Muğla, Fethiye

Share on FacebookTweet about this on TwitterEmail this to someonePrint this page

Doğal güzellikleri ve tarihi ve turistik yerlerinin önemiyle dikkati çeken bir yer. Birçok kez gittim. Ülkemizde: özellikle: Çalış plajları bölgesini bilmeyen, ilçenin hemen kıyısında tam bir simge gibi yükselen kayalık blok üzerindeki kayalara oyulmuş mezarları görmeyen ve de Ölüdeniz’i  bilmeyen sanırım çok azdır. Uzun zamandır bu defalarca gittiğim güzel ve turistik ilçemizi yazmadığımı düşündüm. Her ne kadar: Ölüdeniz ve Saklıkent konularını daha önce yazmış olsam da, Fethiye sadece bunlardan ibaret bir yer değil. Tam bir turizm cenneti.

Buyrun: ayrıntılı bir Fethiye ve çevresi, gezi yazısı. Bu bölgeye giderken, “okumadan gitmeyin”

Aslında: yazı bayağı geniş, ayrıntılı ve uzun oldu. Ama: her zaman olduğu gibi, sizler: gezilecek yerlerde özelliklerini belirttiğim yerleri inceleyin, beğendiklerinizi ve ilginizi çeken yerleri işaretleyin ve Fethiye yöresinde kalacağınız zamana ve beğenilerinize göre, kendinize muhteşem güzel bir gezi rotası hazırlayın.

 

xxxxx

ULAŞIM:

Fethiye’ye ulaşım için çeşitli alternatifler var.

Karayolu ulaşımı: Fethiye’ye, Muğla üzerinden veya Antalya üzerinden ulaşabilirsiniz. Hatta: arada, yani Çandır-Korkuteli üzerinden de bir ulaşım yolu görünüyor. Ama: en rahat yol: Muğla üzerinden ulaşım. Kıyıyı takiben, Antalya üzerinden ulaşım: biraz zahmetli ve uzun zaman alıyor. Antalya üzerinden Fethiye’ye gelecek olanlar için: zamanınız varsa ve görmedi iseniz, kıyı yolunu öneririm. Muhteşem güzellikleri izleyerek, yolculuk yaparsınız. Ancak, yol biraz zahmetli ve zaman alıyor. Eğer, kısa sürede Fethiye’ye ulaşmak isterseniz, Korkuteli üzerinden, yani iç bölgeden Fethiye’ye, daha kısa sürede ulaşmanız mümkün.

Fethiye-Ankara arası uzaklık: 635 km. Fethiye-İzmir arası uzaklık: 359 km. Fethiye-İstanbul arası uzaklık: 810 km. Fethiye-Aydın arası uzaklık: 232 km. Fethiye-Antalya arası uzaklık: 199 km. Fethiye-Denizli arası uzaklık: 217 km.

Fethiye-Korkuteli arası uzaklık: 137 km. Fethiye-Demre arası uzaklık: 149 km. Fethiye-Marmaris arası uzaklık: 126 km. Fethiye-Ortaca arası uzaklık: 49 km. Fethiye-Bodrum arası uzaklık: 256 km. Fethiye-Pamukkale arası uzaklık: 230 km. Fethiye-Kaş arası uzaklık: 103 km. Fethiye-Kuşadası arası uzaklık: 277 km.

Bunun dışında: Muğla üzerinden gelirseniz, zaten herhangi bir sorun yok, yol rahat. Fethiye-Muğla arası uzaklık: 124 km.

Havayolu ulaşımı düşünürseniz: Dalaman havaalanı, ilçe merkezine, yaklaşık 30 dakika uzaklıktadır. Yani, yaklaşık 50 km.dir. Dalaman havaalanından, bir taksi ile Dalaman merkezine geçebilir (bu yolculuk 10 dakika sürer) ve buradan, otobüsler ile, Fethiye merkezine, yaklaşık 30 dakikada ulaşabilirsiniz.

 

xxxxxx

TARİHİ:

Fethiye’nin antik çağlardaki adı: Telmessos.

Burada: Likya devletinin, Karya sınırındaki en önemli kenti kurulmuştur. Hatta, kentin kuruluşunun, MÖ.5.yüzyıla kadar uzandığı bilinmektedir. Şehrin kuruluşu hakkında, bir Likya efsanesi var. Buna göre: “ Finike kralı Agenor’un kızına aşık olan Tanrı Apollon: küçük bir köpek kılığına girerek, kral kızının gönlünü çalar. Bu beraberlikten olan çocuklarının ismi ise: “Telmessos” olur. Tanrı Apollon’un kurduğu kente de, oğlunun ismine atfen: Telmessos adı verilir.

Evet: MÖ.547 yılında, Persler, yörenin diğer tüm kentleri gibi, burayı da işgal ederler. MÖ.344-343 yıllarında ise, bu kez, yörede Büyük İskender görülür. Söylenenlere göre: kent, kendi isteğiyle, Büyük İskender’e teslim olmuştur. Bir başka söylentiye göre ise: Büyük İskender, donanması ile, Telmessos kıyılarına geldiğinde: kumandanlarından Nearkos, o dönemin kent yöneticisi Antipatrides’den: yanlarındaki müzisyen ve esirlerin kente alınmasını ister. İsteği kabul edilir ve müzisyen olarak kente girenler, müzik kutularının içinde sakladıkları silahları çıkararak, gece, şölenler sırasında, akropolü ele geçirirler.

MÖ.189 yılında ise, bu kez, yörede Romalılar görülür. Romalılar tarafından Bergama krallığına bağlanan kent; Bergama krallığının yıkılmasından sonra, MÖ.133 yılında, Likya Federasyonuna bağlanır ve hatta federasyonun en önemli 6 kentinden biri olur.

Takip eden tarihi süreçte, 8’nci yüzyılda: kentin adı, Bizans imparatoru II.Anastasios onuruna “Anastasiopolis” olarak değiştirilir.

1424 yılında, Osmanlılar yöreyi ele geçirirler. Yöreye: uzak şehir anlamına gelen “Meğri” ismini verirler. Cumhuriyetin ilanından sonra, 1934 yılında ise, Şehit Pilot Fethi Bey’in anısına: yöreye “Fethiye” ismi verilir.

Fethiye’nin antik dönemdeki en büyük özelliklerinden birisi de: kahinlerinin ünüdür. Mitolojide, Tanrı Apollon’a adanan bu bilicilik/kehanet merkezinde yaşamış kahinlerin: tarihin akışında büyük etkilerinin olduğu, yazılı kaynaklardan öğrenilmektedir.

 

xxxxxxx

GENEL:

Fethiye: Akdeniz bölgesi ve Ege bölgesinin ayıran hattın içinde ama Akdeniz bölgesinde kalıyor. Tipik bir kıyı yerleşim yeri. Kıyı uzunluğu: 167 km. Ayrıca: 18 adet ada var. Bu adaların önemlileri: Şövalye, Kızılada, Katrancı, Tersane, Domuz, Yassıca, Gemile, Ayanikola ve Karaören adalarıdır.

İlçenin önemli akarsuları: Kargı ve Eşen çaylarıdır. İlçe hudutları içinde: çoğunluğu denize dik olarak inen, 180 koy-körfez bulunuyor. Bunları hepsi, birbirinden güzel.

İlçe topraklarının: % 70’den fazlası, ormanlık ve makilik alanlarla kaplıdır. Halkın geçim kaynaklarının başında turizm gelir. Bundan başka: yörenin bereketli toprakları, tarım için de elverişlidir. Şöyleki, bölge halkının büyük bir bölümü: seracılık ile de uğraşmaktadır. Genellikle, kışın yetiştirilemeyen: domates, biber, patlıcan gibi sebzeler ve diğer bir kısım tarım ürünü, buradaki seralarda 12 ay boyunca yetiştirilmektedir. Bunun dışında: tüm bölgede olduğu gibi, burada da zeytincilik yapılır.

Yörede: karekteristik Akdeniz iklimi görülür. Buna göre: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer.

Sonuç olarak: Fethiye ilçe merkezi: ülkemizdeki birçok şehirden belki daha büyük belki de aynı ölçüde: gelişmiş, modern bir şehir havasındadır. Bu ilçe merkezinde: modern ürünlerin satıldığı mağazalar, lüks ve her türlü gelir düzeyindeki ziyaretçiye hitap eden restoranlar, deniz kıyısında mola verebileceğiniz çay bahçeleri ile dolu. Yani: her bakımdan tam bir turizm merkezi denilebilecek bir yer. Rahatlıkla, tatil yapılabilecek bir yer.

 

xxxxxxxxxx

MAVİ YOLCULUK:

Ülkemizde, mavi yolculuk yapmak için en uygun yer: Fethiye’dir diyebilirim. Çünkü: bu yörede: birçok: ada ve yamaçlarında yemyeşil ağaçların kıyıya kadar ulaştığı koy ve körfezler var. İrili-ufaklı bu koy ve körfezler: mavi yolculuk düşünenler için, ideal güzellikler sunuyor. Özellikle: Göcek. Burası: mavi yolculuk turunda kesinlikle uğranılması gereken yer.

Mavi yolculuk için ideal ortamın bir diğer özelliği: Fethiye’de bulunan: dev yat limanı. Mavi yolculuk yapan tekneler: bu limanda duraklıyor ve hatta burada günlerce kalabiliyorlar. Liman: yaz-kış dolu. Bu nedenle: Fethiye’de, yat turizmi gerçekten öne çıkıyor. Çünkü: körfez açık denize kapalı olduğu için, özellikle fırtınalı havalarda, yatçılar için tam bir korunma ve sığınma yeri.

Günübirlik turlar düzenlenen tekneler ile gezmeyi düşünürseniz: bunlar: Fethiye, Ölüdeniz ve Göcek’ten: hergün sabah, saat: 10.00 gibi hareket ediyorlar ve saat: 18.00 gibi geri dönüyorlar. Ölüdeniz bölgesinden kalkan bu günübirlik tekneler: Kelebekler vadisine gidiyor. Fethiye merkezden kalkan günübirlik tekneler ise: çevrede bulunan ada ve koyları ziyaret ediyorlar.

Tabii “Mavi yolculuk” denilince, insanların aklına hemen, bu işin ekonomik yönünün yüksekliği geliyor. Çünkü: Mavi yolculuk, aslına bakarsanız, üst düzey geliri olan insanların bir tatil aktivasyonu. Ancak, şunu unutmayın: çok yakın olduğunuz birkaç aile bir araya gelerek, standart bir tekne kiralayarak, sizler de kısa bir mavi yolculuk yapabilirsiniz.

 

xxxxxx

NE YENİR:

Fethiye, tüm Ege kıyısındaki ilçelerde olduğu gibi: zeytinyağlı yiyeceklerin yaygın olduğu bir yer. Burada: zeytinyağlı, yöresel otlardan yapılan yiyeceklerden tadabilirsiniz.

Elbette: deniz kıyısında, deniz ürünleri yani taze balık mevcut. Balık denilince, elbette: buğulama ya da ızgara balık yemelisiniz. Bunun yanında: jumbo karides, istakoz, karavide gibi kabuklu deniz canlıları ile birlikte, salata ve yanında mutlaka zeytinli ekmek. Özellikle: zeytinli ekmek, mutlaka ve mutlaka tadın, bayılacaksınız.

Ama: yukarıda da sözünü ettiğim gibi: burası turistik bir yer, deniz ürünlerinin ekonomik fiyat yüksekliğinden çekinirseniz, her türlü yemeğin bulunduğu, hatta ev yemeklerinin sunulduğu birçok restoran var.

xxxx

NE SATIN ALINIR:

Fethiye ilçe merkezinde: haftanın iki günü (Salı ve Cuma) halk pazarı kuruluyor. Bu halk pazarından: gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, hediyelik bir şeyler bulabilirsiniz. Bunun dışında: yöreye özgü, kesin kalıpları belirlenen bir hediyelik öneremiyeceğim. Çünkü: burası, hediyelik olarak, herhangi bir ürünün öne çıktığı bir yer değil.

xxxxxxxx

İLÇE MERKEZİ: GEZİLECEK YERLER:

FETHİYE MÜZESİ:

İlçe merkezinde, Kesikkapı Mahallesindedir.

Günümüzdeki müze binası, 1987 yılında yapılarak, eserler ziyaretçilere sunulmaya başlanmıştır. Müze yapısı iki bölümlüdür. Birinci bölüm: arkeolojik eserler ve ikinci bölüm: etnoğrafik eserler bölümü. Bu bölümlerde sergilenen eserlerin tamamı: Fethiye ve yöresinden toparlanarak burada sergilenmektedir.

Arkeoloji Bölümü: Bu bölümde sergilenen eserler: bunların büyük bölümü seramik eserlerden oluşuyor. Bu eserlerin içinde, öne çıkan: Likya dilinin çözümüne yardımcı olan, stel. Bu stel üzerinde: 3 değişik dille yazılmış bir metin var. Adak stelleri: yöreye özgü bir kültür simgesi. Kakabos denilen bu steller, Tanrıya herhangi bir dilek veya adak adandığında, yerine gelirse, yaptırılıyor ve kutsal alana bırakılıyordu.

Bir diğer öne çıkan eser ise: “Kumrulu genç kız heykeli” ve yanındaki “iki kadın” heykeli. Kumrulu kız heykeli: Artemis kültünü ifade ediyor ve bu heykel düşünülerek, bu yörede, antik dönemde, büyük bir Artemis tapınağının bulunduğu düşünülüyor. Son olarak: bu bölümde, MÖ.7.yüzyıldan kaldığı tahmin edilen, arkaik döneme ait bir heykel, daha doğrusu bitirilememiş bir heykel var. Yarım kalmış, üzerindeki pütürlerin, yağmur gibi doğal sebeplerle oluştuğu sanılıyor.

Etnoğrafya Salonu: Burada, yöreye ait: el dokuma örnekleri, el işlemeleri, gümüş takılar gibi objeler sergileniyor.

Açık Mekanlar: Burada: büyük taş blok eserler, lahit mezarlar ve Likya kültürünün önemli ürünlerinden biri olan “İzraza Anıtı” sergileniyor. Bu bölümde: özellikle zeytin öğütme taşı ilgimi çekmişti.

KAYA MEZARLARI:

Fethiye ilçe merkezinde, duvar gibi yükselen kaya bloku üzerinde: muhteşem bir sabır, işçilik ve sanat yansıtan kaya oyma mezarlar var. Bunların en önemlisi: Amintas olarak isimlendirilen birine ait mezar. Aslına bakarsanız: yöre halkı buna kral mezarı diyor ama bu şahsın kim olduğu hakkında herhangi bir ayrıntılı bilgi yok. Çünkü: bu mezarlar, maalesef soyulmuş, içlerinde herhangi bir kalıntı kalmamış, bulunamamış. Evet, Fethiye’nin simgesi olan bu mezarları mutlaka gezmelisiniz. Çünkü: her ne kadar 1.derece Sit alanı ilan edilerek korunuyor görünse de; böyle giderse, bu mezarlar yakın zaman sonra yok olacaklar. Olumsuz hava koşulları, insan eliyle yapılan tahribatlar, eriyen sütunlar, sprey boyalarla yazı yazılmış duvarlar ve muhteşem son: içi çöplüğe dönmüş mezar yapıları göreceksiniz. Bunlara bakmayın, olayın tarihi yönünü düşünün.

AMİNTAS KRAL MEZARI:

Likya uygarlığının en önemli eserlerinden biridir. Dağın yamacına oyulmuş bir kaya mezarıdır.

İyon stilinde ve tapınak biçimindeki bu mezarın önündeki 2 yanı bitişik, sütunlu sahanlığa: 4 basamakla çıkılıyor.

Soldaki sütunun orta kısmında: MÖ.4.yüzyıl alfabesiyle “Hermepias oğlu Amintas” yazıyor. Ama: aslında, bu Amintas isimli kişinin, kim olduğu net olarak bilinmiyor. Yapının muhteşemliğinden, kral olduğu sanılıyor.

Yukarısında: biri yıkık, 3 aktoterli alınlık, aşağısında ise: 1 fresk var.

Mezar yapısına: 4 köşesinde: taştan oyulmuş demir çivileri andıran eklemlerin bulunduğu bir kapıdan giriliyor. Mezar odası: düz tavanlı. Üç duvarı boyunca uzanan, üç ayrı taş peyke var. Çok sayıda, düzgün basamaklarla, mezarlar arasında en güzeli olan Amintas’a çıkabiliyorsunuz, şartlarınız uygunsa mutlaka çıkmanızı öneririm. Uzaktan baktığınızda, yani aşağıdaki düzlükten de görmeniz mümkün, ama çıkmayı düşünürseniz, yaklaştıkça büyüklüğü karşısında şaşkınlığınız ve hayranlığınız doruk yapar. Ancak: unutmayın ki, bu kaya mezarları döneminde soyulmuşlar ve Hıristiyanlık döneminde de, büyük fiziki zararlar görmüşlerdir. Yani: içlerinden, günümüze kalan herhangi bir kalıntı yok.

Evet, yamacın solunda, başkaca birçok mezar daha görülüyor. Bunlardan, iki tanesi, Amintas’ın mezarını andırsa da, ondan  daha küçük.

Zaten: kentin içinde ve çevresinde, lahit tipi, daha birçok mezara rastlamanız mümkün.

BELEDİYE BİNASI ÖNÜNDEKİ LAHİT MEZAR:

Kent ve çevresinde bulunan lahit tipi mezarlardan en güzelidir. Kabartmalar bir dantel gibi işlenmiştir. MÖ.340 yıllarından kaldığı düşünülüyor.

Kemerli mezar lahitin kapağının her iki yanı, savaş freskleriyle süslenmiştir. Bu fresklerde: ellerinde kılıç ve kalkanları olan, dörder savaşçı birbirleriyle savaşıyorlar, bir yanda ise, uzun giysili bir şahıs, koltukta oturarak onları izliyor. Lahitin yan tarafında da, yine çeşitli figürler var. Ancak: kapak dışındaki figürler, nispeten yıpranmış  durumda.

FETHİYE KALESİ, AKROPOL TEPESİ:

Kentin güneyinde yükselen ortaçağ dönemi kale yapısının: Aziz John şövalyeleri tarafından yapıldığı sanılıyor. Koca Çalış plajının arka bölümünde kalıyor.

Duvarlarda: taşlara oyulmuş yazılar var. Ayrıca: yapılış tarihi belirsiz bir sarnıç bulunuyor. Akropol tepesi olarak isimlendirilen tepenin doğu kesiminde ise, küçük ve basit, 2 kaya mezarı var. Bunun dışında, başka bir kalıntı görmeniz mümkün değil.

ESKİ CAMİ:

Cezayirli Hasan Paşa tarafından, 1791 yılında yaptırılmıştır. Günümüzde, ilçe merkezinde ayakta kalan, en eski yapıların başındadır. Belki hatırlayanlarınız olabilir, bu şahıs, İzmir-Çeşme de de bir kale yaptırmış. Hatta, bu yörede: Kemer köprüsü, Yayla yolundaki Paşa hanı, Yaka köyündeki su kemerleri gibi birçok yapı yaptırmıştır.

Ancak, bu cami hakkında yazılı belgelerde ayrıntılı bilgi yok.

TELMESSOS:

Antik döneme ait yazılı kaynaklarda: Telmessos’da, çok büyük bir tiyatro yapısının bulunduğu anlaşılınca, burada, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmış ve 3-4 metrelik toprak kazılınca, altında, bu sözü edilen tiyatronun oturma sıralarına ulaşılmış. 1995 yılına kadar yapılan kazı çalışmalarında, tiyatrodan kalabilen tüm kalıntılar, gün ışığına çıkarılmış. Bu büyük tiyatronun: erken Roma döneminde inşa edildiği, MS.2.yüzyılda, Bizanslılar döneminde ise onarım gördüğü, toplam seyirci kapasitesinin: 6000 kişi olduğu ve biraz önce sözünü ettiğim gibi, Bizans  döneminde onarım ve değişiklik görerek: Arena olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

Tiyatronun üst oturma sıralarının tamamı: ilçe merkezindeki kordon çalışmasında, dolgu malzemesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde: tiyatronun mevcut oturma kapasitesi: 2000 kişiliktir. 4 tane olan giriş ve çıkışlarından ise, biri bozulmuş, diğer 3 tanesi sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

 

xxxxxxxxxxxx

İLÇE MERKEZİ YAKINLARI: GEZİLECEK YERLER:

ÇALIŞ:

İlçe merkezine, 5 km. uzaklıktadır. Yani: Fethiye-Muğla karayolu istikametindedir. Ama, günümüzde Çalış bölgesiyle, Fethiye ilçe merkezi arasında kalan bölgede, hızlı yapılaşma  nedeniyle, böyle bir uzaklıktan söz etmek anlamsız, yani bir anlamda, Çalış bölgesi, ilçe merkezine birleşmiş. Yine de, ilçe merkezinden, Çalış plajı bölgesine dolmuşlar (ilçe merkezinde, cami arkasından kalkıyorlar) gidiyor. Bunlar ile yaklaşık 8-10 dakikalık bir yolculuk ile, Çalış plajı bölgesine ulaşmak mümkün.

Çalış isminin kaynağı: Ahmet Gazi isimli bir Osmanlı komutanının: Çalış sahiline yakın bir yerde katıldığı bir savaş sırasında, düşman saldırıları karşısında direnen bir askere “Dayan baba, biraz daha çalış, düşmanı yenmemize az kaldı” şeklindeki sözünden kaynaklandığı söyleniyor.

Burada: 4 km. uzunluğunda kumsal var. Kumsalı: iki bölüm halinde düşünmek gerek.

Birinci bölüm: kumlu olan plaj bölümü. Bu bölüm: Çalış bölgesi merkezinden: Şat burnundan başlayarak, yaklaşık 3 km. civarında; minibüs son durağına kadar olan alandır.

Eğlence mekanları ve konaklama tesislerinin birçoğu burada bulunuyor. Yani: sahil boyunca, yürüyüş bandının bir yanı deniz, diğer yanı ise, restoran-bar ve otellerle dolu. Bu bölümde: denize girmenin yanı sıra, sörf yapmak ta mümkün. Gece hayatı derseniz: tamamen eğlenceye yönelik, her türlü zevke yönelik eğlence mekanları yoğun. Gürültülü müzik sevenler için gece kulüpleri olduğu kadar, türkü barlar, rock barlar da var. Tüm bunların yanında: sakin çay bahçelerinde de mola verebilirsiniz. Hatta: özellikle unutmamanız gereken bir şey var. Çalış bölgesi: güneşin deniz üzerinde battığı, en güzel yerlerin başında geliyor. Yani: burada, mutlaka güneşin batışını izleyin. Son olarak: ülkemizde, “Caretta Caretta” kaplumbağalarının yumurta bıraktıkları 17 plaj arasında, Çalış plajı da bulunuyor. Her yıl: Nisan ayının ortalarından itibaren, iki ay boyunca, kumsala yumurta bırakıyorlar.

İkinci bölüm: Çalış plajının bittiği yerden, yani minibüs son durağından, Kargı çayına kadar olan bölüm: Koca Çalış plajı olarak biliniyor. Çalış plajının bittiği yerden başlıyor. Ama, buranın: 4-5 km. kadar uzanan kumsalı taşlı-çakıllı ve deniz dalgalı. Bu bölgede: yapılaşma yeni yeni oluyor. Daha çok lüks villalar yerleşmiş. Burası: daha çok, günübirlik piknik amacı ile gelenlere hizmet veriyor. Yani: burası, daha çok yerli halk tarafından tercih ediliyor. Ama, son zamanlarda, burada da, büyük tatil köyleri ve otel inşaatları başlamış.

 

KARATAŞ PLAJI:

Koca Çalış plajının bitiminde, Karataş plajı başlıyor. Caretta Caretta kaplumbağaları, buradaki kumsala yumurtlamaya geliyorlar. İlçenin en sakin denize girilecek yeridir.

KARAGÖZLER PLAJLARI:

İlçe merkezinde bulunan Karagöz plajları: 1 ve 2’nci Karagöz plajları olmak üzere, iki bölümdür. Çalış plajları, ilçenin kuzey yönünde iken, Karagöz plajları, güney bölümdedir. Yani: burası, Çalış bölgesinin tam aksi istikametindedir.

Bunlar: rüzgarlı havalarda bile, dalgalı olmayan deniziyle öne çıkıyor. Yüzmek ve sörf yapmak için ideal. Plajda: Belediyeye ait “Kayıkhane Tesisleri” bulunuyor ve bu tesisler, her türlü su sporlarının yapılmasına imkan sağlıyor. Özellikle, son yıllarda yörede ilgi gören kürek sporu yapılabiliyor. Hatta: Karagöz plajlarında, her yıl 9-10 Şubat tarihlerinde, “Akdeniz Kupası Kürek Yarışları” düzenleniyor. Bu yarışların, uluslar arası düzeye yaygınlaştırılması için çalışılıyormuş.

KAYAKÖY:

Buraya nasıl ulaşabilirsiniz: İlçe merkezinde, cami arkasından kalkan mimibüsler, her yarım saatte bir buraya servis yapıyorlar ve bu servisler, gece saat: 23.00’e kadar sürüyor. Özel aracınız ile giderseniz: Hisarönü köyünü geçip, çamlar arasında 5 km. daha ilerlerseniz, buraya ulaşacaksınız. İlçe merkezinden: Kesikkapı Mahallesinden geçen karayolu ile de ulaşmanız mümkün.

Antik Karmillassos kenti üzerinde: 14.yüzyılda, Rumlar tarafından kurulmuş bir yerleşim yeridir. Ancak, kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Eski adı: Levissi. Daha eski adının ise: “Karmylassos” olduğu biliniyor. Çünkü: köy yerleşiminde: kaya ve lahit mezarlar da var.

Kurtuluş savaşından sonra: Kayaköy’de oturan Rumlar, mübadele sonucu, 30 Ocak 1923 günü bölgeden ayrılmışlardır. Günümüzde, burayı ziyaret ederseniz görebilecekleriniz şunlar: Osmanlı döneminde, azınlıklara verilen haklar sonucu, 19-20. yüzyıllarda: Anadolu’nun çeşitli yerlerinden buraya gelen Rumlar tarafından yapılan, köyün güney yamacındaki ve çoğu günümüzde kullanılmayan yapı gurubu yani evler. Rumların ayrılmasından sonra, sayıları 3000 civarında olan evlerin, birçoğu kullanılmayarak, boş kalmış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bunlar: alt katları kiler olarak kullanılan ve her biri yaklaşık 50 metrekare civarında olan evlerdir. Ama, daha öncede sözünü ettiğim gibi, en belirgin özellikleri, birbirinin manzarasını kapatmaması ve gün ışığını kesmemesi. İkişer katlı evlerde: giriş katlarında, yağmur sularının toplandığı yer altı sarnıçları var. Köy yerleşiminde: evlerin dışında; çok sayıda dini yapı yani şapel, 2 büyük kilise, 1 okul ve gümrük binası var. 1922 yılında, bu köyde: yaklaşık 25 bin kişi yaşıyormuş.

Peki niye boş kalmış? Devlet tarafından, bu yapılar koruma altına alınmışlar. Bu nedenle: terk edilmiş bir görünüme bürünmüşlerdir. Peki, düşünüyorum da, bu mübadele sırasında, Yunan topraklarından ülkemize göçen, Türk nüfusun yaşadıkları yerlerde, böyle bir koruma düşünülmüşmüdür? Elbet, bu satırları okuyan sizlerin, derhal  ve net bir şekilde “Hayır” cevabı verdiğinizi duyar gibiyim. Niye koruma, yani korunup ta, neyi korumuşuz, bence oradan göç eden insanlarımız için, burası tahsis edilebilirdi. Diğer yandan: niye korunmuş sorusu yöneltilince, bazıları “dostluk ve barışın simgesi” gibi cevaplar veriyorlar. Peki, niye Yunan toprakları üzerinde, bu tür, dostluk ve barış simgesi yerler yok. Bu sorunun cevabı önemli.

Zaten: siz gezinize köy meydanından başladığınızda, burada birkaç yerleşim yeri var. Özellikle: bir şahsa ait ve eski dönem günlük yaşam kalıntılarının sergilendiği bir yer göreceksiniz. Aynı zamanda bir kilise var. Kilisede, arka tarafta bulunan bir kuyuya dikkatinizi çekmek isterim. Çünkü: ölenlerin kemiklerini bu kuyuya atıp, öyle muhafaza ediyorlarmış. Ayrıca: yamaçtaki evlerin, biraz önce sözünü ettiğim, virane evlerin arasındaki sokaklarda yürüyebilir, ev kalıntılarını gezebilirsiniz. O dönemde yapılmış bu evlerin: verimli araziler üzerine kurulmayıp, yamaçta yapılması, tümünün önünün açık olması (görüntü ve rüzgar alması açısından) ve sokakların düzeni ilginizi çekebilir.

Ayrıca: bu yörede, kökboyası tekniğiyle yapılan, özgün renklerdeki “Kaya halıları” nı görüp satın alabileceğiniz yerler var. Bir de, bu yörede yetişen üzümlerden yapılmış şarapların sunulduğu şarap evleri ve bu şarapların satıldığı yerler de bulunuyor. Son olarak: Kayaköy yöresinde bolca bulunan “kendin pişir kendin ye” tarzındaki, mangal başı restoran ve eğlence yerlerinde mola verebilirsiniz. Özellikle: kapalı bir mekanda, mekan dışına doğru çıkıntı yapan ve buraya mangalların yerleştirildiği çok değişik restoranlar var.

Mübadele sırasında, buraya getirilen Türk kökenli vatandaşlarımız ise; Kayaköy önündeki düzlük bölüme evlerini kurmuşlar. Günümüzde, bu düzlükte, yaklaşık 2000 kişilik bir yerleşim var. Ancak, bu vatandaşlarımız, yukarıda sözünü ettiğim gibi, bir zamanlar 25 bin kişinin yaşadığı burayı pek beğenmemişler. Hatta, birçoğu başka yerlere göçmüşler. Buradan, Yunanistana gönderilen Rumlar ise, Atina yakınlarında, kötü bir yerde iskan edilmişler. Zamanla, yerleştikleri yeri, güzelleştirmişler ve “Nea Makri” ismi ile yaşamaya başlamışlar. Bu kelimenin, Türkçe anlamı: “Yeni Fethiye”.

1990 yılında: Rodoslu papaz ile Fethiyeli imam Ali: “Meryem Ana Kilisesi”nde; barış ve dostluk için dua etmişler. Kilisenin restorasyon çalışmaları, hala sürdürülüyor. Kayaköy’ü, sanat çalışmalarının yapıldığı “Barış ve Dostluk Köyü” yapma projesi, pek tutmamış. Burada: “Kayaköy Sanat Kampı” var, ama söylediğim gibi pek ilgi çekmiyor. Burada: yerli ve yabancılardan oluşan öğrenciler, çeşitli sanatsal (heykel, seramik, fotoğraf gibi) faaliyetlerle uğraşıyorlar. Atölyede, çömlek de yapılıyor. Hediyelik eşya satılan bir de küçük sergi var.

 

xxxxxxxx

FETHİYE-KORKUTELİ YOLU : GEZİLECEK YERLER:

Fethiye ilçe merkezinden ayrıldıktan sonra: Korkuteli/Antalya istikametinde giderken, Saklıkent tabelasının bulunduğu yerde, sağa dönmeniz gerekiyor.

Bu tali yolda karşınıza çıkacak ilk yer: Saklıkent ve yola devam ettiğinizde: Girmeler var.

SAKLIKENT:

Sitede bu konudaki ayrıntılı yazımı: Fethiye-Saklıkent adı altında, başka bir blokta bulabilirsiniz.

 

GİRMELER MAĞARASI VE GEBELER KAPLICALARI :

Fethiye ilçe merkezine 38 km. uzaklıkta bulunan ve Neolitik döneme kadar uzanarak, yörenin en eski yerleşim yeri olduğu bilinen Girmeler bölgesi hakkındaki ayrıntılı yazımı, yine bu sitede, “Girmeler kaplıcası” başlığı altında bulabilirsiniz.

Burada bir de mağara bulunuyor. Mağaranın 2 geniş, giriş kapısı var.

TLOS:

İlçe merkezine 40 km. uzaklıktadır. Fethiye-Korkuteli yolu üzerindeki Kemer bucağından, 13 km. sonra, Yaka köyünde, Kale mahallesindedir. Antik şehir: Saklıkent’e 8 km. uzaklıkta ve Yaka köy’ün yanındadır.

Şehir: antik  dönemde, Likya uygarlığının, 6 büyük kentinden biridir. Ancak: spor merkezi olarak öne çıkmaktadır. Bölgein en eski kentlerinden biri olarak: ilk kuruluşunun MÖ.2000 yıllarına kadar uzandığı sanılmaktadır. Çünkü: burada, tesadüfen bulunan bir balta: MÖ.2000’li yıllara aittir. Yani: şehir, MÖ.2000’li yıllarda: Talawa ismi ile, yazılı kaynaklarda görülmektedir. Ayrıca: bu yöre hakkında, MÖ.14.yüzyıl Hitit yazılı belgelerinde: Lukka topraklarındaki “Dlawa” kenti diye söz edilmektedir.

Kent aslında geniş bir alana yayılmış olmasına rağmen, kalıntılar, Akropol çevresinde yoğunlaşıyor. Ama, özellikle antik kent girişinde: Akropolün hakim görüntüsü, sizi hemen etkileyecek. Akropol: 500 metre rakımlı bir dik yamaçta kurulmuş ve çevresi: yer yer sur duvarları ile korunmuş. Akropolün hemen kuzeydoğu yönünde ise, sur duvarları ve kaya mezarları var ki, bunların Likya döneminin kültürünü yansıtan önemli eserler olduğu görülüyor.

Burada: antik döneme ait efsaneleri bilenler hatırlayabilirler: mitolojik kahraman Bellaforonte yaşamıştır. Bellaforonte: uçan kanatlı atı Pegasus ile bilinir. Burada: yani antik kentte, bir görkemli tapınak mezar var. Bunun süslemeleri arasında en ilgi çekeni: “Kanatlı atı Pegasus’un üzerinde, üç başlı canavar Chimera ile savaşırken” yaşananlar resmedilmiş. Bu mezar yapısı: giriş bölümündeki, 2 sütun, 3 bölümlü duvar ve ortada süslerle bezenmiş kapı motifi, iki yandan mezar odasına giden kapılar ile ilgi çekiyor.

Şehir: Bizans döneminde de varlığını korumuş ve 19’ncu yüzyıla kadar varlığını sürdürebilmiş, nadir antik dönem şehirlerinden biridir.

Antik şehirde ilk dikkati çeken: kent akropolünün kaya bloğu üzerine kurulmuş olan mezarlıktır. Bu mezarlıkta: Likya uygarlığının en güzel ev tipi mezarlarını görebilirsiniz. Buradaki gezinizde: Agoranın taş kemerli kapılarından girdiğinizde: karşınıza, hemen bir “Roma hamamı” çıkıyor. Ama: o günün koşullarında yapılmış, alttan ısıtmalı bir yapı olması ilginç. Hamamda: termal su kullanılıyormuş. Hamamın giriş kısmında: soyunma odası var. Sıcak odada terleyen dönemin ziyaretçileri, yıkanıp kurulandıktan sonra, dinlenme odalarına geçiyorlar ve oradaki sedirlere uzanarak, şarap içiyorlarmış.

Şehrin diğer önemli yapısı: tiyatro. Tiyatro yapısında: sahne ile seyirci arasında bir duvar bulunmaması: buranın “Arena” olarak değil, sadece konser ve gösteri amaçlı kullanıldığını ifade ediyor. Geniş kapılar ilginç. Sanırım giriş-çıkışların çabuk yapılması için böyle düzenlenmiş. Aynı zamanda, mükemmel bir akustik var. Sahnedeki taşlar arasında: çift başlı kartal ve insan kabartmalarına dikkat edin, ilginç.

Kalenin altındaki düzlükte: Likia dönemine ait duvar kalıntıları var. Bunların arasındaki kemerli kapı ilgi çekiyor. Kapı: 9 metre genişliğinde ve 6 kemerli.

Son olarak: ören yerinin girişinde, yol kıyısında bol miktarda çay bahçeleri var. Dönüşte, yorgunluğunuzu burada özellikle bol köpüklü ayran içerek giderebilirsiniz.

YAKA PARK:

Tlos antik kenti: Yaka köyündedir. Ama siz Yaka köyüne kadar gelmişken: zamanınız varsa, 1 km. daha yukarı çıkarak, Yaka Park bölgesine ulaşabilirsiniz.

Burası: asırlık çınar ağaçları arasında kurulmuş ve yer sofralarında: doğal ortamda pişirilen saç ekmeği yiyebileceğiniz, bal, tereyağ, zeytin ve köy yumurtası tadabileceğiniz ideal kahvaltı mekanları var. Burada: gezi gurupları, genellikle mola veriyor ve kahvaltıda, yukarıda sözünü ettiğim doğal gıdalar yeniliyor veya öğle ve akşam yemeklerinde ise “alabalık” tadılıyor. Tamamen doğal bir ortam. Ortalıkta dolaşan tavuklar-horozlar var. Bu doğal ortamı yaşamak isteyenler, gidebilirler. Burası, aynı zamanda, bölgeye jeep safari düzenleyen turların durak noktalarından biridir.

Fethiye-Korkuteli-Antalya karayolu üzerinde ilerlerken: Kemer nahiyesine ulaştığınızda, anayoldan sola dönerek, bu ören yerine ulaşmanız mümkün.

ARAXA (ARAKSA) :

İlçe merkezine 40 km. uzaklıktadır. Ören köyü sınırları içindedir. Kemer beldesinin içinden geçerek ulaşılıyor.

Burası: antik Xanthos çayının kaynadığı yerdedir.

Bu antik şehirden günümüze kalanlar, yani gittiğinizde görebilecekleriniz: sur kalıntısı, hamam ve Bizans döneminde yapıldığı bilinen su yolu.

 

xxxxxxxxxxx

FETHİYE-ÇAMELİ YOLU: GEZİLECEK YERLER:

Fethiye ilçe merkezinde, Çatalarık Mahallesinden, Orman deposunun hemen yanından ilerlediğinizde: Üzümlü beldesine varacaksınız.

YEŞİL ÜZÜMLÜ:

Burası: ilçe merkezine 18 km. uzaklıktadır. İlçe merkezinde, eski garajlardan kalkan dolmuşlar ile gidilmektedir.

Burada: bütün çevre yemyeşil bitki ve ağaçlarla kaplıdır. İlçe merkezinden daha serin olduğu için, özellikle yaz aylarında turistler tarafından konaklama için tercih edilir. Özellikle: yabancı turistlerin ilgi odağıdır. Burada: “Dastar” adı verilen bir tür dokumacılık ta yapılmaktadır.

 

KADYANDA (CADİANDA) :

İlçe merkezine 24 km. uzaklıkta, Üzümlü beldesinin güneydoğusunda, bir tepe üzerindedir. Yani: Üzümlü kasabasının 5 km. kuzeydoğu istikametindeki, dik bir yolu izlemeniz gerekiyor. Buraya: özel aracınız veya buraya tur düzenleyen seyahat acentaları ile gidebilirsiniz.

Burası: Karia ve Likya bölgelerinin arasında kalmış ve her türlü özellikleri barındıran bir kent. Likya dilinde “Kadawanti” olarak bilinen kent: ilk yerleşim olarak, MÖ.5.yüzyıla kadar ulaşmaktadır. Ancak, sadece Likya dönemi değil, Roma döneminde de kentin ihtişamı, günümüze ulaşan yapılardan hissedilmektedir.

Burayı ziyaret ederseniz görebilecekleriniz şunlar: kenti çevreleyen; iri taş bloklardan oluşan ve kenti çevreleyen sur duvarlarının bir bölümü, iri taşlardan oluşan kaya mezarları, Likya diliyle yazılmış kitabeler. Ayrıca: Helenistik dönemde yapılıp, Roma döneminde onarım görmüş ve şehrin ihtişamını yansıtan tiyatro, hamam, koşu pisti, agora, ve sivil yapı izleri. Ayrıca: tepedeki 5 basamakla ulaşılan tapınak kalıntısı, günümüzde bile su tutabilen sarnıçlar, başarılı olan sporculara ait heykel kaideleri (heykeller elbette çalınmış olduğundan yok),

 

xxxxxxxxxxx

FETHİYE-KAŞ YOLU: GEZİLECEK YERLER:

PINARA:

İlçe merkezine 45 km. uzaklıkta, Fethiye-Kalkan karayolu üzerinde, Minare köyünün hemen yukarısında, Akdağ’ın eteklerindedir. Minare köyünün girişinden sonra, dik rampayı çıkmalısınız.

Antik dönemde, Likya uygarlığının en büyük ve öne çıkan kentlerinden biridir. Likya dilinde, Pinale veya Pınara olarak isimlendirilen şehrin isminin kelime anlamı “yuvarlak” demektir.

Şehir: Xanthos bölgesinden gelen kolonistler tarafından kurulmuştur. Bu konudaki söylentilere göre: “ Xanthos şehrinin nüfusu çok artınca, yaşlılardan oluşan bir gurup, kentten ayrılarak, Kragos dağı eteklerinde, yuvarlak bir tepe üzerinde, Pınara kentini kurmuşlardır.

Tarihi süreç içinde: Büyük İskender’e kapılarını açarak teslim olması ile biliniyor. Ancak, tarihi yazılı kaynaklar incelendiğinde, Büyük İskender’den önce, Pınara hakkında bilgiler edinilmektedir. Şöyle ki: Troya savaşında: Pınaralı okçu Pandaros’tan söz edilmektedir. Hatta: ünlü coğrafi gezgin Strabon ve daha sonraları Stephanos Byzantios: Pınara şehrinin, Likya uygarlığının bölgedeki şehirleri içinde çok önemli bir yerinin olduğundan söz ederler. Likya birliği içinde: 3 oy hakkına sahip, 6 şehirden biridir.

Büyük İskender sonrasında, şehir, Bergama krallığının hakimiyeti altına girer. Daha sonra ise, Romalılar görülür. Şehir: Romalılar döneminde, yeniden canlanır ve imar faaliyetlerine girişilir. Ancak: 141 ve 240 yıllarındaki büyük depremlerde, zarar görür. Sonuçta ise, MS.9.yüzyılda terk edilir. Terk edildikten sonra, 1957 yılında, burada yeniden deprem olur ve dağdaki kayalar, aşağıya kayarak, kalıntıların arasına karışır.

Bölgedeki ilk güzellik yarışması: yazılı kaynaklara göre, bu şehirde yapılmıştır. Şehirde: Tanrıça Afrodit’e adanan, ilginç mimari özellikleri bulunan bir tapınak yapısı var.

Akropol: yuvarlak bir kaya üzerindedir. Buraya, güney cepheden, kayaya oyulmuş bir merdivenli çıkmanız mümkün. Akropolün çevresi: surla çevrilidir. Buranın doğu kısmında bulunan Bizans yapıları, bölgenin Bizans döneminde de kullanıldığını ortaya koyuyor.

Akropol bölgesinin doğu eteğinde bulunan şehir kalıntıları arasındaki zengin mimari harabeler: bir zamanlar, burada büyük bir refah içinde yaşayan insanların bulunduğunun en büyük kanıtıdır.

SIDYMA:

Fethiye-Kaş karayolu üzerinde, Eşen beldesini geçince, ana yoldan 12 km. içeriye girdiğinizde, bu antik kent kalıntılarına ulaşabilirsiniz. İlçe merkezine, 55 km. uzaklıktadır. Dodurga köyünün hemen bitişiğindedir. Buraya özel aracınız ile gidebilirsiniz. Veya, İlçe merkezinde, eski garajlardan kalkan dolmuşlar ile de gitmek mümkün.

Antik kent: Kragos dağı eteklerinde kurulmuş. Günümüze ulaşan antik kalıntıların çoğu: Roma dönemine aittir.

Burada görebilecekleriniz şunlar: kaya mezarları ve Agorasındaki çeşitli antik sütunlar. Ayrıca: küçük bir amfitiyatro var. Bunun: 6-7 tane oturma sırası günümüze ulaşmış. Bunların dışında: su sarnıçları, hamam kalıntıları, köyün kuzey tarafında bulunan Likya kaya mezarları ve Dodurga köyünün tarlalarına doğru uzanmış alanlarda, çok sayıda lahit mezarlar var.

LETOON:

Fethiye-Kaş karayolunda, 65’nci kilometrede, Eşen kasabasını geçtikten sonra, yaklaşık 10 km. daha ilerlediğinizde, Kumlu ova köyüne ulaşacaksınız. Kumlu ova köyünden, sağa dönüp, 1 km. daha ilerleyince, Letoon antik şehrinin harabeleri hemen karşınızda. Yani: ilçe merkezinden, yaklaşık 55 km. uzaklıktadır. Buraya gitmek isterseniz, özel aracınızla gidebilirsiniz. Ayrıca: ilçe merkezinden hareket eden, Kumluova dolmuşları ile de ulaşım mümkün.

Şehir: Apollon ve Artemis’in annesi “Leto” adına kurulmuştur.

Şehirdeki yerleşimin, MÖ.8.yüzyıla kadar uzandığı biliniyor. Günümüze ulaşan kalıntı ve buluntulara göre, buranın: dinsel ve politik özellikleri ön plana çıkan bir yer olduğu öğrenilmiştir.

Tanrıça Leto ve ikiz çocukları Artemis ve Apollon adına, çok önem taşıyan, 3 tapınak kalıntısı var. Bu kalıntılarda: UNESCO Dünya Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmış olan yerler: tapınakların güneybatısındaki çeşme binası, hemen doğusundaki Bizans kilisesi, Roma tiyatrosu. 3 tapınaktan: batıda olan ve en başta bulunan tapınak: tanrıça Leto’ya aittir. Bu tapınak: MÖ.5. yüzyılın sonuna kadar, Kral Arbinas tarafından yaptırılmıştır. Diğer iki tapınak: Apollo ve Artemis’e aittir. Bu bölgede, yani Letoon antik kendinde, 1962 yılından bu yana, resmi arkeolojik kazı çalışmaları sürdürülmektedir. Amfitiyatro: Helenistik döneme aittir.

Son olarak, antik şehir hakkında: şair Ovidius tarafından anlatılan, mitolojik bir hikayeden söz etmek istiyorum. Şöyleki: “Tanrı Zeus: Tanrıça Leto’ya aşık olur ve birlikte olurlar. Bu durum: Tanrı Zeus’un eşi, Tanrıça Hera’yı çok kızdırır. Tanrıça Hera, bir yerde bulduğu Leto’yu kovalamaya başlar. Kaçan Leto; Delos bölgesine gelir. Burada: Tanrı Zeus’tan olan çocukları: Artemis ve Apollo’yu doğurur. Xsantos nehrinin denize döküldüğü yerde, çocuklarını yıkamak ister. Ancak: yöre halkı buna izin vermez. Bunun üzerine: Leto; yöre halkına “hepsi kurbağa olsun” diye, beddua eder. Bunun üzerine, çocuklarını nehir suyunda yıkamasına engel olan herkez, bir anda “kurbağa”ya dönüşür.

Evet, bu antik şehir de: MS.7.yüzyılda terk edilmiştir.

XANTHOS:

Fethiye-Kaş karayolu üzerinde, ilçe merkezine 70 km. uzaklıktadır. Antik kent harabelerine ulaşmak için: Kınık köyünden geçip, 500 metre daha ilerlemek gerekiyor. Buraya ulaşmak için: Fethiye ilçe merkezinden, Kaş istikametine giden otobüslere binebilirsiniz. Ayrıca: Kınık yöresine hareket eden dolmuşlar ile de buraya ulaşabilirsiniz.

Burası: Likya birliğinin başkenti olarak öne çıkıyor. İlk kuruluş tarihinin, MÖ.1200 yıllarına kadar uzandığı biliniyor.

Likyalıların bu en büyük şehrini incelerken, siyasi hayatlarına da bir nebze bakmak gerekirse: bunların, MÖ.1200 yıllarında, Troya savaşına katıldıkları görülür. Ayrıca: Heredot: Likyalıların, MÖ.545 yılında, Persli komutan Harpagos’a karşı verdikleri savaştan sözeder. Bu savaşta, Xsantoslular, kahramanca savaşarak ölmüşlerdir. Savaş sırasında, şehirde olmayan Xsantoslular, savaş sonunda, Persler tarafından yıkılan şehirlerini yeniden kurmuşlardır. Ancak: MÖ.475-450 yılları arasında, şehir büyük bir yangın felaketi geçirir ve baştan başa yanar.

Daha sonraki tarihi süreçte ise: Pers, Roma, Bizans egemenlikleri hakim olmuş ve şehirde, kendi medeniyetlerine ait eserler bırakmışlardır. Şehir: Likya uygarlığının en büyük şehri olması nedeniyle, zamanında, sürekli olarak saldırılara ve istilalara açık olmuştur. Roma döneminde: MÖ.42 yılında Brutus: şehri işgal eder ve şehir halkının tümünü öldürür. Aslında: tarihi kaynaklar, şehir halkının, Brutus’a esir olmamak için, topluca intihar ettiklerinden de söz eder. Brusut’tan sonra gelen Marcus Antoinus: şehri yeni baştan kurar. Takip eden süreçte: yani Bizans döneminde, şehir piskoposluk merkezi olur.

Tarih meraklısı iseniz, burayı mutlaka ziyaret etmenizi öneriyorum, büyük keyf alacağınız kesin. Şehir kalıntılarında: Romalılar tarafından inşa edilen tiyatro, Hıristiyanlık döneminden kalma bir kilise ve Helenistik dönemde inşa edilen bir şehir kapısı görebilirsiniz. Antik şehir içindeki yolun sonunda ise: şehre büyük katkıları bulunan, Roma imparatoru Vespasianus anısına yapılmış, kapı kalıntılarını görebilirsiniz. Biraz daha ilerleyince, Likya dönemi akrepolünü görebilirsiniz.

Son olarak, burada yapılan bir hırsızlıktan söz ederek, konuyu kapatacağım. 1840’lı yıllarda, buralarda kazı yapan hırsız İngiliz Fellows: “Nereidler Anıtı” ve bununla birlikte birçok kalıntıyı çalarak götürmüştür. Bunlar, günümüzde “British Museum”de sergileniyor.

 

xxxxxxxxxxxxxx

FETHİYE-DALAMAN/MUĞLA YOLU: GEZİLECEK YERLER:

Fethiye ilçe merkezinden çıktığınızda: karşınıza ilk olarak: Katrancı bölgesi geliyor.

KATRANCI:

İlçe merkezine, 17 km. uzaklıkta, Muğla karayolu üzerindedir. Ana yoldan: Katrancı yol ayrımını kaçırmamanız şart.

Burası: orman içinde bir dinlenme alanıdır. Alanda: duş, tuvalet, kabin, içme suyu, büfe, otopark gibi hizmetler bulunmaktadır. Buraya: günübirlik veya çadırlı kamping için gidebilirsiniz. Burada, her yaz çadır kuran ve yaklaşık 20-25 yıldır sürekli gelen insanlar görmek mümkün. Toplamda, yaz döneminde, burada 400-500 çadır oluşuyor. En son aldığım fiyatlara göre: kullanılan elektrik dahil, çadır kirası: günlük 8 TL. Yemyeşil ormanlık bir alanda, çam ağaçlarının altında çadırınızı kurabilir ve hemen ormanlık alanın bitiminde, yani mavi ve yeşilin birleştiği yerde, denize girebilirsiniz.

 

GÜNLÜKLÜ KOYU:

Katrancı koyunun ilerisinde, Günlüklü koyu var. Ancak, buraya Katrancı koyundan ulaşım mümkün değil. Fethiye-Muğla karayolundan ayrılan sapaktan dönmeniz gerekiyor. Burada: yazlık siteler var. Günübirlik zaman ayırıp, muhteşem bir denize girebilirsiniz. Elbette, yine her yan, yemyeşil orman örtüsü ile kaplanmış durumda.

 

KARGI:

İlçe merkezine, 19 km. uzaklıkta, Fethiye-Muğla karayolu üzerindedir. Burada: dünyada nadir olarak bulunan ve yetişen “Günlük ağaçları” bulunuyor. Bölgede: günübirlik piknik ve çadırlı kamp yapabiliyorsunuz. Özellikle denizin sığ olması muhteşem güzellik. Deniz içinde 50 metre kadar ilerlemenize rağmen, boyu aşmıyor. Ayrıca: Akmaz ve Karataş plajlarının kumsalında, altın gibi ince kum var.

DAİDALOS KAYA MEZARLARI:

Fethiye-Muğla karayolunda ilerlediğinizde: İnlice köyü karşınıza çıkıyor. Daidalos kaya mezarları ise, İlçe merkezine, 22 km. uzaklıkta, İnlice köyü yakınlarındadır. Burayı gezmek için, özel aracınız ile, İnlice köyüne gelebilir veya ilçe merkezinden tur düzenleyen seyahat acentalarının imkanlarını kullanabilirsiniz. İnlice köyünde, Daidalos kaya mezarları yanında, denize girilebilen “İnlice Plajı” bulunuyor.

Bu mezarlar: kayalar oyularak yapılmıştır. İnlice köyü çevresinde: Daidalos anıtı denilen mezardan, yukarı doğru ilerlediğinizde: Daidala antik kentini ifade eden, birçok kalıntı ve kaya mezar bulunduğunu görürsünüz.

Bu kente ait, ilginç bir efsane var. Şöyleki: “Daidalos’un oğlu İkanos: iyi bir avcıdır. Bir gün: babasından, avladığı büyük bir şahinin tüylerinden, kendisine iki kanat yapmasını ister. Bunun üzerine, oğluna kanat yapan baba, oğluna uçma esnasında yol göstermek için, kendisine de bir çift kanat yapar. Baba ve oğul, birlikte: Daidala’da, yüksek bir uçurum kıyısından havalanarak uçmaya başlarlar. Fethiye körfezi ve İnlice üzerinde uçarlar. Bu sırada: oğul İkanos, babasının “yüksekten uçma, kızgın güneş yakar” uyarısını dikkate almaz ve güneşe yakın olmak amacıyla, yükseklere çıkar. Ancak, güneşin sıcaklığından, kanatları tutan sakız ve balmumu eriyince, kanat tüyleri tek tek dökülmeye başlar. İkanos: hızla mavi deniz sularına düşerek, ölür. “

Aynı yol üzerinde,devam ettiğinizde, karşınıza: ülkemizin yine en önemli turizm merkezlerinden biri geliyor.

GÖCEK:

İlçe merkezine, 30 km. uzaklıkta, Fethiye-Muğla karayolu üzerindedir. Bu yolculuk, yaklaşık 20 dakika sürüyor.

Özel aracınız yoksa, ilçe merkezinden, buraya düzenli olarak kalkan, dolmuşlar var. Bulunduğunuz yerden, doğrudan Göcek’e gitmeyi düşünürseniz, Göcek, Dalaman havaalanına sadece 15 dakika uzaklıkta. Bu da büyük bir kolaylık.

Burası: şirin bir balıkçı kasabası. Son yıllarda ise, özellikle yat turizminde öne çıkmış bir belde. Burada: doğal bir liman var. Bu limanın çevresinde ise, çamlık tepeler, yakındaki ören yerlerinde ise, çok sayıda koy ve adalar bulunuyor. Yani, tam anlamıyla, eşsiz bir turizm cenneti. Zaten: dünyanın ve ülkemizin sosyetesi, burada buluşuyor. Göcek koyları ve adalarında: birbirinden lüks tekneler görebiliyorsunuz.

Burada bulunan 1500 yat kapasiteli 4 marinada: yatçıların her türlü ihtiyaçları giderilebiliyor. Buradaki “Yeni Marina” hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. 1993 yılında, burada bulunan “Göcek Krom Madeni İşletme Tesisleri” milyonlarca dolarlık yatırım yapılarak, turizm kompleksine dönüştürülmüş. Arazi: maden atıklarından temizlenmiş ve arka bölümdeki 120 dönümlük orman arazisi de kiralanarak, biraz önce söylediğim turizm kompleksi oluşturulmaya başlanmış. Bu kompleksin en önemli bölümü ise: 11 milyon dolara malolan, Marina. Burada: 400 yata hizmet verilebiliyor. Marinanın hemen yanı ise, plaj olarak düzenlenmiş.

Göcek denilince, diğer bir özellik: mavi yolculukların en popüler yerlerinden biri olmasıdır. Hatta: mavi yolculukların çoğu, Göcek’ten başlar, Göcek’ten geçer veya Göcek’te biter. Göcek’te: her bütçeye uygun tatil imkanları bulunuyor. Birçok: butik otel, apart otel ve pansiyonlar var. Ayrıca: dalış merakı olanlar için de, Göcek çok uygun. Dalış turlarına katılarak, Göcek’te, su altı zenginliklerini keşfedebilirsiniz.

Sahilde bulunan güzel restoranlarda: muhteşem lezzetleri tadabilirsiniz.

Göcek’ten sonra, yine ünlü “Göcek Tünelleri”nden geçerek, Dalaman yöresine ulaşacaksınız.

 

xxxxxxxxxxx

FETHİYE-ÖLÜDENİZ YOLU: GEZİLECEK YERLER:

HİSARÖNÜ-OVACIK:

Fethiye ilçe merkezinden, Ölüdeniz’e giderken:dik rampanın sonunda: Hisarönü ve Ovacık köyleri var. Bunlar: yan yana. Ovacık: ilçe merkezine 6 km. uzaklıktadır. Ölüdeniz’e uzaklığı ise: 5 km. dir. Ölüdeniz’e gitmek için, buranın içinden geçmeniz gerekiyor.

Yani: buralar, Ölüdeniz beldesinde bulunuyor. Bu tipik Türk köyleri: son yıllarda, yoğun konaklama, alışveriş ve eğlence merkezlerine dönüştürülmüşler. Çünkü: Ölüdeniz, Babadağ ve Kaya köyü gibi çekim alanlarına yakındırlar.

Buraların tercih edilmesinin en büyük nedenlerin başında, bu sözettiğim çekim alanları ile birlikte: bölgenin yakın çevresine nazaran, daha serin ve nem oranının daha düşük olması. Burada: bol miktarda ve özellikle İngiliz ve İrlandalı görebilirsiniz. Hatta: bence garip bir durum; bazı mekanların önünde: İngiliz ve İrlanda bayraklarının asılı bulunması. Yani: bu bayrak asılı yerler, sanki sadece onlara servis veren yer gibi, yani siz gittiğinizde, bu ülkenin bir vatandaşı olarak, servis alabilecekmisiniz, bence bu konuda problem var. Özellikle: Hisarönü, tam bir İngiliz yerleşim ve eğlence mekanı olmuş.

ÖLÜDENİZ:

Ölüdeniz hakkındaki ayrıntılı yazım: yine bu sitede “Ölüdeniz” başlığı altında bulunmaktadır. Lütfen oradan bilgi alınız.

Ölüdeniz bölgesinde, deniz kıyısına indiğinizde, sağa dönerseniz: Ölüdeniz Milli Park alanı, sola dönerseniz diğer bölümlere gidebilirsiniz. Biz gezimizde, şimdi sola  dönüyoruz. Karşımıza çıkan ilk yer: Kıdrak mevkii. Burada: hemen karayolunun yanında, muhteşem bir kumsal ve deniz var. Zaman ayırıp denize girebilirsiniz.

 

KIDRAK:

İlçe merkezinden hareket ettiğinizde, önce Ölüdeniz ve sonra yola devam ettiğinizde, Belceğiz beldesinin 3 km. güneyinde bir koydur. Ama: çam ağaçları, temiz kumsalı ve tertemiz, berrak deniziyle öne çıkan bir yer. Günübirlik gezileriniz için ideal.

Ana karayolundan yola devam ettiğinizde, bu sefer karşınıza: Lykia World beldesi çıkıyor.

 

FARALYA:

Burası: şirin bir sahil köyü. Kıdrak yolunun devamındadır. İlçe merkezi ve Faralya arasındaki uzaklık: yaklaşık 30 km. dir. Kelebekler vadisinin güneyinde kalmaktadır. Ölüdeniz’e 9 km. uzaklıktadır. Ölüdeniz’den sonra yola devam etmeniz gerekiyor.

Köyde: elverişli iklim, sıcakkanlı insanlar var. Hoş zaman geçirebileceğiniz bir yer. Ayrıca: ülkemizin en bakir plajlarına sahip: Kıdrak ve Kabak koyları ile öne çıkıyor. Heyecan arayanlar: Faralya’dan, Babadağ’a çıkıp, yamaç paraşütü deneyebilirler.

KELEBEKLER VADİSİ:

Burası: 8 Şubat 1995 tarihinde, 1.Derece Sit alanı ilan edilerek, koruma altına alınmıştır.

Ölüdenizden, 3-4 mil uzaklıkta, sadece denizden gidilebilen bir yer. Karadan bağlantısının da bulunduğu söyleniyor, ama denizden ulaşım gayet rahat. Karadan ulaşımın: kayalık ve çamlık vadide, zahmetlice bir tırmanış gerektirdiği söyleniyor. Yani: bence, Ölüdeniz’e gidin ve buradan kiralanan tekneyle veya dolmuş-taksi gibi buraya sefer yapan tekneler le, vadinin kumsalına ulaşın. Bu tekne yolculuğu: yaklaşık 30 dakika sürüyor.

Vadinin çevresi, 350 metre yüksekliğinde dağlarla çevrili. Tam bir duvar gibi. Vadinin adı, Temmuz ve Eylül ayları arasında, burada konaklayan ve üreyen “Jarsey Tiger” adlı kelebeklerden geliyor. Ama: milyarlarca kelebeğin, kayaları, ağaçların gövdelerini ve kısacası her yeri, tamamen örttüğünü görüp şaşırmamak elde değil. Tam bir şal gibi, doğayı kaplıyorlar. Aslında: önce bunu farkedemiyecek ve bunun doğal bir görünüm olduğunu sanacaksınız. Ama, bir ses-bir hareket halinde havalanan bu kelebekler, bu kez, gökyüzünü kaplıyorlar ve vadiye, gölgeleri düşüyor.

 

GEMİLER ADASI :

Burası : St.Nicolas olarak da bilinen bir ada.

Ölüdeniz ya da Gemiler koyundan, teknelerle ulaşılıyor. Zaten, mavi yolculuğa çıkan teknelerin hepsi, buraya uğruyorlar. Ada üzerinde: MS.5-11.yüzyıllar arasında yapılmış, Bizans dönemine ait: kilise, şapel ve birkaç sivil yapı kalıntısı var. Burası: bölgede, Hıristiyanlığın yayılma başlangıcında, bir merkez olması açısından önem taşıyor. Yani: gemiler adasının popülerliğini gündeme getiren olaylar: Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yer olması, 5 kilise, birçok din adamının yaşadığı bir yer olması, Noel babanın doğduğu ya da öldüğü yer olması gibi çeşitli yorumlar.

AF KULE:

Kısık koyunun batısındadır. Burası: dalış yapma merakınız varsa, tam size göre bir yer. Tertemiz denizi ve doğal yapısı ile, bakirliğini koruyabilmiş yerlerden birisi. Buraya ulaşmak için: Ölüdenizden kalkan teknelere binmeniz gerekiyor.

Karadan gitmeyi düşünürseniz: Kayaköy yöresinde, batı yönünde yani Gemile yönünde, 3 km. kadar yürürseniz, burada, denizden 400 metre yükseklikte, denize doğru inen bir tepenin uçurum yamacında bir manastır kalıntısı görürsünüz. İşte burası: Af kule olarak biliniyor. Bu manastır: Ayios Elefterios isimli bir keşiş tarafından yapılmış. 10 metrelik bir alanda, kayaya oyularak oluşturulmuş. Keşişin, burada ömür boyu çile çektiği söyleniyor. Yörenin insanı, bu manastıra: Af kule ismini vermiş. Af kulenin bulunduğu buradan, açık bir havada: Rodos adasının bile görüldüğü söyleniyor. Yani, o derece muhteşem bir manzarası var.

 

xxxxxxxxxxxxx

KÖRFEZ İÇİ: GEZİLECEK YERLER:

ŞÖVALYE ADASI:

Fethiye körfezinin hemen ağzındadır. Sanki körfezi koruyormuş gibi konumlanmış bir ada. Ada: bir zamanlar, Rodos şövalyeleri tarafından kullanılmış ve o yüzden bu ismi almıştır. Adada, bugünde yerleşim var. Yazlıklar, motel ve kafe var. İlçe iskelesinden, adaya sürekli dolmuş motorları tur düzenliyorlar.

ONİKİ ADALAR:

Fethiye körfezinin: kuzeybatısında bulunmaktadır.

Burayı: balıkçılar “Karanlık içi” olarak isimlendiriyorlar. Özellikle: mavi yolculuğa çıkan tekneler, bu bölüme kesinlikle uğruyor. Ayrıca: Fethiye ve Göcek bölgelerinden, günübirlik tekne turları ile de buraya ulaşmanız mümkün. Yörenin en önemli çekim alanlarının başında gelen bölgeye: oniki adalar ismi veriliyor.

 

DELİKTAŞ ADASI: Kızıladanın kuzeybatısında irili-ufaklı adalara, bu isim verilmiş. Burada: özellikle su altı dalışı yapmak isteyenler için çok uygun ortamlar var.

 

TERSANE ADASI: Fethiye körfezindeki en büyük adadır. Mübadele öncesinde, burada bir Rum yerleşim yeri varmış. Mübadele sırasında, Rumlar burayı terk etmişler, günümüze kalıntılar ulaşmış.

Burada: bir gözetleme kulesi ve kısmen korunmuş durumdaki bir mezar var. Geçmiş dönemde, burada, küçük gemilerin bakım ve onarımlarının yapıldığı bir tersane varmış. Bu nedenle, adanın adı “Tersane adası” olarak anılıyor. Burada: korunaklı koylar var. Bu koylarda, gerek balıkçılar ve gerekse yatçılar barınıyorlar. Son olarak, bu adanın kuzeybatısında bulunan Taşyaka koyu: ünlü ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bir kaya üzerine yaptığı “balık” resmi nedeniyle “Bedri Rahmi Koyu” olarak anılıyor. Koyda: yatların yanaşabilmesi için ahşap iskeleler ve salaş restoranlar, lokantalar var.

 

PRENS ADASI: Burada, bir prens, söylentilere göre: 30 yıl kadar önce yaşamış. Bu yüzden, ada: Prens adası olarak isimlendirilmiş. Ama, bir zamanlar burada bol miktarda yaban domuzu bulunuyormuş ve bu yüzden adaya, “Domuz adası” da deniliyor. Ada üzerinde: kral mezarları olarak düşünülen kalıntılar var. Ayrıca, burada: teknelerin yanaşmasına uygun bir liman var. Adanın güneyinde ise, Darboğaz ve onun güneyinde: Göbün koyu var. Bu koy: mavi yolculuk teknelerinin yoğun uğrak yeri.

 

YASSICA ADALAR: Bunlar, irili-ufaklı 5 adadan oluşuyor. Bu adalar üzerinde, herhangi bir tesis yok. Büyükçe olanının, denize uzanan burnu ucunda, küçük bir havuz oluşmuş. Burası: çocuklar için ideal bir yüzme yeri.

Burada: günübirlik tekneleri yoğun olarak mola veriyorlar. Adaların kuzey ucunda, yüzmek için son derece elverişli sığ bir deniz var. Buranın sahil bandı ise, ince kum. Bu arada: adalar arasında yüzmek isterseniz, korkmadan deneyebilirsiniz. İki adanın arasındaki en kısa mesafe: 12 metreye kadar düşüyor. Yaklaşık, yarım saat kadar yüzmeyi becerebilirseniz, dört adayı da yüzerek dolaşabilirsiniz. Bu arada, arzu ederseniz, adalara çıkıp, yürüyüş te yapabilirsiniz, ancak, bu yürüyüş için spor ayakkabısı bulundurmanız şart.

 

ZEYTİN ADA: Burası: Yassıca adaların güney ucundaki bir ada. Ama, bu adada özel mülkiyet var. Ayrıca, Osmanlı dönemine ait bir zeytin sıkma atölyesi yapısı var.

 

KIZIL ADA: Bu adanın bu ismi almasının nedeni: gün batarken, taş ve toprağın renginin kızıla dönüşmesi. Adanın güney ucunda: bir deniz feneri var ki halen faaldir. Adada: sadece fener bekçisinin evi bulunuyor. Adanın doğu kıyısı: deniz dalgalarından etkilenmediği için, yüzmeye elverişli. Tekneler için de, burada konaklamak mümkün. Burada büyük bir sahil bandı bulunuyor. Adanın güneybatısında ise, Deliktaş adaları var. Bu adalar da, dalış yapma meraklıları ve balık avlamak isteyenler için çok uygun ve tercih ediliyor.

 

HAMAM KOYU: Burası: mavi yolculuk ve günübirlik teknelerin uğrak yerlerinin başında geliyor. Yatlar ve tekneler, burada geceliyorlar. İskelenin hemen yanıbaşında: bir bölümü sular altında kalarak günümüze ulaşmış, bir Bizans manastırı kalıntıları görebilirsiniz. Ayrıca, tekneden çıkıp, orman içinde kısa yürüyüş yapabilirsiniz. Kıyıda, yatlara ve teknelere hizmet veren, küçük ve şirin lokantalar var.

 

“Muğla, Fethiye” için 2 yorum

  1. TEŞEKKÜR EDERİZ GERÇEKTEN FAYDALI BİLGİLER BENCE OKUYUP YOLA ÇIKILDIĞINDA ÇOK FARKLI YERLERİ GÖRME ŞANSI VAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir