Kıbrıs, Güzelyurt
- Cumartesi, Mayıs 30, 2009, 11:57
- 2.492 okunmuştur.
- Henüz Yorum Yok

ULAŞIM:
Girne’den çıkışta, batı yönünde devam ettiğinizde, bir süre sonra sahilden ayrılıp, güneye iniyorsunuz ve Çamlıbel’i geçince, Güzelyurt karşınıza çıkıyor. Deniz kıyısında değil, daha içte.
GENEL:
Adanın kuzeybatısında. Güzelyurt; adını hak edecek güzelliklere sahip. Verimli topraklar üzerinde kurulmuş ve adanın başlıca narenciye üretim merkezlerinden biri. Turunçgil bahçeleriyle çevrili. Burada: portakal, greyfurt, karpuz, kavun ve çeşitli sebzeler yetiştiriliyor. Turunçgillerin büyük çoğunluğu: ihraç edilmekte. Bir kısmı ise; meyve suyu yapılarak, ada içinde tüketiliyor ve ihraç ediliyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesinin, KKTC Kampusu; Güzelyurt sınırları içindeki; Kalkanlı kasabasında.
GÜZELYURT TARİHİ YERLERİ:

DOĞA VE ARKEOLOJİ MÜZESİ:
KKTC de açılan, ilk arkeoloji müzesidir. Müze binası: 1974 Barış Harekatı’ndan önce, Metropolit olarak kullanılıyordu. 1974 yılında, Eski Eserler ve Müzeler Dairesine tahsis edilen binada; tadilat ve düzenlemeler yapılmış. 1979 yılında; müze olarak hizmete açılmış. .
Yapı: 2 katlı. Alt katta: doğa bölümü var. Burada: Kıbrıs’ta görülen: yerli ve göçmen kuş çeşitleri, böcekler, yılanlar, Akdeniz’de yaşayan balık türleri ve Kıbrıs’ın jeolojik yapısında mevcut olan taş çeşitleri sergileniyor.
Üst katta yer alan arkeoloji bölümünde ise: eski eserler, kronolojik sıra ile sergileniyor. “Tumba Tu Skuru” buluntuları ve “Artemis Heykeli”; müzenin en önemli eserleri. Artemis heykeli:68 cm. boyunda ve Efes’te bulunan Artemis heykelleriyle; gerek malzeme ve gerekse şekil bakımından büyük benzerlik gösteriyor. Çok memeli oluşu, bolluk ve bereketi simgeliyor. Bu heykel, iki adet geyik heykelciği ile birlikte; 1980 yılında, Salamis’te, tesadüfen, bir turist tarafından, denizden çıkarılmış. Yapımı: MS.2’nci yüzyıla tarihleniyor.

TREN İSTASYONU:
Kıbrıs’ta kullanılan ilk trenler; Güzelyurt Festival Alanında sergileniyor. Bunlar: Kıbrıs’ın ilk trenleri. Lefkoşa-Güzelyurt girişindeki anayolun; her iki yanında yer alan tren istasyonu binaları; İngilizler döneminde yapılmış. Günümüzde: Festival Parkında bulunan lokomotif ile birlikte; birer tarihi eser olarak sergileniyor. Ancak; tren istasyonu binalarının restore edilmesine ihtiyaç var. Gittiğinizde, biraz harap olduğunu göreceksiniz.

ATATÜRK ANITI:
Güzelyurt Kaymakamlığı önünde. 1973 yılında; Öğretmen Feriha Coşkun’un; büyük çabası ve girişimleri ile, Nazilli’de yaptırılmış. 1974 yılında, Adaya getirilen anıt: Baf’da hazırlanan kaidesi üzerine konar. Ancak; Barış Harekatı sonucunda yapılan nüfus mübadelesi sonucu: Baf’da yaşayan Türkler, Güzelyurt’a gelince; Atatürk Anıtı’da Baf’tan alınarak, Güzelyurt’a getirilmiş. Güzelyurt’ta bulunan Rumlara ait bir heykel ise; Rumlara gönderilmiş. Heykelin böyle bir hikayesi var. 1999 yılında, kaidesi ve çevresinde yapılan düzenlemeler ile, yeni bir çehre kazandırılmış olup, törenler burada yapılıyor.
