Sinop: ülkemizin en kuzey ucu. Güzel ve şirin bir il. Aynı zamanda: iç kalede bulunan tarihi cezaevi ile ön plana çıkıyor. Burada: Selçuklu zerafetini yansıtan Alaaddin camisini, çocuklara “Pisagor” teoreminin öğretildiği Pervane Medresesini, acıklı bir tarihe tanıklık etmiş olan Paşa Tabyasını, soluk sarı renkli duvarlarına mistik bir hava sinmiş Balatlar Kilisesini ve Amazonların erkeklere karşı verdikleri amansız savaşlardan fırsat bulduklarında, yalnızca kadınların becerebildikleri ustalıkla süsledikleri Serapis Mabedini göreceksiniz. Amazonların, ünlü Diojen’in şehri.
Buraya birkaç gün zaman ayırıp ta giderseniz, kesinlikle güzel zaman geçirebilirsiniz. Karadeniz’ın hırçın dalgaları, bu ilin sessizlik ve sakinliğini etkilemiyor. Karadeniz bölgesinin en büyük turizm potansiyeli olan bu şirin beldeye: mutlaka gidin.

ULAŞIM:
HAVAALANI:
Sinop havaalanının kent merkezine uzaklığı: 8 km. dir. Ulaşım: dolmuş veya taksilerle yapılmaktadır. Ancak, şu an için havaalanı aktif değildir, hava ulaşımı, Samsun üzerinden yapılmaktadır.
KARAYOLU:
Otobüs terminali, kent merkezindedir. Bazı merkezlere uzaklık ise şöyledir: Sinop-Samsun arası uzaklık: 167 km. Sinop-Ankara arası uzaklık: 456 km. Sinop-İstanbul arası uzaklık: 690 km. Sinop-İzmir arası uzaklık: 1147 km. Sinop-Erzurum arası uzaklık: 894 km. dir.

TARİHİ:
Tarih boyunca: şehir, işlet bir ticaret ve tersane faaliyetlerine ev sahipliği yapmış. Anadolu ile Kırım Yarımadası arasında, deniz ticaretinde önemli rol oynamıştır. Kırım Yarımadası ile Sinop Yarımadası arasındaki uzaklık: açık ve uygun hava şartlarında, tam ortada bulunulduğunda, her iki tarafı da görmek mümkün olmaktadır. Denizciler: karayı kaybetmeden, karşıdan karşıya, Karadenizi geçebilirler. Öyleki: Kırım-Sinop arası uzaklık: 280 km. dir.
Evet, şehir: antik çağdan bu yana, parlak ve yoğun bir ticari ve kültürel yaşantıya sahip olmuştur. Bu niteliğini: daha sonraki dönemlerde, yani: Bizans, Selçuklu, Candaroğlu ve Osmanlı yönetimlerinde de sürdürmüştür. Ayrıca: kale ve tersanesiyle, bölgenin en önemli askeri üs alanlarından biri haline gelmiştir. Ancak: bu durumunu, Ruslar tarafından, 1853 yılında yapılan baskından sonra, kaybetmeye başlamıştır.
Şehirde: tarihi süreç incelendiğinde, kısa kısa şu sonuçlar ortaya çıkıyor. MÖ.2200-2000 yılları arasında: şehrin, buraya gelen: Akalar tarafından kurulduğu sanılıyor. MÖ.1340-1200 yılları arasında: Hititliler, bölgede görülüyorlar. MÖ.676 yılında, Frigler, bölgede egemen oluyorlar.
MÖ.656-546 yılları arasında: şehir, Lidyalıların, Karadenizdeki en önemli ticaret limanlarından biri haline geliyor. MÖ.480 yılında, şehir, kendi adına para bastırıyor. Bu sikkelerde: yunus balığı üzerinde: kartal, gemi puruvası, tanrı ve tanrıça figürleri ve Roma döneminde arkaik bir Dionysos tasviri var. Bunların örneklerini: Sinop Müzesinde görebilirsiniz.
MÖ.169-120 yılları arasındaki dönemde: Pontus krallığının başkenti. MÖ.70 yılında, Romalılar, şehri ele geçiriyorlar. MS.1204 yılında, Sinop: Trabzon Rum İmparatorluğuna bağlanıyor. MS.1214 yılında ise, Selçuklular bölgede hakimiyet kurarlar.
1322-1461 yılları arasında, Candaroğulları-İsfandiyar oğulları bölgede egemenlik kurarlar. 1461 yılında ise: Osmanlılar bölgeye hakim olurlar.
1853 yılında, Osmanlı-Rus savaşlarında, şehir Rus donanması tarafından top ateşine tutularak yakılmış ve bu tarihten sonra, iyice küçülerek kale içine çekilmiştir. Rus donanmasının bu baskını: Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biridir. Bu baskında: Rus Karadeniz donanması; Sinop’ta, Osmanlı donanmasına, ağır bir darbe indirir. Yelkenli, ahşap gemilerin çarpıştığı son muharebe ve gülle yerine patlayıcı mermilerin kullanıldığı ilk deniz savaşı olarak, dünya deniz tarihine geçmiştir.

SİNOP İSMİ NEREDEN GELİYOR:
Şehrin isminin kaynağı hakkında çeşitli söylentiler var. Bunlardan birkaç tanesinden söz etmek istiyorum.
1. Antik çağda, ırmak tanrısı Osopos’un kızının ismi: “Sinope” imiş. Sinope’nin, mutlu bir hayatı varmış. Ancak: bu güzeller güzeli kız, Tanrılar Tanrısı Zeus’un dikkatini çekmiş. Zeus: kızı elde etmek için her türlü yolu denemiş. Ancak: güzel kız Sinope: Zeus’a: kendisine dokunmamasını, kız oğlan kız kalmak istediğini söylemiş. Zeus: bunun üzerine, bu güzel kızı: Karadeniz’de cennet benzeri, yemyeşil kıyılara bırakmış. (Bugün Sinop ilinin bulunduğu yere)
2. Hitit yazılı kaynaklarında: Sinop ilinden, “Sinova” ismi ile sözedilmektedir.
3. MÖ.200 yıllarında bu bölgede yaşayan ünlü şair Skymnos: şiirlerinde, Sinop bölgesinde yaşayan bir Amazon kraliçesinden söz eder. Bu kraliçenin adı: Sinope’dir.

GENEL:
Şehir: Karadeniz kıyı şeridinin, kuzeye doğru, en çok sivrilerek uzandığı Boztepe Burnu üzerinde kurulmuştur.

Şehrin: iki limanı vardır. Bir tanesi kuzeybatıda ve diğeri ise, güneydoğudadır. Esas liman: güneydoğudaki koydadır. Kuzeybatıdaki: Akliman ve Hamsaroz Koyu, antik dönemlerde barınak yerleri olarak kullanılmıştır.
Yağmur miktarı diğer bölge illerine göre daha azdır. Bu nedenle: Karadeniz insanı, tatil için şehri tercih eder. İlin 175 km. uzunluğundaki kumsallarının, 70 km. lik bölümündeki plajlarda: denize girmek mümkündür.

İl insanlarının büyük bölümü, geçimlerini balıkçılıktan sağlamaktadırlar. Çünkü: il kıyıları sığdır ve ülkemiz balık üretiminin % 5-7 si gibi bir bölümü burada yapılmaktadır. Ancak: il de; genellikle deniz balıkçılığı hakimdir. Yetiştiricilikten öte, avcılık yaygındır.
Şehirde: iklim özellikleri, birbirine yakındır. Mevsimler arası sıcaklık farkları, çok fazla değildir. Sürekli esen rüzgarlar, şehirdeki yaşamı etkiler. Egemen iklim olarak: bütün yıl nemli ve yağışlı iklim görülür. Yazın birkaç gün dışında, Karadeniz iklimi egemendir ve bol yağış görülür.
DİYOJEN:
“Gölge etme, başka ihsan istemem” Evet, Sinop’lu Diyojen, bu sözlerini; zamanın en büyük komutanlarından biri olan ve o zaman bilinen dünyanın tümünü ele geçirmiş olan Makedonya Kralı Büyük İskender’e söylemiş. Evet, bu büyük filozof: MÖ.413 yılında, Sinop’ta doğmuş. Babasının sahte para bastığını ve servetini bu yoldan kazandığı öğrenildiğinde, şehirden sürülmüşler. Atina’ya gitmişler.
Diyojen: her türlü gösterişten uzak, yaz-kış: bir fıçı içinde yaşamış. Tüm eşyası: bir asa, bir torba ve bir çanak imiş. En büyük erdemin: “doğaya uygun yaşamak olduğunu” söyler. Böylece: insanda tutku, ölçüsüzlük, gösteriş ve kendini beğenmişliğin olmayacağını savunur.
Gündüz elinde fenerle dolaştığında, ne aradığını soran diğer insanlara: “ İnsan arıyorum” şeklindeki sözü de tarihin sayfaları arasında yerini almıştır.
NÜKLEER ENERJİ:
Evet: Sinop il sınırları içinde: Nükleer Enerji için Termik Santral yapmak için bulunan yer: İnceburun imiş. Yani: Hamsiroz Koyu ve hemen yakınındaki Sarıkız Milli Parkı. Yakın zaman sonra: buralar, Nükleer Santralin koruma ve girilmesi yasak alanları içine alınacakmış. Bu yüzden: bu güzellikleri acele görmenizde yarar var.

ATATÜRK VE SİNOP:
1919 tarihinde, Samsun’a gitmek üzere İstanbuldan yola çıkan Atatürk; Sinop şehrine uğramış, ancak Samsun’a karadan oluşma imkanı bulunmadığından, yine gemi ile yoluna devam ederek, Samsun’a ulaşmıştır. Sinop’ta kaldığı kısa sürede şehri çok beğendiğini ifade etmiştir.
Atatürk; daha sonraki süreçte: 15 Eylül 1928 Cumartesi günü, İzmir vapuru ile, Sinop’a gelir. O gün, Yalı Mektebinin bahçesinde kurulan, kara tahtanın başına geçerek “Yeni Alfabe”nin, esaslarına ait ilk dersi verir. Atatürk ile : ders sırasında, tahtaya çağırdığı, 50 yaşlarında ve cahil, Sinop’ta herkes tarafından tanınan Bekir Ağa ile arasında şu konuşma geçer.
Adın ne?
Bekir Paşam.
Ne iş yaparsın?
Arabacıyım Paşam.
Okuman, yazman varmı?
Yok Paşam, Senden öğrenmeye geldim.
Evet: bu muhteşem insan, sahip olmakla ne kadar övünsek az olan bu insan, Atatürk: İlk harf devrimi ile ilgili işareti ve dersi: Sinop’ta vermiş. Resim: Sinop Ortaokulu, zeytin ağacının altında çekilmiş.
Sinoplular için: 15 Eylül tarihi çok önemli. Çünkü: bu tarihte hem Türk Milletinin en büyük önderini misafir etmiş ve hem de Harf Devrimini ifade eden; tarih sayfalarına geçen fotoğraflarda olduğu gibi, yeni alfabenin esaslarına ait ilk dersi, bugün, kendilerine bizzat, Başöğretmenlik yapan Büyük Atatürk’ten öğrenmişlerdir.

