2017.08.26-35.Girne.Genel.9a

Kıbrıs, Girne

Share on FacebookTweet about this on TwitterEmail this to someonePrint this page

2017.08.26-35.Girne.Genel.9a

Kuzey Kıbrıs turizminin en yoğun yaşandığı yer olan Girne, adalılık ve Akdenizlilik karakterini yansıtan bir şehir durumundadır. Toroslara paralel Beşparmak dağlarının kuzeyinde, Akdeniz sahilinde kurulu şehirde, Lefkoşa-Girne arasındaki yol boyunca modern üniversite kampüs binaları görülüyor.

Şehrin yüzölçümü 50 km karedir. Girne’nin güneyinde bulunan Girne sıradağları, batıda Kayalar köyü yakınlarında kıyıdan başlayarak, doğuda Yenikonuk köyüne kadar uzanır. En yüksek nokta 1023 metre ile Servili Tepedir. Verimli bir toprak şeridi olan Girne’de: narenciye, zeytin ve harup (keçiboynuzu) yetişir.

Bu güzel şehir: 18’nci yüzyılın sonlarında İngiliz entellektüellerin akınına uğramıştır. Adaya gelen isimler arasında: Fransız şair Arthur Rimbaud, Komedyen Peter Sellers ve David Bowie gibi ünlüler sayılabilir.

Şehirde: at nalı şeklindeki liman çevresinde restoranlar, barlar ve küçük oteller, ziyaretçiler için eşsiz bir atmosfer yaratır.

Girne: tarihi ve turistik mekanlar yanında, rengarenk deniz canlıları, amfora tarlaları, gemi ve uçak batıklarıyla zengin bir sualtı dünyasına sahiptir.

2017.08.26-35.Girne.Genel.1a    2017.08.26-35.Girne.Genel.4a

ULAŞIM:

Kıbrıs’a uçakla giderseniz, uçaklar Lefkoşa-Ercan havaalanına inmektedir. Ercan ile İstanbul ve İzmir arasındaki uçuş, yaklaşık 70 dakika ve Ankara arasındaki uçuş ise yaklaşık 60 dakika sürmektedir. (Ulaşım ile ilgili ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede Kıbrıs-Genel başlığı altında bulabilirsiniz.) Girne-Ercan havalanı arasındaki uzaklık 44 km ve Girne-Lefkoşa arasındaki uzaklık ise 21 km.dir.

Sonuçta: Lefkoşa-Girne arasındaki yolu Ercan hava alanından tutacağınız taksilerle gidebilirsiniz. Muhtemel ücret: 3 kişilik taksiler için 110-120 ve 5-7 kişilik taksiler ise 130-140 TL. civarındadır. Elbette taksiciler sizden bundan daha fazla ücret isteyeceklerdir, pazarlık yapmanızı öneririm. Hatta: Kıbrıs’a ulaşmadan, telefon ile irtibat kurarak uçak indiğinde taksi veya minübüsün hazır olarak beklemesini sağlayabilirsiniz. (Telefon irtibatı için, Kıbrıs Şöförler Cemiyetinin internetten ulaşılabilecek telefonunu kullanabilirsiniz.)

Eğer, Girne ulaşımınızı deniz yolu ile yapmak isterseniz: Taşucu’ndan feribot veya deniz otobüslerini kullanabilirsiniz. Girne limanı 1987 tarihinde uluslar arası gemi trafiğine açılmıştır. Girne limanı: zamanla marina olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Taşucu-Girne arasındaki deniz mesafesi 70 km dir. Girne-Anamur arası deniz otobüsü yolculuğu 2 saat, Girne-Alanya arası deniz otobüsü yolculuğu ise 3.5 saat sürmektedir.

Ayrıca: Girne şehir merkezinden kalkan minübüsler ile adanın birçok yerine toplu ulaşım sağlanmaktadır. Ancak, bu minübüslerin akşam saat 19.00’da’ sonra çalışmadığını bilmelisiniz. (ücret: Girne-Magosa 12.5 TL.)

2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.2a

TARİHÇE:

Girne şehrinin kuruluşu ile ilgili olarak, çeşitli kaynaklarda değişik bilgiler verilmektedir. Bu yüzden: şehrin kuruluşu kesin olarak bilinmiyor. Ama şehrin kuruluşunun MÖ 10’ncu yüzyıla kadar indiği tahmin ediliyor.

Şehir: MÖ 10’ncu yüzyılda Polonez’den gelen Akalar tarafından kurulur. Kurucuları, şehre anavatanlarındaki bir dağın ismi olan “Kyrenia” ismini verirler. Roma kaynaklarında ise, şehrin adı “Corineum” olarak geçer.

Gezgin Oldenburg: 1211 yılında Kıbrıs’ı ziyaret ettiğinde kral I. Hugh zamanında Schernae (Kyrenia) için “İçerisinde sur duvarları ve burçları olan, küçük yalı kasabası” olarak söz etmektedir.

Şehir: 1570 yılında, Osmanlı egemenliğine girer. Bu tarihten sonra: aşağı Girne ve yukarı Girne şehirlerine değişik yapılar inşa edilir.

1881 yılında Girne’de: Türkler ve Rumlar eşit sayıdadır. Girne’de yaşayan Türkler, genellikle toprak sahibiydiler ve çiftçilikle uğraşıyorlardı. Rumlar ise denizcilik yapıyorlardı. Girne limanındaki teknelerin birçoğu Rumlara aitti.

Osmanlı döneminde önemsiz bir liman olarak kalan şehir, İngilizler tarafından bir liman ve sayfiye kasabası olarak yeniden düzenlendi. İngiliz imparatorluğu döneminde sömürgeler arasında seyahat eden asker ve aileleri, buraya gelerek tatil yapıyorlardı.

2017.08.26-35.Girne.Genel.8a

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Yörede: günlük tüketilen besinler arasında: et, deniz ürünleri, sebze ve meyve vardır.

Yemekten önce: yirmiye yakın ordövr ve meze çeşidi sunulur. Ünlü meze çeşitlerinin başında: cacık, humus, fava, turşu, salata, zeytin çeşitleri ve hellim peyniri gelir. Hellim peyniri: kızartılarak servis edilir ve lezzeti çok daha güzel olur.

Restoranların menüleri incelendiğinde, meze ve balık şeklindeki yemek için 60 TL. ücret (ücret örnektir) istenir ve bu mezelerin yanında bir de balık (çipura, kefal gibi) servis edilir. Yani: böyle bir menüyü tercih ederseniz, değişik lezzetteki mezeler ve bir balık yeme şansınız olur.

Çeşit yönünden bol olan deniz ürünleri, Kıbrıs mutfağında özel bir yere sahiptir.

Hellim peyniri: Kıbrıs’a özgü bir ürün, keçi sütünden yapılıyor. Hafif kızartılarak yeniliyor. Yağsız, hafif, kaşarın biraz sert ve uzayan biçimine benziyor. Koyun ve inek sütünden de yapılıyormuş ama uzun süre dayanıklı olanı keçi sütünden yapılanmış. Bir not: Hellim peynirinin patent başvurusunda Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rumları arasında sorun varmış.

Bir başka özel lezzet ise: bir tür ot olan “Molehiya” dır. Nane kokusunda, Reyhan otu görüntüsünde ve Bamya tadındaki bu ot: kuzu veya tavuk eti eklenerek pişiriliyor.

Bir diğer lezzet “Kolokas” ise: patatesten daha tatlı, kerevize benzeyen bir bitkidir. Kolokas: kereviz sapı ile pişirilir ve bol limon eklenir.

Yörenin ana yemekleri ise: Küp kebabı, Kleftigo, Şeftali kebabı ve Lalangi’dir.

Lalangi: Kıbrıs’ın geleneksel bir yemeğidir. Hamurun içine: tavşan etleri ilave edilerek hazırlanır.

Şeftali kebabı: parmak biçiminde hazırlanan köftelerin koyun veya keçinin terb denilen iç zarıyla sarılarak ızgarada pişirilmesiyle hazırlanıyor ve çeşitli sebzelerle servis ediliyor.

Yemeklerden sonra: “Macun tatlısı” denenebilir. Kıbrıs’ta her çeşit meyvenin macunu yapılıyor. Meyveler önce ayıklanıyor ve yıkanarak acısı yok olana kadar kireçte bekletiliyor. Daha sonra: yoğun şekerli şerbet içinde pişirilip bekletiliyor. Kimisi konserve yapılırken, kimisi de taze taze servis ediliyor. En bilinen macunlar: kabak macunu, karpuz macunu, ceviz macunu, patlıcan macunu, hurma macunu ve turunç macunudur. Marmelat ve reçel kıvamında olan macunlar: hafif şekerli olup, sıcaklarda, buz üstünde servis ediliyor. Çok tatlı geldiğinde ise suya batırıldıktan sonra yenilmesi öneriliyor.

Evet, Kıbrıs’ta ne içilir: Buraya has içecekler: bademden yapılan gül suyu “Sumada”, üzüm suyundan yapılan “Zivaniya” ve “Kıbrıs Konyağı” dır. Diğer bir içecek ise: Con Kahvedir. Türkiye’de çay alışkanlığı neyse Kıbrıs’ta da Con Kahve öyledir. Yani: günün her saati ikram edilen ve Türk kahvesine göre daha hafif olan Con kahveyi mutlaka deneyin.

 

NÜFUS:

1974 yılında yani Barış Harekatının yapıldığı tarihte küçük bir kasaba olan yerleşimin nüfusu 6 bin kişiydi. Girne şehir merkezinin nüfusu 33 bin ve varoşlarla birlikte nüfus ise 72 bin kişidir. Son zamanlarda nüfusu en hızlı artan yer olarak bilinmektedir ve günümüzdeki nüfusu 100 bin kişiyi geçtiği tahmin edilmektedir. Şehir: genellikle İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerden göç almaktadır.

girne plajları.kervansaray plajı.1    escape plajı.1

GİRNE PLAJLARI:

Girne şehrinde; Escape Beach, Kervansaray ve Camelot gibi plajlar bulunuyor. Kervansaray plajı, Girne’de günbatımının en iyi izlendiği yer olarak bilinir. Üstelik denizden çıkmadan gün batımını izleyebilirsiniz.

2017.08.26-35.Girne.Genel.3a

GEZİLECEK YERLER:

 

LÜZİNYAN DÖNEMİNE AİT ŞEHİR DUVARLARI VE KULE:

Lüzinyanlar tarafından 12’nci yüzyılda inşa edilen duvarlardan, geriye kalan üç kuleden biridir. Savunma ve gözetleme amacıyla kurulan kule, diğerlerine göre daha büyük bir kule olduğu için şehir surlarında özel bir işlevi olduğu düşünülmektedir.

 

Sahil kulesi:

12’nci yüzyılda Lüzinyan şehrini limana bağlayan ve günümüze kadar ayakta kalan üç kuleden, denize ve limana en yakın olanıdır.

 

Saklı veya Yıkık kule:

12’nci yüzyıl Lüzinyan şehir surlarından geriye kalan, tahrip edilmiş kuledir. Bir kısmının yıkık olmasından ötürü, Yıkık Kule olarak bilinir. Yola göre içeride kaldığı için Saklı Kule olarak da anılır.

 

Zincir kulesi:

Çoğu kişi tarafından fener olduğu düşünülen Zincir kulesi, Girne Limanının sonunda kalenin yakınındadır. Venedik dönemine ait olan kule, limanın girişinden çıkışına kadar çekilen bir zincir sayesinde gemilerin kontrollü olarak giriş-çıkış yapmasını denetlemeye yarardı. Zincirin bir diğer ucu ise eski gümrük binası olarak bilinen yere bağlı kalmaktaydı.

 

2017.08.26-36.Girne.Liman.1a

TARİHİ GİRNE LİMANI:

Girne’de görülmesi gereken yerlerden birisidir. Kıbrıslılar buraya “Horhor” derler.

At nalı şeklinde inşa edilmiş olan tarihi liman, şehir merkezindedir. Günümüzdeki Girne limanının büyük kısmı, Venedikliler tarafından şekillendirilmiştir. Girne limanı, adanın en önemli limanı olmakla beraber, ana karaya çok yakın olması, Girne kalesi ile savunmasının attırılmasının planlandığı düşünülmektedir.

Yakın tarihe kadar ticari amaçlar için kullanılan söz konusu liman, günümüzde renkarenk balıkçı tekneleri, limana demir atmış yatları, her zaman canlı olan kafe ve restoranları ile turistler için olduğu kadar yerli halk için de vazgeçilmez uğrak yerlerinden biridir. Yani, burası Girne şehrinin başlıca eğlence merkezidir.

2017.08.26-35.Girne.Genel.7a

Eski Gümrük Binası:

20’nci yüzyıl İngiliz dönemine ait olan bu bina, Girne Limanı’nın girişindedir. Girne limanının ticaret ve yolcu gemilerine açık olduğu dönemlerde gümrük binası olarak kullanılmıştır. Zincir kulesinden çekilen zincirlerin ucu bu binaya bağlanıyordu. Günümüzde Turizm Bilgilendirme Ofisi olarak kullanılmaktadır.

 

girne kalesi.1     girne kalesi.3   girne kalesi.2

GİRNE KALESİ:

Girne’nin sembolü olan Girne kalesi, Kıbrıs’taki en görkemli tarihi yapılardan biridir. Şehrin kuzey doğusunda bulunan kale: limana hakım konumda ve dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Kalenin ilk yapım tarihinin MS 7’nci yüzyıla kadar uzandığı tahmin edilmektedir. Arap akınlarına karşı, şehri korumak amacıyla Bizanslılar tarafından yapılmıştır. Ancak bu ilk kaleye ait çok az kalıntı mevcuttur.

Antik dönem yazılı kaynaklarında: kaleden, ilk kez, İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard’ın 1191 yılında 3’ncü Haçlı seferine katılırken, Kıbrıs kralı İsak Komnen’i yenerek Kıbrıs’ı ele geçirmesi olayında söz edilmektedir. Kıbrıs’ı ele geçiren İngiliz kralı: adayı önce Templar Şövalyelerine ve daha sonra ise Guy de Lusignan (Lüzinyan) lara satar.

Böylece: takip eden dönemde, Kıbrıs’ta 300 yıl sürecek Lüzinyan saltanatı başlar. Kale bugünkü formuna büyük ölçüde ikinci evrede yani adanın Lüzinyan hakimiyetinde bulunduğu sırada ulaşmıştır. 1208-122 yılları arasında küçük olan Girne kalesi, bu dönemde daha da genişletilir. Bizans tahkimatından yararlanılarak: yeni bir giriş kapısı, at nalı ve kare planlı kuleler, ok mazgalları, muhafız odaları ve zindanlar eklenir. Halk için, savaş zamanlarında bir sığınma yeri, barış zamanlarında ise dinlenme yere olarak kullanılır.

1373 yılında, Ceneviz akınlarında kale büyük hasar görür ve 1489 yılında, Venediklilerin eline geçer. Bu dönemde: Venedikliler tarafından Osmanlıların korkusuyla: kalenin dış çevresinde top atışlarına dayanıklılığı arttırmak için: kalın tahkimat duvarları ve top atışı yapabilecek geniş mazgallı kuleler inşa edilir. (Bunlar: kuzeybatı ve güneydoğu’da bulunan kulelerdir.)

Kaleye giriş: bir hendek üzerinden olacak şekilde yeniden düzenlenir. 1500’lü yıllara kadar bu hendek içi su dolu olarak bulundurulur.

Kalenin iç kapısının tonozunda görülen üç aslanlı Luzinyan amblemi: başka bir yerden buraya getirilmiştir. Bu yüzden kaleye Lüzinyan kalesi ismi de verilmektedir.

1570 yılına gelindiğinde, kale, Osmanlı hakimiyetine girer ve 300 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kalır. Burada ilginç olan: Osmanlıların kaleyi savaşmadan ele geçirmiş olmalarıdır. Çünkü Lefkoşa’daki Osmanlı zaferinden sonra kaledekiler, direnmelerinin anlamsız olacağını düşünürler. Yani büyük bir çatışma olmaz ve bu yüzden, kale hasar görmez.

Osmanlı döneminde, kalenin asma giriş köprüsü yıkılmış ve yerine, günümüzde görülen köprü yapılmıştır.

1878-1960 yılları arasındaki İngiliz sömürge döneminde ise, kale bir ara “Polis Okulu” olarak kullanılmıştır. Daha sonra ise, ayaklanan Rumların hapsedildiği bir “Hapishane” olmuştur. Osmanlı döneminde kalede yapılan ilavelerin tümü: İngiliz sömürge döneminde restorasyon çalışmaları sırasında ortadan kaldırılmıştır.

1960-1963 yılları arasında turistik amaçlı olarak kullanılan kale: aslında Rum Milli Muhafız Ordusu tarafından askeri amaçlarla kullanılmıştır. Bu yüzden, kalenin ziyaret edilmesi pek mümkün olmuyordu.

Kale: 1974 yılından bu yana, “Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü” denetiminde turistik ziyaretlere açık bulundurulmaktadır.

Ağırlık olarak: Bizans, Lüzinyan ve Venedik dönemi izlerini taşıyan ve günümüze çok sağlam bir şekilde ulaşıp, çağdaş müzecilik anlayışı ile yeniden düzenlenen Girne kalesi ve içerisinde oluşturulan bölümler: Tanıtım odası, Zindanlar, St. George kilisesi, Vrysi Neolitik Yeri Canlandırması, Kırnı mezarları, Akdeniz Mezar kazısı bölümü, Venedik kulesi, Sarnıç, Lüzinyan kulesi ve MÖ. 300 yıllarına tarihlenen 2300 yıl öncesi bir yolculuğun tanığı geminin sergilendiği “Batık Gemi Müzesi” bulunmaktadır.

Kaleyle ilgili bir efsaneden söz etmek istiyorum. Fransa’da anlatılan bir efsaneye göre: ne zaman Lüzinyan (Girne) kalesinden “Melusine” isimli perinin sesi duyulursa: o aileden biri ölür.

Kale gezisine başlamadan önce son bir not: 1974 Barış harekatının hemen ardından yapılan araştırmalarda, kalenin odalarında, Girne bölgesi kiliselerinden toplanan ikonlar ve diğer bazı arkeolojik eserlerin depolandığı görülmüştür. Ancak, 1980’li yılların başlarında, kalenin depolarında bulunan tarihi değeri olan ikonların çoğunun yerlerine değersiz başka ikonlar konulmak suretiyle çalındıkları fark edilmiştir. Ardından sürdürülen çalışmalar sonucu, 27 Temmuz 1996 tarihinde yapılan resmi bir törenle kale içindeki bölgeler ziyarete açılmıştır.

 

Kalede gezinti:

Bir hendek üzerinden geçilerek kaleye girilir. Söylenenlere göre: 1400’lü yıllara kadar, bu hendek içinde su dolu imiş.

İç kapının tonozunda bulunan üç aslanlı Lüzinyan amblemi: bir başka yapıdan buraya getirilmiştir.

 

St George Kilisesi:

Kalenin içinde, MS 1100’lü yıllarda yapıldığı düşünülen bir Bizans kilisesi (St George Kilisesi) görülür. Kilise: Bizans ve Lüzinyan dönemlerinde kale dışında bağımsız bir yapı iken, Venedik döneminde bazı değişiklikler yapılarak kale içine alınmıştır.

 

Paşa’nın Lahidi:

Kalenin giriş bölümündeki rampanın hemen kenarında bulunan lahit: 1570 yılında, Kıbrıs’ın Osmanlılar tarafından fethi sırasında şehit olan Osmanlı Amirali Cezayirli Sadık Paşa’ya aittir.

 

Sarnıç:

Luzinyan döneminde yapıldığı düşünülen sarnıç, o dönemlerde kalenin su ihtiyacını karşılıyordu.

 

Anthipanitis Kilisesi:

Burası, eski bir manastırın önemli bir bölümüdür. Burada kullanılan mimari tarza: Kıbrıs’ta fazlaca rastlanılmaz. Kubbe: yuvarlak sütunlar üzerine oturtulmuş, sekizgendir. Giriş kolu: 15’nci yüzyıl Gotik mimari örneğidir. Buradaki fresklerden: günümüze ulaşanlardan bir kısmı orijinal olup 15’nci yüzyıl yapımıdır. Orijinal bu fresklerde: Baş melek Cebrail ile Mihail’in arasında, göğsünde çocuk olan Meryem figürü görülür. 15’nci yüzyıl yapımı kubbede bulunan bir diğer figürde ise: İsa, meleklerle çevrilmiş bir madalyonun ortasında, bir yanında Meryem, bir yanında Vaftizci Yahya olduğu halde resmedilmiştir. Ayrıca: 12 havari ve peygamberler sahnesi de ilgi çekmektedir.

girne kalesi.zindan.1   girne kalesi.içi.1   girne kalesi.içi.2

Zindanlar:

Lüzinyan dönemine ait yer altı zindanları, kalenin batısında, kuzey-güney yönünde uzanmaktadır.

Zemin katın girişindeki zindancı odasının: kuzey ve güneyindeki birer kapı geçidinden geçilir ve içlerinde “Scutella” denen kuyu şeklindeki yer altı hücreleri bulunan zindan odalarına ulaşılır. Zindanlardaki bu hücrelerin boyutunun: 10 x 7 ayak olduğu ve yer seviyesinin çok altında olduğu söyleniyor. Bu hücrelerin üst kısımları ise: belli aralıklarla yan yana yerleştirilen kalaslardan yapılmış bir kapakla kapatılıyormuş.

Suçlu görülen soylular: adi suçlular gibi elleri önlerinde bağlı, kuşakları çıkarılmış, yalınayak ve başları açık olarak, tek hücreli karanlık ve korkunç zindanlara atılırmış ve suçlarını itiraf edinceye kadar çeşitli işkenceler yapılırmış. Suçlu bulunanlar: hançerlenerek öldürülme, darağacında asılma, kafası kesilme, dört parçaya ayrılma ve suda boğulma gibi cezalara çarptırılırmış. Bazı soylular, hizmetkarları ile birlikte, bu hücrelere atılıyorlarmış. Buna örnek olarak: Kral 4. Hugh’un: çocukları I. Peter ve John’u, bu zindanlara attırdığı ve çocuklarının mürebbiyesi olan Sir John Lombard’ı da elleri ve ayakları kesildikten sonra darağacında astırdığı söylenmektedir. Ancak Lüzinyan kralları, halkı aşırı derecede tahrik etmemek için, mahkum edilen soylular ile şövalyelerin: çeşitli açlık ve işkenceler sonucu zindanlarda kendi kendilerine ölmelerini tercih ederlermiş. Yani en sık uygulanan yöntem, soyluların hücrelerde aç bırakılarak ölmelerinin sağlanmasıydı. Girne kalesi zindanlarının ilk soylu konuklarının: Kıbrıs kralı İsaac Comnen’in karısı ve kızı olduğu sanılmaktadır. Kıbrıs’ın Bizans valisi İsaac Comnen: 1191 yılında Aslan Yürekli Richard Kıbrıs’a saldırınca karısı ve kızını daha güvenli olan bu kaleye göndermiş ancak kale Guy de Lusignan tarafından ele geçirilince, her ikisi de zindanlara kapatılmıştır.

Zindancı odasının kuzeyindeki zindan odasında: Kraliçe Aragonlu Elenor’un kuyu hücresine attırdığı, Kıbrıs kralı I. Peter’in metresi Joanna L’Alamen canlandırılmıştır. Kral Peter’in Kıbrıs’ta olmadığı 1367-1368 yıllarında, kış mevsiminde, kraldan sekiz aylık hamile olan Joanna: çocuğunu düşürmesi için kraliçe tarafından çeşitli işkencelere uğrar. Çocuğun düşmemesi üzerine, normal doğum gerçekleştikten sonra, Lefkoşa’dan alınıp Girne kalesinde zindan hücresine, kanlı elbiseleriyle birlikte atılmıştır. Kraliçenin emriyle, 7 gün süreyle kale komutanı tarafından her şeyden mahrum edilir. Ancak bu sürenin sonunda kale komutanı görevden alınıp yerine Joanna’nın akrabası olan Sir Luke getirilir. Böylece: Joanna’nın zindan şartları iyileştirilir. Kraliçe Elenor, kocasından korktuğu için, bir süre sonra Joanna bu zindandan çıkarılır ve Santa Clara Rahibe Manastırına gönderilir.

Yine başka bir canlandırma: zindancı odasının güneyindeki zindanda, duvara zincirlenmiş bir Memlük askerinden ayrı olarak, bir işkence çarkı canlandırılmıştır. Bu odadaki kuyu hücrede: 1368 yılında Kral I. Peter’in emriyle tutsak edilen Şövalye John canlandırılmıştır. Kral I. Peter’in sadık bir dostu ve iyi bir insan olan John: kral yurt dışına gidince, kraliyet sarayını korumakla görevlendirilmiştir. Ancak eşinin Kıbrıs’ta olmamasını fırsat bilen kraliçe Elanora, John ile gönül ilişkisine girer. Dedikodular üzerine, Şövalye Viscont, durumu bir mektupla krala bildirir. Ancak adil olmayan bir yargılama sonucunda: John, kraliçeye iftira atmakla suçlu bulunur ve zindandaki kuyuya atılır. Burada yaklaşık 1 yıl kaldıktan sonra, ölünceye kadar aç bırakılma cezası verilerek Bufavento kalesine nakledilir.

girne kalesi.batık gemi.00    girne kalesi.batık gemi.0   girne kalesi.batık gemi.1  girne kalesi.batık gemi.2

Batık Gemi Müzesi:

Günümüzde birçok müzeye de ev sahipliği yapan Girne kalesi, özellikle Batık Gemi Müzesi ile dikkat çeker. MÖ. 3’ncü yüzyılda yapıldığı tahmin edilen geminin dünyada şu ana kadar keşfedilen en eski ticaret gemisi batıklarından biri olduğu düşünülmektedir. Dünyada, deniz dibinden çıkarılıp birleştirilen en eski batık gemi (ticaret gemisi) ünvanını taşıyor. (Ancak: Kaş açıklarında Uluburun batığı keşfedilince, bu ünvanı bitmiştir.)

Gemi: Akdeniz’de: Makedon kralı Büyük İskender’in ölümünden sonra kurulan Helenistik krallıklara ait donanmaya aittir.

1965 yılında: Kıbrıslı bir Rum olan sünger avcısı Andreas Cariolou tarafından, Girne kıyılarından 1.5 km açıkta, suyun 24 metre derinliğinde bulunmuştur.

Ardından: 1968-1969 yılları arasında: Amerika Pennsylvanya Üniversitesi görevlileri tarafından denizden çıkarılarak müzeye yerleştirilmiştir. Daha sonra: iki yıl boyunca yaklaşık 50 kişilik ekip tarafından yürütülen su altı araştırma ve kurtarma çalışmaları neticesinde, on binlerce parçaya ayrılan gemi hamulesi, bir plan dahilinde parça parça su yüzüne çıkarılarak, yeniden birleştirilmiştir. Bu adeta, zorlu bir bulmacanın parçalarını birleştirmek gibidir.

Batıktaki badem kalıntılarında yapılan incelemeler MÖ 288 ve kerestesinde yapılan incelemeler ise MÖ 339 yılını göstermektedir. Bu da geminin, battığı zaman yaklaşık 80 yıllık olduğunu göstermektedir. Neden battığı bilinmemektedir. Çeşitli teorilere göre: korsan saldırısı veya kötü hava şartları nedeniyle battığı düşünülmektedir.

15 metre uzunluğunda ve 4.4 metre genişliğindeki geminin gövdesi Halep çam ağacından yapılmıştır. Akdeniz ağaç kurdundan korunması için: kabuk koruyucu bir madde ile kaplanmıştır. Gemide bulunan 400 civarındaki anforanın Rodos adasından yüklendiği sanılmaktadır. Bunun yanı sıra: İstanköy işi 29 adet bazalt değirmen taşı bulunmuştur. Bulunan kalıntılardan anlaşıldığına göre: teknenin, adaya yönelmeden önce Akdeniz ve Ege kıyılarında alışveriş yaptığı, 4 kişilik tekne mürettebatının ana besin kaynağının badem olduğu anlaşılmıştır. (gemide 9000 kadar badem ve dört kişinin gündelik kullanımına göre ayarlanmış araç ve gereç bulunmuştur)

Gemide insan iskeleti bulunmamıştır. Geminin ada yakınlarında neden battığı bilinmemektedir.

Müze: 3 Mart 1976 tarihinde ziyarete açılmıştır. Gemi bu müzede: ultraviyole ışıklandırma ve havalandırma sistemiyle korunmaktadır. Güney Kıbrıs’da Agia Napa bölgesinde oluşturulan “Talassa Müzesi” nde, Girne batığının tamamı ile aynı ölçülerde bir benzeri yapılmıştır. Su üzerinde yüzen, gerçeğe yakın benzeri ise Yunanistan’da yapılmış ve çeşitli limanları ziyaret etmiştir.

 

Venedik Kulesi:

Burası 16’ncı yüzyıl Venedik dönemi mimari özelliklerini taşımaktadır. Kulede, günümüzde top atışı hazırlığı yapan askerler ve benzerleri canlandırılmaktadır.

 

Lüzinyan Kulesi:

Erken Bizans dönemi tahkimat kalıntıları üzerine, Kıbrıs kralı John İbelin tarafından, 1208-1211 yılları arasında yaptırılmıştır. Kulede Bizans, İngiliz, Lüzinyan, Venedik, Osmanlı ve İngiliz askeri bayrakları sergilenmektedir.

 

Kırnı Mezarları:

Muhafız odalarının kuzey ucunda bulunan bu odada: 1992 yılında, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi adına Girne şehrinin Kırnı köyü Hüsnü kayası Cemelönü mevkiindeki mezarlık alanda gerçekleştirilen kurtarma kazısında açığa çıkarılan 132 adet eski eser ile mezar sergilemesi canlandırılmıştır. 3 odalı olan mezarda açığa çıkarılan eserlerin incelenmesi sonucunda: mezarlık alanın Eski Tunç Devri sonundan başlayarak, Orta Tunç Devrinin başına kadar (MÖ 2075-1725) kullanıldığı ve 350 yıllık sürede en az üç kere ölü gömme amacıyla açılıp kapatıldığı anlaşılmıştır. Ölülerin öte dünyada kullanmaları için mezara konan malzemeler: Lapta, Karmi, Vasilya, Denya, Mavro Nero, Alambra ve benzeri yerlerde bulunan mezar buluntularıyla benzerlik taşımaktadır. Ayrıca, bu yerlerde yaşayanların: Mısır, Girit, Filistin ve Anadolu’nun çeşitli merkezleriyle ekonomik ve kültürel ilişkide bulundukları saptanmıştır.

 

Akdeniz Mezar Kazısı:

Lüzinyan dönemi muhafız odalarının üst katındaki iki ayrı odada: 1986-1987 yılları arasında Akdeniz köyü Paleokastro bölgesinin Sandıklı Taş mevkiindeki kum taşına oyulmuş bir oda mezarda yapılan kurtarma kazısında bulunan eserler sergilenmektedir. Zengin buluntular, buranın bir kral mezarı olduğunu ifade etmektedir. Ancak mezar 3 ay sureyle talan edilmiş, içinde: pişmiş toprak çanak-çömlekler, kandiller, cam eşyalar, değişik devirlere ait bakır sikkeler, bakır takılar ve aksesuarlar, 53 tane altın küpe, 1 tane altın yüzük, kolye boncukları ve diğer bazı buluntular ele geçirilmiştir. Buluntulara dayanılarak, mezarın Helenistik dönemden başlayarak, MS 631 yılına kadar, yaklaşık 900 yıl süreyle ölü gömme amacıyla kullanıldığı anlaşılmıştır.

 

William Dreghorn Sergi ve Konferans Salonu:

Luzinyan dönemine ait bir salonda: Dr William Dreghorn’un Girne şehrini konu alan özgün resimleri sergilenmektedir.

 

Evet, kale içinde tüm bu bölümleri gezerken yorulduğunuzu hissederseniz, kale içindeki küçük kafede, özellikle Kıbrıs kahvesi içerek yorgunluk atabilirsiniz.

archangelos kilisesi.000   archangelos kilisesi.00   archangelos kilisesi.0   archangelos kilisesi.1

ARCHENGELOS MİCHAİL KİLİSESİ-İKON MÜZESİ:

Girne şehrinin merkez kilisesi olarak 1860 yılında inşa edilen kilise, günümüzde bulunmayan şehir surlarına ait kuzeybatı burcu üzerindedir. Günümüzde, kilise, Girne bölgesinden toplanan ikonaların sergilendiği bir ikona müzesi olarak hizmet vermektedir. Panolar ve duvarlarda: MS 18-20’nci yüzyıllara ait ikonlar sergilenmektedir. İkonların üzerinde: Hz İsa ve azizlerin resimleri bulunmaktadır. İkonların ait oldukları dönemde, ikon ressamları Hollanda ve Almanya’dan özel ikon boyaları ithal ediyorlardı. Bu boyalar, düz ve parlak görünümlü olma özelliğine sahipti.

Kiliseye yapımından 25 yıl sonra çan kulesi ilave edilmiştir. Bu çan kulesi: Girne şehrinin birçok yerinden görülmektedir.

 

girne limanı.2

GİRNE YAT LİMANI:

Şehrin en güzel yeridir. Eski Venedik dönemi evleri, restoran ve tavernalar vardır. Özellikle yaz aylarında renkli balıkçı tekneleri ve lüks yatlar marinayı dolduruyor.

At nalı şeklinde girintinin arkasındaki restoran ve barlar, tabloyu andıran bir görünüm sergiliyor. Bu restoran ve bar işlevi gören binalar, önceki yıllarda Anadolu ve Avrupa’ya Kıbrıs’tan ihraç edilen harup (keçi boynuzu) ve tuz için ambar olarak kullanılıyordu. Harup ve tuzun ihraç edilmesinde önemli bir yer tutan limana, İngiliz sömürge döneminde (1880’li yıllardan sonra) dalgakıran ve tek katlı gümrük binası yapılmıştır. 1914 yılında ise bu gümrük binasına, ikinci kat ilave edilerek bugünkü son şeklini almıştır.

Günümüzde, Kıbrıs’ta tek olan marina, birçok yabancı tekneye servis veriyor.

halk sanatları müzesi.1   halk sanatları müzesi.2    halk sanatları müzesi.3

HALK SANATLARI MÜZESİ-HARUP AMBARI:

Girne limanı kordon boyu üzerindedir. Zemin ve üst kattan ibaret olan binanın ana giriş kapısı, limana açılan kısımdadır.

Müze olarak düzenlenen bu iki katlı ev, 18’nci yüzyıldan kalmadır. 1966 yılında İskoç asıllı Lady Margeret Loch tarafından Kıbrıs Cumhuriyetine hibe edilmiştir. Kıbrıs mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

Girişteki zemin katında: yağ değirmeni, döven, kara saban, tarım aletleri, küp ve tezgah gibi köylüler tarafından yakın bir geçmişte kullanılan ve yeni kuşaklar tarafından bilinmeyen aletler bulunur.

Üst kata ulaşımı sağlayan merdivenlerin kesildiği yerde: bekçi odası vardır. Daha sonra ise merdivenleri devamla üst kata varılır.

Üst katın ilk odalarındaki vitrinlerde Kıbrıs’ın çeşitli bölgelerinde işlenmiş el işlerinden seçkin örnekler vardır. (Tığ işleri, kumaş üzerine renkli iplik yün veya sim işlenmiş yatak, masa ve baş örtüleri, yastık kılıfları, yün çorap, kese vs.). Mutfak olarak düzenlenmiş ikinci odada: çeşitli su testileri, ahşap havan, şarap kapları, seramik sırlı tabaklar teşhir edilmektedir. Daha geniş teşhir imkanı olan üçüncü büyük odada: bir dinlenme köşesi görülür. Ortada ahşap bir karyola (yatak), ahşap dolap, vitrinler içinde çeşitli kadın ve erkek kıyafetleri, kabartmalı ahşap raflar üzerinde seramik ve metal kaplar teşhir edilmektedir. Daha geniş teşhir imkanı olan üçüncü büyük oda: bu şekilde yerleştirilmiştir. Başta elbise sandıkları olmak üzere masa, sandalye, duvar dolapları, kapı ve pencereler müzenin her kısmında görülür.

bandabulia.000   bandabulia.00    bandabulia.0   bandabulia.1

BANDABULİYA-OLD BAZAAR:

Girne Bandabuliyası, şehir merkezinde, 1878 yılında İngiliz sömürge döneminde Belediye Binası olarak inşa edilmiştir ve bitişiğinde bir açık hava pazarı vardı. Yetkililer: kış aylarında binanın bir bölümünü kapalı pazara dönüştürerek, kapalı bir pazarın bulunduğu ilk taş bina haline getirdiler.

1970’lerin sonlarında, pazarda çok sayıda canlandırıcı kasap ve balık tutkunu vardı. Bununla birlikte, süpermarketlerin gelişi ve başka bir belediye pazarının açılması, önemli miktarda ticaret yapan Bandabuliye’yı olumsuz etkiledi. 1990’lara gelindiğinde kasap ve küçük kahvesi kalmasına rağmen, Pazar olarak işlevini yitirdi. Daha sonra, Belediye tarafından gereksiz ekipmanların depolanması için ve yakın zamana kadar ise çöp deposu olarak kullanıldı.

2005 yılında: Bandabuliye yeme-içme alanı olan bir Pazar ve turizm ile zanaat merkezi olarak restore edilmesine karar verildi. Binanın içinden 40 kamyon çöp temizlendi. Yenilenme sırasında yanının büyük kısmında orijinal malzeme kullanıldı. Günümüzde, baktığınızda kapılar üstünde, eski demir işleri izlerini görebilirsiniz. Kasapların blokları bölündü, eski et kasnakları yeniden kullanılması için temizlendi.

Bugün, Bandabuliye’ya gittiğinizde ilk dikkatinizi çekecek obje: Girne kalesinde korunan eski yelkenli geminin bir örneğidir. Bu geminin orjinali, yapıldı ve binanın ortasına yerleştirildi. Binanın bir tarafı: dondurma salonu ve bar olarak düzenlendi. Diğer bölümünde ise, yerel halkın: kartpostal, yerel Kıbrıs hediyelikleri satması için ayrıldı. Ayrıca: taze meyve ve sebze suları sunan bir bar da bulunmaktadır. Öğle ve akşam yemeklerinde hizmet veren 70 koltuklu bir restoran bulunmaktadır. Her Perşembe, Cuma ve Cumartesi akşamları canlı müzik sunuluyor.

 

ŞEHİR MERKEZİ DIŞINDA GEZİLECEK YERLER:

karaman-karmi köyü.1   karaman-karmi köyü.2   karaman-karmi köyü.3

KARAMAN-KARMİ KÖYÜ:

Girne şehir merkezinin 7 km batısındadır.

Kıbrıs İngiliz sömürgesinde iken 1878-1960 yılları arasında, adayı ziyaret eden aristokrat İngilizler, hayallerindeki yer olarak tanımladıkları Girne bölgesine yerleşmeye karar verirler ve burada Akdeniz mimarisine uygun, muhteşem köşk ve villalar yaptırırlar.

Palmiyelerin de bulunduğu çiçek bahçeleri, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen birbirinden güzel objelerle süslenmiş bu saray gibi villalarda uzun yıllar yaşarlar. Siyasi gerginliklerin artması üzerine, bazıları adayı terk eder ve bazıları ise kalmak isterler.

1974 Barış Harekatı sonrasında, KKTC Hükümeti, dağınık şekilde yaşayan yabancıları bir araya toplar. Eski bir Rum köyü olan ve günümüzde Karaman olarak isimlendirilen bu köye, evlerin onarılması koşulu ile yabancıların yerleşmesine izin verilir.

Bir dağ yamacına kurulu, eşsiz bir manzaraya sahip köye yerleşen sakinler, orjinaline sadık kalınarak evleri restore ederler ve 150 haneli bir Akdeniz köyü yaratırlar. Evlerde ince bir zevk hakimdir.

Günümüzde: köyde birçoğu İngiliz olmakla birlikte, Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar, Hollandalılar, İsviçreliler, Amerikan ve Kanada vatandaşları yaşamaktadırlar. Köy meydanında küçük bir kilise vardır.

Köy çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda, Orta Tunç çağından kalma, oda şeklinde mezarlar bulunur. Mezarların birinin koridorunda, eski insan figürü olarak kabul edilen bereket tanrıçasına ait figürler ortaya çıkar. Ayrıca, ölülere armağan edilen, mavi fayanstan boncuklar ve Girit’ten gelen Minos uygarlığına ait kaplara rastlanmıştır. Verilere göre, Lepithos’daki gemilerde çalışan gemicilere ait olduğu düşünülen bu nesneler, Tunç Çağında çevre ülkelere yapılan ticari ilişkileri ortaya çıkarmaktadır.

çatalköy.1    çatalköy.2

ÇATALKÖY-VRYSİ:

Girne şehrinin doğusundadır. Çatalköy’den Tatlısu yoluna giderken, deniz kıyısında, Kıbrıs’ın turistik tesislerinden bir tatil köyü sınırları içinde, denize hakim bir tepededir.

Neolitik döneme ait, adanın bu ilk yerleşimlerinden biri: denize hakim bir tepe üzerinde; MÖ 4000-3000 yılları arasında, Anadolu Kilikya bölgesinden göç edenler tarafından kurulmuştur.

Yapılan kazılarda: evler arasında birbirine bağlantı sağlayan dar dehlizler bulunmuştur. Duvarların iç yüzleri balçık kaplı, damlar kamış kullanılarak yapılmış, çamur ve balçıkla sıvanmıştır. Kullanılan kaplar, topraktan el yapımı olup MÖ 3000 yılında Vrysi halkının, oluşan depremlerden sonra buradan ayrıldıkları düşünülmektedir.

kirsokava.1

KİRSOKAVA-CHRYSOKAVA:

Girne kalesinin 1 km doğusunda, denize uzanan kayalık bir burundur.

Geçmişi 2000 yıldan daha fazla geriye uzanan bu arazi Türk malı bir arazi olmasına rağmen, İngiliz idaresi döneminde satın alınıp tarihi eserler nedeniyle Sit alanı yapılmıştır. Bu alanın esas ismi “Chrysokava” dır. Chrysos: altın demektir. Bir efsaneye göre: altın arama ile bağlantılıdır. Ancak kesinlikle Roma dönemine ait bir kalıntıdır. Çünkü: bu alanın Roma döneminde bir mezar olarak kullanıldığı ve sonradan sonradan Girne kalesi ve limanı yapımında taş ocağı olarak kullanıldığı düşünülüyor. Taş kesiminde çalışan kişiler: burada kendilerine mağara barınaklar, kuyular, su toplama havuzları ve hatta kilise inşa etmişlerdir.

Bizans döneminde inşa edilen ve Agia Mavra isimli bu kilisede: Roma ve Bizans dönemine ait süslemeler vardır. Kilisenin MS 700-900 yılları arasındaki döneme ait olduğu sanılıyor.

Günümüze çok az bir bölümü ulaşan kilisenin duvarlarındaki hayvan ve tavanda bulunan Miraç sahnesini anlatan freskler, yapının 10’ncu yüzyılda yapıldığını gösterir.

lambousa.1   lambousa.2

LAMBOUSA-LAPİTHOS:

Adada kurulan 10 krallıktan biri olan Lamabousa (Lapishos): Girne’nin batısında Alsancak (Karava) civarındadır.

MÖ 1200 yıllarında Akalar tarafından, bir yarımada üzerinde kurulmuştur.

Kelime olarak “parlak” anlamına gelen “Lambousa”: 10 bin kişilik nüfusu ile bir ticaret şehri olmuş, Roma ve Bizans dönemlerinde ışıltılı bir yaşam sürdürmüştür. Bu dönemde: şehre gimnazium ve tiyatro gibi mimari binalar yapılmıştır. MS 7’nci yüzyıla yani Arap akınlarına kadar süren bu  refah dönemi ve huzurun bozulması ile: Lambousa halkı yerleşim alanlarını, yavaş yavaş dağ yamacına doğru taşıyarak Lapta’yı kurmuşlardır.

Arapların yenildiği 965 yılında, şehir tamamen boşaltılmış, yeni yerleşim alanı Lapta, Luzinyan döneminde oldukça gelişmiştir.

Şehre ait kalıntılar: 1900’lü yılların başında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Bu kalıntılar: balık havuzları, kaya mezarları ve çok azı korunmuş surlardır. Roma döneminde: deniz kıyısına oyulmuş balık havuzlarında, temiz suyun girip kirli suyun çıktığı kanallar dikkati çeker. Kalıntılarda bulunan tabak, kaşık gibi bir kısım değerli eşyalar, buradan kaçırılmış olup Londra ve New York gibi şehirlerdeki müzelerde sergilenmektedir. Bu hazinelerin: Arap korsanlarının saldırılarından önce, toprağa gömüldükleri düşünülüyor. 627-630 yıllarında yapıldıkları anlaşılan bu kalıntıların birçoğunda İmparatorluk damgası bulunuyor. Kazılarda, ayrıca Demir Çağına ait oda mezarlarının ipuçlarına rastlanılmıştır.

ozanköy.2    ozanköy.1

OZANKÖY-KAZAPHANA:

Girne şehrinin 2 km uzağında bulunan köy: Bellapais manastırının üstünde bulunduğu uçurumun hemen altındadır ve Bellapais ile adeta bir bütündür.

Narenciye, zeytin ve harnup ağaçlarının bulunduğu, deniz kıyısına kadar uzanan geniş bir arazi üzerinde kuruludur.

Bu köyde: 1974 yılı öncesine kadar sürekli olarak Türkler yaşamıştır.

Köyün doğusunda: MÖ 2000 yılına ait mezar bulunmuştur. Buna dayanılarak köyün Bronz Çağı yerleşimi üzerine kurulduğu düşünülmektedir.

Köy merkezinde adanın en eski camilerinden birisi bulunur. Cami: dikdörtgen planlı ve kesme taştan yapılmıştır. Köyün hemen yakınlarında: 15’nci yüzyıla yani Bizans dönemine tarihlenen “Panagia Tou Potamu kilisesi” vardır. Yapı: silindirik apsisli, semerdan çatılıdır. Bizans kilisesinin duvarlarında bulunan resimlerin çok azı günümüze ulaşmıştır. En iyi korunan yeri: Venedik stili ikon platformudur. Bu köye yolunuz düşerse: mutlaka zeytinyağı ve harnup (keçiboynuzu) pekmezi alın.

 

AKDENİZ KÖYÜ-AYA İRİNİ:

Girne şehrinin batısındadır. Yeşilin ve mavinin kucaklaştığı köy: denizden 2 km uzaklıktadır. Denize yaklaştıkça hissedilen esindi; kavurucu sıcaklarda, denize girmek için birçok ziyaretçiyi buraya çeker.

Adanın en büyük ormanlarına sahiptir.

Köy ismini: 1260 yılında burada yaşayan “Ag Eirini” ismindeki bir rahibeden almıştır. Önceleri Rumların elinde bulunan köy, Barış Harekatı sonrası Türklerin eline geçince ismi “Akdeniz köyü” olarak değiştirilmiştir.

Köylüler çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçinirler ve sütlerini “Hellim peyniri” yaparak fabrikalara satarlar.

Köy çevresinde, iki tarihi eser alanı vardır. Köyün deniz kenarı tarafında “Paleokastro” civarında, eski krallıklardan birine ait olduğu düşünülen kaya mezarı vardır. Düzgün taş bloklarla örülü mezarda, merdivenlerle ana mezar dairesine iniliyor. Mezarda: altınlar ve iskelet kalıntıları bulunmuştur. Bu mezar, günümüzde Girne kalesinde sergilenmektedir.

1929 yılında İsveçli arkeologlar tarafından yapılan kazılarda: ayrıca açık hava kutsal alanı bulunmuştur. Deniz kenarında bir tepe üstünde bulunan alanda, yarım daire şeklindeki sunağın çevresinde, boyutları insan boyuna ulaşan heykeller bırakıldığı gibi, el değmeden bulunmuştur. Çoğu erkek olan ve başlarında konik başlıklar bulunan bu heykellerin, tanrılara sunulmak üzere bırakıldığı düşünülüyor. MÖ 750-500 yılları arasına tarihlenen bu kalıntıların büyük çoğunluğu İsveç’e kaçırılmış ve kalan kısmı da Güney Lefkoşa şehrinde bulunan “Kıbrıs Müzesi” nde sergilenmektedir.

 

ÖMER TEKKESİ:

Girne şehir merkezinin yaklaşık 4 km doğusunda, Çatalköy’ün kıyı şeridindedir.

Kıbrıs’ta Müslümanlar için önemli ziyaret ve adak yerlerinden biri olan Hz. Ömer Tekkesi, 7 ve 10’cu yüzyıl arasında gerçekleşen Arap akınları dönemine tarihlenmektedir. Türbe: Emevi döneminde Muaviye’nin komutanlarından Ömer ve altı arkadaşının burada şehit düşmesi nedeniyle yapılmıştır.

 

2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.2a    barış ve özgürlük müzesi.2   barış ve özgürlük müzesi.3

BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK MÜZESİ:

1974 Kıbrıs Barış Harekatının başladığı 20 Temmuz gecesi, karargah olarak kullanılan bu evin girişine Rum askerleri tarafından roketatar mermisi atılmış ve patlama sonucu: 50’nci Piyade Alay Komutanı Piyade Kıdemli Albay İbrahim Karaoğlanoğlu, Hava İrtibat Subayı Pilot Binbaşı Fehmi Ercan ve 2 er şehit olmuştur. Bu nedenle, tarihi belge özelliği kazanan ev: Kıbrıs Barış Harekatını ölümsüzleştirmek için müze olarak düzenlenmiştir. 20 Temmuz 1974 gecesi roketatar mermisinin isabet ettiği yere dokunulmamıştır.

Müzenin bulunduğu ev: 1970’li yılların başında, Makarios’un diş doktoru olan Yorgacis isimli zengin bir Rum evi olarak inşa edilmiştir. I. Barış Harekatının başladığı Yavuz Çıkarma Plajının hemen doğusundadır.

Müzenin zemin katında, 1974 Barış Harekatını gerekli kılan olaylar, tarihi süreç içinde canlandırılarak verilir ve harekatta ele geçirilen silahlar burada sergilenir. Yine bu katta, müzeyi ziyaret edenlere Kıbrıs Barış Harekatı belgeseli izleme imkanı yaratılmıştır.

Müzenin üst katında: Şehit Albay Karaoğlanoğlu ve şehit Pilot Fehmi Ercan’a ait üniformalar, özel eşyalar ve harekat sırasında şehit olanların ele geçirilen fotoğrafları, özel eşyaları ve üniformaları sergilenmektedir.

2017.08.26-27.Girne.Açık hava araç müzesi.1a   2017.08.26-27.Girne.Açık hava araç müzesi.1b   2017.08.26-27.Girne.Açık hava araç müzesi.1d   2017.08.26-27.Girne.Açık hava araç müzesi.1j

Müzenin iç avlusunda: Kıbrıs Barış Harekatı sırasında şehit olan asker ve sivillerin isimlerinin yazılı olduğu bir anıtsal pano bulunur. Müze binası ile Karaoğlanoğlu şehitliği arasındaki açık alanda ise, Barış Harekatı sırasında Rum Milli Muhafız Ordusunun terk ettiği zırhlı araçlar ve ağır silahlar sergileniyor.

yavuz çıkarma plajı.1

YAVUZ ÇIKARMA PLAJI, BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK ANITI:

Girne şehrinin 8 km batısında bulunan Yavuz çıkarma plajı, Karaoğlanoğlu şehitliğine yürüyerek 5 dakika uzaklıktadır. 20 Temmuz 1974 tarihinde Türk askeri, adaya ilk olarak burada ayak basmıştır. Plajın hemen yanında bulunan anıt ise: askerin karaya basması ile bölgenin esaretten kurtuluşunu simgelemektedir. Anıt: askerlerin havadan paraşütle adaya indikleri noktada yerleştirilmiştir.

2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.1a   2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.2b   2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.4a

KARAOĞLANOĞLU ŞEHİTLİĞİ:

Yavuz çıkarma plajının hemen yanı başında ilk çıkartma sırasında şehit düşen askerlerin yattığı Şehitlik ve Açık Hava Müzesi vardır. Kıbrıs harekatı sonucu yaşamını yitiren Türk askerleri için yapılan şehitlikte çok sayıda mezar bulunuyor. Ayrıca, bu şehitliğin bulunduğu yerdeki  köşk, çıkarma yapıldığında karargah olarak kullanılmış ve günümüzde ise müze olarak düzenlenmiştir. Köşkün bahçe kısmında ise, geçmiş döneme ait yani harekat sırasında, Rumlar tarafından kaçarken bırakılan askeri araçlar sergilenmektedir.

bellapais manastırı.000   bellapais manastırı.2   bellapais manastırı.6   bellapais manastırı.8

bellapais manastırı.7    bellapais manastırı.0000   beylerbeyi köyü.1

BEYLERBEYİ KÖYÜ-BELLAPAİS:

Beylerbeyi köyü, Girne şehir merkezinin 6 km doğusundadır.

“Bellapais” yani Latince adından da anlaşılacağı üzere “Güzel köy” Kıbrıs’ın en güzel köylerinden biri olan bu mütevazi köyün manzarası çok güzeldir. Köyün nüfusu 500 kişi civarındadır. Portakal, mandalina, trunç ve limon ağaçları arasına, eski Rum mimarisi evler ve modern köşkler yerleştirilmiştir. Köyün Bellapais olan ismi, 1974 Harekatından sonra Beylerbeyi olarak değiştirilmiştir.

Köy: köyde çoğunlukla İngilizler yerleşiktir ve filmlerde görülen İngiliz köylerini anımsatır.

Köyün ilk yerleşimcileri, 1187 yılında Kudüs’ü ele geçiren Selahattin Eyübi’den kaçan ve Kıbrıs’a yerleşen Augustinian mezhebi rahipleridir.

Bunlar: 1198-1205 yılları arasında, köyün hemen güneyine bir manastır yaparlar. Ancak günümüze ulaşan yani bugün görülen manastır, bu yapılan manastırın revize edilmiş şeklidir. Günümüzde ayakta kalan manastırın büyük bölümü: Fransa kralı III. Hugh (1267-1284) döneminde yapılmıştır.

Ada Osmanlı egemenliğine girince, manastır Rum Ortodokslarına verilmiştir.

1974 Barış Harekatının ardından, Rumların güneye göçmeleri nedeniyle, yapı “Eski Eserler ve Müzeler Dairesi” himayesine alınmıştır.

Evet: Latin manastırı, Girne ve kuzey sahilleri manzarasına hakim, Beşparmak dağlarının eteklerinde, kayalık bir tepe üzerinde kurulmuştur. Manastırın büyük bölümü harabe olarak günümüze ulaşmıştır.

 

Manastırın adı, Fransızca “Abbeye de la Paix” yani “Barış Manastırı” dır. Beyaz manastır olarak da bilinir. Çünkü burada kalanlar beyaz giysiler giyerler.

Kıbrıs’a özgü sarı taştan yapılan, Gotik mimari özellikleri ve kuzey sahillerine hakim güzel manzarası dikkat çekmektedir.

Dünyaca ünlü İngiliz yazar Lawrence Durell, 1953-1956 yılları arasında Bellapais köyünde yaşamıştır. Beylerbeyi köyündeki “Tembellik ağacı” adını verdiği dut ağacının altında, Bellapais Manastırını da içine alan “Bitter Lemons” (Acı Limonlar) kitabını yazmıştır. En tanınan romanı “İskender Dörtlüsü” dür.

Bellapais Manastırı’na olan hayranlığını sık sık dile getiren Lawrance Durell’in, manastırın bulunduğu bölgede yaşadığı evi de ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

bellapais manastırı.kilise.1   bellapais manastırı.kilise.2

Manastırın gezilmesi:

Manastırı görmek için: dar yollardan ilerleyerek tepeye ulaştığınızda “Dut Ağacı Kahvehanesi” karşınıza gelir ve burada bir yorgunluk molası verebilirsiniz.

Daha sonra manastıra ulaşıyoruz.

Kale kapısı görünümünde ve burç şeklinde, mazgallı bir geçitten manastırın içine giriliyor.

Kapının kulesi: daha sonraki dönemde yapılmıştır. Kapının mermer üst bölümünde, Kıbrıs, Kudüs ve Lüzinyan krallarının armaları görülür.

Giriş kapısından sonra ön bahçe vardır.

Buradan sonra ise, manastırın en eski ve orijinal durumu korunmuş: 13’mcü yüzyıldan kalma kiliseye geçiliyor. Kilisenin ön yüzünde görülen kısmen dökülmüş İtalyan üslubundaki freskler, sonraki dönemde yani 15’nci yüzyılda yapılmıştır. Kilise “Beyaz giymiş Meryem Ana” (Ayia Asproforesha Church) olarak biliniyor.

Manastırın ortasındaki avlunun, dört yanını çeviren revaklı avlu ve yemekhane: Fransa kralı 4. Hugh (1324-1359) döneminde yapılmıştır.

Bir köşede: üst üste duran Roma döneminden kalma iki mermer lahit, bir zamanlar, rahipler tarafından lavabo olarak kullanılmıştır.

Lahitlerin arkasındaki kapıdan yemekhaneye geçiliyor.

Gotik sanatın kusursuz bir örneği olan yemekhane: geniş, dikdörtgen ve tonozlu bir yapıdır. Gündüz, deniz tarafındaki altı büyük ve doğu tarafındaki gül pencereden ışık almaktadır. Papazlara, yemek yedikleri sırada vaaz vermek için kullanılan güzel kürsü, bugün de yerinde durmaktadır. Burası özellikle akustiği ile önem kazanıyor. Günümüzde bu mekanda her yıl Mayıs ayının son haftasında klasik müzik festivali düzenleniyormuş. Bu salon savaş yıllarında Rumlar tarafından kurşun yağmuruna tutulmuş olup, kurşun izleri hala görülmektedir. Rum çeteleri, seferberlikten önce köy halkını korkutmak ve köyden kaçırmak için bu salonun duvarlarına ateş ettikleri ve akustik nedeniyle yankılanan sesin tüm köye yayıldığı ve bunun üzerine köyden kaçışların arttığı söylenir.

Batı duvarındaki kapı: alt kattaki mutfak, mahzen ve tuvaletlere inen merdivene açılıyor.

Orta avlunun doğusunda, rahiplere ayrılan yerler ve meclis odası bulunuyor. Orta avluda görülen selvi ağaçları, iki katı aşan boyutlarıyla dikkat çekiyor.

Manastırın idari işleri, bu meclis odasından yürütülüyormuş.

Gotik taş işçiliğinin başarılı örnekleri olarak kabul edilen dış kabartmalar arasında: sırtında bir merdiven taşıyan adam, iki denizkızı arasında bir adam, kitap okuyan bir kadın, iki vahşi hayvanın saldırısına uğrayan bir adam, tespihli bir kadın, dallarında bir kedi ve bir maymun olan armut ağacının altında kalkanlı bir adam, pelerinli bir rahip gibi figürler göze çarpıyor.

Meclis odasının ortasındaki sütunun, erken dönem Bizans kilisesinden getirildiği tahmin edilmektedir.

Çalışma odalarının üst katında, rahiplerin yatakhaneleri vardır.

Yine üst katta ve kuzeybatı köşede, küçük bir hazine odası bulunuyor.

Manastırın mahzeni de resim galerisine dönüştürülmüştür.

Evet, manastır gezilecek bir tarihi yer olması dışında, tüm Girne şehrine hakim manzaraya sahiptir. Manastır içinde bir de restoran vardır. Kybele restoranda öğle ve akşam yememi molası verip Kıbrıs lezzetlerini tadabilirsiniz.

 

“Kıbrıs, Girne” için 4 yorum

  1. ben kıbrıs doğumluyum orda 10 sene kaldım şimdiyurt dışında yım orayı cok özledim oraya gidersesniz girne, ozanköy ve bellapaisi mutlaka gezin :):):)

  2. eğlence açısından bizim güney sahillerimiz Kıbrıs’ın çok çok ilerisinde. akşam dışarı çıkıyorsun her yer kapalı, barlar birbirinden çok uzak mesafelerde. sadece casinoları beğendim, Girne Kaleside mutlaka görülmeli.

  3. Kısa ve öz bir anlatım.Girne hakkında bir çok bilgiye sahip oldum.Bu kadar güzel bir anlatıma teşekkürler..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir