Kütahya, Çavdarhisar, Aizonai

15.639 kişi okudu!

 

Aizonai, işte tarih, işte mükemmellik, işte hazine, mutlaka ama mutlaka gidin, görün.

ULAŞIM:

İl merkezine, 54 km. uzaklıktadır. Uşak-İzmir karayolunun üzerindedir.

TARİHİ:

Yazar Heredot tarafından: dünyanın en eski kavmi olarak nitelendirilen Frigler: bu yörede rastlanan ilk topluluktur. Büyük Frigya ve Küçük Frigya olarak ikiye ayrılarak yönetilen devletin içinde: Aizanoi, Küçük Frigya bölgesinin önemli şehirleri arasında bulunur.

Friglerden sonra ise, bölgeye: sırası ile: Kimmer, Lidya, Pers, İskender imparatorluğu, Bergama Krallığı ve MÖ.133 yılında Roma imparatorluğu hakim olur. Şehir, Roma döneminde, piskoposluk merkezi olarak önemini korur.

1078 yılında, Anadolu Selçuklu Devletini kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah, aynı tarihte Kütahya’yı feteder. Bölge: Germiyan Beyliği kuruluncaya kadar, Türklerle Bizanslılar arasında, sürekli el değiştirmiştir. 1097 haçlı seferleri sırasında, bölge Haçlılar tarafından işgal edilir. 1176 yılında ise, II.Kılıçaslan’ın Miryekefalon Savaşında, Bizans ordusunu yenmesinin ardından, 1177 ve 1182 yıllarında, Kütahya ve Eskişehir yöreleri, kati olarak Türkleşmiştir.

Osmanoğullarının Batı Anadolu’ya yerleşmesi sırasında, Çavdar Tatarlarının Aizanoi bölgesine yerleşerek, üs olarak kullanmışlardır. İlçenin Çavdarhisar adını, bu boydan aldığı bilinmektedir.

GENEL:

İlçenin yüksekliği: 1004 metredir. Arazi genellikle ovalık ve bazı kesimlerde de, ormanlıktır. İklim bakımından: Ege ve İç Anadolu karasal iklim özellikleri hakimdir.

İlçe merkezinde 4 mahalle ve merkeze bağlı 22 köy ve bir belde bulunmaktadır.

Tahmini olarak, ilçeye: bir yıl içinde, 10 bin civarında yerli-yabancı turist gelmektedir. İlçede, turistlerin konaklayabilecekleri otel, motel, pansiyon gibi tesisler olmadığı için, turizm hareketi, günü birlik yaşanmaktadır. Ancak, ilçeye, halen 3 yıldızlı bir otel yapımı sürmektedir. Otel faaliyete geçtikten sonra, ilçeye gelen turist sayısında artış olacağı kesindir.

Halkın büyük kısmı: tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.

KONAKLAMA:

İlçede, TÜRSAB tarafından bir otel yaptırılmaktadır. Çavdarhisar Aizanoi oteli. Otelin: 35 oda, 94 yatak kapasitesi bulunmakta olup, 108 kişilik kapalı restoranı, 210 kişilik toplantı salonu bulunmaktadır.

 

GEZİLECEK YERLER:

AİZANOİ ANTİK KENTİ:

ULAŞIM:

Aizonai antik şehri: Kütahya il merkezine 57 km. uzaklıktadır. Kütahya karayolundan yaklaşık 50 km. gittikten sonra, Çavdarhisar ilçesini hemen geçince, Emet yönüne dönülerek ulaşılıyor.

 

GENEL:

Kralların şehrine yakışan bu mimarinin bulunduğu alanda, her ne kadar çevre dikenli tellerle kapatılarak korunmaya alışmışsa da, bazen istenilmeyen görüntülerle karşılaşma şansı çok fazla. Bu görüntülerin başında, burası bir yandan turizme açılmaya çalışılırken, öte yandan antik kalıntılar içinde koyun sürüleri ve bunlar tarafından kirletilen antik kalıntılar. Ayrıca: antik kalıntılar üzerine kurulmuş, bir köy yerleşimi var, ama bu köy yerleşimindeki evler o kadar kötü olmuş ve Sit alanı olması nedeniyle herhangi bir tamirat, yenileme veya restorasyon yapılamadığından, çevre tamamen harabe olmuş ve heran yıkılabilecek enkaz evlerle dolu. Bir diğer söylenti, bu evlerin Gediz depreminden sonra terk edildiği şeklindedir, ama ne olursa olsun ziyaretçilere gayet kötü bir görüntü sunuyorlar.

Evet, gelelim antik kentin bulunmasına: Antik kentteki kazılar, burada, MÖ.3000 yıllarına kadar uzanan dönemde ait yerleşim tabakalarını ortaya çıkarmıştır. Yani, Roma döneminde bugünkü halini alan kent’te aslında çok daha önceki dönemlerde, eski uygarlıklar tarafından yerleşim sağlanmıştır. Pausanias isimli bir yazar: Penkalas nehrinin
kıyısındaki bir mağarada: “Ana Tanrıçaya” tapınıldığını anlatır.

Ama, şehir; en önemli ve çağdaş görünümünü Roma döneminde yaşıyor. Özellikle: Efes kenti ile aynı dönemde, burası, ikinci bir Efes şehri olarak nitelendiriliyor. Kent, ismini: Zeus’un kızı Su Perisi “Erato” ile Efsanevi kral “Arkas”ın birleşmesinden ortaya çıkmış “Azan” isimli mitolojik kahramandan almıştır. Azan isimli bu mitolojik kahraman, aynı zamanda, Frigyalıların mitolojik kahramanı olan “Azan” dır. Şehir kuruluşundan sonra kullanılan bir diğer ismi ise: Aezani’dir.

Kent: Penkalas (günümüzdeki ismi: Kocaçay) ırmağının iki yakasında kurulmuştur. İlk yerleşimcileri: Frigya’ya bağlı olarak yaşayan “Aizanistler” dir. Bunları takip eden dönemlerde ise: Bergama krallığı ve MÖ.133 yılında ise, Roma egemenliği görülmektedir. MÖ.1. yüzyılın son çeyreğinde ve erken Augustus döneminde (MÖ.27. MS.14) yıllarına ait sikkelerde, kentin adı “Ezeaniton” olarak geçmektedir.

Daha sonra, takip eden süreçte: yani Roma egemenliği dönemlerinde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimiyle zenginleşen şehrin ünü: sınırları aşmıştır. En parlak ve ihtişamlı günleri ise; MS.117-138 yılları arasında görülür. O dönemde, antik kentte, 120 bin kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Kuruluş aşamasında, kentin ilk görkemli yapısı olarak: Zeus Tapınağı kurulmuştur. Bu dönemde, şehir, Yunan şehirler birliğine alınır. İmar faaliyetleri artar.

MS.2.yüzyılın ortalarında ise, küçük Zeus Tapınağı çevresinde, galerilerle çevrilmiş olan “Agora” inşa edilir. Tiyatro, Stadium, hamam ve spor yerleri yeniden onarılır.

Takip eden dönemde, Roma imparatorluk toprakları ikiye ayrılınca, bölgede Bizans egemenliği başlar. Bizans döneminde: Hıristiyanlığın yoğunlaşması ile burası da bir piskoposluk merkezi haline gelir.

Kent: 7. yüzyılda önemini kaybeder ve 13. yüzyılda ise bölgeye Çavdar Tatarları yerleştirilir ve bu nedenle, bölge “Çavdarhisar” olarak anılmaya başlanır.

Derken: 1824 yılında: Avrupalı gezginler tarafından, Aizonai antik kenti bulunur. Antik kent: 1830-1840 yılları arasında incelenir ve 1926 yılından itibaren ise, bölgede, Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı çalışmalarına başlanır. Bu çalışmalar, günümüzde de sürdürülmektedir.

Antik kentte, günümüzde görebileceğiniz başlıca kalıntılar: şehrin Roma hükümranlık dönemlerinden kalmadır. Görebileceğiniz antik eserler: Zeus Tapınağı, Borsa, Stadium ve Anfi Tiyatro, Mozaikli hamam, Antik köprüler ve Sütunlu cadde.

Bunlardan kısaca söz etmek istiyorum. Ancak, buradaki köyün evlerinin çoğunun duvarlarının düzgün kesme taşlardan yapılmış olduğunu göreceksiniz. Evet, malzeme bol, garip karşılamamak gerek. Ancak, bu evlerin bir kısmı: 1969 Gediz depreminden sonra terk edilmiş. Yani. Terk edilen bu evler ve antik kent kalıntıları, çok ilginç bir manzara oluşturuyor. Bu arada, antik kentten çıkarılan eserlerin bir kısmı, halen “Kütahya Müzesi”nde sergileniyor.

 

GEZİ PLANI:

Ana yoldan ayrıldıktan sonra, tabelalar yardımı ile “Aizonai” antik şehrine rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Önce gezmenizi önereceğim yer: Zeus tapınağıdır. Zeus Tapınağı hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce, bilmenizi istediğim hususlar var.

Tapınak alanı: tel örgülerle çevrilmiş ve giriş ücretli yazılı olmasına ve tapınak alanının içinde hemen sağ bölümde bir konteynır içinde güvenlik görevlileri bulunmasına rağmen; giriş ücreti ödenmiyor. Siz zaten kapıdan girişten itibaren, karşınızda bir anıt gibi duran muhteşem yapıyı görünce etkileniyorsunuz. Ama, yinede hemen buraya girmeyi değil de, hemen sağ yanda bulunan yine tel örgülerle çevrelenmiş, bölgeden toplanan taş eserlerin bulunduğu yeri önce gezin.

               

Sonra: çok çok ilgi çeken, kadın büstünün bulunduğu taş bölümü görün ve daha sonra, Zeus Tapınağının bulunduğu yere tırmanın.
Burada, yani tapınak alanı içinde, duvarlardaki yazıtları görün, ayrıca tapınak alanının altındaki boşluğu mutlaka ve mutlaka inin. Buraya, demir merdivenlerle
iniliyor ve herhangi bir sorun yok, ama dediğim gibi unutmayın ve bu alttaki boş alana mutlaka inin, sıcak bir günde klima gibi bir güzel havası olan, bu mistik alanı mutlaka görün. Bu alan bir zamanlar: tapınağın kehanet merkezi ve deposu olarak kullanılmıştır.

Evet, buyurun dünya üzerinde benzeri olmayan, günümüze kadar sağlam olarak gelebilmiş, muhteşem bir tarih hazinesini gezmeye.

Hemen tapınak alanının giriş kapısı önünde, aracınızı park edebilirsiniz.

               

ZEUS TAPINAĞI:

Bu tapınağı izlerken: dünyada benzerinin bulunmadığını düşünün. Gerek plan olarak benzeri yok ve gerekse dünya üzerinde günümüze en
sağlam olarak gelebilmiş “Zeus Tapınağı” özelliğini taşıyor.

Evet, gelelim tapınak hakkında bilgilere:

Şehrin ana kutsal alanı olan Zeus Tapınağının yapılabilmesi için, Anadolu’nun erken evrelerine ait tabakalar ortadan kaldırılmış olduğu son kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Çünkü: tapınak avlusu seviyesinin hemen altında, Erken Bronz Çağı II’ye (MÖ.2800-2500) tarihlenen, seramik parçaları bulunmuştur. Belki de ortadan kaldırılan tabakaların molozları, tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmış olmalıdır.

Evet, bu tapınak çok önemlidir. Çünkü: dünyadaki en sağlam kalan “Zeus Tapınağı” dır. Eski bir tapınağı alıp, Roma modeline benzetmişler ve dolayısı ile diğer Roma tapınaklarından farklı bir mimariye sahiptir.

Tapınağın yapımına: daha önce burada bulunan eski bir tapınak alanında: MS.2. yüzyılda, Roma imparatoru Hadrian zamanında başlanmıştır. Tapınağın yapımı için gerekli harcamalar, geniş tapınak arazilerinin kiraya verilmesiyle sağlanmıştır. Tapınak topraklarını kiralayanlar, uzun yıllar para ödememekte direnmişlerdir. Ancak, imparator Hadrianus’un kararıyla paralar ödenince, yeni tapınağın inşaatına başlanılmıştır.

 

İmparator ile kent arasında, bu konuyla ilgili yazışmalar, Aizonai için o kadar önemliydi ki: tapınağın ön galerisinin (Pronaos) kuzey tarafında, özel olarak hazırlanmış bölüme, bu yazıt konulmuş ve bugünde görülmektedir.

Aynı duvarın, dış tarafındaki yazıtta ise, şehirde, 4 numaralı köprünün yazıtından tanınan M.Apulerius Eurykles’ten söz edilmektedir. Yazıt, Eurykles’in erdemlerinden ve kent için yaptığı işlerden övgü ile söz etmektedir. Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşlarının üzerinde, savaş sahneleri, atlılar ve atları gösteren çizimler var. Bu çizimler: 13. yüzyılda, tapınağın çevresindeki surlarda korunak arayan Çavdarhisarlıların yaşamlarından sahneleri göstermektedir.

Kısa yanların her birinde 8 ve uzun yanların her birinde 15 ion sütunu bulunmaktadır. Sütunlarla iç mekanlar arasındaki uzaklık; sütunların kendi aralarındaki uzaklıklardan iki defa daha geniştir. Sütunların, birbirine bağlantı yerlerindeki kurşun kirişleri görebilirsiniz. Hatta, bu kirişlerden bazılarının parçalandıklarını da görecek ve şaşıracaksınız. Yapının oturduğu podyum ölçüleri ise: 53×35 metredir.

 

Tapınağın altında: tonozlarla örtülü bir yer var. Yapı, bu planı ile Anadolu’da pek alışılmamış bir plan özelliği gösteriyor. Roma mimari sanatında, pek görülmeyen bir yapı biçimidir. Çünkü: benzeri yok. Büyük olasılıkla, burası, muhtemelen kehanet yeri veya tapınağa
ait bir depo olarak kullanılmış olmalıdır.

    

Tapınağın kuzeybatı alınlığında, bir  kadın büstü var. Bunun bulunması: bu tapınağın yalnızca tanrıların babası Zeus’a değil, aynı zamanda Aizonai’de Meter Steunene adıyla tapınılan Anadolu’nun Kybele tanrıçasına da adanmış olduğunu gösteriyor. Ancak, son araştırmalar, tapınağın çift tanrıya ( hem Zeus’a, hem de Kybele’ye) adanmış
olamayacağını ortaya koymuştur. Kadın büstü biçimli Akroter; tapınağın önünde, buluntu yerine yakın bir yere konulmuştur. Medusa görünümündeki bir zemin
üzerinde bulunan saçlı heykel. Akroter denilen bu devasa heykel, zamanında meydana gelen depremler sonucu, Zeus Tapınağının üzerinden düşmüş olmalıdır.

Akroterin bulunduğu yerdeki, o zamanki halini, hayallerimizde canlandırdığımızda, etkilenmemek mümkün değildir. Kurulan tapınak, ovaya hakim bir yerde ve ovanın ortasında, özellikle güneşin batışını, tüm güzelliğiyle gören heykellerin heybetine heybet katan bir durum oluşturuyor.

AGORA:

Zeus Tapınağının tam önündeki sütunlu avlu ve içinde bulunan Hereon’dan oluşuyor. Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan Hereon’un şehrin
ileri gelenlerinden biri için yapılmış, bir anıt mezar olduğu sanılıyor. Agoranın güneyinde, ona yapışık olarak yapılmış “Dor Agorası” var.

Çoğu köy bahçeleri ve evlerinin altında kalan bu görkemli yapıların az bir kısmı, ayakta kalabilmiştir.

 

Zeus Tapınağından sonra: Tapınak alanının hemen karşısında bulunan Tiyatro-Stadyum kompleksinin bulunduğu yere doğru gidiyoruz. Yine, dar ve toprak bir yoldan bir süre ilerledikten sonra aracımızı bırakıyoruz ve büyük taş-kaya blokların üzerinde ilerleyerek, bölgeyi gezmeye başlıyoruz.

Karşımıza ilk çıkan yapı: Hamam.

     

HAMAM:

MS.3. yüzyıl ortalarından şehrin kuzeydoğusunda, aslında var olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine, ikinci büyük bir hamam yapılmıştır. Hamam mekanlarının birinde, ortada “Satyr ve Menad” betimli, kaliteli bir mozaik taban görülmektedir. MS.4 ve 5’nci yüzyıldan sonra, bu hamamın, ana mekanı düzenlenmiş ve Aizonai’nin erken Hıristiyan cemaatinin yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür. Hamamda: merkezi bir ısıtma sistemine ait kalıntılar görülmektedir. Hamam yapısının önünde, spor çalışmalarının yapıldığı, kare biçimli büyük bir avlu olan “Palaesrtra” bulunmaktadır. Mozaikleri burada görmelisiniz.

Yalnız, burada bir not vermek istiyorum. Ben: 3 Temmuz 2012 günü, burayı ziyarete gittiğimde: burada kazı yapan bir gurup tarafından kazı yapılan bölgede fotoğraf çekilmemesi ve bölgeye girilmemesi konusunda: hiç te kibarca olmayan bir biçimde uyarıldım ve bunu, burada, gerek siz okuyucular ve gerekse kazı görevlilerinin başındaki yöneticileri huzurunda, tenkit ediyorum. Ülkemiz insanının turizme ilgisi zaten yok ve uzun yıllar, bu buluntular yalnızca taş olarak değerlendirilmiş iken; buraya gelen yabancılara hoş, yerli gezginlere ise, bu tarz saçma-sapan uyarılar ( bu uyarıların yapılması gerekiyorsa, bu uyarıları yapacak olanların “Lütfen” gibi kelimeleri bellemeleri
sanırım kibar uyarılar için yeterli olacaktır) yapılması, insanları bu tür yerlerden soğutacaktır. Bırakın: ben ve benim gibiler, kazı yerlerine asla zarar vermeyi düşünmeyecek düzeyde kültürlü insanlardır, eğer kesinlikle girilmemesi gereken bir durum var ise, o zaman lütfen biraz daha kibar olunması gerek diye düşünüyorum.

Evet, biz yine gezimize devam edelim. Hamam yapısından sonra: yürümeye devam ettiğimizde, karşımıza önce stadyum ve daha geride tiyatro çıkıyor. Gerçekten ortasındaki boşluk ve yanlarında oturma sıraları ile stadyum ve hemen yanındaki tiyatro, gayet belirgin olarak karşımıza çıkıyor. Ama, bölge o kadar karışık ki, umarım ilgililer-görevliler, bir gün gelir bu karışıklığı toparlayacak düzenlemeye giderler ve kesinlikle, karşımıza “Efes” antik kentinden daha muhteşem bir kent çıkacaktır. Taşların-kayaların üzerinde biraz da akrobatlık yaparak, kekik kokularını hissederek ve uzaktan, Zeus Tapınağını izleyerek, rüzgarın büyüsü ile bölgede gezinmeye devam ediyoruz. Bu arada, gerek Stadyum ve gerekse Tiyatro hakkında ayrıntılı bilgiler:

          

STADİON VE TİYATRO:

Evet, burada göreceğiniz Stadion-Tiyatro kombinasyonunun, dünya üzerinde başka bir benzeri yoktur. Yani, tiyatro o dönemlerden farklı olarak, stadyumla bitişik yapılmıştır. Aynı alanı, beraberce paylaşıyorlar. Tiyatronun 20 bin kişi kapasiteli ve ona bitişik stadyumun ise 13.500 kişi kapasiteli olduğu sanılıyor. Uzun stadyum, hala çok belirgin. Madalya alanların şerefine madalyaları simgeleyen kabartmalar, stadyum girişinde, hala zarar görmemiş bir şekilde görülebiliyor.

Stadyumda yapılan araştırmalar: buranın MS. 160 yılından sonra yapılmaya başlandığını, aralıklarla MS. 3. yüzyıl ortalarına kadar bir yapım süreci geçtiği tahmin edilmektedir. Stadyum oturma sıraları: hafif çokgen biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir. Stadyum’un tiyatroya bakan batı cephesi, mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Daha sonra, stadyum genişletilirken, buraya ikinci bir kat eklenmiştir

Bu bölgeyi de gezdikten sonra: arabamıza biniyoruz ve geri dönüyoruz. Zeus Tapınağını geçtikten hemen sonra, sağ bölüme ara yola giriyoruz. Sağımızda Zeus Tapınağı kutsal alanı, solumuzda bir sürü virane ev ve bunları geçiyoruz, sola kıvrılıyoruz, önce bir antik Roma dönemi köprüsü üzerinden geçiyoruz ve bu kez hedefimiz, dünyanın ilk Borsa yapısı ve antik sütunlu cadde.

           

ANTİK KÖPRÜLER:

Antik köprüler: Penkalas denilen (günümüzdeki Kocaçay) ırmak üzerinde bulunmaktadırlar. İlkbaharda, bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış, koruma duvarı bulunuyormuş. Köprüyü geçmeden önce, ırmak kenarına bakın, köprü başında su kenarında bir mezar taşı göreceksiniz. Ama, bu mezar taşı, bir zamanlar çamaşır yıkamak için kullanılmıştır.  Köprünün diğer başındaki mezar taşı ise, dikilmiş ve arasından bir boru geçirilerek çeşme yapılmıştır.

Şehir, bu ırmağın her iki yakasında kurulduğu için, antik dönemde, ırmak üzerinde: yalnızca yaya geçişlerine uygun bir ahşap köprü ve kesme taştan yapılan 5 köprü bulunuyordu. Kemerli taş köprülerden, günümüze yalnızca 2 tanesi ulaşmıştır. Ahşap köprü elbette yok, ama günümüze ulaşan kemerli taş köprüler, günümüzde bile, halen gerek yaya ve gerekse araç geçişleri için izin veriyor.

Bu taş köprülerden birinin korkuluk kaidesi üzerindeki yazıtta: köprünün açılış töreninin MS. 157 yılında, Eylül ayında yapıldığı belirtiliyor. Bu köprüye, 1990 yılında, yeni korkuluklar konumlu ve yeniden kaplanmıştır. Bir diğer köprü üzerindeki yazıtta ise: zamanında Aizonai şehrinin zenginlerinden birinin, Roma’dan dönerken denizde geçirdiği kaza sonrasında yaptığı adaktan dolayı, bu köprüyü, MS.159 yılında, yaptırdığı anlaşılıyor. Hatta: köprüdeki deniz canlıları ve gemi kabartmaları bunun
şahitleridir. Bunları anlatan, sözünü ettiğim yazıt ise, hala orada, köprünün yanında, günümüze kadar ulaşmış, okunabiliyor.

               

Şimdi sırada, dünya üzerinde ilk “Borsa” yapısı olarak kabul edilen bir yere gidiyoruz. Buraya ulaşmadan hemen önce, yine bir  Roma dönemi taş köprüsünden geçiyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, bu köprülerden günümüze kadar ulaşan iki tanesi, hala, ulaşımda kullanılıyor. Muhteşem bir duygu ile, köprünün üzeriden araba ile geçiyoruz ve hemen orada bulunan bölgeye arabamızı park ediyoruz. Hemen karşımızda: bir boşluk alan, onun sağında bir minare kalıntısı görülüyor. Alanın sol bölümünde ise yine birkaç sütun görülüyor. Bulunduğumuz alanın dere kıyısında kalan bölümünde ise: tamamen harabe haline gelmiş, yıkık veya yıkılmak üzere olan evler harabeleri var. Ama,
köprünün hemen yanında, Çavdarhisar Belediyesi tarafından yapıldığı yazılı, ahşaptan yapılmış tuvalet nispeten temiz görüntüsü ile ve buraya gelenlere bir
hizmet olarak, gayet iyi düşünülerek yapılmıştır.

 

Evet önce Borsa yapısı yani yuvarlık yapıdan söz etmek istiyorum.

 

YUVARLAK YAPI-MACELLUM:

1970 yılındaki büyük Gediz depreminde, burada bulunan köy camisi yıkılınca, ortaya bir yapı kalıntısı çıkıyor. Bunlar araştırıldığında ise, buranın yuvarlak bir yapı olduğu anlaşılmış ve Macellum ismi ile anılmaya başlanmıştır. Evet, bu yuvarlak yapı, büyük olasılıkla MS.2. yüzyılda gıda pazarı, et ve balık pazarı olarak kullanılmıştır.

Yapının bir duvarında: bir kanun yazılıdır. Bu kanunda: borsada toplanan malların fiyatları belirlenirken, bütün mamüllerin alabileceği en yüksek fiyat belirleniyor ve fiyatlar sınırlandırılıyordu. Kanunun belirleyicisi: Roma imparatoru Diocletianus’tur. İmparator, 301 yılında enflasyonla mücadele için, ücret tespitleri yapar. İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış fiyatlarını belirler ve fiyat artışlarını, yani enflasyonu engeller. Örneğin: kuvvetli bir köle, 2 eşek fiyatına, yani 30 bin
dinara, bir at ise 3 köle fiyatına eşitlenir. Tüm bunlar: Macellum denilen ve dünyanın ilk borsa binası ünvanını alan bu yapının duvarlarında yazılıdır.

Takip eden dönemde, tüccarların stok yapmaları ve bazı sorunlar ortaya çıktığından, serbest dalgalanmalara geçilmiştir. Evet, yapının duvarlarındaki yazıtta belirtilen bu kanan Romalılar tarafından kapitalizmin ağır kurallarına karşı çıkartılan devletçi kanun olarak tarihe geçer. Antik  dönemde, yapının hemen yanındaki 6-7 metre
yüksekliğindeki kuleye çıkarak, ürünlerin satılabileceği fiyatlar belirleniyormuş.

Yapının bulunduğu cadde kenarındaki sütunların bir kısmı, restorasyon çalışmalarında ayağa kaldırılmıştır. Dükkan kapıları, bu sütunlu yola açılıyormuş.

Borsa yapısının hemen yanında bulunan cami minaresi kalıntısının içinden, dar merdivenlerden çıkarak üst bölüme ulaşabilirsiniz.

 

Buradan sonra, hemen 50 metresoldaki sütunlu antik caddeye gidiyoruz. Burası da, birkaç sütun görülebilen ve yer döşemesindeki büyük yassı mermerler olan bir cadde yapısıdır. Bir zamanlar, elbette daha haşmetli ve daha büyük olması gerekirdi. Günümüzde ise, bu muhteşem cadde, her iki yönde, yine bölgedeki virane-harabe evlerin önünde kesiliyor. Sanırım bu evler ortadan kaldırıldığında, cadde tüm ihtişamı ile ortaya çıkacaktır.

 

Evet, bu antik sütunlu cadde hakkındaki ayrıntılı bilgiler:

               

ANTİK SÜTUNLU CADDE:

Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası, 1991-1995 yılları arasında kazılmıştır. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre, MS. 400 yıllarına tarihlenen sütunlu bir cadde ortaya çıkarılmıştır. Sütun ve kaide parçaları, neredeyse tamamıyla ele geçirildiğinden, mermer tanımlamaları az miktarda yapılarak
yeniden ayağa kaldırılmıştır. Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka taraflarına yerleştirildiler. Ayrıca, malların satışa
sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi insanları yağmur ve güneşten koruyan çatının yapılması için, antik diğer yapılardan malzemeler sağlanmıştır. Değişikliğe uğrayıp kullanılmayan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konulmuşlardır. Böylece kuzeydoğu galerilerinin önünde bir yazıt kaidesi önünde, soylu bayan Markia Tapeiz onur yazıtı, fulüt çalan panter postlu çıplak bir sapyerenin mermerden heykeli, bir araya getirilmiştir.

 

Evet, burada, yapımı için tapınak yıkılan ve 6. yüzyıla kadar varlığını koruyan sütunlu bir cadde görülüyor, cadde bir deprem sonucunda harap olmuş, sütunları yıkılmıştır. Sütünlu caddenin yapılması için ortadan kaldırılan tapınak ise, daha önceki dönemlerden kalan Artemis Tapınağıdır. Antik sütunlu caddenin, Roma imparatoru Claudius  döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Zengin süslemeleriyle dikkati çeken kuzeydoğu galerilerinin görkemli ion başlıkları, biraz önce sözünü ettiğim ve yıkılan tapınağa aittir. Sütunlu caddenin uzunluğunun 450
metre olduğu tahmin ediliyor.

 

Evet, özellikle ve mutlaka sizlerin de dikkatini çekecektir ki, bu bölge, diğer bölgelerden farklı olarak ziyaretçiler tarafından yoğun olarak kirletilmiş olarak görülüyor. Her yan: bira şişeleri, pet su şişeleri, sigara paketi ve diğer birçok atık ile kirletilmiş durumda. Sanırım buraya yetkili-görevliler pek uğramıyorlar, bence buraya insanların bu tür atıkları atmaları için, birkaç çöp kutusu-tenekesi konulsa, bu pislik olmayacaktır.

Evet, burayı da gezdikten sonra: bölgedeki diğer gezilebilecek yerler hakkında, sizlere kısa kısa bilgiler vermek istiyorum. Gerek buraya ayırdığınız zaman ve gerekse ilgi düzeyinize göre, belirteceğim yerler arasından seçeceklerinize gidip buraları da gezebilirsiniz.

 

NEKROPOLLER:

Şehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde: çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir. Çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizonai bölgesi için, tipik olan kapı biçimli mezar taşları, bunlar arasındadır. Kapı biçimli mezar taşları: mezar mimarisinde, öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu, MS.2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazılardan, kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler görülür. Kadın mezar taşları üzerinde: yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerinkinde ise: kartal, aslan ve boğa resimleri bulunaktadır.

1990 ve 1991 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında : Aizonai’nin 2 km. güneybatısında, Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda: görkemli iki mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır. Haçvari plana sahip, batıdaki mezar yapısı içinde: lahit koymak için yapılmış nişler bulunmaktadır. Bugün: Kütahya Müzesinin ana salonunda sergilenen, Helenlerle-Amazonların savaşını gösteren üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur.

Doğudaki dört kemerli yapı; Ortaçağda küçük bir Bizans şapeline dönüştürülmüştür. Burada da, Eros betimli mermer lahtin alt kısmı bulunmuştur. Bu parça da, Kütahya Müzesinin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler ve dolayısı ile mezar yapıları, MS.155-165 yılları arasına tarihlenmektedir.

 

METER STEUNENE KUTSAL ALANI:

Şehrin bilinen en eski kutsal alanı “Tanrıça Meter Steunene” ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki derin kaya indir.

Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda: ele geçirilmiş pişmiş toprak kült figürinleri, MÖ.1. yüzyıl ile MS.2. yüzyıl arasına tarihlenmektedir. Bu da Meter Steunene kutsal alanının, MÖ.1. yüzyıldan çok önceleri bile kullanıldığını göstermektedir.

Kaya kesintisinin üstünde taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru da kutsal alanın,  daha erken dönemlerine ait olmalıdır. Burada, halkın inancına göre, kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve doğanın hakimi, Anadolu’nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.

 

 

ANTİK BARAJ VE TAŞ OCAKLARI:

Sel felaketinden korunmak için, antik dönemde, Penkalas Nehri (Bedir dere) üzerine inşa edilmiştir. Günümüze, iyi korunarak gelmiş bir baraj duvarı var. Bu yapı, çoğu oturma basamağı olan, devşirme, mermer parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki kayalıklarda, antik dönemde, buranın taş ocağı olarak kullanıldığını işaret eden izler görülmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ULAŞIM:

Aizonai antik şehri: Kütahya il merkezine 57 km. uzaklıktadır. Kütahya
karayolundan yaklaşık 50 km.
gittikten sonra, Çavdarhisar ilçesini hemen geçince, Emet yönüne dönülerek
ulaşılıyor.

 

 

GENEL:

Kralların şehrine yakışan bu mimarinin bulunduğu alanda, her
ne kadar çevre dikenli tellerle kapatılarak korunmaya alışmışsa da, bazen
istenilmeyen görüntülerle karşılaşma şansı çok fazla. Bu görüntülerin başında,
burası bir yandan turizme açılmaya çalışılırken, öte yandan antik kalıntılar
içinde koyun sürüleri ve bunlar tarafından kirletilen antik kalıntılar. Ayrıca:
antik kalıntılar üzerine kurulmuş, bir köy yerleşimi var, ama bu köy
yerleşimindeki evler o kadar kötü olmuş ve Sit alanı olması nedeniyle herhangi
bir tamirat, yenileme veya restorasyon yapılamadığından, çevre tamamen harabe
olmuş ve heran yıkılabilecek enkaz evlerle dolu.

 

Evet, gelelim antik kentin bulunmasına: Antik kentteki
kazılar, burada, MÖ.3000 yıllarına kadar uzanan dönemde ait yerleşim
tabakalarını ortaya çıkarmıştır. Yani, Roma döneminde bugünkü halini alan
kent’te aslında çok daha önceki dönemlerde, eski uygarlıklar tarafından
yerleşim sağlanmıştır. Pausanias isimli bir yazar: Penkalas nehrinin
kıyısındaki bir mağarada: “Ana Tanrıçaya” tapınıldığını anlatır.

 

Ama, şehir; en önemli ve çağdaş görünümünü Roma döneminde
yaşıyor. Özellikle: Efes kenti ile aynı dönemde, burası, ikinci bir Efes şehri
olarak nitelendiriliyor. Kent, ismini: Zeus’un kızı Su Perisi “Erato” ile
Efsanevi kral “Arkas”ın birleşmesinden ortaya çıkmış “Azan” isimli mitolojik
kahramandan almıştır. Azan isimli bu mitolojik kahraman, aynı zamanda,
Frigyalıların mitolojik kahramanı olan “Azan” dır. Şehir kuruluşundan sonra
kullanılan bir diğer ismi ise: Aezani’dir.

 

Kent: Penkalas (günümüzdeki ismi: Kocaçay) ırmağının iki
yakasında kurulmuştur. İlk yerleşimcileri: Frigya’ya bağlı olarak yaşayan
“Aizanistler” dir. Bunları takip eden dönemlerde ise: Bergama krallığı ve
MÖ.133 yılında ise, Roma egemenliği görülmektedir. MÖ.1. yüzyılın son
çeyreğinde ve erken Augustus döneminde (MÖ.27. MS.14) yıllarına ait sikkelerde,
kentin adı “Ezeaniton” olarak geçmektedir.

 

Daha sonra, takip eden süreçte: yani Roma egemenliği
dönemlerinde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimiyle zenginleşen şehrin ünü:
sınırları aşmıştır. En parlak ve ihtişamlı günleri ise; MS.117-138 yılları
arasında görülür. O dönemde, antik kentte, 120 bin kişinin yaşadığı tahmin
edilmektedir. Kuruluş aşamasında, kentin ilk görkemli yapısı olarak: Zeus
Tapınağı kurulmuştur. Bu dönemde, şehir, Yunan şehirler birliğine alınır. İmar
faaliyetleri artar.

 

MS.2.yüzyılın ortalarında ise, küçük Zeus Tapınağı
çevresinde, galerilerle çevrilmiş olan “Agora” inşa edilir. Tiyatro, Stadium,
hamam ve spor yerleri yeniden onarılır.

 

Takip eden dönemde, Roma imparatorluk toprakları ikiye
ayrılınca, bölgede Bizans egemenliği başlar. Bizans döneminde: Hıristiyanlığın
yoğunlaşması ile burası da bir piskoposluk merkezi haline gelir.

 

Kent: 7. yüzyılda önemini kaybeder ve 13. yüzyılda ise
bölgeye Çavdar Tatarları yerleştirilir ve bu nedenle, bölge “Çavdarhisar”
olarak anılmaya başlanır.

 

Derken: 1824 yılında: Avrupalı gezginler tarafından, Aizonai
antik kenti bulunur. Antik kent: 1830-1840 yılları arasında incelenir ve 1926
yılından itibaren ise, bölgede, Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı
çalışmalarına başlanır. Bu çalışmalar, günümüzde de sürdürülmektedir.

 

Antik kentte, günümüzde görebileceğiniz başlıca kalıntılar:
şehrin Roma hükümranlık dönemlerinden kalmadır. Görebileceğiniz antik eserler.
Zeus Tapınağı, Borsa, Stadium ve Anfi Tiyatro, Mozaikli hamam, Antik köprüler
ve Sütunlu cadde.

 

Bunlardan kısaca söz etmek istiyorum. Ancak, buradaki köyün
evlerinin çoğunun duvarlarının düzgün kesme taşlardan yapılmış olduğunu
göreceksiniz. Evet, malzeme bol, garip karşılamamak gerek. Ancak, bu evlerin
bir kısmı: 1969 Gediz depreminden sonra terk edilmiş. Yani. Terk edilen bu
evler ve antik kent kalıntıları, çok ilginç bir manzara oluşturuyor. Bu arada,
antik kentten çıkarılan eserlerin bir kısmı, halen “Kütahya Müzesi”nde
sergileniyor.

 

 

 

GEZİ PLANI:

Ana yoldan ayrıldıktan sonra, tabelalar yardımı ile
“Aizonai” antik şehrine rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Önce gezmenizi önereceğim
yer: Zeus tapınağıdır. Zeus Tapınağı hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce,
bilmenizi istediğim hususlar var.

Tapınak alanı: tel örgülerle çevrilmiş ve giriş ücretli
yazılı olmasına ve tapınak alanının içinde hemen sağ bölümde bir konteynır
içinde güvenlik görevlileri bulunmasına rağmen; giriş ücreti ödenmiyor. Siz
zaten kapıdan girişten itibaren, karşınızda bir anıt gibi duran muhteşem yapıyı
görünce etkileniyorsunuz. Ama, yinede hemen buraya girmeyi değil de, hemen sağ
yanda bulunan yine tel örgülerle çevrelenmiş, bölgeden toplanan taş eserlerin
bulunduğu yeri önce gezin. Sonra: çok çok ilgi çeken, kadın büstünün bulunduğu
taş bölümü görün ve daha sonra, Zeus Tapınağının bulunduğu yere tırmanın.
Burada, yani tapınak alanı içinde, duvarlardaki yazıtları görün, ayrıca tapınak
alanının altındaki boşluğu mutlaka ve mutlaka inin. Buraya, demir merdivenlerle
iniliyor ve herhangi bir sorun yok, ama dediğim gibi unutmayın ve bu alttaki
boş alana mutlaka inin, sıcak bir günde klima gibi bir güzel havası olan, bu
mistik alanı mutlaka görün. Bu alan bir zamanlar: tapınağın kehanet merkezi ve
deposu olarak kullanılmıştır.

Evet, buyurun dünya üzerinde benzeri olmayan, günümüze kadar
sağlam olarak gelebilmiş, muhteşem bir tarih hazinesini gezmeye.

Hemen tapınak alanının giriş kapısı önünde, aracınızı park
edebilirsiniz.

 

 

ZEUS TAPINAĞI:

Bu tapınağı izlerken: dünyada benzerinin bulunmadığını
düşünün. Gerek plan olarak benzeri yok ve gerekse dünya üzerinde günümüze en
sağlam olarak gelebilmiş “Zeus Tapınağı” özelliğini taşıyor.

 

Evet, gelelim tapınak hakkında bilgilere:

 

Şehrin ana kutsal alanı olan Zeus Tapınağının yapılabilmesi için,
Anadolu’nun erken evrelerine ait tabakalar ortadan kaldırılmış olduğu son
kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Çünkü: tapınak avlusu seviyesinin hemen
altında, Erken Bronz Çağı II’ye (MÖ.2800-2500) tarihlenen, seramik parçaları
bulunmuştur. Belki de ortadan kaldırılan tabakaların molozları, tapınak
alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmış olmalıdır.

 

Evet, bu tapınak çok önemlidir. Çünkü: dünyadaki en sağlam
kalan “Zeus Tapınağı” dır. Eski bir tapınağı alıp, Roma modeline benzetmişler
ve dolayısı ile diğer Roma tapınaklarından farklı bir mimariye sahiptir.

 

Tapınağın yapımına: daha önce burada bulunan eski bir
tapınak alanında: MS.2. yüzyılda, Roma imparatoru Hadrian zamanında başlanmıştır.
Tapınağın yapımı için gerekli harcamalar, geniş tapınak arazilerinin kiraya
verilmesiyle sağlanmıştır. Tapınak topraklarını kiralayanlar, uzun yıllar para
ödememekte direnmişlerdir. Ancak, imparator Hadrianus’un kararıyla paralar
ödenince, yeni tapınağın inşaatına başlanılmıştır.

 

İmparator ile kent arasında, bu konuyla ilgili yazışmalar, Aizonai
için o kadar önemliydi ki: tapınağın ön galerisinin (Pronaos) kuzey tarafında,
özel olarak hazırlanmış bölüme, bu yazıt konulmuş ve bugünde görülmektedir.

 

Aynı duvarın, dış tarafındaki yazıtta ise, şehirde, 4
numaralı köprünün yazıtından tanınan M.Apulerius Eurykles’ten söz edilmektedir.
Yazıt, Eurykles’in erdemlerinden ve kent için yaptığı işlerden övgü ile söz etmektedir.
Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşlarının üzerinde, savaş sahneleri, atlılar
ve atları gösteren çizimler var. Bu çizimler: 13. yüzyılda, tapınağın
çevresindeki surlarda korunak arayan Çavdarhisarlıların yaşamlarından sahneleri
göstermektedir.

 

Kısa yanların her birinde 8 ve uzun yanların her birinde 15
ion sütunu bulunmaktadır. Sütunlarla iç mekanlar arasındaki uzaklık; sütunların
kendi aralarındaki uzaklıklardan iki defa daha geniştir. Sütunların, birbirine
bağlantı yerlerindeki kurşun kirişleri görebilirsiniz. Hatta, bu kirişlerden
bazılarının parçalandıklarını da görecek ve şaşıracaksınız. Yapının oturduğu
podyum ölçüleri ise: 53×35 metredir. Tapınağın altında: tonozlarla örtülü bir
yer var. Yapı, bu planı ile Anadolu’da pek alışılmamış bir plan özelliği
gösteriyor. Roma mimari sanatında, pek görülmeyen bir yapı biçimidir. Çünkü:
benzeri yok. Büyük olasılıkla, burası, muhtemelen kehanet yeri veya tapınağa
ait bir depo olarak kullanılmış olmalıdır.

 

Tapınağın kuzeybatı alınlığında, bir  kadın büstü var. Bunun bulunması: bu
tapınağın yalnızca tanrıların babası Zeus’a
değil, aynı zamanda Aizonai’de Meter Steunene adıyla tapınılan
Anadolu’nun Kybele tanrıçasına da adanmış olduğunu gösteriyor. Ancak, son
araştırmalar, tapınağın çift tanrıya ( hem Zeus’a, hem de Kybele’ye) adanmış
olamayacağını ortaya koymuştur. Kadın büstü biçimli Akroter; tapınağın önünde,
buluntu yerine yakın bir yere konulmuştur. Medusa görünümündeki bir zemin
üzerinde bulunan saçlı heykel. Akroter denilen bu devasa heykel, zamanında
meydana gelen depremler sonucu, Zeus Tapınağının üzerinden düşmüş olmalıdır.

 

Akroterin bulunduğu yerdeki, o zamanki halini,
hayallerimizde canlandırdığımızda, etkilenmemek mümkün değildir. Kurulan
tapınak, ovaya hakim bir yerde ve ovanın ortasında, özellikle güneşin batışını,
tüm güzelliğiyle gören heykellerin heybetine heybet katan bir durum oluşturuyor.

 

 

 

AGORA:

Zeus Tapınağının tam önündeki sütunlu avlu ve içinde bulunan
Hereon’dan oluşuyor.

Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan Hereon’un şehrin
ileri gelenlerinden biri için yapılmış, bir anıt mezar olduğu sanılıyor.
Agoranın güneyinde, ona yapışık olarak yapılmış “Dor Agorası” var.

Çoğu köy bahçeleri ve evlerinin altında kalan bu görkemli
yapıların az bir kısmı, ayakta kalabilmiştir.

 

 

Zeus Tapınağından sonra: Tapınak alanının hemen karşısında
bulunan Tiyatro-Stadyum kompleksinin bulunduğu yere doğru gidiyoruz. Yine, dar
ve toprak bir yoldan bir süre ilerledikten sonra aracımızı bırakıyoruz ve büyük
taş-kaya blokların üzerinde ilerleyerek, bölgeyi gezmeye başlıyoruz.

 

Karşımıza ilk çıkan yapı: Hamam.

 

HAMAM:

MS.3. yüzyıl ortalarından şehrin kuzeydoğusunda, aslında var
olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine, ikinci büyük bir hamam
yapılmıştır. Hamam mekanlarının birinde, ortada “Satyr ve Menad” betimli,
kaliteli bir mozaik taban görülmektedir. MS.4 ve 5’nci yüzyıldan sonra, bu hamamın,
ana mekanı düzenlenmiş ve Aizonai’nin erken Hıristiyan cemaatinin
yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür. Hamamda: merkezi
bir ısıtma sistemine ait kalıntılar görülmektedir. Hamam yapısının önünde, spor
çalışmalarının yapıldığı, kare biçimli büyük bir avlu olan “Palaesrtra”
bulunmaktadır. Mozaikleri burada görmelisiniz.

 

Yalnız, burada bir not vermek istiyorum. Ben: 3 Temmuz 2012
günü, burayı ziyarete gittiğimde: burada kazı yapan bir gurup tarafından kazı
yapılan bölgede fotoğraf çekilmemesi ve bölgeye girilmemesi konusunda: hiç te
kibarca olmayan bir biçimde uyarıldım ve bunu, burada, gerek siz okuyucular ve
gerekse kazı görevlilerinin başındaki yöneticileri huzurunda, tenkit ediyorum.
Ülkemiz insanının turizme ilgisi zaten yok ve uzun yıllar, bu buluntular
yalnızca taş olarak değerlendirilmiş iken; buraya gelen yabancılara hoş, yerli
gezginlere ise, bu tarz saçma-sapan uyarılar ( bu uyarıların yapılması
gerekiyorsa, bu uyarıları yapacak olanların “Lütfen” gibi kelimeleri bellemeleri
sanırım kibar uyarılar için yeterli olacaktır) yapılması, insanları bu tür
yerlerden soğutacaktır. Bırakın: ben ve benim gibiler, kazı yerlerine asla
zarar vermeyi düşünmeyecek düzeyde kültürlü insanlardır, eğer kesinlikle
girilmemesi gereken bir durum var ise, o zaman lütfen biraz daha kibar olunması
gerek diye düşünüyorum.

 

 

Evet, biz yine gezimize devam edelim. Hamam yapısından
sonra: yürümeye devam ettiğimizde, karşımıza önce stadyum ve daha geride
tiyatro çıkıyor. Gerçekten ortasındaki boşluk ve yanlarında oturma sıraları ile
stadyum ve hemen yanındaki tiyatro, gayet belirgin olarak karşımıza çıkıyor.
Ama, bölge o kadar karışık ki, umarım ilgililer-görevliler, bir gün gelir bu
karışıklığı toparlayacak düzenlemeye giderler ve kesinlikle, karşımıza “Efes”
antik kentinden daha muhteşem bir kent çıkacaktır. Taşların-kayaların üzerinde
biraz da akrobatlık yaparak, kekik kokularını hissederek ve uzaktan, Zeus
Tapınağını izleyerek, bölgede gezinmeye devam ediyoruz. Bu arada, gerek Stadyum
ve gerekse Tiyatro hakkında ayrıntılı bilgiler:

 

STADİON VE
TİYATRO:

Evet, burada göreceğiniz Stadion-Tiyatro kombinasyonunun,
dünya üzerinde başka bir benzeri yoktur. Yani, tiyatro o dönemlerden farklı
olarak, stadyumla bitişik yapılmıştır. Aynı alanı, beraberce paylaşıyorlar.
Tiyatronun 20 bin kişi kapasiteli ve ona bitişik stadyumun ise 13.500 kişi
kapasiteli olduğu sanılıyor. Uzun stadyum, hala çok belirgin. Madalya alanların
şerefine madalyaları simgeleyen kabartmalar, stadyum girişinde, hala zarar
görmemiş bir şekilde görülebiliyor.

 

Stadyumda yapılan araştırmalar: buranın MS. 160 yılından
sonra yapılmaya başlandığını, aralıklarla MS. 3. yüzyıl ortalarına kadar bir
yapım süreci geçtiği tahmin edilmektedir. Stadyum oturma sıraları: hafif çokgen
biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir. Stadyum’un tiyatroya bakan
batı cephesi, mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Daha sonra, stadyum
genişletilirken, buraya ikinci bir kat eklenmiştir

 

Bu bölgeyi de gezdikten sonra: arabamıza biniyoruz ve geri
dönüyoruz. Zeus Tapınağını geçtikten hemen sonra, sağ bölüme ara yola
giriyoruz. Sağımızda Zeus Tapınağı kutsal alanı, solumuzda bir sürü virane ev
ve bunları geçiyoruz, sola kıvrılıyoruz, önce bir antik Roma dönemi köprüsü
üzerinden geçiyoruz ve bu kez hedefimiz, dünyanın ilk Borsa yapısı ve antik
sütunlu cadde.

 

 

ANTİK KÖPRÜLER:

Antik köprüler: Penkalas denilen (günümüzdeki Kocaçay) ırmak
üzerinde bulunmaktadırlar. İlkbaharda, bugün
dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan
yapılmış, koruma duvarı bulunuyormuş. Köprüyü geçmeden önce, ırmak kenarına
bakın, köprü başında su kenarında bir mezar taşı göreceksiniz. Ama, bu mezar
taşı, bir zamanlar çamaşır yıkamak için kullanılmıştır.  Köprünün diğer başındaki mezar taşı ise,
dikilmiş ve arasından bir boru geçirilerek çeşme yapılmıştır.

 

Şehir, bu ırmağın her iki yakasında kurulduğu için, antik
dönemde, ırmak üzerinde: yalnızca yaya geçişlerine uygun bir ahşap köprü ve
kesme taştan yapılan 5 köprü bulunuyordu. Kemerli taş köprülerden, günümüze
yalnızca 2 tanesi ulaşmıştır. Ahşap köprü elbette yok, ama günümüze ulaşan
kemerli taş köprüler, günümüzde bile, halen gerek yaya ve gerekse araç
geçişleri için izin veriyor.

 

Bu taş köprülerden birinin korkuluk kaidesi üzerindeki yazıtta:
köprünün açılış töreninin MS. 157 yılında, Eylül ayında yapıldığı belirtiliyor.
Bu köprüye, 1990 yılında, yeni korkuluklar konumlu ve yeniden kaplanmıştır.

Bir diğer köprü üzerindeki yazıtta ise: zamanında Aizonai
şehrinin zenginlerinden birinin, Roma’dan dönerken denizde geçirdiği kaza
sonrasında yaptığı adaktan dolayı, bu köprüyü, MS.159 yılında, yaptırdığı
anlaşılıyor. Hatta: köprüdeki deniz canlıları ve gemi kabartmaları bunun
şahitleridir. Bunları anlatan, sözünü ettiğim yazıt ise, hala orada, köprünün
yanında, günümüze kadar ulaşmış, okunabiliyor.

 

 

Şimdi sırada, dünya üzerinde ilk “Borsa” yapısı olarak kabul
edilen bir yere gidiyoruz. Buraya ulaşmadan hemen önce, yine bir Roma dönemi
taş köprüsünden geçiyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, bu köprülerden
günümüze kadar ulaşan iki tanesi, hala, ulaşımda kullanılıyor. Muhteşem bir
duygu ile, köprünün üzeriden araba ile geçiyoruz ve hemen orada bulunan bölgeye
arabamızı park ediyoruz. Hemen karşımızda: bir boşluk alan, onun sağında bir
minare kalıntısı görülüyor. Alanın sol bölümünde ise yine birkaç sütun
görülüyor. Bulunduğumuz alanın dere kıyısında kalan bölümünde ise: tamamen
harabe haline gelmiş, yıkık veya yıkılmak üzere olan evler harabeleri var. Ama,
köprünün hemen yanında, Çavdarhisar Belediyesi tarafından yapıldığı yazılı,
ahşaptan yapılmış tuvalet nispeten temiz görüntüsü ile ve buraya gelenlere bir
hizmet olarak, gayet iyi düşünülerek yapılmıştır.

 

Evet önce Borsa yapısı yani yuvarlık yapıdan söz etmek
istiyorum.

 

YUVARLAK
YAPI-MACELLUM:

1970 yılındaki büyük Gediz depreminde, burada bulunan köy
camisi yıkılınca, ortaya bir yapı kalıntısı çıkıyor. Bunlar araştırıldığında
ise, buranın yuvarlak bir yapı olduğu anlaşılmış ve Macellum ismi ile anılmaya
başlanmıştır. Evet, bu yuvarlak yapı, büyük olasılıkla MS.2. yüzyılda gıda
pazarı, et ve balık pazarı olarak kullanılmıştır.

Yapının bir duvarında: bir kanun yazılıdır. Bu kanunda:
borsada toplanan malların fiyatları belirlenirken, bütün mamüllerin alabileceği
en yüksek fiyat belirleniyor ve fiyatlar sınırlandırılıyordu. Kanunun
belirleyicisi: Roma imparatoru Diocletianus’tur. İmparator, 301 yılında
enflasyonla mücadele için, ücret tespitleri yapar. İmparatorluk pazarlarında
satılan tüm malların satış fiyatlarını belirler ve fiyat artışlarını, yani
enflasyonu engeller. Örneğin: kuvvetli bir köle, 2 eşek fiyatına, yani 30 bin
dinara, bir at ise 3 köle fiyatına eşitlenir. Tüm bunlar: Macellum denilen ve
dünyanın ilk borsa binası ünvanını alan bu yapının duvarlarında yazılıdır.

Takip eden dönemde, tüccarların stok yapmaları ve bazı
sorunlar ortaya çıktığından, serbest dalgalanmalara geçilmiştir. Evet, yapının
duvarlarındaki yazıtta belirtilen bu kanan Romalılar tarafından kapitalizmin
ağır kurallarına karşı çıkartılan devletçi kanun olarak tarihe geçer.
Antik  dönemde, yapının hemen yanındaki
6-7 metre
yüksekliğindeki kuleye çıkarak, ürünlerin satılabileceği fiyatlar
belirleniyormuş.

Yapının bulunduğu cadde kenarındaki sütunların bir kısmı,
restorasyon çalışmalarında ayağa kaldırılmıştır. Dükkan kapıları, bu sütunlu
yola açılıyormuş.

 

Borsa yapısının hemen yanında bulunan cami minaresi
kalıntısının içinden, dar merdivenlerden çıkarak üst bölüme ulaşabilirsiniz.

 

Buradan sonra, hemen 50 metresoldaki sütunlu
antik caddeye gidiyoruz. Burası da, birkaç sütun görülebilen ve yer
döşemesindeki büyük yassı mermerler olan bir cadde yapısıdır. Bir zamanlar,
elbette daha haşmetli ve daha büyük olması gerekirdi. Günümüzde ise, bu
muhteşem cadde, her iki yönde, yine bölgedeki virane-harabe evlerin önünde kesiliyor.
Sanırım bu evler ortadan kaldırıldığında, cadde tüm ihtişamı ile ortaya
çıkacaktır.

 

Evet, bu antik sütunlu cadde hakkındaki ayrıntılı bilgiler:

 

 

ANTİK SÜTUNLU
CADDE:

Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan
sınırlayan köy evinin arkası, 1991-1995 yılları arasında kazılmıştır. Burada,
sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre, MS. 400 yıllarına
tarihlenen sütunlu bir cadde ortaya çıkarılmıştır. Sütun ve kaide parçaları,
neredeyse tamamıyla ele geçirildiğinden, mermer tanımlamaları az miktarda yapılarak
yeniden ayağa kaldırılmıştır. Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar,
galerilerin arka taraflarına yerleştirildiler. Ayrıca, malların satışa
sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi insanları
yağmur ve güneşten koruyan çatının yapılması için, antik diğer yapılardan
malzemeler sağlanmıştır. Değişikliğe uğrayıp kullanılmayan yalnız mimari
parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden
alınarak buraya konulmuşlardır. Böylece kuzeydoğu galerilerinin önünde bir
yazıt kaidesi önünde, soylu bayan Markia Tapeiz onur yazıtı, fulüt çalan panter
postlu çıplak bir sapyerenin mermerden heykeli, bir araya getirilmiştir.

 

Evet, burada, yapımı için tapınak
yıkılan ve 6. yüzyıla kadar varlığını koruyan sütunlu bir cadde görülüyor,
cadde bir deprem sonucunda harap olmuş, sütunları yıkılmıştır. Sütünlu caddenin
yapılması için ortadan kaldırılan tapınak ise, daha önceki dönemlerden kalan
Artemis Tapınağıdır. Antik sütunlu caddenin, Roma imparatoru Claudius  döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

 

Zengin süslemeleriyle dikkati çeken kuzeydoğu galerilerinin
görkemli ion başlıkları, biraz önce sözünü ettiğim ve yıkılan tapınağa aittir.
Sütunlu caddenin uzunluğunun 450
metre olduğu tahmin ediliyor.

 

Evet, özellikle ve mutlaka sizlerin de dikkatini çekecektir
ki, bu bölge, diğer bölgelerden farklı olarak ziyaretçiler tarafından yoğun
olarak kirletilmiş olarak görülüyor. Her yan: bira şişeleri, pet su şişeleri,
sigara paketi ve diğer birçok atık ile kirletilmiş durumda. Sanırım buraya
yetkili-görevliler pek uğramıyorlar, bence buraya insanların bu tür atıkları
atmaları için, birkaç çöp kutusu-tenekesi konulsa, bu pislik olmayacaktır.

 

Evet, burayı da gezdikten sonra: bölgedeki diğer
gezilebilecek yerler hakkında, sizlere kısa kısa bilgiler vermek istiyorum.
Gerek buraya ayırdığınız zaman ve gerekse ilgi düzeyinize göre, belirteceğim
yerler arasından seçeceklerinize gidip buraları da gezebilirsiniz.

 

NEKROPOLLER:

Şehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin
büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde: çok çeşitli mezar tipleri
görülmektedir. Çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizonai bölgesi için, tipik olan
kapı biçimli mezar taşları, bunlar arasındadır. Kapı biçimli mezar taşları:
mezar mimarisinde, öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu, MS.2. yüzyıla ait
olan bu taşlar üzerinde bulunan yazılardan, kimin mezarı olduğu, ya da kimin
vakfettiği anlaşılmaktadır.

 

Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler görülür. Kadın
mezar taşları üzerinde: yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerinkinde ise:
kartal, aslan ve boğa resimleri bulunaktadır.

 

1990 ve 1991 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında :
Aizonai’nin 2 km.
güneybatısında, Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda: görkemli iki
mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır. Haçvari plana sahip, batıdaki mezar yapısı
içinde: lahit koymak için yapılmış nişler bulunmaktadır. Bugün: Kütahya
Müzesinin ana salonunda sergilenen, Helenlerle-Amazonların savaşını gösteren
üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur.

Doğudaki dört kemerli yapı; Ortaçağda küçük bir Bizans
şapeline dönüştürülmüştür. Burada da, Eros betimli mermer lahtin alt kısmı
bulunmuştur. Bu parça da, Kütahya Müzesinin bahçesinde sergilenmektedir.
Lahitler ve dolayısı ile mezar yapıları, MS.155-165 yılları arasına
tarihlenmektedir.

 

 

METER STEUNENE
KUTSAL ALANI:

Şehrin bilinen en eski kutsal alanı “Tanrıça Meter Steunene”
ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki
derin kaya indir.

Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda: ele geçirilmiş
pişmiş toprak kült figürinleri, MÖ.1. yüzyıl ile MS.2. yüzyıl arasına
tarihlenmektedir. Bu da Meter Steunene kutsal alanının, MÖ.1. yüzyıldan çok
önceleri bile kullanıldığını göstermektedir.

Kaya kesintisinin üstünde
taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru da kutsal alanın,  daha erken dönemlerine ait olmalıdır. Burada,
halkın inancına göre, kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve
doğanın hakimi, Anadolu’nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.

 

 

ANTİK BARAJ VE TAŞ
OCAKLARI:

Sel felaketinden korunmak için, antik dönemde, Penkalas
Nehri (Bedir dere) üzerine inşa edilmiştir. Günümüze, iyi korunarak gelmiş bir
baraj duvarı var. Bu yapı, çoğu oturma basamağı olan, devşirme, mermer
parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki
kayalıklarda, antik dönemde, buranın taş ocağı olarak kullanıldığını işaret
eden izler görülmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Kütahya, Çavdarhisar, Aizonai” üzerine 4 yorum

  1. ben de kütahyalıyım teşekkürler ödevim vardı çok işime yaradı

  2. Elinize sağlık,böyle antic bir kentin olduğunu ilk kez duyuyorum: AİZONAİ…Önemli Frigya merkezlerinden olduğuna gore, Hititler ve odan önceki Krallık Dönemlerinden de tarihi kalıntıların bulunması mümkün..Modern kent Roma (bizans) döneminde kurulmuş. Ancak MÖ 700 yıllarda GORDİON’da kurulan parlak Frigya medeniyeti zamanlarında,Ankara yöresinde ve frigya etkinlik alanlarında hâla Hititçe-Luwice dili konuşuluyordu.Eğer AKROTER heykeli eğer Kibeleye de adanmışsa, Aizonai’nin önemi daha da artıyor.B. Umar’ın anlatımlarında AKRA’nı dağ anlamına geldiği belirtiliyor. Akroter ise Dağ Dibi Köyü…Kelime, Hitit-Luwi dilinden Yunan adalarına da geçtiği biliniyor.Rize Çayeli’nin girirşinde de aynı adlı bir köy bulunuyor. Çok eski Çanak çömlek parçaları bulunduğuna gore,bin Tanrılı Anadolu hakkında çok önemli bilgiler elde edilebilir.Belki de AİZONAİ,Hitit öncesi Krallıklardan birinin merkezi olabilir? Böylece sevincimi sizlerle paylaşmış oldum, sevgilerimle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.