayıda markası olan konyak, 3 ile 50 yıl boyunca meşe fıçılarda bekletilir. Eşsiz lezzetteki Ermeni konyak ve şaraplarından mutlaka tatmak önerilir.

Bira ise, yine ülkenin geleneksel içkilerindendir. En pahalı mekanlarda bile çok ucuzdur. (7 TL civarında) Özellikle “Klikya birası” içmeniz önerilir.

 

NE SATIN ALINIR

Ülkede mağazalar, Pazartesi-Cuma günleri arasında, saat: 09-17 arasında açıktır.

Erivan, yerel tasarımcılar tarafından üretilen modern moda ürünleri satan dükkanlarla doludur. Erivan’da Vernisaj pazarı, turistler arasında oldukça popülerdir. Eğer Ermeni el sanatları ve sanat eseri ürünleri satın almak isterseniz Dilijan turist pazarına gitmelisiniz.

Ülkede halı, konyak, el sanatları ve Sovyet dönemine ait hatıralar bulup satın alabilirsiniz. Bunlar genellikle Vemissage yanında, Cumhuriyet meydanında satılmaktadır.

Ama buranın en önemli hediyeliği UNESCO Miras Listesine dahil edilen “duduk” adlı bir çeşit geleneksel flüttür.

 

TURİZM

Ermenistan’da en önemli turizm destinasyonları sayısız manastırlardır. Burayı ziyaret ettiğinizde, dünyanın ilk Hıristiyanlık ülkesi olduğu, size sık sık hatırlatılacaktır.

2001 yılında, Ermenistan’da Hıristiyanlığın kabul edilişinin 1700 yılı kutlanmıştır.

 

Teleferik Hattı

Ermenistan’da bulunan teleferik hattı, 23 Ekim 2010 tarihinde kurulmuştur ve dünyanın en uzun teleferik hattı olarak Guinnes World Records tarafından onaylanmıştır. Hattın uzunluğu 5.7 km dir ve hat üzerinde ilerlerken ülkenin en eski manastırı olan Tatev manastırı ve Vorotan nehri manzarası izlenebilmektedir. Teleferik saatte 37 km hızla hareket etmektedir ve tek yönlü yolculuk yaklaşık 11 dakika sürmektedir. Vadinin üzerindeki hat boyunca en yüksek nokta, zeminden 320 metredir ve her kabin 25 yolcu taşımaktadır.

 

ERMENİSTAN UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİ

1996 yılı, Haghpat şehri, Haghpat ve Sanahin manastırları.

2000 yılı, Vagarşapat şehri, Eçmiyadzin katedrali ve kilisesi, Zvarnots arkeoloji alanı,

2000 yılı, Goght şehri, Geghart manastırı ve Yukarı Azat vadisi.

 

ULAŞIM

Ermenistan ülkesine, karayolu ile gitmek isterseniz: Türkiye ve Azerbaycan sınırları kapalı olduğundan, Gürcistan üzerinden gitmek gerekiyor. Gürcistan’da Batum-Tiflis arası 385 km ve Tiflis-Erivan arası ise 262 km dir.

Bu yüzden, Erivan’a gitmek için en iyi ve rahat yol İstanbul-Erivan arasında uçuşlar yapan havayolunu tercih etmektir. İstanbul-Erivan arasındaki uçuş yaklaşık 2 saat sürmektedir. Erivan şehrinin 10 km yakınında “Zvarnots Uluslararası Havaalanı” bulunuyor. Lüks havaalanı binası, haki yeşil renkli üniformalı polislerin eski Sovyet dönemi kılık kıyafetleri ve davranışlarıyla tezat oluşturuyor.

Havaalanından şehir merkezine ulaşım, toplu taşıma araçları ve taksilerle yapılıyor. Toplu taşıma araçları ile ulaşım: 250 AMD dir ve yolculuk otobüs veya minibüsle yaklaşık 40 dakika sürer. Taksi ile yolculuk yaklaşık 15 dakika sürer ve taksi ücreti, 1300-1500 AMD arasında (yani yaklaşık 3-10 dolar) dır.

 

VİZE

Ermenistan vizesi almak pek zor olmuyor. Uçakla giderken havaalanından, karayolu ile giderken ise sınır kapısından vize alınabiliyor. Vize ücreti 8 dolar, ama gerek vize alırken ve gerekse ülkeye girerken pasaport polisi tarafından rüşvet alınması pek yadırganmıyor, yani en azından 2 dolar vize parası üstünü düşünmeyin. Vize alırken bazen sadece hangi otelde kalacağınızı soruyorlar, bazen de bir belge doldurtuyorlar ve genellikle 21 günlük vize veriyorlar.

 

 

ERİVAN

Ermenistan’ın en büyük şehri ve 1918 yılından bu yana başkentidir. Ermenistan ülkesinin 12’nci başkentidir. Şehir ilk olarak MÖ 782 yılında, ülkenin batısında, Ağrı dağı ovasının en doğusunda ve Hrazdan nehri geçitlerinin üstünde kurulmuştur.

Savaş, talan, yangın ve deprem dolu 2500 yıl süren zengin bir tarihe sahiptir. I. Dünya savaşından sonra kısa ömürlü Ermenistan Demokratik Cumhuriyetinin başkenti olmuş ve Ermeni tehciri yaşayan birçok insan Erivan şehrine taşınmıştır.

20’nci yüzyılda Ermenistan 15 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Cumhuriyetlerinden biri olarak hızla büyümüştür. Birinci Cumhuriyet sırasında birkaç bin kişilik nüfusa sahip, bir köy olan şehir, yaklaşık 50 yıllık süreç sonunda Ermenistan ülkesinin kültürel, sanatsal, endüstriyel ve siyasi merkezi konumuna gelmiştir.

Erivan adının kökeni, şehir merkezi yakınlarındaki Erebuni adlı Urartu kalesinden gelmektedir. Ancak bu kalenin geri kalan parçaları sadece yıkıntıdır. Kale yapıldığı zamanlarda Urartuların en önemli şehirlerinden biriydi. Bugün kalenin harabeleri Erivan şehrinin 12 ilçesinden biri olan Erebuni’de bulunmaktadır.

Evet, Ağrı dağının eteklerinde kurulmuş olan şehir, çok düzenli ve planlıdır. Şehrin bu günkü planını, içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında Alexander Tamanyan isimli bir mimar yapmıştır. Tamanyan, hamile eşi ile birlikte yaşadıkları İtalya’yı terk ederek yerleşmek için buraya geldiklerinde, Erivan o tarihlerde bir köy değilse de küçük ve pek de İtalya’da gördüklerine benzemeyen bir yerdir.

Hayal kırıklığına uğrayan Tamanyan’ın eşi, ben oğlumu burada doğurmak istemiyorum der. Tamanyan ise, ona, çocukları doğana kadar, burada rüyalarının şehrini oluşturma sözünü verir.