SİNOP ÜNİVERSİTESİ:
2007 tarihinde kurulan Sinop Üniversitesi; Sinop şehrinde, 4 fakülte, 5 meslek yüksek okulu, 2 enstitü, 1 sağlık yüksek okulu ile eğitim ve öğretimi sürdürmektedir. Diğer bir kısım Meslek Yüksek okulu ise: Boyabat, Ayancık ve Gerze ilçelerinde bulunmaktadır.

YEME İÇME;
MISIR ÇORBASI:
Mısır ve barbunyadan yapılır. Soğan ve kemikli et eklenir.
İÇLİ TAVA:
Hamsi, pirinç, tuz, karabiber, şeker eklenerek yapılır. Muhteşem bir tad, mutlaka denemelisiniz.
İÇİ ETLİ HAMUR (KULAK HAMURU):
Bir çeşit mantı yemeği. Ama nasıl mantı, alışkanlık yapıyor, aman dikkat bir tabaktan sonra tekrar isterseniz, diğer lezzetlere yeriniz kalmaz.
NOKUL:
Bir çeşit börek.

ALIŞVERİŞ:
Evet, Sinoptan: dünyaca ünlü hediyelik: kotra ve taka maketleri, turistik çelik bıçaklar ve keten işlemelerinden alabilirsiniz.

GEMİ MODELLERİ:
İl merkezinde gemi modelleri yapımcılığı yaygındır. 1950 yılındaki aftan yararlanarak cezaevinden çıkan mahkumların bir kısmı; Sinop’a yerleşerek, gemi modelleri yapmışlar, yanlarında çalıştırdıkları çıkarlara, kotra yapımını öğreterek, bu sanatın il merkezinde yapılmasını sağlamışlardır. Gemi modelleri yapımında kullanılan ağaçlar: ceviz, gürgen, kavak, kiraz ve armuttur.
BIÇAKCILIK:
Sinop’ta el yapımı bıçak üretilmektedir. Bu üretim: 1890 yılından, günümüze kadar sürdürülmektedir. Bıçakların yapımında: yüksek karbonlu İsveç takım çeliği, saplarının yapımında ise manda, geyik boynuzu, gül ağacı kökü kullanılır. Korkuluk ve tepe malzemesi: kaliteli pirinçten, kınları ise: kaliteli sığır derisinden yapılır. Bıçaklar: dekoratif bıçak, mutfak bıçakları ve av bıçağı olarak üretilir.

GEZİLECEK YERLER:
ŞEHİR MERKEZİ:
Karadeniz dalgaları ne kadar hırçın ise, Sinop il merkezi o kadar sessiz ve sakindir. Merkez, iki caddeden oluşuyor. Kendi halinde, bir çarşısı var. Çarşısı sevimli bir yer. Küçük ama temiz lokantalarında: Sinop pidesi, ya da kulak denilen cevizli mantı yiyebilirsiniz. Ama dikkat, buranın mantısı yani kulak, bağımlılık yapabiliyor. Fazla yerseniz, akşam için balık ziyafetini yapamassınız.
Bir de: sahil yolu. Bu sahil yolunda: balıkçılar, çay bahçeleri var. Bu arada; şehri tepeden izlemek isterseniz, kaleye çıkacaksınız.
Çarşıyı gezdikten sonra: Sinop Cezaevine çıkmanız gerek. Çünkü: gerek kuruluşu ve gerekse yapısı ve içinde bulunanlarla, özellikleri olan bir cezaevi. O kadar çok şey yaşanmış ki, burada gezerken, o günleri hayal etmek mümkün. Tüyleriniz ürperecek. “Dışarıda deli dalgalar, gelir duvarları yalar” dizelerini mırıldanırken, o dalgaların sesini duyabilir, duvarları görebilirsiniz.
Evet: ben size, Sinop il merkezinde gezilebilecek yerler hakkında, aşağıda ayrıntılı bilgiler vereceğim. Siz kendiniz için, Sinopta kalma sürenize ve tercihlerinize göre bir gezi planı oluşturabilirsiniz. Tabii, Sinop’ta bulunduğunuz iklim de önemli, yaz ayları dışında, yani Temmuz-Ağustos ayları dışında, deniz kıyısında, sahilde, plajları, kumsalları gezmek pek anlamlı olmaz.

SİNOP ARKEOLOJİ MÜZESİ:
Müze, 1970 yılında, bugün bulunduğu binaya taşınmış. Karadeniz bölgesinin en büyük müzesidir. Okullar caddesindedir. Sinop ve çevresinde yapılan kazılardaki buluntular, burada sergileniyor. Özellikle: şehir çevresinden toplanmış ikonalar var. Bahçesinde: şehitlik anıtı, Aynalı kadın türbesi ve Serapis Mabedi var.
19.yüzyılda Sinop ve çevresinde bulunan kiliselerde, günümüze kaldığı tahmin edilen ikonaların müzeye ne zaman ve nereden getirildiği bilinmemektedir. Bunlar: kestane ağacından yapılmış panolara, alçı sıvanarak, bazılarında da bez alçı bir arada kullanılarak, üzerine çeşitli boya ve altın yaldızla yapılmıştır.
Evet şimdi müzenin ayrıntılı, kat-kat gezi planını veriyorum.
İÇ TEŞHİR SALONU-ZEMİN KAT:
Hemen girişte: Irmak tanrısı Asapos’un su perisi kızı Sinop kentinin kurucusu olduğu söylenen “Sinope” nin büstü var.
Sonra: şehir merkezine, 16 km. uzaklıktaki: Demirci Köyü Kocagöz Höyük kazısında çıkan buluntular var. Bunlar: Tunç çağına ait, pişmiş topraktan yapılmış, kulplu-kulpsuz, ayaklı-ayaksız vazo, tas, kupa, tabak, testi, kolyeler, değişik formda kaplar, kemik aletler, cilalı taştan balta, bronz iğne ve mızrak uçları var.
Birinci galeri ve birinci salon arasında ise: çeşitli dönemlere ait sikkeler ve s on bölümde, Karadeniz deniz buluntuları olan amphoralar sergileniyor.

BİRİNCİ SALON:
Hitit, Frig, Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans çağı eserleri sergileniyor. Bunlar: pişmiş topraktan yapılmış: testi, tabak, askı kulplu, süzgeçli kaplar, yonca ağızlı, boyalı testiler, küçük mezar buluntuları, altın, kemik, bronz ziynet eşyaları, Serapis mabedi buluntuları, silindirik mühür, bilezik, yüzük gibi ziynet eşyaları ile, Selçuklu ve Osmanlı defineleri-sikkeleri bu salonda sergileniyor. Bölümün en önemli eserleri arasında: MÖ.5. yüzyıla ait, üzerinde aslan başı, karga başı ve koç bulunan, bronz hydria. Geyiğe saldıran aslan, MÖ.5.yüzyıla tarihlenen heykel gurubu bulunuyor.
İKİNCİ SALON:
Burada, yörenin giyim-kuşam, el işleme, dokuma örnekleri ve çeşitli ziynet eşyaları, çini porselen, ateşli ve delici silahlar, yazı takımları, fildişi-sedef kakmalı çekmece, mutfak eşyaları sergileniyor.
BİRİNCİ KAT:
HALI VE YAZMA ESERLER BÖLÜMÜ: Kula ve Gördes halı seccade örnekleri, çeşitli çatmalar, el yazma Kur’an lar, hat sanatına ait yazı çeşitleri, cilt kapakları, fildişi kakmalı nadide rahleler sergileniyor.

İKONA SEKSİYONU: Burada; Bizans sanat üslubunun özelliklerini taşıyan, zengin bir ikona koleksiyonu sergileniyor. İkona: Hıristiyan dininde, doğu kiliselerinde, duvar fresklerine karşılık, ahşap pano üzerine yapılan, her türlü dini resme verilen isimdir. İkonalar: kiliselerde, halk tarafından, kolayca görünecek yerlere asılıyorlardı. Bizans dönemine ait ikonaların ana konuları, sıkı bir taoloji programı ile saptanmıştı. Bunlar: İsa, Meryem’in resimleri yanında, Havari ve Aziz kişilerin resimlerinden oluşuyordu. Ya da yaşam öyküleriyle birlikte, çeşitli dinsel ve tarihi olaylar anlatılıyordu. Müzenin kendine has özelliklerinden biri: Bizans sanat üslubundaki zengin ikon koleksiyonudur. Çeşitli boy ve ebatlarda, altın yaldız ve boya ile yapılan, 27 adet ikon vardır. Bu ikon koleksiyonunun sanat tarihi bakımından büyük bir önemi vardır.
Çeşitli boy ve ebattaki: İsa, Melek, Meryem ve Azizler ile ilgili konuları içeren, bol miktarda, altın yaldız kullanılarak yapılan, özellikle yabancı ziyaretçiler tarafından ilgi ile izlenen ikonalar burada sergileniyor.
Bahçeye çıkıyorsunuz. Bahçe düzenlemesi de, müzenin içi kadar güzel ve zengin. Çıktıktan sonra: sağ tarafa döndüğünüzde, yürüme yolu boyunca, duvara monte edilerek sergilenen, mozaikler, hem üstten küçük çatıcıklar yapılarak koruma altına alınmış, hem de aydınlatılması yapılarak gece de güzel bir görünüm elde edilmiş.
Arka kısımda: denizden balıkçı ağlarına takılması sonucu çıkarılan oldukça eski çapalar ve toplar var. Bu topların arkasında, diğer park kısmında da “Deniz Şehitleri Anıtı” var. Çapaların bulunduğu yerin az ilerisinde: 1950’li yıllarda yapılan kazılarda bulunmuş olan “Serapis Mabedi” kalıntıları var.
Yine bahçe içinde: 1335 yılında, Sultan I.Murat’ın kardeşi, Süleyman Paşa’nın kızı İsmet Sultan Hatun için yaptırılmış bir türbe var. Buraya: Sultan Hatun Türbesi ya da Aynalı Kadın türbesi deniliyor. Biri kapı önünde, dışarıda ve diğeri türbe içinde ve zemin taşlarının biri üzerinde, mermerden, birer ayna resmi varmış. Halk arasında: Aynalı kadın denilmesinin sebebi buymuş.
SERAPİS MABEDİ:
Müzenin bahçesinde kalıntıları var. 1951 yılında bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış. Güneyinde: altarı olan dikdörtgen planlı bir mabet. Kazı sırasında: pişmiş toprak malzeme, mimari parçaları ve sırasıyla Serapis, Dionysos, Herakles, İsis ve Kore figürleri bulunmuş. Mabedin, hangi tanrı için yapıldığı bilinmiyor. Ancak, bir yazıtında, bu mabedin Serapis’a ait olduğu görülmüş.

ŞEHİTLİK:
Müzenin bahçesindedir. 1853 Osmanlı-Rus savaşları sırasında, Sinop limanında şehit düşen denizcilerimiz için yaptırılmıştır. Anıtın ilk yapımına: 1857 yılında Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa tarafından başlanılmıştır. Arkasında bir abide yapılması düşünülmüşse de, Mutasarruf Zihni Bey’in başka bir yere tayini nedeniyle yaptırılamamıştır. Mevcut şehitlik: 1933 yılında Vali Abdulhak Savaş’ın girişimleriyle, Cumhuriyetin 10. yıldönümünde tamamlanarak, açılmıştır.
2006 yılında restorasyona alınan Sinop Müzesi, ülkemizdeki en modern müzelerden biri haline geldi. Yıllık ziyaretçi sayısı: 200.000 civarındadır. Yakın zaman önce: cezaevi duvarları arasında kalan eklentilerin bir kısmının yıkılması sırasında: eski devirlerde mancınıklarla kullanıldıkları tahmin edilen taş külleler bulundu. 40 civarındaki taş gülle: Sinop Arkeoloji Müzesine taşındı. Müze gezinizde, bunları da göreceksiniz.
En son da, en önemli haber: Sinop Müzesi: öğrendiğime göre: Avrupa Yılın Müzesi Ödülü “EMYA 2010” için Türkiye’den başvuran 5 müzeden biri. Avrupa Müze Formu Değerlendirme Komitesi tarafından incelemeler yapılmış. Gerekli değerlendirmeler yapıldıktan sonra, sonuçlar açıklanacakmış. Umarım güzel bir sonuç elde edilir.

ETNOĞRAFYA MÜZESİ: (ASLAN TORUNLAR EVİ):
Şehirdeki en güzel Osmanlı dönemi sivil mimari örnek yapılarından biri olan: 19.yüzyıl başlarında inşa edildiği tahmin edilen, bir yerde bulunuyor. Kefeli Mahallesi, Kemalettin Sami Paşa Caddesindedir.
Kesme taştan yapılmış, zemin kat üzerine, ahşap çatı arası ve 1 ve 2 nci katlar bindirme tekniğiyle yapılmış. Cephede: bol pencere ve geniş saçak var. 1 ve 2 nci katta bulunan: 4 oda ve 3 eyvan, ortadaki sofaya açılıyor. Odalarda: ahşap dolar, ocak gibi öğelerle bulunuyor. En alt zemin katta: Sinop ve Boyabat evlerinin sergilendiği galeri kısmı var. Önceleri burası, atların bağlandığı ahır kısmı imiş. Burada: ülkemizin çeşitli yerlerinden elde edilmiş mutfak eşyaları sergileniyor. Ayrıca: bir köy odası var.
Birinci kat: Etnoğrafya Müzesi ve 2.kat ise: yaşayan konak olarak planlanarak, ziyarete açılmıştır. Birinci katta: Sinop yöresinde kullanılmış olan ziynet eşyaları, kılıçlar, dokuma tezgahı gibi eşyalar bulunuyor.
İkinci kat: geniş bir salon ve bunun çevresinde simetrik olarak planlanmış 4 oda ve 3 eyvan var. Bu eyvanlarda, konak yaşantısı canlandırılmış. Başodada: konağın erkeklerinin yaşamı, oturma odasında ayrıntılı bir kına gecesi, namaz odasında evin büyüklerinin ibadetleri canlandırılmış. Ayrıca: gelin odasında, gelinin konak içindeki yaşamı ve aşyaları ayrıntılı bir şekilde sergilenmiş.

SİNOP KALESİ:
MÖ.7. yüzyılda, şehri korumak için, yarımada üzerine yapılmış. Yalı ve Kafevi Mahallelerini kuşatır. İç ve dış limanların arasında bulunuyor.
Bazı kaynaklara göre, kalenin yapımı Hititlere kadar indiriliyorsa da, bu durum kesinlik kazanmamıştır. MÖ.72 yılında, Pontus kralı IV.Mithridates: Sinop’ta: mabet, tiyatro, gimnasium ve saray yaptırmış, şehrin çevresini de surlarla çevirmiştir. Bunları izleyen dönemlerde: Selçuklulura, İsfendiyaroğluları ve Osmanlılar tarafından da, kale, onarılmış ve eklerle genişletilmiştir. Bu dönemlere ait kitabeler, günümüzde kalede bulunmaktadır. Bu kitabelerde, surları yaptıran kumandanların isimleri yazılıdır. Selçuklular, limanı kontrol etmek için, kaleye bir iç kale eklerler. Burç ve kulelerle, kaleyi daha da güçlendirirler.

Şehrin güneyinde, iç limana bakan kale: deniz kıyısında, birbiri içine giren, 2 bölümden meydana gelir. Kalenin 6 kapısı vardır. Bunlar: Kum kapısı, Meydan kapısı, Tersane kapısı, Yeniçeri kapısı, Dabağhane Kapısı ve Lonca kapısıdır. Bu kapıların hepsi, ikişer kanatlı demir kapılardır. Ancak: 1950 yılındaki karayolu yapımı sırasında, bu kapıların çoğu yıkılır. Günümüzde: yalnızca iki kapı kalmış. Biri: cezaevinin karşısındaki Loncakapı ve diğeri de, otogarın yakınında, kuzey kıyıda, denize düşecekmiş gibi duran ve bir burca benzeyen Kumkapı.
Sinop manzarası için: Limandaki burca çıkın. Surun bir kısmında yürüyerek, denizi seyredebileceğiniz gibi, kenti boğan yapılaşmayı da göreceksiniz.

Dış kalenin uzunluğu, kuzeyde: 800 metre, doğuda 500 metre, güneyde 400 metre, batıda 270 metredir. Sur duvarlarının kalınlığı: 3 metreyi bulur.
Selçuklu döneminde: iç kalenin bir bölümü tersaneye dönüştürülmüş ve dönemin en güzel savaş gemileri burada yaptırılmıştır. Osmanlılar da, bunu sürdürmüş ve burada kalyonlar, kadırgalar yapılmıştır.
SAAT KULESİ:
İç kale burçlarından, doğu surları üzerindeki burcun üzerindedir. Kare planlı, düzgün kesme taştan yapılmıştır. Burcun batısından çıkan taş merdivenle kuleye varılır. Cumhuriyet dönemi yapılarından olan kule, şehirle özdeşmiştir. Ancak, ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Bunu açıklayan bir kitabe ve belgeye raslanmamıştır. Büyük olasılıkla, saat kulesinin: 1892 tarihinden sonra yapıldığı düşünülmektedir. Kule: dikdörtgen bir prizma şeklinde, üzeri mazgallı olup, dört köşesine de, birer saat kadranı yerleştirilmiştir.

İÇ KALE- ESKİ SİNOP CEZAEVİ-ESKİ SİNOP TERSANESİ:
Güneydedir. 9500 m.karelik bir alana yayılmıştır. Kuzeydeki iç kale ise: 16875 m. Karelik alana yayılmıştır. Kuzeydeki iç kale: Sinop’un batısındadır. Güneyi ve kuzeyi, denize karşıdır. 11 burçla desteklenen iç kalenin duvarlarında, antik çağlara ait mimari parçalar, sütunlar, sütun başlıkları bulunmaktadır. Buradaki surların yüksekliği: 18-22 metredir. Duvar kalınlıkları: 3 metreyi bulur. Ayrıca; bu bölümde, kaleyi bir uçtan, diğer uca kadar uzanan, gezinti yolu var. Selçuklular: şehri ele geçirdiklerinde, önüne uzun bir sur duvarı eklerler. Buradaki duvarlar yapılırken, şehirdeki antik çağlara ait yapıların taşlarından yararlanılmış. İç kale: esas kalenin depo ve cephaneliği niteliğinde idi. İçinde: İbrahim Bey Camisi varmış. Sonraki yıllarda, bu cami ile birlikte depolar yıktırılmış, içerisinden bir yol geçirilmiş. Güney bölümü: diğer bölüme göre daha alçak olduğundan, sonraki yıllarda, burası hapishane olarak kullanılmış.

İç kale adı verilen ve hapishanenin bulunduğu alan: 1214 yılında, Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus tarafından, ana kalenin kuzeyden-güneye inen, dik bir surla kesilmesiyle oluşturulmuştur. Sinop hapishanesi, bu bölümde kurulmuştur.

Hapishaneyi çevreleyen iç duvar: 11 burçla desteklenmiştir. Burçların yüksekliği: 22 metre ve surların yüksekliği ise; 18 metredir. 3 metre kalınlığında olan surların üzerinde: yollar bulunmaktadır ve bu yollarda, muhafızların gezi yollarıdır.
Evet: İç kale: Selçuklular zamanında tersane olarak kullanılmıştır. Osmanlılar döneminde de, burası tersane olarak kullanılmaya devam edilmiş ve zamanın en mükemmel harp gemileri, burada yapılmıştır. Osmanlıların, Karadeniz’de mevcut en büyük tersanesi burada kurulmuştur.

Ancak; bölge, 1887 yılından sonra tersane vasfını kaybetmiş ve cezaevi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Cezaevinden mahkumların kaçışı imkansızdı. Çünkü: dört bir tarafı, kale ile çevriliydi. Buradan: yalnızca iki kişi kaçmaya çalışmış, biri denizde boğulmuş, diğeri ise kaçmayı başarmıştır.
1939 yılında, iç kalenin kuzeyindeki bölmede: 2 katlı, 9 koğuşlu, ikinci bir taş bina yapılmıştır. 1950 yılında: cezaevi son şeklini almıştır. Bu şekliyle, cezaevinde: 11 küçük, 37 koğuş, 21 hücre ve 64 gözlem hücresi bulunmaktadır. Gözlem hücrelerinde, siyasi hükümlüler ve idamlıklar kalmaktaymış. Cezaevinin bir bölümünde de, çocuk islahevi var. 432 yıllık bir geçmişe sahip cezaevinin eski durumuyla ilgili bilgileri, o zamanlar şehirde yaşamış ve cezaevinde yatmış kişilerin anılarından öğrenmek mümkün oluyor.
Daha sonraki süreçte: 1997 yılında, cezaevi boşaltılmış ve bölge, 1999 yılında Kültür Bakanlığına tahsis edilmiş ve Bakanlıkça: buranın kültür kompleksi haline getirilmesi çalışmaları sürdürülmektedir. Halen Müze olarak hizmete açıktır. 2004 yılında: 45.000 kişi tarafından ziyaret edilmiştir. Cezaevini anlatan şiirler Sebahattin Ali tarafından yazılmış olup, özellikle “Aldırma Gönül” popüler olmuştur.

ŞEHİTLER ÇEŞMESİ:
Tersane çarşısındadır. 1853 yılındaki Osmanlı-Rus savaşında şehit düşen, Türk denizcilerin ceplerinden çıkan paralarla yaptırılmış. Yalnız burada hassas bir durum var. Şöyle ki: bu denizcilerimiz şehit edildiğinde, yani Ruslar burayı bombaladığında, henüz harp ilan edilmemiş. Yani: adice bir baskın ve şehitler.
Hacı Ömer Camisinin doğusundadır. 3.80 x 3.80 metre boyutlarında, bir alana oturtulmuştur. Üstü: tek kubbe ile örtülüdür. Üzeri: çinko ile kaplanmıştır.

BALATLAR KİLİSESİ:
Şehrin: Ada mahallesinde, Yusufoğlu aralığındadır. İlk bulunduğunda: 3062 m.karelik alanı kapsayan bu yapının: Roma döneminde yapılmış bir hamam olduğu düşünülmüş.
Ancak: 660 yılında, buranın Bizans döneminde yapılmış, dikdörtgen planlı bir bazilika olduğu anlaşılmış. Günümüze, yalnızca: kuzey ve güney duvarı kalmıştır. Bu duvarlarda: İsa, Meryem ve havarilerle ilgili freskler sürekli açıkta bulunduklarından tahrip olmuş ve hala da olmaya devam ediyorlar. Ayrıca: şapelin tonozla örtülü üst yapısı, sağlam kalmış. Diğer bölümlerin üstü açık. Tüm duvarlarda, dört sıra tuğla kullanılmış.

Çağının mimari özelliklerini taşıyan bu fresklere yazık, önlem alınmasını diliyorum. Giriş kısmında ve tavanlarda, boyalı grafikler var. Eskiden, bunların çok olduğu söyleniyor ama günümüzde bakımsızlıktan, bu kadarı yani az sayıda kalmış. Kilise: 2000 yılında kamulaştırılarak, halkın ziyaretine açıktır.

ALAADDİN CAMİİ:
Ulu cami, Büyük cami ve Alaüddin Camisi olarak da bilinir.
Selçuklu dönemi eseridir. Sinop’un en büyük camisidir. Sinop’un fethinden sonra, 1214 yılında yaptırılmıştır. Rumların şehre yaptıkları baskınlarda, büyük zarar görmüştür. 1268 yılında, Süleyman Pervane tarafından yeniden onarttırılır.

Büyük bir avlunun güneyindedir. Dikdörtgen planlı olup, beş kubbelidir. Avlunun ortasında, bir şadırvan, bir köşede de, İsfendiyar oğullarının türbeleri var. Burada bir de “Seyit Bilal Türbesi” var. Seyit Bilal: savaşta kopan kafasını kapıp koşarak, Sinop’a yetiştirdiği rivayet edilir.
Çandarlıoğulları döneminde, emsalsiz işçilikte bir minber ilave edilir, ancak bu minber: büyük kubbenin 1850 yılında yıkılması sırasında harap olur ve kalan bölümleri-parçaları: Trabzon Valisi Sırrı Bey tarafından, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesine gönderilir.
Caminin arkasında: kesme taştan, yuvarlak gövdeli, tek şerefeli olan minaresi bulunur.
Caminin bahçesi: güllerin, palmiye ağaçlarının ve gölgeliklerin bol olduğu bir yer, keyifli ve genellikle kalabalık.

PERVANE MEDRESESİ:
Hemen Alaaddin Camisinin karşısında. 1262 tarihinde yapılmış bir yapı. Sinop’un düşman işgalinden kurtuluşunun anısına: Selçuklu veziri Süleyman Pervane tarafından yaptırılmış.
Medrese: moloz ve kesme taştan yapılmış, dikdörtgen planlıdır. Dönemin taş işçiliğini gösteren, görkemli bir giriş kapısı var.
Giriş eyvanında, tek katlı medrese avlusunun iki tarafında:; 16 oda sıralanmıştır. Girişin karşısındaki eyvan; 1889 yılında dershaneye dönüştürülmüştür. Giriş eyvanının iki yanında, birer kapı var. Bu kapılardan, sağ taraftakinde, Muinüddin Süleyman Pervanenin torunu ve Mesut Celebinin oğlu Sinop Beyi Altınbaş ünlü deniz generali Gazi Çelebinin mezarının bulunduğu küçük bir bahçe var.
Odalarında, günümüzde: ahşap tekne maketi ve Sinop dokumaları gibi yöreye özgü el sanatlarının satış yerleri var.

PAŞA TABYASI:
Yarımadasın güney ucunda, il merkezine 1 km. uzaklıkta, 19.yüzyılda, Osmanlı-Rus savaşları sırasında, denizden gelen tehlikeleri önlemek için yapılmıştır. Yarı ay şeklindedir. 11 top yatağı, cephanelik, asker koğuşu olarak kullanılan büyük mekanlar ve mahzen var. Günümüzde: burası, ziyarete açık bir yer. Yeme-içme mekanları oluşturulmuş.

KORUCUK TABYALARI:
İl merkezine: 3 km. uzaklıktadır. Geniş bir alanı kapsamaktadır. Batı kısmında, toprak altında, kesme taşlardan örülmüş, tonozlu koridor ve 2 oda ile, batıdan doğuya uzanmış küçük tepeler arasında bulunan 5 adet top yuvasından oluşmaktadır. Osmanlı döneminde, savunma amacıyla yapılmış bir yapıdır. Günümüzde: özel kişinin mülküdür.

AKLİMAN KOYU:
İlin batısında bulunuyor. Kent merkezine uzaklık: 9 km. Sinop’tan İnceburun’a en kısa, buradan gidilir. Sinop-Akliman-Hamsilos yolunun üstündedir.
Koyun hemen açığında: 2 ada var. Bu adalar: koyun güney ve kuzey kısımları ile birleşmiş gibidir. Koyun: kuzey yakasındaki adayı: kıyıya birleştiren bir köprü var. Bu köprü: açık denizden gelen dalgaları da engelliyor. Ayrıca: bu adada “Akliman Feneri” bulunuyor.
Koyun güneybatı ucunda: bir küçük koy daha var. Ayrıca: ana koyun hemen güney kıyılarında, iki küçük, girinti daha var.
Kumsal gayet güzel, genişliği: 15-20 metre arasında, uzunluğu ise, bayağı var. Yani resimlerden de göreceğiniz gibi, burada denize girmek mümkün. Ayrıca: burada, Milli Parklar Müdürlüğü tarafından tanzim edilmiş, piknik alanı var. Piknik alanı: her türlü ihtiyaca cevap verebilecek düzeyde. Burada: ormanla deniz iç içe. Yani: piknik alanıyla, ormanla denizin iç içe olduğu “ria” tipi bir kıyı örneği.
Türkiye’de: oksijen yoğunluğu ile, birinci sırada bulunan ve içinde bitki örtüsü ve yaban hayatı bakımından büyük bir zenginlik olan, Akliman Mevkii, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, “Hamsilos Tabiat Parkı” ilan edilmiş. Zaten: 1991 yılında, birinci derece SİT alanı olarak da ilan edilmiş.

HAMSİLOS KOYU:
Hamsilos Koyu: aslında, jeolojik ve coğrafi bir terim olan: “Fiyord”. Fiyord: buzulların oluşturduğu vadilerin, deniz suyu ile dolmasıyla oluşan, dik yar ve kayalıkların arasındaki dar deniz koycuklarına verilen bir isim. Dar koylar: buzullar tarafından aşındırılmış ve deniz seviyesinin çok altındaki taban, deniz yüzeyinin bayağı altına kadar devam eden ilk duvarlar, kara tarafında ve ortada deniz tarafına göre, daha çok olan derinlik ve açık deniz ile bağlantılı fiyordların tipik özellikleridir.

Dolayısı ile: Hamsilos fiyordu: son buzul çağında, Karadeniz’in tamamen donduğu dönemde, buzullar erirken oluşmuş. Genellikle, kuzey ülkelerinde görülen bu coğrafi oluşumun, Türkiye’deki tek örneği Hamsiroz.
Burada: deniz, sanki bir nehir gibi karanın içine giriyor. Devecik deresi adlı küçük bir akarsuyun ağzında bulunan, 300-400 metrelik bir deniz girintisi.

İlk merkezine: 11 km. uzaklıkta. Bu bölge: 1991 yılında doğal SİT alanı olarak ilan edilmiş. Tam bir doğa harikası. Dünyada (tek örneği: Norveç ve bir de Sinop şehrinde bulunuyor) örneği az olan ve Türkiye’nin tek fiyord (ria tipi) kıyısıdır. Körfez: çiçek ve ağaçlarla bezenmiştir. Koyda: balık tutulabilir dalgıçlık yapılabilir ve denize girilebilir.
Koy: bugün bir milli park. Sinop şehir merkezine çok yakın olduğu için, Sinop halkının en önemli piknik alanı. Ayrıca: Karadeniz’deki çok az olan koylardan biri olarak, fırtınalı havalarda, balıkçıların sığınağı.

MOBİL KORUCUK KÖYÜ MEVKİLERİ:
İl merkezine, 2 km. uzaklıktadır. Sinop yarımadasını çevreleyen yol üzerindedir. Sakin bir deniz ve tertemiz kumsalı var. Ayrıca: burada, turizm belgeli tesisler, restoranlar, kamp ve karavan yerleri var. Sinop il turizminin en yoğun olduğu yer burası. Kumunun halk arasında, romatizma ve siyatik gibi hastalıklara iyi geldiği de söyleniyor.

KARAKUM:
Şehir merkezine uzaklık: 2 km. Sinop yarımadasını çevreleyen yol üzerinde. Karakum denilmesinin sebebi: sahildeki ince ve simsiyah volkanik kum bulunması.
Burada: kamu kamp alanları var. Ayrıca: otel, tatil köyü, kafe, restoran, bungalow tipi evler, karavan ve çadır yerleri de bulunuyor.

İNCE BURUN:
Ülkemizin, en kuzey ucudur. Şehirden, yaklaşık 1 saat uzaklıktadır. Burunda: gemilere geçiş kolaylığı sağlamak için, ince burun feneri var. Yüksekliği: 12 metre. Denizden yüksekliği ise, 26 metredir. Kuruluş tarihi; 1863. Duvarlarının kalınlığı ise: 75 cm. Burada: denizde, bazen çok büyük dalgalar oluşuyor. Bunların yükseklikleri: 8 ile 15 metre arasında olabiliyor.
Görülmeye değer bir yer. Ancak: yol sorunlu.
BAHÇELER MEVKİİ:
Şehir merkezinin girişindedir. İç limana bakan kısımda, ormanla kaplı bir alandır. Burada: ortalama 500 metre uzunluğunda ve 4 ile 10 metre arasında değişen genişlikte, kum sahil bandı var. Bu bölümde: halk plajı, orman kampı ve dinlenme tesisleri ile, belediye kampı ve kampın içinde motel, restoran, kamp ve çadır yerleri bulunuyor. İnce, sarı kum ile kaplı olan sahip bandında, denize giriliyor. Bandın gerisindeki ormanlık alan ise: piknik ve mesire yeri olarak kullanılıyor.
SARIKUM:
İl merkezine, 21 km. uzaklıktadır. Yörede: deniz, orman ve göl bir aradadır. Çeşitli balık ve yabanı hayvanların bulunduğu bölge: tabiat koruma alanı olarak ilan edilmiştir. Deniz kıyısında, ince taneli kumların oluşturduğu, geniş ve uzun bir kumsal var. Adını zaten bu kumun renginden alıyor.

SARIKUM TABİAT KORUMA ALANI:
İl merkezinde, Abalı köyü yakınlarında, Sinop-İstanbul karayolunun 17. km. de bulunmaktadır. Bu alanda: deniz, kıyı, kum, göl, sulak alan ve orman bir arada bulunmaktadır. Bu nedenle: çok sayıda su kuşu ve yırtıcı kuşlar ile karaca, vaşak, toy, kuğu gibi nesli tehlikeye düşmüş türler bölgede yaşamaktadır. Ayrıca: kayın, gürgen ve meşe gibi orman ağaçları bulunur. Burada: geyikleri görebilirsiniz.








Yorum
güzel ama daha ayrıntılı bilgiler olması bence daha iyi olur
daha ne ayrınısı olacak ki? herşey açıklanmış…