Kıbrıs, Karpaz Bölgesi, İskele
- Pazar, Haziran 7, 2009, 1:53
- 1.456 okunmuştur.
- Henüz Yorum Yok
ULAŞIM:
Karpaz bölgesi, Kıbrıs adasının kuzeydoğu ucundaki dağlık burun bölgesidir. İskele ise; Mesarya Ovası ile, Karpaz Yarımadasının kesiştiği yerde: Mağusa-Karpaz anayolunun 18’nci kilometresinde yer alan; şirin bir sahil kasabasıdır. “Boğaze” olarak da anılan bölge,birçok turistik tesis ve balıkçı lokantası ile, turistlerin ilgi odağıdır.
GENEL:
Karpaz bölgesi; yanlızca Kıbrıs’ta yaşayan bir eşek türünün de, yabai olarak, serbestçe, sürüler halinde yaşadıkları bir yerdir. Özellikle: Mart ve Nisan aylarında, yemyeşil olan bütün tarlalar, bir yandan da, ilkbaharın habercisi papatyalarla kaplanmaktadır.
1974 Barış Harekatı öncesi; “Trikoma” olarak adlandırılan bölgenin ismi; Larnaka’nın İskele köyünden kaçarak buraya gelen Kıbrıslı Türklerin 1975 yılında yerleşmesinden sonra; “Yeni İskele” olarak değiştirilmiştir. Sonraki düzenleme ile; ismi “İskele” oldu.
Mağusa ve Karpaz arasındaki, en büyük yerleşim yeridir. Bu bölge: Kıbrıs’ın simgesi olan: “Karpaz eşekleri” ne de ev sahipliği yapar.
İskele; Kıbrıs’ın doğası bozulmamış ve güzel sahillerinin bulunduğu; Karpaz yarımadasının içinde bulunuyor. Doğal güzelliklerinin yanı sıra: tarihi eserlerin de bulunduğu bu güzelyörede; zengin Flora ve Fauna’nın koruma altına alındığı “Karpaz Koruma Alanı” var.
Boğaz’da bulunan “Haravdi Sahili”; halk plajı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca: Bafra ve Altınkum gibi bakir plajlarda bulunan bölge; doğal ve tarihi güzellikleriyle, huzur arayanların ilgisini çeker.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
GEZİLECEK YERLER:
PANAGİA THEODOKOU KİLİSESİ (İSKELE İKON MÜZESİ):
Bu kilise: İskele kasabası içinde bulunmaktadır. 12’nci yüzyılda inşa edilen kilisenin, iç duvarında, apsis ve kubbelerinde:12 ve 15’nci yüzyıllara ait freskler vardır. Kilisenin güney kısmı: en eski bölümü olup, Bizans dönemine tarihlenmektedir. 15’nci yüzyılda: binanın kuzey kısımları ve daha geç bir dönemde de batı kısımları eklenerek, bina genişletilmiştir. Günümüzde: çevreden toplanan ikonların sergilendiği bir müze olarak hizmet vermektedir.
ALTIN KUM:
Yanlızca Kıbrıs’ın değil, bütün Akdeniz’in en güzel plajlarından biridir. İnce ve altın sarısı kumdan oluşan ve kilometrelerce uzanan plaj; sakinliğiyle ünlüdür. Karpaz bölgesinin ünlenmesinde, önemli etkisi olmuştur. Caretta Caretta kaplumbağalarının yumurtlama alanlarından biridir.
KANTARA KALESİ:
Girne dağları üzerindeki üç kaleden, en doğuda olanıdır. Yaklaşık:700 metre yüksekliğe, yalçın bir kayalık üzerine kurulmuştur. Kuzey kıyıyı, Mesarya ovasını ve Karpaz yarımadasına girişi kontrol edebilecek konumdadır. St. Hilarion ve Buffavento kaleleri gibi, Arap akınlarının sonrasında Bizanslılar tarafından inşa edildiği sanılmaktadır. Bazı yazılı kaynaklarda ise; ilk kez Aslan Yürekli Richard’ın; Kıbrıs’ı ele geçirdiği, 1191 yılında yapıldığı yazılıdır. Kalenin adı: en çok Luzinyan ve Venedik devirlerinde duyulmuştur. Çünkü, bu devirlerde, burada birçok savaş yapılmıştır.
Kale: Cenevizlilerin 1373 yılında; Lefkoşa ve Mağusa’yı işgal etmelerine rağmen, Kral I.Peter taraftarlarının elinde kalmıştır. Kıbrıs kralı I.Peter’in kardeşi Prens John’un; Cenevizlilerin elinde esir iken kaçarak, kaleye sığındığı biliniyor. Kale;1391 yılında: kral James tarafından surlarla çevrilir.
Venediklilerin adayı ele geçirmesinden sonra, denizden uzak diğer kaleler gibi, bu kale de askerden arındırılarak, eski önemini kaybeder. Kalede: savunma yeri, asker odaları, su sarnıcı, tonozlu odalar, işaret kulesi gibi bölümler görülebilmektedir.
APOSTOL ANDREAS MANASTIRI:
Karpaz yarımadasının, Apostolos Andreas ya da Zafer Burnu olarak da bilinen, en doğu ucunda bulunur. Hem Rumlar ve hem de Türkler tarafından kutsal kabul edilmektedir. Mucizeler yaratıcısı, Rüzgarların Hakimi ve Yolcuların Koruyucusu vasıflarını taşıyan Apostolos Andreas’a (St.Andrew) adanmıştır. Bu manastırda yer alan kilise: görkemli mimarisinin yanında, göz alıcı avizeleri ve ikonları ile; mekanın önemini arttırmaktadır. Manastırın ziyaretçileri için; burada gerçekleştirilen ayinler dışında, bir diğer önemli imkan ise; adak’ta bulunabilmektir. Yalnızca Ortodoks ziyaretçiler değil; Apostolos Andreas’ın gücüne inanan herkes, giriş kapısının yanında bulunan adak yerine birer mum dikerek, dilekte bulunur.
St.Andrew’in; Hz.İsa tarafından, papazlığa çağırılan ilk kişi olmasından dolayı; dini ünvanı: “ İlk Çağırılan” anlamında, “O Protoklitos” olmuştur. Bu tür bilgiler; hıristiyanlığın kutsal kitabı; İncil’e dayandırılmakta. Yani: burası, dünya ortodoks cemaatinin en önemli ibadet yerlerinden biri olarak kabul ediliyor. Her yıl: inanç turizmi adı altında gerçekleştirilen özel turlarla adaya gelen turistlerin en önemli uğrak yerlerinden biri olan bu manastırda: cemaat mensupları, hem dua ediyorlar, hem de inançlarına özgü olarak değişik adaklarda bulunuyorlar.
Hıristiyan inanışına göre: St.Andrew; Aziz Andreas: uzun bir gemi yolculuğunda; susuzluktan ve hastalıktan kırılan gemi mürettebatına klavuzluk ederek, bu burunun, kayalık bir bölgesinde demir attırmış ve kıyıya çıkmışlar. Tatlı su bulmanın neredeyse imkansız olduğu bu kayalıklarda; Aziz Andreas’ın elindeki değneği, bir noktaya değdirmesiyle birlikte, yerden tatlı su fışkırmaya başlar. Bu suyu içen gemi mürettebatının tüm hastalıkları iyileşir ve hatta gözleri görmeyen girinin gözleri açılır. O gün bu gündür; buradaki çeşmeden akan suyun, çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenir. Her yıl dini bayramlarda, Kıbrıs’ın Rum kesiminden, otobüslerle buraya gelen yüzlerce Rum, bu manastırda ibadet eder ve bu çeşmeden su içerler. Kutsal ve şifalı olduğuna inanılan bu suyu: şişelere, bidonlara doldurarak evlerine götürürler. Ayrıca, buradaki kiliseye ilginç şekillerde mumlar yakarak adaklar adarlar ve dilekler tutarlar. Gerçekte bu çeşmeden akan suyun: mantar, siil ve çeşitli alerjik deri hastalıklarına iyi geldiği, bu hastalıkların bu su ile yıkanınca iyileştiğine inanılıyor.
Mumda aranan keramet: St.Anderw’ün gücüne inananlar; gerçekleşmesini istedikleri dileklerinin şeklinde mumlar yapıp; ya yakıyorlar ya da adak yerine bırakıyorlar. Orada, şu anda görülen en ilgi çekici örnek; çocuğu olmayan bir ailenin, bebek şeklindeki mumları buraya bırakmasıdır. Adak adandıktan sonra; dilek sahipleri, dualarına daha inançla devam edip gerçekleşmesini sabırsızlıkla bekliyorlar.
PANAYA KANAKARİA KİLİSESİ:
Erken Bizans döneminden, günümüze gelen bir kilisedir. Çok kubbeli olarak inşa edilmiştir. 14’ncü yüzyılda son şeklini almıştır. Meryem Ananın kucağında oturan İsa’yı ve onların çevresindeki 5 melek ve havarileri gösteren mozaikler, iç duvarları süsleyen eski Bizans sanatına ait önemli örneklerdendir.
AYİOS PHİLON:
Bu kilise; Dipkarpaz (Rizokarpazo) köyünün kuzeyinde, deniz kıyısında bulunmaktadır. 5’nci yüzyılda inşa edilen kilisenin yer aldığı bu alan; ilk kez Fenikelilerin yerleştiği, antik Karpaz kentinin bulunduğu yerdir. Kiliseye adı verilen Philon: 4’ncü yüzyılda, Karpaz bölgesinde yaşayanları Hıristiyanlaştıran piskoposun ismidir. Kilise; Helenistik ve Roma dönemi kalıntıları üzerinde bulunmaktadır. Üç bölümden oluşan bir apsisi ve kubbesi olan kilisenin; orijinal zemini, mozaikler ile kaplıdır. 802 yılında: Arap saldırıları sırasında, tüm kentle birlikte, kilise de tahrip edilmiştir. Ancak: 12’nci yüzyılda, yeniden inşa edilmiştir.
AYİOS TRİAS BAZİLİKASI (SİPAHİ):
Karpaz yarımadasında, Sipahi Köyü yakınlarında bulunan bazilika; 5’nci yüzyılda yapılmıştır. 7’nci yüzyılın ortasında: kilisenin tahrip olması üzerine, güney tarafında bulunan küçük kilise ile bazı ek binalar yapılmıştır. Son olarak; 9-10’ncu yüzyılda; tahrip edilmesi üzerine tamamen terk edilmiştir. Bazilika: üç sahanlı olup, batısında nartex ve atrium, güneydoğusunda ise vaftiz odası vardır. Zemini: geometrik, bitkisel ve haç motifleri içeren mozaiklerle süslüdür. Burada bulunan bir yazıtta: bu mozaiklerin, papazın yardımcılarından, Heraklios tarafından yapıldığı belirtilmiştir.
KASTROL:
Zafer Burnu ya da Apostolos Andreas Burnu olarak bilinen: Karpaz yarımadasının, en doğu ucunda: 1970-1973 yılları arasında yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır. Adanın en eski yerleşimlerinden biridir. Neolitik (MÖ.6000-5800) Döneme ait olan yerleşme de; yaklaşık olarak 2.5 metre çapında, yuvarlak planlı evler açığa çıkarılmıştır. Ele geçen çok sayıdaki balık kemiği, deniz kabuğu ve balıkçılık gereçleri; yerleşmecilerin, temelde balıkçılıkla uğraştıklarının göstergesidir. Obsidyenden yapılmış gereçlerin varlığı, yerleşimcilerin Anadolu’dan geldiğine ya da Anadolu ile irtibatlı bulunduklarına işaret eder.
KRAL TEPESİ (KALE BURNU):
Arkeoloji dünyasında, son yıllarda yapılan, en önemli keşiflerden birisidir. Karpaz yarımadasının, güney kıyısındaki, Kaleburnu/Galinopomi köyü yakınlarındadır. Bölgede gezinti yapmakta olan ziyaretçilerin ihbarı üzerine; 2005 yılından itibaren kazı çalışmaları başlatılmıştır.
Kazılar sonunda: bir küp içinde, 26 tane, yüksek kaliteli bronz eser ele geçirilir. Bu eserler: Geç Bronz Çağına ait olup, yaklaşık olarak MÖ.13’ncü yüzyıla tarihlenmektedir. Söz konusu kalıntılar; denizden 200 metre yükseklikteki kayalık bir tepe üzerinde bulunmuştur. Ancak, buradaki kalıntıların tüm tepe ve yamaçlara yayıldığı, yerleşmeden 2 kilometre uzaklıktaki deniz kıyısında, bir ya da daha fazla limana sahip olduğu düşünülmektedir.
Devam eden çalışmalarda, ortaya çıkan eserler; Kral Tepesinin Geç Bronz Çağında, hem Doğu Akdeniz Bölgesi için önemli bir ticaret merkezi, hem de Kıbrıs’ın önemli bir yerleşim merkezi olabileceğini göstermektedir.
APHENDRİKA:
Karpaz yarımadasının kuzey kıyısında, Karpaz köyünün kuzeydoğusundadır. Kent: MÖ.2’nci yüzyılda; Kıbrıs’ın, altı önemli kentinden biri olmuştur. Kente ait: kale, kaya mezarları, tapınak ve bugün dolu olan bir liman bulunmuştur. 8’nci yüzyıldan sonra: Kıbrıs üzerine yapılan Arap akınlarının artması üzerine; önceki dönemlere nazaran, daha küçük kiliseler yapılmaya başlanır. Bu dönemde inşa edilen kiliseler arasında yer alan üç tanesi: Aphendrika yakınlarında bulunmaktadır. Bunlardan ilki olan; Ayios Georgios Kilisesi;10’ncu yüzyılda yapılmıştır. Tek kubbeli bir kilisedir. Apsisi iki parçalıdır. İkinci kilisenin adı: Panaya Chrysiotissa kilisesi olup; 6’ncı yüzyılda yapılmıştır. Araplar tarafından tahrip edilmesine rağmen, 10’ncu yüzyılda yenilenmiştir. Ahşap tavanı yerine, beşik tonozlu bir tavan yapılmıştır. Orta Çağ’da yeniden yıkılan kilise; son olarak, 16’ncı yüzyılda inşa edilmiştir. Bu iç kilisenin arasında, daha iyi durumda olan, üçüncüsü ise; 6’ncı yüzyılda yapılan; Panaya Asomatos kilisesidir. Bu kilise de; Arap akınları nedeniyle yıkıldığı için, 10’ncu yüzyılda yenilenmiştir.
Benzer Yazı Başlıkları
Yazar Hakkında
Yorumunuzu Bırakın
Eğer profil resminizin görünmesini istiyorsanız gravatar'a ücretsiz kaydolabilirsiniz.