MAMAS MANASTIRI-KİLİSESİ :
Aziz Mamas: Kıbrıs’ın en tanınmış azizlerinden biri. İkonlarda; aslana bindirilmiş ve kollarında, kuzu ile tasvir edilmiş. Yerel efsaneye göre: “St.Mamas; Güzelyurt yakınlarındaki bir mağarada yaşayan fakir biriymiş. Dönemin, Bizanslı dükü: yayınladığı bir bildiriyle, herkesin vergi ödemesini ister. Mamas; sosyal yaşam içinde yer almadığı için bunu kabul etmez. Bunu duyan dük; azizin tutuklanıp cezalandırılmasını ister. Askerler: aziz Mamas’ı tutuklarlar ve birlikte Lefkoşa’ya doğru ormanda ilerlerken; karşılarına, aniden: o güne kadar Kıbrıs’ta görülmeyen bir aslan çıkar. Aslan; önde giden kuzuyu parçalamak ister. Ancak; aziz Mamas; elini kaldırır ve aslan sakinleşir. Aziz: kuzuyu koluna alır, bir katır gibi aslanın sırtına biner ve Bizans dükünün huzuruna; bu şekilde çıkar. Dük; gördükleri karşısında çok şaşırır ve Aziz Mamas’ı, ömrü boyunca vergiden muaf tutar. Adada, onun adına adanmış 14 kilise bulunduğu söylenmekte.
Evet; bu manastır, esasen antik ikon sergisiyle ünlü.
Orjinal kilise: Bizans yapımı. Ancak; çeşitli dönemlerde yenilenmiş. Orta Çağda; gotik stilde, hatırı sayılır derecede önemli ve güzel duruma getirilmiş. Osmanlılar döneminde ise, 1725 yılında; tamamıyla yeniden yapılmış, büyük ve merkezi bir kubbe eklenmiş.
İlk yapılan gotik tarzlı binadan ise; çok az bir bölüm günümüze ulaşmış. Bunlar; kuzey ve güneydeki giriş kısımları, sütunlar; batı penceresindeki iki mermer sütun ve azizin lahitinin bulunduğu kemerli kısım. Bütün bunlar; 15’nci yüzyıldan kalmış. İkonastatis: iki devrin ve stilin karışımı. Burada yer alan gotik başlıklı dört mermer sütun ve mermer paneller; 1500’lü yıllara tarihleniyor. Bu paneller: Venediklilerin; adada bulunan en güzel ve küçük sanat eserleri. Üzüm ve meşe motifleriyle, yüksek kabartma şeklinde dekore edilmiş ve köşelere; Venedik armaları yerleştirilmiş. İkonasist’in; ahşap işçiliği, koyu mavi ve altın renkli boyası; 16’ncı yüzyılın muhteşem örnekleri. Solundaki kutsal girişte yer alan iki kapı ile atlar üzerindeki boyalı gölgeler de; aynı dönemden kalma. Azizin; Bizans döneminden kalan mermer lahiti; bir kemer altında ve duvar içine yerleştirilmiş. İçeriden ve dışarıdan görülebiliyor. Batı kapısı üzerindeki yazılarda: 1738 yılında, Fransız konsülü M.Porey’in ve 1753 yılında, Moskova’dan bir kişinin yapmış oldukları ziyaretler yazılı.
TUMBA TU SKURU:
Güzelyurt-Girne karayolunda, ama yolun batısında ve Güzelyurt’un birkaç kilometre kuzeyinde. Geç Bronz Çağına ait bir yerleşim yeri. 1971-1974 yılları arasında, Prof. Emily T. Vermeule başkanlığındaki, Harvard Üniversitesi ve Boston Güzel Sanatlar Müzesi tarafından yapılan kazılarda çıkarılan eserler; Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa Müzesinde sergileniyor.



MAVİ KÖŞK (KAÇAKÇININ KÖŞKÜ):
Girne-Güzelyurt dağ yolu üzerinde, Orta Doğu Teknik Üniversitesi kampusu yakınlarındaki Çamlıbel Köyünde. 1956 yılında yapılmış. O dönemin şartlarında; böyle muhteşem bir mimari gerçekten göz kamaştırıyor. Zamanın şartlarına göre, oldukça lüks. İçerideki; eşyalar, değerli tablolar, aksesuarlar, perdeler, banyo ve tuvalet dekorasyonları, bahçesindeki havuz, içerisindeki devir-daimli olarak şarap akan estetik musluk, Roma medeniyetinin etiketlerini taşıyan havuzlar, o zamanın şartlarında bütün odaların klimalı oluşu, gizli dehlizler, gizli kasalar, köşkün içerisindeki açıklanamayan sırlar. Köşkün sahibinin oturma odasındaki bütün eşyalar orijinal.
O yıllarda; ada cumhurbaşkanı olan Makarios’un avukatı ve Orta Doğu’nun en büyük silah tüccarı olan İtalyan asıllı Rum; Pablo Pavilides’e ait ev. Pavilides; 1974 Barış Harekatında; bir tünelle, buradan kaçar.
Köşk: 2 katlı. Mevcut bazı objelerin ne işe yaradığı hala çözülememiş.
Salonun içinde: küçük bir havuz var. Bu havuzun süt ile doldurulup, banyo yapıldığı söyleniyor. Hatta; dönemin ünlü yıldızlarından Sophia Loren’in; bir gece bu köşkte kaldığı ve burada banyo yaptığı da söylenmekte.
Köşk; büyük bir ihtişamla süslenmiş. Bir sürü odası var. Dikkat çeken: kırmızı, mavi, sarı olmak üzere; üç farklı oda daha var. Kırmızı oda: mafya görüşmeleri için gelen arkadaşlarıyla toplantı yaptığı yer. Mavi oda: olağan misafirlerin ağırlandığı oda. Sarı oda ise: misafir çocuklarının odası imiş. Alt katta, şömineli yemek odasındaki masalar ve sandalyeler ise ilgi çekici. Her masa ve sandalye: kırmızı, mavi ve sarı olarak boyanmış. Nedeni ise: kalan misafirlerin, kaldıkları odanın rengi olan masalardan başka masaya oturmalarına izin verilmemesi imiş. Dolayısı ile, herhangi bir kalabalık durumunda, evin içerisindeki düzen ve asayiş sağlanıyormuş. Kırmızı odada; Pavilides’in masası;duvar kenarında. Toplantıları buradan yönetme sebebi ise; arkasından gelebilecek saldırılara maruz kalmamak istemesi.
Ayrıca: avukat olan Pavilides; mahkeme de, savunma yapmaya hazırlanırken kullandığı resimde görülen amfi biçimindeki bölümde; ilginç bir durum var. Burada: tam ortada bulunan, siyah bir mermer taşın üzerinde durulup, köşke doğru konuştuğunuzda, kulaklarınızda, sesinizin yankısını duyabiliyorsunuz. Pavilides, bu sayede mahkeme heyetini etkilemek için konuşmasını nasıl yapacağını, ses tonunu dinleyerek belirliyormuş.
Giriş katında; şömineli bir yemek odası var. Şöminenin hemen sağı; bahçeye açılıyor. Oda içindeki aksesuarlardan tutun, perdelere kadar hiçbir ayrıntı ihmal edilmemiş.
Yatak odasında: gizli bir geçide giden bir bölüm olduğu söyleniyor. Geçidin, tam olarak nereye vardığı belirlenememiş. Bu yüzden; yatağın hemen arkasında bulunan bu kapağın, gizli bir mahzene açıldığı ihtimali kuvvetli. Bu kapak; silah kaçakçısı olan Pavilides’in; ölüm korkusuyla yaşadığının bir göstergesi. Yatak odasında: iki pencere var. Bunlardan biri güneşin doğuşunu, diğeri ise batışını gösterecek şekilde yapılmış.
Evde çok sayıda: günah çıkarma köşesi bulunuyor. Bu köşelerin birinde bir ayna var. Günah çıkarma sırasında, arkasını göremeyen Pavilides, bu ayna sayesinde; odanın tamamını ve arkasından gelebilecek tehlikeleri görebiliyormuş. Ölüm korkusu çok hat safhada imiş.
Evet; perdeler. Köşkün bütün odalarında; değişik desenli perdeler var. Bu perdelerin özelliği: ses yalıtımını sağlaması. Köşkün bahçesindeki müzikli toplantılar, partiler olduğunda, sesin odalara ulaşması, bu perdeler sayesinde önleniyormuş. Ayrıca: duvarlarda, değerli tablolar var. Köşkün üst katında, balkona çıkan yemek salonunun duvarında; Meryem ananın kucağında İsa ile resmi var.
Köşkte, ufak bir heykel de bulunuyor. Ama; bu heykelin, özelliği itibarı ile, önemli bir görevi var. Bu heykelcik; her durumda dengede kalabildiği için, yıkılmıyor. Evet, beklide tahmin ettiniz; olası bir deprem halinde; bütün köşk ahalisini uyarma görevi var.
Çalışma odası ilginç. Çalışma masası, ceylan derisinden yapılmış. Çalışma koltuğu ise; bir oturuşta gece geç saatlere kadar çalışmasını sağlayacak şekilde yapılmış ve muhteşem rahat bir koltuk. Bu odada bulunan perdeler açıldığında; havuzun sesi geliyor. Perdeler kapatıldığında ise; ses kesilmekte. Gerçekten büyüleyici bir özellik.
Köşkün içinde: bir de, içki salonu mevcut. Duvarlarında da değişik aksesuarlar görülüyor. Örneğin: köşk sahibinin yakın dostlarının burçlarını temsil ettiğine inanılan, bazı demirden objeler var. Bardaki seramiklerin hepsi orijinal.
Pavilides’in 13 rakamına karşı bir ilgisi varmış. Havuzda 13 musluk var. Evde: 13 oda bulunuyor. Evin mimari şekli ve bahçesi 13 şeklinde. Birçok şey; 13 rakamı çevresinde odaklanmış.
Koltuklar; dönemin şartlarına göre, oldukça lüks ve kaliteli. Ama, zaman içinde eskimiş. Tavana baktığınızda, döşeli bir soğutma sisteminin kurulu olduğunu göreceksiniz. Bu sistem, köşkün bütününde sağlanmış. Yani; köşkün bütün odaları klimalı.
Köşkün hemen önünde; yapıldığı dönemin şartlarına göre muhteşem sayılabilecek bir havuz var. Bu havuz, aynı zamanda dilek havuzu olarak da kullanılıyormuş. Burada dilek tutanlar ; arkalarını dönüp, dilek tutarak, bozuk parayı, sol omzundan aşağıya doğru bırakırlarmış. Para havuzun içine düştüğünde, eğer tura gelirse, dileklerinin kabul olacağına inanılırmış.
Bahçesinin en son noktasında ise; ilerideki bütün boğaz ve dağlar görünüyor. Buradan; bütün alanı kontrol edebilen köşkün sahibinin; silahları, denize açılan bu boğazdan kaçırdığı söylenmekte.
Evet; dışarıdan hiç kimse bir şey göremiyor. Ancak; içeriden, her yer görülebiliyor. Yani: kilit nokta şu: köşk, dağların hiçbir noktasından görünmüyor. Söylentilere göre: köşkün sahibi; bu köşkü yaptırdıktan sonra, köşkün yerinin kimseler tarafından bilinmemesi için; mimarı öldürtmüş. Zaten; köşkün hemen altında, bir güvenlik noktası, mevzi var. Zamanında: Rum askerleri, buradan olup bitenleri kontrol ediyorlarmış. Burayı ele geçirmek için, bölgenin ve köşkün yerinin bilinmeyişi nedeniyle; birçok askerimiz şehit düşmüş.
Mutlaka ama mutlaka gidin ve görün. Ziyaretçiler; askeri personel tarafından gezdiriliyor. Köşkün içinde, fotoğraf çekmek yasak. Köşk; şimdilerde, sıradan bir ev havasında gözümüze çarpsa da, insanı etkiliyor. Burası. Günümüzde, bir ibret müzesi olarak ziyarete açık. Dünyada eşine az rastlanır, belki de tek örnek bir yer. Bu ünlü avukat ve silah kaçakçısı; günümüzde, hala Ortadoğu’nun en büyük silah kaçakçısı olarak yaşıyor.
Yakın geçmiş yıllara kadar; mobilyaların bakımı için; köşke para gönderdiği söylenmekte.
Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


LEFKE:
Lefkoşa’nın 74 km. uzağında. Adanın kuzeybatısında. Burası da: turunçgilleriyle ünlü bir belde. Buraya: Güzelyurt üzerinden gitmek mümkün.


SOLİ:
Burası: Kuzey Kıbrıs’ta,ziyaret edilebilecek antik çağ şehirlerinden biri. Verimli topraklar üzerinde bulunan Soli; bölgede bulunan bakır yatakları ve limanı ile, adada önemli bir konuma sahip. Bugün; koruma altına alınıp, ziyaretçilere açılan bu yerleşim yeri; tarihin, korunması gereken miraslarından biri.
Soli’nin orijini:MÖ.700 yıllarına kadar dayanıyor. Asurluların haraç aldıkları kentlerin isimleri bulunan bir listede; burası da yazılı. Bu listede; kentin ismi: “Si-il-lu” olarak geçiyor. MÖ.498 yılında; adada bulunan diğer krallıklarla birlikte; Soli de; Kıbrıs’ın hakimi olan Perslere karşı ayaklanır, ancak yenilirler. Soli; en parlak yıllarını; Roma döneminde yaşar. 4’ncü yüzyıla gelindiğinde; liman, gemilerin giremeyeceği kadar dolar ve bunun üzerine bakır madenleri kapatılır. 7’nci yüzyıldaki arap akınları: kentin sonunu hazırlar.
Araştırmalarda; Soli şehrinde:tiyatronun sırtını verdiği tepedeki akropolis de; kral sarayı bulunmuştur. Kazılarda, ayrıca: Helenistik döneme ait; altın ve gümüş takılar, MÖ.1’nci yüzyılda yapılmış mermer bir Afrodit heykeli ( halen güney Kıbrıs’ta müzede sergileniyor) ve MÖ.2’nci yüzyıla ait, Amazonlar ile savaşı gösteren bir kabartma ele geçmiştir.
Günümüzde: Viyana Tarih Müzesinde bulunan ve Fugger Lahti olarak bilinen lahitin de; Soli akrepolisi’nden çıktığı ileri sürülmektedir. Kazılarda; Helenistik döneme ait; agora’ya açılan bir cadde ve agora’daki mermer, anıtsal çeşmenin kalıntıları ortaya çıkarılmış. Tatlı su kaynağı, verimli topraklar ve korunaklı bir liman. Ayrıca: bakır yatakları ve bakırı işleyebilecek çok sayıda odunun bulunması, bölge için büyük avantaj.
SOLİ BAZİLİKASI:
4’ncü yüzyılın, ikinci yarısında yapıldığı sanılıyor. Kıbrıs’ta inşa edilen ilk kiliselerden biri. Kendine özgü yanları var. 200 metre uzunluğundaki bazilika; üç kapılı bir giriş ve giriş mekanı ile başlıyor. Bunu; dört tarafı sütunlarla çevrili ve çeşmesi olan bir avlu izliyor. Bundan sonra gelen, yine üç kapılı bir giriş ve narteksten sonra; asıl kiliseye giriliyor. Kilisenin içinde: iki sıra halinde dizilmiş, onikişer taştan yontulmuş, dev sütunlar var. Bugün; bu sütunların altlıkları görülüyor. Nefin sonunda; üçlü bir apsis var. Ortadakindeki sıralar: piskopos ve rahiplere ayrılmış. Kilisenin döşemesi tamamen mozaik kaplı imiş. Bu mozaiklerin bir kısmı, günümüze dek ulaşmış. Kuzey Kıbrıs’ın en iyi korunmuş: mozaik ve mermer zemine sahip. Başlangıçta; tümü, geometrik desenli olan mozaiklere zamanla hayvan figürleri de eklenmiş. Hayvan figürleri arasında; çevresi bir bitki örtüsü ve dört küçük yunus ile çevrili, kaz’a benzeyen kuğu figürü dikkati çekiyor. Apsisin önündeki mozaikte; Yunanca:” Ey İsa, bu mozaiği sana adayanları koru” yazısı okunmakta. Hıristiyanlık geleneğinde, Soli, Saint Mark’ın Saint Auxibius tarafından vaftiz edildiği yer olarak kabul ediliyor. Buna göre: 1’nci yüzyılda Soli’ye sığınan Hıristiyan bir Romalı olan Auxibius; sonradan Soli kilisesinin ilk piskoposu olmuş.
SOLİ TİYATROSU:
Soli’deki Roma Tiyatrosu, bir tepenin, denize bakan yamacında kurulmuş. 2’nci yüzyıl sonu ve 3’ncü yüzyıl başındaki tarihi süreçte yapıldığı tahmin ediliyor. Seyircilere ayrılan yarım daire şeklindeki oturma sıralarının olduğu bölüm: kısmen tepenin kayasına oyulmuş. Burası: ortadaki orkestra (koro yeri) denilen kısımdan; kireç taşı bloklarla yapılmış bir duvarla ayrılıyor. Oturma yerlerinin taşları ve mermerlerinden sağlam kalanlar; 19’ncu yüzyılda Port Sait rıhtımının yapılmasında kullanılmış. Aslında; kapasitesi 4000 kişi olan bu kısım, günümüzde, yarı yüksekliğine kadar restore edilmiş durumda. Sahne binası: 2 katlı ve mermerden kaplanmış ve heykellerle süslü. Günümüzde görülen kısmı:sahne binasının üzerine inşa edildiği platform. Tiyatronun batısındaki bir tepenin üzerinde: İsis ve Afrodit’e adanmış bir tapınağın izlerini görmek mümkün.
Soli Tiyatrosunda; her yıl, Lefke Avrupa Üniversitesi’nin mezuniyet törenleri ve yine her yıl düzenlenen L.A.Ü. Bahar Şenlikleri yapılıyor. Bu şenliklerde, ünlü sanatçıların konserleri izlenmekte.
Benzer Yazı Başlıkları
Yazar Hakkında
Yorumunuzu Bırakın
Eğer profil resminizin görünmesini istiyorsanız gravatar'a ücretsiz kaydolabilirsiniz.