Karadağ Sveti Stefan

127 kişi okudu!

Karadağ ülkesinin turizm açısından en değerli bu mekanı, gerçekten görülmeye değerdir. Uzaktan (maalesef yanına yaklaşmak mümkün değil) bütün turlar, bu güzel adanın uzaktan muhteşem güzel fotoğraflarını çekmek için kısa molalar veriyorlar. Hatta: bu molalar sırasında, otobüsten inince, yolun karşı kıyısına geçmek tam bir macera, çünkü yol çok işlek ve bu sırada karşıdan karşıya geçmek neredeyse imkansız oluyor. Neyse, sayın tur görevlileri, bu güzelliği gördüğünüzde başınız dönüyor ve sizlere hiçbir şey söylemiyorlar. Veya, bir iki kelime, bu adanın Singapurlu bir işadamı tarafından satın alındığı (hayır, kiralama) ve otele dönüştürüldüğü gibi kısa bir bilgi veriliyor. Merak edenler için, ben aşağıda ayrıntılı bilgi vereceğim.

Evet önce: buraya ismini veren Aziz Stephen’den söz etmek istiyorum. Kendisi halen Rusya dahil tüm Slavlar tarafından kullanılan kril alfabesinin yaratıcısıdır. Ayrıca Hıristiyanlıkta ilk şehit olarak kabul edilen kişidir.

      

Tarihçe:

Sveti Stefan ile ilgili ilk kayıtlar, 1442 yılında deniz kıyısında bir kale olarak görülür. Efsaneye göre: Sveti Stefan adasına 1442 yılında bir kale inşa edilir ve adanın çevresi, adada yaşayan ailelerin Osmanlı ve korsal saldırılarından korunması için duvarlarla çevrilir. Kalenin ön kapısı üzerindeki balkon “Pastrovici” mahkemesi tarafından “adalet yeri” olarak kullanıldı ve anlaşmazlıklar burada çözüldü.

4’nci Osmanlı-Venedik savaşı sırasında, adada bulunan kasaba yakılıp yıkılır. Adadaki yönetici Pastrovici, 1539 yılında Barbaros Hayrettin Paşa’nın Kotor şehrini kuşatması sırasında yine bu bölgede Jaz denen yere demirlemiş Osmanlı gemilerini yağlamamış ve yakılıp yıkılan kasabayı yeniden tahkim etmiştir.

15’nci yüzyılda, ada, korsanlar için bir sığınak olmuştur. 1800’lü yıllarda, adada 400 kişinin yaşadığı bir köy bulunduğu bilinmektedir.

Adada bulunan Praskvica Manastırı: efsaneye göre 1050 yılında kurulmuş bir Sırp Ortodoks manastırıdır. Manastırla ilgili ilk yazılı belge 1307 yılında görülür. Manastırın 4 kilisesi vardır. Bunlardan bir tanesi, II. Dünya savaşında komünistler tarafından tahrip edilmiştir ve daha sonra kumarhaneye dönüştürülmüştür. Adada halen Aziz Stephen (Novak Cokoviç’in düğünü burada yapılmıştır) kilisesi bulunmaktadır.

Adadaki köylüler ise, ana karaya taşınmıştır.

1934-1936 yılları arasında inşa edilen Villa Milocer: Sırbistan Karadorjeviç ailesinden Kraliçe Marija Karadorjeviç’in; 1900-1961 yılları arasında kullandığı yazlık evdir. Burası: 2008-2009 yılları arasında Sveti Stefan’ın tatil beldelerinin bir parçası olmuştur. Dünyanın en güzel küçük plajlarından biri olan “Queens plajı” buraya yakındır.

Zamanla: ada dünyanın yüksek profilli elitlerinin uğrak yeri olmuştur. Bunlar arasında ismi bilinenler: Elizabeth Taylor, Sophia Loren, Prenses Margaret, Orson Welles, Carlo Ponti gibi ünlüler sayılabilir. Ancak: Yugoslavya döneminde ünlenen ve Adriyatik Bahçesi olarak tanımlanan bu ada: 1990’larda Yugoslavya’nın dağılmasının ardından, cazibesini kaybetti.

Karadağ hükümeti, adanın eski cazibesini kazanması için, uluslar arası teklifler topladı. Bunlar arasında en uygun teklifi veren “Aman Resorts” ile 2007 yılında anlaşma imzalandı. 30 yıllık kiralama şartı olan tesis, yenilenerek 2009 yılında hizmete açıldı.

      

Önemi:

Ada, “Lonely Planet” tarafından, dünya çevresindeki en göz alıcı 10 yerden biri olarak seçilmiştir. Adayı, ana karaya bağlayan yoldaki köprünün kıyısında bulunan villa: “Amerikan Bilimler Akademisi” tarafından, 2006 yılında “Five Stars Elmas” ödülüne layık görüldü.

 

Güncel:

Burası: günümüzde Karadağ Budva Belediyesine bağlıdır. Budva şehrinin güneyinde 10 km uzaklıktadır. Mesafe uzun gibi görünse de buraya birçok kişi Kotor şehrinden yürüyerek gidiyormuş. Arabayla buraya ulaşmak için 15 dakika yeterlidir. Hani, niye buraya gidelim derseniz, adanın kuzeyinde halka açık bir plaj var.

Adriyatik denizi kıyısında küçük bir adacıktır ve günümüzde adada bulunan tesisler, 5 yıldızlı otel olarak kullanılmaktadır. Daha önce bir ada olan burası, şimdi dar bir geçitle ana karaya bağlıdır.

Adanın Adriyatik denizi kıyısında 2 km uzunluğunda bir sahil şeridi vardır.

Yeniden düzenlenen tesisin cazibesinin artmasındaki en büyük etken: 2014 yılında ünlü Sırp tenisçi Novak Djokoviç’in düğününün burada yapılmış olmasıdır.

Bir zamanlar küçük bir ücret karşılığı adayı ziyaret etmek mümkün iken, günümüzde böyle bir durum söz konusu değildir. Birçok turist, adanın güzel manzarasını sunan, ana yol boyunca yer alan manzara noktalarında durup fotoğraf çektirmektedir. Merak edenler için, öğrendiğime göre, adada bir gecelik konaklama ücreti 800 eurodur. Adanın kuzeyinde, Aman Resort’un bir parçası olan sahilde şezlong kirası 80 eurodur. Adanın güney plajı ise, ücretsizdir. İki şezlong ve bir güneş şemsiyesi kiralamak için 15 euro ödemeniz gerekir.

 

Karadağ Genel

164 kişi okudu!

Karadağ, diğer ismiyle “Monte Negro” Karadağ ülkesiyle ilgili ayrıntılı bilgi vermeden önce, şunu bilmeniz gerek. Karadağ ülkesi sınırı girişi çok sıkı, daha doğrusu berbat denebilir, insanları ve araçları didik arıyorlar ve sınırda saatlerce beklemek gerekiyor. Özellikle kiralık araba ile bu ülkeye gideceklere veya gireceklere duyurulur.

Sadece Türkçe’de değil, uluslar arası manada da Karadağ olarak bilinen bölgenin özelliği, güney Slavların Arnavutlarla çiftleşmesiyle oluşan halka Karadağlılar denir. Bunlar Sırpça konuşur, Ortodokstur, ama kökenleri Arnavuttur. Yani, Slavlaşan, Ortodokslaşan Arnavutlara Karadağlılar denir. Arnavutlukta akrabaları olmalarına rağmen, Slav kültürünü ve Ortodoks inancını benimsemişlerdir. Karadağ’da, Müslüman varlığı çok azdır.

Karadağlılar, yani bu küçük halk, Slavların etkisinin yoğun görüldüğü, artı olarak Arnavut karakteri, yani savaşçı, inanılmaz mücadeleci bir halk olarak tanırı.

Ülke, özellikle Yuğoslavya döneminde, Adriyatik kıyılarına açılan harika limanlarıyla değerlendirilmiştir. Günümüzde başkent olan şehrin, Yuğoslavya dönemindeki ismi “Tito şehri” dir. Yani “Titokrat” olan şehir uzun süre önemli bir merkez olmuş, Yuğoslav ekonomisinin koordine edildiği ve dünyaya açıldığı yer olmuştur. Yuğoslavya ülkesinin en büyük limanı burada kurulmuş ve tren ile doğrudan Belgrad şehrine bağlanmıştır.

Nüfusları 670 bin civarında olan bunlar çok şanslıdır. Eurozon sistemine geçmişler, Avrupa Birliğine üye olmamalarına rağmen, AB yolunda hızla ilerlemektedirler.

Sırpların savaş suçları konusunda suç ortağıdırlar. Dubrovnik şehrini bombalayan bunlardır. Hırvatistan bağımsızlığını ilan ettiğinde, Karadağlılar Sırplarla birlikte Dubrovnik şehrini bombaladılar. Çünkü Karadağlılar; Sırpların bir ileri karakolu olarak Sırplarla her zaman yakın ilişkide bulunmuşlardır.

Ama Sırplara, Hırvatlara ve Boşnaklara bakarak, görünüşleri ve yaşayışları farklıdır. İlginç bir halk, Osmanlı, onlara her zaman kara bir kabus gibi çökmüştür. O dönemlerde Karadağlılar, Kotor merkeze, Dubrovnik şehrine kaçarlar ve her zaman için kaçak bir hayat sürmüşlerdir. Osmanlı baskısı karşısında, sürekli Ortodoks dinini savunarak din savaşı, yani baskıyı bir din savaşı olarak algılamışlardır. Çünkü o dönemde, Osmanlı bir ulusallık iddiası gütmemiş, tek ölçü din olmuş, dolayısıyla haçlı ittifakları oluşmuş, Karadağlılar o konuda çok çaba sarfetmişlerdir. Yani: tarih boyunca Osmanlı ile çatışmaları, gündelik yaşamlarına da yansımıştır. 1993 yılında Hırvatistan’ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra, çok şiddetli savaşlar olmuştur. Sırplar, bölgedeki Karina Sırpları tehlike altında deyip, Yuğoslav halk ordusu kavramını ve güçlerini kullanarak Karadağlılarla birlikte Hırvatlara saldırmışlardır. Hatta: aynı dönemde, Sırp Lider Slovan Miloseviç, yanına aldığı Karadağ liderine “Sonuçta, Hırvatlar, tarihi anlamda Türkler gibi düşmanımız değildir” sözünü söylemiştir. Yani: “Tarihi düşmanımız Türklerdir” demiştir.

O zamandan kalma küçük bir prenslik olan Karadağ, günümüzde Rusya’nın arka bahçesi gibidir. Ama, bu durum, olumsuzluklar da yaratmıştır. İmar konusunda yöre beter olmuş, dipdibe yapılar, mahfedilen ormanlık alanlar görülür.

Emlak konusunda, ülkemizde güneydeki yazlık kültürü neyse, Ruslar için de Adriyatik denizi kıyılarında uygun fiyatlı yazlık villa alternatiflerinin başında Karadağ gelir.

Rusya ile olan yakın ilişkilerinden dolayı, AB opsiyonu açık kalmak şartıyla, nispeten diğer balkan ülkelerine göre, çok küçük nüfusundan dolayı, refah seviyesi daha yüksektir.

Evet, Adriyatik denizi kıyısındaki bu küçük ülke, Avrupa Birliğine üye olmasıyla birlikte gelecek Shangen vizesi nedeniyle, günümüzde mutlaka gidip, tüm güzelliklerinin yaşanması uygun olan bir yer olarak önem kazanıyor. Özellikle: Sveti Stefan, Budva ve Kotor gibi yerleri, zaten dünyaca ünlü turizm cenneti denebilir.

Karadağ, günümüzde Türk yatırımcılar için de çekici olmuş ve Türk yatırımcılar burada inanılmaz yatırımlar yapmışlardır. Dubrovnik marinası, Doğuş gurubu tarafından işletilmektedir. Kotor şehrinin tam karşısındaki antrepolar, yine bir Türk yatırımcı tarafından satın alınmış ve beş yıldızlı otel yapılmaktadır. Ayrıca, Karadağ ülkesinde Türkler: esnaf (halıcı, derici, kuyumcu gibi) olarak da karşımıza çıkarlar.

Arnavutluk Tiran

10.051 kişi okudu!

 

Şehrin diğer isimleri: Tirana, Tirane, Tirona’dır. Kelime anlamı: “mutlak güç” dür. İtalya’ya yakın olması nedeniyle: gerek ülkede ve gerekse şehirde, yaygın İtalyan etkisi görülür.

 

Ulaşım:

Şehir deniz kıyısında değildir. Ancak, ülkenin deniz kıyısındaki sahil kesimine ulaşmak için, buradan geçmek gerekiyor.
Ülkenin tek havaalanı: bu şehirdedir. Mother Theresa Havaalanı.Havaalanı kodu: TİA. Alan: 2007 yılında yenilenmiştir. Havaalanında, duty-free bölümü yok, boşuna aramayın.
Havaalanından şehir merkezine gitmek için çeşitli alternatifler var. Bunlardan birincisi, 2 euro karşılığında kullanabileceğiniz Rinas Express. Bir taksi kullanmak isterseniz, havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım, 20 euro oluyor. Ancak, fiyat sabit değil, mutlaka pazarlık yapmanız gerekiyor. Havaalanındaki taksiler: gri gövde renkli ve üzerinde kırmızı bir işaret bulunuyor.

Ülkemizden, buraya gitmek için karayolu ve havayolu olmak üzere, iki alternatifiniz var.
Son bir not: Arnavutlar ülkemize geldiklerinde bol miktarda alışveriş yapıyorlar yani bavul turizmi yaygın. Ancak: siz, bu ülkeye gitmek için uçağa binerken, bir anda, size bavul veya valizini vermek isteyen birçok Arnavut ile karşılaşıyorsunuz. Aman dikkat, bunların bavul ve valizlerini almamanızı öneririm. Çünkü, ülkeye girişte, yani Arnavutluk girişinde, aniden kaçakçı damgasını yiyebilirsiniz.
Son bir not: Arnavutluk bizlere vize uygulamıyor ama elbette, sınırdan ülkeye girerken, “niye geldiğiniz” şeklinde, bir sözlü soruya muhatap oluyorsunuz. Bu sorunun yanıtını, önceden hazırlamanız da yarar var. En geçerli yanıt, elbette: turizmdir.

Tarihi:

İlk olarak MÖ 12’nci yüzyılda bu bölgede yerleşim görülür. Çevrenin dağlarla çevrili olması yani güvenli bir yer olması nedeniyle tarih boyunca yerleşim olur. Aynı zamanda, bir geçiş bölgesidir. Adriyatik denizi kıyısından dolayı, son derece önemli bir korsan merkezi olmuştur. Ticaret ne zaman geliştiyse korsanlık ta gelişmiştir. Bu yüzden, savaşlar hiç eksik olmamıştır. Romalılar, Roma döneminde buraya son derece önem verirler. Roma’dan sonra Bizans ve sonrasında Osmanlı görülür.

Şehir, Osmanlı yönetiminde kaldığı süreçte, önceleri küçük bir kasaba iken, zamanla gelişmeye ve büyümeye başlamıştır. 1614 yılında, Süleyman Paşa Bargjini isimli bir yerel feodal bey tarafından: bir cami ve ticaret merkezi kurularak, ilk kez inşa edilmeye başlanmıştır.

Zamanla, Osmanlı yönetiminde, Türk’e ve Türk isimlerine o kadar yakınlık göstermişler ki, günümüzde bile, birçok cadde, sokak ve semt isimleri, Türkçedir. Hatta: Osmanlı döneminde, Osmanlı idaresinde 35-40 kadar Arnavut asıllı Sadrazam görev yapmıştır. Köprülü ailesi, Mehmet Akif Ersoy Arnavuttur. Böylece: Arnavutlar, Türk toplumunun bir parçası olmuştur. Osmanlı döneminde yine Yeniçeriler arasında çok sayıda Arnavut asıllı yeniçeri vardır. Aynı şekilde, Balkanların İslamlaştırılmasında, Arnavut Bektaşi tekkeleri çok etkili olmuştur. Bu ülkede, hala kırka yakın Bektaşi tekkesi bulunmaktadır.

Osmanlı döneminde: şehirde 2000 konut, 60 yerleşim alanı ve 7300 kişilik bir nüfus yoğunluğu olduğu bilinmektedir.

1912 yılına gelindiğinde, şehir, Sırp orduları tarafından işgal edilir ve Osmanlı hakimiyeti biter. Balkanlarda, Osmanlıdan en son ayrılan millettir.

1920 yılında ise, Arnavutluk bağımsızlığını kazanır ve Tiran, Arnavutluk ülkesinin başkenti olur.

1941 yılına gelindiğinde ise, babası din adamı olan Enver Hoca tarafından, Arnavutluk Komünist Partisi kurulur. Enver Hoca’nın yönetimindeki 50 yıllık süreçte, ülke hiç gelişmemiş ve özellikle 1997 yılındaki iç savaş döneminde tamamen harap olmuştur.

       

Genel:
Tiran: Arnavutluk ülkesinin en büyük şehri ve başkentidir.

Şehrin rakımı 110 metredir ve en yüksek yerinin rakımı ise 1828 metredir. Şehir: çoğunlukla dağlar ve tepelerle çevrilidir. Şehrin içinden “Lena nehri” geçer. Nüfus 600 bin kişidir.

Ülkede işsizlik oranı yüksektir. Bu yüzden, özellikle çevre ülkelere, İtalya’ya çalışmaya giderler. Zaten: ülkenin ana geçim kaynağı, İtalya’da çalışan işçilerin gönderdikleri döviz girdileridir.

İklim olarak buranın ilginç bir iklimi vardır. Aslında, nispeten kuzeye daha yakın olmasına rağmen, Balkanlardan gelen soğuk havayı kesen yüksek dağlar nedeniyle, İzmir’deki ılıman iklime benzer bir iklim yapısı görülür.

Şehrin hemen yanı başındaki dağların yüksekliği 1900 metreye kadar ulaşmaktadır. Hatta bu dağlar, Alp dağlarına benzer bir görüntü yaratır. Zaman zaman karlarla kaplanır.

Şehirde: Komünist rejim döneminde yapılan 4 katlı ve 45 metre karelik yapılar zamanla harabe haline gelmiş ve dökülmektedir. Son yıllarda ise, özellikle 1997 yılındaki iç savaştan sonra, yüksek ve modern binalar ve apartmanlar yapılmaya başlanmıştır.

Özellikle birçok Arnavut, İtalya’ya çalışmaya gittiğinden, dönüşlerinde, İtalyan etkisi şehrin bütün yaşamında hemen hissedilir. Bu etki, mimaride de görülür. Yani, yeni yapılan binalar gerçekten modern ve güzeldir, ama eski binaların harabeliği, bunlarla birlikte göze hemen çarpar.

Arnavutlar:

Arnavutlar, kapalı bir toplumdur. Kendi aralarında müthiş bir dayanışma gösterirler. Savaşçı bir toplumdur. Son derece kararlı ve bazı noktalarda çok acımasızdırlar. Hatta: en fazla töre cinayetleri bu ülkede işlenir. Kan davası vardır, “kan alan kan verir” prensibi nedeniyle, onbinlerce Arnavut, evlerini bırakıp başka yerlere göçmüştür. Özellikle taşrada, son derece tutucudurlar, yeniliklere karşı kapalıdırlar.

Ulusal simgelerine aşırı düşkündürler. Hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, bayraklarına aşırı düşkündürler. Kırmızı zemin üzerine, siyah çift başlı kartal. Türklerin kültüründe de bir kuş vardır. Türklerin yırtıcı kuşunun ismi “Tuğrul kuşu” dur. Tuğrul kuşu, bir tür atmacadır. Çift başlı kartal simgesi: Roma döneminde de kullanılır ve Balkan coğrafyasında sık rastlanır.

Özellikle: Almanya, Avusturya ve İsviçre gibi, Almanca konuşulan ülkelerde çok fazla Arnavut gurbetçi vardır.

Enver Hoca döneminde, ülkede ilginç uygulamalar dikkat çeker. En ilginç uygulama: Enver Hoca, sürekli olarak 3’ncü Dünya Savaşı çıkacağı korkusuyla ülkenin birçok yerinde, binlerce “Bunker” denen sığınaklar yaptırır. Bu sığınaklar günümüzde de ülkeyi gezerken birçok yerde karşınıza çıkacaktır, bu beton yığınlarını topraktan söküp çıkarmak aşırı maliyetli olduğundan olduğu gibi bırakılmıştır.

Dış görünüşlerine özen gösterirler, gençler sakal bırakırlar. Araç konusunda, özellikle “mersedes” sahibi olma konusunda özel merakları vardır. Eski veya yeni, mutlaka bir mersedes arabaları olmasını isterler.

Arnavutların en önemli tarihi şahsiyeti olan İskender Bey: Osmanlı döneminde, Akçahisar kalesinde, Osmanlıya isyan eder. Osmanlı, en kudretli döneminde, 25 yıl süresince, İskender Beyin idaresindeki Akçahisar kalesini ele geçiremez. En sonunda: kalenin, İskender Bey ailesine bırakılmasına karar verirler ve bu yüzden, İskender Bey, Arnavutlukta bir halk kahramanıdır. Tiran şehir merkezinde, büyük bir İskender Bey heykeli vardır. Bağımsızlıklarının babası olarak kabul edilir. Öte yandan: son yıllarda, Arnavutlukta İskender Bey isimli bir futbol takımı: büyük bir yolsuzluğa karışmış ve 11 yıl uluslar arası müsabakalardan men edilmiş, böylece ulusal kahraman İskender Beyin ismi bir anlamda lekelenmiştir.

Dil:

Tiran şehrinde, halkın büyük bölümü İngilizce bilmiyor, ama insanlar cana yakın ve bu yüzden anlaşamamak pek mümkün değil, dil bilmeseler de yardımseverler.
İtalyan televizyonlarını izlediklerinden, şehirdeki birçok vatandaş, kendi dili yanında, İtalyanca bilebiliyor.

Para birimi:

Arnavutlukta kullanılan ulusal para birimi: Lek’dir.

1 euro: 125 Lek olarak hesaplanır. Euro, birçok yerde geçerli para birimidir. Birçok yerde, Euro veya dolar bozdurabilirsiniz. Ama sonuçta Lek uluslar arası geçerliliği olan bir para birimi değil, bu yüzden ülke çıkışında elinizde hatıra olarak kalmaması için, küçük oranlarda para bozdurmanızı öneririm. Zaten eğer buraya tur ile geldiyseniz, para harcamak için pek zaman kalmıyor. Son bir not: kredi kartı kabul eden yer sayısı çok az, yani alışveriş düşünüyorsanız yanınızda nakit bulundurmanızı öneririm.

Alışveriş;

Şehirde, özellikle 2005 yılından sonra, büyük alışveriş merkezleri inşa edilmeye başlanmıştır. Bunlar:
Qendra Tregtare Ünivers (QTU): Şehir merkezi ve Durres arasındaki anayol üzerindedir. Yani, şehir merkezine uzaklığı 6 km. dir. Burada: alışveriş merkezleri, kahve evleri bulunmaktadır. Buradaki market ve mağazalarda, özellikle İtalyan ürünleri satılmaktadır. Yani, buradaki mağazalar, İtalyan şirketleri tarafından işletiliyor.
Avrupa Ticaret Merkezi (ETC): Lana nehrinin yanında, şehrin tam merkezindedir. Burada, kahve evleri ve çeşitli marka tekstil ürünlerinin satıldığı mağazalar var.
Fruga Ferit Xhajko: Burası, Rahibe Teresa Hastanesi yakınındadır. Buranın özelliği: ülkemizden bavul ticareti yapan Arnavutların, getirdikleri malları burada pazarlamalarıdır.

Ne yenir-Ne içilir:

Tiran merkezde: Tayvan merkezi denen alışveriş merkezine giderseniz ki (şehri ziyaret eden tur guruplarının büyük çoğunluğu buraya giderler); burada yöresel yemek bulamazsınız. Sadece: İtalyan usulü pizza ve makarna çeşitleri vardır ve porsiyonları 4-5 euro civarındadır.

Şehirdeki birçok yerde görülen kafelerde, yine İtalyanların meşhur aşırı sert ekspressosu bulunur. Arnavutlar, özellikle sabah kahvaltısında bunu içmeyi tercih ediyorlar. Sabah saat 7-8 arasında, kafelerde oturmuş ekspresso içen birçok insan görebiliyorsunuz. Çay derseniz, siyah çay yok, genellikle yeşil çay tercih ediliyor. Makarnalar ise, yine İtalyan usulü ve oldukça diri pişiriliyor.

Bu arada: Tirana isimli bir de biraları var. Ayrıca: bir de börekleri var. Yerel ismi; “byrek”. Üçgen şeklinde. İçinde peynir var ve şehrin birçok yerinde satılıyor. Peynirli dışında: ıspanaklı, soğanlı ve domatesli türleri de var. Ama özellikle bir çeşit peynir olan “gjize” lisini tatmalısınız.
Ancak: hijyen yani temizlik kuralları sanırım pek geçerli değil, börek tatmak isterseniz, buna dikkat etmenizi öneririm. Çünkü: sonuçta, bu şehirde, börek tatmalısınız, muhteşem bir lezzet.
Evet, inanın şehirde o kadar çok kafe-restoran-bar göreceksiniz ki, sanki şehrin tüm ekonomisi bunlar üzerine kurgulanmıştır.
Son olarak: şehrin kafeterya ve restoranları, daha çok “Blok” denilen bölgede yoğunlaşmıştır. Burada, gitmenizi önerebileceğim yerler: Dajkua, Taiwan.

Özellikle: Taiwan kompleksi: birçok restoran, gazino, bar, gece kulübü ve restoran barındırıyor. Her yaş için ideal bir yer.

 

Şehir içi ulaşımı:
Şehirde trafik rezalet, hani İstanbul trafiğini beğenmeyenler, buradaki trafiği görünce, duruma şükretmeden edemezler. Şehirde trafik ışıkları olmadığı için, trafik çok zor ilerliyor, hatta bazen ilerlemiyor.
Bu arada: şehirde, birçoğu mersedes markalı olan taksiler ucuz. Yani: sanırım Almanya’da ne kadar kullanılmış ve yaşı dolmuş mersedes taksi varsa, buraya getirilmiş.
Ama: taksiye binmeden önce, pazarlık yapmayı sakın unutmayın.
İlginç bir nokta daha var. Bir zamanlar, şehirde yaygın kullanılan bir tren yolu ağı var iken, günümüzde bu tren yolu ağının ve trenlerin kullanılmadığı görülüyor. Trenler müze olarak kullanılıyormuş. Kendi söylediklerine göre, İtalyanlar, trenleri etkisizleştirmişler.

Şehri ziyaret ettiğinizde, Avrupa’nın ve hatta Balkanların birçok yerinde olduğunun aksine, sürücüler, yayalara yol vermezler, karşıdan karşıya geçerken bu duruma mutlaka dikkat ediniz.

Turizm:
Tiran pek gelişmiş bir şehir havasında değildir. Yollar bozuk, binalar eskimiş.
Trafik derseniz, berbat haldedir. Arabalar ve otobüsler ise, tamamen eski-püskü.
Şehirde: bayrak sayısının çokluğu dikkatinizi çekecektir. Bunun dışında, çok olan bir diğer şey ise: dilenciler.
Şehirde, kamu binalarının bulunduğu bölüm: nispeten ilgi çekici tarihi mekanları bulunduruyor, ama şehrin geneli fakir bölümlerden oluşuyor ve yapılar gerçekten kötü, dökülüyor. Bunun yanında, özellikle son yıllarda olduğunu öğrendiğim birçok şantiye var, ama bu şantiyeler, yapıları bitirdikten sonra ortaya ne çıkar meçhul.

Evet, turistik yönü güçlü olmayan bu şehirde: İtalyan restoranları, birkaç eski rejim döneminden kalma yapı, National Park ve Artificial Lake. İşte: Tiran şehrinin turizm etkinlikleri yalnızca bunlar, yani burayı ziyaret ederseniz, çok şey beklememelisiniz, yoksa hayal kırıklığına uğramanız kaçınılmazdır.

Gezi rotası:
Şehir merkezi, Taksim meydanı büyüklüğünde bir meydandan oluşuyor.

Şehrin geniş caddeleri, bu meydana bağlanıyor. Burası: hükümet binalarının bulunduğu, ana meydandır. Şehir gezi rotası: Parlamento binasından, İskender Bey heykeline kadar olan ana hat üzerinden devam ediyor.

Namazgah Camisi:

Şehir merkezinde, Tika tarafından yaptırılan bu büyük cami, bitmek üzere, tahminen birkaç aya kadar bitirileceği söylendi.

    

İskender Bey Meydanı:

Meydanın bir yanı daha modern ve gelişen bir bölge görünümündedir. Diğer yanı ise, eski dönem yapılarının bulunduğu, bir kasaba görünümündedir.

Meydanda en göze batan yapı: Opera binasıdır.

Opera binası:

Çinliler tarafından yapılmıştır. Opera binasının hemen karşısında, Enver Hoca’nın muhteşem bir heykeli varmış, ama günümüzde, bu heykel yoktur. Arnavutluk halkı, ülkeyi uzun yıllar süresince sert tedbirlerle yönetmiş bu adamın bırakın heykelini, adını bile anımsamak istemiyor, çünkü herhangi bir yerde ne heykel, ne isim göremiyorsunuz.

Hatta: biraz önce sözünü ettiğim, büyük meydana açılan caddelerden biri üzerine, ölmeden önce kendisi için inşa ettirdiği “anıt mezarı” bile, günümüzde “kültür merkezi” ve çocuklar için kay kay alanı haline getirmişlerdir. Biraz sonra, Enver Hoca’nın kendisi için yaptırdığı bu mezar yerinden söz edeceğim.

Meydanda devasa boyutlu, tek bir heykel var.

 

İskender Bey heykeli:

Meydana bu heykelin konulması anlamlıdır. Çünkü: bu şahıs, şaha kalkmış atı üzerinde, ortaçağ döneminde Osmanlı’ya büyük sıkıntılar yaratmış bir kişidir.
Evet, İskender Bey, geçmişte birçok beylikten oluşan Arnavutluk halkını, bir çatı altında toplamıştır. Yani: Arnavutluk ülkesinin kurucusu olarak biliniyor. Bu yüzden, komünist yönetim sırasında da, heykelin burada durmasına izin verilmiştir. Heykel: 2 metrelik bir piramit kaide üzerindedir.

Heykelin hemen karşısında: bir cami var.

   

Ethem Bey camisi:

Bölgenin en güzel ve ihtişamlı camisidir. Osmanlının bu topraklara bıraktığı en güzel eserlerden birisidir. Ancak benim şehirde bulunduğum Ağustos 2018 tarihinde cami de restorasyon yapılıyordu ve kapıları kapalıydı, yani camiyi gezme şansım olmadı, sadece dışarıdan görebildim.

Evet, aslına bakılınca: bir Osmanlı beyi olan Molla Bey ve oğulları tarafından, 1794 yılında inşa edilmeye başlanıyor. Ama Molla Beyin ömrü yetmediğinden, hayatını kaybettikten sonra, cami Süleyman Paşa’nın torunu Hacı Ethem Bey tarafından yaptırılıyor. Yapımı 28 yıl sürmüştür. Molla Beyin kabri, caminin hemen önündedir. Caminin inşaatı, 1824 yılında tamamlanır. İnşaata bakılınca, özellikle üzerindeki el işlemesi resimler göz kamaştırıyor ve bu güzellikler, günümüzde de canlılığını ve renklerini korumaya devam ediyor. Cami: 2’nci Dünya Savaşından sonra onarım geçiriyor ve daha sonraki Komünist dönemde ise diğer dini mabetlerin aksine, yıkılmamış ve müzeye dönüştürülüyor. Burada ilginç bir husus var. 18 Ocak 1991 tarihinde, Komünist rejimin muhalefetine rağmen, şehirde yaşayan yaklaşık 10 bin kişi, camiye girerek ibadet etmiş ve yıkımı önlemiştir. 1990 yılında ise tekrar ibadete açılıyor. Caminin hemen yanında, saat kulesi ve hükümet binaları, ulusal müze ve opera binası bulunuyor.

 

Saat kulesi:

Caminin hemen arkasında, yine Osmanlının inşa ettiği, 1793 yılında inşasına başlanan ve 1 yılda tamamlanan saat kulesi görülüyor. Saat kulesi, Hacı Ethem Bey tarafından yaptırılmıştır. Şehrin sembolü haline gelen yapı: ziyarete açıktır. (giriş 10 Lek) Camilerin yanında, şehir merkezlerinde, kalelerde bulunan saat kuleleri, namaz zamanlarının kaçırılmaması için yapılmıştır. Bu saat kulesi de, Osmanlı eserini, üzerinde bulunan nefis doğa, çiçek, manzara motifleriyle hemen belli ediyor. Üzerindeki Osmanlı yazısı da olduğu gibi günümüze ulaşmıştır. Saat kulesine 90 basamaklı bir merdivenle çıkılır. Kule 35 metre yüksekliktedir. Yapıldığı dönemde, şehrin en yüksek yapısıydı. İlk yapıldığında, kulede Venedik yapımı bir çan bulunuyordu, 1928 yılında ise, Tiran Belediyesi tarafından, Almanya’dan saat düzeni alınmış, ancak bu da II. Dünya Savaşında tahrip edilmiştir. 1970 yılında, Çinliler tarafından, saat düzeni hediye edilmiştir.

    

Ulusal Müze:

Ulusal müze, sorunlu bir yapıdır. Çünkü: binada, izolasyonda “asbest” kullanılmıştır. Ancak, asbestli bu yapının yıkılması için gerek teknik olanaklar ve gerekse yeterli para bulunmadığı ve bu yüzden yıkılamadığı söyleniyor. Çünkü, asbest insanlar için birinci derece kanser riski oluşturmaktadır. Ondan dolayı, müze binası olduğu gibi durmaktadır.

Müzenin görüntü olarak en ilginç yanı: üzerinde yani alınlığındaki güzel mozaik çalışmasıdır. Sosyalist dönemin bitiminden sonra, o günleri anımsatan bu mozaik çalışmasını kaldırmaya kıyamamışlar. Çalışmanın ortasında: ideal Arnavut erkek ve kadını tasvir edilmiş, sağa ve sola doğru yürüyen biliryalılarda ve Partizana destek veren Arnavutlar görülüyor.

Müze, ülkenin en büyük müzesidir. 1981 yılında açılmış ve 27 bin metre karelik alana yayılmıştır. İçindeki bölümlerde: antik çağ, ortaçağ, ikonografi bölümü, Arnavutluk kültürü bölümü, Dünya savaşları ve Soykırım bölümleri bulunmaktadır. Müze: 1990’lı yıllarda, iç savaş sırasında yağmalanmıştır, ancak yine de çok sayıda eser sergilenmektedir. Giriş 300 Lek’tir.

 

ŞEHİRDE DİĞER GEZİLECEK YERLER:

Sky Tower:
Şehrin yeni gelişimini buradan rahatlıkla izleyebilirsiniz. Çünkü, kulenin tepesinde, döner bar var. Ancak, burası dönüş sırasında biraz sarsıntı yaratıyor, yani rahatsız olabilirsiniz, dikkat.

 

Deshmoret e Kombit Boluevard:

Şehrin en büyük bulvarıdır. Arnavut İtalyan mimarlar tarafından inşa edilmiştir. Şehirdeki birçok önemli bina, bankalar ve idari binalar, hoteller, bu bulvar üzerindedir. Bulvar: güneye doğru, şehrin merkezine girer.

 

 

Tiran kalesi-Kalaja e Tiranesi:
Murat Toptani caddesi çevresinde, şehrin kalbindedir. “Justinyen kalesi” de denilmektedir. Kale: 1300 yıllık bir tarihi geçmişe sahiptir ve Bizans döneminde yapılmıştır.
Günümüzde, kaleden, 6 metre yüksekliğinde bir duvar ( bu duvarın Osmanlı döneminde yapıldığı bilinmektedir) görülmektedir. Günümüzde kalenin bulunduğu alan otopark olarak kullanılıyor, görünce şaşırmayın.

   

Piramida-Kültür Merkezi:

Burası: Enver Hoca tarafından, ölümünden sonra kendisi için yaptırılan bir mezar yeri olarak, 1987 yılında kızı tarafından tasarlanmıştır. Ancak ölümünün ardından, rejim değişmiş ve burası bir mezarlık değil, Kültür Merkezi olarak düzenlenmiştir. Günümüzde burada birçok sanat etkinlikleri düzenleniyor, çocuklar burayı daha çok “kay-kay” alanı olarak kullanıyorlar. Enver Hoca’nın naaşı, kendi memleketi olan şehirde gömülmüştür.

National Park-Yapay göl:
Şehrin güneyindedir. Bu yapay göl ve park alanında, birçok simge bulunmaktadır. Özellikle: tatil günlerinde yoğun ziyaretçi akını olmaktadır.
Park: 1950 yılında yapılmıştır. Ağaçlar, çiçekler ve çalıların toplam çeşitliliği: 120 civarındadır.
Burada bulunan yapılar: St.Procopius kilisesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı. Saray: 1941 yılında yaptırılmıştır.
Ayrıca, park içinde, birçok Arnavut büyüğünün heykeli ve büstü görülüyor.
Parkın güney ucunda ise, şehrin hayvanat bahçesi ve botanik bahçesi bulunuyor.
Suni göl ise: yüzme alanı ve balık tutmak için kullanılmaktadır. Göl: 1955 yılında oluşturulmuştur.