Rize Pazar

15.601 kişi okudu!

     pazar.1

İlçe, il merkezi Rize’ye 38 km. uzaklıktadır. Rize-Hopa devlet karayolu üzerinde kurulmuştur. Çayeli-Pazar arasında, iki adet tünel bulunmaktadır. Devlet karayolunun Çayeli yönünde ve Melyat mevkiinde: sık sık heyelan olmaktadır. Bu durum: ulaşımı, trafik güvenliğini tehdit etmektedir.

TARİHİ:

İlçe, MÖ.64 yılında, Roma Konsulü Pompeius tarafından “Athena” ismi ile kurulmuş. Athena kelimesi, Latincede: akıl, güzellik ve hikmet anlamında kullanılmaktadır. Neden Athena ismi? Yunanlı tarihçi ve filozof Fılavinus Arrianus (95-175): Pazar ilçesinden şu şekilde söz eder: “Gerçekten Karadenizde, bu isme sahip olan bir yer var. Yunan Tanrıçası Athena’nın tapınağının bulunduğu bu yöre, tapınağın adından dolayı, Athena adını almıştır. Bir de terk edilmiş kale var. Liman, fazla gemi barındırmaz ama onları rüzgardan korur.”

Yerleşim: uzun süre, Roma’ya bağlı olarak kalmıştır. Burası: dağları geçit vermeyen bir özelliğe sahip olduğundan, zamanın istilacılarından kaçan: Grekler, Gürcüler, Mergeller ve Ermeniler için bir sığınak olmuştur.

1054 yılında, Müslümanlık bölgede kabul edilir. 1864 yılında ise, ilçe durumuna getirilmiştir. 1916 yılında Rus işgali görülür. 1918 yılında ise, Rus işgali biter.

1928 yılında, Athena adı “Pazar” olarak değiştirilir. Bu kelime: Pazar yeri anlamında kullanılmıştır.

GENEL:

Pazar, bölgenin en eski yerleşim yeridir. Kültürel özellikleri itibarı ile, geleneksel Türk örf ve adetlerini taşımaktadır. İlçe dışında yaşayanların, büyük kısmının yörede, geleneksel konutu bulunmaktadır. Geleneksel konutlar: yörenin doğa ve iklim yapısına uygun olarak şekillendirilmiştir. Serender tipik bir yerleşim yeri örneğidir.

İlçenin arazisi engebelidir. Derin vadilerle yarılmıştır. Yılın her mevsiminde: düzenli yağış alır. Yazları serin geçer, kış aylarında yoğun yağışın olması, nem oranını yükseltir.

İlçenin ekonomik durumu ele alındığında, en önemli geçim kaynağının geçmişte mısır ve hayvancılık iken, günümüzde çay tarımı olduğu görülür. Kivi meyvesi üretimi de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Çay ile ilgili olarak: Çaykur Genel Müdürlüğüne ait 3 ve özel sektöre ait 4 çay fabrikası bulunmaktadır. İlçede, çay dışında: deri ve kereste sanayi var. Buna bağlı olarak, mobilyacılık ta gelişmiş durumda. El beceresi ve zevkin kaynaşması ile ortaya çıkan birbirinden güzel mobilyalar,  dayanıklılıkları ile tanınıyor.

Burada, dünyaca ünlü puro tütünü yetiştiriliyor. Normal  tütünden farklı olan ve yaprakları 1 metreye kadar büyüyen puro tütünü: bu ilçede yetişiyor. Bu tütün, buraya has “Pazar Puroları”nın yapımında da kullanılıyor. Ancak, son yıllardaki “mavi küf” hastalığı nedeniyle, puro tütünü üretimi yok olmuştur.

KADINLAR PAZARI:

İlçenin doğusunda akan, Atina deresine paralel kurulan meyve-sebze pazarının girişinde bulunuyor. Kadınlar: her Pazartesi-Perşembe günlerinde: kendi elleriyle hazırladıkları: tereyağı, peynir, minci gibi hayvansal gıdaların yanında, bahçelerinde yetiştirdikleri meyve, sebze, tohum, fide gibi ürünleri satışa sunuyorlar. Bol yağış alan bölgede, her an yağmurla karşılaşma ihtimaline karşılık, Belediye önlem olarak, onlara üstü kapalı bir yer sağlamış. Gün içinde alışverişe gelenleri güler yüzle karşılayan kadınlar, akşam tekrar köylerine dönüyorlar. Zaten: Sessizdere, Papatya, Elmalık, Kocaköprü, Yemişli, Kesikköprü köylerinden gelen kadınlar: ellerindeki ürünleri satmanın yanında, memleketlerinden uzakta yaşayan gurbetçiler için, bu Pazar yeri, aynı zamanda bir buluşma noktası işlevi de görüyor.

Evet, Pazar ilçesinde, kadınlar, yörede eski ve yaygın bir gelenek olan “Kadınlar Pazarı” geleneğini günümüzde de sürdürüyorlar. Pazarda: tereyağından, mısır ununa, kabaktan kara yemişe, turşudan pekmeze kadar tanıdık tatları bulabilirsiniz. Satılan ürünler her ne kadar mevsime göre değişiklik gösterse  de, özellikle tereyağ ve peynir her mevsim bulunabiliyor.

Sizlerde, Pazar ilçesinde bulunduğunuz sürede, mutlaka kadınlar pazarını ziyaret edin. Hiçbir katkı maddesi kullanılmadan, tamamen doğal yollarla üretilen tatlar görebilirsiniz.

 

NE YENİR:

Yörede: hamsi ve lahananın özel bir yeri var. Çünkü, bütün yemek çeşitleri, bunlar çevresinde yoğunlaşıyor. Burada: mutlaka hamsi ve lahana ile yapılmış yiyecek maddelerinden tadabilirsiniz. Örnek mi? Ayran doğraması, çılbır, çırıhta, çirmulis, hamsili pilav, hamsili ekmek, hamsi kuşu, hamsi tavalisi, herse, hoşme, kabak filisi, lahana çorbası, muhlama, pekmezli kabak, lahana sarması.

 

NE SATIN ALINIR:

Bölgede: sepet ve sandalye örücülüğü, günümüzde de sürdürülmektedir. Sepetlerde: el sepeti ve kaşıklık (Gamal) gibi türleri bulunuyor. Meyve sepeti ince, uzun ve koni biçiminde. Gamal ise: daha çok Trabzon’da yaygın olarak kullanılmasına karşın, ilçe insanı tarafından, genellikle kola takılarak taşınıyor. Bunları görüp satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER:

KIZ KALESİ:

İlçe merkezinin batısında, küçük bir yarımada üzerindedir. Kayalık bir zemin üzerinde kurulmuş. Böylece, kara ile bağlantısı kesilmiş. Yazlık olarak düşünülmüştür.

Kalenin duvarları: 7 x 7 metre ölçülerinde. Bu duvarlarda, muhteşem bir taş işçiliği görülüyor. Giriş kapısı: batıda. Güney surları yıkık. Sağlam kalan bir duvarda: mazgal pencereleri ve yuvarlak kemerli, üst kat pencereleri var.

Kız kalesinin kesin olarak kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. 13. ve 14. yüzyıllarda, yapıldığı sanılıyor. Rodos şövalyelerinden birinin, bir prenses için yazlık olarak buraya yaptırdığı rivayet edilmektedir. Limanın da gözetleme kulesi olduğu düşünülüyor. Osmanlı döneminde, kale onarılarak kullanılmıştır.

 

CİHAR KALE:

Eski ipek yolu üzerinde, Zil kalenin bir  sonraki ayağıdır. Sahilden 7 km. içeridedir. Yücehisar köyü sınırları içindedir. Hemşin deresinin doğusundadır. Yapılış tarihi ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmese de, büyük ihtimalle, 13-14.yüzyıllar arasında, Trabzon Pontus İmparatorluğu döneminde yapıldığı düşünülmektedir.

Ana plan olarak yuvarlaktır. Surların taş işçiliği, pek muntazam değildir. Kapısı: kuzey doğudadır. İki kule ile desteklenmiştir. Ortada: yine daire planlı bir kale bulunmaktadır.

Günümüzde, yoğun orman, çalılarla kaplı kaleyi dahi iyi tanımlamak için küçük bir temizlik ve kazı yapmak gerekir. Cihar kale, belki de Pazar, Zil ve Varoş kaleler ile çağdaştır. Sahilden iç bölgeye kadar Hemşin vadisinin kontrol noktalarından birisi olarak kullanılmıştır.

 

YÜCEHİSAR CAMİSİ:

Yücehisar isimli köyün merkezindedir. Bir medrese ile birlikte, 1799 yılında, Ayşe Hanım tarafından yaptırılmıştır. Yapı: kagirdir.

Camiye kuzey taraftaki medreseden iki kapı ile girilir. Harim doğu-batı yönünde uzanır. Giriş bölümü üzerinde mahfil kısmı bulunur. Mihrap, beş silme ile çevrilmiştir. Alınlık kısmı üzerinde mihrap ayeti yazılıdır. Niş içerisinde ise, yağlı boya ile yapılmış, yarı açık bir perde tasvir edilmiştir.

Caminin kuzeybatısındaki ana giriş kapısının kanatları üzerinde geometrik sekizgen geçmelerden oluşan bir süsleme vardır. Minber aynalığı üzerindeki barok karekterli, merkezde büyük bir daireye bağlanan S ve C kıvrımlarına yer verilmiştir. Mahfil korkuluklarının iç yüzünde geometrik ve bitkisel süslemeli bir bordür dolaşmaktadır. Caminin ahşap süslemeleri Hemşin-Bilenköy camisi ile yakın bir benzerlik göstermektedir. Medresenin zemin katında taş ocaklar bulunmaktadır. Seki ve sıralar bozulmuştur. Üst katta bulunan iki odanın batı tarafında, inşa kitabesi bulunmaktadır.

 

KALECİK (SİVRİ KALE) KALESİ:

İlçenin, 5 km. batısında, Kalecik deresinin denize ulaştığı yerdedir. Oldukça yüksek bir burun üzerinde kurulmuş. Ancak ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. Ama, büyük olasılıkla, 13-14.yüzyıllar arasında, Trabzon Pontus İmparatorluğu zamanında yapıldığı tahmin ediliyor. Kale: kesme taş ve moloz taş kullanılarak yapılmış. Bu yüzden, planı tam olarak çözülememiş. Ama, ortasında yüksek bir kule var ki, bu kule gözetleme amacıyla kullanılmış.

Trabzon-Rize sahil karayolunun yapımında, bu kalenin de bir kısmı yıkılmış.

Tokat, Pazar

7.062 kişi okudu!

Tokat il merkezinin hemen yanında. Burada, Mahperihatun kervansarayında ve Ballıca mağarasında mutlaka bir süre mola vermelisiniz.

ULAŞIM:

İlçe merkezi, Tokat-Turhal karayolundan 5 km. içeridedir.

Pazar ilçesinin, il merkezi olan Tokat’a uzaklığı ise: sadece 25 km. dir.

 

xxxxxxxxxxx

TARİHİ:

İlçe, Selçuklular  döneminde, Sultan Gıyasettin Keyhüsrev tarafından; muhtemelen 951 yıllarında kurulmuştur. Ancak: yörede, daha önceki dönemlerde de yerleşim bulunduğu kesindir. Şöyleki: Pazar yöresinde uzun süre Romalılar ve ardından Bizanslılar egemen olmuşlardır. Daha sonra ise, bölgede: Danişmentli Melik Ahmet Gazi görülür. Takip eden tarihi süreçte: 1256 yılında İlhanlılar, 1335 yılında Eretnaoğulları, 1381 yılında Kadı Burhanettin ve 1392 yılında ise, Osmanlılar görülür.

İlçenin isminin kaynağı: İlçe önceleri “Kazaabat” sonra “Kazova” ve takip eden dönemde: “Ayan Pazarı” ve “Aynalı Pazar” ve Cumhuriyet  döneminde ise “Pazar” olarak isimlendirilir. 1987 yılında İlçe merkezi olmuştur.

GENEL:

İlçe merkezinin denizden yüksekliği: 623 metredir. Güney sınırı dağlık, kuzey sınırı ise: Yeşilırmak ile çevrilidir.

Yörede mevcut ormanlık alanlar, bir hayli fazladır. Sulama ise, Yeşilırmak tarafından sağlanmaktadır.

İklim: yörede, Karadeniz ve Orta Anadolunun karasal iklimi egemendir. Buna göre: kışlar ılık ve yağışlı, yazlar ise sıcaktır.

İlçe ekonomisi: tarıma dayanır. Çünkü, halkın büyük bölümü, tarım ile uğraşır.

xxxxxxxxx

GEZİLECEK YERLER:

MAHPERİ HATUN KERVANSARAYI:

Pazar ilçe merkezindedir. Anadolu Selçuklu eserlerinin en güzellerindendir. Hem açık, hem de kapalı kısımları olan, medrese tarzında inşa edilen bir kervansaraydır.

Anadolu Selçukluları döneminde, Sivas-Tokat-Amasya-Samsun-Sinop kervan yolu üzerinde kurulmuştur. Taç kapısı: Anadolu Selçuklu dönemi klasik özelliklerini taşımaktadır. Kapı üzerinde, kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabeye göre: Kervansaray yapısı: Sultan I.Alaaddin Keykubat eşi Mahperi Hatun tarafından; 1239 yılında yaptırılmıştır. Belki merak edenler olabilir. Mahperi Hatun kimdir? Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat: stratejik öneme sahip Alaiye kalesine saldırdığında, burayı koruyan Kyr Vard isimli komutan: direnmeden kaleyi teslim eder. Ancak, daha sonra, Sultan’ın adil ve dürüst davranışlarına hayran olur ve Müslümanlığı kabul eder. Kızı Huand’ı da, Sultan ile evlendirir. Huand: takip eden dönemde “Mahperi Hatun” adını alır. Alaaddin Keykubat’ın ölümünden sonra, Selçuklu tahtına geçen Gıyaseddin Keyhusrev, Mahperi Hatun’un oğludur. Bunlar: Kayseri ve Konya yörelerinde yerleşik iken, burada bu kervansarayın yapılmasının ve bu isimle anılmasının sanırım tek nedeni: bir şekilde, bu yöreden geçmeleri ve yöredeki ihtiyacı hissederek, böyle bir kervansaray yaptırmalarıdır.

Evet, yapının dış duvarlarına payandalar konularak: kale görünümü verilmiştir.

Günümüzde: üst örtüsü tamamen ortadan kalkmıştır. Halen, burada, özel bir şirket tarafından işletilen bir restoran bulunuyor. Burada: 700 yıl öncesinde yapılan yapıda, her türlü eğlence aktiviteleri düzenlenebiliyor, sizler de, zamanınız olursa, bir yemek molası verip, Tokat kebabı tadabilirsiniz.

BALLICA MAĞARASI:

Ballıca mağarası, ilçe merkezine 8 km. uzaklıktadır. Tokat-Ballıca Mağarası hakkında, ayrıntılı yazımı, yine bu sitede, Ballıca Mağarası başlığı altında bulabilirsiniz.

 

Tokat, Pazar, Ballıca Mağarası

13.074 kişi okudu!

Evet, burada, Türkiyenin hiçbir mağarasında bulunmayan soğan sarkıtları var. Belki de, dünyanın 8’nci harikası? Gidin, görün karar sizin.


YERİ:

Tokat’ın 26 km. güney batısındaki Pazar ilçesinin Ballıca köyündedir. Mağaraya ulaşmak için, Pazar ilçesinden, 8 km. daha ilerlemek gerekiyor. Bu yol: kral yoluna bağlanan, Selçuklu dönemine ait, bir köprünün yanından geçiyor. Yapımı: 1238 yılına tarihlenen ve 2006 yılında restorasyon çalışmalarına başlanan “Mahperi Sultan Kervansaray” ı da, Mağara yolu üzerinde görebileceğiniz bir yer.

Özel aracınız yoksa, mağaraya ulaşmak için, Tokat’tan 45 dakikalık bir yolculuk yapmanız gerekiyor. Sonra: minübüsten inince, taksiler var. Önce pazarlık yapın ve daha sonra, taksi ile, dağlara doğru 20 dakikalık bir yolculuk yapacaksınız. Daha sonra: taksi sürücüsü, 1 saat ya da daha uzun bir süre sizi bekleyecek ve sizi minübüs durağına geri götürecek. Ancak: şunu unutmayın, veya taksi ile pazarlık yaparken aklınızda bulunsun, mağara çok uzun, yaklaşık 1 km. uzunluğunda, biraz merdiven çıkmak gerekecek, bir yamaç turu yapacaksınız ve asıl yola geri döneceksiniz. Yani: bir saat biraz yetersiz kalıyor, siz iki saat üzerinden antlaşma yapın. Aksi halde; acele etmeniz gerekecek ve keyf alamayacaksınız.


MAHPERİ SULTAN KERVANSARAYI:
Mağaraya giderken, yol üzerinde göreceksiniz. 1238 yılında yapılmış. 12’nci yüzyıldan bu yana, Anadolu’dan Karadeniz’e gelen kervansarayların konaklama ve dinlenme yeri.

GENEL ÖZELLİKLERİ:
Buraya: İndere mağarası adı da verilir. İndere: mağaradan 50 metre uzaklıkta. Evet, mağaranın yaşı: yaklaşık 3-4 milyon yıl olarak tahmin edilmektedir. Deniz seviyesinden: 1085 metre yüksekliktedir. Uzunluğu: 680 metredir. Yüksekliği ise: 94 metredir. Bunun 19 metresi yukarı, 75 metresi ise aşağı doğrudur. Bu ölçüleriyle: dünyanın en büyük ve en görkemli mağaralarından biridir. Dünyadaki en iyi mağaralar listesinde, üst sıralarda yer alıyor.

Mağara: yarı yatay, yarı dikey olarak, birbirine bağlı, 5 kat ve 8 büyük ana salondan oluşmaktadır. İkisi giriş katında olmak üzere, beşi de giriş katı ile onun altında olmak üzere, yedi katlı bir mağara görünümündedir. Mağaranın bütün katlarında: su birikintileri ve havuzlar bulunmaktadır. Tabanda, su akımı olmadığından, zemin çamurla kaplıdır. Bazı bölümlerdeki oluşumlar, günümüzde devam etmektedir. Kristalleşmiş kireçtaşından meydana gelmiştir. Sınırlı kireçtaşı oluşumu göz önüne alındığında: mağaranın hacmi inanılmaz derecede büyüktür. Buradaki kireçtaşlarının yatağı yoktur. Özürlü ve kırılmış, ayrıca çatlaklar kalsiyum karbonatla doldurulmuştur.

Mağaranın içinde: Türkiye’de hiçbir mağarada bulunmayan: soğan sarkıtlar var. Bu sarkıt ve dikitlerin güzelliği ise, ayrı bir turistik değer oluşturuyor.

Mağara içindeki ısı: sürekli olarak 18 derecedir. Ortalama nem oranı ise: % 54 dür. Mağaranın bol oksijenli havası, nefes almayı kolaylaştırır.

Mağaranın değişik yerlerinde, koloniler halinde; “cüce yarasalar” yaşamaktadırlar.


MAĞARADA GEZİ PLANI:
Mağara: Ankara Mağara Araştırma Derneği speleologları tarafından, ilk defa 1987 yılında incelenmiş, 1990 yılında ikinci inceleme yapılarak, mağaranın haritası çıkarılmıştır. Bunun ardından, Tokat Valiliğinin isteği üzerine, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinden Prof.Dr. Baki Canik ve ekibi tarafından, 1992 yılında, yeni bir araştırma yapılmıştır. Bunu, Maden Teknik ve Arama Enstitüsü Jeolojik Etütler Dairesinden bir ekibin, 1994 tarihinde yaptığı yeni bir araştırma izlemiştir.
1995 yılında: yürüme yolları ve ışıklandırma çalışmaları yapılmıştır. İçeride: 8 salon ziyarete açıktır.

Evet: mağaranın içinde gezimize başlayalım: sessiz bir yer altı atmosferine giriyorsunuz. Bu arada: geziye başlamadan önce hatırlatmak istiyorum. İçeride: flaşlı fotoğraf makinesi kullanmak kesinlikle yasaktır. Çekim yapmak istiyorsanız, video kamera götürmenizde yarar var. İçerisi: serin ve sabit bir sıcaklığa sahip.

Önce; girişten 40-50 metre sonra, geniş bir salona ulaşıyorsunuz. Bu salonda: havuz bulunuyor. Burada: yüksek sıcaklık (20 derece) ve düşük nem oranı var. Bunun sonucunda: damlataşları oluşturan kalsit kristallerinin aralarındaki bağ zayıflamış, pul pul kabarmış bir görünüme bürünmüştür. Salonun tavan yüksekliği 2-3 metre ve genişliği: 2-5 metredir. Ortada: harç kullanılarak oluşturulmuş, dikdörtgen bir yapı var. Harçlı yapı: mağaranın geçmiş dönemlerde kullanıldığına işaret ediyor. Mağaranın içinde, bazı yerlerde, bir sandalyenin üzerinde oturmuş insanlar görebilirsiniz. Bunlar: genelde astım hastaları.

BÜYÜK DAMLATAŞ MAĞARASI: Havuzlu salondan çıkıp, sütun ve sarkıtlardan oluşan dar bir geçitten yürümeye devam ediyorsunuz. Girişe 150 metre uzaklıkta bulunan, mağaranın en geniş yeri olan “Büyük Damlataşlar Salonu” na geliyorsunuz. Kırık hatlar boyunca, sütunlar oluşmuş. Salondaki küçük havuzlar: mağara incileriyle kaplanmış. Salonda: nem oranı yüksek ve açık havaya oranla, dört kat daha fazla oksijen var. Dev boyutlu: sarkıt ve dikitler var. Bunlar: kırmızı, sarı, yeşil ve mavi renkleriyle muhteşem bir görüntü ortaya çıkarmış.

Evet, bu salondan, kuzey ve kuzeydoğu yönünde, yürüyerek ilerliyorsunuz. Karşınıza: Çamurlu salon, Fosil salon ve Yarasalar salonu çıkacak.

ÇAMURLU SALON: Yatay bir geçitle ulaşılan salon: sarkıt, dikit ve küçük havuzlardan oluşuyor.

FOSİL SALON: Kuzeydeki son galeridir. Mağaranın, en üst noktasında bulunuyor. Sıcaklık: 24 dereceye kadar ulaşıyor. Mağaranın en yaşlı salonlarından biri olan burada, nem oranı: % 40 civarında.

YARASALI SALON: Bu salonda: cüce yarasalar bulunuyor. Yalnız: bu salona inmek için, merdivenli ip kullanmak gerekiyor. Uzunluğu:25-35 metre, genişliği ise: 8-20 metredir. Bu salonda: gelişim halindeki sarkıtlar, mağara gülleri, mağara iğneleri ve damlataş havuzu var. Genç salonlardan biridir. Salonun sıcaklığı: 13 derece, nem oranı ise: % 84 dür.

ÇÖKÜNTÜ SALONU: Kuzey-güney doğrultusunda bulunan, muhteşem galeri olarak da adlandırılan galeriye bağlanır. Salon: adını, tabanında bulunan iri bloklardan alır. Burada: büyük blok ve kayalar var. Bloklar arasında bulunan derin kuyular, mağaranın alt katlarıyla bağlantılıdır. Tavandan 3 metre yukarıda bulunan kalsit oluşumların sınırları, yer altı suyunun geçmişteki seviyesini gösteriyor.

SÜTUNLAR SALONU:
Çöküntü Salon ve Bloklu Mahzen’den sonra, geçilen bir köprü ile, Sütunlar salonuna ulaşılır. Mağaranın en büyük sütunu olan: 18 metre boyunda ve 8 metre çapındaki sütun, bu salondadır. Sütunlarla, odalara ayrılmış, büyük bir galeri görünümü veren salonun tavan yüksekliği: 15 metreyi bulur. İkiye ayrılan yürüme yolunun kuzey yönü, Mantarlı Salonu, güney yönü ise, Yeni Salon’a ulaşır.

MANTARLI SALON:
İri soğan sarkıtlar ve salona adını veren mantar şeklinde gelişmiş dikitler var. Damlalık sarkıtların en güzel örnekleri bu salonda bulunuyor.

YENİ SALON:
Mağaranın, en genç salonudur. Burada bulunan sarkıt, dikit ve havuzların yanı sıra: yaprak, perde ve pırasa şeklindeki oluşumlar, büyüleyici görüntüler oluşturmaktadır. Salonun sonuna doğru: 65 metre derinlikte yer alan göle, mağara suyunun aktığı bir sifon bulunuyor. Mağaranın gezilebilen son bölümünde ise, renkleri ve oluşumlarıyla şaşırtan genç soğan sarkıtlar bulunuyor.

MAĞARANIN ÇEVRE DÜZENLEMESİ:
Mağaranın önünde bulunan tesislerde dinlenebilirsiniz. Burada: doğal çevrenin güzelliğini daha iyi gözlemleyeceksiniz. İnsan, burada kendini uçaktan bakıyor gibi hissediyor. Bu tesislerde: yöresel el sanatları (ilginç el baskısı yada serigrafi) da sergileniyor. Küçük fırında: Tokat kebabı ve köylü kadınların yaptığı gözlemenin tadına bakabilirsiniz. Özellikle, Tokat kebabı yemeği ihmal etmeyin.


SONUÇ:
Evet, bu mağara: gerçekten sayısı önemli değil, ama dünyamızın bir harikası olarak nitelendirilecek özellikleri olan bir yer. Sarkıt, dikitlerinin muhteşem şekilleri ve renkleri var. Özellikle: renkler, bunları tarif etmek mümkün değil, yalnızca görünce bana hak vereceksiniz. Ama: şunu da söylemeden geçmek istemiyorum, kapalı yerler fobisi yani korkusu olanlar, bu mağaraya girmesinler. Özellikle: mağaraya girdiğinizde, içerideki yoğun oksijen ilk anda, belki size farklı duygular hissettirecek ve belki de rahatsız olacaksınız (özellikle sigara içenler), ama daha sonra inanın bu yoğun oksijeni solumanın tadına varacaksınız. Ayrıca: son bir uyarı, kışın buraya gitmenizi önermiyorum, yol sorun yaratabilir, bunun dışında gittiğinizde de, içerisi bayağı serin, tedbir almanızda yanınıza bir üst giysisi almanızda yarar var. Fotoğraf makinası almayın, yasak. Video kamera almanızda yarar olabilir.

Evet, iyi geziler.