Şehrin Tamanyan’ın planlarına göre inşasına, Sovyet döneminde ara verilir ve bu dönemde şehrin geneline Sovyet mimarisi ve şehircilik anlayışı hakim olur. Tamanyan, yeni planlarıyla şehri mükemmel bir şehir haline getirmeyi hedeflemiştir. Amaç, St Petersburg ve Viyana şehirlerindeki caddelerin düzenlenmesidir. Neo klasik tarzda, 200 bin nüfuslu bir şehir yaratmak hedeflenmiştir.

Tamanyan’ın şehir planlarına ancak 4 yıl önce orijinal planların bulunmasıyla yeniden başlanmıştır. Şehre ulaştığımızda, günümüzde her yerde yeni yeni inşaatların olduğunu görürseniz, sebebi budur.

Yani bugün şehir tamamen bir şantiye görünümündedir. Her yerde yıkılıp yeniden yapılan binalar, inşaatlar, vinçler görülüyor. Sovyet döneminde oluşan bu şehir neredeyse tamamen yıkılıyor ve yerine çağdaş Ermeni mimarisiyle inşa edilen yepyeni bir şehir ortaya çıkıyor.

Şehir iç içe yerleştirilen daireler ve onları merkeze doğru kesen ana caddelerden oluşur ve Erivan şehrine bu dairesel yapısından ötürü güneşin şehri adı verilir.

Evet, Tamanyan’ın 90 yıl önce Sovyetler Birliği döneminde imzasını attığı şehir mimarisi, bugün Erivan’ın omurgasını oluşturuyor. 1920’de Sovyetler Birliğine bağlanan Erivan, 1923 yılında Sovyet sisteminin planlı mühendisliğiyle dönemin en yetenekli mimarlarından Tamanyan sayesinde tanıştı.

Sovyet dönemi, şehrin bugünkü siluetine iki büyük damga vurdu. İlki Tamanyan’ın şehre pembe sıfatını kazandıran neoklasik şaheserleri, diğeri ise soğuk savaş döneminin yıkık dökük mirası toplu konutlardır. Erivan’In merkezindeki mimari güzellik, şehrin kenar mahallelerine gidildikçe yerini, pencerelerinden uydu antenleri fırlayan eski yapılara bırakıyor.

1.100.000 nüfusu ile ülkenin en büyük şehri, aynı zamanda kültürel ve ekonomik hayatın merkezidir. Şehrin denizden yüksekliği yani ortalama rakımı 900 metredir. Yedi tepe üzerine kuruludur, Roma ve İstanbul gibi şehirlerle bu ortak özelliği paylaşır. Şehrin bazı semtleri ovalarda, bazıları da uçurumlara yakın olmakla birlikte, yaklaşık 1300 metre rakıma sahip dağların tepelerinde bile yer almaktadır.

Şehir, binaların yapımında pembe renkli tüf taşı kullanıldığından “pembe şehir” olarak adlandırılıyor.

 

Şehrin iklimi

Şehir dağlarla sarılı bir düzlükteki konumu, denizden uzaklığı ve bunların etkileri nedeniyle, karasal iklime sahiptir. Bu iklim bazen ilçelere göre değişmektedir.

Yüksek rakımlar dağ ikliminden etkilenmekte, yazın daha soğuk geceler ve daha çok fırtına, kışın ise daha çok kırağı ve kar yağışı görülür. Şehrin ortalama güneş ışığı oranı yılda 2700 saattir.

Erivan’ın her yerinde kışlar ağır kar yağışı ve donla çok sert, yazlar ise genellikle çok sıcak geçer. Sıcaklık 35 derece, Ağrı dağı ovasında 40 derecelere kadar ulaşabilir. Ağır yaz fırtınaları nedeniyle Erivan’da az yağmur yağar.

 

Şehir içi ulaşımı

Toplu taşıma ucuzdur. Sabit yollarda otobüs, troleybüs, tramvay ve taksi-minübüsler vardır.

 

GEZİLECEK YERLER

Şehir çok büyük olmadığından kaybolmak pek mümkün olmaz.

ermenistan.republic-square-yerevan
Ermenistan Erivan Cumhuriyet Meydanı
Ermenistan Erivan Cumhuriyet Meydanı
ermenistan.cumhuriyet meydanı.4
Ermenistan Erivan Cumhuriyet Meydanı

 

Cumhuriyet Meydanı

Şehrin en hareketli yeridir. 14 bin metrekarelik alanı kapsamaktadır.

Eskiden yani SSCB döneminde burası Lenin Meydanı olarak biliniyormuş ve bir zamanlar, burada Lenin’in büyük bir heykeli varmış. Sonradan heykel kaldırılmıştır.

Meydan çevresinde7 büyük bina (Ermenistan Milli Galerisi, Tarih Müzesi, Dışişleri Bakanlığı, Ulaşım Bakanlığı, Hükümet Binası, Postane, Marriot Otel), su havuzları vardır. Bütün binalar Alexander Tamanyan tarafından tasarlanmıştır. Büyük oval meydanda, Tamanyan’ın kendine özgü tasarımlarını görmek mümkündür. Bu yapılar Ermeniler tarafından üretilen ağırlıklı olarak pembe olan tüf taşından yapılmıştır.

Meydanda bulunan ünlü 7 havuz, tarih boyunca binlerce kişinin buluşma noktası olmuştur. Bu su havuzları, değişik renkte ve yönde, bilgisayarlar tarafından oluşturulan işitsel ve görsel “Dans ve Şarkı fıskiyeleri” olarak ünlenmiştir.

Özellikle akşam saatlerinde, klasik müzik eşliğinde havuzlardaki suların dansını mutlaka izleyin. Bu fıskiyelere “şarkı söyleyen çeşmeler” deniliyor. Gösteriyi izlemek için akşam saatlerinde burada bulunmalısınız. Gösteri akşam saat 9 gibi başlıyor ve 2 saat sürüyor.

Ayrıca hafta sonlarında buradaki meydanda çok neşeli düğün partileri düzenleniyor. Akşamları, fiskiye gösterileri dışında, havai fişek gösterileri ve açık hava konserleri de düzenleniyor.

 

Kuzey Bulvarı

Cumhuriyet ve Opera Meydanlarını birleştiren bu büyük caddede çeşitli mağazalar bulunuyor ve bunların ülkenin en pahalı mağazaları oldukları söyleniyor.

ermenistan.ulusal sanat galerisi.2
Ermenistan Erivan Ulusal Sanat Galerisi
ermenistan.ulusal sanat galerisi.1
Ermenistan Erivan Ulusal Sanat Galerisi

 

Ulusal Sanat Galerisi

Bu zengin galeri, 1921 yılında kurulmuş ve ağırlıklı olarak Ermeni, Rus, Avrupa kültürlerine ait yüzyıllarca sürece ait sanat eserlerini barındırmaktadır. Burada 25 binden fazla tablo vardır. Eserleri sergilenen sanatçılardan bazıları şunlardır: Saryan, Kojovan, Ayvazovski, Carzou, Zorian, Donatello, Russou.

 

Kaputy Mzkit-Mavi Cami

Gök cami olarak da adlandırılan Blue Mosque, 18’nci yüzyıldan kalma bir Şii camiidir. İran’ın desteğiyle onarılan cami, bugün Ermenistan’da ibadete açık tek cami olarak ülkede yaşayan İranlılara hizmet vermektedir. Gök cami, İran valisi Hüseyin Ali tarafından, 1765 yılında yaptırılmıştır.

ermenistan.tarih müzesi.1
Ermenistan Erivan Ermenistan Tarih Müzesi
ermenistan.tarih müzesi.3
Ermenistan Erivan Ermeni Tarih Müzesi
ermenistan.tarih müzesi.2
Ermenistan Erivan Ermeni Tarih Müzesi

 

Ermeni Tarih Müzesi

Taş devrinden başlayarak günümüze kadar olan süreçteki Ermeni tarihi anlatılıyor. Müzede 2000 yıllık gümüş ve altın sikkeler kutsal ve eşsiz ahşap oyma kilise kapıları, canlı renkli halılar, silahlar ve mükemmel orijinal süsler bulunmaktadır.

Müzede fotoğraf çekmek yasak, ayrıca İngilizce tanıtım da yetersizdir.

ermenistan.özgürlük meydanı.2
Ermenistan Erivan Özgürlük Meydanı
Ermenistan Erivan Özgürlük Meydanı

 

Özgürlük Meydanı

Meydanın kuzeyinde Opera bulunuyor. Opera binasının gözetimindeki meydanda seçkin sanatçılar, özgürlük ve sanat adına eserlerini sergilemektedir. Bu meydanda, bağımsızlık iddiaları nedeniyle bir zamanlar binlerce Ermeni toplanmıştır.

Özellikle 1988 yılında Karabağ müdahalesinin başladığı dönemde, binlerce Ermeni bu meydanda toplanmış ve müdahaleyi desteklemiştir. Yani, burası tarihi süreçte Ermeniler için kutsal bir yer olarak kabul görmüştür. İnsanlar Özgürlük Meydanına karşı, sevgi ve derin bir saygı duyarlar.

Şu an meydanda: Ermeni şair Hoyhannes Tumanian ve ünlü besteci Alexander Spendiaryan’ın heykelleri vardır. Ayrıca yine meydan çekici kafelerle çevrilidir. Meydanda paten yapılır. Ermeni bira ve dondurmalarını denemek, yerel Ermenilerle karşılaşmak ve çocukları izlemek için mutlaka bu meydanı ziyaret etmenizi öneririm.

Ermenistan Erivan Opera Binası

Erivan Opera Binası

Bina 1933 yılında yapılmıştır. Günümüzde burada bale, tiyatro ve konserler düzenleniyor.

ermenistan.vernissage.1
Ermenistan Erivan Açık Hava Resim Pazarı

 

Vernissage-Açık Hava Resim Pazarı

Vernissage, Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra yani 17 yıl önce ortaya çıkmış, yerel toplum ve metropol konuklar arasında çok popüler olmuştur. Sadece Cumartesi ve Pazar günleri açıktır.

Opera evinin yakınında dünyaca ünlü ressam Martiros Saryan heykelinin bulunduğu meydan, çağdaş Ermeni sanatçıları ve ressamlarının resimlerini tanıtmak ve satmak için sergi kurdukları yerdir. Cumartesi ve Pazar günleri, bu meydan, çağdaş sanat ve kültürün gerçek merkezi haline gelen bir Açıkhava galerisine dönüşür.

Burada dolaşarak modern ressamların resimlerini satın alabilirsiniz. Fiyatlar çok uygundur. Ayrıca: yine burada Ermeni el sanatları ustalarının ulusal desenlerden oluşan iğne işleri, çeşitli hediyelik eşyalar, halılar, taş el oymaları, antika para ve pullar, madalyalar, çatal bıçak, eski kitaplar, ahşap öğeler, seramikler, eşarp ve masa örtüleri gibi aklınıza gelirse satılmaktadır.

Özellikle bol bol Ermeni konyağı, ev yapımı nar şarabı satın alabilirsiniz. Ama özellikle bilmenizi istediğim husus, asla pazarlık yapmıyorlar.

Ancak zamanla buraya gelen ressam ve sanatçıların bir kısmı Martiros Saryan isimli küçük meydana taşındılar ve Vernissage, iki parçaya bölündü.

 

Ermenistan Ana Heykeli-Mayr Hayastan

Şehrin birçok yerinden görülecek şekilde, Erivan şehrinde bir tepede yapılmıştır. Heykel, elinde 11 metrelik kılıç ve sinirli bakışları ile Türkiye’ye yönelik olarak yerleştirilmiş bir kadın heykelidir. Yüksekliği 50 metredir.

Bu heykelin bulunduğu yerde, 50 yıl önce Sovyetler Birliğinin haşmetini simgeleyen başka bir heykel bulunuyormuş. Bu heykel, halkın sarsılmaz lideri olarak kabul edilen J.Stalin’in heykeliymiş. Aynı kaide üzerine konan Ermenistan Ana Heykelinin yerleştirilmesi sırasında bir asker yaşamını yitirmiş.

Heykelin çevresindeki savaş aletleri (tank, füze gibi) de yine Türkiye’ye dönük olarak yerleştirilmiştir.

Heykel, 1950 yılında İsraelyan tarafından yapılmıştır. Her yıl 9 Mayıs tarihinde burada anma etkinlikleri düzenleniyor. Anıt, Erivan şehrinin koruyucusu ve Ararattan sonraki simgesi olarak kabul ediliyor.

Heykelin hemen altında bir askeri müze vardır. Müzede savaşta (hem Sosyalist dönemde hem de Karabağ savaşında) ölen askerlerin fotoğrafları, Azerbeycan ile yapılan savaşla ilgili kayıtlar ve savaşta kullanılan aletler sergileniyor.

ermenistan.soykırım anıtı.5
Ermenistan Erivan Ermenistan Soykırım Anıtı

 Tsitsernakaberd-Ermeni Soykırım Anıtı

 

Anıtın ismi “küçük kırlangıçların hisarı” anlamına gelmektedir. Hrazdan stadının hemen üstünde bulunan anıt, aynı zamanda Ağrı dağını cepheden gören manzaraya sahiptir.

Anıt 1965 yılında, 1915 olaylarının 50. Yılı anılırken açılmıştır. SSCB Bakanlar kurulu, halkın isteklerine kulak vererek anıtın inşasına izin vermiştir.

1965 yılında anıtın yapımı için bir proje yarışması düzenlenir. Yarışma ilanında “anıt, yaratıcı Ermeni halkının gelgitlerle dolu hayatını, bitmeyen savaş yaşamını bugünü ve parlak geleceğini simgelerken büyük soykırımda hayatını kaybeden milyonlarca şehidin anısını ölümsüzleştirmeli” yazılıdır.

Yarışmaya Ermenistanlı ve diasporadan 70 proje katılır. Tasarımlar arasında Arthur Tarkhanyan ve Saşur Kalaşyan’ın projeleri birinci seçilir. Anıtın yerini mimarlar seçer. Anıt Tsirternakaberd denilen bir tepe üzerine kurulmuştur.

Anıt 1967 yılında 29 Kasım günü açılır. Bu tarih, aynı zamanda Sovyet Ermenistan’ının kuruluşunun 47. Yılına denk geldiğinden açılış, siyasi ve kültürel kutlamalar eşliğinde yapılır.

44 metre uzunluğundaki granit stel anıt, Ermeni halkının yeniden doğuşunu simgeliyor. Anıt, büyük ve sivri bir beton ve yanındaki dairesel şekilde yerleştirilmiş, Ermenilerin Türkiye’yi terk ettikleri ve Batı Ermenistan olarak adlandırdıkları 12 ili simgeleyen 12 adet ve 100 metre uzunluğunda duvar vardır.

Bu dairelerin ortasında, merkez bölümünde ise 1.5 metre derinliğinde, sonsuza dek sönmeyen ateş yanıyor. Bu ateşle birlikte sanki inleyen bir kadın ve çocuk sesleri, fon müziği olarak veriliyor.

Anıtın hemen yanında köknar ağaçlarından oluşturulan bir sokak bulunuyor. Sokak boyunca: Papa John Paul II, Rusya Devlet Başkanı Putin, Fransa Cumhurbaşkanı J. Chirac, Ukrayna Cumhurbaşkanı L. Kuçma ve diğer bir kısım dünya lideri tarafından dikilmiş ağaçlar bulunmaktadır.

Her yıl 24 Nisan tarihinde burada anma töreni düzenliyorlar.

 

Ermeni Soykırım Müzesi

Anıt 1965 yılında açılmış olmasına rağmen, anıta ait bir müzenin oluşturulması Sovyetlerin sona ermesine kadar pek mümkün olmadı. Müzenin bu kadar geç açılmasının sebebinin, Ermenistan’ın diaspora ile geç ilişki kurmasıyla ilgili olduğu söyleniyor.

Büyük çoğunluğu ABD’de olan diaspora Ermenileri, Sovyetler Birliğine bağlı iken ülke ile yakın temas kuramıyorlarmış. Ancak Sovyetlerin dağılmasından  sonra 1990’ların başında ülkeye diasporadan önemli kaynak transferleri sağlanmaya başlamış.

Müze 1915 olaylarının 80. Yıldönümünde 1995 yılında açılmıştır. Müzenin tasarımı Kalaşyan, Tarkhanyan ve Arekelyan tarafından yapılmıştır. İsrail’deki “Yad Vashem Soykırım Müzesi”ne benzemektedir.

Müze binası 2 katlıdır. Anıtın etkili görüntüsünü bozmamak için tepenin diğer tarafına yapılmıştır. Müzenin bulunduğu yerden Ağrı dağının muhteşem manzarasını mutlaka izleyin.

Müzeye girdiğinizde müze görevlileri kadınlar karşılıyor ve hangi ülkeden geldiğiniz soruyorlar. Türklere karşı büyük saygı ve sevgileri var. Türklerden müze giriş ücreti istenmiyor.

Müzenin ilk katı yer altındadır. Burada müzenin idari ve teknik bölümleri ve komitas denen bir salon vardır. Bu katta, ayrıca kütüphane, okuma bölümü ve müze deposu bulunur. Müzenin ikinci katında, sergi salonu bulunuyor.

Müzede fotoğraf çekmek yasaktır. Girişte, sembolik bir mezar olarak tasarlanmış bölüm görülüyor. Burada, kurbanlar, mağdurlar, kurtulanlar, tanıklar, ölüm yürüyüşü olarak adlandırılan tehcir, toplu katliamlar hakkında bilgi, belge ve fotoğraflar sergileniyor. Ayrıca Ermenilerin bir zamanlar yoğun olarak yaşadıkları 6 şehirden (Sivas, Diyarbakır, Van, Erzurum, Harput, Bitlis) getirilmiş topraklar vardır.

Bir başka bölümde, I. Dünya Savaşına katılan ülkelerle ilgili kaynaklar sergileniyor. Müzede Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa’nın fotoğrafları, Osmanlıca telgraflar da sergileniyor.

ermenistan.The-cascades
Ermenistan Erivan Cascade
ermenistan.çağlayan.2
Ermenistan Erivan Cascade

 

Cascade-Çağlayan

Burası şehir merkezinde Matenadaran Müzesine yakın bir yerde, Alexander Tamanyan heykelinin arkasındadır.

Ermenistan SSCB katılışının 50’nci yılında inşa edilen anıt park, yeşillikler, fiskiyeler ve yapay şelalelerle süslü, dev bir merdivendir. Buranın inşasına 1971 yılında başlanmış ve 1980 yılında tamamlanmıştır. 2002-2009 yılları arasında onarım ve eklemeler yapılmıştır.

Bölgenin olağanüstü doğal güzellikleri, modern estetik ve mimarinin birleşmesiyle burası oluşturulmuştur. Şehrin önemli kültürel konumlarından biridir.

Merdiven: Victory Park ve Erivan şehir merkezini birbirine bağlamaktadır. Çok sayıda çiçekle süslenmiştir. Ayrıca yine burada dünyaca ünlü heykeltıraşlar tarafından yapılmış çeşitli heykeller vardır.

Merdivenin tepesine ulaşmak için, basamakları çıkmayı istemezseniz, ücretli asansörü kullanabilirsiniz.

Tepede Fernando Boteronun heykel koleksiyonu görülebilir ve Sovyet Ermenistan’ının 80. Yıldönümü anısına dikilen bir anıt sütun bulunmaktadır.

Burada kapalı ve açık hava sanat galerileri ve kafeler, barlar bulunmaktadır. Bunlar arasında dikkat çekenler, Gafesjian Merkezidir. Burası Kasım 2009 tarihinde açılmış ve Ermenistan çağdaş sanatını en iyi şekilde sunan sergilerin düzenlendiği bir yerdir.

Bu sergilerdeki eserlerin çoğunluğu Gerard L Cafesjianın özel koleksiyonuna aittir ve 5000’den fazladır. Dünyanın en kapsamlı cam koleksiyonu olarak kabul edilmektedir.

Tepede Ağrı dağının muhteşem manzarası ilgi çekmektedir.

Cascade: heyecan verici heykeller, açık hava konserleri ve havai fişek gösterileriyle ilgi çeker, çocuklar, yaşlılar ve genç çiftlerin sevgi yeridir.

ermenistan.matenadaran.3
Ermenistan Erivan Eski El Yazmaları Müzesi
ermenistan.matenadaran.2
Ermenistan Erivan Eski El Yazmaları Müzesi

 

Matenadaran-Eski El Yazmaları Müzesi

Mashtots Avenua üst ucundadır ve cephesi Ağrı dağına bakar.

1959 yılında inşa edilen müze, dünyanın en büyük el yazması koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapmaktadır.

Müzede birçok antik ve önemli metinler, Ermenice çeviriler bulunmaktadır. Burada bulunan Ermeni alfabesi, dünyanın en eski el yazmalarından birisi olarak kabul edilmektedir ve MS 405 yılından kalmadır.

Ayrıca yine müzede, 19 gram ağırlığında, 1434 yılına ait bir kilise takvimi, 27 kilo ağırlığında en büyük el yazması ve bir vesikalık fotoğraf, Ejmiadzin incili ilgi çekmektedir ve bu İncil, müzenin en değerli eseri olarak bilinir, 7. Yüzyılda yazılmıştır.

Özellikle Ermeni kırmızısı ile yapılan Ermeni minyatürleri ilgi çekmektedir. Bunların yapımında kullanılan özel boya, ilk olarak MS.714 yılında belgelenen ve sadece Ağrı dağında bulunan bir tür solucandan elde edilmiştir. Bu boya, Ermeni Cochineal kilimlerinde ve hatta yüzyıllar sonra bile canlı renklerini koruyan minyatürlerde kullanılmıştır.

Müzenin girişinde ise Ermenistan alfabesinin yaratıcısının heykeli görülür. Heykelin ayaklarının dibinde, bir öğrenci, oturur şekilde yerleştirilmiştir. Bu müzenin bir özelliğinden daha söz etmek istiyorum. Müze binası, nükleer saldırılara karşı bile ayakta kalacak şekilde inşa edilmiştir.

ermenistan.parajanov müzesi.1
Ermenistan Erivan Parajanov Müzesi
ermenistan.parajanov müzesi.2
Ermenistan Erivan Parajanov Müzesi

 

1991 yılında açılmıştır. Bir sonraki Aziz Sarkis kilisesi ve Hrazdan Gorgenin güzel manzarası izlenen geniş balkonu bulunmaktadır. Sergey Parajanov, dünyaca ünlü bir görüntü yönetmenidir. Sovyet hoşgörüsüzlüğü ve hatta tutuklama yolu ile ona uygulanan korkunç işlemler burada sergilenmektedir.

Ayrıca yaşam öyküsü (1924-1990), el yapımı bebek ve tablolar, filmlerinden görüntüler bulunmaktadır.

ermenistan.mantiroz müzesi.2
Ermenistan Erivan Mantiroz Saryan Müzesi
ermenistan.mantiroz müzesi.1
Ermenistan Erivan Mantiroz Saryan Müzesi

 

Martiroz Saryan Müzesi

Martiroz Saryan, 1888 yılında doğmuştur. Moskova Sanat Okuluna katılır ve onun ilk öğretmeni Valentin Seroydur.

Seryan: Ermenistan ve halkına büyük bir aşk ile bağlanır. SSCB döneminde, ilk Ermeni Devlet Tiyatrosunun perde armasını tasarlar ve Ulusal Sanat Galerisinin ilk müdürü olur.

Bu son derece meşgul adam, resimlerinin geniş bir koleksiyonunu bıraktıktan sonra 1972 yılında ölür. Erivan’da yaşadığı ev, şimdi müzeye dönüştürülmüştür ve onun torunu tarafından yönetilmektedir.

Ev, Saryan yaşarken olduğu şekilde aynen korunmaktadır. Ziyaretçiler, duvarlarda onun resimlerini, masasını, birçok kişisel eşyasını, bitmemiş skeçlerini ve sayısız resimlerinin bulunduğu stüdyosunu gezebilmektedirler.

ermenistan.brandy fabrikası.3
Ermenistan Erivan Brand Fabrikası
Ermenistan Erivan Brand Fabrikası

 

Brand Fabrikası

Ermeni konyakları, Ermenilerin gururudur ve her düğün ve kutlamada içilir. Erivan Brandy Fabrikası, 1887 yılında Nikolay Tairyan tarafından, Eski Erivan kalesinin yerinde inşa edilmiştir. 1900 yılında, Paris şehrindeki bir içki sergisinde büyük ödülü almıştır.

1913 yılında Brany Fabrikası, Rus imparatoru için içki üretimi sağlayan 30 şirketten biri olmuştur. Ardından brandy, Stalin ve Churchill gibi birçok ünlü tarafından içilmiştir. Churchill, uzun yaşamın sırrı olarak şunu söylemiştir “Öğlen dumanlı Hawai purosu, geç saatlerde ise Ermeni Brany’si içmek”

 

ARİNBERD/EREBUNİ

Erivan şehrinin güneydoğusunda bulunan Gegham Dağlarının batı uzantısını oluşturan doğal bir yükselti üzerinde kuruludur.

Yaklaşık 1.8 hektarlık bir alanı kaplayan sitadel kısmı ova seviyesinden yaklaşık 50 m yükseklikte yer alır.

Sitadel alanının çevresi payandalarla güçlendirilmiş surlarla çevrilidir. Arinberd’de bulunan yazılı metinlerden, kenti I Argişti’nin inşa ettirdiği ve Erbuni olarak adlandırdığı anlaşılır.

Arinberd’in üçgen bir plan gösteren sitadel alanına girişi, güneydoğu yönünden tek bir kapıyla sağlanır. Genel plana bakıldığında, sitadelin doğu-batı yönünde uzanan bir duvarla iki ana birime ayrıldığı görülür. Bu iki birim arasında ulaşım kuzeybatı köşeden bir geçiş ile sağlanır.

Ana girişin bulunduğu ilk kısımda geniş bir karşılama salonu bulunur. Bu kısmın solunda bulunan alan Urartu sonrasında büyük değişime uğrar. Burası aynı zamanda Haldi Tapınağının da bulunduğu yerdir. Bu kısma sonradan otuz sütundan oluşan bir Akhaimenid dönemi apadanası yapılmıştır. yakın dönemde yapılan kazılar neticesinde sitadelin güneydoğu kısmnı yeniden tartışılmaktadır. Burada yapılan ilk dönem kazılarında drenaj kanallarına rastlanmıştır. Yeni dönem kazılarında bu drenaj kanalları yeniden ortaya çıkarılmış, bunların bir kısmının farklı dönemlerde değişikliğe uğradığı anlaşılmıştır.

Sitadelin girişinin sağında 5 sütunlu dikdörtgen avlusu bulunan bir yapı dikkat çeker. Avlunun uzun kenarı boyunca dizilmiş her bir yanda 6 tane olmak üzere 12 oda bulunur. Odaların avluya bakan girişleri yoktur. Piotrovsky, buranın şarap mahzeni olduğunu, yanlardaki odaların ise tahıl depolamak için kullanıldığını belirtir.

Kuzeydoğudan bir geçişle ikinci tapınak kompleksine geçilir. Burada bulunan tapınağın iki cephesinde yer alan yazıttan tapınağın: Tanrı İubşa adına inşa edildiği anlaşılır. Tpınak plan ve ölçü bakımından Haldi Tapınağından farklıdır. Köşeleri rizalitsiz ve 10 x 13.45 m ölçülerindedir. Tapınağın önünde avlu ve avluya açılan, içerisinde depoların bulunduğu çeşitli odalar yer alır. Bu özellikleriyle bu kısmın bir tapınak kompleksi olduğu anlaşılır. Tapınak kompleksinin kuzeybatı kısmında bir koridor ile ulaşılan büyük bir salon ve çevresinde odalar bulunur.

Piotrovsky, bu odaların depolama amaçlı kullanıldığını belirtir. Smith ise, Argiştihinili kenti ile karşılaştırarak buranın alt kademe memurları için ayrılmış olabileceğini belirtir.

Evet, Arinberd, sur duvarlarıyla çevrelenmiş sitadel alanı içerisinde bulunan saray, iki adet tapınak, depo ve çeşitli odalarıyla krallığın inşa ettirdiği krali kentlerinden biridir.

I Argişti, tarafından inşa edilen Arinberd Urartunun Aras Nehrinin kuzeyinde kurduğu ilk kenttir. I Argişti kentin kuruluşuyla ilgili başkent Tuşpa’da bulunan Horhor yıllığında şöyle bahseder: “Minua oğlu Argişti der ki: Bianili ülkesinin güçlendirilmesi ve düşman ülkesinin bastırılması için, Erbuni şehrini yaptırdım. Yer kır idi ve orada  hiçbir şey yapılmamıştı. Orada büyük işler yaptım. Hate ve Supa ülkelerinden 6600 savaşçı oraya yerleştirdim.”

Yazıta göre kral batıya yaptığı seferlerin sonucunda elde ettiği insan gücünü Aras Nehrinin kuzeyinde inşa ettiği Arinberd’e tehcir eder. Yazıtta tehcir edilenlerin savaşçı olarak tanımlanması bir garnizon kaydırması olarak görülür. Fakat orada hiçbir şey yoktu ifadesi, kentin sıfırdan inşa edildiğini gösterir. Dolayısıyla yeni kent inşası için gereken insan gücünün Hate ve Supa ülkelerinden elde edildiğini söylemek mümkündür. Böylece hem insanların tehcir edilmesiyle düşman zayıflatılır hem de yeni kentin inşası için gereken iş gücü gereksinimi sağlanır.

Muhtemelen bu insanlar sitadelin inşasından sonra kentin yakınlarında iskan edilmiştir. Nitekim yakın dönemde yapılan çalışmalarda sitadelin güneydoğu eteklerinde bazı yapılara ait temeller ortaya çıkarılmıştır.

Arinberd Urartunun Aras Nehri kuzeyine yayılma siyasetinin bir parçasıdır. Yazıtlara göre. I Argişti hükümdarlığının ikinci yılında Aras’ın kuzeyine lokalize edilen, daha önce Menua’nın sefer yaptığı Etiuni ülkesine sefer düzenler. Fakat seferlerin sonuçları kalıcı olmaz. Argişti, 4’ncü yılında yeniden Aras Nehrinin kuzeyini hedef alır. Bu defa seferlerin kalıcı olması için Arinberd/Erebuni kentini kurarak bir yönetim merkezi oluşturur. Arinberd, Argişti’den sonra II Sarduri döneminde yeni yatırımlarla genişler. Yeni depo odaları ve bir asibusi yapısı yapılır. Arinberd, 7 km yakınında bulunan Karmir-Blur (Teisebai URU) kentinin kurulmasına kadar yönetim merkezi olarak görev yapar. Yeni yönetim merkezinin kurulmasıyla, kentte bulunan Haldi Tapınağına adanan adaklar başta olmak üzere birçok eşya yeni yönetim merkezine taşınır. Böylece kentin önemi azalır fakat kent terkedilmez.

 

ermenistan.eçmiadzin.2
Ermenistan Erivan Eçmiadzin
ermenistan.eçmiadzin.1
Ermenistan Erivan Eçmiadzin

 

EÇMİADZİN

Ülkenin dini merkezi olan şehir, 1995 yılında Vagharhapat ismini almasına rağmen, halen halk arasında Eçmiadzin olarak bilinmektedir.

Erivan şehir merkezinde, Mashdots caddesindeki kapalı çarşının önünden kalkan otobüslerle, 18 km uzaklıktaki burayı ziyaret edebilirsiniz.

Adının anlamı “tanrının biricik oğul soyundan” demektir. Şehir 2. Yüzyılın ilk yarısında kurulmuştur. MS. 163 yılından başlayarak Romalılar tarafından Artaşat şehrinin yıkılmasının ardından, birkaç yüzyıl boyunca yani 1441 yılına kadar, Ermenistan ülkesinin kültürel, siyasi ve dini merkezi olarak başkentlik yapmıştır.

Bu şehir, Erivan şehrinin batısında, Türkiye sınırından 40 km uzaklıkta, Erivan şehir merkezine 20 km mesafededir.

Yaklaşık 50 bin nüfuslu şehir, Ermenistan ülkesinin “Vatikan”ı sayılmaktadır. Dünya Ermenilerinin ruhani lideri Apostolik Kilisesinin merkezi, 3 büyük kilise ile birlikte bu şehirdedir. Şehirde bulunan büyük manastır, dünya Ermenilerinin ruhani lideri Katolikos II Karekin’in evi sayılmaktadır. Tüm Katolik ermeni çocukları burada vaftiz edilir. Ayrıca birçok Ermeni kralı, burada taç giymiştir.

 

Etmiadzin Manastırı

MS.303 yılında açılan manastır, dünyanın en eski kiliselerinden birisi olarak kabul edilir. Aynı zamanda, devlet tarafından inşa edilen en eski kilisedir.

Manastır, antik dönemdeki bir pagan ateş tapınağı üzerine, Ermenistan’da Hıristiyanlığın kabul edildiği MS.301-303 yılları arasında Aziz Gregory tarafından yapılmıştır. Daha sonra çeşitli tarihlerde onarım ve genişletme çalışmaları yapılmıştır.

Günümüzde ateş tapınağının kalıntıları hala görülmektedir. Çan kulesi, 1800’lü yılların sonlarında eklenmiştir. Kilisenin en yeni bölümü ise 17. Yüzyılda yapılmıştır.

Manastırın içinde güzel freskler, lambalar ve haçlar görülmektedir.

Büyük manastırın hemen önündeki yol, din adamlarının yaşadıkları yere gitmektedir. Çanlar çalmaya başladığında, din adamları bu yolu izleyerek Pazar ayini için manastıra gelirler.

Kilise, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Eçmiadzin’in 1700 yıllık tarihinde birçok efsane vardır. Bu efsanelerin izlerini, günümüzde bile hala manastırın yani büyük katedralin duvarlarında ve şehirdeki diğer kiliselerde görülebilir.

Safevi hükümdarı I. Abbas yani Şah Abbas: ülkesindeki ticaret ve sanatı geliştirmek için Ermenileri İsfahan şehrinde çalıştırmıştır. Hatta bunların sayısının 150 bin kişi olduğu söylenmektedir.

İsfahan şehrinde, 17. Yüzyılda kurulan “Yeni Culfa” bölümü, hala ayaktadır. Efsaneye göre: Şah Abbas, Ermeni işçilerin sürekli olarak kutsal saydıkları Eçmiadzin şehrine giderek işleri aksatmalarını engellemek ister.

Bunun üzerine veziri bir öneride bulunur ve eğer Şah Abbas, Ermeni işçilerin kutsal saydıkları Eçmiadzin şehrini yıkacak olursa, kimse vatan hasreti çekmez ve çalışmalarını aksatmaz.

Bunun üzerine, Şah Abbas Eçmiadzin şehrini yıkmak üzere bir ordu gönderir. Ordunun geldiği haberini alındığında, büyük kilisenin kurtarılması için çareler arayan din görevlilerinden bir tanesi, kilisenin üzerine çıkarak çatıdaki taşlardan birinin üzerine Şah Abbas’ın yüzünü nakşeder.

Ordu komutanı, Şah Abbas’ın yüzünü kilisenin çatışında görünce yıkmaktan vazgeçer. Ama büyük bir taş söktürerek, İsfahan şehrine götürür. Şah Abbas, Ermeni işçilere taşı göstererek “Bakın kutsalınızı getirttim, artık oraya gitmeden burada ibadet edebilirsiniz” der. Böylece kilise yıkılmaktan, Şah Abbas’da inşaatın yarım kalması riskinden kurtulur.

 

Aziz Hripsime Kilisesi

Şehrin bir başka önemli mekanı da burasıdır. 7. Yüzyılda inşa edilen bu kiliseye adını veren Aziz Hripsime’nin, Ermenistan ülkesinde, Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinde büyük rolü vardır.

Anlatılanlara göre: 3. Yüzyılda Hıristiyanlığı kabul eden Ermeni kralı II Drtad’a kadar uzanıyor. Drtad’ın babası Khosrov, bir soylu tarafından öldürülür. Bunun üzerine Drtad, Roma’ya gönderilerek Roma tahtının veliahtı Dioklesianus ile birlikte eğitim görür.

Kral olarak Ermenistan’a dönen Drtad, halk arasında Hıristiyanlığı yaymaya çalışan Aziz Krikor’un ismini duyar. Aziz Krikor’un, babasını öldüren adamın oğlu olduğunu öğrenir ve kendisini zindana attırır.

Bu arada, Drtad, beraber büyüdüğü Roma kralı Dioklesianus’tan bir mektup alır. Bu mektupta evlenmek istediği bir kadının inancı gereği, bunu kabul etmeyerek Ermenistan’a kaçtığını yazar. Drtad’dan, kadını bulmasını ve ona göndermesini ister.

Bu kadın Aziz Hripsime’dir. Hripsime, Anadolu’dan geçerek Eçmiadzin’e gelir. Burada Hıristiyanlığın yayılması için çalışır. Hripsime’yi bulan kral Drtad, onu arkadaşına göndereceği yerde, kendisi aşık olur.

Fakat Aziz Hripsime, Drtad ile evlenmek istemez, türlü işkencelerden geçirilerek diğer rahibelerle birlikte öldürülür. Drtad, bir süre sonra aklını kaybeder ve kendini vahşi bir hayvan sanmaya başlar.

Son çare olarak 13. Yıl önce zindana attırdığı Aziz Krikor’a sığınır. Krikor, kralı iyileştirince Drtad, Hıristiyanlığı kabul ederek Ermenilerin resmi dini ilan eder. İşte Drtad’ın Hıristiyanlığı kabul etmeden önce öldürttüğü Aziz Hripsime’nin mezarı, bugün Eçmiadzin’de kendi adını taşıyan kilisenin sunağının altındadır.

 

ermenistan.zvartnots.3
Ermenistan Eçmiadzin Zvartnots
ermenistan.zvartnots.2
Ermenistan Eçmiadzin Zavartnots

 

ZVARTNOTS

Eçmiadzin şehrine 5 km uzaklıktadır.

 

Zvarnots Tapınağı

Tapınak 7. Yüzyılda yapılmış, 10. Yüzyıldaki depremde çökmüştür. Çarpıcı yüceliği, üç katmanlı merkezi kubbesiyle Ermeni mimarisinin harikalarından birisi olarak kabul edilir.

 

ermenistan.geghard.4
Ermenistan Geghard
ermenistan.Geghard-monastery
Ermenistan Geghard
ermenistan.geghard.3
Ermenistan Geghard

 

GEGHARD

İsa’nın çarmıha gerildiği ve onu yaralayan kutsal mızrak adına yaptırılmış, kaya mimarisi ve kaya içine oyulmuş kilisesiyle ünlüdür. Azad vadisi başında, yüksek kayalıklar ve olağanüstü doğal güzelliklerle çevrilidir.

Manastır kompleksinde bulunan bazı kiliseler tamamen falez kayalıkların oyulmasıyla oluşturulmuş, bazıları küçük mağaralar, bazıları ise daha özenli yapılardır. Duvarlı mimari yapıların tümü, kayalıkların derinliklerine inşa edilmiştir.

Kilisenin tam olarak ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Muhtemelen MS.4. Yüzyılda Aziz Gregory tarafından, bir mağaranın içindeki gizli su kaynağının olduğu yerde kurulmuştur.

Bu yüzden “Ayrivank” yani “Mağara Manastır” olarak da bilinir. Ancak 13. Yüzyılda yeniden yapılmıştır. Çünkü 9. Yüzyılda Arap işgali sırasında yıkılmıştır. Günümüzde buradaki en eski şapel 12. Yüzyıla kadar gitmektedir.

Tüm manastır kompleksi gayet iyi korunarak günümüze ulaşmıştır.

Tapınağın günümüzdeki ismi olan Geghard veya Geghardayank ismi ise, bir efsaneden gelir ve “Mızrak Manastırı” anlamındadır.

Efsaneye göre: İsa’nın çarmıha gerilişi sırasında bir Romalı lejyon askeri tarafından yaralandığı mızrak, Apostle Jude tarafından buraya getirilmiş ve Echmiadzin hazinesinde saklanmaktadır. Bu mızrağın Ermenice ismi “geghard” dır.

Manastır görünüşte kaba sadeliği ve ihtişamı ile güçlü bir izlenim bırakıyor.

Manastırın içi zayıf mum alevlerinin ışığında, kayalığın içindeki alacakaranlık ve oyma tavanın tonozlu penceresinden içeriye ışık giriyor. Manastırın dış duvarlarından birinde, ziyaretçilerin şans için taş attıkları küçük bir oyuk bulunuyor.

Manastır UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

ermenistan.Garni
Ermenistan Garni

GARNİ

Erivan şehrinin güney doğusunda, şehir merkezine 28 km uzaklıkta bir köydür. Buranın 3000 yıl kadar önce, Azat nehri virajlarından birinde, savunma için inşa edildiğine inanılmaktadır. Günümüzde görülen yapı ise, greko-romen tarzında inşa edilmiştir ve halamın içinde güzel mozaikler görülmektedir.

Yakınındaki sitede ise, St Astvatsatsin kilisesi, Mashtots Hayrapet kilisesi, Oshakan ve Takh Manuk Türbesi, Aziz Sarkis Mabedi ve aynı zamanda Kraliçe Katranide Mabedi kalıntıları görülür.

Bütün bu tarihi ve dini mekanların yüzyıllar boyunca kayalara oyularak inşa edilmiştir.

Garni, Ermenistan ülkesinde Kotayk adlı şehirdedir. Bu 7000 nüfuslu küçük kasabadır. Burası genellikle Garni Tapınağı ile bilinmektedir. Tapınak MS 1. Yüzyılda inşa edilmiş bir pagan tapınağıdır. Klasik Yunan tarzında onarılan tapınak, Ermenistan ve eski SSCB döneminin Roma-Yunan tarzı sütunlu tek yapısı olarak önem kazanmaktadır.

Evet, Garni, ülkenin Hıristiyanlık öncesinden kalan en ünlü yapısıdır. Kral Tiridates tarafından MS.1. yüzyılda Güneş Tanrısı Mihr için inşa edilmiştir. Ermenistan 301 yılında Hıristiyanlığa geçince kral III. Tiridates in kız kardeşi Khosrovidukth un yazlık sarayına çevrilmiştir.

Bazı kaynaklara göre Garni bir tapınak değil türbedir ve bu yüzden, her yerdeki pagan tapınaklarının yıkımından kurtulmuştur. Ancak yapı 1679 yılındaki büyük depremde çökmüştür. Son şeklini 1969 ve 1975 yılları arasında almıştır. Günümüzde Ermenistan ülkesindeki en turistik yerlerden biridir ve ülkenin yeni paganizm merkezidir.

ermenistan.Khor-virap
Ermenistan Khor Virap

KHOR VİRAP

Ermenistan’da en çok ziyaret edilen dini bölgedir. Manastır, Ermenistan Ararat bölgesinde, Türkiye sınırının 8 km güneyindedir. Ermenistan kralı Tiridates III Grigor Lusavorich, bu manastırda 13 yıl hapis kalmış ve manastır bir hac yeri olarak önem kazanmıştır.

Ermenistan, dünyada Hıristiyanlığı kabul eden ilk millettir ve sonradan Aziz Gregory ve kralın dini akıl hocası Grigor, burada Hıristiyanlığı yayma etkinliklerini sürdürmüştür.

Sitede, MS 642 yılında inşa edilmiş, küçük bir şapel vardır. Aziz Gregory’e saygı olarak, yüzyıllar boyunca manastır genişletilmiş ve birçok kez yeniden inşa edilmiştir. Burada özellikle Ağrı dağı manzarası muhteşemdir.

 

ermenistan.sevan gölü.43
Ermenistan Sevan Gölü
ermenistan.sevan gölü.1
Ermenistan Sevan Gölü

 

SEVAN GÖLÜ

Sevan gölü, Ermenistan’ın hayat damarlarından birisidir. Muhteşem manzarası, kiliseleri, balıkları ve havasıyla Ermenistan’ın nefes aldığı bir mekan olarak bilinir.

Eski çağlarda “Geghama” denizi olarak bilinen gölün Ermenice ismi olan “Sevan” kelimesi, Urartuca’da “Sular” ya da “Göller ülkesi” anlamına gelen “Suina” kelimesinden türetilmiştir. Sevan gölü havzasından çıkarılan arkeolojik kalıntılardan, bölgenin bronz çağından bu yana yerleşim yeri olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır.

Yine burada, eski Ermeni kralları ve soyluları tarafından yaptırılan pek çok kilise bulunmaktadır. Özellikle 9. Yüzyıldan kalma romantik iki kilise kalıntıları ilgi çekmektedir.

Göl, Geghama dağındaki volkanik aktiviteler sonucu oluşmuştur. Lavlar, nehir yatağını bloke etmiş, nehir suyundan erimiş buz, boşlukta birikmeye başlamış ve su daha sonra Hrazdan nehri yönünde hazne duvarları tarafından kesilmiştir.

Günümüzde ise, Ermeniler “deniz” demektedirler. Ermenistan, denizi olmayan ülke olduğu için, Van gölünün üçte bir büyüklüğündeki bu göle, deniz diyorlar. Hatta bu gölün kıyısındaki köye bile “denizköyü” ismini vermişler.

Sevan gölü: 78 km uzunlukta ve 56 km genişliktedir. Sadece Ermenistan’ın değil, aynı zamanda Kafkasların en büyük gölüdür. Göl, 1900 metre yüksekliktedir ve dünyanın en yüksek rakımdaki gölü olarak bilinir. Göl, 30 civarında çay ve Hrazdan nehriyle beslenir.

1938 yılında Hidro enerji için göl suyu kullanılmaya başlayınca gölde hasar oluşmuş, oksijen dengesi değişmiş, su seviyesindeki düşme sonucu pek çok balık ölmüştür.

ermenistan.noratus.1
Ermenistan Noratus
ermenistan.noratus.2
Ermenistan Noratus

 

NORATUS

Sevan gölüne yakın bir mezarlık alanıdır. Bu büyük mezarlık, 9-15 arası yüzyıllardan kalma antik khachcars yani çapraz taşlarla ünlüdür. Bir efsaneye göre, buradaki bir köye saldırı hazırlığında olan Moğol Tatarlar, bu çapraz taşları görünce, yani sayısız kitle görünce, köye saldırmaktan vazgeçmişlerdir.

Bir söylentiye göre mezarlık topraklarındaki küçük bir şapel, koca bir köyü kurtarmaya yardımcı olur. Bütün köylüler bu şapele  toplanırlar, Moğol Tatar ordusu komutanı şapele girdiğinde, o insanlar güvercine dönüşür ve uzaklara uçarlar.

ermenistan.Karahundj-Observatory-
Ermenistan Khachcars

Khachcars

Bunlar bir tür taş anıtlardır. Ermeni dini inanç bahçesinin merkezinde, Ermenistan ve yurt dışından getirilmiş ve “khachkar” ismi verilen anıtlar vardır. Taştan yapılmış bu anıtlar, Ermeni haçı khachkar kabartması haç ve çevresindeki çeşitli motiflerden oluşur. Khachkar, Ortaçağ Hıristiyan Ermeni sanatının karakteristik örneği ve Ermeni dini inancının sembolüdür.