İtalya,Pompei

ULAŞIM-GİRİŞ:
Romadan otobüs ile, yaklaşık üç saat, Napoliden ise, yaklaşık yarım saat mesafede. Bilet alarak şehre girebiliyorsunuz. Aman dikkat, gezilecek yerlerde, taşların yerdeki yükseklikleri sürekli değişiyor, elinizde kamera veya fotoğraf makinası ile sürekli birşeyler çekim diye uğraşırken, yere düşüp herhangi bir yerinizi hasarlamak çok mümkün. Aman dikkat, yürürken mutlaka önünüze bakın, asla hem yürüyeyim hem çevreyi izleyeyim demeyin, yoksa sakatlanma riskiniz çok fazla.
Kentin diğer bir özelliği: Merkez Kilisesi, Madonna Del Rosario Di Pompeiye adanmış olan kent, son zamanlarda Katolikler için bir haç yeri haline gelmiştir.

POMPEİ ŞEHRİNİN TARİHİ HİKAYESİ:
MS.72 yıllarının başlarında, Vezüvden dumanlar çıkmaya başlayınca, halk dağın patlayacağını düşünür ve kenti terk eder. Ancak, dağın patlamaması ve halkın şehrin yaşam büyüsüne kapılmış olması nedeniyle, 7 yıl sonra yeniden şehre dönerler. Normal hayat devam etmeye başlar.

Ancak, MS. 24 Ağustos 79 tarihinde, Vezüvden yine dumanlar yükselmeye başlar. Halk önce, yine patlama olacağına inanmaz, dumanların bir süre sonra biteceğini düşünür. Ancak, sürekli sarsıntılardan sonra, gökten iri kum taneleri büyüklüğünde, çok kızgın taşlar yağmaya başlar. Sonra patlama ve lavlar çıkmaya başlar. Felaketi etkileyen lavlar değildir, çünkü lavlar yüzeye çıktığında, bir süre sonra soğumaktadırlar. Patlamanın ardından gelen, gaz yüklü, kocaman siyah taşlar yağmaya başlar. Bu sonuncular, yere değer değmez patlar ve halk içinde ilk kayıpların verilmesine sebep olur. Gökyüzü kararmış olduğundan, şehirde görüş mesafesi sıfıra düşmüştür. Söylenenlere göre, 40 gün güneş şehirde görünmemiştir.

Şehrin insanları, rastgele sağa sola koşuşturup dururlar. İçlerinde, farkında olmadan, Vezüve doğru koşanlar olduğu bile söylenir. Bir kısım halk, limana doğru kaçmaya başlar. (Liman, şu anda bilet gişelerinin olduğu, şehre giriş yapılan noktada imiş, zamanla deniz geri çekilmiş) Gemilere binerler, bir daha dönmemek üzere kentten uzaklaşmaya başlarlar. Ancak, bunların yolunu bir deniz kabarması/tusunami keser ve dev dalgalar, bindikleri gemileri, birer çöp gibi, yukarıya kaldırarak, kızgın lav denizinin ortasına, kıyıya geri atar.
Kurtuluşu evlerinde ve kapalı mekanlarda görenler, volkandan çıkan müthiş sıcaklık yüzünden, havadaki oksijenin kısmen gaz karbonik hale dönüşmesi yüzünden ve dağdan sızan kükürt gazının etkisi ile boğularak ölmüşlerdi. Zaten, evleri volkandan çıkan taşlar ve diğer malzemelerin ağırlığı altında çökmekteydi. Yarılmış olan yerden çıkan ağır ve zehirli gaz larda bir başka ölüm nedeniydi. En ilginç olanı ise, ölümleri en çok etkileyen bu gazların, Vezüv çevresindeki hava akımları sonucu, yanlızca Pompei şehri üzerinde yoğunlaşması imiş. Yani, hava akımları, bu gazları Pompei üzerinde değil, başka bölümlerde de yoğunlaştırabilir ve Pompei de bu denli yoğun ölümlere sebep olmazdı. Daha sonra, Pompei üzerine, kızgın küller yağmaya başladı. Ve ilk ölenlerin üstünü, yorgan gibi örttü. Birkaç saat içerisinde, 20000 insanın yaşadığı güzel ve canlı kent, büyük bir mezarlık haline dönüştü. Tarih, Pompei şehrini, konserve gibi yapıp, gelecek nesillere aktardı. Yaklaşık 2000 yıl önce, o görkemli villalar, heykeller, duvar resimleri, mozaikler, tapınaklar, pazar yerleri, uzun yıllar boyunca dokunulmadan 15-20 metre yüksekliğindeki bir tabakanın altında gömülü olarak kaldı.
Pompei de, felaket sırasında ölenlerin bir böümü, arenalarda, ölümüne dövüştürülen köleler olan gladyatörlerdi. Bunlar, normal zamanlarda da çoğunlukla kaçmamalarını, ayaklanmamalarını yada herhangi bir durumda intihar etmelerini önlemek için, zincirlenmiş olarak tutuluyorlardı. Felaket, anınad, öylece zincirlrine bağlı olarak öldüler. Bunun dışında, buluntular arasında, hamile kadınlardan çocuklara, yaşlılardan ve diğer kölelere rastlandı. Ev, biraz malk mülk sahibi olup kaybetmekten korktukları içinayrılmayan zengin insanlar veya terk edilen evlerde kalanları yağmalamak isteyen hırsızlarda bunlar arasındaydı. Kimi de, son anda kaçmaya çalışan, sıradan vatandaşlardı. Pompeinin sayfiye kasabası Herculaneum da, deniz kenarındaki balıkçı barınağında, koyun koyuna bulunan 300 insan, muhtemelen, balıkçı aileleri ve bu civarda yaşayan sıradan vatandaş yada kölelerdi. Kuşkusuz, Pompei de yada herhangi bir Roma şehrinde, günümüz ahlak değerlerine uymayan, görgüsüzlüklerinin derecesini bilemeyiz, fakat debdebeli bir hayat süren, ayrıcalıklı bir tabaka vardı.

KENTİN KEŞFEDİLMESİ-GÜNLÜK YAŞAM İZLERİ :
Vezüv yanarağındaki püskürme günlerce sürdü. Bunun sonunda, şehir 6-7 metre derine gömüldü.
Ta ki, 1711 yılında, bir İtalyan köylüsü, bir bağda, çukur kazarken, bir duvara rastladı. 1700 yıl boyuca, toprak altında uyuyan bir medeniyetin ortaya çıkarılmasına sebep oldu. Batık kentin diğer kısımları, 16 ncı yüzyılın ikinci yarısında, bölgeye su kanalı yapmak üzere gelen mimar Fontana tarafından keşfedildi. İlk kazılar, 1709 yılında, Herculaneum da başladı. 1860 yılında, kazının yönetimi İtalyan Argeolog Fioreki ye verildi. Uzun çalışmalar sonucunda, kentin 7 kapısı, ana caddesi ve diğer önemli caddeleri, çok sayıda ev ve casalar ( yüksek sınıf evleri) ve kent duvarları ortaya çıkarıldı. Dünya, bu güne kadar böyle bir felaketi ne duymuş, ne de görmüştü.
Dönemin en güzel evlerini, eşyalarını, sanat eserlerini bünyesinde barındıran Pompei, dakikalara sığabilecek bir zaman diliminde yerle bir olmuştu. Akdeniz in hafif deniz rüzgarlarını alan, bu sevimli kent, karşısında bulunan Capri Adası gibi cennetten bir köşeydi adeta. Romanın tüm zengin aristokrat ve nüfuslu insanları, Pompeiye yerleşmeye başlamışlardı. Kent güzelliğinin yanında bir eylence ve kumar merkezi konumuna girmişti.
Şehri, 8 kapılı bir duvar çeviriyordu ve gece-gündüz gelen tüccarlarla dolup taşıyordu. Her kapı, iki kapı şeklinde inşa edilmişti. İnsanların ve hayvanların girmesi için, ayrı merdiven ve kapılar vardı. Sokaklar, daha önce ki patlamalarda, şehrin dört bir yanına savrularak donmuş lav tabakalarıyla döşenmişti. Bu sokaklardaki araba tekerleklerinin izi,bugün bile görülebilmektedir. Şehrin ortasındaki Forumda, her hafta, ayrı bir eylence düzenleniyordu. Düzenlenen eylenceler, kimi zaman, bir kölenin başka bir köle ile veya bir aslanla dövüştürülmesi şeklinde oluyordu. İnsanların ve hayvanların ölüm çığlıkları, Pompei halkının gözünü daha da karartıyordu. Alkış ve bağırışlarını daha da arttırıyordu. Vahşetin her türlüsü, Forumda, Pompeililere sergileniyordu. Pompeinin en önemli binaları, bu yüzden Forum meydanına bakıyordu. Bunlar arasında, iki tiyatro binası, bir gladyatör alanı, hamamlar, tapınaklar vardı. Şehrin iklimi ve manzaralarının güzelliği, birçok zengin Romaının buraya yerleşmesine, çok süslü evler, köşkler yaptırmasına sebep oldu.
Buranın başlıca gelirini ise, şarap ve yağ ticareti oluşturuyordu. Ayrıca, şehrin her köşesinde, fuhuş evleri boy gösteriyordu. Bir yandan soyluların görkemli villaları, diğer yandan da, hizmetçi ve kölelerin fakir evleri ve KIYAMET KOPUYOR.

ŞEHİRDE GEZMENİZ GEREKEN YERLER:
1860 yılında, İtalyan bilim adamı, Giuseppe Feovelli, taşlaşan küllerin arasında, bir boşluk bulur. Buraya açılan delikten içeriye, sıvı alçı enjekte eder. Sıvı alçının donmasını bekler ve içerideki boşluğun kalıbını çıkarır. Daha sonra, üstteki taşlaşmış lav tabakasını kaldırır ve alçı ile biçimlenen görüntünün, aslında bir canlı insan görüntüsü olduğunu tespit eder. Hem de, o anda, yani öldüğü andaki yüz ifadesi ve vicut şekli ile.
Evet, Pompeide çalışan arkeologlar, lavlar altında kalan insan ve hayvan vicutlarını ortaya çıkarmak için ilginç bir yöntem geliştirdiler. Sert bir cisimle, taşlaşmış, lavla kaplı kabarık yerlere vururlar. Alttan, boşluk olduğu zaman duyulan ses değişikliği olduğunda, yani böyle bir yere rastgelindiğinde, küçük bir delik açarlar. Bu delikten içeriye sıvı alçı dökerler.
Bu kalıplar alındıkça, bunların, Vezüvün lavlarından kurtulamayan köylüler, soylular,köleler, çocuğuna sarılmış anneler, yaşlılar, gençler, köpekler ve atlar oldukları ortaya çıktı. Burada dikkat edeceğiniz nokta şu. Hava ile teması olan canlı vicutları doğal olarak yok olmuş, ancak hava ile teması olmayan canlıların vicutları ise, yok olmamış, kemik-iskelet sistemi aynen muhafaza edilmiştir. Yani, alçı kopyalar alınırken, bir kısmının içi boş, bir kısmının ise, içinde iskelet sistemi, kafatası, el parmak ve ayak parmak iskeletleri ve hatta dişleri görülebilecek durumda, alçı profiller çıkarılmıştır. Bunlar, halen görülebilmektedir. Yanı bir kısım alçı profilde, parmak iskelet kemikleri, kafatası, dişler görülmektedir. Diğer bir kısım profilde ise, yanlızca canlıların o andaki vicut şekilleri, yüzlerindeki ifadelere kadar görülebilmektedir.

Pompeililer, taş olarak çıkarıldıkları vakit, ölüm anında ne yapıyorlar ise, o halde bulundular. Kimi başlarını ellerinin arasına alarak çaresizlik içinde oturmuşlar, kimi de çocuklarıyla çarşıda alışveriş yaparken ölmüşlerdi. Bir duvarın üstünde bugün bile görülebilen SODOM ve GOMORO yazısı bulunmaktadır. Tarihçilere göre, Pompeide yaşayan yahudi köleler, Pompeinin durumunu görüp Sodom ve Gomoroyu hatırlatmak için, bu yazıyı yazmışlardır. Bu yazının anlamı şudur: Pompei halkı ile Lut Kavmi nin kaderleri arasında paralellik vardır. Yahudilik, Hiristiyanlık ve İslam inancında ve kutsal kitaplarında, bilhassa cinsel münasebetleri nedeniyle, günahkarlık içinde yüzen Lut kavminin, şehirleriyle (Sodon ve Gomarro) birlike, Tanrı tarafından, yangınlı büyük bir felaketle yok edilerek, cezalandırıldıkları kabul edilir.

(Sodom ve Gomoro şehirderi hakkında kısacık bilgi vereyim. Bu kentler, Ortadoğuda, Lut gölü yakınlarında ilk çağlarda kuruludur. Lut Peygamber, bu şehirde yaşayan insanları din ve ahlak konularında uyarmaya, doğru yolu göstermeye çalışırken, gökyüzünden üç melek erkek kılığında şehre iner ve halka Lut un evini sorarlar. Halk evi tarif eder ve bunlar Lut peygamberin evine giderler, ancak halk arkalarından bunları takip eder ve bunlar eve girince Lut peygamberden bunları, yani erkek kılığına girmiş, üç meleği kendilerine vermesini isterler. Halk, bunların melek olduğunu bilmez, yanlızca çok güzel üç erkek olarak değerlendirir ve ahlaksızlığın boyutu yani sapkın ilişkiler ortaya çıkar. Üç melek, Lut peygambere, hemen ailesini alarak şehri terk etmesini, şehrin tanrı tarafından yok edileceğini söylerler. Bunun üzerine, sabah olmadan, Lut peygamber ailesini alarak ve halka görünmeden şehri terkeder. Yanlız bir kural vardır, kimse geriye dönüp şehre bakmayacaktır. Aksi halde, bakan taş olacaktır. Meleklerin bu söylediğini Lut Peygamber ailesine söylemesine rağmen, karısı, merakını gideremeyip döner ve şehre bakar, o anda taş olur, şehir de yok olur.)

Pompeide; toplam 12 adet genelev bulunduğu tesbit edilmiştir. Bunların bu denli çok olmasının başlıca sebebi, Pompeinin bulunduğu konum itibarı ile, deniz ticaretinin önemli merkezlerine yakın olması, denizcilerin uzun aylar denizde kalma sonucu, cinsel yönden taleplerinin karşılanması için, Pompei de genelev sektörü büyük bir sektör olarak kurulmuştur. Öyleki, günümüzde bu evlerin içinde görülenler, sektörün boyutununun ne kadar ileri gittiğini göstermektedir. Bu evlere, el yapımı kurşun borular ile, zemin altından, sıcak su götürülmüştür. Bu evlere, dişi kurt ismi verilir, çünkü, burada doğan çocukların babaları belli değildir, Romanın kuruluş efsanesi gibi, hani Romus ve Romulus unda, babaları belli değildir ( aslında efsaneye göre babaları tanrıdır) ve dişi kurt tarafından süt verilerek büyütülmüşlerdir, burada bu bağlantı var, dikkat. Ayrıca, kente gelen denizcilerin dil, yol bilmeme gibi sorunlarına karşı, cadde taşları üzerinde genelevin yerini belli eden, imgeler, ayakizleri bulunmakta (not, bunların üstüne basın, şans getirdiği rivayet edilir)

Sonuç olarak, burada yaşayan halk çok zengin olmuş. Bu muhteşem zenginliğin yarattığı sefahat ortamı, insanları yeni arayışlara itmiş, büyük olasılıkla çarpık ilişkiler görüldüğünde, yahudi kölelerin yazdıkları bunlara tepki olarak değerlendirilebilir. Yani; diğer kentlerde olduğu gibi, yoksa Pompei tanrının gazabına uğramış bir kent mi idi, günümüzde zaten Vezüv yanardağı hala, cezalandırıcı olarak da isimlendirilmektedir.
Daha önce söylediğim gibi, burada muhteşem bir yol sistemi var. Yolun her iki kıyısında kaldırım yapılmış. Yol balık sırtı, yani yağmur ve yağışta yolda göllenme olmuyor, sular akıp gidiyor, ayrıca yol üzerinde yayaların akan sulara batmaması için, basamak şeklinde yaya geçitleri yapılmış, ayrıca arabalar için, araba tekerleklerinin geçme yerleri yapılmış. Binlerce yıl önce yapılan işler bunlar, görünce hayret etmemek elde değil.

Şehire girdiğinizde, bir rampa var. Bu rampayı çıkınca, biraz soluklanın, korkmayın başka rampa yok. Görmeniz gereken önemli yerleri kısa kısa anlatacağım.

SAUNA:
Burada, şehrin zenginleri, önce bir bölüme giriyorlar, burada, duvar üstündeki bir metrelik heykelleri mutlaka görmelisiniz. Bu bölümde, zenginler, spor yapıyorlarmış. İç duvar üstündeki bir metre boyutunda ve aşırı kaslı heykelleri göreceksiniz. Bu heykeller, spor yapan zenginleri teşvik etmek, vicut yapmaya onları imrendirmek için koyulmuş. Şok havuzu var, sonra sauna bölümüne geçiliyor. Bu bölüm, binlerce yıl ince duvardan ısıtılan, duvar içinde sıcak suyun gezdirilmesi ile sıcaklığın yaratıldığı bir bölüm. Dikkat, duvar içinden ısıtmanın görülmesi için duvarın bir kısmı kırık. Ayrıca, tavana bakın, tavanda ayrı bir dizayn göreceksiniz. Saunada oturan insanların, tavandan buharlaşan suların akıntısı ile rahatsız olmalarının önlenmesi için, tavan bambaşka dizayn edilmiş. Ayrıca, bu bölümdeki büyük su haznesine dikkat edin, bunun çevre blokunda, kurşun döküm ile bir yazı var, bu yazı, zamanın politikacılarının kendilerinin seçilmesi halinde, yapacaklarını yazdıkları bir ilan, bir reklam panosu gibi kullanılan bir meta.

ÇEŞMELER:
Bunların en büyük özelliği, blok taşların birbirine tutturulma yöntemleri. İki blok taş, u şeklinde bir demir parçası ile, iki kaya blokunu tutuyor, kayalara monte edildiği yerlerdeki kurşun dökümlerine dikkat.

GENEL EVLER:
Bir genelev, çok belirgin bir şekilde kalmış, buraya el yapımı kurşun borular ile ( caddenin bir kıyısında halen görülmektedir) sıcak su götürüldüğü görülmekte, ayrıca, geneleve girişte, holdeki resimleri mutlaka inceleyin ( aslında gayriahlaki, tercih size ait), bu resimler sanki bir hamburger restoranına girmişsiniz, hangi tür bir menü tercih edersiniz babında, çeşitli resimler var, tercih ettiğiniz resmin altındaki odaya giriyorsunuz, taş yataklar ve ………….
Daha önce, bu tür yerlere, dişi kurdun evi denildiğini yazmıştım, hatırlamayanlar için, Romanın kuruluşunda Romus ve Romulus kardeşlerin tanrı olan babalarının, anneleri ile birlikte olmanın sonunda, ortadan kaybolması, çocukların babasız büyümesi, dişi kurt tarafından bir müddet kendilerine süt verilmesi, bu şehirdede, genelevlerde doğan çocukların babaları belli olmadığı için, bu tür evlere, dişi kurtun evi denilmektedir. Ayrıca, cadde ve sokaklarda, genelevlerin bulunduğu yeri belirten, ayak izi şeklinde taş blok üzerine oyulmuş izler var. Dikkat, günümüzde bu izlere ayak ile basmanın şans getirdiği rivayet ediliyor, isterseniz basın.

AVCILAR KLÜBÜ:
Duvar resimleri ile muhteşem görüntüsü var, inceleyin.

MÜZE:
Burada bol miktarda, altı düz ve sivri anfora var. Düz anforalarda beyaz şarap, sivri anforalarda ise kırmızı şarap bulundurulurmuş. Sivri anforalar toprağa gömülerek muhafaza edilirmiş, yani beyaz şarabı soğuk içmeyi seviyorlarmış.
Müzede, bunun yanında, birkaç tane, taşlaşmış insan alçı figürü var. Bunlardan iki tanesi, içinde iskelet sistemi olan, kafatası, dişleri, el ve ayak parmakları görülebilen figürler, çok ilginç, görün. Diğer birkaç tanesi ise, içlerinde iskelet sistemi olmayan, yanlızca o andaki duruşları ve yüz ifadeleri görülebilen insan profilleri. Bunlardan ilginç olanlar, yere yatmış hamile kadın ve köpek figürü. Bakın, zaman ayırın, bolca inceleyin.

CADDE VE SOKAKLAR.
Büyük kısmında, hala arabaların tekerlek izleri, daha doğrusu tekerleklerinin geçmesi için yapılan izler görülüyor. Ayrıca, yaya kaldırımları yapılmış, her iki kısma. Ortadaki yol, balık sırtı, yani yağış olduğunda su birimi önlenmiş. Ancak, şiddetli yağışta, su akıntısı olduğunda, insanların ayakları ıslanmasın diye, birbirine yakın, ama aralarından tekerlekli arabaların geçmesine engel olunmayacak şekilde, taşlar döşenmiş, insanlar bunların üstüne basarak, ayakları ıslanmadan,karşıdan karşıya geçebiliyorlarmış. Ayrıca, bu taşlar o kadar iyi döşenmiş ki, tekerlekli arabaların geçmesine engel değilmiş.
Ayrıca, caddedeki dükkanların geneli, güneşin doğu-batı istikametinde hareketine uygun yapılmış. Güneş dükkanları ve insanları rahatsız ettiğinde, dükkanların önüne, güneşlik çekilmiş, bu güneşliklerin çekildiği iplerin bağlandığı, yerdeki taşlardaki delikler hala görünüyo

ZENGİN POMPEİLİ VİLLASI:
Çok çok ilginç, daha kapının önünde hissedeceksiniz. Yerde, tam girişte, bir

SON SÖZ, PEMPEİ İLE İLGİLİ ÇIKARILAN DİĞER TÜM ESERLER, NAPOLİ MÜZESİNDE SERGİLENİYOR.

Yazıyı Paylaş
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay

Rastgele yazılar

Etiketler:

Yazar Hakkında

Orhan MERAL Sitenizde 563 adet yaziniz bulunuyor.



“İtalya,Pompei” İçin 1 Yorum

  • betül 11 Şubat, 2010, 14:58 tarihinde dediki...

    çookkk garip yahu=))

Yorumunuzu Bırakın

Eğer profil resminizin görünmesini istiyorsanız gravatar'a ücretsiz kaydolabilirsiniz.



Copyright 2008-© 2010 Online Gezi Rehberiniz. Bütün Hakları Saklıdır. İletişim ormer5656@hotmail.com
Web Sitesi Korhan Meral Tarafından Hazırlanmıştır. Sitenin tek yazarı Orhan Meral'dir. Sitemizdeki yazıları paylaşırken alıntı şeklinde belirtip linkimizi koyarsanız memnun oluruz.Sitemap
Diğer Web Sitem tarih