Sinop, Gerze

7.061 kişi okudu!

gerze.horoz.1

Bu şirin horoz resmini burada görünce inanıyorum ki, şaşırdınız. Ama: horoz, yanlızca Denizli yöresinde değil, ülkemizde, Gerze bölgesinin de sembolü olmuş, şirin bir canlı. Evet: buraya has bir horoz ve tavuk türü var.

Gerze: İl merkezine, 40 km. uzaklıktadır. Aslında, Samsun yolu üzerinde olduğundan, ulaşımı kolaydır. Araç ile yaklaşık, 30 dakika sürüyor. Yol keyifli ve güzel. Bu arada: ilçe, Samsun iline 132 km. uzaklıktadır.

gerze.genel.1

Gerze: bir zamanlar, evleri ve gül bahçeleri ile öne çıkmış bir bölge. 1950 yılında, bu ilçede çıkan yangında; bölgede, Bağdati tarzında yapılan ahşap evlerin çoğu yanmış. Onların yerine, kagir binalar yapılmış. Ama, hepsi 2 katlı ve bahçeli. Ancak: günümüzde, hala, bazı evlerin kapı tokmakları görülmeye değer. Hemen her evin bahçesinde, güller var.

gerze.genel.2

YANGIN:

13 Şubat 1956 günü, Lodos fırtınasının desteklediği ve bir evin mangalından çıkan yangın: bütün ilçeyi yakar. 1000 ev yanmış ve yalnızca 100-150 ev kurtarılmıştır. Bu büyük felaketten sonra, Gerze, devlet yardımı ile yeniden inşa edildiğinden, ilçe merkezinde, tarihi yapı bulma imkanı yok.

gerze.sembol.1

GERZE’NİN SEMBÖLÜ-HOROZ:

Düz siyah renkli, ibikleri çatallı ve boynuz gibidir. Gagası ve ayak pulları siyah, beden derisi ve yumurtasının kabuğu beyazdır. Sesleri: sabahın sessizliğinde yankılanır. Simsiyah ve parlak tüylerinde, yansıyan güneş ışınlarının tüm renklerini görmek mümkündür. Bu güzel görünümü, kıpkırmızı ibikleri tamamlar. Sahibini çok iyi tanır. Kıskançtır. Disiplinlidir. Dövüşcüdür. 2.5 metre yüksekliğe sıçrayabilen nadir horoz türüdür.

Haremindeki tavukları koruması, onlara sahip olması, onun iyi bir aile reisi olduğunu ortaya koyar. Yöreye: kendi simgesini veren bu hayvanları, yöre halkı çok sevmekte ve günümüze kadar gelen öykülerini ilgi ile dinlemektedirler. Bir öykü şöyledir: “ Gerzeli, İstanbul’a yaptığı bir seferinde, horozunu da yanında götürür. Gemisini Dolmabahçe önünde demirler. Aynı görevini İstanbulda da sürdürmeye devam eden horoz, öterek sesini orada da duyurur. Bu sesi duyan, o günün padişahı, merak eder ve horozu görmek ister. Amacı: kendi horozları ile dövüştürmektir. Karşılaşmayı, padişahın horozunu yenen Gerze horozu kazanır ve hak ettiği ününü, bir kez daha kanıtlamış olur.”

aydın.

BEYAZ BALİNE AYDIN:

25 Ocak 1992 günü, Gerze açıklarında görülen, beyaz balina, kendisini gören balıkçıların korkup, ağlarını bırakıp kaçmalarının ardından, balıkla kandırılarak, Gerze kıyılarına getirilir. Adı: Gerze yerlilerinden Aydın Bey’in benzer fiziki özelliklerine istinaden, “Aydın” konulur.

Aydın: artık limandan çıkmaz olur. Çoluk-çocuk herkesin sevgilisi olur. Sünger yumuşaklığındaki beyaz başını sevdiriyor, pullu balık yemiyor ama kendisine ikram edilen: tirsi, uskumru, kolyoz gibi pulsuz balıkları, önce havada takla attırıp başından yarısına kadar yutuyor, gerisini de üflüyor. Gerzeliler, işlerini güçlerini bırakırlar, herkes Aydın’la oynayıp, onu besliyormuş. Sabah gün doğar doğmaz, herkes soluğu limanda alıyormuş.

Bu arada: Aydın’ın: Ukrayna’nın Sivastopol Limanından gelmiş, Beluga türü bir beyaz balina olduğu tespit edilmiş. Rusya Bilimler Akademisine bağlı, bir araştırma havuzundan kaçmış. İngilizlere göre ise, canlı “mayın taşıyıcısı” olarak yetiştirildiği Kazachi Koyundaki, askeri tesisten firar etmiş.

Derken, kara haber gelmiş. Ukraynalılar, balinalarını, ülkelerarası hukuk maddelerine dayanarak, geri istemişler. Yer yerinden oynamış ama olmamış. Zorlu bir sürecin ardından, Rus yetkililer, Aydın’ı gemilerinin havuzuna koyup, geriye götürmüşler. Bir defa daha kaçıp bir geceliğine Gerze’ye gelen Aydın’ı, takip eden günlerde, bir daha gören olmamış.

Buranın tadını çıkarmak için: aracınızı meydanda park edin. Otobüs ile gidiyorsanız, meydanda inin. Sol tarafta bulunan sahildeki evlerin arasında yürüyün. Bahçeler içinde, iki katlı evlerin arasında yürümek büyük keyf. Bir de meyve zamanında gittiyseniz, ağaçların dallarından sarkan meyveleri koparmanız bile mümkün, çünkü asla kızmıyorlar. Ne de olsa, siz misafirsiniz.

Evet: Gerze’nin tüm sahillerinde: çam ormanları, denize kadar ulaşıyor. Çalboğaz koyu, Bedre koyu, Değirmenler mevkii, Uçuk hurma, Caymaaltı, Kargasa bölgeleri: gerek piknik yapmak ve gerekse denize girmek için elverişli bölgelerdir.

gerze.yemek.1

YEMEKLER:

Gerze’de: Gerze Nokulu yemenizi önerebilirim. Kıyma ve soğan ile hazırlanmış, bir çeşit çörek.

çeçe sultan

ÇEÇE SULTAN TÜRBESİ:

İlçe merkezine, 15 km. uzaklıktadır. Çeçe köyünde bulunan türbe, yıllardır, buraları ziyaret edenler tarafından, dilekte bulunulmak için gidilen bir yer olarak öne çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre: Çeçe Sultan: aslen Horasanlı. 1071 yılında, Büyük Selçukluların Malazgirt Savaşından sonra, İslam dinini yapmak amacı ile, bir gurup mücahitle birlikte, bölgeye gelmiş. Türbe: yığma ve yontma taştan yapılmış. Kapısında: tarihi bir geyik boynuzu ve henüz anlamı çözülememiş, bir kısım dekoratif yazılar bulunuyor.

Türbenin önünde: yıllardan bu yana, üzerindeki dallarına renkli çulların bağlandığı bir dilek ağacı bulunuyor. Ayrıca: silindir şeklinde bir de “Dilek Taşı” var. Ziyaretçiler, buralarda dilekte bulunuyorlar.

gerze.deniz feneri.1+

GERZE FENERİ:

İlginç mimarisi ile dikkati çekiyor. 1944 yılında yapılmış. Tunç devrinden kalma, Köşk Höyüğünün hemen yanında. Çevresinde dolaşma imkanı bulunan geniş bir platformu var. Kıyıdaki yeri: yerleşim yerlerine çok yakın. Çevresinde bulunan balıkçı barınağı ve dalgakıran, arkasındaki restoranla bütünleşen bir yapı.

gerze.yangın evleri.1

YANGIN EVLERİ:

İlçe, 1956 yılında büyük bir yangın geçirmiş ve evlerin büyük çoğunluğu yanmış. Yangın evleri: bu yangından sonra yapılan: düzenli, planlı ve bahçeli, şirin yapılarıyla, gezenlerin beğenisini kazanıyor. Kendine has, uzun ince sokakları olan ve gerçekten bir palana sahip ender ilçelerden biri. Evler: iki tip. İnce-uzun sokak, bir tarafta tek katlı, birbirine bitişik ve ön-arka bahçeli evler,  diğer tarafta ise birbirine bitişik, ön-arka bahçeli evler. Her sokak başında: 6 tane iki katlı, 6 tane de tek katlı olmak üzere 12 ev var. Bu evlerin özelliği: diğer evlerde, arka bahçeye geçmek için, eve girmek zorundasın. Çünkü: evler bitişik. Ama: köşe evlerde, arka bahçeye ön bahçeden de geçilebiliyor ve bahçe açısından, bu evler çok güzel. Yalnız: bu güzel evlerin mimari yapısı ile oynanıyor. Tek katlı evlerin üzerine, saçma sapan katlar çıkılmış, bazı evler arkaya doğru uzatılmış, arka bahçe bitmiş,

gerze.yakup ağa konağı.1

YAKUP AĞA KONAĞI:

Evet, konak 1911 yılında yapılmış. Binanın zemin katında: 4 dükkan, büyük mutfak, çamaşırhane ve 2 fırın var. Üst katlarda ise, toplam 12 oda, 6 salon, 6 tuvalet, 6 küçük banyo var. Odaların 3 tanesinde, ayrıca bacalı ocaklar bulunuyor.

Binanın son katında: balkonlu taraftaki dairede, Hacı Zekeriye Efendinin, batıya bakan diğer dairede de, Yakup Kılıç’ın kaldığı ve iki daire arasında, büyük bir kapalı kapı ile, yine alt katlarla arasındaki merdivenler başında, iki büyük kapı var. Yani, 2 adet süit daire havası verilmiş.

Konağın üst katlarında tavanlardaki yağlı boya resimler, Rusya’dan getirtilen ressam tarafından yapılmış.

Sinop, Boyabat

6.891 kişi okudu!

Pirincinin nefaseti ile öne çıkan bu küçük ilçe’de: tarih meraklıları için, üzerinde bulunduğu kaya blokunun bir yeraltı şehri olarak kullanıldığı kale’si görülmeye değer

boyabat.genel.2

Boyabat: Sinop’un içi kısımlarında kalıyor. Nüfusunun büyük bölümü dışarıda yaşamaktadır. Yine de, Sinop ilinin en kalabalık ilçesidir.

boyabat.pirinç.1

PİRİNÇ: Boyabat’ın pirinci çok meşhur. Yol boyunca satılıyor, satın alabilirsiniz. Eylül ve Ekim ayları geldimi: buraları pirinç telaşı sarıyor. Tarladan ham şekilde toplanan çeltik (kabuğundan ayrılmamış pirinç): dövülerek, pirinç haline gelir ve tezgahlarda yerini alır. Mısır ve buğdaydan sonra, dünyada en fazla ekimi yapılan bir bitki. Dünya nüfusunun yarısından fazlası için, beslenmede büyük önem taşıyor. Osmancık, baldo ve riba gibi çeşitleri var. Ama en meşhuru: kara kılçık. Verimi düşük olduğu için, bu türün ekimi az.

PANAYIR: Her yıl, Ekim ayının, ikinci Çarşambasında, bir hafta süre ile, panayır düzenlenir. Bu panayıra: çevreden birçok insan gelir. Panayırın: 100 yıldan fazla mazisi olduğu söyleniyor. Uzun yıllardan bu yana: Şamlıların arazilerinde kuruluyor. Boyabat ve çevresi için, ayrı bir anlam taşıyor. Çeltik hasadı yapılıp, ambara konulduktan sonra, köylüleri büyük bir sevinç kaplıyor. Bu sevinçle, kasabaya indiklerinde, pazara gidenler, ekonomik güçleri oranında: alış-veriş yapıyorlar. Panayırda: pehlivan güreşleri başta olmak üzere, çeşitli oyun ve eğlenceler düzenleniyor. Yakın köylüler: ailece şehre iner, hep beraber panayır yerine gider eğlenirler. Genelde: erkekler, alım-satım yaparlar. İşi olmayan kadınlar ve çocuklar ise, panayır alanına yakın yamaçlarda toplanırlar, kebap ve üzün yerler. Bu yamaçlar, panayır alanını seyretmek için ideal yerlerdir.

Ancak: günümüzde, panayıra, yerli halkın katılımı, hergeçen gün azalıyormuş. Çünkü: ilçe, Büyükşehirlere göç veriyormuş.

YEMEKLER:
SIRIK KEBABI: Bütün olarak kesilen kuzunun derisi yüzülür ve içi temizlenir. Uzunca bir sırığa, tam ortadan geçirilerek, özel olarak hazırlanmış, çöplerle kuzunun karnı dikilir. Ocakta yakılan ateşin başında çevrilerek pişirilir. Pişirilirken akan yağı bir kapta toplanır. Buna: serit adı verilir.

TARHANA: Bildiğiniz tarhana çorbası, ancak burada yapılanın lezzeti muhteşem.

PİLAV: Elbette, buranın pirinci çok meşhur. Bu meşhur pirinçten yapılan pilavı da mutlaka tatmalısınız.

ALIŞVERİŞ:
Alışveriş düşünürseniz, Boyabattan ya pirinç yada el dokuması Boyabat Çemberi almanız gerek.

TARİHİ:
Boyabat ve çevresi, eski bir yerleşim yeri olup: MÖ.600 yıllarında kurulmuş olup, şehrin eski adı: Germanipolis.
Boyabat yöresi: Danişment hükümdarı Gümüş Tekin tarafından Bizanslılardan alınıp, 1175 yılında, Selçukluların eline geçmiştir. Selçuklulardan da, 1309 yılında, Candaroğlu Süleyman Paşa alır. Daha sonraki süreçte, Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılan Boyabat, Ankara Savaşından sonra, tekrar Candaroğullarının eline geçer. 1461 yılında, Fatih Sultan Mehmet, yöreyi yine ele geçirir.

İLÇENİN ADI:
Boy: uzunluk, Abat: ova, anlamına gelir.

boyabat.mezar.1

KAYA MEZARI:
Boyabat-Kastamonu karayolunun 15. km. deki Salar Köyünün güneydoğusundadır. Kaya mezarına ulaşmak için, karayolundan ayrılarak, köy yoluna girilmesi ve bir süre ilerlenmesi gerekir. Yani: kaya mezarının bulunduğu alana, doğrudan ulaşan bir yol yok. Tarlalar içinden geçilerek yamaç yukarı yaya yolundan kısa bir yürüyüşle ulaşılıyor.

Köyün doğusunda ve yüksekçe bir kalker kayanın üzerinde bulunan Mezar: Gökırmak ovasına hakim bir tepededir. Köye adını veren “Salar” kelimesinin, “saray” kelimesinden geldiği ve sonra “salar” şekline dönüştüğü anlatılır.

Bu mezar: yaklaşık 200 metre yüksekliğindeki, kalker kayalara, oyularak yapılmış ve oldukça büyük. Ancak: büyük hasar görmüş durumda. Günümüzde ise, köy muhtarının sorumluluğuna verilmiş. Gittiğinizde: Salar köyünün muhtarından izin almanız gerek, yoksa mezarın bulunduğu yere çıkamassınız.

boyabat.mezar.2

Kaya mezarının dış kısmı: dikdörtgen şeklinde. Boyu: 10 metre, yüksekliği 5 metre. Cephede: 3 sütun var. Boyabat çevresi ve tarih kitabında, bu sütunlardan dolayı “Direkli Kaya Mezarı” da deniliyor. Sütunlar: kare bir ayak üzerine oturuyor. Sütunlar, alttan yukarı doğru daralan, silindirik bir yapıya sahip. Ayrıca: sütunların alt ve üst kısımlarında, iki kuşak var.

Her üç sütunun üzerinde: kabartmalar var. Bu kabartmalardaki, hayvan heykelleri diz çökmüş durumda. Bunlar: boynuz ve kulakları bakımından boğa hissi veriyorsa da, burun ve yüzlerine bakınca, bundan şüphe ediliyor. Özellikle, burunda açılan oluk, beklide hiddet ve heybet ifadesi olarak yapılmış. Enli ve uzun kulakları, yandan yukarı kaldırılmış. Bakana göre sağdaki hayvanın boynuzu kalkmış, diğeri bilinmeyecek hale gelmiş. Arkadan bakınca: kuyruklarının baş tarafının, alttan bacaklarının arasına sokulduğu görülüyor.

Mezarın üst kısmında: üçgen bir alınlık var. Üçgenin tepe noktasında: bir kartal kabartması bulunuyor. Ama bu parça, bulunduğu yerden kopmuş ve yere düşmüş durumda. Yerde bulunan bu kaya parçasının üstünde; kanatlarını açmış bir kartal ve aslan başı kabartması açıkça görülüyor. Üçgenin sağ alt köşesinde: nöbet bekleyen bir aslan ve köşeler arasında ise, koşan bir aslan kabartması var.

Buradaki kabartmaların anlamları şöyledir: Aslanlar: Frigya’da olduğu gibi, mezar bekçisi olarak konulmuşlardır. Yani: ölüye dışarıdan gelecek herhangi bir fenalığın defedilmesi için düşünülmüştür. Kartal: ruh kuşu olarak alınır. Mücadele sahnesi: dini bir anlam taşır. Bu konu da Ön Asya’da çok yaygındır.

Mezar odası kapısının: kapatma oyukları hala görülüyor ve kapının sol üst kısmında, mezara bakan bir ışıklık penceresi var. Mezarın dışında bulunan alanlarda: kayalara oyulmuş basamaklar ve çeşitli kaya şekilleri var. Ayrıca, mezarın bulunduğu kaya blokunda: üstten girilen ve biraz aşağıya doğru ilerledikten sonra çıkılan basamaklı bir kaya tüneli var. Kaya bloğunun bir kısmının ayrılması ile, tünelin bir kısmı açığa çıkmış durumda. Hala özelliğini koruyan bu yere, çevre köylüleri “şeytan basamakları” ismini vermişler.

Ayrıca: kaya mezarının bulunduğu kaya blokunun önünde, ovaya doğru çıkıntı yapan son bir tepe var. Bu tepenin üstünde, yöre insanlarınca “dilek ağacı” olarak isimlendirilen bir ağaç var. Ağaç, tepenin en üst noktasında. Ağacın bulunduğu yerden, ovayı seyretmeye doğayamayacaksınız. İnsana büyük zevk veriyor. Ancak: define avcıları: ağacın kökleri arasında define ararken, köklerin bir kısmına zarar vermişler.

Mezar anıtının: MÖ.7.yüzyılda, Paflagonyalılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır.

boyabat.kale.2

KALE VE YER ALTI ŞEHRİ :
Gökırmak vadisinde, karşılıklı, sarp iki kayalık tepeden biri üzerinde kuruludur. Kayaların doğal yapısına uygun olarak inşa edilmiştir. Aslında, kalenin bulunduğu tepenin çok ilginç. Çünkü: bu tepe, aslında bir yer altı şehrinin dış çeperleri.

Kalenin hemen batısından: nehir geçiyor. Bu nehir üzerinde: birbirine 70 metre mesafede, iki köprü var. Köprüden geçtikten sonra, köprülerin bulunduğu kısımdan kaleye çıkmayı denerseniz, dıştaki korkuluklardan belli bir kısma kadar çıkabilirsiniz, ondan sonrası hayır. Çünkü: kapalı.

Kaleye: bir de üstten giriş mümkün. Güneydoğu köşesinden, büyük yuvarlak kulenin yanındaki, küçük bir kapıdan sağlanır. Kale içinde gezinti tehlikeli, korumalıklara sıkı sıkıya tutunmayı sakın ihmal etmeyin. Evet: kalenin altı tam bir yer altı şehri. Toprakla dolu olan tüneller: Belediyenin katkıları ile temizlenip açılmış, ışıklandırılmış ve korkuluklar ilave edilmiş.

boyabat.kale.3

Geç Roma, Erken Bizans dönemlerinde ait buluntular da, burada sergileniyor. Bugünkü haliyle. Osmanlı kalesi özelliklerini gösteriyor.

Ancak: eski kalenin temelleri, MÖ.6. yüzyılın başlarında, Paflagonyalılar zamanında atılmıştır. Eski temellerde, kale iç duvarının bir kısmında: Roma ve Bizans eserleri var. Yeni kalenin, bugünkü halinin, Osmanoğulları zamanında yapıldığı kesin. Ancak: kalenin kitabesi bulunmaması nedeniyle, yapılış tarihi kesin olarak bilinmiyor.

KIRKKIZLAR KAYASI:
Kalenin karşısında bulunan “kırkkızlar kayası” ile ilgili bir efsane var. Kale ve Kırkkızlar kayası: önceleri bitişik ve büyücek bir kaya imiş. Bu kayanın üzerine: Boyabat kalesi yapılmış. Günlerden bir gün: kalede yaşayanların düşmanları, kaleye saldırmışlar. Kalenin komutanı: kadın-kız, herkezi: kaleyi korumak için çağırmış. Kaledekiler: topluca, kale çevresinde, düşmana karşı koymuşlar. Ancak: Kırkkızlar kayasının yönü; düşmanın kaleye girmesine daha uygun imiş. Kale komutanı: düşmanın sayısının çokluğunu görünce: kalenin korunamayacağını anlamış. Saldırıyı önlemek için: hemen kılıcını çekmiş ve kırkkızlar kaya kütlesine, tüm gücüyle vurmuş. Kaya: bir anda, ikiye bölünmüş. Yarılan kaya arasından: bir çay akmaya başlamış. Ancak: kayanın karşı parçasında: 40 kız kendi başlarına kalakalmış ve ağlamaya başlamışlar. Önlerinde düşman, arkalarında dik ve yüksek bir uçurum. Kızlar: kurtuluş ümidi kalmayınca: Allah’a yalvarmaya başlamışlar. “Allah’ım, bizi ya taş yap, ya kuş yap, kurtar”
Allah: dileklerini kabul etmiş ve kızlar, bir anda, orada taş oluvermişler. Bu nedenle, bu kayaya “kırkkızlar kayası” ismi verilmiş.

boyabat.evleri.1

BOYABAT EVLERİ:
Osmanlı dönemi, sivil mimarisi eserleridir. Ahşap malzeme ağırlıklı olarak kullanılmıştır. Ayrıca: Bağdati tekniği kullanılarak, dolgulu bir tür tuğla malzeme ile inşa edilmişlerdir. Bol miktarda pencere, ön cephede iki çıkma arasında ve üçgen alınlıkla son bulan kapı girintisi, ortak cephe özelliklerini oluşturmaktadır. Odalar: genel olarak oturma, yatma, yıkanma ve yeme-içme ihtiyaçlarına cevap vermek üzere tasarlandığı için, dolaplar ve ocaklar var.

BAZALT KAYA SÜTUNLARI:

boyabat.bazalt kayaları.1
İlçe merkezine, 15 km. uzaklıkta, Kurusaray köyü civarında, Fındıklı mevkiindedir. 3 vadide bulunan Bazalt Kayalardan oluşan sütunların özelliği: 4,5 ve 6 köşeli oluşlarıdır. Yükseklikleri ise: 30-40 metre civarındadır. Yapılan araştırmalar sonucu: bu oluşumların, yaklaşık 3-5 milyon yıllık bir geçmişe sahip oldukları tespit edilmiştir.