
Öncelikle: Çanakkale deniz zaferlerinin, büyük direnişin ve zaferin: 100. yılını kutlarken, bu uğurda canını düşünmeden ortaya koyan başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve diğer tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.
Unutmayın ki; Gelibolu yarımadasında, çatışmaların yaşandığı yerleri gezerken bastığınız yere dikkat etmelisiniz, çünkü: o toprakları biraz eşelediğinizde büyük olasılıkla insan kemiklerine rastlayabilmek mümkündür. Yani, bölgede görülen mezarların çoğu semboliktir, insanlar şehit olduklarında çoğu kez bulundukları yere defnedilmişlerdir.
Evet: şimdi gelelim gezimize
Gelibolu yöresine birçok kez gittim. Hatta, bir seferinde, gittiğimde, eğitim-staj amaçlı olarak, yaklaşık 40 gün kaldım. Elbette, bu sürede, burada birçok anılarım oldu. Özellikle: kıyıda balık tutarken, deniz üzerinde uçarak yüzen kanatlı balıkları unutamam.
Yine; denizde yüzerken, akıntıya kapılıp kıyıdan hızla uzaklaştığımı hissetmem ve büyük bir güçle kıyıya doğru yüzmem, yine kötü bir anı olarak hafızama işlenmiş. Tüm bunların yanında: merkezdeki kafeterya ve çay bahçelerindeki güzel anılar, ilçenin birçok yerinde bulunan türbeler ve özellikle bayraklı baba türbesindeki bayraklar unutulamaz.
Sonuçta: güzel ve modern bir yer. Burada: gayet güzel zaman geçirebilirsiniz. Zaten, tarihi Milli Park, başlı başına bir hazine.

ULAŞIM
Gelibolu, Çanakkale arası uzaklık: 50 km. Gelibolu-İstanbul arası uzaklık: 290 km. Gelibolu-İzmir arası uzaklık: 355 km. Gelibolu-Truva arası uzaklık: 70 km. Gelibolu-Gelibolu yarımadası Tarihi Milli Park arası uzaklık: 30 km. Gelibolu-Abide arası uzaklık: 45 km. Gelibolu-Keşan arası uzaklık; 70 km. Gelibolu-Bursa arası uzaklık: 231 km. Gelibolu-Edirne arası uzaklık: 178 km.
TARİH
Gelibolu’nun kelime anlamı: iyi ve güzel şehir. Eski ismi ise: Galli Polis.
Yörenin tarihi hakkındaki yazılı kaynaklardan elde edilen ilk bilgiler: MÖ.1200 yıllarında, Hititler parçalanınca, Frigler ve onları izleyen Lidyalılar: Avrupa’dan Anadolu’ya geçerken, burayı kullanmışlardır. Takip eden tarihi süreçte ise, burada birçok uygarlık, hakimiyet kurmuştur.
Roma döneminde ise, burada bir kale kurulmuştur. Bizans döneminde: Gotlar ve Hunların saldırıları görülür. Bu dönemlerde: Gelibolu kalesi: önemli bir liman ve ticaret merkezi haline gelir. Haçlılar; buradan geçerek Anadolu’ya ulaşırlar. 1204 yılında bölgede Latin istilası görülür.
Bizans’ın son dönemlerinde ise: Orhan Bey oğlu Süleyman Bey komutasındaki Osmanlı güçleri: yöreye gelirler.
Çimbihisar: Süleyman Paşa’ya, üs olarak verilir. Burası: Osmanlılar için, uzun yıllar bir dayanak noktası olarak kullanılır. 1354 yılında ise, Gelibolu, tamamen Osmanlıların hakimiyetine girer ve İstanbul’un fethine kadar da, bir askeri deniz üssü olarak kullanılır.
İstanbul’un fethinden sonra ise, Gelibolu: bir sancak ve sancak merkezi olur. Osmanlı ordusunun başındaki Kaptan-ı Derya: burayı merkez edinir.
1915 yılında ise, Çanakkale muharebelerinde, yöre bombalanır ve büyük tahribatlar oluşur. 1920 tarihinde, Yunanlılar tarafından işgal edilen ilçe, 1922 yılında, işgalden kurtarılır. Cumhuriyet dönemi başında vilayet merkezi olmasına rağmen, 1926 yılında, ilçe merkezine dönüştürülmüştür.

GENEL
Gelibolu yarımadası: Çanakkale boğazı ve Saroz körfezi arasında, güneye doğru genişleyerek uzanır. Avrupa kıtasının, güneydoğusundaki son kara parçasıdır. Kuzeyde, 5 km. lik Bolayır kıstağı ile, Trakya’ya bağlanır.
Gelibolu, özellikle 2008 yılında büyük orman yangınlarıyla ülkemizin gündemine oturmuş bir yer.
Gelibolu isminin nereden geldiği hakkında, yukarıda tarihi kayıtları inceledik. Ancak, buranın isminin esas temelinin “Yelibol” olmasından kaynaklandığı söylenir. Çünkü: burada, sürekli rüzgar eser ve hiç bitmez. İnanın, burada bulunduğunuzda şaşıracaksınız belki ama, buranın rüzgarı yani yeli hiç bitmez ve belki de sırf bu yüzden, buraya “Yelibol” yani “Gelibolu” denilmiştir. Bu rüzgarlı hava, dikkat etmeseniz, beş dakikada sizi, nezle yapabilir.
Turizm denilince, yörede en etkili yabancı turizm: Çanakkale savaşları nedeniyle, her yıl yöreye gelen Avustralyalı ve Yeni Zelanda’lı turistlerden oluşuyor. Bunun dışında, yöreye gelen yabancı turist yok. İç turizm hareketli ve özellikle Çanakkale savaşlarının yapıldığı tarihlerde, iç turizm hareketleniyor.
Ünlü Osmanlı denizcisi Piri Reis: Geliboluludur ve bu nedenle: Liman meydanında ve sahil bandında, iki tane heykeli bulunmaktadır. Hani bu heykelleri gördüğünüzde, Piri Reis’in Gelibolulu olduğunu hatırlamalısınız. Ayrıca: Gelibolu kalesinin içinde, Piri Reis adına bir müze oluşturulmuştur.
Gelibolu denilince, burada bulunan askeri tesislerin ve askerlerin yoğunluğu da öne çıkıyor. Burada: büyük bir askeri birlik ve buna bağlı olarak: Orduevi, kamp, lojmanlar ve bunun gibi birçok askeri tesis var. Yani: Gelibolu’da bulunduğunuz sürede, mutlaka askeri tesisler ve askeri şahıslar görebilirsiniz.

NE YENİR
Gelibolu yöresinde, yöresel bir lezzet olarak tek önerim: Sardalya kebabı, yani “bokluca kebap”. Sardalya balığı: hiç temizlenmeden, denizden çıktığı gibi, kömür üzerinde pişirilir ve yenir. Balığın içi, yenirken temizlenir. Bu güzel lezzetin yanında: Peynir helvası deneyebilirsiniz. Ama, öğrendiğime göre, son yıllarda sardalya balığı gittikçe azalmakta imiş. Balık bulamasanız, mutlaka ve mutlaka peynir helvasından tadın.

GEZİLECEK YERLER

BÜYÜK CAMİ
İlçe merkezindedir.
1358 yılında, Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu yüzden: Süleyman Paşa Camisi olarak da bilinir. Gelibolu yöresinde: Osmanlılardan günümüze kalan nadir eserlerden biridir. Ayrıca: Avrupa topraklarında inşa edilen ilk cami ve türünün tek örneğidir.
Yapı: dikdörtgen planlı olup, dış duvarları taştır. 3 girişi bulunmaktadır. Mermer mihrabın altında; altın yaldızla yazılmış bir yazıt var. Minaresi: tek şerefelidir ve motiflerle süslenmiştir. Ancak; 1975 yılındaki depremde hasar görmüştür. Şerefesinden yukarı bölümü, yeniden yapılmıştır. Ancak, takip eden dönemlerde, minare de, 25 derecelik bir eğim tespit edilmiş ve bunun üzerine, 2006 yılında, kaide kısmına kadar sökülerek, yeniden inşa edilmiş, ancak orijinalliği bozulmuştur.
110 cm. kalınlığındaki duvarlar, caminin kışın ılık ve yazın serin olmasını sağlamıştır. Caminin tavanında bulunan ahşap işlemeler: altın varakla işlenmiş olup, orijinalliğini muhafaza etmektedir.
Yapı: 1676 ve 1889 ve son olarak 2006 yıllarında onarım görmüştür.

YAZICIZADE MEHMET EFENDİ TÜRBESİ
Bunlar: 2 kardeştir ve Gelibolu’da yaşamışlar ve birçok eser yazmışlardır. Yazıcızade Mehmet Efendi’nin mezarı: Hamzakoy yöresinde, Keşan caddesi üzerindedir. Bu mescit: üstü açık tek sandukalı bir yapıdır.
Yazıcızade Mehmet Efendi: 1449 yılında, Gelibolu’da yazdığı “Muhammediye” isimli kitabı ile tanınır. Kitap: Feneraltı mevkiinde bulunan Çilehanede, 7 yılda yazılmıştır. Ayrıca, o dönemde, el yazısı ile en çok çoğaltılan eser unvanı kazanmıştır.
Bu nedenle: Evliya Çelebiye göre: Muhammediye, binlerce kişi tarafından ezbere bilinir ve okunurmuş. II. Dünya Savaşında: Gelibolu’nun stratejik konumu dikkate alınarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, abanoz bir kutu içinde saklanan bu kitap; yerinden yani türbeden alınarak, Ankara’ya götürülür.
Ancak: bu güzel kitabın yazarı, kitabın baş sayfasında “bu kitap, Gelibolu’dan dışarıya çıkarılmasın” diye yazmıştır. Yani: Yazıcızade Mehmet Efendi, türbesini ziyarete gelenlerin, yanı başındaki bu kitabı da görmelerini vasiyet etmiştir. Evet: 1449 yılında yazılan, 330 sahife ve 25.4×16.1 cm. boyutlarındaki, kahverengi meşin ciltli bu kitap, halen Ankara’da imiş.
Kardeşi: Ahmedi Sincan’ın mezarı ise: buna 50 metre uzaklıkta, caddenin karşısındadır. Burası: Sultan II. Murat döneminden kalma, tek kubbeli ve revaklı bir yapıdır.

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA TÜRBESİ
Bolayır bölgesinde, Saroz körfezinde, denize bakan bir tepe üzerindedir. Süleyman Gazi: bildiğiniz gibi, 1356 yılında, Rumeli’ye ilk geçen Osmanlı komutanı olarak biliniyor. Ancak, genç yaşta, 43 yaşında, bir av sırasında, atından düşerek hayatını kaybetmiştir. Vasiyeti üzerine buraya gömülmüştür.
Türbede: 1549 tarihli bir onarım yazıtı var. Duvarlar: kalın kesme taş ve tuğla sıralıdır. Kubbenin kasnağında: 4 pencere görülmektedir. Kabir: 30 cm. lik bir seki üzerindedir ve ince levha mermerle kaplanmıştır. Burada ilginç ve doğruluğu teyit edilemeyen bir durum var.
Süleyman Paşa’nın ayak ucunda: kendisiyle birlikte ölen atı da gömülüdür. Kabirlerin çevresinde: pirinç parmaklıklar var. Süleyman Paşa’nın uzun süre bu türbede muhafaza edilen sırmalı kavuğu: İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesine ve oradan da, Topkapı Müzesine nakledilmiştir.
Evet, bu yapı, Avrupa kıtasındaki en eski Osmanlı eseri olarak öne çıkıyor.

NAMIK KEMAL MEZARI
Namık Kemal: 9 Temmuz 1872 tarihinde, Gelibolu’ya, mutasarrıf olarak atanmış ve 5.5 ay bu görevde kalmıştır.
Bolayır bölgesinde, Süleyman Paşa türbesinin bahçesindedir. Beyaz mermerden, sade bir mezar. Namık Kemal, vasiyeti üzerine, buraya gömülmüştür. Mezarın projesini: Tevfik Fikret çizmiş ve mezarı Sultan II. Abdülhamit yaptırmıştır.

SİNAN PAŞA TÜRBESİ
Hamzakoy mevkiinde: askeri plaj ve gazino tesislerinin arkasındadır.
II. Beyazıt’ın damadı olan Kaptan-ı Derya Damat Sinan Paşa ve eşi Ayşe Sultan; buraya gömülmüştür. Türbenin yüksekliği: 10 metredir. Sekiz köşelidir. Türbe yapısının: 1211 yılında, III. Selim ve 1247 yılında, II. Mehmet tarafından onarımı yaptırılmıştır.

SARUCA PAŞA TÜRBESİ
Saruca Paşa: Yıldırım Beyazıt zamanında, Gelibolu’da, Kaptan-ı Deryalık yapmıştır. 1391 yılında ise, Gelibolu Tersanesini yaptırmış, Gelibolu kalesini onarttırmış ve limanı temizletmiştir. Dış limanın girişine ise, 2 katlı kuleler yaptırmıştır. 3 katlı zincir ile, limanın ağzını kapattırmıştır.
Ayrıca: kendi adına, Gelibolu’nun en büyük hamamı olan “Saruca Paşa Hamamını” yaptırmıştır. Osmanlıda pek çok savaşa katılan, bir süre gözden düşmesini takiben, II. Murat döneminde, tekrar Gelibolu kalesi komutanlığına yükselen, bu zatın türbesi: İlçe merkezinde, Fransız mezarlığının hemen altında, Hamzakoy bölgesine bakan yamaçtadır. 1456 yılında vefat etmiştir.
Türbe: altı köşeli ve bakımlıdır. Eğimli bir alana kurulmuştur. Türbenin kubbesi yıkılınca, üzeri çatı ile örtülmüştür. Günümüzdeki görünümü: özgün hali değildir.

AZAPLAR NAMAZGAHI
İlçe merkezinde, Fener Meydanında, Boğaza ve Marmara’ya karşı bulunmaktadır. 1407 yılında yaptırılmıştır. Yapılış amacı: sefere çıkan, deniz tüfekçi erleri içindir. Bunlar yani Azaplar: sefere çıkacakları zaman, topluca, burada namaz kılarlarmış.
12,5X10 metre ölçülerindedir. Yani, bu tür yapıların en büyüğü olarak biliniyor.
Üstü açık, iki minberi, mermerden mihrabı bulunmaktadır. Mihrabın yanlarında: süslü pencereler, dilimli ve rumi süslemeli kapısı var. Özellikle: kapı ilginç. Kapının: Ladikli Süleyman oğlu Aşık tarafından yaptırıldığı biliniyor.

GELİBOLU MEVLEVİHANESİ
Askeri hastanenin bulunduğu alandadır. Dünyanın en büyük mevlevihanesidir.
Mevlevi tekkesi: plan bakımından, Galata Mevlevihanesine benzemektedir. 1656 yılında, Ağazade Mehmet Dede adına yaptırılmıştır. Mimarı: saray mimarlığı da yapan, Mustafa Ağa’dır. Tesis: 1906 yılında onarım görmüştür. Mevlevihane’nin bulunduğu alanda: ana binaya ek olarak, aşevi, bir han ve yoksullar için yatakhane ve dervişlerin çocukları için bir okul var.

BAYRAKLI BABA
İlçe merkezinde, Fener Meydanının girişinde, Hamza koyuna bakan yamaç üzerindedir. Türbe: üzerinde bulunan Türk bayraklarıyla, hemen fark edilir. Çünkü: üzeri ve çevresinde, irili-ufaklı bir yığın bayrak asılıdır.
Burası: bir adak yeri olarak biliniyor. Her türlü dileği olanlar, buraya gelirler ve adak adarlar. Ama: adak adamadan önce, türbeye bayrak asarlar.
Gelelim, Bayraklı babanın kim olduğuna: Asıl adı: Karaca Bey. Osmanlı donanmasında bayraktarlık yapmıştır. Marmara denizi Yassıada açıklarında, Bizans donanması ile yapılan bir savaşta: Karaca Bey, elinde sancağı ile beraber, 1410 yılında şehit düşer. Daha sonra, Donanmanın merkezi olan Gelibolu’da, sahile yakın bir yere gömülür ve vasiyeti üzerine, mezarı bayraklarla donatılır.
Son olarak, burası ile ilgili bir söylentiyi sizlere aktarmak istiyorum: “ Karaca Bey, arkadaşları ile birlikte, düşman tarafından sarılır. Askerlerin kimi şehit, kimi tutsak olur. Karaca bey ise, elinde bayrağı ile düşmana direnir. Şehit ve tutsak olması durumunda, bayrağın düşman eline geçmesini önlemek için: bayrağı küçük parçalara böler ve yutar. Sonra ise, düşmana saldırır, ancak yaralanır.
Daha sonra, Osmanlı kuvvetleri tarafından, yaralı olarak bulunduğunda, arkadaşları tarafından kendisine verilen bayrağın nerede olduğu sorulur. Karaca bey: bayrağı düşmana teslim etmemek için, yuttuğunu söyler. Osmanlı komutanı, buna inanmaz ve bunun üzerine, Karaca bey, karnını keser ve midesindeki bayrak parçaları ortaya çıkar. Son sözü ise: “benim mezarımdan, hiçbir zaman bayrak eksik etmeyin” olur.
Sözlerimi, güzel bir dilek ile bitirmek istiyorum: “Ülkemin, hiçbir yerinden bayrağımız eksik olmasın.”

GELİBOLU KALESİ
Hükümet konağının çevresindedir.
Kale yapısı: antik dönemde kurulmuştur. Takip eden süreçte ise, Bizans döneminde, Bizans imparatoru I. Justinianus zamanında onarılmıştır. Günümüzde, kaleden geriye, sadece kıyıda görülen tek burcu sağlam kalmıştır. Hemen önündeki liman ise: yine tarihi özellikler taşımakta olup, 2 bölümden oluşmaktadır.
Denizle olan bağlantısını: dar bir geçiş ayırıyor. Yol olarak kullanılan köprü: limanı ikiye ayırıyor. Köprünün altından geçebilen küçük tekneler, genellikle, iç taraftaki havuzda bağlanıyorlar. Biraz önce sözünü ettiğim kalenin kulesi ise: havuzun hemen yanında yükseliyor.
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde belirttiğine göre: kale 70 kuleli ve altıgen planlıydı. İçinde 300 dolayında ev ve konak ile su sarnıçları ve cami bulunuyordu.

GELİBOLU’DA DENİZ-KUMSALLAR
İlçe şehir merkezinde: Hamzakoy, Fener altı, Eğritaş mevkilerinden denize girmek mümkün.

HAMZAKOY
Burasının ismi geçince, ben şahsen: 12 Eylül 1980 askeri harekatının ardından, burada kısa süreli ikamete zorunlu tutulan siyasi liderleri hatırlıyorum. Yanılmıyorsam, siyasi hayatında asla bir araya gelmeyen Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel ve eşleri, Gelibolu Hamzakoy’da bulunan askeri kamp tesislerinde, bir süre bir arada tutulmuşlardı.
O yıllarda, bir gazetede, bunların Hamzakoy’da çekilmiş resimleri basılınca, resmin nasıl ve nereden ve kim tarafından çekildiği uzun süre tartışma konusu olmuştu.
Neyse: Hamzakoy: altın sarısı kumlarıyla, 3 km. lik bir sahil bandını kaplamış. Buranın büyük bölümünde kurulu bir askeri kamp var ve sadece askeri personel yararlanabiliyor. Kampın hemen yanında, küçük bir özel plaj var. Burayı tercih edebilirsiniz.

FENERALTI MEVKİİ
Burası: Gelibolu Tersanesinden başlayarak, Hamzakoy’a doğru uzanıyor. Burada: kayalıklar ve falezler var. Bunlar: burayı görsel açıdan öne çıkarıyor. Ayrıca: deniz meraklıları da, burayı tercih ediyorlar. Çünkü: Hamzakoy yöresinde askeri kamp var ve sadece askeri personel yararlanabiliyor.

PİRİ REİS KORDONU
Burası: denize girmekten öte, bir yürüyüş bandı. İskeleden başlıyor ve üç köprüleri takip eden, Askeri Fabrikaya kadar uzanıyor. Bölgenin en uzun sahil şeridi.

FRANSIZ MEZARLIĞI
Hamzakoy’un karşısında, Morto koyunun kuzeyindeki yamaçta, Keşan caddesi üzerindedir. Mezarlıkta: geniş bir avlu, avlu bitiminde çan kulesi şeklinde bir anıt ve Fransız askerlerinin mezarları bulunuyor.
Bunlar: Çanakkale savaşında ölenler değil. 1854 yılında yapılan Kırım Savaşı sırasında ölen Fransız askerleri için yapılmıştır. Toplam: 3236 mezar var. Mezarlığın alt bölümündeki küçük bir binada ise: Kırım savaşında ölmüş Fransız askerlerinin kemikleri var. Mezarlık: İstanbul Fransız Başkonsolosluğunun kontrolü altında bulunmaktadır.
ULU CAMİ
Hüdavendigar camisi olarak da bilinen yapı, Sultan Murad döneminde yapılmıştır. 1676 ve 1889 yıllarında da onarılmıştır. Ulu camiler düzeyindeki dikdörtgen planlı yapının geçmişte kare planlı olduğu tahmin edilmektedir. Kesme taştan minaresi, yapının kuzeybatısındadır.

KASAPOĞLU ALİ BEY HAMAMI-KASAP HAMAMI
Gelibolu Camikebir Mahallesi Altıyol caddesindedir.
Sultan II. Murat döneminde yaptırılmıştır. Tek mekanlı hamamın bir göbek taşı ve iki halveti vardır. Kubbeler baklavalı kuşaklara oturmaktadır. Yapının inşasında taş malzeme kullanılmış, dış cephesinin sade yapılı olduğu görülmektedir.
GALLİPOLİS
Gelibolu’nun 17 km doğusunda bulunan antik bir şehirdir. Gellipolis “güzel şehir” anlamına gelir. Bu güzel şehirden günümüze hiçbir kalıntı ulaşmamıştır. Ancak Gelibolu’nun 17 km doğusunda bulunan Duran Çiftlik’teki kalıntılar, antik Gallipolis şehrinin burada kurulmuş olduğuna ilişkin düşünceleri güçlendirmektedir. Duran Çiftlik yakınındaki tepede kale temelleri, duvar kalıntıları ve birkaç mezar görülmektedir.

LYSİMACHEIA
Gelibolu yarımadasının güney ucundadır. Bolayır köyünün yakınındadır. Kuzeyinde Maltepe höyüğü vardır. Saroz (Melas) körfezine yakın bir noktadadır.
TARİHİ GEÇMİŞİ
Şehir, Lysimachus tarafından MÖ 309 yılında rakipleriyle savaşa hazırlanırken kurulmuştur.
Çünkü şehir, Sestos’tan kuzeye ve Trakya anakarasına giden yolu kontrol ediyordu.
Büyük İskender’in ölümünden sonra 4 ardıl generalinden biri olan; generali yani en yaşlı Komutanı Lysimachus, komşu Cardia, Kardiya, Agora ve Paktye şehir devletlerini yıkmış ve bu kasabanın ve diğer Hersonesean şehirlerinin sakinlerini buraya yerleştirmiştir.
Batı Anadolu ve Yunanistan kentlerinin de desteğini alan Lysimakhos, zamanla yönetimi alanını genişletmiştir.
Lysimachus, burayı krallığının başkenti yaptı ve bu şehir hızla büyük bir ihtişama ve refaha kavuştur. Ayrıca şehri Avrupa’daki para basımının ana basım yeri yapmıştır.
MÖ 305 yılında, Demetrios’un Rhodos’u kuşattığı sırada, Lysimakhos, 20.000 medinoi tahıl ve bezelye yollamıştır. Buna benzer bir başka bağış da şair Philippides’i onurlandırma yazıtından bilinmektedir. Buna göre, MÖ 287 yılında şair Atina için 10.000 medimnoi tahıl bağışı talep etmiştir.
MÖ 286 yılında depremle Lysimakheia tahrip olmuştur.
MÖ 284 yılında, Lysimakhos kendisinden sonra tahta geçecek olan oğlu Agathokles’i İpsos savaşından sonra öldürtünce, isyanlar başlamıştır. Pergamon Kralı Pliletairos’a Lysimakhos hazinesini emanet etmiş olmasına rağmen Philetairos Agathokles’in ölümünün ardından, kaynaklarını, I Seleukos’a teklif ederek yardım istemiştir.
Lysimachus’un MÖ 281 yılında Smyna’nın kuzeyinde Hermos (Gediz) Vadisinde, Suriye Kralı Seleukos’la Toroslar’a kadar elinde tutmuş olduğu Anadolu’nun egemenliği için yapılan savaşta, yenilmesi ve savaş meydanında 81 yaşında öldürülmesi üzerine, Diadokhlar Savaşı sona ermiştir.
Lysimakhos’un ölümünün ardından Odrys eşinden olan oğlu Aleksandros tarafından kemikleri Kardia ve Pakty arasındaki Lysimakheion adındaki bir tapınağa gömülmüştür. Kardia’lı Hieronymos tarafından Lysimakhos’un kemikleri dağıtılmıştır.
Onun ölümünden sonra kent önce Selevkoslar’ın sonra da Mısır’da egemen olan Ptolemaiosların yönetimine geçmiş ve kısa bir süre sonra Makedonya Kralı Antigonos Gonatas’ın geçici başşehri olmuştur.
Bu sırada Antigonos Gonatas, tüm Trakya’yı yağmalayıp işgal etmiş olan Galatları, MÖ 277 yılında, Lysimachia’da yenilgiye uğratmıştır.
LYSİMAKHEİA DEPREMİ
MÖ 287 yılında; Khersonesos Thrakia kentlerinden Lysimakheia şehrinde meydana gelen deprem Hellespontos ve Thrakia Khersonesos’ta etkili olmuştur.
Depremde en çok hasar gören yerleşim MÖ 309’da Lysimakhos tarafından Khersonesos Thrakia’da kurulan Lysimakheia kentiydi.
Romalı Kilise tarihi yazarlarından İustinus bu depremi şöyle anlatır: “Aynı dönemde Hellespontos ve Khersonesos bölgelerinde bir deprem oldu. Ancak depremde en çok hasarı, kral Lysimakhos tarafından 22 yıl önce kurulan Lysimakheia gördü ve kent tamamen yıkıldı.”
Depremin büyüklüğü ve şiddeti hakkında bilgi yoktur. Ancak depremin merkez üstü olan Lysimakheia’nın bulunduğu konum göz önüne alındığında, özellikle Kardia, Kallipolis, Parion, Lampsakos, Abydos ve Sestos gibi yerleşim yerlerinde hasara yol açtığı söylenebilir.
MÖ 277’de Lysimacheia yakınlarında Makedonya kralı II Antigonus Gonatas, Galatları yendi.
MÖ 309-281 yılları arasında Helenistik bir başkent olan Lysimakheia, siyasi gerilimlerle, istilalarla zayıflamış ve en sonuna MÖ 144’te Thrak kralı Dieglylis’in tahribatından sonra terkedilerek MÖ 1-2’nci yüzyıla kadar bir daha yerleşilmemiştir.
Lysimakhos krallığı ortadan kalkınca Lysimakheia önemini yitirmiştir.
MÖ 144 yılında kent Pergamon topraklarına dahil olmuştur. Lysimakheia bu dönemde sikke basmayı bırakmış ve en sonunda MÖ 133’te III Attolos vasiyet yoluyla tüm topraklarını Roma’ya bırakmıştır. Yarımadanın bu tarihten sonraki yönetim şekli hakkında ayrıntılı bilgi yoktur.
MÖ 2’nci yüzyılda Gelibolu yarımadasına hakim lan Bergama Kralı II Attalos ile savaşan Thrak beyi Deiglys tarafından yakılıp yıkılmıştır.
Plinius’un aktardığına göre, MS 1’nci yüzyılda kent tahrip olmuş durumdaydı.
Bu tarihten sonra yarımada ve Lysimakheia şehri “Ager Publicus” konumuna getirilmiştir. Bu tanımlama İmparatorluğa ait tarım toprağı anlamına gelmektedir.
Hadrianus dönemine kadar yarımada ya da Lysimakheia kentiyle ilgili antik metinlerde herhangi bir bilgi yoktur.
MS 3 ve 4’ncü yüzyıllarda Avar ve Hunların saldırıları, veba salgını ve depremler sebebiyle yerleşim yine terk edilmiştir.
MS 5-6 ile 11-12’nci yüzyıllarda yeniden yerleşilmiştir.
İmparator Justinianus (527-565) şehri restore etti ve güçlü surlarla çevreledi.
O zamanlar şehrin ismi “Hexamilion” dur. Eksamil adı, Ortaçağ’da burada bulunan 6 Roma mili uzunluğundaki surun adı olan Hexamillion’dan gelmektedir.
Prof.Dr. Mustafa Sayar tarafından yapılan araştırmalar sonucunda yayınlarında, Lysimakheia, Alepokkonnesos, Kardia kentlerinin problemli olan konumlandırmalarını yapmakta ve kentlerle ilgili yazıtları ele almaktadır. Bolayır’ın yer aldığı tepede bulunan at heykeli, arkhitrav ve sütun parçalarını da yayınlarında yer vererek tepenin hem Lysikmakheia kentinin akropolisi olduğunu hem de öncesinde burada bulunan Agora/Kherronesos/Khersonesos kenti olduğunu ileri sürmüştür.
BULUNAN BİR YAZIT
III Antiokhos Lysimakheia’ya ile yaptığı anlaşmayla kenti özgürleştirmiş ve müttefik olmuştur. Bu anlaşmanın (MÖ 196) kopyalarından biri Troia kenti akropolisinde ele geçmiştir. Bu kopyalardan diğeri ise Lysimakheia kenti Homonoia Sunağında, diğeri de Samothrake Büyük Tanrılar Kutsal Alanına dikilmiştir.
Gelelim sonrasına:
1998 yılında bulunan ve bugün Çanakkale Arkeoloji Müzesinde bulunan 32 satırlık bir yazıtı referans alarak, kentin Bolayır ya da Bolayır’ın güney doğusundaki Şükrüler Tepe de olabileceğini kesinleştirmiştir.
Bu yazıtın bir diğer kopyası Troia akropolis kazılarında ele geçmiştir.
Yazıttaki metin: III Antiokhos’un kenti özgür kıldığı ve müttefiki olarak kabul etmesiyle ilgilidir.
Üçüncü kopyasının da, Samothrake “Büyük Tanrılar Kutsal Alanı” na dikildiği bilinmektedir.
Aynı zamanda iki papirüse yazılan metnin birer kopyası, komutanlara ve meclis üyelerine verilmiştir.
Bolayır da bulunan metnin yazılı olduğu stelin ilk satırları eksik olduğu için, hangi olay sebebiyle yazıldığı bilinmemekle birlikte, şehrin kurtuluşuna katkıda bulunanların yararlanacağı ayrıcalıklar ve vergi muafiyetleri anlatılmaktadır.
28’nci satırda da kente yardımı dokunanların baba adlarıyla birlikte mermer stellere yazılması gerektiğinden de bahsedilmektedir.
Bolayır da bulunan ve üzerinde isimlerin bulunduğu iki ayrı yazıtın muhtemelen katkıda bulunan komutanların isimleri olduğu düşünülmektedir.
Lysimakheia kenti Homonoia Sunağında bulunması gerektiği belirtilen bu yazıt sayesinde Bolayır ın Lysimakheia kenti olduğu kesinlik kazanmıştır.
BOLAYIR
Bolayır, Gelibolu ilçe merkezine 14 km uzaklıktadır.
Tepenin yüksekliği 65 metredir.
Hem Saros körfezi (Melas Kolpos) hem de Çanakkale Boğazı (Hellespontos) bu noktadan görülebilmektedir.
Papuçalan olarak isimlendirilen tepe, Dor sütun başlıkları, mermer tekne parçaları, tahıl öğütme düzenek parçaları ile keramik parçalarının tespit edildiği bölgedir.
Bolayır’da, Dor düzeninde mermer sütun başlıkları, duvar blokları ile yine Dor, İon ve Korint düzeninde arkhitrav parçaları, yazıt parçası, mermer tekne ya da masa ayakları gibi mimari unsurlar tespit edilmiştir.
Bolayır’da tarlaların sürülmesi sırasında ortaya çıkarılmış bir at heykeli de Çanakkale Arkeoloji Müzesinde yer almaktadır.
SİKKELER
Yunanistan ve Makedonya Mysimachia’daki bu yenilgiden sonra Galat istilasından kurtulmuş ve muhtemelen kent bağımsız bronz para basma hakkını muhafaza etmiştir.
Kral Lysimakhos, sikkelerde kendi portresini kullanmamış, Amon boynuzlu tanrılaştırılmış İskender başı, arka yüzünde tahta oturan Athena kohunu kalkanına yaslamış ve Nite Athena’nın emriyle Lysimakhos ismi taçlandırılmıştır. Bu İskender’e saygısının kanıtı ve İpsos savaşında kazandığı başarıyı işaret eder.
Evet, kent, Lysimachus döneminde (MÖ 309-281) gümüş sikke de basmıştır.
Attika standartlarındaki bu oktobol’un ön yüzünde Genç Herakles’in aslan postu başlıklı başı ve arka yüzde ise AYEIMAXEQN yazı lejandı ve Nike ayakta cepheden, çelenk ve palmiye dalı tutuyordu.
Kentin bronz basımları, MÖ 309-220 yılları arasında devam etmiştir.
En çok rastlanan ön yüz tipleri: Lysimachus başı, Genç Herakles başı, örtülü giyinmiş Demeter ve kule taçlı Şehir Tychesi’nin başı, Athena başı, Aslan başı ve Hermes başı’dır.
Bu sikkelerin arka yüzlerinde ise, koşan veya yüksek bir yerde oturan aslan, aslan protomu, Trident, ayakta duran ve elinde uzun bir meşale tutan Artemis, ayakta sola çelenk ve palmiye dalı tutan Nike, mısır yapraklarından çelenk ve mısır koçanı gibi betimlemeler yer alır.
GÜNÜMÜZ
Bolayır’da sistemli bir arkeolojik kazı henüz yapılmamıştır.
Bu yüzden günümüzde şehir toprak altındadır.
Bolayır köyünün bulunduğu tepenin güneyindeki arazide yapılan çalışmalarda, Geç Döneme tarihlenebilecek keramikler ele geçmekle birlikte Prehistorik Döneme ait taş baltalar da bulunmuştur. Hem verdiği erken buluntular hem de Saroz körfezi ile Boğazı görebilen konum, bu noktanın Lysimakheia kentinin akropolisi olduğu görüşünü desteklemektedir.
Mimari ve küçük buluntulardan elde edilen bilgiler Agora kentinin büyük kısmında günümüz Bolayır’ın altında kalmış olması gerektiğini göstermektedir.
Halen burada Ortaköy denilen yerde, bir Zırhlı Tugay bulunmaktadır.
EN ÖNEMLİ HUSUS
İlginç bir durumdan söz etmek istiyorum: 1912-1914 yılları arasında Bulgar işgali sırasında Çanakkale Gelibolu Bolayır’da muhtemelen Mysimakheia antik kentinde, işgal sırasında Kral Ferdinand’ın bizzat arkeolojik kazılar yaptırdığı, ele geçirilen eserleri Bulgaristan’a göndermek için Keşan Tren İstasyonuna getirttiği, işgalin erken sonuçlanması nedeniyle büyük eserleri gönderemeden kaldığı anlaşılmıştır. Bu eserler hakkında daha sonra ne olduğu bilinmiyor. Belki de Bulgaristan’a aynı dönemde birçok eser götürülmüştür onların da akibeti bilinmiyor.
İşgal dönemlerinde eser götürülmüş olması, alanda toprak yüzeyinde bugün yeteri kadar eser bulunmayışının önemli gerekçelerinden biridir. Bütün yazışmalarda ısrarla vurgulandığı üzere Bolayır’daki Lysimakheia antik kentinden çıkarılan eserlerin Keşan’a getirildiği, buradan Bulgaristan’a götürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak eserlerin akibeti hakkında kesin bir bilgi yoktur.
bir hatayı düzeltmek istiyorum. Yazıcızade Mehmet Efendi nin kardeşinin ismini Ahmedi Sincan Olarak yazmışsınız.Doğrusu Ahmedi Bican dır