Kıbrıs, Lefkoşa
- Cumartesi, Haziran 6, 2009, 1:19
- 1.137 okunmuştur.
- Henüz Yorum Yok
GENEL:
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin başkentidir. Batı dillerinde ismi: Nicosia.
Kıbrıs’ın en kalabalık kenti ve en büyük kültür, sanayi, ticaret ve ulaşım merkezidir. Şehrin en büyük özelliği: Berlin duvarının yıkılmasından sonra, dünya üzerinde tek kalan; iki taraflı bir şehir olmasıdır. Şehir; “Yeşil Hat” denilen bir sınırla, ikiye ayrılmış durumdadır. Kuzeyinde Türkler, güneyinde Rumlar ve ara bölgede ise “Birleşmiş Milletler Barış Gücü” bulunmaktadır.
Evet; Lefkoşa’da: mutlaka görmenizi önereceğim yerler şunlar: Arap Ahmet Camii, Kumarcılar Hanı, Dikilitaş/Venedik Sütunu, Selimiye Camii, Büyük Han, Derviş Paşa Konağı, Bedesten, Büyük Hamam, Mevlevi Tekke, Taş Eserler Müzesi ve Haydarpaşa Camii. (St.Catherina Katedrali)
TARİHİ:
Bölgede: Roma, Bizans, kısa bir süre Templer Şovalyeleri, 1192 yılında Luzinyan Krallığının başkenti söz konusudur. Lüzinyan krallığı: 300 yıla yakın sürmüştür. Takip eden süreçte: 100 yıllık Venedik egemenliği görülür. 9 Eylül 1570 tarihinde ise, Osmanlı egemenliği görülür. 1567-1670 yılları arasında: şehri koruma amaçlı yapılan surların mimarı: Giulio Savorgnano’dur. Askeri mimarinin en mükemmel örneklerinden biri olan bu surların uzunluğu: 5 km. Üstlerinde: 11 burç ve 3 kapı var. Magosa kapısı, Baf kapısı ve Girne kapısı. Bu kapılardan, yalnızca: Girne kapısı, Kuzey Kıbrısta. Lefkoşa’nın kuzey bölümünde bulunan tarihi şehir surları iyi durumda. KKTC Eski Eserler ve Müzeler Müdürlüğü Dairesi: bu surların ve burçların bakım ve restorasyonunu yaptırıyormuş.
Evet, tarihi süreç içinde: son yıllara ait en büyük özellik, elbette ki: 1974 yılında yapılan, Kıbrıs Barış Harekatı. Bunun sonucunda: şehir ikiye bölünür.
Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
GEZİLECEK YERLER.
BÜYÜK HAN:
Tarih ve mimari değerler bakımından, Lefkoşa’daki Türk eserlerinin başında gelir.
Burası, Kıbrıs’ın ilk Osmanlı Valisi Muzaffer Paşa tarafından, 1572 yılında yaptırılmış. Mimari yapısı; o dönemde, Anadolu’da inşa edilen hanlar ile benzerlik taşıyor. Tamamıyla, taştan yapılmış. İçinde: 68 oda ve 10 dükkan var. Tam ortasında ise, çok güzel, küçük bir mescit bulunuyor. Burada: hediyelik eşya satan dükkanlar ve otantik restoranlar göreceksiniz. Ayrıca: iç bahçede, zaman zaman müzikli akşam yemeği yemek mümkün. Anadolu’da bu tür hanların bir giriş kapısı olmasına rağmen, burada farklı olarak iki giriş bulunmaktadır.
GİRNE KAPISI:
Burası, kentin en önemli giriş-çıkış noktalarından biridir. Mimar Proveditore Francesco Barbaro’nun adından esinlenerek “Del Proveditore Kapısı” olarak da bilinir. Türkler, bu kapıyı 1821 tarihinde tamir ettirerek, üzerine kubbeli bir oda eklemişler. Kapı üzerindeki kitabede: Kuran-ı Kerim’den ayetler yazılı. Kapının: kuzeye bakan tarafına, 1820 yılında, Sultan II. Mahmut’un turası yerleştirilmiş. İngilizler tarafından Napolyon’a karşı, Akka’yı savunmak üzere getirilen, kapının önünde bulunan toplar, daha sonra Türklerin eline geçmiştir.
SELİMİYE CAMİİ. (ST.SOPHİA KATEDRALİ):
Kıbrıs’taki en büyük ve en görkemli ibadethanedir.. En önemli gotik eser. Caminin, daha önce aynı yerde bulunan, “Hagia Sophia” adli, bir Bizans kilisesinin üzerine yapıldığı söyleniyor. Bu katedral: Latin Başpiskoposu Eustorge de Montaigu tarafından, 1208 yılında yapımına başlanmış ve 1326 yılında kutsanarak ibadete açılmış. Kıbrıs’ın en önemli kilisesi olduğundan; Lüzanya krallarının taç giyme törenleri de burada yapılmış. 1373 yılında Cenevizliler ve 1426 yılında ise, Memlüklüler tarafından yağmalanmış. Ayrıca: birkaç depremde zarar vermiş. Özellikle: 1491 yılındaki depremde, Katedralin doğu bölümü yıkılmış ve Venedikliler tarafından onarılmış. Bu sırada: eski bir Lüzinya kralının (kral 2.Hugh) mezarı ortaya çıkmış. Ceset bozulmamış durumda bulunmuş. Başında altın bir taç, üzerinde de altından eşya ve belgeler bulunmuş. Fransız mimar ve ustaları tarafından inşa edilen katedral; Orta çağ Fransız mimarisinin çok güzel örneklerinden biri.
Katedrale gittiğinizde: anıtsal bir kapı ile karşılaşıyorsunuz. Kapının üzerindeki taş oyma pencereler; eşsiz bir gotik sanatı örneği. Girişin iki yanında bitirilmemiş olan çan kulelerinin üzerinde, Osmanlılar tarafından cami minareleri oturtulmuş. Ketadralin içi: üç koridor ile altı yan bölmeden oluşmuş. İçinde; küçük ibadethaneler var. Bunlardan, kuzeydeki St.Nicholas’a (Noel Baba) güneydekiler Meryem Ana ve St. Thomas Aquinas’a adanmış. Caminin kadınlar bölümü olarak bilinen kısmı: eskiden hazine dairesi olarak kullanılmış. Buranın içinde: birçok Lüzinya soylusu ve kralı gömülü. Bunların mermer mezar taşları, hala döşeme kaplamasının bir bölümünü oluşturuyor. Bu taşlar; hasır ve kilimin altında kaldıkları ve cami içinde ayakkabı giyilmediğinden, üzerlerindeki yazı ve resimler bozulmadan kalmış.
TAŞ ESERLER MÜZESİ:
Selimiye camiinin doğusundadır. Lapidary Müzesi olarak da isimlendirilir. 15’nci yüzyılda inşa edilmiş Venedik tarzı bir yapıdır. Orta çağlardan bugüne kadar bir çok taş eser ( armalar, mermer eserler, lahit ve sütunlar) örneklerini barındırmaktadır. Giriş kapısının karşısındaki görkemli taş işlemeli pencere, eskiden Sarayönü meydanında olup İngiliz döneminde yıktırılan Lüzinyan Sarayından getirilmiştir. En göze çarpan eserler olarak: Dampierre ailesine ait lahit ve 13’ncü yüzyılda Kıbrıs Mareşali olan Adam of Antioch’a ait mezar taşı sayılabilir. Ayrıca;: mermerden bir St.Mark Aslanı da; avluda bulunan eserler arasındadır.
BEDESTEN:
Bina, 12’nci yüzyılda bir Bizans kilisesi olarak yapılmış. Adı ise: St.Nicholas olarak anılıyor. Daha sonra ise, Lüzinyalılar tarafından yapılan bazı gotik eklemelerle genişletilmiş. Venedik döneminde ise, yeni değişikliklerden sonra, Yunan Ortodoks Metropolisine verilen bina, farklı mimari tarzlarla, hibrid bir dokuya sahip. Osmanlılar döneminde, daha çok tekstil ürünlerinin satıldığı bir çarşı ve depo işlevi görmüştür. Kuzey kapısı üzerindeki taş işçiliği, St.Sophia Katedralinin kapısındakine benzer.
VENEDİK SÜTUNU:
Selimiye Camii civarında. Lefkoşa’nın en önemli meydanı olarak bilinen: “Sütunlu Meydan” a adını veriyor. Bu meydanın ismi: Atatürk Meydanıdır. Kıbrıs’taki Venedik yönetimine haraç olarak; 1550 yılında buraya getirilmiş. Üzerinde: Venediklilere ait özel işaretler var. Ayrıca: eskiden, üzerinde, St.Mark aslanı bulunuyormuş. Osmanlılar, sütunu kaldırarak Sarayönü Camiinin avlusuna koyarlar. İngilizler, 1915 yılında, 6 metre yüksekliğindeki sütunu, şimdiki yerine yerleştirirler. Tek, kurşuni renkte bir granit olan sütunun; Salamis’teki bir mabetten getirildiği sanılmaktadır. Sütunun alt tarafında: 6 İtalyan ailesinin armaları var. Sütunun üzerindeki bakır küre: sonradan ilave edilmiş. Atatürk Meydanının batısındaki binalar (Devlet Daireleri): 1900’lerin ilk yıllarında, İngiliz koloni devrinde inşa edildiklerinden, özel bir görünüme sahipler. Binaların, doğuya bakan yönünde ise çeşme var. Ayrıca, Kraliçe Elizabeth’in 1953 yılında, tahta çıkması nedeniyle inşa edilen bir platform bulunmakta. Üzerinde İngiltere’nin arması bulunan bu platformdan: İngiliz Valisi, Kraliçenin tahta çıktığını ilan etmiş. Burası: ilginizi çekebilir, görün.
DERVİŞ PAŞA KONAĞI:
Selimiye Camii yakınında. Arap Ahmet mahallesindedir. 19’ncu yüzyılda inşa edilmiş. Konak; Kıbrıs’ta yayınlanan ilk Türkçe gazete olan “Zaman” ı çıkaran, Derviş Paşa’ya ait. Konağın iki giriş kapısı var. Esas giriş kapısı üzerinde: 1807 tarihi okunmakta. Alt kat taştan, üst kat ise kerpiçten yapılmış. Geniş bir iç avlusu var. Alt kat odaları: iç bahçeyi çevreleyen revaklı galerilere açılıyor. Üst kata: avlunun ortasındaki ahşap bir merdivenle çıkılıyor. Odalar kapalı ve sofaya açılıyor. 1978-1988 yılları arasında yapılan restorasyon çalışmaları sonunda: konağın kütüphanesi, kültür merkezi ve Eski Eserler Müzesi olarak düzenlenmiş. Bir bölümü: baş oda, gelin odası, yatak odası, yemek odası ve tezgah odası olarak düzenlenmiş. Bir bölümünde de: günlük yaşantıda kullanılan eşyalar sergileniyor. Bilemiyorum, bu anlattıklarım ilginizi çekerse gidin. Tercih sizin.
MEVLEVİ TEKKESİ:
Fetihten sonra adaya gelen Türklerin çoğu: Konyalı olduğundan, Mevlana’nın hayat tarzını kabul ettirmek istemişler ve Lefkoşa’da bu tekkeyi kurmuşlardır. Zamanla ölen Mevlevi ileri gelenleri, arka odalara gömülerek türbe haline getirilmiştir. Dünya üzerinde, en iyi korunmuş olan “Mevlevi Tekke” lerin den biri. Tekke: Girne kapısının, 100 m. kadar güneyinde. 17’nci yüzyılda yapılmış. Yapı: iyi korunmuş ve çeşitli restorasyonlara tabi tutulmuş. Günümüzde: Mevlevi Müzesi olarak kullanılıyor. Görün, ilginç bir yer.
YEŞİL HAT:
Yeşil hat; şehri ikiye bölen uzun çizginin adı. Lefkoşa’ya gelip de, yeşil hattı görmeden gitmek olmaz. Şehrin: en sıcak noktasıdır. Bu hattın: en sıcak yeri ise “Yiğitler Burcu” diye bilinen parkın ayırdığı bölüm. Bu parkın bulunduğu yerden: şehrin Rum kesimindeki yaşamı görmeniz ve izlemeniz mümkün.
HAYDAR PAŞA CAMİİ (ST.CATHERİNE KİLİSESİ);
St.Sophia’dan sonra en dikkate değer Lüzinyan yapısı St.Catherine Kilisesi, günümüzde Haydar Paşa Camii olarak kullanılmaktadır. Tarihçi Sir Harry Luke tarafından, Kıbrıs’ın en zarif ve mükemmel, Gotik binası olarak tanımlanmaktadır. St. Catherine kilisesi: 14’ncü yüzyılda inşa edilmiş olup, Osmanlıların adaya hakim olmasından sonra cami haline getirilmiştir. Binanın yukarı doğru daralan ayaklarının arasına: uzun ve dar, Gotik pencereler yerleştirilmiştir. Pencerelerin üst kısımları, alçıdan geometrik desenlerle süslüdür. Kilisenin üç girişi vardır. Gotik stilde yapılmış olan güney kapısının ince taş işçiliği ve kapı üzerinde Lüzinyan armalarının kabartmaları göze çarpmaktadır. Batı kapısı daha büyük olup, aynı mimariye sahiptir. Kuzey girişi daha sadedir. Burası dirsekler üzerinde, elinde balık tutan çıplak bir kadın figürü ve ejderha türü kabartmalarla süslüdür. Kilisenin içinde: bir koro yeri, törenlere ait eşyaların saklandığı bir oda, hazine ve küçük bir vaftiz havuzu bulunmaktadır.
ARAP AHMET CAMİİ:
Lefkoşa’daki Türk yapısı camiler içinde, en dikkate değer olanıdır. 1845 yılında, inşa edilen cami, diğer birçok cami gibi, eski bir Latin Kilisesinin yerine yapılmıştır. Caminin döşemesini oluşturan mermerler arasında: Lüzinyan ve Venedik dönemlerinden kalma 25 kadar yazılı ve resimli mezar taşı bulunmakta. Cami, Kıbrıs’ın fethinde: Türk ordusunun generallerinden olan Arap Ahmet Paşa’nın adını taşımaktadır. Klasik Türk Cami mimarisinin güzel bir örneğini oluşturur. Kemerli bir sundurması ve 6 metre çapında bir kubbesi var. İçinde: eski Türk mezarları olan bahçesi, günümüze dek korunabilmiş. Şadırvanı: selvileri ve eski mezarları ile, Lefkoşa şehrinin özel bir köşesidir. Camideki mezarlar arasında: 1832 yılında, Lefkoşa’da doğmuş olan ve Osmanlı Devleti hizmetinde, 4 kez Sadrazamlığa dek yükselmiş olan, Kamil Paşa’nın mezarı da var. Kamil Paşa: 1913 yılında, Lefkoşa’da ölmüş ve caminin avlusuna gömülmüş. 1926-1931 yıllarında, Kıbrıs Valisi olan Sir Ronald Storrs, Kamil Paşa’nın mezarını 1927 yılında yaptırıp, üzerine Türkçe ve İngilizce bir kitabe koydurmuş.
BARBARLIK MÜZESİ:
Başkent Lefkoşa’da; Kumsal Mahallesindedir. Sorarak bulmanız mümkün. Müze: tek katlı, bahçeli ve tam köşede şirin bir ev’dir. 1 Ocak 1966 tarihinde açılmış. 1975 yılında onarım görmüş. 1980 yılında ise, kamulaştırılmış.
Evet, bu müzede ne var. İçeri girdiğinizde: Müzenin duvarlarında: siyah-beyaz fotoğraflar ile: Rumların, 21 Aralık 1963 günü yaptıkları katliamlar sonucu ölen; kadın, erkek, genç, çocuk, ihtiyar soydaşlarımız, bu soydaşlarımızın evleninin-köylerinin yakılıp çıkılışı gösteriliyor.
Bu müze: Muratağa, Sandallar, Atlılar ve daha birçok bölgede: soykırımlar yapıldığının en büyük tanığı. Toplam: 103 Türk köyü, yerle-bir edilmiş. Her kare fotoğrafta, ayrı bir öykü var. Bu öykülerin ortak adresi ise: “Kıbrıs Türk’ünü yok etmek” ve adayı tamamen ele geçirerek “Yunanistan’a İlhak’ı sağlamak”.
21 Aralık 1963 yılında yaşanan ve “Kanlı Noel” olarak isimlendirilen olaylar, bunun en açık ifadesi. Hıristiyan inancında, “Noel”: Hz. İsa’nın doğumunun kutlanması demek iken, Rumlar, liderleri Papaz Makarios önderliğinde, Hz. İsa’nın doğum gününde bile, insanlık dışı davranışlarda bulunarak, kan dökmüşler. Bu saldırganlık ve barbarlığın en büyük ifade bulduğu yer ise: Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı doktoru, Elazığlı Binbaşı Nihat İlhanın evi. Eli silahlı, gözü dönmüş Rumlar: gecenin bir vaktinde, evin kapısına dayanırlar. Binbaşı Nihat İlhan evde yoktu. 18 Aralık günü, evden çıkarak Alay’a gitmişti. Günler-geceler boyunca eve dönemez. Çünkü: civar köylerdeki katliama maruz kalan Türklerin yaralarını sarar. Evet: Rumlar kapıya dayandığında, sokaktan gelen yüksek sesli Rumca konuşmaları duyan; Mürüvvet hanım, çocukları: Murat, Kutsi ve Hakan’ı yanına alarak, evin banyosunun içindeki küvete saklanırlar. Kapıyı kıran, Rum saldırganlar, Binbaşının ailesini, küvetin içinde kurşun yağmuruna tutarlar. İşte; savunmasız kadın ve çocuk katilleri. Türk Ordusunun karşısında, mevzilerini terk etmesinler diye, liderleri tarafından, silahlara kelepçe ile bağlanan bu zihniyetteki Rumlar, savunmasız kadın, çocukları görünce, böyle vahşet yapmaktan asla geri kalmazlar. Hani: “Tarih tekerrürden ibarettir” diye bir söz vardır, lütfen bu sözü, bütün Kıbrıslı soydaşlarımız akıllarından çıkarmasınlar ve tedbiri elden bırakmasınlar.
Evet; Müze hakkında bu öyküyü anlattıktan sonra, müzede neler var, isterseniz biraz da ondan bahsedeyim. Müzenin kapısından girdiğinizde: sağ tarafta, kırmızı boya ile, tavandan aşağıya kadar, insanın üzerine akan kan motifi var. Burada: “Aralık 1963” yazılı. Ayrıca: baskından kalan kurşun izleri: çerçeve içine alınarak duvarlarda gösterilmiş. Duvarlarda ise, burada yaşanan katliam ile ilgili olarak, yabancı basında çıkan haberler sergileniyor.
Bir diğer odada: Mürüvvet İlhan ve çocuklara ait eşyalar var. Son odada ise: toplu katliamlarla ilgili siyah-beyaz fotoğraflar var. Bunları izleyince, yine o günlere dönmemek, hatırlamamak elde değil.
Müzenin bahçesinde: aynı yıl yaşanan “Kumsal Katliamı”nda şehit edilen, 11 Kıbrıslı Türk anısına yaptırılan anıt bulunuyor. Anıt üzerinde, şehitlerin fotoğrafları da var. Burada: hatıra fotoğrafı çektirin.
Evet, Barbarlık Müzesi bu kadar. Burası: 46 yıl önceki soykırımın en büyük delili..
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
BOĞAZ ŞEHİTLİĞİ:
Girne-Lefkoşa yolu üzerindedir. 1974 yılı Barış Harekatında şehit olan: Subay, Astsubay, Erbaş ve erler ile mücahitlerin bir kısmının yattığı bir yer. Şehitlere layık, anıtsal bir yapı yapılmış. 326 şehit mezarı var. Prof. Dr. Tankut Öktemin yaptığı heykeller görülüyor. Büyük bir Mehmetçik, 4 aslan, 4 kompozisyon içeren heykel ve 5 rölyef var. Geçerken birkaç dakika ayırıp, şehitleri anmak gerek diye düşünüyorum.
Benzer Yazı Başlıkları
Yazar Hakkında
Yorumunuzu Bırakın
Eğer profil resminizin görünmesini istiyorsanız gravatar'a ücretsiz kaydolabilirsiniz.