Adapazarı, Sapanca

24.908 kişi okudu!

20180422_170546

En son olarak Nisan 2018 tarihinde Sapanca’ya gittim, gezip gördüklerim, notlarım aşağıdadır. Özel aracınızı kullanarak, ücretli TEM otoyolunu kullanarak yaklaşık 1.5 saatte buraya ulaşabilirsiniz.

20180422_170540

Tarihi:

MÖ 1200 yıllarında, Frigyalıların, MÖ 4’ncü yüzyılda ise Bithynia krallığının bölgeye yerleştiği görülür.

Bölge: Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, Buanes, Sofhan ve Sofhange adıyla bilinmektedir. O zamanlar: Krallığın başkenti İzmit (Nicomedia) şehridir. Nicomedia şehrinin valisi Plinius: Sakarya nehri ve Sapanca gölünü kullanarak: Karadeniz’i İzmit körfezine bağlayarak ikinci bir boğaz kanalı yapmayı düşünmüştür. Bu projede: Osmanlı döneminde de gündeme gelmiş ama yapılamamıştır.

Sapanca ve çevresi, 1075 yılında Anadolu Selçuklularının bölgeye gelmeleriyle birlikte Ayan ve Ayanköy ismiyle anılmaya başlar. Haçlı seferleri sırasında, bölge yeniden Bizanslılara geçer. Osmanlı hükümdarı Orhan Bey zamanında, Akçakoca Bey tarafından bölge fethedilir. İlçenin gelişimindeki en büyük etken: tarihi İpekyolu üzerinde bulunan bir konaklama yeri olmasıdır. 17’nci yüzyılda: Sapanca, Kapudan Paşa Eyaletine bağlı, Kocaeli Livası içinde bir kaza merkezi olarak görülür. 1837 yılında, Sultan II. Mahmut döneminde, Adapazarı kaza merkezi haline gelir. 1950’li yıllarda E-5 karayolunun gölün karşı kıyısından geçirilmesiyle, Sapanca bir süre önemini kaybeder gibi olmuşsa da 1989 yılında TEM yolunun ilçeden geçmesiyle, tarihi misyonuna yeniden kavuşmuştur.

 

Sapanca isminin kaynağı:

1640 yılında, Erzurum Seyahatine giderken, kasabadan geçen Evliya Çelebi: kasaba hakkında şu bilgileri verir. “Bir zamanlar, İzmitli bir ihtiyar, buradaki orman ve çalıları temizleyerek, saban yürüttüğünden burada “Sabancı Koca” isimli bir köy kurulur. Sonra zaman geçtikçe mamur hale gelen köy, Kanuni Sultan Süleyman döneminde kasaba olur.”

 

Ne yemeli:

Sapanca denince ilk akla gelen yemek türü “ıslama köfte” dir. Izgarada pişirilen köftelerin yanında, en az köfteler kadar lezzetli olup, tek başına bile yenebilecek ekmekler ikram ediliyor. Özel olarak hazırlanmış soslu kemik suyuna banıp, ıslatılarak yumuşatılan bu ekmek dilimleri ile yenen köftelerin tadına doyum olmuyor. Ne güzel, okuyunca insan bunları kesin tatmak istiyor, ama maalesef böyle bir şansınız fazla yok, çünkü Sapanca’da ıslama köfte yiyebileceğiniz belki 2 belki 3 mekan var, umarım birine denk gelir yiyebilirsiniz, ben bulamadım.

20180422_170136
Genel:

Sapanca denince öncelikle akla Sapanca gölü geliyor. Hatta: belki de ülkemizde birçok kişi, Sapanca’nın sadece bir göl olduğunu, Sapanca diye bir ilçenin bulunduğunu bilmeyebilir. Evet, buraya ismini veren Sapanca gölü: özellikle Ankara-İstanbul otoyolunun hemen kıyısında, yani birçok kişi yanına gitmese de, uzaktan, yoldan geçerken bu gölü görebiliyor.

Gölde: alabalık ve sazan gibi tatlı su balıklarının bulunduğu söyleniyor.

Plaj olarak da kullanılan gölün kıyısı: bahar ve yaz aylarında, gidilebilecek ideal yerler arasında bulunuyor. Piknik ve dinlenme alanları, Atatürk İl Ormanı Uzunköy Köyü çıkışında olup, göl kenarında restoranlar bulunuyor.

Günübirlik veya konaklamalı alternatifler mevcut olan bölgede: özellikle Kırkpınar Naturel Botanik Parkı gezilebilir.

Mayıs-Eylül ayları arasında, burada balon turları düzenleniyor.

20180422_170653

Sapanca Gölü:

Marmara Bölgesinde: İzmit körfeziyle Adapazarı havzası arasında bulunuyor.

Gölün doğu kıyısı: Sakarya nehrinden yaklaşık 5 km uzaklıktadır. Batı tarafı ise, İzmit körfezinden yaklaşık 20 km uzaklıktadır. Bu aralıkta bazı dere ve çaylar bulunuyor. Ama su akışları oldukça azdır. Yazları hepsi kuruyor. Göle, yer altı suları da akıyor ve gölü besliyor. Gölün çıkışı ise, sadece bir tanedir. Bunun adı da “Çarksuyu çayı” dır. Bu çay: Adapazarı’nın içinden boylu boyunca geçip Sakarya nehrine akıyor. Çarksuyu başında, su seviyesini düzenleyen bir mekanizma vardır.

Gölün uzunluğu 16 km, en geniş yeri ise Sapanca ile karşı kıyısı arasında olup 5.5 km. dir. Yüzölçümü 42 km karedir. En derin yeri: Sapanca açıklarında 61 metredir. Gölde, yılda ortalama 75 cm kadar seviye değişikliği görülüyor. Göl seviyesi sonbaharda en alçak, ilkbaharda en yüksektir. Senenin bol yağışlı zamanlarında, Çarkderesi kapakları açılır, bir nevi su tahliyesi sağlanır ve göl seviyesi dengede tutulmaktadır.

Gölün suyu çeşitli sanayilerde kullanılıyor. Gölün yakınlarında ya da çevresinde bulunan sanayi ve kentleşme ile oluşan kirlenmeyi önlemek için, ne gibi arıtma tesisleri bulunduğu bilinmiyor. Ancak sanayi kuruluşlarının çoğunun arıtma tesisi bulunduğu tahmin ediliyor. Tüm bunların yanında, Adapazarı il geneli: göl suyunu şebeke suyu ve çeşme suyu olarak kullanıyor.

Sapanca gölünde: her çeşit su sporları yapılabiliyor. Kırkpınar köyü sahilinde, yelken ve kürek tesisleri vardır.

Son bir not: söylenenlere göre, Sapanca’da 1999 depreminin etkisi hissedilmemiş, yakın çevresinde büyük yıkımlara sebep olan deprem, fay hattının gölün altından geçmesi nedeniyle Sapanca ilçesini etkilememiş, bu bir duyumdur. Ama ben şahsen, göl kıyısındaki bir lüks otelin, deprem sonucunda göle doğru battığını duymuştum.

20180422_170140

Sapanca’da ne yapılır:

En son olarak Nisan 2018 tarihinde burayı ziyaret ettim. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. Sapanca’nın hemen girişinde TOKİ bloklarının bulunduğu yerde, bu bloklar yapılmadan önce Roman vatandaşlar yerleşikmiş, bunlar TOKİ bloklarının yapılmasını önlemek için bayağı mücadele etmişler ama olmamış ve başka bir yerde ikamete mecbur bırakılmışlar. Tabii, bu güzel yeri bırakmak zor olmuş, bir çoğu yine buralarda ve özellikle sahil kesiminde: el falı bakarak, çiçek satarak ve yine çeşitli ufak tefek ticaret işleriyle uğraşıyorlar.

Buranın ziyaret edilmesi, göl kıyısında yaklaşık 400 metrelik bir bölümde yapılacak gezinti veya burada bulunan kafelerde oturup dinlenmekten ibarettir. İlk dikkatimi çeken: bu göl kıyısındaki kıyı şeridinin çok kalabalık olması, ama özellikle Arapların aşırı yoğun olmalarıydı. Bunlara turist diyemiyorum, çünkü bir kısmı turist yani geçici gelip gitmesine rağmen, bir kısmı da artık buralara yani ülkenin en güzel yerlerine yerleşmiş durumdalar. Tabii yörenin insanı da bunu bildiği için, özellikle Arap turistlere yönelik, muhteşem çalışmalar var, Arapça yazılar, Araplara yönelik etkinlikler dolu. Örneğin: Arap turistlere çeşitli kıyafetler giydirip fotoğraflarının çektirilmesi, Maşukiye’de bulunan papağanları buraya da getirmişler, omuzuna koy, resim çektir, ver 20 TL. Kolay kazanç.

Neyse devam edelim. Bu kalabalık yanında, bu sahil şeridinde ilk dikkatimi çeken, pislik oldu. İnsanlar çay bahçelerinde otururken, deliler gibi çekirdek çitleyip, bulundukları yerleri çekirdek kabukları ve diğer her türlü atıklarla dolduruyorlar. Bir yandan: hemen sahil şeridinin yanına yapılan lunapark benzeri, ne olduğu belirsiz ama yarattığı gürültü gayet net olan bir yer daha var. Buralarda tuvalete girmek isterseniz, sakın girmeyin,  pislikten mideniz bulanır. Kapısında 1.5 TL. almayı biliyorlar ama temizlik hiç yok, işin ilginci bu pisliği şikayet edecek bir merci de yok.

Sonuç olarak: Sapanca’nın bu sahil kesimi gerçekten muhteşem güzel, sanki karşısında bir deniz duruyor, tek eksiği: denizin o özel kokusu yok. Görüntü muhteşem, ama ortam yukarıda da belirttiğim gibi pek olumlu değil. Siz yine de buraya yolunuz düşerse, sahil kesiminde güzel bir yürüyüş yapın, gölün muhteşem manzarasını izleyin ve hatta, sahil bandının sonundaki “Sanatkarlar Sokağı” nı gezin, el emeği ürünleri görün.

Evet, şimdi Sapanca çevresinde görülmesini önereceğim diğer yerlere gelelim.

Bizans dönemi lahit ve mezar taşları:

Bizans döneminden kalma lahitler, Sapanca Hükümet Konağı önündeki açık alanda bulunuyor. Lahitlerden iki tanesi, 1976 yılında İlmiye köyü yakınlarında, diğer ikisi ise, 1987 yılında, TEM Otoyolu çalışmaları sırasında bulunmuştur. Ayrıca: Kurtköy köyiçi mevkiinde Btinya krallığı dönemine ait son kralın saklanmak için yaptırdığı kale kalıntıları vardır.

Rüstem Paşa Camii:

Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı ve veziri olan Rüstem Paşa tarafından, 1555 yılında, Mimar Sinan’ın kalfalarından birine yaptırılmıştır. İlçe merkezinde bulunan cami, zaman içinde bazı tadilatlar görmesine rağmen, halen ayaktadır ve ibadete açıktır.

Vecihi Kapısı:

Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı söylenen kemerde: İpek yoluna açılan kapıdır. Kemer: birkaç kez onarılmış ve günümüzde sadece ana gövdesi kalmıştır. Kemerin ilk onarımı 1905 yılında, Sapanca’da Nahiye Müdürlüğü yapan Yanyalı Vecihi Orhon tarafından, orijinal kapısı korunarak yaptırılmıştır. Üzerinde bulunan ve Türkçeleştirilmiş mermer yazıtta: “Her canlı ölümü tadacaktır, 1321, Yanyalı Vecihi Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır” yazılıdır. Burada şahsen benim ilgimi çeken bir cümle vardır. “Bilseydim dünya da ölüm olduğunu, koymaz idim taş üstüne taş” Evet, ilginç bir yazıt, görmeyi unutmayınız.

 

Rahime Sultan Camii ve Rahime Sultan Tuğrası:

Sultan Abdülmecit’in 4’ncü hanımı Rahime Sultan tarafından, 1892 yılında yaptırılmıştır. 1967 yılında onarım görmüştür. Özgün yapısını büyük ölçüde koruyan caminin minaresi, 17 Ağustos 1999 depreminde büyük hasar görmüştür.

 

Sakarya, Taraklı

11.370 kişi okudu!

En son olarak Nisan 2018 tarihinde buraya gittim, gezip gördüklerimi aşağıda okuyabilirsiniz.

Öncelikle şunu bilmenizi isterim. Maşukiye-Sapanca-Taraklı şeklinde yapılan paket turlara katıldığınızda, Maşukiye ve Sapanca bölgelerinde yoğun zaman geçirildiğinden, Taraklı’ya gelindiğinde büyük olasılıkla akşam saatleri oluyor ve buraya muhtemelen 20-30 dakika kadar zaman ayırılıyor. Ziyaretçiler, elbette bu zaman içinde, burayı yeteri kadar gezip görme şansına sahip olmuyorlar, bir de günün yorgunluğu nedeniyle, Taraklı kişilerin gözünde önemini yitiriyor ve buraya gelmenin tamamen bir zaman kaybı olduğu düşünülüyor. Ancak: söylediğim gibi gerek zaman olmaması ve gerekse bütün günün yorgunluğu nedeniyle, buranın önemini anlamak pek mümkün olmuyor.

Size: aşağıda Taraklı ile ilgili bilgiler verdiğimde, inanıyorum ki, Taraklı’ya gitmeyi düşüneceksiniz ve Taraklıyı daha farklı bir gözle görecek ve gezeceksiniz, ama yine de Taraklı’dan çok şey beklemeyin.

Ulaşım:

Taraklı: Sakarya ilinin güneydoğusunda, Sakarya il merkezine 65 km uzaklıkta, İstanbul’a 200 ve Ankara’ya ise 270 km uzaklıktadır.

 

Tarih:

Taraklı, antik dönemde “Bytinia” olarak isimlendirilen bölgede bulunmaktadır. İsmi “Dablar” olarak bilinir.

Hisartepe bölgesinde bulunan iki su sarnıcı: MÖ 2000 yıllarına tarihlenmektedir. Daha yakın tarihlere gelindiğinde ise, yani Osmanlı döneminde: Bizans’a bağlı ve Hıristiyan halkın yaşadığı bir bölge olarak görülür. Bölge Osman Bey komutanlarından Samsa Çavuş tarafından muhtemelen 1289-1293 yılları arasında fetih edilir. Daha sonra, bölgede Osmanlı egemenliği ve kültürüne ait gelişmeler gözlenir. Özellikle Yavuz Sultan Selim, Mısır seferine çıkarken burada konaklamış ve Veziri Yunus Paşa tarafından, yine burada, Mimar Sinan’a bir cami yaptırılmıştır.

 

    20180422_193503

Genel:

İlçenin yüzölçümü 334 metre karedir ve bu alanın büyük bölümü ormanlıktır.

Hıdırlık Tepesi ve Taraklı Hisarlarının yamaçlarında, bu iki tepe arasındaki vadide kurulmuştur. Yani, ilçenin çevresi tepelerle çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 485 metredir. Eski İpekyolu üzerinde bulunmasına rağmen, Ankara-İstanbul yolu, Bolu üzerinden geçince, önemini kaybetmiştir. Günümüzde “Ankara Caddesi” olarak isimlendirilen ve Taraklı’yı ortadan ikiye bölen eski İstanbul-Ankara yolu halen kullanılmaktadır.

Joseph Von Hammer: Osmanlı Tarihi isimli kitabında, burası hakkında yazdıkları “Osmanlı’nın ilk fetih ettiği yerler arasındadır” sözü ilgi çeker. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, Taraklı hakkında:  “Geniş üzüm bağları, bakımlı bahçeleri ve dere çevresine kurulmuş 500’e yakın evden oluşan mamur bir kasaba, bir hamamı, beş hanı, altı mektebi, 200 dükkanı var. İlçe halkı şimşir kaşık ve tarak yapmaktadır ve bu nedenle bölgeye Yenice Tarakçı ismi verilmiştir” diye yazmıştır.

 

Unesco:

Taraklı, 2013 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aday olmuştur. Yani: Unesco’nun kriterlerine uygun ve korunması gereken bir kültür mirası olarak değerlendirilmiştir, bence, bu durum Taraklı’nın gezilip görülmesi için en büyük etkendir.

20180422_193506

Cittaslow-Sakin Şehir:

Cittaslow hareketi: 1999 yılında İtalya’da başlayan, büyük şehirlerin karmaşa ve koşuşturmasına karşın, küçük şehirlerdeki hayat kalitesini yavaş hareket çerçevesinde iyileştirmeyi hedefleyen bir oluşumdur. Aslında hareket İtalya’da Roma şehrinde, bir meydana açılması planlanan fast food zinciri mağazasına karşı yapılan bir tepki sonucu doğmuştur. İsmi de “Slow Food” yani “Yavaş Yemek” olarak isimlendirilmiş, zamanla “Cittaslow” yani “Yavaş şehir” olarak anılmaya başlanmıştır. Hareket, İtalya dışında hızla yayılmış ve Norveç, İsveç, Güney Kore, Avusturya gibi birçok yerde yavaş şehir örnekleri vardır. Şehir merkezinde araba kullanımı yasaklanmış, hamburger mağazası zincirleri ve süpermarketler kapatılmıştır. Yavaş şehir olarak seçilen şehirlerin logosu “Salyangoz” dur. Ülkemizde: Gökçeada, Yenipazar, Akyaka, Perşembe, Eğirdir, Yalvaç, Vize, Halfeti, Şavşat, Gerze, Uzundere, Göynük ve ardından, 2011 yılında Taraklı, bu ağa dahil edilmiştir.

Seçiminde en büyük etken: İlçenin en büyük özelliği göç almaması ve suç oranının yok denecek kadar az olmasıdır. Toplamda ise 7 ana başlık altında 59 kriter değerlendirilmektedir.

20180422_194022

Reklam filmi:

Taraklı’nın ülke çapında tanınmasındaki en büyük etkin, 2010 yılındaki bir reklam filmidir. Bu filimde: Şener Şen, Olgun Şimşek ve Binnur Kaya gibi sanatçılar oynamış ve filmde Taraklı “Mümkünlü kasabası” olarak lanse edilmiştir. Ünlü bir markanın reklam filmi, sürekli olarak yayınlandığında, Taraklı da ülke çapında tanınmış ve ünlenmiştir. Özellikle Şener Şen’in “Ben bu kasabada her şey mümkün demedim mi” sözü ilgi çeker.

20180422_194017

 

Turizm:

Burada: Unesco tarafından da seçime esas olan: 100’den fazla Osmanlı dönemi mimari özelliklerini taşıyan, tescil edilmiş ev ve konak bulunmaktadır. Ayrıca: Mimar Sinan tarafından yaptırılan cami de bunlara eklenir. Ancak bu tarihi eserlerde, son yıllarda aslına sadık kalınarak, büyük bir restorasyon, bakım ve onarım çalışmaları yapılmış ve yapılmaktadır. Bunların sonucunda ise, İlçenin bozulmamış tarihi dokusu muhafaza edilmiş, Osmanlı ahşap mimarisinin en güzel örnekleri ortaya çıkarılmıştır.

20180422_195455

Fotoğraf:

Görsel fotoğraf yarışmalarında dereceye giren eserlerden birkaç tanesi “Taraklı” yöresinde çekilen fotoğraflar arasından seçilmiştir. Çünkü: Taraklı, gerçekten büyük bir görsel zenginliğe sahiptir.

 

 

Ne yenir:

Buraya has, yöresel yemeklerin başında keşkek ve etli nohut gelir. Ayrıca, yine “Uhud tatlısı” denen bir tatlı türü vardır. Sakız haline getirilmiş bir tür buğday lapasından yapılır. Şeker katılmaz. Yapımında sadece buğday ve su kullanılır. Yapılması uzun sürdüğü için, sadece özel günlerde yapılır. Bu tatlının yapıldığı “Buğday çimi”: günümüzde Amerika’da kemoterapi karşıtı kanser hastaları tarafından tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Bunların yanında, yöreye özgü bir de köpük helvası vardır. Çöğen otu kökü, yumurta, şeker ve glikozdan yapılır, içine tahin katılır.

 

Ne Satın alınır:

Buraya yolunuz düşerse, merkezdeki meydanda birçok satıcı göreceksiniz. Aslında buradan şişşir ağacından yapılmış objeler ve özellikle kaşık satın almanızı önereceğim, ama daha da önemlisi buradan gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, buraya özgü “Uhud tatlısı” satın almalısınız.

 

 

 

Karavan Festivali:

Her yıl, Haziran ayının ilk haftası içinde, daha önce futbol sahası olarak kullanılan alanda, gerekli alt yapı tamamlanarak düzenlenen “Karavan Festivali”: 2012 yılından bu yana yapılmaktadır. Yani: Haziran ayının ilk haftasında buraya giderseniz, kamping veya karavanda yaşamınızı sürdürebilirsiniz. Taraklı bunun için uygun şartlar hazırlıyor. Kamp yapanlar Hıdırlık Tepesinde çadırlar kuruyorlar ve karavanlar gelenler ise, Taraklıspor futbol sahasını kullanıyorlar.

 

GEZİLECEK YERLER

 

Eğer tur ile burayı ziyaret ederseniz, muhtemelen başka yerlere de uğrayacağınızdan, buraya ayrılacak zaman genellikle 20-30 dakika kadar olur. Bu zaman için, turlar genellikle merkez meydanda serbest bırakılır ve ziyaretçiler, bu merkez meydandaki tarihi cami ve satıcıların tezgah ve dükkanlarını ziyaret ederek zamanı doldururlar. Tabii: Taraklı bunlardan ibaret değildir, özellikle rehberiniz her ne kadar uzak dese de siz mutlaka çınarı ziyaret edin, sizi oraya götürmesini sağlayın. Yoksa merkez meydanda geçireceğimiz zaman, burayı tanımanız için yetmez, merkez meydanda söylediğim gibi, Taraklının en büyük özelliği olan tarihi özellik taşıyan evlerden sadece bir tanesi bulunuyor. İlçenin ara sokaklarına dalıp, bu tarihi evleri görmenizi öneririm. Yukarı da da belirttiğim gibi, bu tarihi evler gerçekten muhteşem güzeldir. Ama söylediğim gibi, rehberler burayı sona bıraktıkları ve zaman kalmadığı için, çoğu zaman buranın güzelliklerini es geçmeyi tercih ediyorlar.

Taraklı evleri:

İlçede Hıdırlık Tepesi ve Taraklı Hisarının yamaçlarındaki vadide, yöreye has mimari özellikler taşıyan evler bulunmaktadır. Bu evlerin büyük kısmı, yaklaşık 300 yıllıktır.

Evlerin en büyük özelliği: “Osmanlı” şehir dokusunu oluşturan tarzdadır. Genellikle ahşaptan yapılmıştır. Ancak özellikle İstanbul’da, bu tür Osmanlı dönemi ahşap evleri yangın ve depremler sonucu yıkılınca, bu tür evlerin büyük kısmı yok olmuştur. Sadece Anadolu’da birkaç yerde Safranbolu, Taraklı gibi yerlerde, bu tür evler kalmıştır. Bir kısmı konak olarak kullanılan ve bir kısmı ise harabe haldeki bu evler, genellikle üç katlı ve bahçelidir. Kafesli pencereleri, ahşap cumbaları, tarihi alınlıkları ve ilginç figürlere sahip kapı tokmakları görülmelidir. Bu evlerin en büyük özelliği: Safranbolu evlerinden farklı olarak, birbirlerine benzememeleridir. Hepsinin kendine has tarzı ve boyası vardır. Bu evlerin arasındaki dere: yöreye ayrı güzellik katıyor. Ancak, günümüzde bu evlerin birçoğunun viran olduğunu göreceksiniz. Çünkü Sit alanı ilan edildikleri için, sahipleri bu evlere çivi bile çakılmaz. Ancak, devlet tarafından da restore edilmediklerinden, içinde oturanların onarmasına da izin verilmeyince, evler çürümeye terk edilmiş haldedir.

Fenerli ev-Haşim ağa evi:

Bu 19’ncu yüzyıl yapısı ev, mutlaka görülmelidir. Zaten, Taraklı’da her yerden görülür. Aynı zamanda bölgenin en güzel yapısıdır. Zamanında Taraklının en büyük tüccarlarından olan Haşim Ağa tarafından yaptırılmıştır. Dört bir tarafı pencereli “Cihannüması” (buna fener denir) ile tanınır. Bu cihannüma, Haşim Ağa tarafından, Taraklıya gelenlerin kendi evini bulabilmeleri için yaptırılmıştır.

 

          20180422_193534  20180422_194008

Yunus Paşa Camii:

Hemen merkez meydanda görülmektedir. Yavuz Sultan Selim, 1517 yılında Mısır seferine giderken, burada bir gece konaklamış ve ardından veziri Yunus Paşa’ya bu caminin yaptırılmasını emretmiştir. Caminin mimarının Mimar Sinan olduğu söyleniyor. Caminin kubbesi kurşun kaplı olduğu için buraya “Kurşunlu cami” de deniyor. Mimari olarak kare planlı ve tek minarelidir. Cephe duvarları ince yontu taşlarla yapılmış, saçak kornişleri işlenmiştir. Mimar Sinan: taş blokları yerleştirirken, taşların ortalarını oymuş, demir çubuklar yerleştirmiş ve sonra üzerine harç değil, eritilmiş kurşun döktürmüştür. Cami, bu nedenle, uzun yıllar sağlamlığını muhafaza eden, ender eserlerdendir. Ayrıca, hemen yanında bulunan hamamın, buharları, bir tesisat döşenerek, buraya aktarılmış ve ısıtma sağlanmıştır. (Not: cami her ne kadar Mimar Sinan eseri olduğu söylense de, bazı söylentilere göre Mimar Sinan, buraya hiç gelmemiş, sadece caminin çizimlerini göndermiştir.)

Evet, ilçeye gelen ziyaretçilerin en çok uğradığı burası “bugüne kadar birçok deprem görmesine rağmen hala dimdik ayaktadır.”

 

 

Tarihi Hamam:

İlçe merkezinde, Yunus Paşa camisinin yanındadır. Hamamdan çıkan buhar, ilk yapıldığında Yunus Paşa camisinde, alttan ısıtmada kullanılıyormuş. Hamam Osmanlı döneminden kalmadır. Ayrı bölümlerde: eski ve yeni olmak üzere iki havuz vardır. Caminin restorasyonu sırasında, hamam tamamen işlevini yitirmiş, yerden ısıtma özelliği kaybolmuştur.

20180422_193503

Taraklı Müzesi-Kültür Evi:

Merkez meydanda, eski konaklardan birisidir. Yapı 1930 yılından itibaren: okul, belediye binası ve hükümet konağı olarak kullanılmıştır. 2001 yılında ise restore edilerek kültür evi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Burada: yöresel kadın kıyafetleri, Taraklılı hattat Saim Özel’in eserleri, Taraklı evleri minyatürleri, demirden yapılmış çeşitli sanat eserleri sergilenmektedir.

 

Alman çeşmesi:

Yunus Paşa çarşısındadır. 1930’lu yıllarda burada yaşanan susuzluğu çözmek için Alman Buderus firması tarafından bölgede yaptırılan 7-8 çeşmeden birisidir.

 

Çınar ağacı:

Yusuf Bey mahallesindedir. Yunus Paşa camisinden yürüyerek 15-20 dakika uzaklıktadır. 700 yıllıktır. Osmanlı devleti, topraklarına kattığı her yere çınar ağacı dikiyordu. Kültür Bakanlığı tarafından doğal anıt olarak tescil edilmiştir. Yakın geçmişte, bir yangın tehlikesi atlatmış, ancak zarar görmemiştir. Ağacın gölgesindeki çeşmeden 277 yıldır su aktığı söyleniyor.

 

Hisar Tepesi:

Hisar Tepesinde tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Kale ve su sarnıcı kalıntıları görülür. Tepedeki su sarnıcının MÖ 1000-2000 yılları arasına tarihlendiği söyleniyor. Burada bir de “Hıdır Dede Türbesi” vardır.

 

 

 

   

Termal-Kil Hamam:

Taraklı-Geyve karayolu üzerinde, merkeze bağlı Hacıyakup Paşalar köyündedir. Osmanlı  döneminden kalma kil hamam, günümüzde kaplıca olarak kullanılmaktadır. İlçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Burada 15 bin üyeli devre mülkler bulunuyor. Kas-iskelet hastalıkları tedavisinde kullanılıyor. Ortopedik operasyonlar sonrası, uzun süre hareketsiz kalma durumlarında, tedavi edici özellikleri olduğu söyleniyor. Spor yaralanmalarında da kullanılıyormuş.

 

 

 

Sakarya, Pamukova

12.300 kişi okudu!

Küçük bir yer. Turistik özellikleri ön planda değil. Burada, bir gün geçirdim, anlatabileceğim çok bir şey yok.

 

 

 

 

Xxxxxx

 

ULAŞIM:

Pamukova, il merkezi Adapazarına, 40 km. uzaklıktadır. Buranın en büyük özelliklerinden biri de, bu yoldan geçen birçok otobüs firmasının duraklama tesislerinin bulunması.

 

 

 

 

 

” src=”http://www.gezi-yorum.net/wp-content/uploads/2010/10/pamukova.genel_.1-150×150.jpg” alt=”” width=”150″ height=”150″ />

GENEL:

 

 

İlçe merkezi, kendi adıyla kurulmuş olan ovada olup, kuzey ve güneyi, yüksek tepelerle çevrilidir. Ovanın ortasından akan Sakarya nehri ve ilçe merkezinden geçen yoğun karayolu, ekonomik katkı bakımından öne çıkıyor.

 

Pamukova ovası: İlçenin güneyindedir. Sakarya nehrinin bıraktığı alivyonlarla oluşmuştur. Uzunluğu 25 km. ve genişliği ise 6.5 km.dir. En yüksek yeri, 100 metre, en alçak yeri ise 70 metredir. Ova’da her türlü sebze ve meyve yetiştirilmektedir. İlçeye bağlı köylerin yarısı, bu ova üzerindedir.

 

İklim: yazın sıcak ve kışın ılık bir iklime sahiptir. Aynı zamanda, rutubetli bir havası vardır. Rutubetli havalarda, nem oranı: % 98 olur. Kışlar bol yağışlı ve ılıman, yazları ise sıcak olur.

 

 

 

 

xxxxxxxxx

NE YENİR. NE SATIN ALINIR:

Yani: burada yetiştirilen en meşhur gıda ürünü: kuru soğan.

 

 

 

 

xxxxxxxxx

GEZİLECEK YERLER:

PAŞALAR KALESİ:

İlçenin kuzeyinde bulunan Paşalar köyündedir. Sarp bir tepe üzerinde kurulu kaleye , yaklaşık bir saatlik yaya yürüyüş sonunda ulaşılıyor. Paşalar köyünden sonra, bir saat, yaya yürüyüş yapmak gerekiyor. Yani, ulaşım biraz sorunlu. Kalenin ne zaman yapıldığı konusunda net bilgiler yok. Ancak: Roma döneminde yapıldığı ve Bizans döneminde de kullanıldığı sanılıyor.

 

Kale bölgesinde: surlar, tepenin bulunduğu ana kayanın çevresinde, dairesel biçimde yerleştirilmiştir. Ancak, surların bir kısmı, günümüze ulaşmamıştır. Günümüze sağlam olarak ulaşan sur duvarları ise: iri ve kesme taşlardan, mezar stellerinden, sunak parçalarından, sütun parçalarından oluşmaktadır. Evet, sur duvarlarından sonra, kale içine girerseniz, burada tam bir rezillikle, defineciler tarafından açılan birçok çukurla karşılaşacaksınız. Büyük tahribat var.

 

 

 

 

KAYMAKAM SUYU YAYLASI:

İlçe merkezinde, yaklaşık 800  metre yüksekliktedir. Sürekli yukarı doğru ilerleyerek, yaklaşık 15 km. yol gitmek gerekiyor. Böylece, yaylaya ve  kamp alanına ulaşılıyor.

Doğal görünümüyle, her türlü ağacın bulunduğu ve bol oksijenli bir yer. Kamp kurmak mümkün.

 

 

KIRCA YAYLASI:

İlçeye bağlı, Karapınar köyünden 13 km. uzaklıktadır. Her yıl, Temmuz ayında, burada yayla şenlikleri düzenleniyor.