genel.0.eb

Ukrayna, Lviv

Share on FacebookTweet about this on TwitterEmail this to someonePrint this page

Şehir Ukrayna’nın batı bölümünde, Polonya sınırındadır. II. Dünya Savaşından önce, bu şehirde Polonyalılar ve Ukraynalılar birlikte yani bir arada yaşıyorlarmış. Yani, uzun süre Polonya şehri olarak kalmıştır. Ancak, Polonya sınırlarının daha batıya kaydırılması ile Ukrayna sınırları içinde kalmıştır. Şehir: eski ticaret yolları üzerinde bulunması nedeniyle: geçmiş tarihi süreçte hızla zenginleşmiş ve dönemin önemli bir yerleşim yerlerinden biri haline gelmiştir. Bu nedenle: yine döneminde farklı medeniyetler tarafından işgal edilmiş, sık sık el değiştirmiş ve bu el değiştirmeler sonucunda: farklı medeniyetler ve kültürler, şehirde izlerini bırakmışlardır. Evet: 14’ncü yüzyıldan kalan haritalarda, şehir “Aslan Şehri” olarak geçmektedir. Ukraynalılar, Polonyalılar, Almanlar, Yahudiler, Avusturyalılar: burada yüzyıllarca birlikte yaşamışlardır. Özellikle: doğudan gelen tüccarlar, şehri bir konaklama ve dinlenme ve hatta buluşma yeri olarak seçmişlerdir. Bu nedenle: şehir; doğu ile batı, Katolikler ile Ortodokslar arasında bir geçiş yeri olarak önem kazanmıştır. Günümüzde şehirde, 900 bin civarında nüfus yaşamaktadır ki, bunların % 89 luk bölümü Ukraynalı, % 8 lik bölümü Rus ve % 1 lik bölümü Polonyalıdır. Öte yandan: şehirde büyük bir turizm potansiyeli hızla gelişmektedir ki, söylenenlere göre, şehre günde 200 bin kişinin giriş yaptığı söylenmektedir. Şehir halkının ise, büyük kısmı fakirdir. Halk içinde, genç nüfus genellikle yabancıları sevmemesine rağmen, özellikle yaşlılar, yabancılara daha yakın davranırlar. Şehir halkı hakkındaki son bir not: şehir halkının % 55 lik bölümünün bayan olduğu söyleniyor.

ULAŞIM:

İstanbul-Lviv şehri arasındaki hava ulaşımı, yaklaşık 2 saat sürmektedir. Buraya: yakın bir geçmişten bu yana THY ve PEGASUS uçak seferleri düzenleniyor. Şehrin havaalanı: şehir merkezine yalnızca 7 km. uzaklıktadır. Ancak, elbette şehre ulaşmanın tek yolu bu değil. Buraya ulaşmanın bir diğer yolu da Kiev şehrinden trene binmektir.

Normal tren yolculuğu yaklaşık 8-9 saat sürer ve ücreti 15 Amerikan Doları iken, hızlı tren ile bu yolculuk yaklaşık 5 saat sürüyor ve ücreti 50 Amerikan Doları civarındadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım için taksi kullanırsanız, 60-70 Grivna ödemeniz gerekir.

İKLİM:

Şehirde: sürekli yağmurun egemen olduğu bir iklim hakimdir. Yılın büyük bölümü ve hatta yarısının yağışlı geçtiği söylenebilir. Ancak: Temmuz-Ağustos aylarında yalnızca geceler serin geçiyor. Kışın ise, ortalama ısı derecelerinin eksi 20 ler civarında bulunduğu görülüyor.

PARA:

Şehirde, para birimi olarak Grivnası kullanılıyor. 100 Amerikan Doları = 810 Grivnası’dır. 1 Türk Lirası ise, 4 Gravnası’dır. Bu nedenle: şehir bizim için ucuz geliyor. Özellikle: turistik mekanlar dışında gezerseniz, burada çok az parayla uzun zaman geçirme fırsatınız olur.

DİL:

Her ne sebeple olursa olsun, bu şehri ziyaret etmeyi düşünürseniz, birkaç kelime de olsa Ukraynaca öğrenmeniz de yarar var. Çünkü: İngilizce, Fransızca, Almanca da bilseniz, bu şehirde bu dilleri konuşanlar yok. Ayrıca: bu şehirde garip bir mikromilliyetçilik var ve bunun sonucunda Rusça konuşulmasına da feci bozuluyorlar. Evet: Ukraynaca, yani kril alfabesi ile yazılan bir dil olması, gideceğiniz adresi bulmanızda da sıkıntı yaratıyor ve şehri ziyaret eden yabancıların büyük bölümü, ilk anlarda bir kaybolma hikayesi yaşıyorlar ama yine de şehirliler bu konuda çok yardımseverler, dille anlaşamasanız bile, tarzanca size gideceğiniz yer konusunda bilgi veriyorlar.

TATİL GÜNLERİ-MİLLİ BAYRAMLAR:

1 Ocak Yılbaşı

7 Ocak Ortodoks Noel

8 Mart Kadınlar günü

1-2 Mayıs İşçiler için kapalı bir gün

5 Mayıs Paskalya Pazar

6 Mayıs Paskalya

9 Mayıs Zafer Bayramı

28 Haziran Anayasa Günü

24 Ağustos Bağımsızlık Günü

NE YENİR:

Bu şehri ziyaret eder ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: vareniki denilen bir tür mantıyı denemelisiniz. Ayrıca: rendelenip kızartılmış patatesten oluşan “derunei” denilen bir yemek türü daha bulunuyor. Öte yandan “borç” çorbası, bu yörelerin yani Ukrayna’nın genellikle en tutulan yiyecek maddesidir. Bunun dışında: şehirde Habsburg kültüründen kalma “kek” yeme alışkanlığı devam ediyor. “Pyrohy” denen börekler: şehrin en geleneksel lezzetlerinin başında gelmektedir.

NE SATIN ALINIR:

Burayı ziyaret ettiğinizde gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için bir şeyler satın almayı düşünürseniz: el sanatları ürünlerini tercih edebilirsiniz. Özellikle paskalya zamanında “pysanky” denilen renkli boyanmış yumurtalar, vernikli kutular ve keten gömlekler ilginizi çekebilir. Ancak: şehirde bir şeyler satın alacağınızda, sakın pazarlık etmeyi unutmayın, yoksa turistik fiyatlar canınızı yakacaktır. Birkaç örnek vermek gerekirse: bardak kupalar 30 grv, magnetler 20 grv. dir. Tekstil ürünleri satın almayın, çünkü onlar Türkiye’den gidiyor. Bunun dışında, bir alışveriş merkezi gezmek isterseniz: “Magnus” denilen yeri öneririm. Burası: Polonyalı mimar Felinsky tarafından 1912-1913 yılları arasında yapılmıştır. .Burası, Batı Ukrayna’nın en iyi alışveriş merkezlerinden birisidir ve birçok uluslar arası markanın ürünlerini bulmak mümkündür.

 

KAHVE:

Şehirde, kahve içmek tam bir kültür özelliğidir. Kahve burada bu kadar sevilmesinin yanında, şehre kahveyi ilk getirenin, bunu Türklerden çalarak buraya getirdiği de bir gerçektir. Şöyleki: 1683 yılında mükemmel Türkçe bilen bir tüccar olan Kulchytsky sayesinde: Viyana kuşatmasının başarısız olduğu söylenir. Çünkü: çok önemli casusluk operasyonu yapmıştır. Bunun sonucunda: Viyana merkezinde, kuşatmayı terk eden Türklerden kalma bir kamp alanında, Kulchytsky: 300 çanta dolusu kahve bulur ve bu kahveleri, Lviv şehrine getirir ve ardından, kahve Orta Avrupa’ya yayılır. Evet, günümüzde Lviv şehri tam bir kahve ve çikolata cennetidir.

GECE HAYATI:

Belki yazının en başında belirtmek gerekir di, insanların ve özellikle Türklerin buraya gelmesinin en büyük nedeninin, burada yaşayan muhteşem güzel bayanlar olduğu söyleniyor. Hatta: şehrin turistik kapasitesinin arttırılması için, şehirdeki bayan nüfusunun genel nüfusu oranının % 85 gibi inanılmaz bir rakam olduğu söyleniyor. Şehre gittiğinizde ise, bütün kamu ve özel sektör hizmetlerinin bayanlar tarafından yürütüldüğünü görünce, şehirdeki bayan nüfusunun yüksek olduğu iddiasına inanıyorsunuz, ancak bu ölçüde yani % 85 ölçüsünde olduğuna inanmak mümkün değildir. Hatta: havaalanında uçaktan indiğiniz anda bile, pasaport polisi olarak çalışanların hepsinin bayan olduğunu gördüğünüzde, bu yazılanlara hak veriyorsunuz. Öte yandan: gerçekten bu şehirdeki kızlar güzeldir. Fakir olmalarına ve fazla çeşit giyinememelerine rağmen, bu şehirde yaşayan bayanların/kızların güzelliği şüphe götürmez bir gerçektir. Elbette: bu durum söz konusu olunca, şehirdeki gece hayatından da söz etmek gerekiyor. Gece hayatı: bayağı renklidir. Birçok ve hoş: gece kulüpleri ve barlar bulunuyor. Özellikle: şehir insanı gerek eğlenmeyi ve gerekse eğlendirmeyi seviyorlar. Özellikle: kızlar, eğlenmeyi seviyorlar. Şehirde Türkler tarafından işletilen “Metro Kulüp” denilen bir eğlence mekanı var ve buraya genellikle Türkler ve genç Lvivliler katılıyorlar. Evet, burası bayağı büyük ve geniş, ferah bir yer olarak önem kazanıyor. Öte yandan, şehirdeki orta sınıfın buraya gitmesi de, bir anlamda güzel bir ortam oluşturuyor. Buraya gittiğinizde veya şöyle demekte yarar var: şehirdeki eğlence mekanlarına gittiğinizde, turist olduğunuz anlaşıldığında ( bu zaten hemen anlaşılıyor) kızlar yanınıza geliyor ve kendilerine bir içki ısmarlamanızı istiyorlar. Bunu yaparsanız: mutlaka fiyatını bildiğiniz bir içkiyi ısmarlayın çünkü 19 Grn lık bir içki, bu durumda fatura edildiğinde 190 Grn ödemeniz isteniyor. “Zanzibar” isimli kulüp ise “striptiz kulubü” olarak öne çıkıyor. Şehrin en tanınmış kulüplerinden birisidir. Burada yalnızca eğlence değil, aynı zamanda görsellik te ön plana çıkıyor. “Millenium Club”: Chornovola Av. Bölgesinde bulunan burada, içeride gazino, tiyatro, bilardo ve video oyunları oynanabilen salonlar bulunuyor. Yani, burası her kesime hitap etmesiyle tanınıyor. Özellikle: biraz Ukrayna dili veya İngilizce biliyorsanız (Rusça sakın konuşmayın, şehir halkı Rusça ve Rusça konuşanlardan nefret ediyor) burada gayet güzel zaman geçirmeniz mümkündür. Son bir not: Rynek meydanında “Kriyifka” denilen ve gizli olduğu söylenen bir mekan bulunuyor. Ama aslında burası pek de gizli sayılmaz, çünkü önünde sürekli uzun kuyruk, insanlar bekliyorlar. İçeri girmek için ise, Ukraynaca bir parola söylemek gerekiyormuş ki, bunu da anlamadım, çünkü kapısında bekleyenlerin büyük çoğunluğunun şehir dışından geldiğini görüyorsunuz. Buraya gitmek isterseniz, bir şekilde bu parolayı öğrenmeniz gerekiyor ki, bu parolayı söyleyenleri içeri alıyorlarmış.

       

GEZİLECEK YERLER:

Öncelikle şunu bilmelisiniz ki tarihi şehir merkezi, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Şehirdeki gezinize öncelikle; tarihi şehir merkezinden başlamanızı öneririm. Burada: kendine has mimari özelliklere sahip binalar göreceksiniz. Öte yandan: şehrin farklı yerlerinde de, en az 4-5 etkinlik sürdürülmektedir ki, bunlar arasında: filarmoni orkestrası konserleri, sokak dansçıları, opera söyleyenler görebilirsiniz. Gezilecek yerler dışında, şehirde, turizmi etkinleştirmek için sık sık festivaller de düzenleniyor. İlkbaharda Virtuosi Müzik festivali ve Sonbaharda Zoloty Lev festivali düzenleniyor. Kasım ayında ise: Opera festivali yani Solomia Kryshelnytska düzenleniyor.

  

OLD TOWN:

Bu tarihi şehir merkezi, 1998 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Zamovka tepesinin altında, Poltava nehrinin kıyısında bulunan buranın: Orta Avrupa, Baltık, Akdeniz ve Asya’yı birbirine bağlayan önemli ticaret yollarının kesişim noktasında bulunması nedeniyle, özellikle MS.5’nci yüzyılda büyük önem kazandığı belirtilmektedir. Bu önem nedeniyle: buradaki kasaba süratle gelişmiş ve 13’ncü yüzyılda refah üst düzeye ulaşmıştır. Hatta: Kiev krallığı döneminde, şehir, Doğu Slav topraklarının ana şehri statüsüne ulaşmıştır. 1272 yılında şehir, Polonya tarafından ilhak edilir. Ancak: bu sırada şehirde Ereni ve Yahudi toplulukları, Katolik gurupları kendi kendini yöneten pozisyonundadırlar. Aralarındaki yoğun rekabet nedeniyle, birçok mimari ve sanatsal başyapıt yapılmıştır. 1772 yılında Avusturyalılar burayı işgal edince, şehir, yeni Avusturya eyaletinin başkenti olmuştur. Avusturya yönetimi altında, şehrin surları tasfiye edilmiş ve birçok dini vakıf kapatılmıştır. Evet: şehrin kalbi, uzun yıllar boyunca: ortaçağ döneminde geliştirilen yüksek kale ve çevresindeki alandır. Bu alanda, kale yanında beş kilise bulunur ve bölgenin orijinal düzeni: o zamanlarda Doğu Avrupa’da şehir planlama sisteminin en güzel örneklerinden birisi olarak kabul edilmektedir. İnce Rönesans ve barok tarzı evler, özgün ortaçağ düzenini koruyarak, özellikle Rynok meydanı ve çevresinde günümüze kadar ulaşmıştır.

  

RYNOK MEYDANI:

Özellikle “Rynok Meydanı” ilginizi çekecektir. Pazar Meydanı olarak da isimlendirilen bu meydanda: şehirdeki bütün etkinlikler sürdürülmektedir. Hatta: bu meydandan binebileceğiniz tramvay ile: şehrin her tarafını gezebilir ve önemli yerleri görebilirsiniz. Evet, 500 yıl boyunca, şehrin siyasi, kültürel ve ticari hayatının merkezi olan bu meydana, yolunuz düştüğünde, “Victorian Tea House” denilen yere uğramanızı da öneririm. Burada, birçok ülkenin yerel çaylarını, böğürtlenli pastaları ve sandviçleri deneyebilirsiniz. Şehrin en kalabalık meydanı, günün her saatinde doludur. Meydanın tam ortasında; Belediye binasındaki kuleye çıkarsanız: şehrin güzel bir manzarasını izleyebilirsiniz. Ama, yaklaşık 3 bin basamak tırmanmanız gerektiğini hatırlatırım. Ama, muhteşem güzel manzarayı izlemek için inanın değer. Aslında zaten 10 grv verdiğinizde bir süre asansörle çıkıyorsunuz ama son noktaya kadar asansörle çıkma imkanı yok. Asansörle çıktığınız yerden sonra da birçok merdiven basamağı tırmanmanız gerekiyor.

SHEVCHENKO BULVARI:

Şehirde: bütün ünlü mağazalar, kafeler, publar ve restoranlar, bu cadde üzerinde bulunuyor. Bu bulvarı mutlaka ziyaret etmelisiniz ki, şehirli bayanlar tüm güzelliklerini, bu bulvar üzerinde gezerek hani derler ya arz-ı endam ediyorlar.

      

LİÇAKİV MEZARLIĞI:

Şehirdeki bütün turistik yerler arasında, aslında en çok ilgi çekeni, bu mezarlıktır. 1787 yılında kurulan bu mezarlık şehir merkezinde, yürüyüş mesafesindedir. Bu mezarlıkta: tüm politikacılar, yazarlar, oyuncular, dünya çapında tanınan opera sanatçılarının mezarları bulunuyor. Ancak, bu mezarların en büyük özelliği: hepsinin birer sanat şahaseri gibi düzenlenmiş, heykellerle zenginleştirilmiş olmasıdır. Uçsuz bucaksız görüntüsü ve mermer heykellerle süslenen bu mezarlığın peyzajı: üniversitenin botanik bahçelerinin şefi Karol Bauer tarafından yapılmıştır. Bu nedenle şehre gelen her turist gurubu, buraya rehberli turlarla gidiyor. Evet, burada 400 binden fazla mezar bulunduğu söyleniyor.

 

ECZA MÜZESİ:

Müzeye giriş, sadece 5 Gravinastır. Burada: eski eczane şişeleri, eski ahşap kavanozlar, antika terazi ve malzemeyi eritmek ve öğütmekte kullanılan havan ve ilaçlarını görmek mümkündür. Müze, 20 dakikalık bir rehberli turla gezilebiliyor. Her ne kadar müze denilse de, bu eczanenin hala işlediği de görülüyor. Evet, yaklaşık 100 yıl önce inşa edilen bu eczaneye küçük bir gezi yapabilirsiniz. Öte yandan, Lvivlilerin eczanelere düşkün olduğu bir gerçektir ve günümüzde de şehrin birçok yerinde, birçok eczane görebilirsiniz.

SANAT GALERİSİ:

Şehir merkezindeki bulunan bu galeride: 24 salonda, Hollandalı, Fransız, İtalyan ve İspanyol ekolündeki birçok sanatçının 400 civarında eserlerini görmek mümkündür. Evet: Ukrayna’nın en büyük ve en iyi sanat müzesidir. Polonya sanat koleksiyonu: Polonya ülkesi dışında eşsizdir. Özellikle, burayı ziyaret ederseniz: I. Dünya savaşı öncesinde, Galiçya bölgesini gösteren sanatçılar Malczewski ve Mehoffer’in resimlerini görmenizi öneririm.

        

POTOCKİ SARAYI:

Şehir merkezinde, Kopernika bölgesindedir. Potocki ailesi: bir zamanlar, Avrupa’nın en güçlü ailelerinden birisi olarak tanınırlarmış. Bölgedeki Polonya hakimiyeti bitince, Potocki ailesinin bireyleri, bölgede hızla yükselmişlerdir. 1880’li yıllarda inşa edilen Potocki Sarayı: Fransız mimar Louis Dauvergne tarafından yapılmıştır. 20’nci yüzyılın başında, bu özel mülke: Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti tarafından el konulmuştur. 1972 yılında için, burada büyük bir restorasyon çalışması yapılmıştır. 2000’li yılların başında ise, saray: Ukrayna Cumhurbaşkanı ikametgahı olarak tahsis edilmiştir. Ziyarete açık salonda: 1996 yılında ziyarete açılan sergi salonu gezilebilmektedir. Burası: resim galerisi olarak kullanılıyor.

ÇİKOLATA FABRİKASI:

Şehirde mutlaka görmenizi önereceğim yerlerden birisidir. Buranın satış mağazasında: çeşitli tür çikolatalardan bir çeşit yaratabilirsiniz. Hatta: inanılması mümkün olmasa da, tuzlu çikolata bile yaptıklarını görebilirsiniz. Evet, 5 katlı fabrikada: cafe bar, mağazalar ve bir cafe bulunuyor. Bunlar: birinci ve beşinci kattadır. Burayı ziyaret ederseniz, içeriye girmek için bir süre sıra beklemeniz gerektiğini unutmayın. Kapalı alan çok dar ve açık havadaki oturma alanı ise çok küçüktür. Buraya yolunuz düşerse, özellikle sıcak çikolata denemenizi öneririm. Çikolata satın almak isterseniz, fiyatları önceden değerlendirmenizi öneririm, biraz pahalı gibi. Son bir not: şehirde her yıl 9-12 Şubat tarihleri arasında çikolata festivali düzenleniyor. Şehrin sanat sarayında düzenlenen festivalde: ustalar, çikolatadan minyatür şehir yapıyorlar. Ukrayna’nın yabancı ülkelerde nam salmış ünlü çikolata sanatçıları, bu festivallerde ustalıklarını gösteriyorlar.

     

OPERA BİNASI:

Şehirde görülmesi gereken binaların başında gelmektedir. Bina, 1897 yılında yapılmıştır. Binanın mimari stili “Neo-Rönesans” tır ve Avrupa’nın en güzel opera binalarından birisidir. Svobody caddesindeki binanın özellikle “Aynalı Salonu” olarak bilinen bölümünü görmenizi öneririm. (yapının üst katındadır)

 

VİRMENSKA SOKAK:

Ermeni toplumu: şehirde uzun yıllardır yaşamın içinde olmuştur. Sokak: eşsiz mimarisiyle önem kazanmaktadır. Özellikle Paskalya döneminde Hıristiyan kültürü burada üst düzeyde yaşatılmaktadır.

YÜKSEK KALE:

Buradan gerek şehri ve gerekse çevresinin muhteşem manzarasını görebilirsiniz. Evet, şehrin üzerinde yükselen bir tepe üzerinde, eski ve gölgeli bir park, eski bir kale kalıntısı ve görüntüleme platformu. Bu platformdan biraz önce belirttiğim gibi muhteşem bir manzara izlemek mümkündür. Ancak: buraya çıkmak gerçekten bir işkenceye dönüşüyor. Bayağı yorucu olduğunu unutmayın.

ERMENİ KİLİSESİ:

Çok eski olmasıyla önem kazanmaktadır. Virmenska bölgesinde bulunan dini yapının 1363 yılında yapıldığı söyleniyor. Kubbe mozaikleri, Polonyalı Mehoffer tarafından, 1908 yılında yapılmıştır. Yapının içinde, Avusturyalı ressam Gustav Kilimt’in eserlerini görebilirsiniz.

ST GEORGE KATEDRALİ-SOBOR SVİATOHO YURA:

Şehir merkezinde, St.Yura meydanındaki bu rokoko mimari stilindeki dini yapı: Avrupa’nın en göz kamaştırıcı yapılarından birisi olarak önem kazanmaktadır. Evet, bu muhteşem yapı: 1744-1761 yılları arasında inşa edilmiştir. Yapının çan kulesinde bulunan çan: 1341 yılında yapılmış ve bu nedenle Ukrayna’nın en eski çanıdır.

     

FOLK ARCHİTECT MUSEUM:

Burası: Shevchenko ormanı içinde, 60 hektarlık bir alan üzerine kuruludur. Bu alanda: 6 tahta kilise ve 120 yapı bulunuyor. Bunlarla: Ukrayna ülkesinde “Lemkos, Bukovyna, Transcarpathian, Boykos gibi bölgelerin yerel halkının yaşamı canlandırılıyor.

 

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER:

        

OLESKO KALESİ:

Burası, bir müze kompleksi olarak önem kazanmaktadır. Yapı: 1390 yılında inşa edilmiştir. Bu nedenle: Ukrayna bölgesindeki en eski yapı olarak önem kazanır. Kale içinde bulunan sergi alanında: geçmiş dönemlerin kültürel atmosferi canlandırılmaktadır. Özellikle: burada bulunan ağaç heykel koleksiyonu ilgi çekmektedir.

 

PİDGİRTSİ KALESİ:

Kale: 1635 yılında inşa edilmiştir. Avrupa’nın en güzel Rönesans saraylarından birisi olarak kabul edilir.

ZOLOCHİV KALESİ:

1634-1636 yılları arasında inşa edilen kale: döneminde Polonya kralı III. John için ikametgah olarak yapılmış ve inşasında köle Kırım Tatarları kullanılmıştır. 1672 yılında, kale 6 günlük kuşatmanın ardından Türkler tarafından teslim alınmıştır. 19’ncu yüz yılda kale bir hastane ve kışla olarak kullanılmıştır. Stalin döneminde ise, kale bir hapishane olarak kullanılmıştır. Kale duvarının dışında ise, bir şapel ve mezarlık bulunur. 1985 yılında: kale kompleksi, Lviv Sanat Galerisine bağlı olarak restorasyona alınmıştır. Günümüzde kale ziyarete açıktır ve buradaki sergilerde: dinazor kemikleri, avizeler, kraliyet tacı sergilenmektedir.

“Ukrayna, Lviv” için bir yorum

  1. Ukrayna’nın her yerini gezmiş biri olarak diyorum ki kesinlikle en güzel en tarihi ve şirin şehir Lviv

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir