kırkağaç.genel.1

Manisa, Kırkağaç

Share on FacebookTweet about this on TwitterEmail this to someonePrint this page


Kavun diyarına hoş geldiniz. Mutlaka tatmalısınız. Bunun dışında “Kırkağaç” denilince, Jandarma Komando askerlerinin eğitim aldıkları, büyük bir askeri birlik akla gelir ve yörenin hareketlenmesine, nüfus hareketliliğine sebep olur. Son bir nokta: tarih severler, tarihi yerleri gezmeyi sevenler, burada gezebilecekleri bolca yer bulacaklardır, çünkü: bir zamanlar, tarihin en büyük medeniyetlerinden birini kurmuş olan “Bergama krallığı” buranın yakınlarında etkinlik kurmuştur. Tarihi yerleri gezebilirsiniz.


ULAŞIM:
Kırkağaç-Soma arasındaki uzaklık: 13 km. dir. Bu nedenle, daha fazla gelişmiş olan Soma yanında, Kırkağaç yeteri kadar gelişmemiştir. Soma bölümünde belirttiğim gibi, özellikle Jandarma Komando askerleri, tatil günlerinde Kırkağaç’ta kalmayıp, Soma ilçesine gitmektedirler.
İzmir-Bandırma demiryolu da, ilçeden geçmektedir.
Kırkağaç-Manisa arasındaki uzaklık: 79 km. dir. Kırkağaç-Akhisar arasındaki uzaklık: 23 km.


TARİH:
Kırkağaç bölgesi: antik dönemde, Aiolis-Lydia ve Mysia bölgelerinin kesiştiği yerde kurulmuştur. Bölgede: çok eski dönemlerden itibaren, yerleşim bulunduğu görülür. Bölgede bulunan antik kalıntıların başında: bölge yerleşimcileri olan Mysialıların, ana tanrıçaları Kybele’ye ait olduğu sanılan kutsal alanlardır. Bu kutsal alanlar, genellikle dağlardaki kayalıklara yapılmıştır. Bu dini alanlarda, niş te bir Kybele heykeli bulunur ve insanlar burada tapınırlarmış.
1400 yıllarında Türkler tarafından yerleşilen bölge: Beylikler döneminde, Karesi Beyliğine bağlıdır. Kısa sürede sınırlarını genişleten Beylik, bölgedeki birçok yerleşim yerine hakim olmuştur.
Daha sonraki tarihlerde, Rumlar-Ermeniler ve Yahudiler tarafından yerleşim yeri olarak kullanılan yöre: Yunan işgalinin ardından kurtuluş mücadelesinde özgürlüğüne kavuşunca, bu azınlıklar tarafından terk edilmiştir. Ancak, mübadele sonucu, özellikle Midilli, Dranova, Selanik yörelerinden ülkemize dönen mübadillerin bir kısmı, bu bölgeye yerleştirilmişlerdir.


 GENEL:
Yerleşim, kendi adıyla anılan ovaya ve Yunt dağı eteklerine kurulmuştur. Batısında bulunan bu büyük dağ nedeniyle, burada yaşayan insanlar, gün batımına hasrettirler. Gerek bu dağ ve gerekse yörede bolca bulunan donuk yeşil zeytin ağaçları nedeniyle, yöre, ilginç ve karanlık bir atmosfer yansıdır.

Denizden yükseklik: 100 metredir. Özellikle, ova bölgesindeki topraklar çok bereketlidir.

Halkın ekonomik aktivitelerinin başında, tarım gelmektedir. Sanayi kuruluşları ise, daha çok: domates, zeytin ve üzüm gibi ürünlerin işlenmesine yönelik kurulmuştur. Ama, yazının en başında belirttiğim gibi, Kırkağaç denilince, akla “kavun” gelir. Kırkağaç kavunlarının ünü, büyük çevreye yayılmıştır.

Yörede, Akdeniz iklimi hakimdir ki, buna bağlı olarak genellikle ılıman hava etkisi görülür. Yazları, sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Dağlık kesinlerde ise, kışlar biraz sert ve kar yağışlıdır.

 

6.JANDARMA KOMANDO ER EĞİTİM ALAYI:
Bu askeri birik: Soma yönünde, ilçe çıkışındadır. Askeri birliğin hemen devamında ise, ilçenin çamlık alanı yani mesire yeri bulunmaktadır. Askeri birlikte, her dönemde, yani 3 aylık fasılada, yaklaşık 5000-7000 arasında askeri personel eğitilmektedir. Gerek bunlar ve gerekse bunların yakınları, ilçe ekonomisinde etkin rol oynamaktadırlar. Hatta: bu asker kişilerin ve yakınlarının, ilçe esnafı tarafından aşırı fiyatlarla yıpratıldığını düşünenler, asker kişilerin izin günlerinde, yakınlardaki Soma ilçesine gitmelerine de izin vermektedirler. Zaten, özellikle yemin törenlerinde, buradaki otel ve pansiyonlarda büyük yer sıkıntısı çekilmektedir. Sizler, asker yakını olarak, özellikle yemin törenlerinde buraya gitmek isterseniz, mutlaka önceden yer ayırtmanızda yarar var. Burada bulamasanız, Soma ilçesindeki konaklama imkanlarından da yararlanabilirsiniz.

KAVUN:
Kırkağaç yöresinde, yazının en başında belirttiğim gibi “kavun” meşhurdur. Yörede yetiştirilen kavun: yeşil-sarı, kırçıllı ve kalın kabukludur. Dünyanın en güzel ve lezzetli kavunu olduğu söyleniyor. Evet, yılın dört mevsimi burada kavun bulabilirsiniz ki, mutlaka tatmalısınız.

 

KIRKAĞAÇ ÇAM MESİRİ ŞENLİKLERİ:
Her yıl, Mayıs ayının 2’nci haftasında düzenlenmektedir.


KONAKLAMA:
Kavun Otel Yeni Mh.44.Sok.No.18 236-5882900
Belediye Öğrenci Evi …. 236-5881509
İzcilik Tesisleri ….. 236-5881122
Villa Pansiyon ….. 236-5884992
Kırkağaç Öğretmenevi Küçük Çam Mevkii 236-5881211
NE YENİR-NE İÇİLİR:
Kırkağaç mutfağında, zeytinyağının özel bir yeri bulunmaktadır. Sabah kahvaltısında bile, zeytinyağına ekmek banarak yenilebilir. Yöresel yemeklerden tatmak isterseniz: Gulak çorbası ve güveç yemelisiniz.
Yemek ardından ise, tatlı olarak “tel kadayıf” düşünülmelidir. Mevsim ilkbahar ise, höşmerim yemenizi öneririm.
Tüm bunların yanında, burayı ziyaret edenler, elbette, yörenin meşhur kavununun tadına bakmalıdırlar.


GEZİLECEK YERLER:

 

KIRKAĞAÇ EVLERİ:
Mimari tarz olarak ilginizi çekebilir. Çünkü, karekteristik özellikleri vardır. Bu özellikler, insanların yaşam şartlarıyla ilgilidir. Evlerin dış yüzleri genellikle sıvasızdır ve yalnızca ikinci katları, harçla sıvanmıştır. Yapıda, kestane ağacı tercih edilmiştir.

 

FABRİKA:
İlçe merkezinde, Akhisar yolu üzerinde, Ermeni asıllı Karakin Şahbazyan tarafından, 1876 yılında yaptırılan bir fabrika var. Bu fabrikanın hala sağlam duran bacası mutlaka dikkatinizi çekecektir. Fabrika içinde: çırçır pamuk bölümü, zeytinyağı bölümü ve buğday öğütme bölümleri bulunmaktadır.

 

PAMUK HAN:
Burası, ilçenin ticaret merkezidir ve İzmir merkezinde ikamet eden Kırkağaç kökenli İmros Federos adında bir Rum’a aittir. 1924 yılında, Han’ın bulunduğu meydan Cumhuriyet meydanı haline getirilmiş ve 1954 yılında, buraya Atatürk’ün beyaz mermer bir heykeli dikilmiş, ancak daha sonra Han için gelenlerin araçlarının yarattığı görüntü kirliliği nedeniyle, heykel, günümüzdeki yerine taşınmıştır.
Hanın çevresinde, birçok dükkan bulunmaktadır. Hanın 3 kapısı ise: Çiftehanlar camisi, Karaosmanoğlu camisi ve Bahçıvan pazarı bölgelerine açılır. Geniş avluda ise: palamut, meyan kökü, afyon, çeşitli kök boyaları ve diğer bir kısım ürün satılmaktadır.

 

ÇAM-ÇAMLIK:
Kırkağaç-Soma karayolu üzerinde: ilçe merkezine 4 km uzaklıktadır. Burası, günübirlik piknik alanı olarak kullanılmakta olup, içme suyu çeşmeleri, tuvalet, banklar, piknik masaları bulunmaktadır. Çam ağaçları ile çevrili bölge, yoğun ilgi çekmektedir. Çünkü, yöre insanının en önemli ve tek eğlence yeridir. Özellikle, panayır zamanlarında, yöre halkı çadırlar kurarak burada konaklamaktadırlar.
Bu arada, “Çam” kelimesi, Kırkağaç yöresinde bir kültürü anımsatmaktadır. Şöyleki: çamla ilgili mazisi Orta Asya yöresindeki Şamanizm geleneklerine dayanan, gelenek ve görenekler sürdürülmektedir.

 

SEMERDAMLI:
Burası, ilçe merkezine bağlı, Karakurt köyündedir.
Frig tapınağı olduğu düşünülen bu kalıntı yarım bırakılmıştır. Çünkü: kusursuz olabilecek bir eserin, ancak tanrının elinden çıkabileceğine inanılmaktadır. Hemen yakınlarda doğu yönüne bakan merdivenler görülmektedir. Bu merdivenler: kayaların üst bölümünde bir çeşit tanrıçanın oturma tahtı olarak tasarlandığı düşünülen oturma yerine doğru çıkmaktadır ki, buranın sunak yeri olduğu düşünülmektedir.

 

NAKRASA-NAKRASON-NAKRASOS:
İlçe merkezine bağlı, Bakır yöresinde elde edilen bir kısım buluntuya göre, burada, Helenistik dönemde, Nakrason veya Nakrasos diye isimlendirilen bir şehir bulunduğudur.
Bu şehirle ilgili en büyük kanıt ise: 1965 yılında, güneyde Harta mevkiinde bulunan ve halen Manisa Müzesinde sergilenen, 16 satırlık bir yazıttır. Bu grek dilinde yazılmış yazıt, bir vasiyetnamedir. Ancak iki parça olduğu düşünülen bu yazıtın, diğer parçasına ulaşılamamıştır. Evet, MÖ.1’nci yüzyıl başlarına tarihlenen yazıt: içeriği nedeniyle arkeoloji dünyasının ilgisini çekmiştir. En büyük özelliği ise: yazıtta, yöredeki bazı yerleşim yerlerinin (Tibbe, Tibbai, Pataktibeai, Deskyleion, Nakrason, Nakrasos gibi) isimlerinin geçmesidir. Özellikle: Nakrason ilgi çekmektedir. Hatta: yöredeki günümüz yerleşimi olan Bakır kasabasının isminin bir zamanlar “Nakrason” olması da önem kazanmaktadır. Bu yazıtın bir diğer önemli yanı: dünya “Hukuk tarihi”nde, bilinen ilk yazılı “Miras Hukuku” belgesi olmasıdır.
Ancak, yine de, Nakrason antik şehrinin yeri hakkında günümüz bilim adamları çelişmektedirler. Bakır bölgesinde bulunduğunu söyleyenler yanında, bu önemli antik kentin, günümüz Yatağan köyü bölgesinde bulunduğunu da öne sürenler vardır. Çünkü: Yatağan köyünün kuzeyindeki tarlalarda, bol miktarda mimari yapı elemanı parçaları ele geçirilmektedir. Bunların yanında bulunan seramikler de, yine bu bölgede de büyük bir antik dönem yerleşiminin varlığına işaret etmektedir.

 

TİBBE-TİBBAİ:
Günümüzdeki İlyaslar köyü bölgesindedir. Bu antik dönem şehrinin ismi de, yine biraz önce sözünü ettiğim vasiyetnamede geçmektedir.
Yine, bu yerleşim yerinin ismine: Akhisar bölgesinde ele geçirilen bir su borusu üzerinde rastlanmıştır ki bu su borusu, halen Manisa Müzesinde sergilenmektedir. Öte yandan: yine Helenistik dönemini ünlü hekimlerinden Pergamonlu Galenus: “Ünlü Tibai şarabı” ndan söz etmektedir. Ancak, yine de, bu Tibai isimli yerleşim yerinin günümüzdeki yeri tam olarak tespit edilememiştir.
Tibai antik şehrinin, günümüzde Nakrason şehri yakınlarında yani İlyaslar köyü yakınlarında bulunduğu tahmin edilmektedir. Özellikle, İlyaslar köyünün kuzeyindeki mezarlık alanında, çok sayıda mimari parçalar, sütun parçaları, lahit parçaları görülmüştür.

 

KALANDOS-KALANTA-KALAMOS:
İlçe merkezine bağlı, Gelenbe köyü yakınlarındadır.
13’ncü yüzyıla ait Bizans piskoposluk listelerinde, Stratonikeia veya Kalandos isimli şehirden söz edilmektedir. Dolayısı ile, arkeoloji bilim adamları, bu şehrin: Siledik bölgesinde bulunduğu varsayımını ortaya atmışlardır. Ancak, diğer bir kısım bilim adamı, bu şehrin günümüz Gelenbe kasabasının bulunduğu yerde olduğunu öne sürerler. Çünkü, Gelenbe bölgesinde, bu düşünceyi doğrulayacak şekilde, bir kısım Bizans yazıtları bulunmuştur.

 

STRATONİKEİA-HADRİANAPOLİS:
İlçe merkezine bağlı, Siledik bölgesindedir.
Kent: Suriye krallarından I. Antiokos tarafından kurulmuş ve karısının ismi verilmiştir. Şehir, Hadrianus döneminde imar edilmiş ve bu nedenle “Hadrianapolis” ismini almıştır. Günümüzde, bu antik şehir kalıntıları: Yağmurlu, Siledik ve Hamitli köylerinin bulunduğu bölgenin kuzeyinde görülmektedir.
Ancak, bu antik kentten günümüze, yalnızca birkaç sikke dışında nadir sayıda kalıntı ulaşmıştır. En önemli ve tek buluntu ise: günümüzde Manisa Müzesinde bulunan, Hadrianus’un, MS.127 yılında, Stratonikeia şehrine hitaben yazdığı 3 mektubun bulunduğu mermer steldir. Yine, aynı döneme ait: Roma imparatoru Antoninus Pius’a sunulan bir adak mevcuttur. Yine, antik dönemdeki bu şehre ait, Roma dönemi mezar taşları bulunmuştur.

 

KHLİARA:
Burası, bir ilkçağ ve ortaçağ dönemi şehri olarak önem kazanmaktadır. Hatta: Kırkağaç ilçesinin ilk kuruluş yeri de denilebilir. Ancak, bugünkü Kırkağaç yerleşiminin olduğu yerde değildir.

 

YORTAN HÖYÜĞÜ:
İlçe merkezine bağlı Bostancı köyünde, Gelenbe kasabasının 7 km. güneyindedir. Yani, ulaşım kolaydır. İzmir-Balıkesir karayolu, Yortan bölgesinin çok yakınından geçmektedir. Höyük, hemen anayolun bitişiğindedir.

Bu bölgedeki ilk arkeolojik kazılar: 1900’lü yılların başında, yabancılar tarafından yapılmış ve bu kazılar sonucunda: birçok küp mezar bulunmuş ve yine bunlar, bulan yabancı araştırmacılar tarafından yağmalanmıştır.

Höyük üzerinde herhangi bir yapı kalıntısına rastlanılmaktadır. Çünkü, o dönemde yapılan yapılar, kerpiç ve ahşap kullanılarak yapılmıştır ve bunlar çeşitli nedenlerle ortadan kalktığında herhangi bir kalıntı bırakmamaktadırlar.

Kazının yapıldığı yerdeki nekropol alanında: ölüler, küplerin içine konularak gömülmüşlerdir. Bazı küplere iki ceset yan yana konulmuş ve bu cesetler: yere paralel olarak yatırılmıştır. Cesetlerin konulduğu küplerin ağzı: düz ve yassı taş ile kapatılmış, küplerin ağızları doğuya, dip kısımları batıya çevrilmiştir.
Bu durum ilgi çekmektedir. Çünkü: yine aynı döneme ait Hanay Tepe bölgesindeki mezarlarda, ölülerin bacakları karınlarına çekik yani Hocker pozisyonunda yatırıldıkları görülmektedir.
Evet, küplerin içinde, ölülere ait hediyeler bırakılmıştır. Bu hediyeler arasında: çok sayıda çanak-çömlek, idol, küçük insan figürleri, silah, alet, takı gibi pişmiş ve metal eşyalar sayılabilir. Bu eşyalar üzerinde, süsleme olarak: geometrik desenler ağırlıklı olarak kullanılmıştır.
Özellikle: çanak-çömlekler üzerinde, Luwilere (Hitit öncesi) ait bir kısım hiyeroglifler bulunması, bu çanak-çömleklerin bilimsel değerini üst düzeye çıkarmıştır. Ayrıca bu çömleklerin yapıldığı dönemlerde, çömlek çarkının bulunmaması ve bunların elle yapılmış olması da, bunlara özel değer katmaktadır. Çömlekler arasındaki örnekler: ördek biçiminde kaplar, gaga ve kesik gaga ağızlı testiler, çanaklar, meyvelikler, koku kapları, ayaklı-ayaksız kaplar sayılabilir.

 

FİRİG TÜRÜ KAYA MEZARLARI:
Yortan höyüğünün yakınlarında 2 kaya mezar bulunmaktadır. Bunlardan birincisi: anayolun sağ tarafında kalan ve höyüğe 4 km uzaklıktaki mezardır. Mezarın cephesi güney yönüne bakmaktadır ve bir kaya blokunun üzerine işlenerek oluşturulmuştur. Aslında, kayanın tümü, bir anıt mezar görünümündedir. Ancak, bu görkemli ve etkileyici anıt mezar üzerinde, herhangi bir süsleme, kabartma veya yazı görülmemektedir. Bu nedenle de, yapılış dönemi ve yaptıranlar hakkında herhangi bir yorum yapılamamaktadır. Ancak, yapı tarzı ve işçilik, Frig dönemini anımsatmaktadır. Evet, girişte geçit bulunmadığından, mezarın hemen girişinden sonra, mezar odası var.

Bölgedeki ikinci kaya mezarı: Yortan höyüğünden daha değişik tarzdadır. Bu mezar, Bakırçay yanında ve kayalık bir tepenin kuzeydoğu eteklerindeki kayalara oyulmuştur. Bu mezar üzerinde de, herhangi bir kabartma, resim veya yazı görülmemektedir.

 

HARTA-ABİDİNTEPE TÜMÜLÜSÜ:
İlçe merkezinin 13 km. güneyinde, Milinge köyüne giden toprak yolun üzerindedir.
Bu yığma toprak mezar: MÖ.6’ncı yüzyıla tarihlenmektedir. Ancak, 19’ncu yüzyılda, Manisa-Soma demiryolunun yapımı sırasında, mezar alanı talan edilmiştir.
Bu talandan geriye kalanlar ise: bir mermer kanape ve bir cenaze alayı tasviridir. Bu cenaze tasvirinde bulunanlar: mızraklı askerler, atlar, savaş arabaları, uzun beyaz elbiseler giymiş din adamları, Lydialı kadınlar, erkekler ve çocuklardır ki, bunlar gayet muhteşem bir güzellikte tasvir edilmişlerdir.
Bu tören alayının hemen önünde ise: uzun saçlı, siyah sakallı bir adam yürümekte ve hemen yanında, iki köpek yavrusu görülmektedir. Mezar kapısının hemen girişinin üstünde tasvir edilen ise: kadın başlı ve kanatları yarı açık kuş figürüdür ki, bunun “mezar koruyucusu” olduğuna inanılır.
Evet, benim gayet güzel anlattığım bu tasvirler, günümüzde görülemiyor. Çünkü, bir zamanlar bir bütün halinde bulunan bu cenaze alayı tasviri, günümüzde paramparça ve bir kısmı ABD-Metropolitan Sanat Müzesi koleksiyonunda ve bir diğer kısmı ise meçhul yerlerdedir.

“Manisa, Kırkağaç” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir