Tokat, Erbaa

30.765 kişi okudu!

Kavak ağaçları, kargalar ve tarih severlerin ilgisini çekebilecek “Horoz Tepesi”. İşte, Erbaa ve hatta bazılarınca “Erbağ” olarak isimlendirilen ve ana yol üzerinde bulunan bu şirin ilçemizi tanıtabilecek birkaç kelime.  Ayrıntı isterseniz, buyrun hep birlikte Erbaa’yı gezelim.

ULAŞIM:

Erbaa’nın, il merkezi olan Tokat’a uzaklığı: 81 km. dir ve bu mesafe 50 dakikada alınmaktadır. Erbaa-Amasya arasındaki uzaklık: 121 km. Erbaa-Niksar arası uzaklık: 41 km. Erbaa-Ünye arası uzaklık: 119 km. Erbaa-Ankara arası uzaklık: 382 km. Erbaa-İstanbul arası uzaklık: 734 km.

xxxxxxx

TARİHİ:

İlçenin adının kelime anlamı, Arapça olup “Dört” anlamına gelmektedir. Çünkü: dört yerleşim biriminin birleşmesiyle oluşmuştur. Resmi kayıtlarda, 18.yüzyıldan itibaren, Erbaa ismi kullanılmaktadır.

Yörenin tarihi geçmişi incelendiğinde: Kelkit havzası ve yöresinde, Hititlerin yerleşim alanlarının bulunduğu anlaşılmıştır. Hititler ve Frigler: MÖ.2000-6000 yılları arasında, birçok yerleşim birimi kurmuşlardır.

Osmanlı arşivlerinde ise, bölge hakkında “Kaza-i Erbaa” denilmektedir. Bu yörede kurulan “Erek” nahiyesi, 1872 yılından itibaren, Amasya sancağına bağlı bir ilçe olarak teşkilatlanmış ve Erbaa ismini almıştır. 1892 yılında ise, Tokat’a bağlanmıştır. Aslında Erek nahiyesi, 1941 yılındaki depremde büyük hasar görmüş ve yaşanmaz hale gelince, fay hattında kalan bu bölge terk edilmiş ve daha güneye, toplu halde göç eden halk, Erbaa’yı kurmuştur. Deprem sonrası kurulan yeni yerleşim yerinde, güzel bir planlama yapılmış olup, özellikle bütün resmi dairelerin birbirine 5-10 dakika uzaklıkta bulunması, büyük bir özelliktir.

GENEL:

Orta Karadeniz bölgesinde, Yeşilırmak havzası üzerindedir. Karadeniz ve İç Anadolu bölgeleri arasındaki, bir geçiş alanıdır.

İlçe merkezinin, denizden yüksekliği: 248 metredir.

İklim: bölge bir geçiş alanı olduğundan, belli bir iklim tipinin hüküm sürdüğü söylenemez. Ama sonuçta, etkin olan hava şartları: kışları yağışlı ve ılık, yazları ise, ılık ve yağışlı geçmektedir. En uzun mevsim: Sonbahardır. Özellikle, yörede, son yıllarda yapılan barajlar, iklim şartlarının ılıman olmasına neden olmuştur.

Yörenin bitki örtüsü incelendiğinde, ilginç bir durum ortaya çıkıyor. Çünkü: Karınca dağı eteklerindeki “Çatalan” bölgesinde: sadece Akdeniz iklim şartlarında yetişen “Lübnan Sedir” ağaçları görülüyor. Bunlar: güzelliği ve ekonomik değerleri nedeniyle, koruma altına alınmıştır.

Yörenin ekonomik etkinliği düşünüldüğünde: tarımın başta geldiği görülmektedir. Tarım ürünleri olarak ise: şeker pancarı, tütün, patates, domates, kuşburnu, ceviz, buğday, pirinç ve her türlü sebze ve meyve yetiştirilmektedir.

İlçe, yaşayan nüfus oranını değerlendirildiğinde, kilometre kareye düşün insan sayısı olarak, ülkemizdeki birçok il ortalamasının üzerindedir.

xxxxxxxxx

NE YENİR.NE İÇİLİR:

Erbaa yöresinde: keşkek, nohut yahnisi ve mıhlama yiyebilirsiniz. Özellikle: pancar ve domates mıhlamasını tercih edebilirsiniz. Bunları beğenmeseniz, elbette, yöreye has “Tokat Kebabı” tercih edebilirsiniz. Erbaa da da, bunu çok güzel yapıyorlar.

NE SATIN ALINIR:

Yörede: bol miktarda, kuş burnu yetişiyor. Bu nedenle: kuşburnu reçeli, kuşburnu pekmezi yapılıyor ki, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, hediyelik olarak mutlaka satın almalısınız.

GEZİLECEK YERLER:

HOROZ TEPESİ-DERE MAHALLESİ :

Burada: MÖ.3000 yıllarında, Hitit medeniyetinin izleri ve özellikle kral mezarları bulunmuştur. Ancak, tam olarak arkeolojik araştırmalar yapılmamıştır. Toprak altında bulunan tarihi kalıntıların, Hititlere ait olduğu sanılmaktadır. Yani: henüz dokunulmamış, tarihi bir hazinedir. Alacahöyük yöresinden başka, değişik yerlerde kral mezarlarının bulunduğu kanıtlanmıştır. Burada, 1954 yılında, iki mezar kazılmış, bir tanesi boş bulunmuş ve bunun defineciler tarafından boşaltıldığı ve yurt dışındaki buluntuların buraya ait olduğu düşünülmüştür. Diğer kazılan mezar yapısında ise, ilginç buluntular ele geçirilmiştir.

Burada yapılan araştırmalarda, mezarların, MÖ.3000 yıllarına ait olduğu anlaşılmış olup, mezar içinde: madeni ve altın süs eşyaları bulunmuştur. Bunların arasında en göze batanı ise, altından yapılmış, bebeğini emziren bir kadın heykelidir. Evet, bunlar Hitit uygarlığının en muhteşem dönemlerinde, olağanüstü armağanlar ile gömülen yöneticilere ait çok zengin mezarlardır. Mezarların, 4 metre ötesinden başladığı düşünülen yerleşim yeri bölgesinde ele geçirilen çanak-çömlek parçaları da, aynı dönemleri işaret etmektedir.

Bu buluntu, halen Ankara-Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor. Bunun dışında: hayvan şekilli bir alemde bulunmuş. Bu da, aynı müzede koruma altına alınmıştır. Tüm bunların dışında, kaçak kazılarda elde edilen birçok Horoztepesi eseri ise, dünyanın çeşitli yörelerindeki müzelerde sergileniyor. Bulunan eserlerin durumu değerlendirildiğinde, yörede büyük ve kültürel önemi öne çıkan bir yerleşim bulunduğu anlaşılmaktadır. Özellikle: Dere Mahallesi mezarlığının, eski bir yerleşim yeri ve kral mezarlığı üzerine oturduğu ortaya çıkmıştır.

Ancak: burayı görmek isterseniz: sadece tarlalar, tarlalar arasında günümüze kadar ulaşan bir mezarlık var.

 

 

KİLİSE SUYU:

İlçenin, Çamdibi köyünün 1 km aşağısından çıkan bir kaynak suyudur. Buradan: bir değirmeni döndürecek kadar çıkan su, gayet temiz ve berraktır. Burada: yapı tarzına bakıldığında: içteki suyun, güzelce toplanarak, büyük bir kaynak şekline dönüştürüldüğü görülüyor. Toplanan bu su: içmede ve arazi sulamada, kullanılıyor. Eskiden, önünde demir bir kapısı bulunduğu söylenen kaynak: Roma döneminde tapınak olarak kullanılmıştır. Çünkü: Roma kültüründe: bu şekilde ve özellikle su kaynağı bulunan yapıların, tapınak olarak kullanıldığı bilinmektedir. Küçük bir kapı ile dışarıya açılan kaynak mağarasının, Roma dönemindeki törenlerde kullanıldığı tahmin edilmektedir.

BOĞAZKESEN KALESİ:

Kale köyündedir. Köyün resmi adı: Kaleköy’dür. Tarihi geçmişi, 2000 yıl öncesine kadar gitmektedir. Antik dönemde, Kral Mihridat, kalede yaşarmış. Önceleri, savunma amaçlı olarak kullanılan kale, takip eden Osmanlı döneminde ise, hapishane yani zindan olarak kullanılmıştır. Çünkü, yazılı kaynaklarda bu konuda bilgi bulunmaktadır. Buna göre: 1775 yılında, Tokat yöresinde eşkiyalık yapan Biskenili Emin, Erbaa yöresinde de eşkiyalıklarına devam edince, yakalanır ve Boğazkesen kalesine hapis olunur.

Günümüzde: Erbaa’nın yüksek kesimlerinde ve özellikle Tepeşehir ve İsmetpaşa Mahallelerinin üst kısımlarında: midye kabukları bulunmaktadır. Buna göre: kaleboğazı mevkiinin, eskiden kapalı olduğu ve bugünkü ovanın, antik dönemlerde, büyük bir göl olduğu ortaya çıkmaktadır.

Hatta: kalede yaşayan krallardan birinin eşinin, Lübnanlı olduğu ve buna bağlı olarak, Sedirlik denilen mevkinin, Lübnan Sedir ağaçları ile kaplı bulunduğundan anlaşılmaktadır. Çünkü: bu küçük ormanlık alanda yapılan incelemelerde, bu ağaçların burada bulunması, başka bir şekilde izah edilememektedir.

Evet, kaleboğazı denilen yerde, bir de taş köprü var. Bu köprünün de, yapım tarihi ve yaptıran bilinmiyor. Ancak, Yavuz Sultan Selim, bu köprüyü bir zamanlar tamir ettirmiş ve Mısır seferine giderken, bu köprünün üzerinden geçmiştir. Köprünün ayağında, taşa işlenmiş, iki haç işareti var. Ancak, daha önceleri, söylenenlere göre, burada “kartal” figürü varmış.

 

SİLAHTAR ÖMER PAŞA CAMİİ:

İlçenin, Akça kasabasındadır. Caminin kitabesi yoktur ve bu yüzden, yapılış tarihi ve yaptıran bilinmemektedir. Ancak: Silahtar Ömer Paşa tarafından, 1688 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Giriş kapısı gösterişlidir.

Yanının üst bölümü: ahşaptır. İç mekanı örten ahşap tavan ve minber, görülmeye değer. Yani, dıştan sade, içten ise çok zengin görünüşlüdür. Minaresi ise, kesme taştan yapılan bir kaide üzerine oturtulmuş, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

 

 

 

“Tokat, Erbaa” üzerine 3 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.