pendik.genel.2

İstanbul Pendik

Share on FacebookTweet about this on TwitterEmail this to someonePrint this page

 

pendik.genel.1

Bölgede; tarihi kaynaklara göre, MÖ 5000’li yıllarda yerleşim başlamıştır.

Tarihi süreçte: İstanbul boğazı ve Sakarya nehri arasındaki bölge, jeopolitik ve stratejik olarak önem kazanmış ve çok sık el değiştirmiş, farklı milletler tarafından ele geçirilmiştir.

Bizans döneminde “Pantikion” veya “Pentikion” ismiyle bilinen yerin, bu bölge olduğu düşünülüyor. Bu kelimenin anlamı “her tarafı surlarla çevrili” demektir. Yani, Pendik egemen olan devletler tarafından bir savunma hattı olarak kullanılmıştır.

Bazı kaynaklara göre ise “Pendik” kelimesi “Beş burun, Beş köy, Beş çıkıntı, Beş balıkçı köyü” anlamına gelir.

Başka yerlerden gelip bu bölgeye yerleşenlerin Farsça “Beş köy” anlamına gelen “Pench-deh” ismini kullandıklarına inanılmaktadır. Bu isim, zamanla “Pendik” ismini almıştır.

İstanbul boğazı ve Sakarya nehri arasındaki bölgeye yerleşen ilk devletlerden biri olan Frigler’in bir kolu Bebrikler, günümüzdeki Pendik’e “Bebrikya” demişlerdir. MÖ 650 yılında bu bölgeye yerleşen ve Bitinya adını veren Bitinler ise Anadolu’ya hakim olmak isteyen Perslerin egemenliği altına girse de bir süre sonra Bitinya krallığını kurarlar. Roma imparatorluğu MÖ 85 yılında, Kalkhedon yani Kadıköy’e ayak bastıktan sonra MÖ 74 yılında Pendik’in de bağlı bulunduğu Bitinya’yı egemenliği altına alır. Pendik, MS 255 yılında Got istilası sonrası diğer bir hükümdarlık olan Perslerin, Kadıköy’e yaptıkları seferlerin de uğrak yeri olur. Pendik’in İslam’la tanışması, 668 yılında Ebu Süfyan komutasındaki orduların Üsküdar’a kadar ilerledikleri seferle gerçekleşir. 941 yılında Rus istilasına uğrayan Pendik ve çevresi, 1071 Malazgirt Savaşında Müslüman Türklerce egemenlik altına alınır.

Pendik: 1328 yılında, Orhan Bey döneminde Samandıra ve Aydos kalelerinin alınmasıyla Osmanlı yönetimine geçmiştir. Kalenin fethini gerçekleştiren Kara Gazi Abdurrahman, Orhan Gazi tarafından Aydos Tekfurunun kızıyla evlendirilir. Yıldırım Beyazıt döneminde, doğuya yapılan seferleri fırsat bilen Bizans, Pendik’i birkaç kere eline geçirmiş olsa da Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fetih etmesiyle Anadolu’dan gelen Türkler: Pendik’teki Kurtköy, Dolayoba, Yayalar, Şeyhli gibi köyleri kurmuşlardır.

İlki 1789 yılında olmak üzere üç büyük yangın geçiren Pendik’te son olarak 1889 yangınında 1200 konut ve ticarethane yanarak yok olmuştur.

Ardından padişahın emriyle, Ayan Meclisi Senato Hariciye Encümen Reisi Azaryan Efendi, Pendik’in yeniden imar edilmesi için görevlendirilmiştir. Paris’ten getirilen mimar ve mühendislerce kasabanın ilk planları çizilmiş, şehrin kurulması için çalışmalara başlanmıştır. Böylece Pendik, Türkiye’nin ilk planlı kasabası olma ünvanını kazanmıştır. Azaryan Efendi, bu planı çizdirirken isminin ilk harfi “A” yı, Pendik’in ortasına işler. Harfin ayakları sahile uzanacak şekilde planlanır. Belediye binasının önündeki parkta birleşen Gazipaşa ve İsmetpaşa caddeleri, harfin iki büyük ayağını, Dr. Orhan Maltepe caddesi ise harfin gövdesini oluşturmaktadır.

Pendik yöresindeki yerleşik nüfusun büyük bölümü Rumlardan oluşmakta iken, 1924 yılındaki mübadele sonucunda, Rumlar bölgeyi terk etmişler, yöre, 1960’larda başlayan sanayileşme sürecine kadar küçük bir balıkçı köyü olarak kalmıştır.

pendik höyük.1   pendik höyük.2   pendik höyük.3

PENDİK HÖYÜĞÜ

Pendik yöresinde tarih öncesi dönemdeki yerleşim kalıntıları burada bulunmuştur. Höyüğün 8400 yıllık olduğu tahmin edilmektedir. Buranın en büyük özelliği, İstanbul’un kısıtlı bilgisi bulunan neolitik dönemi hakkındaki açıklayıcı yüzüdür.

Höyük: Pendik ilçe merkezinin 1.5 km doğusunda, Kaynarca tren istasyonunun 500-600 metre batısında, denizden 50 metre uzaklıktadır. İlk olarak 1908 yılında İstanbul-Bağdat demiryolu inşaatı sırasında, demiryolu çalışanı Millipulos tarafından bulunmuştur. İlk bilimsel kazı ise 1961 yılında yapılmıştır.

Boyutları 280 x 180 metre kadardır.

Buradaki kazılarda: Bizans ve neolitik döneme ait,  1-5 metre çapında, taban düzlemleri olan, oval veya yuvarlak biçimli kulübeler ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca oldukça bol kemik ve boynuz alet bulunmuştur. Yontma taş aletler, çoğunlukla çakmaktaşından yapılmış olup, diğerleri obsidiyendir.

Resmi kayıtlara göre burada bulunan buluntular: 34 adet hocker tarzı mezar, 2 adet neolitik kulübe tabanı, 1 adet ocak, 2 adet sığır kafatasıdır. Bizans dönemine ait iki evreli bir mimari kalıntı ve su kanalları görülmüştür.

Bunlar Fikirtepe kültürünü simgelemektedir. Özellikle bulunan çanak-çömlekler Fikirtepe ile benzer özellikler göstermektedir. El yapımı olan çanak-çömlek genellikle siyah, koyu kahve ve kırmızının çeşitli tonlarında nadir olarak da daha açık renklidir. Yüzeyleri düzenli ve iyi açkılıdır. Çanak çömlek biçimleri düz ya da dış bükey kenarlı kase ve çömlekler, dar ağızlı ve hafif S kıvrımlıdır. Üçgen veya yuvarlak ve az sayıda da tüp biçimli tutamaklar mevcuttur. Kil buluntular arasında yer alan bir kadın heykelciği dikkat çekicidir. Küçük buluntular arasında en büyük gurubu oluşturan yontma taş aletlerin çoğunluğu obsidiyenden yapılmıştır. Yerleşmede bulunan kemik aletler çeşitlilik gösterir. Kemik aletler içinde, en önemli yeri, kaşıklar almaktadır.

temenye.1   temenye.2

TEMENYE

Pendik merkezinin 1 km doğusundadır. Tarih öncesi bir yerleşim yeridir. Bizans döneminde “Kasilaos” diye adlandırılan Temenye’de: Hz Yahya kilisesi olarak da bilinen St Jean Babtist kilisesi, Ayios İoanis Prodromos Ayazması ve kilisenin arkasında Yunan ve Rum dönemlerine ait mezarlıklar bulunmuştur. Özellikle Hz Yahya kilisesinin 1010 yılına kadar burada varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Arkeoloji araştırmalarda bu kiliseye ait sütunlar, haçlı taşlar ve kıymetli kalıntılar bulunmuştur.

Öte yandan, bu kilise ve ayazmanın ilginç hikayesinden söz etmek istiyorum. Önce Hz Yahya’dan söz edelim. Yeni Ahit’e göre: Filistin’de yaşayan Hz Yahya, dönemin Roma imparatoru Hirodes (5-39) tarafından evliliğini onaylamadığı gerekçesiyle başı ve kolları kesilerek katledilir. Bunun üzerine, peygamberin öğrencileri kendisinin cesedini alıp gözyaşlarıyla kutsal topraklara defnederler. 390 yılına doğru, Bizans imparatoru Valens, Hz Yahya’nın başının Suriye’de olduğunu öğrenir ve emanetlerin İstanbul’a getirilmesini emreder. İstanbul’a getirilen emanetler, bir süre Kasiliaos’da yani Temenye’de tutulur. Çünkü kutsal emanetleri taşıyan kafilenin katırları Temenye’de dururlar ve ilerlemek istemezler. Buna çok şaşıran İmparator ve yanındakiler, burada Hz Yahya adına Saint Jean Babtist kilisesi ve Ayazması inşa ettirirler ve kutsal emanetler burada koruma altına alınır. Hıristiyan hacıların bu emanetleri ziyaret etmek için Temenye’ye geldikleri söylenir. Pendikli Bakire Matrona’nın koruyuculuğunu üstlendiği emanetler, daha sonra İmparator Büyük Teodos tarafından Hebdemon’da (günümüzdeki Bakırköy) inşa edilen Büyük Saint Jean Babtist kilisesine getirilir. Hz Yahya’nın başı ve kol kemikleri, günümüzde Topkapı Sarayı kutsal emanetler bölümünde saklanmaktadır.

1924 yılına kadar, her yıl 29 Ağustos tarihinde, Temenne Ayazmasında Hz Yahya adına ayinler yapılmıştır.

pavli adası.0   pavli adası.3

PAVLİ BURNU

Kaynarca Mahallesindedir. Günümüzde Pavli burnu olarak bilinen buranın eski ismi “Paulo Petriocene” dir. Burada: Pier ve Paul isimli havariler için yapılmış bir manastır ve kilise vardı. Günümüzde ise, yarımadanın Eşek adasına bakan tarafında, bu yapıların sadece duvar kalıntıları göülebilmektedir. 1999 yılı depreminden sonra Gölcük’te bulunan askeri tersane, buraya taşınmıştır.

pavli adası.1   pavli adası.2   pavli adası.4   pavli adası.5

PAVLİ ADASI

Kaynarca Mahallesindedir. Eski ismi “Mavronisi” olan ve halk arasında “Pavli adası” olarak bilinen ada: Pavli burnundadır. Günümüzde bilinen ismi “Aydınlı adası” dır. Ada özellikle Bizans döneminde yazlık bir dinlenme yeri olarak kullanılmıştır. Daha sonra burası denizin doldurulmasıyla sahille birleşerek Pendik tersanesini koruyan bir mendireğe dönüştürülmüştür. Bu mendireğin yapımında, Pavli burnundan çıkarılan taşlar kullanılmıştır ve burun daha sonra “Aydınlı burnu” ismini almıştır.

Günümüzde, Pendik açıklarında, İstanbul Tershanesi sahanlığında kaldığı için askeri bölge sayılır ve yapay bir yolla karayla birleştirildiği için pek adalık durumu kalmamıştır. Burada İstanbul Tersane Komutanlığı tarafından yani askeriye tarafından işletilen sosyal tesisler bulunuyor. Yüzme havuzu da bulunan tesis, özellikle düğün organizasyonlarında tercih ediliyor.

Tesis hakkındaki yorumlar: mükemmel mekan, süper manzara, enfes yemekler ve unutulmaz düğünlerdir.

 

 

BİZANS MANASTIRI

1974 yılında Çınardere bölgesinde bir vatandaşa ait arazi dozerlerle düzeltilirken, çeşitli duvar kalıntıları bulunmuştur. Bunun üzerine yapılan araştırmalar sonucunda: kalıntıların Bizans dönemine ait bir manastıra ait olduğu ortaya çıkmıştır.

Kazılarda: büyük kilise, şapel, mezarodası, iki oda ve atrium ortaya çıkarılmıştır. Büyük kilisenin: kapalı Yunan haçı tipinde inşa edilmiş olması nedeniyle, yapım tarihinin muhtemelen 842-1204 yılları arasına denk geldiği düşünülmektedir. Yani Orta Bizans dönemi yapısıdır. Buradaki dini yapıların duvar işçiliklerinin aynı olması, dini yapıların aynı dönemde, sosyal yapıların ise daha sonraki dönemlerde yapıldığını gösterir.

Manastırın 1204 yılındaki Haçlı-Latin işgali sırasında tahrip edildiği ve ardından terk edildiği ve imparatorluk 1261 yılında yeniden canlanınca manastırın yeniden önem kazandığı ve ek binalarla genişletildiği, ancak savaşlar sonunda yine terk edildiği ve toprak altında kaldığı anlaşılmıştır. 1329 yılındaki Palekanon savaşı sonrasında, yörenin Osmanlı egemenliğine girmesiyle, zaten bölge önemini yitirerek terk edilmiştir.

fransız katolik kilisesi.2   fransız katolik kilisesi.

FRANSIZ KATOLİK KİLİSESİ

Batı mahallesinde yaşayan Fransızlar tarafından 1907 yılında yaptırılan bu küçük kilise, Burla Biraderler korusundadır.

Yazlık kilise olarak inşa edilen yapı: II. Dünya savaşına kadar Katolik kilisesi olarak hizmet vermiş ve 1945 yılında papazın Fransa’ya dönmesi üzerine ilgilenen kimse kalmadığından kapatılmıştır. 1940-1960 yılları arasında Ortodokslar tarafından kullanılan kilise, 1970’lerin başında yine terk edilmiş ve o tarihten bu yana kullanılmamaktadır. Kilisenin mülkiyeti hiçbir kurama ait olmadığı için Kayyum’a devredilmiştir. Çatısı, kapı ve pencereleri sağlam olan kilise, ilgisizlikten sokak çocuklarının barınma mekanı olmuştur. Daha sonra çıkan bir yangında çatısı, kapıları ve pencereleri zarar görmüştür. 1990’ların sonlarına doğru ise Pendik’te yaşayan Hıristiyanlar bu binanın tekrer kazanılması için çaba göstermeye başlamışlardır. Ama imarda kilisenin bir cami olarak görüldüğü fark edilmiş, başvurular sonucu bina tekrardan imar planında kilise olarak düzeltilmiştir. Daha sonra bu kişiler de bir kuruma bağlı olmadıklarından ve yasal işlemlerde zorlandıklarından bütün evrakları İstanbul Protestan Kilisesi vakfına devretmişlerdir. 2010 yılında Mülkiyet kayıtlarında Kayyum’dan Hazineye geçmiş ve tüm işlemler sıfırdan başlamıştır. 2010 yılı Kasım ayında, İstanbul Defterdarlığı aracılığıyla kilise binasının rekonstürsiyonu yapmak ve ibadet için kullanılmak üzere Hazine’ye başvurulmuştur.

 

KUBBELİ SARNIÇ

Eski ismi “Çopani” dir. Kurfalı eteklerinde ve Çınardere yakınlarındadır. Ebatları: 4.80 x 4.70 metredir. Kubbesi 6 tane kolon üzerinde durmaktadır.

 

SİLİNDİRİK SARNIÇ

Hisar sokaktadır.

Tuğladan yapılmış, silindirik sarnıç, araştırmacılara göre toprak içinde kalmış olmasına rağmen bahçe sulama işlerinde kullanılmıştır. Sarnıcın silindirik olması sebebiyle uzun süre yanılgıya sebep olduğu ve büyük bir hisar burcu olduğu düşünülmüştür. Günümüzde sarnıç kalıntılarının bulunduğu sokak “Hisar Sokak” olarak tanınmaktadır.

aydos kalesi.1

AYDOS KALESİ

Kale, şehrin en yüksek yeri olarak kabul edilen ve denizden 537 metre yükseklikteki Aydos Tepesindedir. İsmini de bu tepeden almaktadır. Bizans döneminde inşa edilmiş görkemli yapı: halk arasında “Keçi kalesi” olarak da bilinmektedir. Tepenin zirvesinde, Aydos kalesiyle birlikte manastır kalıntıları da vardır.

Kale: Bizans’ın son dönemlerinde Aetos yani Kartal olarak adlandırılan bu dağın kuzeydoğuya uzanan yamaçlarında, 328 metrelik yükseklik üzerindedir. Kale: İstanbul-İzmit arasındaki tarihi sahil yolu ve Üsküdar-Samandıra-Mollafenari-İzmit yolunun uzunca bir bölümünü denetlemek ve gözetim altında bulundurmak için yapılmıştır. İnşaat malzemesi olarak: taş ve kireç harcı kullanılmıştır. En geniş yeri 50 metre ve uzunluğu 120 metredir. Kale içinde 7.5 x 12 metre ölçülerinde bir de sarnıç bulunmaktadır. Bu sarnıç, günümüzde içinde yüzen balıklar nedeniyle ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

Evet, günümüze kalenin küçük bir kısmı kalmıştır. Sadece 6 kule ve kalenin batı kıyısında bulunan 2 gizli geçidin giriş yerleri ayaktadır. Bölgede, kaleden 100 metre kadar yüksekte, gözlem kulesi olarak kullanıldığı düşünülen kare şeklinde bir kulenin kalıntıları da bulunmaktadır.

Bizans döneminde yapılan kale, 1328 yılında Orhan Gazi döneminde, Kara Abdurrahman Gazi tarafından fetih edilir.

Aydos kalesiyle ilgili bir sürgün hikayesi: İzmir’de kendisini mesih ilan eden Sabatay Sevi: Osmanlı devletinin azınlıkların dinine müdahale etmeme prensibini suiistimal edip, kendini tüm Yahudilerin kralı ilan etmiştir. Dönemin Sadrazamı Ahmet Paşa: bu durumu öğrenince Sabatay Sevi’nin İstanbul’a getirilmesini emreder. 1668 yılında İstanbul’a getirilen Sabatay Sevi: iddiaları kabul etmez ve kurtulmaya çalışır. Bu arada, İstanbul’daki Yahudiler, mesih geldi diyerek büyük bir heyecan içine girerler. Hatta: bazıları Sevi’nin mahkumiyetini protesto için dükkanlarını açmazlar. Ancak, Osmanlı idaresi, isteyenlerin Sabatay Sevi’yi ziyaret edebileceklerini açıklar. İşte bu ziyaretçilerden birisi de: Sarayda etkili Sadrazam sarrafı olan Mordehay Kohen’in oğlu Yuda Çelebidir. Oğlunun ısrarlarına dayanamayan sarraf: Sabatay Sevi’nin sıkıntılı hayatını Sadrazam’a anlatınca, Sadrazam Ahmet Paşa: Sabatay Sevi’yi daha rahat olan Aydos Kalesine sürgüne gönderir. Sevi: müritleri ve sekreteri Samuel Primo ile birlikte, Aydos kalesine gönderilir. Aydos kalesinde yaşayan Sevi’nin ziyaretçileri, gün geçtikçe artar ve bu durum Yahudiler arasında, sanki Kudüs’e hacca gitmiş gibi bir durum yaratır. Sabayat Sevi, bir süre sonra Aydos kalesinden, Edirne’ye gönderilir.

 

BİZANS MEZARLIĞI

Aydınlı ve sahil yolu arasında kalan kısımdadır. Buranın bir nekropol yani Bizans mezarlığı olduğu düşünülmektedir.

sultan konağı.11

SULTAN KONAĞI

Çamlık mevkiinde Kızılay kampında, Osmanlı döneminde, Sultan Abdülmecit döneminde yapılmıştır. İlgi çekici mimari özellikleri vardır. Halk arasında “Aynalı konak” olarak da bilinir. Buranın yapılmasıyla, Pendik yöresinin İstanbul’daki itibarı artmış ve bazı hanedan üyeleri ve vezirler burada ikamet etmiştir. Sultan Abdülaziz dönemi vezirlerinden Hacı Vesim Paşa, burada yaşamıştır.

 

HİLMİ ABBAS PAŞA CAMİİ

Bahçelievler’de Haydarpaşa-İzmit demiryolunun hizmet ve bakım işlerini yürüten işçilerin ibadet ihtiyaçlarının karşılanması için yaptırılmıştır. Caminin inşaatını Müslümanlığı sonradan kabul eden bir Rum hanımın başlattığı söylense de Hilmi Abbas Paşa tarafından tamamlanır.

ömerli barajı.4   ömerli barajı.1   ömerli barajı.2   ömerli barajı.3

ÖMERLİ BARAJI

İstanbul’un en önemli içme suyu havzalarından biri olan Ömerli Barajı, Riva çayı üzerinde, 1968-1972 yılları arasında DSİ tarafından yaptırılmıştır. Barajın çevresi, bozulmamış doğal yapısıyla İstanbulluların rağbet ettikleri önemli mesire yerlerinden birisidir.

Ömerli Baraj gölü kıyısında Esenceli isimli oldukça güzel ve küçük bir köy bulunuyor. Sessiz ve sakin bir yerdir. Bakkal, kahvehane vs yoktur. Ormanın içinde, barajın kıyısında, hiç bozulmamış bir köy görebilirsiniz. Barajın suları çekildiğinde, barajın sularının altında kalan ve 900 yıllık olduğu söylenen mezarlar ortaya çıkıyormuş.

gözdağı korusu.1   gözdağı korusu.2

GÖZDAĞI KORUSU

Pendik Pınar Mahallesi Gözdağı caddesindedir. Pendik köprüsünden geçtikten sonra, tepede dalgalanan kocaman bir bayrak dikkat çeker, o noktada Gözdağı Sosyal Tesisleri vardır. Eski Pendikliler burayı “Ali Vasfi Tepesi” olarak bilinler.

Denizden yüksekliği 206 metre olan Gözdağı korusu, Pendik’in önemli rekreasyon alanlarından birisidir. Buradan Pendik ve çevresine hakim konumuyla, Tuzla’dan Kartal’a ve Maltepe’ye, Adalar’dan Kurtköy’e kadar olan geniş bir çevre görülebiliyor. Hava 35 derece sıcak iken, burası püfür püfür eser.

Burada piknik alanları, seyir terasları, çocuk oyun alanları ve bir restoran bulunmaktadır. İstanbul’un sekizinci saklı tepesi olarak kabul edilen Gözdağı korusu, eşsiz Pendik manzarasıyla ilgi çekmektedir. Tepenin zirvesinde, ahşap mimarisiyle adeta bir kartal yuvasını andıran Gözdağı Sosyal Tesisleri bulunuyor.

botaş parkı.1   botaş parkı.2

BOTAŞ Parkı

Azizoğlu caddesinden başlayıp Yayalar caddesinden Tandoğan’a kadar uzanan park: Fevzi Çakmak, Esenler, Güllübağlar ve Kavakpınar Mahalleleriyle birlikte tüm Pendiklilere hizmet vermektedir. Parkın genişliği 65 metre ve uzunluğu 1136 metredir. Toplam alan 80 bin metre karedir.

Türkiye’nin en büyük park alanlarından biri olan parkta: çocuk oyun olanları, mini futbol, basketbol ve voleybol sahaları, koşu parkurları ve çok amaçlı dinlenme alanları bulunmaktadır.

 

BALLICA KÖYÜ

Köy, Pendik ilçe merkezine 22 km uzaklıktadır. Pendik köylerinden en ortada olandır. Köy 1920 yılında kurulmuştur. Daha öncesinde çiftlik olarak hizmet vermiştir. Çiftliğin o dönemdeki ismi “Üçağaç Çiftliği” dir. Bulgaristan’dan gelen göçmenler bu çiftliği satın alarak buraya yerleşmişler ve burası köy statüsüne kavuşmuştur. Ardından buraya köy sakinlerinin yörük olarak adlandırdığı Konya, Karaman ve Antalya göçmenleri de gelerek yerleşmişlerdir.

1928 yılında köyü ziyaret eden Kaymakam, kendisine ikram edilen bal çeşitlerinin bolluğuna istinaden buranın ismini “Ballıca” koymuştur. Ancak köyde Ömerli barajının bir kolunun olması, arıcılık ve tarımı bitirmiştir. Sadece 2-3 aile arıcılıkla uğraşmaktadır. Çünkü barajdan sonra köyde nem ve sis artmış, arıcılar başka yerlere taşınmıştır.

Köyde, üç adet piknik alanı bulunmaktadır. Ayrıca atlı spor kulübü vardır. Barajda amatör olarak balıkçılık yapılmaktadır. Aynalı savan ve beyaz balık avlanmaktadır. Köyde amatör olarak avcılık ta yapılmaktadır. Çulluk, tavşan ve domuz avlanan hayvanlar arasındadır. Ballıca köyünde turizm gelişmemiştir. Yaz aylarında gelen ziyaretçi sayısı fazla olsa da bunun turizm geliri olarak herhangi bir geri dönüşü olmadığı söylenmektedir.

 

KURNA KÖYÜ

Bu köyün kurucusu, Fatih Sultan Mehmet’in paşalarından Şevki lakaplı Mehmet Paşa’dır. Fatih İstanbul fetih edildiğinde, fetihte bulunan paşalara toprak hibe etmek ister. Fetih paşalarından olan Şevki lakaplı Mehmet Paşa’ya da Kadıköy’ü teklif eder. Ancak Şevki Mehmet Paşa mütevazi ve sakin yaşamayı seven biridir, kalabalık aileye sahiptir. Bu yüzden, Kadıköy’ü istemez ve Kurnaköy’ü tercih eder ve dokuz çocuğu ve onların aileleriyle birlikte Kurnaköy’e yerleşir. Burada tarım, bağ, bahçe işleriyle uğraşır ve böylelikle Kurnaköy tarihi de başlamış olur. Köy bölgesi, kurtuluş savaşı yıllarında asker eğitim bölgesi olarak kullanılmıştır.  Pendik merkezine 15 km uzaklıkta olan köyde, 3 tane piknik alanı bulunuyor ve buralar, İstanbul ve civar köylerden gelenler tarafından yoğun olarak tercih ediliyor. Köyün topraklarına suyu içinde barındıran yer benzetmesi yapılmış ve Kurnaköy ismi verilmiştir. Köyün suyunun eskiden çok meşhur olduğu, köyün adının bu yüzden Kurna olduğu söylenmektedir. Ancak günümüzde kaynak suyunun tükendiği söyleniyor. Buraya yolunuz düşerse: köyün meşhur yemeği ateşte pişen ve kazayak otuyla yapılan pideyi mutlaka tadın.

 

KURTDOĞMUŞ KÖYÜ

Köy, Pendik ilçe merkezine yakın olmasına rağmen doğal güzellikleriyle ünlüdür. Riva deresi üzerine kurulan Ömerli barajı, köyü üç taraftan çevreleyerek köye bir yarımada görüntüsü vermiştir. Kurtdoğmuş, aynı zamanda Ömerli Barajından önceki son köy olma özelliğini taşır.

Pendik ilçe merkezine 25 km uzaklıktadır. Buradaki ilk yerleşim, 1300’lü yıllara kadar gitmektedir. Söylentilere göre: köy, Orhan Bey’in Bursa’ya yerleştikten sonra batıya açılma politikalarının sonucu olarak kurulmuştur. Bölge halkından edinilen bilgilere göre, Orhan Bey, o dönemde bölgeye hakim konumda olan Keçi Kalesini almak için askeri birliklerini Kurtdoğmuş köyünde eğitmiştir. Ordunun içinde her bir taburun farklı isimleri vardır. Kurt Asker, Obalı Asker, Yaya Asker, Şeyhli Asker gibi. Kalenin fethinden sonra, her bir askeri birlik farklı yörelere yerleştirilmiştir ve her bir tabur bulunduğu yöreye ismini vermiştir. Kurtdoğmuş köyüne de geri hizmette bekleyenler yerleştirilmiştir ve kurt doğdu, burada meydana geldi manasında bu köye “Kurtdoğmuş” ismi verilmiştir.

Köy içinde otel ve pansiyon yoktur. Buraya yolunuz düşerse, köyün öne çıkan ürünü olan ve pazı ile yapılan meşhur böreği “Kurtdoğmuş Böreği” tatmalısınız. Ağırlıklı olarak pazı ile yapılan börek, ayrıca peynirli de yapılmaktadır. Köyün bir diğer meşhur yemeği ise, Kıvrık böreği ve çarşaf böreğidir. Ayrıca tatlı kabaktan yapılan tatlı böreği de güzeldir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir