Kayseri

Share on FacebookTweet about this on TwitterEmail this to someonePrint this page

k.erciyes dağı.konaklama.1

Yurdumuzun; merkezi yerinde, tarihsel geçmişi, Erciyes dağı, mantı, pastırması ile öne çıkan, birçok kez bulunduğum bir şehir.

 

 k.genel.4

ULAŞIM:

 Havayolu: Erkilet havaalanı var. Şehir merkezine: 6 km. uzaklıktadır. Düzenli uçuş seferleri yapılmaktadır.

Karayolu ise: Kayseri; konumu ile, yurdumuzun merkezi bir yerindedir. Bu nedenle: belli başlı merkezlere yakındır. Kayseri-Ankara arası uzaklık: 320 km. Kayseri-İstanbul arası uzaklık: 773 km. Kayseri-İzmir arası uzaklık: 848 km. Kayseri-Bursa arası uzaklık: 691 km. Kayseri-Konya arası uzaklık: 304 km. Kayseri-Antalya arası uzaklık: 619 km. Kayseri-Sivas arası uzaklık: 195 km.

 

 

k.tarih.1

TARİHİ:

Kayseri çevresindeki en eski yerleşim: şehrin 20 km. kuzeydoğusunda bulunan Kaniş Höyüğüdür. Burada: MÖ.2800 yılından, Helenistik çağa kadar yerleşim bulunmuştur. Özellikle: Asur ticaret kolonileri ve Hitit çağlarına ait burada, birçok belge bulunmuştur.

 

Hititlerden  sonra, bölgede Frig egemenliği görülür. Daha sonraki dönemde ise, Kızılırmak havzasındaki Mazaka ön plana çıkar. MÖ.676 yılında, Anadolu’ya gelen Kimmerler: Kaniş ve Mazakayı tahrip ederek, Frig hakimiyetine son verirler. Sonraki dönemde, Kaniş bir daha toparlanamaz. Bölgenin kutsal dağı olarak kabul edilen (Erciyes) Argalos’un kuzey eteğindeki Mazaka, Lidya ve Mad hakimiyetine girer ve devrin önemli bir ticaret merkezi olur. MÖ.590 yılında, Pers kralı Kyros’un Lidya kralı Krisos’u ir ticaret merkezi olur. MÖ.590 yılında, Pers kralı Kyros’un Lidya kralı Krisos’u yenmesi sonucu ise, bütün Anadolu ile birlikte, Mazaka da Pers hakimiyetine girer. İran’dan bölgeye göç eden halk: kendi ülkelerine benzettikleri, Argaios (Erciyes) ve çevresine yerleşirler.

 

MÖ.332 yılında; Ararathes I. İlk Kappadokia kralı olarak bağımsızlığını ilan eder. MS.17 yılına kadar ,yani 349 yıl, hüküm süren bu krallığın başkenti: Mazaka iken, kral Arirathes V. Zamanında, şehrin adı: Eusebia olarak değiştirilir. MÖ.8 yılı içinde ise: yine bir değişiklik yapılarak şehrin adı, Roma İmparatoru Ceasar’a izafeten “Ceasarea” olur. Bu isim; MÖ. 8 yılı içinde ise: yine bir değişiklik yapılarak şehrin adı, Roma İmparatoru Ceasar’a izafeten “Ceasarea” olur. Bu isim; 2000 yıllık tarihi süreçte, değişerek, günümüze “Kayseri” olarak ulaşmıştır.

 

Evet tarih içinde yolculuğumuza devam ediyoruz. MS.193-211 yılları arasında: şehirde önemli Roma şehirlerinde olduğu bir çok bir çok yapılaşma görülür. Özellikle: büyük bir stadyum yapılır ve burası birçok önemli yarışmanın merkezi haline gelir. Şehir surları ise, Roma imparatoru Gordianus III. zamanında (MS.241) yaptırılır. Tüm bunların yanında, 4. yüzyılın başında, şehirde yaşayan halk, tamamen Hıristiyanlaşır. Hatta, Kayseri, Hıristiyanlığın bir dini merkezi haline gelir.

 

Roma imparatorluğunun bölünmesinden sonra, Kayseri, bir Bizans şehri olur. Ancak: Bizans zamanında, Arap ve İran ordularının İstanbul seferleri sırasında, şehir defalarca işgal edilir.

 

1085 yılından itibaren, Kayseri artık bir Türk ve Müslüman şehri olarak görülmektedir. Bu sırada: şehirdeki Rum ve Ermeniler, birer mahallede toplanırlar. Şehir: yapılan: cami, han, medrese, hamam ve çeşmeler ile, kısa sürede tam bir İslam kentine dönüşür. Bir süre: Danişmendlilerin de egemen olduğu şehirde, gerek Danişmendliler ve gerekse Selçuklular zamanında; çok görkemli yapılar yapılır. Bunlar: Camii Kebir, Güllük Camii ve hamamı, Hunat Külliyesi, Şifaiye-Gıyasiye Medresesi, Hacı Kılıç Külliyesi, Lala Muhlisiddin Camisi, Sabahiye Medresesi, Kale surları, Yoğunburç.

 

1243 yılında, Selçuklu ordusu; Kösedağ savaşında, Moğol ordusuna yenilince: Anadolu Moğol hakimiyetine girer. Moğollar; 150 yıl boyunca: Anadolu ve Kayseri’nin tüm kaynaklarını yağmalarlar.

 

Fatih Sultan Mehmet zamanında: Gedik Ahmet Paşa tarafından; Karaman, Konya ve Kayseri bölgeleri, Osmanlılara bağlanır. Kayseri: 1476 yılında Karaman, 1839 yılında Bozok Eyaletine bağlı iken, 1867 yılında bağımsız bir sancak merkezi olarak Osmanlı idari taksimatında yerini alır.

 

Cumhuriyet döneminde: 1924 tarihinde, Kayseri, İl yapılır ve şehirde, devletin öncülüğünde sanayileşme başlatılır. Sırasıyla: Sümerbank, Dokuma Fabrikası, Tayyare Fabrikası, Anatamir Bakım Fabrikası, Askeri Dikimevi kurulur.

 

 k.genel.2 

GENEL:

Kayseri’nin de içinde bulunduğu bölgeye: Kapadokya adı veriliyor. Bu bölge: Kızılırmak’ın güneyinden, Tuz gölünden, Fırat nehrine kadar uzanıyor. İpek yolu da buradan geçiyor. Bu nedenle: tarih boyunca, tüm ulusların ilgisini çekmiş olan bölge, pek çok uygarlığın beşiği olmuştur.

 

İlin bir çok yerinde, bozkır iklimi özellikleri görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Yüksek yerlerde ise, yayla iklimi hüküm sürer.

 k.erciyes dağı.2

İlin en önemli ve en yüksek dağı: 3916 metre ile, Erciyes Dağıdır. Erciyes dağı: birçok voltan tepeleri bulunan, sönmüş bir küme volkandır. Dağcılık sporu ve kış turizmi açısından önemli bir yeri vardır.

 k.genel.kayseri lisesi.resim

Sakarya Savaşından önce, TBMM nin taşınması için, Kayseri de Kayseri Lisesinde hazırlıklar yapılmıştır. Bu yönü ile de, Kayseri yurdumuzun önemli şehirlerinden biridir.

k.mimar sinan.1

 Tüm bunların yanında, ünlü Mimar Sinan; Kayseri’lidir.

 

 k.pastırma.1

 NE YENİR:

Kayserinin zengin bir mutfak kültürü vardır. Kayseri adıyla adeta bütünleşmiş olan: pastırma ve sucuğun ünü, yurtdışına taşmıştır. Nefis yemek çeşitleri arasında, mantının da özel bir yeri vardır.

 

MANTI: Araştırmalara göre, 36 çeşit mantı pirişirmektedir. Bunların arasında en yaygın olanı: etli mantıdır. Üzerine sarımsaklı yoğurt ve sumak ekilerek nefis bir yemek halini alır.

 

AŞMAKARNA: Evlerde en çok tüketilen yiyecek türüdür. Çorba: erişte ve makarnadan oluşur. Pişirilirken baharatla zenginleştirilen çorba çok lezzetlidir.

 

ARABAŞI: Hem yapılması hem de yenilmesi marifet isteyen bir yemektir. Oldukça fazla biber ve limonlu olarak hazırlanmış olan tavuk etli çorba, belirli bir kıvamda hazırlanmış ve soğutulmuş hamur ile içilir.

 

GÜVEÇ: Kayserinin en gözde yemekleri arasındadır. Toprak güveçte, özellikle yaz aylarında, sebzeden yapılan bir yemektir. Ana malzemesini: patlıcan, domates, biber, sarımsak ve et oluşturur. Buna patates de ilave edilebilir.

 

 

TATLI ÇEŞİTLERİ: Açma baklava, oklava baklava, güllü baklava, kamış baklava, fincan ağzı, nevzine, un helvası, telteli, dut pekmezi, aside, incir dolması.

 

PASTIRMA: Pastırmayı ilk yapanların, Orta Asya’da Hun Türkleri olduğu bilinmektedir. Çeşitli yazarlara göre: “Hun Türkleri yemek tanımazlar, yaban etleri ve atın sırtında: baldırları arasında ezdikleri, yarı pişmiş eti yerler”.

Ancak: bu yazılı bilgilerin tam da gerçeği yansıttığı düşünülemez. Çünkü: Macar Müzelerinde bulunan, Hunlara ait bir at eğerinin cepleri görülür ve kurutulmuş etlerin, bu ceplere sokulduğu ve atın baldırına, vücuduna değmediğ anlaşılmaktadır. Sonuçta: Orta Asya’dan batıya akınlar yapan Hun Türkleri: eyerlerinin ceplerinde getirdikleri, kuru et konservesi: Anadolu’ya gelerek yerleşen Oğuz Türklerinde, pastırmacılık bilincinin yerleşmesine neden olmuştur. Türkler: sonbaharda kışa hazırlık olarak: tuzlu, kuru ve dumanlı et konserveleri yaparlar. Bu yiyecek kültürünün de, Orta Asya’dan geldiği bellidir. Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde yazdıklarına göre, 17. yüzyılda Kayseri de pastırma üretilmektedir. Pastırmanın Kayseri’de bu kadar güzel üretilmesinin en büyük sırrının: Kayseri’de gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkının çok fazla olmamasından kaynaklanıyormuş.

 

Günümüzde pastırma nasıl yapılıyor? Merak edenler olabilir; Etler, kemikten ayrılıp, basdırma olacak kısımlar çıkarılır. Bastırmalık etler, bıçakla delinip, buralara kaya tuzu yerleştirilib, leğenlere istif edilir. Ertesi gün, çıkan su dökülür, etler bir güzel yıkanır. Tuzu iyice temizlenince, üst üste dizilir ve üzerine ağırlık konularak, suyunun çıkması sağlanır. Buna: denge koyma denir. Bu durum: “Yekte yavrum yekte, bastırmalar denkle” şeklinde, türkülere de girmiştir. Evet, 2-3 gün sonra: etler yine yıkanır ve sergilere asılıp güneşte kurutulur. Daha sonra, çemene yatırılarak hazır hale gelir.

 

20 tür pastırma yapıldığı söylenmektedir. Bunlar. Sırt, kuşgömü, kenar mehle, eğrice, omuz, dilme, şekerpare, kürek, kapak, döş, etek, bacak, ortabez, kavrama, meme,kelle, kanlıbez, arkabas ve tütünlük bunlardan bazılarıdır. Bu çeşit pastırmalardan:  “sırt” öncelikli sırada bulunur. Bunu tercih edin. Ardından: kuşgömü ve sonra da kenar (dilme) gelir. Sırtın uç kısmı olan tütünlük denilen yerinden yapılanın: Beylere layık olduğu söylenir. Bir hayvandan: 1 kilo tütünlük ya çıkar ve çıkmaz. Şekil olarak gösterişsiz olan “Kuşgömü” tüm pastırmaların tadını taşır. Dil ile damak arasında yerken eriyiverir.

Etek,kavrama, meme, kellegömü türündeki pastırmaların fiyatları, nispeten daha ucuzdur. Pastırma alırken: dikkat edin, içinde sinir ve yağ görüyorsanız, bunun birinci kalite olduğu söylenemez. Fiyat aralığını ona göre belirlemek gerek.

 

Bu arada: bir de “Pastırma Yazı” deyimi var. Bunu da merak edenler olabilir. Pastırma: 29 Ekim ve 1 Aralık tarihleri arasında yani “pastırma yazı” olarak isimlendirilen dönemde yapıldığında: muhteşem bir tat bulurmuş. Bu döneme: bu nedenle, pastırma yazı deniliyormuş. Biraz önce de söylediğim gibi, bu dönemde, gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı çok aza iniyormuş. Son olarak: pastırma yediğinizde, bütün vicudunuzun bir süre o çemen kokusunu taşıyor olması, maalesef dezavantaj.

 

 

 xxxxxxxxxxxxxx

 NE SATIN ALINIR:

Kayseri’de bulunduğunuz sürede: gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, ilginizi çekerse, pastırma alabilirsiniz.

 

 

 

 

 xxxxxxxxxx

ERCİYES ÜNİVERSİTESİ:

1978 yılında, Kayseri Üniversitesi adı ile kurulmuştur. 1982 yılında ise, Erciyes Üniversitesi adını almıştır. Bugün: Kayseri merkez olmak üzere, Develi ilçesinde de faaliyet gösteren Üniversite: toplam 14 fakülte, 5 yüksekokul, 6 meslek yüksekokulu, 5 enstitü, 5 bölüm, 16 araştırma merkezi, 1350 yataklı gelişmiş bir eğitim, araştırma ve uygulama hastanesi ile hizmet vermektedir.

 

Üniversitede, halen 26 bin üzerinde öğrenci eğitim görmektedir. Öğretim elemanları ise: 234 profesör, 138 doçent, 297 yardımcı doçent, 179 öğretim görevlisi, 185 okutman, 51 uzman, 712 araştırma görevlisi olmak üzere, toplam 3237 personel görev yapmaktadır.

 

Erciyes Üniversitesinde, alt yapı ve hizmet binalarının önemli bir kısım, yörenin hayırsever işadamları tarafından yaptırılıp, tefriş ve donanımı tamamlandıktan sonra, Üniversiteye bağışlanmıştır.

 

k.stadyum.1 

KADİR HAS ŞEHİR STADYUMU:

UEFA’nın dört yıldızlı stadyumlarından biridir. Yaklaşık 33.000 kişilik koltuk kapasitesi bulunmaktadır. 8 Mart 2009 tarihinde hizmete girmiştir.

Oyun alanı hariç, tamamı kapalıdır. Çelik tavanlara: toplam 384 radyan ısıtıcı yerleştirilmiş ve seyircilerin soğuk hava ortamlarından asgari derecede etkilenmesi amaçlanmıştır.

Stad: estetik yapısı ile de dikkat çeker. Alttan ısıtmalı ve otomatik olarak artı 4 dereceye sabitlenen zemini, karın erimesini sağlamakta ve soğuk havalarda sahanın donmasını engellemektedir. Drenaj sistemi sayesinde: zeminde su birikmesin engellenmiştir. Stadın dış çephesinin önemli bir bölümü: LED ışıklandırma ile ışıklandırılmıştır. Böylece: dış cephenin istenilen renklere bürünmesi hedeflenmiştir.

 

Stadyumun bulunduğu: Atatürk Spor Kompleksinde: stadyum dışında, Olimpik yüzme havuzu, 1000 kişilik spor salonu, 1500 koltuk kapasiteli çim yüzeyli futbol sahası, Atletizm pisti ve 3 adet tenis kortu var.

 

Stadyumun çatısı: ilk kez, 600 ton ağırlığında ve 232 metre uzunluğunda, bir çelik aks monte edilerek yapılmıştır. Stadın, 4 tarafında bulunan ve yine ara akslara bağlanan sistemin üzerine, ışıklandırma araçları, ısıtıcılar ve dış kaplama malzemesi yerleştirilmiştir. Sahanın ölçüleri: 68 x 105 metredir. Tirübün saha uzaklığı: kale arkasında 9 metre, yan tirübünlerde ise, 7 metredir. Stadın çevresinde: 1500 araçlık otopark bulunmaktadır. Hemen yakınından geçen raylı sistem sayesinde; şehir merkezinden buraya çok kolayca ulaşım mümkündür.

 

 

 

 

  k.fuar kültür park.2

GEZİLECEK YERLER:

 

 k.kayseri kent ormanı
KENT ORMANI:

Burası: Kayserilerin sıcak yaz günlerinde özellikle tercih edip gittikleri bir yer. Siz de gidebilirsiniz, çünkü gece ve gündüz, doyumsuz Erciyes ve şehir manzarası var. Bu manzara: ziyaretçileri büyülüyor. Burada; barbekülü kamelyalar, yürüyüş yolları, spor sahaları, sosyal tesisler, otoparklar ve restoranlar var.

 

 

 k.beştepeler mehmet çalık parkı.1

BEŞTEPELER MEHMET ÇALIK PARKI:

200 bin metrekarelik bir alanı kapsıyor. Orta Anadolunun en büyük parkı. Şehir seviyesinden 110 metre daha yüksekte. 2001 yılında düzenlenmiş. İsim: Kayseri’nin merhum ve unutulmaz eski belediye başkanlarından birinin adı. Burada: piknik alanları, Kayseri evi, kır kahvesi, döner restoran, Açıkhava tiyatrosu, gölet, hayvanat bahçesi, kaykay pisti, gözetleme kulesi gibi bölümler var. Geleneksel Kayseri evlerinin mimarisinde inşa edilen, 2 katlı Kayseri evi, vatandaşların ziyaretlerine açık tutuluyor. Tavan süslemeleri, merdivenleri, trabzanları, perdeleri ve yer döşemeleri gibi iç mimarisini oluşturan öğeleri ile insanı geçmişe götürüyor. Parkın girişinde, hemen sağda. Biraz dinlenmek isterseniz, kır kahvesi tam size göre. Çam ağaçlarının altında, dinlenmek için ideal bir mekan. Nezih bir ortamda yemek yemek isterseniz, döner restoran tam size göre. Zemine yerleştirilen raylı sistemle, 45 dakikada bir tur atan restoranda, her türlü yemeği bulmanız mümkün.

 

Ayrıca: Erciyes Ekspresi denilen, tekerlekli bir mini tren, çocuklar için park içinde tur düzenliyor. Evet, burayı, yılda yaklaşık 1.5 milyon insan ziyaret ediyormuş. Kayserinin en gözde mekanlarından biri olarak, mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer.

 

 k.fuar kültür park.1

FUAR KÜLTÜR PARK:

Fuar alanında, yaklaşık 150 bin metrekare alana kurulmuştur. İçinde bulunanlar: dev şelale, barbekülü kamelyalar, otopark, çocuk oyun alanları, basketbol sahaları. Günlük ortalama 50 bin kişi tarafından ziyaret ediliyor. Parkın hemen yanında: Kadir Has Müzesi var. Müzenin hemen üstünde, bir kule restoran var. Kültür parkı, oradan daha güzel görünüyor. Ayrıca: Parkın hemen yanında, fuar alanı var. Kayseri Fuarı, bu alanda yapılıyor. Yakın zamanda, Kayseri’nin büyüyen sanayi ve ticaretine bağlı olarak, fuarın kapalı alanı genişletilecekmiş.

 

 

 

 

 

 

ÇARŞI:

Şehrin en işlek ticaret merkezi olan Çarşı içinde, 5 cadde trafiğe kapatılarak, yeniden düzenlenmiş. Düzenleme sonucu: trafik karmaşasından ve gürültü kirliliğinden uzak, sessiz ve sakin ortamda alışveriş yapma imkanı sağlayan mekanlar oluşturulmuş. Gezinti alanları, oturma gurupları, gösteri ve seyir platformları oluşturulan çarşı içi, bu özellikleriyle tercih edilen bir yer haline gelmiş.

 

 k.saat kulesi.2

SAAT KULESİ:

Cumhuriyet Meydanının ortasında bulunan saat kulesi ve ona bitişik olan “Muvakkathane”, 1906 yılında yapılmıştır. Sultan II. Abdülhamit’in fermanıyla, bütün büyük şehirlere, birer saat kulesi ve muvakkithane (Güneşe bakılarak, zamanın belirlendiği yer) inşa edilmiştir. Ancak,bu yapı: daha önce, yakınındaki askerlik dairesinin mübayaa işlemleri için ve daha sonra ise, Turizm Bürosu olarak kullanılmıştır. Atatürk: 1924 tarihinde, şehre geldiğinde, halkın şikayet ve dileklerini, burada dinlemiştir.

 

Saat kulesinin yapım masrafları: İl Özel İdaresi tarafından karşılanır. Sahil Usta tarafından inşa edilir. Ancak, mimarı bilinmemektedir. Kare planlı ve 10 metre yüksekliğindedir. Silmelerle: 3 kata bölünmüştür. Üzeri de, pramidal çinko külah ile örtülüdür. Kesme taştan yapılmıştır. İçeriye, doğu yönünde, yuvarlak kemerli bir kapıdan girilir. İçerisi: silindir şeklindedir. Ortadaki helezonik bir merdiven ile , saatin bulunduğu bölüme çıkılmaktadır. Merdivenin ortasında: 30 cm. çapında, yuvarlak bir açıklık bırakılmıştır. Buradan: saatin kurularak çalışmasını sağlayan, silindir şeklindeki madeni ağırlık sarkmaktadır.

 

Kulenin, dört yöne bakan saat kadranları var. Saat kulesinin üzerinde, dört tarafta, yönleri gösteren, dört çubuk bulunuyor. Bunun ortasında: rüzgarın yönünü gösteren, bir ok işareti var.

 

Kulenin kuzeybatı köşesine bitişik olarak yapılan ve kuzeyden bir kapı ile muvakkithane içerisine girilen saatçi odasının yanlarında, sivri kemerli pencereler var. Muvakkithanenin dört yan duvarının üzeri, üçgen alınlıklar üzerine oturmuş çinko çatı ile örtülmüştür. Kesme taştan yapılan bu yapının duvarları arasında, siyah taş bordürler yerleştirilmiştir.

 k.kapalı çarşı.üstten.1

KAPALI ÇARŞI:

1859 yılında inşa edilmiştir. Büyük bir çarşıdır. 1910’lu yıllarda: çarşısın üst kısmı yıkılarak açtırılmıştır. Ancak: bu durum, çarşının tahribatını hızlandırmıştır. Ağır kış şartlarında: burayı korumak mümkün olmadığı gibi, çarşıdaki yıkılmalar artmıştır. Bunun üzerine: 1980’li yıllarda: burada yeniden bir onarım programı uygulanmış ve 1990’lı yıllarda, onarılan bölümler açılmıştır.

Vakıflar tarafından kontrolü üstlenilen çarşı: aslına uygun olarak inşa edilmektedir. Cumhuriyet alanının güney cephesini kaplayan, Kale ile Bürüngüz Camisinin arka kısmında, 100 bin metrekareye ulaşan bir alanda bulunan kapalı çarşı, günümüze sağlam ulaşabilen ve onarımlarla ayakta kalabilen, önemli bir tarihi eserdir.

 

 k.bedesten çarşısı.2

BEDESTEN:

Bedesten ne demektir? Bedesten “çarşı, borsa, ticaret merkezi” anlamına gelir. Arapça ve Farsça’da kullanılan “bezzasistan, bezistan” (bez kumaş alınıp satılan yer) kelimesinden türemiştir. Bedestene, kale içi anlamına gelen “kayseriyye” de denilmektedir.

 

Kayseri Emiri Mustafa Bin Abdullah tarafından, 1497 yılında yaptırılmıştır. Cami Kebir yakınında bulunan bu tarihi yapı: uzun süre: sakatatçılar tarafından kullanılmıştır. Daha sonra ise, tahliye edilerek tamir edilmiştir. Şimdi: halı ve kilim çarşısı olarak hizmet vermektedir.

Vezir Hanı, Pamuk Hanı ve Kapalıçarşı’nın Sipahi Pazarı bölümünün arasındadır. 9 kubbeli, dört köşe planlıdır. Kayseri Bedesteninin içinde: 1552 yılında, Kayseri Kadısı Bedrettin Mahmut tarafından, bir de kütüphane yaptırılmıştır.

Kesme taştan inşa edilen yapıya, dört yöndeki kapılardan girilir. İçten içe : 19 x 19 metre ölçülerinde, kare planlı bir yapıya sahip olan bedestenin, üzeri dokuz kubbeyle örtülmüştür. Bedestenin batı girişi, eyvan şeklinde düzenlenmiştir. Dikdörtgen planlı çarşının üst örtüsünde, ortada pandantif geçişli kubbe, kubbenin doğu ve batı taraflarında ise, tonoz kullanılmıştır.

 

 

 k.hacıkılıç camisi.1

HACI KILIÇ CAMİSİ:

Ebul Kasım tarafından, 1249 yılında yaptırılmıştır. Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu İzzettin Keykavus zamanında yaptırılan cami: 861 metrekaredir.

Kalın sütunlar üzerine oturtulan kemerlerle sağlamlaştırmış ve böylece üzeri örtülmüştür. Cami dış duvarlarının köşeleri, kale burçları gibi istinat duvarlarıyla korumaya alınmıştır. Camiden iki yıl sonra bitirilen medrese: kuzey cephededir. İçten açık kemerle irtibatlandırılmıştır.

Cami ve medrese ana kapıları: Taç kapı niteliğindedir ve Selçuklu taş işçiliğinin güzel eserlerindendir.

Cami: 1547 yılında, Sinan Beyzade Hüseyin Bey tarafından tamir ettirilmiştir. Cumhuriyet döneminde de onarım görmüştür.

Caminin minaresi: Hunat minaresine benzediği için, bunun da, 2. Abdulhamit döneminde yaptırıldığı düşünülmektedir. Cami halen ibadete açıkıtr.

 

 

 k.hunat camii.1

HUNAT CAMİSİ:

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın hanımı Mahperi Hatun: 1238 yılında yaptırmıştır. Kayserinin, Selçuklulardan günümüze kalan en büyük camisidir. Oturum alanı: 2203 metrekaredir. Caminin batı cephesindeki ana giriş kapısı: muhteşem bir arabesk süslerle bezenmiştir.

Caminin 3 kapısı vardır. Bunlar: kuzey, batı ve doğuya açılır. Doğu kapısının üst eşiğinde: Tevbe süresinin 18. ayeti işlenmiştir. Kitabesine göre: yapının Keyhüsrev zamanında, büyük Validesultan tarafından yaptırıldığı yazılıdır.

 

Ana kapı: batıdadır. Bu kapının, girişte sol yanında, caminin güney ucunda, Mahperi Hatun’un türbesi bulunmaktadır.

 

Selçuklu döneminde: “Huvand” ünvanı: Selçuklu saray ailesine özel bir unvan olarak verilmektedir. Mahperi Sultan da, bu ünvanı kullandığı için, Cami Huvand’dan Türkçeleştirilerek “Hunat Camisi” olarak isimlendirilir.

Tarihi değeri çok büyük mihrabı ve minberi vardır.

48 büyük ayakla beslenen kemerler üzerine oturtulan tavan; tonoz şeklindedir. Ortadaki kubbesi, daha sonra yapılmıştır. Minaresi ise, II. Abdülhamit döneminde yapılmıştır. Caminin arka bölümü; Selçuklular döneminde, yazlık olarak kullanılmıştır. Daha sonra tamamı kapatılarak, günümüzdeki hale getirilmiştir.

 

Caminin yüksek minaresi, batı giriş kapısının üzerindedir. Şerefeli, yüksek minare ise 1726 yılında yapılmıştır. Camide, hemen hemen hiçbir desen ve süse rastlanmaz.

Caminin bitişiğindeki medrese, üç yönde, revaklarla çevrilidir ve giriş kapısı, batı yönündedir. Süsleme, birkaç motiften ibarettir, kitabesi yoktur.

Cami ile medrese arasında, ilginç biçimde yer alan türbe, 8 kemerli bir yapıdır. Giriş kapısı, medresenin içinden olan bu yapının içinde, üç mezar vardır. İkisinin kime ait olduğu bellidir. Mahperi Hatun ile Gıyaseddin Keyhüsrevin kızı Selçuki Hatun.

 

GÜLÜK CAMİİ.

1210 yılında, Yağıbasan oğlu Mahmudun kızı Elti Hatun tarafından onartıldı. Anıtsal bir çini mihrabı var. Mihrap, firuze ve lacivert çiniler hanesi yıldız örneklerine göre sıralanmıştır. Dış kenarda çiçekli nesih ile bir ayet yazılıdır. Mihrabın üst tarafında, yatık müstatil bir çerçeve içinde, örgülü ve çiçekli küfi ile yazılmış bir kelime-i şahadet, umumi görünüşü kuvvetle canlandırmaktadır.

Asıl giriş kapısının iki kenarın birleşim noktasında olması çok ilginçtir. Cami, kare planlıdır. 16 ayak üzerine oturtulmuştur. Girişe göre, en sağda, ışıklı bir bölmenin aydınlattığı mahfil, burasının medrese ile camiyi içeren bir yapı olduğunu akla getirir. Çünkü, bu bölümde odalar vardır, iki katlıdır ve içeriden merdivenle çıkılır.

Türkuvazın neden “ Türk Mavisi “ olduğunu anlamak için, bu cami mihrabını mutlaka görmek gerekir.

Gülük Camii, zaman içinde geçirdiği onarımlara karşın, 1996 ya kadar özgünlüğünü korumuştur. Ancak, kitabesinden 1996 tarihinde, bir hayırsever tarafından yaptırıldığı anlaşılan minaresinin, bu caminin estetik özgünlüğünü bozduğunu açıkca görülüyor.

 

 

 

CAMİİ KEBİR:

Döneminde “Sultan Camisi” diye anılır. Danişmentleliren, Kayseri’deki Emiri, Melik Mehmet Gazi tarafından: 1135 yılında yaptırılmıştır. Melik Mehmet Gazi: şehri ikinci kez fethettikten sonra: burada medrese, cami ve kendisinin defni için türbe yaptırır.

Medrese: daha sonra yıkılır. Türbe durmaktadır. Cami ise: hizmetini sürdürmektedir.

1396 metrekarelik bir alanı kaplayan cami: Kayseri’de Selçukluların ilk eseridir.

Ancak: cami, çevresinin inşaat artıklarıyla doldurulması sonucu; günümüzde aşağıda kalmıştır. Yaklaşık: 3 metrelik bir derinlik görülmektedir. Bu derinliğin üzeri: ağaçla örtülmüştür. Kayseri’te tuğla ile inşa edilmiş minaresiyle dikkati çeker. Minaresi: şerefe altından mavi çinilerle süslenmiştir. Minaresin boyu: 46 metredir.

 

 k.kurşunlu camisi.1

KURŞUNLU CAMİSİ:

Meydanın batı kesimindeki Mimar Sinan Parkı içinde bulunan cami, ibadete açıktır.

1576 yılında, Ahmet Paşa tarafından, Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Ahmet Paşa; Şam beylerbeyi iken emekli olarak İstanbul’a yerleşen ve soyu Halid Bin Velid’e dayanan bir devlet adamıdır.

Kendisine: Tomarza ve havalisi tahsis edilmiştir. Caminin kubbesi ve üzerine kurşun döktürdüğü için, halk arasında “Kurşunlu Cami” diye tanınır.

Dört büyük ayak üzerine oturan yüksekçe kubbesiyle merkezi bir mekana sahiptir. Kapısı: kuzeydedir ve tektir.  Taç kapı şeklindedir. Taç kapının portalindeki işlemeleri, oldukça güzeldir.

 

ULU CAMİ.

1.Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında, 1205 yılında , Bağbanoğlu Muzafferüddin Mahmud tarafından yaptırılmıştır. Avlusu içeriye açık, mihrap önünde kubbesi olan yapı tipindedir. Caminin 1716 depreminde ağır hasar gördüğü ve 1722 yılında onarıldığı kuzey kapısı üstündeki kitabeden anlaşılıyor.

Minaresi, Osmanlı mimari tutumunu açığa vurur. Selçuklular döneminde böylesine yüksek minareler yoktu. Dolayısıyla yakın dönemde, bazı Selçuklu camilerine yüksek minareler kondurmak, özgün mimari dokuyu bozmak anlamına gelir. Osmanlı zamanında yapılan minareler de artık tarihi eser kapsamına girdiği için, bunlara söylecek söz yok.

 

Ulucaminin 46 sütun üzerine oturan yapısı, şematik olarak bakıldığında, bazilikal tipte ve hatta haç planlıdır. Sütun başlıkları eski çağlardan esinlenmiştir.

Sekiz sahınlıdır ve enine 5 kemer dizisi vardır. Geleneksel olandan kopuşun başlangıcı sayılan caminin, tam ortaya rastlayan bölümünün, önceden açık olduğu ve bunun geleneksel avlunun son derece küçültülmüş, niteliğini yitirmiş bir anısı sayılması gerektiği düşünülmektedir.

 

 

 

 k.şifaiye gıyasettin medresesi.1

ŞİFAİYE GIYASETTİN MEDRESESİ:

Selçuklu Sultanı Kılıçaslan kızı Gevher Nesibe’nin vasiyeti üzerine: ağabeyi I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır. 1205 yılında inşa edilen medrese: iki bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölüme: “Gıyasiye” denilir. Bu adın: Gıyaseddin’in yaptırmış olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Selçuklu inşaat geleneklerinde: genelde yaptıranın adına eserler izafe edildiği için, böyle düşünülmektedir. Burası: okul kısmıdır. Medresenin bu bölümünde: Türk Dünyasının ilk tıp öğrenimi yapılmıştır. Burada eğitim gören öğrenciler: teoriyi pratiğe dönüştürmek için: “Şifahane” olarak bilinen ikinci kısımda: uygulama yapmışlardır. 68 x 42 metre ebatlarında olan, bu 2800 metrekarelik büyük binanın medrese bölümünde: bir büyük dershane ve 9 oda var.

Gevher Nesibe: vefatından sonra, onun vasiyeti üzerine yaptırıldığı için: inşaat sırasında, onun türbesi de bu kısma konulmuştur. Türbenin alt kısmında: merhumun sandukası var. Üstü ise: zarif bir mescit olarak düzenlenmiştir. Bu kısımda: bir büyük ve üç de küçük eyvan var. Medresenin tıphane bölümünde: dar bir koridordan şifahane kısmına geçilmektedir. Burada da: 1 büyük ve 3 küçük eyvan var. Ayrıca: 16 oda sıralanmış. Bu kısmın bir özelliği de: medresenin kuzeybatı köşesinde, bir koridorla geçilen üç müstakil odanın bulunmasıdır. Dönemin anlayışına göre, bu odalar, üst düzey devlet erkanının teşhis ve tedavisi için yapılmıştır.

 

Bu medresenin dünya çapında üne kavuşmasındaki diğer bir özelliği de: ruh hastaları için yapılmış ayrı bir bölüm bulunmasıdır. 18 odadan oluşan bu kısmın adı da “tımarhane”dir. Batı: o yıllarda ve hatta ondan 5-6 yüzyıl sonra bile, bu tür hastaları “içine cin girdi, şeytan girdi” diyerek yakarken, bizimkiler, bu odalarda, onları musiki ile tedavi altına alıyorlarmış.

 

Medrese: özel hamamı ile, bir kültür sitesi, bir tıp kompleksi olarak önemini ortaya koymaktadır.Resmi kayıtlara göre: 1890 yılına kadar hizmet vermiştir. 1960-1970 yılları arasında, bugünkü şeklini alan, son tamiri yapılmış ve Tıp Tarihi Enstitüsü olarak, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesine devredilmiştir. Medrese, halen Tıp Müzesi olarak hizmet vermektedir.

 

 

HACI KILIÇ KÜLLİYESİ.

1249 yılında Ebul Kasım İbn Ali El Tusi tarafından yaptırılmıştır. Yan yana iki anıtsal taçkapısı vardır. Katoğlu, Hacı Kılıç planının Anadoluda başka bir örneği olmadığından, bunda en önemli noktanın, avlunun plandaki yeri olduğu yazıyor.

Büyük taçkapısının üstündeki yazıttan, İzzeddin Keykavus zamanında, Ebul Kasım el Tusi tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. Hacı Kılıç sözcüğünün kaynağı ve mimarı belirsiz.

Taçkapı süslemeleri gerçekten, görülmeye değer bir yapı. Şimdiki minaresi, geç dönem Osmanlı yapısını akla getiriyor.

İki eyvanlı, açık medrese tipindedir. Yapı planlanırken, bağımsız olarak değil, cami ile birleşik düşünüldüğü için, Anadoludaki diğer tüm örneklerinden farkını, bu noktada gösterir.

Anadolunun diğer cami-medrese kompleksleri, ayrı ayrı planlanmışken,medrese burada caminin avlusu işlevini yerine getirecek biçimde düşünülmüştür. Günümüzde, burada bir medrese olduğu dikkatle bakılmadan anlaşılmaz.

 

 

 k.döner kümbet.1

DÖNER KÜMBET (TÜRBE)

Oniki köşeli yapı gövdesine sahiptir. Kapı kemerleri üzerinde, iki kanatlı panter vardır. Başları, tahrip edilmiştir. Kapının sağ tarafındaki yüzeyde, küçük bir hurma yaprağı, vazoya konmuş gibidir. Bu motifin altında da, tahrip edilmiş, iki kuş ve aslan başı vardır.

Kitabesinde, türbenin Şah Cihan Hatuna ait olduğu yazılıdır. Ancak, tarih olmadığından, bezemeleriyle kıyaslanıp, 1270 li yıllarda yapıldığı tahmin edilmektedir. Yapımındaki ustalık bakımından, Kayseri’nin önemli kümbetlerinden birisidir.

 

 

 

 

 

k.arkeoloji müzesi.2

 

ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Pazartesi günleri hariç, hergün, saat: 08.00-17.00 arasında açıktır. (12.00-13.00 arası hariç)

1930 yılında, Kayseri’te Hunat Hatun Medresesi, resmen müze olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1938 yılında ise, ziyarete açılmıştır. Ancak: Kayseri yöresindeki eserlerin yoğunluğu ve Kültepe kazıları sonucunda bulunan eserler: Hunat Hatun Medresesine sığmamaya başlamıştır. Bunun üzerine: Gültepe Parkı yakınındaki, eski Hastane binasına ait arsa kamulaştırılmış ve burada 1965 yılında yapımına başlanan müze binası, 1969 yılında tamamlanmıştır.

 

Bugün hala faaliyette bulunan ve tamamı arkeolojik olan eserler: iki salon ve bahçede teşhir edilmektedir.

Birinci Salon: Hemen girişte, MÖ.5500 yıllarına kadar uzanan devre ait: seramikler ile su mermeri idoller ve Ana Tanrıça Heykelleri sergileniyor.

 k.arkeoloji müzesi.3

Büyük Salon: Kültepe Örenyerinde: 1948 yılından beri yapılan düzenli kazılarda ortaya çıkarılan: Asur Ticaret Kolonileri devrine ait eserler sergileniyor. Bunlar arasında: çivi yazılı tabletler, boyalı ve boyasız, pişmiş topraktan yapılmış, yuvarlak, yonca ve gaga ağızlı testiler, vazolar, meyvelik, silindir ve damga mühürler, hayvan biçimli içki kapları, madeni eşyalar, kalıplar ve İmamkulu Hitit Kaya kabartması önemli bir yer tutuyor.

Kültepede bulunarak Kayseri Arkeoloji Müzesinde sergilenen: kap-kacaklarda, çömlekçi çarkının kullanıldığı, değişik formlarda kapların yapılmış olduğu görülüyor. Özellikle: gaga, yuvarlak ve yonca ağızlı testiler, meyve kapları, ryhtonlar, tek ve çift kulplu vazolar burada sergileniyor.

 

Bunların yanında: müzenin büyük salonunda: Asur ticaret kolonilerinin eserleri ve MÖ.2000 yıllarına tarihlenen, Hitit eserleri var. Kültepe, Kululu ve diğer merkezlerden getirilmiş Geç-Hitit (MÖ.1200-700) ait heykeller, kabartma ve hiyeroglif steller sergileniyor. Çeşitli madenlerden yapılmış: objeler, silahlar, damgalar ve silindir mühürler de onları tamamlamış. Küçük buluntulardan ayrı bir bölümde ise, Geç Hitit Devrine ait taştan yapılmış Kululu Kral Heykeli, sfenks başı, yazıtlar ve aslan kabartmaları da dikkat çekiyor.

 

Koridor: İkinci salona geçişi sağlayan koridorda: Kültepe’den çıkarılan Frig Devri (MÖ.730-300) boyalı ve boyasız keramikler görülüyor.

 

İkinci Salon: Burada, Kayseri çevresinden toplanmış Helenistik (MÖ.330-30), Roma (MÖ.30.MS.395) ve Bizans (395-1071)dönemlerine ait eserler, yine kronolojik bir düzen içinde sergileniyor. Bunlar arasında: kıymetli madenlerden yapılmış ziynet eşyaları, cam, şişe ve kolyeler, mermer heykel ve heykel parçacıkları, bronz figürler ile Herakles Lahiti var. Ayrıca: kadın, erkek heykelleri, sunaklar ve mezar buluntuları ile süs eşyaları dikkati çekiyor.

 

Bahçe; Keletepe’de bulunmuş: Kululu eserleri, İmamkulu Kaya Kabartmasının müzedeki Hitit Çağı eserleri arasında ayrı bir yeri var. Çeşitli dönemlere tarihlenen: altın, gümüş, bronz ve bakırdan yapılmış sikkeler, müzenin ayrı bir bölümünü oluşturuyor.

 k.herakles lahti.2

Kayseri Arkeoloji Müzesinin hemen yanındaki Kültür Sitesinin temel hafriyatı sırasında: 1991 yılında, mermer bir Herakles lahti çıkarılmış. Bu lahitte: “Herakles’in 12 işi” sırasıyla anlatılıyor. Bu betimlemelerde, Herakles’in hayatı boyunca yaşadığı fizyolojik değişimler de kademeli olarak gözlenebiliyor.

Bu lahit: müzenin en göze çarpan eserlerindendir. Bu yüzden: bu lahiti incelerden kullanmanız açısından, biraz ayrıntıya girmek istiyorum.

 

Herakles: Yunan mitolojisinin en sevilen ve en ünlü kahramanlarından birisidir. Roma Mitolojisinde ise, Herkül olarak bilinir. Homeros efsanesine göre: Thebai’de doğmuştur. Babası: Zeus ve annesi: Tiryns kralı Amphitryon’un karısı Alkmene’dir. Herakles: gençliği ve tüm yaşamı boyunca, birbirine zıt iki etki altında kalmıştır. Zeus’un hoşgörüsü ve sevgisi ile Zeus’un karısı Hera’nın düşmanlığı, hatta nefreti.

Herakles: doğduğu günden itibaren, tanrısal bir kuvvete sahiptir. Hera’nın gönderdiği iki büyük yılanı öldürdüğünde, henüz birkaç günlük bebekti. Üstün bir eğitim gördü. En iyi yaptığı işler: ok atmak, araba kullanmak ve güreşmekti. 18 yaşına geldiği zaman, Kitharion ormanında yaşayan, ünlü canavarı öldürdü. Kendisine ödül olarak, Thebai kralının kızı Megara verildi. Bu kızdan: 3 oğlu oldu. Hera: işe karışarak, Herakles’i çıldırttı. Herakles’te karısını ve çocuklarını öldürdü. Suçlarından arınması için: Miken kralı Eurystheus’un hizmetine girip, onun her dediğini yapması gerekmiştir. Kralın, Herakles’e yaptırdı 12 işe, mitolojide, Herakles’in 12 görevi veya işleri denir.

 

İşte, bu lahitte: Herakles’in 12 görevi yani 12 işi betimleniyor. Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Bu 12 iş, yani lahit üzerinde göreceğiniz tasvirlerin ifade ettikleri şunlardır: Nemean Aslanını öldürüp, derisini yüzmek, Lerna gölündeki Hydra’yı öldürmek, Artemis’in kutsal hayvanlarından Kyreneia Geyiğini yakalamak, Erymanthian dağında yaşayan büyük yaban domuzunu ağla tutmak, Augias’ın ahırlarını, bir günde temizlemek (iki büyük ırmağın yataklarını değiştirip ahırlardan geçirerek), Stymphalos’da yaşayan ve o bölgedeki insanların rahatını kaçıran kuşları, Athena’nın yardımıyla kovmak, Girit’e gidip, Poseidon’un Minos’a verdiği azgın Girit Boğası’nı getirmek, Troya kralı Diomedes’in insan eti yiyen kısraklarını yakalamak, Amazonlar kraliçesi Hippolyta’dan kemerini almak, Okeanos’un bir adasında bulunan 3 gövdeli dev Geryoneus’un sığırlarını çalmak, Hades’in ölüler ülkesini koruyan Cerberus adlı köpeği, yeryüzüne çıkarmak, Hesperidler’in altın elmalarını getirmek.

 

 

 

 k.etnografya müzesi.1

ETNOĞRAFYA MÜZESİ:

1983 yılında, Hunat Medresesinin içinde açılmıştır. Toplam 2270 antik eserin sergilendiği müze, 1998 yılında, Atatürkevi karşısındaki Güpgüpoğlu Konağına taşınmıştır. İki katlı,yoğun bir kütleye sahiptir.

 

Hayvanlara ait olan alt katı, bugün sergi salonu olarak düzenlenmiştir. Üst kata: dışarıdan bir merdivenle çıkılır. Odalar, orta hol çevresinde düzenlenmiştir. Müzede: Kayseri yöresinin özelliklerini yansıtan: Türk İslam Kültürünün: çini, silah, ahşap, maden, el yazması, halı, kilim, erkek ve kadın giysileri ile, takı ve süs eşyaları sergilenmektedir. Ayrıca: Türk-İslam çağlarının: altın, gümüş ve bronzdan yapılmış sikkeleri kronolojik bir düzen içinde sunulmaktadır.

 

Holun doğusundaki büyük odada, Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları dönemine ait: cam, çini ve ahşap-madeni eserler, ikinci odaya giriş koridorunda: ateşli-kesici silahlar ile erkek kıyafetleri, küçük odada ise: kadın kıyafetleri ile süs eşyaları sergileniyor.

 

Holün güneyindeki iki odanın, büyük olanında: Türk-İslam devletlerine ait sikkeler, diğer odada ise yazma eserler, batıdaki büyük odada: bakır ev eşyaları, halı ve kilimler sergileniyor.

 

Kuzeydeki, yarı açık köşkte, topak Türkmen çadırı, bahçede ise İslami döneme ait mezar taşları teşhir edilerek, ziyaretçilerin görüşüne sunulmuştur.

 

 

 k.tıp tarihi müzesi.1

GEVHER NESİBE TIP TARİHİ MÜZESİ:

Selçuklu Sultanı II. Kılıçaslan’ın kızı Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyeti üzerine, kardeşi Gıyaseddin Keyhusrev tarafından, 1205 yılında, Anadolu’nun ve Avrupa’nın ilk tıp okulu ve hastanesi olarak yaptırılmıştır.

Bugün müze olarak kullanılmaktadır. Medrese ve Şifahanenin fiziki mekanları ziyarete açıktır.

 

Bu müzede: ilaç yapımında kullanılan aletler, reçetelerden örnekler, tıpbı kitap ve dökümanlar, çeşitli tıbbı araç-gereçler ve hasta ile akıl hastalarını iyileştirici çeşitli mekanları içeren odalar var.

 

 k.atatürk müzesi.1

ATATÜRK EVİ VE MÜZESİ:

Kayseri Atatürk Evi ve Müzesi: Cumhuriyet Mahallesindeki Raşit Ağa Konağında, 1986 yılında düzenlenerek ziyarete açılmıştır.

Atatürk ve arkadaşları: Aralık 1919 tarihinde Kayseri’ye gelirler. Kayserililer: Çift Kümbetlere kadar: yolun sağını ve solunu doldurmuş, yüzlerce atlı, onu uzaklardan karşılamak üzere, yollara dökülürler. 19 Aralık 1919 Cuma günü, akşama doğru, arabası ve yanında arkadaşları ile görülen Atatürk, Kayseriler tarafından coşkun gösterilerle karşılanır. Kendisi: Kayseri’nin en gösterişli konağı olan, İmamzade Raşiti Ağa’nın evinde misafir edilir.

Geceyi bu evde geçiren Atatürk; ertesi günü, Kayseri ileri gelenleriyle görüşmeler yapar. O gece de konakta kalır. 21 Aralık 1919 günü sabahı da, Kayseri’den ayrılır.

 

Atatürk’ün konuk olduğu ev; yaklaşık 1898 yıllarında, iki katlı olarak yaptırılmıştır. Tavanı: ahşap işlemelidir. Atatürk’ün kaldığı oda: ikinci katta ve evin güneydoğusundadır. Odanın tavanının ortasında: yıldızlı bir göbek süslemesi ve doğu duvarına yaslanmış bir sedir vardır. Evin bu katında: ayrıca bir plaka asılmıştır.

 

Ev; Gayri Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun aldığı bir kararla, korunması gereken eski eserlerden sayılmıştır.

 

Bu müzede, mumdan yapılmış Atatürk heykeli ve Atatürk ün milli mücadeledeki resimleri sergilenmektedir.

 

 

 

 

 

 

 k.iç kale.1

İÇ KALE:

Selçuklu Sultanlarından I. Alaettin Keykubad tarafından: 1224 yılında yaptırılmıştır. Kale’nin yapılış tarihi: aslında Bizans dönemine dayanmaktadır. Ancak: günümüzdeki şekli, Selçuklular zamanında yapılmıştır. Evet: bir zamanlar, yüksek duvarlarla çevrili olan bu binanın çevresinde, hendekler vardı ve bu hendeklere su verildiği için, buraya yabancıların girmesi hayli zordu. Ayrıca: üstündeki gözetleme kuleleri; buranın sürekli stratejik önem taşıyan bir yerleşim yeri olduğunu da göstermektedir.

Kalenin iki kapısı da sürekli kontrol altında tutuluyordu. Kayseri’nin, Osmanlıların eline geçmesi üzerine, Fatih Sultan Mehmet; kale içindeki camiyi yaptırır. Yanına da bir çeşme yaptırır. Ancak, bu çeşme, zamanla yok olmuş.

Kalede: uzun yıllar, Kayseri halkı oturur. Yaklaşık 600 kadar ailenin ikamet ettiği söyleniyor. Yani: şehrin birkaç mahallesi, kale içinde imiş. Cumhuriyet döneminde: burası sebze pazarı olarak kullanılmış. 1982 yılında, tamamen tahliye edilmiş. Son olarak: Sarraflar, buraya çarşı yapmışlar, ancak çalışmayacağını düşünerek, daha sonra yerleşmekten vazgeçmişler.

Bugün, ülkemiz sınırları içinde, ayakta kalabilen çok az kaleden biri olduğu için: Kayseri kalesinin tarihi değeri büyüktür. Köşeli elips biçimindeki kale duvarları, yüksek olduğu kadar, geniştir de. İçindeki mahzenler ve askerlerin, o dönemde barındığı özel odalar vardır. Kemer ve kubbe tarzı uygulandığı için, bugüne kadar yıkılmadan korunabilmiştir.

Kalenin: dışarıya açılan iki kapısı vardır. Birisi: güneye ve diğeri doğuya bakar. Güneydeki kapı kemerinin üzerinde: aslan heykelleri var. Sonradan meydana bakan, bir kapı daha açılmış.

 

 

SURLAR:

Şehirde, dış surların yalnızca kalıntıları var. Bunlar:  Düvenönü meydanından başlayarak, Cumhuriyet Meydanına doğru uzanıyor ve kalenin kuzey cephesinde birleştikten sonra, Talas caddesi boyunca uzanıp, Yoğunburç’tan tekrar Düvenönüne yöneliyor ve burada noktalanıyor.

Surlar: MS.5. yüzyılda, Bizans imparatoru Jüstinyen tarafından yaptırılmıştır. O dönemde, dış akınlara karşı yaptırılan surlar: oldukça yüksek ve genişti. Kalıntılardan da anlaşılacağı üzere: sığınma yerleri, gözetleme kuleleri, burçları bulunan bu surlar: döneminde, şehri kuşatıyordu. O yıllarda saldırılarda zarar görseler de, sonraki dönemde, bunları Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat onarttırmıştır.

 

Bugün: modern bir şehrin kurulduğu bu surlar içinde: eskiden 19 mahalle varmış. Surların güney köşesindeki Yoğunburç, o dönemdeki tabiriyle “Pasban (bir karakol)”, ve kuzey köşesinde ikinci bir Pasban varmış.

 

Ana giriş kapısı kuzeyde olan surların bu kapısına “Meydan Kapısı” deniliyormuş. Şimdiki: iki kapılı “Meydan Camisi” ile, kale arasında bulunuyormuş. Diğeri ise: Yeni kapı, Sivas kapısı, Boyacı kapısı adlarını almaktadır. Surlar’ın yalnızca kuzey ve doğu cephelerinde: bazı kalıntıları görebilirsiniz.

 

 

 

 k.kadir has müzesi.1 

KADİR HAS KENT VE MİMAR SİNAN MÜZESİ:

Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulmuştur. Fuar alanı içindedir. 6 katlı olan tesisin girişinde: Kent Müzesi, 1. katında ise: Mimar Sinan Müzesi bulunmaktadır. Üst katlarda ise: Yönetim katı, restoran ve cafe olarak kullanılmaktadır.

Kent müzesi: yaklaşık 400 m.karelik bir alana kurulmuştur. 12 ayrı bölümde: 82 ekran monitörlerle Kayseri ile ilgili video prodüksiyonlar sunuluyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 k.erciyes dağı.1

ERCİYES DAĞI :

Kayseri İlinin; 25 km. güneyindedir.

Yaz tırmanışları için: en uygun zaman: Mayıs-Ekim ayları arasındadır. Sönmüş, genç bir volkan olan dağ; Orta Anadolu’nun en yüksek dağıdır. Dağın kuzeyinde: 700 metre uzunluğunda, bir dağ buzulu vardır. Dağın yüksek kısımları: yılın her mevsiminde kalıcı karlarla örtülüdür.

 

Doğu yönünde 2100-2900 metre yükseklikte bulunan Tekir Yaylası, kış sporları merkezi olarak öne çıkıyor.  Kayak alanları: % 30 ile % 10 arasında değişiklik gösteren eğime sahiptir.

 

Bunun dışında: Erciyes bölgesinin en büyük özelliği: bağ’lar. Erciyes dağının 1500 metre yüksekliğe kadar olan kesimleri, bağlarla kaplıdır. Bu bağlar: Kayseri’de yaşayanların sıcak yaz günlerinde en büyük dinlenme ve piknik mekanlarıdır.

 

 

 

 k.erciyes dağı.telesiki.1

KAYAK MERKEZİ:

Erciyes kayak merkezi; Tekir yaylası üzerinde bulunmaktadır. 3916 metre yüksekliktedir. Türkiye’nin kayak öğrenme ve yapmaya en elverişli ve düzgün pistine sahiptir. Ayrıca: kayak yapmanın zevkini en güzel veren toz kar; Erciyes’te bulunmaktadır. Kayak mevsimi: Kasım-Mayıs ayları arasındadır. Kayak alanları: 1800-3000 metre arasında bulunan toplam 12 km. uzunluğundaki pistlerden oluşur. En uzun pist: 3.5 km. dir.

 

Evet, burada: 8 adet mekanik lift var. Bunlardan: 3 tanesi teleski ve 2 tanesi ise, telesiyejdir. 1. telesiyej: 1500 metre uzunluğunda olup, 2215 metre rakımdan başlayıp, 2550 metre yüksekliğe kadar gider. Her biri 4 kişiliktir. 2. telesiyej ise, daha çok profesyonel kayakçılara hitap eder. Uzunluğu: 1600 metre olup, 3000 metre rakıma kadar gider. Her biri 2 kişiliktir. Saatte; 850 kişi taşır. Kayak için hızlı bir çıkış sağlaması nedeniyle tercih edilir.

 

 

KONAKLAMA:

Erciyes kayak merkezinde: birçok resmi ve özel konaklama tesisi bulunmaktadır. Resmi konaklama tesislerinin başlıcaları: Gençlik Spor İl Müdürlüğü Kayak Evi, Erciyes Üniversitesi, Türk Silahlı Kuvvetleri Eğitim Merkezidir. Bunların dışında: özel konaklama tesisleri de bulunmaktadır.

 k.kültepe höyüğü.1 

KÜLTEPE HÖYÜĞÜ:

Kayseri-Sivas karayolunun 20. kilometresinde bulunmaktadır. Karahöyük köyü yakınındadır. Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biridir.

 

 

Burada: 4000 yıl önce, Kuzey Mezopotamyada yaşayan Asurlu tüccarların, Anadoluda kurdukları, yaklaşık 150 yıl süren, uluslar arası ticaret ilişkilerinin bulunduğu, burada ortaya çıkan tabletlerden öğrenilmiştir.

 

Burası: Kaniş krallığının merkezi ve Anadoludaki Asur ticaret kolonileri sisteminin başkentidir.

 

Eski adı: Kaniş veya Neşa dır. Erciyes in eteğinde, bereketli bir ovanın ortasında, Sivastan gelen doğu-batı, Malatyadan gelen güneydoğu-batı ve güneyden kuzeye ulaşan tarihi ve doğal anayolların birleşim noktasında kurulmuştur.

 

Doğanın sağladığı bu avantaj; eski dünya ticaretinde ve siyasetinde, buranın önemini arttırmıştır. MÖ.3. binin sonlarından itibaren ve özellikle 2. binin ilk çeyreğinde, Anadolu-Suriye-Mezopotamya arasında, önemli bir ticaret ve kültür merkezi olmasını sağlamıştır.

 

Kültepe, iki bölümden oluşmaktadır.

 

Kaniş/Tepe/Höyük:

Çevresindeki ova seviyesinden 21 metre yüksekteki höyük: yaklaşık 550 x 500 metre çapındadır. Orta Anadolu höyüklerinin en büyüklerinden biridir. 1893 yılından 1925 yılına kadar, çeşitli aralıklarla yapılan sistemsiz kazılar ve köylüler tarafından höyük toprağının tarlalara gübre olarak taşınması nedeniyle, büyük ölçüde tahribata uğramıştır.

 

Karum/Aşağı Şehir:

Asurluların: Karum-liman dediği Aşağı şehir; Tepe’yi çeviriyor. Yerleşim katlarının yüksekliği, Karum’un bazı kesimlerinde, ova seviyesinden itibaren 2 metreyi bulmaktadır. Tüm eski yerleşim alanının Tepe ile beraber çapı da 2.5 km. ye varmaktadır. Tepe: uzun ömürlü, Karum ise kısa, en çok 300 yıl süre ile iskan edilmiş bir alandır.

 xxxxxxxxxxxx

 

CIRGALAN HANI:

Kayserinin batısında 10 km. uzaklıktadır. Cırgalan köyünün kuzey ucunda bulunan han, harabe halindedir. Ayakta, yalnızca kuzey eyvanı kalmıştır. Yerleşim alanı olarak, orta büyüklüktedir.

Bu hanın en önemli özelliği: inşaatta kullanılan taşlar üzerinde, yapı ustalarının armalarını işlemiş olmalarıdır. Duvar malzemesi, çevreden çıkartılan yumuşak taşlardan oluşmaktadır. Oldukça iyi bir işçilik var. Üzerlerinde, Uygur alfabesindeki harflere benzeyen ve bugün Anadolu kilimlerinde rastlanılan, geometrik çizgilerden oluşan işaretler bulunmaktadır.

Bu han: Kayseri’ye doğudan gelen yolcuların, şehre girmeden önce, burada konaklamaları için yapılmıştır. İnşa tarihi kesin bilinmemekle birlikte, 13. yüzyıl yapıldığı düşünülmektedir. Han’ın kitabesi kaybolmuştur. Kim tarafından yaptırıldığı da bilinmemektedir. Yanındaki Haydarbey Köşkü’nün de, han ile birlikte aynı tarihlerde yapıldığı düşünülmektedir.

 

k.sultan hanı.1

SULTAN HANI:

Kayseri-Sivas karayolu üzerindedir. Kitabesine göre: Sultan I. Alaettin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Yapımına: 1232 yılında başlanmış ve 1236 yılında tamamlanmıştır. Büyüklük olara, Aksaray Sultanhanından sonra gelir. 3900 metre karelik bir alanı kapsamaktadır.

Avluya giriş portalı dışa taşkın olup, geometrik süslemelidir. Yapıda: portaller kadar, köşk mescid ve kışkık kısım da dikkat çekicidir. Avlunun kuzey/batı köşesinde, hamam bulunur. Kütlesel duvarları ve çeşitli takviye kuleleriyle, dış görünüştü kale manzarası hakimdir.

 

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir