Yunanistan Andros adası

andros adası.1
Yunanistan Andros Adası

Yunanistan Andros Adası:

Yunan ana karasına en yakın adadır. Moda yarımadasının doğusundadır.

ULAŞIM

Atina’nın 29 km. doğusundaki Rafina Limanından 2 saat süreli bir feribot yolculuğu ile ulaşılabilir. Bu nedenle: ada, özellikle hafta sonları ve yaz tatillerinde Atinalılarla dolup taşar.

 

GENEL ÖZELLİKLERİ

Guruptaki diğer adalara nazaran, daha çok yeşil olan kıyıda ve tepelerde: zengin armatör ailelerinin güzel malikaneleri görülüyor.

Adanın kırmızı toprağı: Mykonos ve Paros’un çorak toprağı ile tezat teşkil ediyor.

Ada: güllük gülistanlık olduğu kadar, temiz meydanları, cadde ve sokakları, restore edilmiş Neo-klasik mimarili irili-ufaklı evleri ve billur gibi deniziyle göz kamaştırıyor. Buranın: gül tatlısı çok meşhur, mutlaka tadın.

Yalnız: bu adanın hiçbir turistik broşürde adını görmeniz mümkün değil. Çünkü: burada yaşayan insanların hali vakti yerinde, bu misafirperver insanlar, turist çekmek için hiçbir gayret göstermiyorlar.

Ada: aslında dinlenilebilecek bir yer. Barları, pubları, balık lokantaları var ama hepsi de kulak patlatmayı önleyen “desibel” kurallarına uyuyorlar.

Ada: geri kalan Ege adalarına oranla yemyeşil ve bol suyu var.

GEZİLECEKYERLER

KROHA KASABASI

Batı sahilinde: büyük “Gavrio Limanı”; bütün adaya hizmet veriyor. Ama: asıl kasaba: “Khora” dır.

Turist rotasının dışında kalan, adanın doğu kıyısı “Andros Kasabası” olarak bilinir. Khora’nın büyük bölümü; uzun yıllardır değişmemiş. Çünkü: Atinalı, hafta sonu ziyaretçileri; çekici kasaba evlerini yenileyerek, buraya zarif bir atmosfer kazandırmışlar.

MODERN SANAT MÜZESİ

Andros’un kültürel merkezi; “Goulandri” ailesine çok şey borçludur. Çünkü: Androslu merhum Vasilis ve Elise Goulandris ailesinin miras bıraktığı Golandris Vakfı: Avrupalı modern ressamların tablolarından, seçme bir koleksiyonun sergilendiği Modern Sanat Müzesini hizmete açmıştır.

Ünlü ressam Picasso’nun Antik Yunan tasarımları, burada sergileniyor. Bu geçici sergilemeler, bu müzede sürekli olarak yenileniyor. Başka sanatçıların eserleri de, zaman zaman sergileniyor.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Goulandri ailesi: ayrıca, orijinali “Praksiteles” tarafından yapılan heykelin 2’nci yüzyıl kopyası olan Andros Hermesi’ni barındıran Arkeoloji Müzesinin kurulmasında da etkili olmuştur.

BATSİ BÖLGESİ

Merkezdeki Gavrio isimli ana limana nazaran, burası daha turistik. Evet, adada ana gezinti bölgesi olan “Batsi”, batı kıyısında, Gavrio’nun 8 km. güneyindedir. Küçük merkez, hala balıkçı kasabasının izlerini korumaktadır.

Ama; modern oteller ve apartmanlar da inşa edilmiş. Merkezdeki plajı: ailelerin, güney yönündeki “Delavogias Kumsalı” da, çıplakların gözdesidir.

Batsi’nin yukarısındaki tepelerde uzanan, 14’ncü yüzyıldan kalma “Zoodohos Pighi Manastırı”: adadaki birkaç tatlı su kaynağından biri olan ve en kutsal pınarlardan biri olan su kaynağını koruyormuş.

 

ZAGORA:

Andros adasının batı kıyısında MÖ 8’nci yüzyıldan bir kasaba olan Zagora, demir çağındaki mütevazi Yunan yerleşimlerinin bir örneğidir. 6-7 hektarlık bir alanı kaplayan Zagora, oldukça küçüktü. Ege Denizine tepeden bakan 150 metre yüksekliğindeki konumu, etkili savunma konusunda bir kaygı göstergesidir. Aşağıdaki sarp kayalıklar yerleşimi üç yandan korurken; karadan erişim de yaklaşık 40 metre uzunluğunda ve 2 metre kalınlığında, tek girişli bir duvar tarafından engellenmiştir. Su yakında mevcut değildi, bölgedeki pınarlardan taşınması gerekiyordu. Çatılardan dökülen yağmur suları da toplanıyor olabilir. Ortak duvarlı ev öbeklerinden oluşan kasabanın nüfusu 1.000 civarında olmalı.

Evler tek katlı olup, düz çatıları ahşap sütunlarla taşınan ahşap çatı kirişlerinin üzerine döşenen kille kaplı, ince kil taşı parçalarından meydana geliyordu. Büyük bir merkez oda ile genellikle bir avlu, depo ve hayvan barınağı amacıyla kullanılan ikincil odalarla beraber dikdörtgen bir planı oluştururdu.

Modern zamanlarda olduğu gibi o zaman da ana yapım malzemesi olarak tabakalara ayrılabilen yerel kiltaşı kullanılırdı. Yunan dünyasının farklı yerlerinden, örneğin ilkel Smyrna’da, güneşte kurutulmuş kerpiçten yaygın olarak kullanılır ve normalde nemin duvarları temellerini tahrip etmemesi için taş temeller üzerine yerleştirilirdi. Zeminler sıkılaştırılmış topraktandı, duvar ve çatılarda izolasyon için kilden yararlanılıyordu.

Zagora’yı kazan Avustralyalı ekip, kentin merkezinde ufak bir tapınak tespit etti. Bu kült mekanının geçmişi muhtemelen daha eskiye dayanıyordu. Ancak tapınak MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarında, kasaba terk edildikten uzun süre sonra inşa edilmişti. Bu kutsal mekanın önemi anlaşıldığı kadarıyla köylülerin soyundan gelenlerce de yaşatılmıştı.

Zagora’daki  tapınak bağımsız olarak duruyordu. Sadece duvarlarının en alt kısımları kalmış olmasına rağmen yapım kalitesinin yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Tapınak bir sundurma ile çatısının düz olduğu düşünülen bir ana odadan meydana geliyordu. Binanın basit planı Yunanistan’daki demir çağı tapınaklarının bir tipik özelliğidir.

Normalde çok iyi korunamamış bu tapınakların orijinal görünümleri, MÖ 8’nci yüzyıl sonu, 7’nci yüzyıl başlarına tarihlenen biri Perakhora’dan, diğeri ise Argos bölgesindeki tanrıça Hera’ya adanmış Argos Heraion’undan iki kil modelle görülebilir. Perakhora’da bulunan modelin zemin planı apsisli  (bir ucu eğri) ve sazdan çatıları sembolize ettiği sanılan parabol biçimli  bir çatı profiline sahipken, Argos Heraion’unda bulunan daha sonraki modelin dikdörtgen biçimli bir odası ve sivri veya beşik biçimli bir çatısı vardı. Her ikisinin de dış cepheleri geometrik desenlerle bezelidir.

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.