Mersin, Toroslar

5.182 kişi okudu!


Mersin ilinde, şehir merkezinin, kuzeydoğu bölümünü oluşturmaktadır.

 

GENEL:
Mersin ilinde, yüzölçümü en büyük ilçedir. Güneyinde Akdeniz, batısında Yenişehir ve Mezitli ilçeleri bulunmaktadır. Mersin ilinin en büyük iki mezarlığı da, buradadır.
İlçe adını, Toros dağlarından almıştır.

 

KONAKLAMA:
Büyük Yalçın Oteli Turgut Türkalp Mah. 79001. Sok.No.27.A. 2263525

GEZİLECEK YERLER:

 

YUMUKTEPE:
İlçe merkezinin 1 km. kuzeybatısında, Demirtaş mahallesindedir. Arkeoloji dünyasında özel bir yeri vardır.
Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Burada, uzun yıllardır sürdürülen kazı çalışmaları, günümüzde de sistemli bir şekilde sürdürülmektedir. Ancak, gerek höyük üzerinde teraslar açılarak yapılan ağaçlandırma ve gerekse hemen yanından geçen Müftü deresinin zaman içindeki taşkınları, höyük üzerindeki kazı alanında ve tabakalarda büyük hasarlara neden olmuştur. Yine höyük üzerinde, sonraki zamanlarda bir kısım mimari yapılar yapılmış olup bu yapılarda, eski kalıntılar devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

Burada, tarihi süreç içindeki ilk yerleşimin: Neolitik dönemde olduğu ve takip eden dönemlerde, sürekli yerleşime açık bulunduğu biliniyor. Hitit, Bizans ve İslami devirlerde de, yerleşim sürmüştür. Bu yerleşim dönemlerine ait, özel buluntular ele geçirilmiş olup, bunlar günümüzde Mersin Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Burada bulunan höyük: 2.5 metre derinliğe inildiğinde, bir kale harabesi ortaya koymuştur ki, bunun bir benzeri, Boğazköy kazılarında Hitit yapılarında görülmektedir. Özellikle Hitit döneminde, Yumuktepenin çevresinin surlarla kuşatılmış olduğu anlaşılmıştır. Bu duvarlar, MÖ.1200 yıllarına kadar, kenti korumuştur. Ancak, bu dönemde, şehirde büyük bir yangın çıktığı anlaşılır.

Bölgede yapılan araştırmalarda: Akdeniz bölgesinde, zeytin ve incirin ana vatanının burası olduğu, üzümün ise daha geç dönemde geldiği anlaşılmıştır.

 

BELENİŞLİK KALESİ:
Soğucak yaylasındadır.
Kale: 2 katlı ve dikdörtgen planlıdır. Dış duvarları ise, kesme blok taşlarla örülmüştür. Giriş kapı açıklığı, zeminden yüksekte olduğundan, buraya kullanıldığı dönemde giriş-çıkış için bir ahşap düzen kullanıldığı düşünülmektedir.
Son yıllarda yapılan onarımlar nedeniyle, kalenin özellikle giriş kısmı özgünlüğünü kaybetmiştir. Orta çağ dönemine tarihlenen kalenin duvarlarının eteklerinde ise, bir kaya mezarı bulunmaktadır.

 

ÇATALÇEŞME:
Soğucak yaylasında, Çatalçeşme mevkiindedir.
Burada: Bizans dönemine ait, yapı taşları, devşirme olarak kullanılmıştır. Üzerinde yan yana iki haç bulunan bir blok taş: çeşme duvarının ön yüzüne yerleştirilmiştir. Çeşme, yere düşerek çevreye yayılmış taşların yerine yerleştirilmesiyle restore edilmiştir. Çeşmenin yakınlarında: bir kiliseye ait temel kalıntıları, küçük bir sarnıç ve vaftiz teknesi görebilirsiniz.

 

SARNIÇ:
Soğucak yaylasında, Deriseki köyünde, Sarnıç Mevkiindedir. Bulunduğu konumu nedeniyle, bölgeye sarnıç ismi verilmiştir. Yörede az bulunan arkeolojik buluntudur.

 

GÖZENE KALESİ:
İlçe merkezine bağlı, Gözne Beldesine girişte, yüksek kayalar üzerindedir.
Yapı: 2 bölümden oluşmaktadır.
Doğuda bulunan yapı: biri güneyde ve üçü kuzeyde olmak üzere, 3 burçlu ve dikdörtgen tarzdadır. Kapı eşiği: zeminden, 2 metre yüksekliktedir. Yapıda: 5 tane ışık ve havalandırma deliği görülüyor.
Batıda bulunan yapı: burası 3 pencereli ve 2 kapılı bir kule formundadır. Tavan: yerden çatıyı saran bir kemerle ikiye bölünmüştür.
Evet, kalede çevre düzenlemesi yapılmıştır. Burayı gezebilirsiniz, tarih meraklılarının gezmesini öneririm.

 

SİNAP KALESİ:
Namrun kalesinin 6 km. kuzeyindedir. Bazı yayınlarda, buraya “Kalecik” denildiği de görülür.
Yapı: dikdörtgen planlı ve 4 kuleli ve 3 katlıdır. Ancak: çatısız olan 3’ncü kat hasarlıdır ve gerekli araştırmalar yapılamamıştır. Evet, dikdörtgen planlı olan kalenin her köşesinde, bir kule bulunmaktadır. Kuzeydoğuda yer alan kule haricindekiler, diğer kuleler birbirinin aynısıdır. Kule içlerinde, üst katlara çıkan merdiven basamaklarının izleri görülmektedir. Giriş, muhtemelen doğu duvarı içindedir. Kulenin ikinci katında, 6 adet gözetleme deliği bulunmaktadır.
Kalenin duvarları kısmen yıkılmış, iç yapısı tamamen yok olmuştur. İç duvarlarda kesme taşlar, dış duvarlarda ise moloz taş kullanılmıştır.
Kaleye en yakın su kaynağı: 25 metre kadar güneydeki bir kuyudur. Güney cephede bulunan giriş kapısının üzerinde, boş bir yazıt yeri bulunmakta olup, yazıt bulunamamıştır.

 

PAPERON-ÇANDIR KALESİ:
İlçe merkezine bağlı Çandır köyünün, kuzeybatısında, Ayvagediği yaylasının 7 km. doğusunda, 1450 metre yükseklikte bir plato üzerindedir.
Buranın: Bizans döneminde yapılmış, Papirion veya Papurion kalesi olabileceği düşünülmektedir. 14’ncü yüzyılda, burası, bir dönem Karamanoğulları tarafından da kullanılmıştır. 14’ncü yüzyıl sonlarında ise, Memlükler tarafından ele geçirilmiştir.
Kalenin en öne çıkan özelliği: yapısıdır. Kaleye çıkmak için, yaklaşık 170 basamaklı, kıvrımlı bir merdivenden çıkmak gerekmektedir. İlk merdiven basamaklarının bulunduğu yerin, doğu tarafı duvarlarla korunmuştur. Ancak günümüzde bu duvar yıkıldığı için, yerine demir korkuluk yapılmıştır. Merdivenin birinci kısmının sonunda, yuvarlık pervazlı bir kapı ve bunu takip eden koridor görülür. Bu koridorun duvarları, uçurumun kenarına dayanır. Bu tarz, bölgede pek rastlanan bir özellik değildir. Merdiven basamaklarının yok olan taş basamakları yerine, bazı yerlerde demir basamaklar yapılmıştır.
Zirvede bulunan kale içinde: bir kilise kalıntısı ve 2 katlı bir yapı kompleksi bulunmaktadır. Yapı kompleksinde: büyük odalar, geçiş kapıları, bazı süsleme unsurları ve hatta boya izleri görülebilmektedir. Üst kat odalarına, küçük bir merdivenle çıkılmaktadır. Bu yapı kompleksini çevreleyen geniş alanın duvar kalıntıları, yer yer görülebilmektedir.
Burada bulunan kilise kalıntısının ise, taş işçiliği incelendiğinde, buranın 11’nci yüzyılda yapıldığı kanısını uyandırmaktadır. Apsis kenarındaki yan odalarda, 2 katlı bir görüntü ortaya çıkmış olup, bu durumda, çevredeki yapılarda görülen bir özellik değildir. Buraya yolunuz düşerse, her ne kadar tahrip olmuş olsa da, kilisenin taşlarında yer alan motifleri görmenizi öneririm. Kalenin doğusunda, Kızlar Manastırı denilen bir yer var. Buradaki yapılaşma tarzı da, kilise ile benzerlik göstermektedir.
Evet, kale bunlardan ibaret değil. Ancak, diğer büyük bölümü: yoğun bitki örtüsüyle kaplanmıştır. Yine de, diğer bölümlerde, kullanıldığı zamanlarda, kaledeki sivil halkın ikamet ettiği yerlere ait bazı temel kalıntıları görülmektedir.

 

KIZLAR MANASTIRI:
Çandır kalesinin doğusundadır.
Halk: buraya da kale ismi vermiştir. Aslında bir manastır bulunmaktadır. Yüksek bir tepenin eteğindeki burunda kurulmuştur. Ancak, yapının mimari kalıntılarından çok azı günümüze ulaşmıştır. Özellikle, ana kaya üzerine çekilen set duvarından, hiçbir iz günümüze ulaşmamıştır. Ancak, üzerinde 18 satırlık bir yazıt bulunan kilise duvarı, günümüze sağlam olarak ulaşmıştır. Kilisedeki duvar işçiliği, Çandır kalesindeki kilise yapısına benzerlik göstermektedir.

 

HANGEDİĞİ KALESİ VE MANASTIRI:
İlçe merkezine bağlı, Yavca köyünün 7 km. güneyindedir. Kale, çok tahrip olmuştur.
Kaleyi çıkış için: stabilize bir yol kullanılmaktadır. Kale zirvesinde: orman gözetleme kulesinin doğusundaki kalıntıların bulunduğu bölüme: güneye doğru ilerleyerek ulaşabilirsiniz. Kalenin doğu zirvesinde görebilecekleriniz: merdiven basamakları, duvar kalıntıları, sarnıç, Bizans seramikleri vardır.

 

ASAR KALE-HİSAR:
İlçe merkezine bağlı, Güzelyayla yaylasına giden yol üzerindedir. Yaylaya varmadan buraya ulaşmak mümkündür.
Kale yapısının dış bölümü: kalker, kesme blok taşlarla örülmüştür. Duvar taşlarının iç yüzü düzgündür.
Kuzeybatıdaki kule: bir kalıntı halindedir yani haraptır. Buranın üst katı çökmüş olmasına rağmen, 2 katlı olduğu anlaşılmaktadır. Yapıdaki çökme nedeniyel, mazgallar ve kulenin tepesi, zeminle birleşmiştir. Kulenin yapı ve taş işçiliği, ortaçağ dönemini anımsatmaktadır.
Güneydeki kule odası girişi yıkıktır. Kule odasının iç duvarları, düzgün kesme kalker taşlarla yapılmıştır. Burada, çok süslü ve değişik bir taş ve duvar işçiliği kullanılmıştır.

 

EVCİLER KALESİ:
Çandır kalesinin doğu yamacında, İlçe merkezine bağlı Arslanköy yolunda, 20’nci km. dedir.
Yapı: 3 katlıdır ve dikdörtgen planlıdır. Alt katı: 2 bölümlüdür. Buranın, basit bir iç avlusu ve iç kalesi bulunmaktadır. İç kale: tepenin zirvesindedir. İç avlunun duvarları, güneye doğru alçalmaktadır. Muhtemelen Bizans döneminde yapıldığı düşünülen bu iç avlunun, köşesinde, yuvarlak bir kule görülmektedir.

Mersin, Mezitli

11.144 kişi okudu!


Mezitli, Mersin il merkezinin, batıdaki ucudur. Ben burada, Mezitli hakkında merkezdeki durumuna bakarak bilgiler vermek yanında ( çünkü: bu bilgiler, Mersin il merkezini tanıtan yazımda verilmiştir), Mezitli ilçesinin il merkezi dışındaki bölgesinde bulunan, tarihi ve turistik güzelliklerinden söz etmek istiyorum.
Burada, genellikle Mersinliler ve üniversite öğrencileri oturuyorlar. Mersin’de, siteleriyle meşhur bir yer olarak öne çıkıyor. Burada insandan çok site görebilirsiniz. Biraz insan yüzü görmek isterseniz, Pozcu bölgesine geçmeniz gerekir.

 

TARİH:
Ünlü gezgin Evliya Çelebi’nin yazılarına göre: Mezitli ismi: Seyyah Metizoğlu isimli bir şahıs nedeniyle, buraya verilmiştir. Çünkü: Tarsus bölgesinden gelerek buraya yerleşen Mezid oğulları, tarihte bilinmektedirler. Mezitli yöresine ilk muhtarlık mühürü ise: 17’nci yüzyılda verilir.
Yani, buradaki yoğun yerleşim hakkında yazılı kaynaklar, 17’nci yüzyıldan söz etmektedirler. Özellikle: 19’ncu yüzyılın sonlarında, Mersin ilinin canlanmasıyla, bölge şekillenmeye ve gelişmeye başlar. Konya ovasından ve Ankara’dan gelen kervanlar, getirdikleri ürünleri, Mezitli’de, eski Mısır ve Kıbrıs adasından gelen gemilere satarlar ve ürünler değiş-tokuş edilir.
1968 yılına gelindiğinde ise, Mezitli’nin kasaba statüsüne kavuştuğu görülür. Belediye kurulur ve günümüzde, Mersin ilinin önemli bir ticaret ve alışveriş merkezi haline gelir.

 

GENEL:
Mezitli: Mersin ilinin 10 km. batısında bulunmaktadır. Bölgedeki arazilerin büyük bölümü: dağ, yayla ve dalgalı araziden oluşmaktadır. Dağ ve deniz arasında kalan kıyı şeridi, batıya gittikçe daralmaktadır.
Yılın, en az 300 günü, güneşli geçmektedir. Yıllık sıcaklık ortalaması yüksektir. Bu yüzden, yörede turizm sezonu yüksektir.

 

NE YENİR:
Buraya yolunuz düşerse, mutlaka, buraya has “lagos balığı” yemelisiniz. Lagos balığının, şiş, tava ve ızgarası yapılıyor.

 

NE SATIN ALINIR:
Buraya yolunuz düşerse ve ilginiz çekerse: iğne oyası, kıl çuval dokuması ürünleri satın alabilirsiniz.

 

KONAKLAMA:
Sahil Martı Otel Çevre yolu üzeri. Mezitli 324-3583700
Soli Otel Menderes Mah.Sahil yolu 324-3581630

 

GEZİLECEK YERLER:

SOLİ-VİRANŞEHİR (SOLOI-POLPEIPOLİS):
İlçe merkezine 2 km. uzaklıkta, deniz kıyısındadır.
Soloi antik kenti: MÖ.7’nci yüzyılda, Rodoslu koloniciler tarafından kurulmuştur. Soloi isminin anlamı “güneş” dir. MÖ.521-483 yılları arasında, Kilikya bölgesini ele geçiren Persler, bu kenti, liman olarak kullanmışlardır. Hatta: kent adına sikke basılmıştır.
Atina/Pers savaşlarında, bölgeyi ele geçiren Atinalılar, bir süre Soloi kentini yönetim merkezi olarak kullanmışlar, ancak savaş sonunda yapılan barış anlaşması ile, Soloi kenti, Perslere geri bırakılmıştır. MÖ.333 yılında ise, bu kez, Makedonyalı İskender, şehri ele geçirir. Büyük İskender, şehirdeki bir tapınağa, bir miktar para bırakmıştır.
Evet, antik dönemlerde, Mısır ve Kıbrıs adası ile büyük ticari ilişkiler geliştiren şehir, bu ticaret sonucu çok zenginleşmiştir.
Roma dönemi gelince, bu kez, yöredeki korsan egemenliği, bu şehri de etkilemiştir. Ermeni kralı Tigranes: yine bu dönemde kenti yağmalamış, halkını göçe zorlamıştır. Böylece: Kilikya bölgesinde yaşanan: yağmacılık, esir ticareti ve kargaşa dolu korsanlık dönemi içinde, Soli şehri de kendisini bulmuştur.

MÖ.64 yılında, Pompeius isimli general, yöredeki korsan hükümranlığını gidermek üzere görevlendirilir. Bütün Akdeniz’i korsanlardan temizleyen general, son olarak Soloi şehrine gelir ve burayı da korsanlardan temizler. Bunun üzerine, korsanlara karşı kazandığı zaferlerin anısına, şehre “Pompeipolis” ismi verilir ve yine aynı adı taşıyan general tarafından, şehir yeniden imar edilir. İmparator Hadrianus: MS.130 yıllarında, Anadolu’ya yaptığı gezi sırasında, Roma eyaleti olan Kilikya bölgesine kadar gelmiş, Soli şehrine, liman çalışmaları için para yardımında bulunmuştur.
Soli şehrinde yaşadığı söylenen ünlüler şunlardır: Filozof Chrysippos, ünlü komedi şairi Philemenos, matematikçi ve astronom Aratos, Cicero ve Strabon’un arkadaşı Athenodoros, ünlü heykeltıraş Milan.
Bizans döneminde ise, şehrin piskoposluk merkezi olduğu görülür. Ancak, 527 yılında meydana gelen deprem, kentin tamamen yıkılıp yok olmasına neden olur. Bundan sonraki dönemlerde, şehir, yeniden inşa edilmeye çalışılsa da, yoğunlaşan Arap akınları, şehrin yeniden eski görkemine ulaşmasını engeller ve şehir terk edilir ve bu kez, şehre “Viranşehir” ismi verilir.
Antik dönemde: Soli şehri: Yunan dilinin bozuk konuşulması, çekirdeksiz narları, şehir yakınlarındaki Liparis çayının suyunun yağlı olması ve bu yağlı suya giren insanların şifa bulması ile ünlü olmuştur.

Evet, günümüzde Soli antik şehrinin çevresi, yerleşim alanları ile dolmuştur. Burayı ziyaret ederseniz görebilecekleriniz şunlardır: liman, sütunlu cadde, Roma hamamı, tiyatro, şehir duvarları, su kemerleri ve diğer bir kısım yapı kalıntısıdır.

Burada: deniz kapısından başlayan ve dağ kapısına kadar ilerleyen sütunlu caddede: 200 korint başlıklı sütundan, 41 tanesi ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Bunlardan, 33 tanesi başlıklı olup, başlıklar aslan ve insan kabartmaları ile süslenmiştir. Sütunlar, kalkerden yapılmıştır. Yapılış tarihleri olarak, MS.2 ve 3’ncü yüzyıllar düşünülmektedir. Ayrıca, bazı sütunların yazıtlarından, caddeye bakan konsolların, Roma imparatorlarının ya da üst düzey yöneticilerin heykellerini taşıdıkları anlaşılmaktadır. Son dönemlerde yapılan kazılarda, bu heykellerin bir kısmı bulunmuştur.

Şehirdeki arkeolojik kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılan eserler: Mersin Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Ayrıca: Rusya-Petersburg Müzesinde, yine buradan çalınarak kaçırıldığı sanılan “Altın ve gümüş” çeşitli objeler sergilenmektedir.

FINDIKPINARI KALESİ:
İlçenin yaklaşık 40 km. kuzeyinde, Fındıkpınar yaylasındadır.
Yaylanın hemen yanında: duvarları ana kaya üzerine oyularak yapılmış bir kale kalıntısı bulunuyor.
Bu kalenin duvarları: taş ve tuğlalarla örülmüştür ve kayalar üzerinde yükselmektedir. Doğu tarafında, taştan yapılmış bir kule ve daha kuzeyde, yuvarlak bir burç görülüyor. Evet, ortaçağ dönemine tarihlenen bu kalenin : bir garnizon kalesi olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

KALEBURNU-CEMİLİ KÖYÜ KALESİ:
İlçe merkezinin 20 km. kuzeyinde, Fındıkpınarı yolu üzerinde, Kaleburnu köyünün girişindedir.
Kale, yüksek bir tepe üzerindedir. Eteklerinde yapılan yüzey araştırmalarında: Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramik parçaları bulunmuştur. Ayrıntılı, arkeolojik çalışmalar yapılmamıştır. Yapıda, iç ve dış sur bulunmaktadır. Surların ve burçların bir kısmı, günümüze kadar ayakta kalabilmiştir.

KUZUCUBELEN KALESİ:
İlçe merkezinin 24 km. kuzeyinde, Fındıkpınarı karayolu üzerindedir.
Buranın bir gözetleme kalesi olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Uçurumun dibindeki yüksek platoya hakim konumdadır. Yöre insanı tarafından, burası, Taş kale olarak bilinmektedir.
Yapı: 2 katlı ve dikdörtgen planlıdır. Ortaçağ mimarisinin tipik özellikleri görülmektedir. Kapı girişinde, ahşap bir seyyar merdiven kullanıldığı düşünülmektedir. Gözetleme delikleri, kapılara göre daha küçük yapılmıştır. Daha üst seviyelerdeki tek giriş, kuzeybatıdadır.
Bu yapının: Roma ve Bizans dönemlerinde kullanıldığı düşünülmektedir. Kale yapısında günümüzde, kilise, sarnıç ve manastır olduğu düşünülen bir yapının kalıntıları görülmektedir.

TECE KALESİ:
İlçe merkezine bağlı, Tece kasabasının 4 km. kuzeyindedir.
Yapım yılı olarak, Ortaçağ dönemi düşünülmektedir. Dikdörtgen planlı kale yapısının çevre duvarlarında bulunan kale burçları yer yer yıkılmıştır. Kuzey ve güney duvarları ise, yok olmuştur. Dış duvarlarda kesme blok taşlar, iç duvarlarda ise düz kesme taşlar ve moloz taşlar kullanılmıştır.
Duvarlarda mazgal pencereleri bulunmaktadır. Merdiven izlerinden, kalenin üç katlı olduğu tahmin edilmektedir. Ancak, ikinci katın kuzey bölümü ve ücüncü kat, yok olmuştur. Ancak, dış duvarlar değerlendirildiğinde, belki de, kale yapısının 4 kat olabileceği değerlendirilmektedir. Kalenin çevresinde çeşitli lahit kalıntıları görülebilmektedir.

 

BAŞNALAR KALESİ:
İlçe merkezine bağlı, İnsu köyünün batısında, Kuzucubelen köyünün kuzeydoğusunda, Değirmençay yolu üzerinde, ilçe merkezine 14 km. uzaklıktadır.
Kale: 800 metre rakımlı bir tepe üzerindedir. Yapının, Kılikya döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Kısmen sağlam olarak günümüze gelebilmiştir. Yapım yılı olarak: MS. 10 veya 12’nci yüzyıllar arasındaki bir dönem düşünülmektedir.

Mersin, Çamlıyayla

17.066 kişi okudu!


Sanırım tamamen idari nedenlerle ilçe olmuş, küçük bir yerleşim yeridir. Dağ ve ormanlarla çevrilidir. Genelde, emekli mekanıdır. Özellikle, Adana şehrinin sıcağından, gürültüsünden ve kalabalığından kaçıp gelen insanlarla doludur. Yaz ve kış aylarında, nüfusunda önemli değişimler görülür.

ULAŞIM:
Çamlıyayla-Mersin arasındaki uzaklık, 85 km. dir. Çamlıyayla-Tarsus arasındaki uzaklık: 59 km. Çamlıyayla-Adana arasındaki uzaklık: 90 km. dir.

TARİH:
İlçenin ilk yerleşimcileri hakkında, ayrıntılı bilgi mevcut değildir. Ancak, bölgede, 1081 yılına kadar Bizanslıların egemen olduğu görülür. Daha sonra ise, Selçuklular ve 1845 yılından sonra ise, Osmanlılar görülür.
19’ncu yüzyılın ikinci yarısından sonra, nahiye merkezi haline gelen bölge: Tarsus iline bağlı bir nahiye iken, 1990 yılında Tarsus ilçesinden ayrılarak, Çamlıyayla adıyla, ilçe statüsüne kavuşmuştur.

GENEL:
Çukurova bölgesinin, Adana-Mersin-Tarsus üçgenindeki en meşhur yayla bölgesidir. İsmiyle orantılı olarak, bölgenin her yerinden çam ağacı fışkırır. Yüksek ve dağlık olması nedeniyle, sert bir iklimi vardır ve özellikle kış ayları sert geçer.
İlçenin yüzölçümü, 811 km. karedir. Rakımı ise, 1100 metredir. Hatta, yer yer 1400 metreyi bulmaktadır.
Yöre halkının başlıca geçim kaynaklarının başında, meyve ve sebze üretimine dayalı tarım, hayvancılık ve orman ürünleri üretimi gelmektedir. Bunun haricinde, iğne oyacılığı ve pekmez yapımı yaygındır.

 

NE YENİR/NE İÇİLİR:
Buraya yolunuz düşerse: mutlaka “karsambaç” (bol reçelli) yemelisiniz. Bunun dışında, fındık lahmacun ve fırın ağzı isimli et yemeği yemelisiniz.

 

NE SATIN ALINIR:
Bu yöreye yolunuz düşerse, kesinlikle, kırmızı benekli alabalık tatmalısınız.

GEZİLECEK YERLER:

ANA ARDIÇ AĞACI:
İlçe merkezine 30 km. uzaklıkta, Koz Pınarı mevkiindedir.
Anıt ağaç: 1100 yaşında, 22 metre boyunda ve 3.5 metre kalınlığında bir tarihi ve anıtsal ağaçtır. Eski dönemlerde, burada ağacın dalında 50 arı kovanı bulunduğu söyleniyor. Ağacın çevresini, on kişi rahatlıkla çevirebilmektedir.
İlginizi çekebilir.

PAPAZIN BAHÇESİ:
İlçe merkezinde, ençok ziyaret edilen yerlerin başında gelmektedir.
Çakırlı boğazından, Fakılar köyüne ayrılan yolu takip ederek, stabilize bir yoldan buraya ulaşmak mümkündür. İlçe çarşı merkezine 13 km. uzaklıktadır.
Berdan çayının bir kolunun gözü, buradaki çınar ağaçlarının altından çıkıyor. Bu çayda, özellikle, buraya özgü, kırmızı benekli alabalık bulunuyor.
Vadi içinde, muhteşem ağaçlar, şelaleler ve alabalık yetiştirme havuzları, mesire yerleri ve hizmet binaları görülüyor.

LAMPRON-NAMRUN KALESİ:
İlçe merkezindedir ve ortaçağ döneminde yapıldığı düşünülmektedir.
Kale yapısı: Hitit ve Asur dönemlerinde “İlibru” olarak bilinmektedir. Yüksek bir tepe üzerindedir. Savunma amacıyla yapılmış kaleye, günümüzde yıkık halde bulunan bir merdivenle çıkılıyormuş. Kuzey bölümde, kesme taşlardan yapılmış iki burç, sağlam olarak günümüze ulaşmıştır, ancak bunun dışında, kalenin tüm geri kalanı yok olmuştur.

SİNAP KALESİ:
Namrun kalesinden sonra, yörenin en büyük ikinci tarihi yapısıdır.
İlçenin kuzeyindedir. Namrun kalesinin arka kısmında kalmaktadır. İlçe merkezindeki çarşıya, yaklaşık 5 km. uzaklıktadır.
Kale içindeki kemerler ve kale burçları, kısmen yıkılmış ve kemerlerde, sandal ağaçları ve çalılar yetişmiştir. Kalenin ön cephesindeki kapıdan girerseniz, burçlara kadar çıkabiliyorsunuz. Kalenin güneyindeki sinap çeşmesinde, sürekli içilebilecek kalitede su bulunuyor. Kale ve çevresi, özellikle günübirlik piknik için çok uygundur.

ÇİNİ GÖL:
İlçenin ve yörenin en güzel ve tanınmış gölüdür. Boklar dağlarında bulunan buzul göllerinin en öne çıkanıdır. Çamlıyayla sınırları içindeki göl: 2500 metre yükseklikte bir krater gölüdür. 25 bin km. karelik bir alanı kapsar. Ölçülebilen derinliği 100 metreyi geçmektedir. Dipten kaynaklandığı sanılmakta olup, siyaha çalan, lacivert bir görüntü rengi vermektedir.
Derinliği nedeniyle, göl: yerli halk arasında dipsiz göl diye anılmaktadır. Suyu: içilebiline göl, doğal güzellik yanında, kıyısında kamp alanları bulunması nedeniyle de, yoğun olarak ziyaret edilmektedir. Bu bölgede, bu büyük göl dışında, irili-ufaklı 9 krater gölü daha bulunmaktadır.

 

MEHRİBAKAN MAĞARASI:
İlçe merkezine bağlı, Sebil beldesinde, Yukarı Suçatı mevkiindedir. Tarihi özellikleri öne çıkan bir doğal mağaradır.
Sebil kasabasına, 50 km. uzaklıktadır ve bu yolun büyük bölümü, orman yoludur. Yani, ulaşım sorunludur. Mağara: dağlık ve sarp kayalıklı bir bölgededir. Uzunluğu: 50-60 metre olup, genişliği: 35-40 metredir.

 

KARAİN MAĞARASI:
İlçe merkezine bağlı, Sebil beldesinde, Zevzekdibi mevkiindedir. Mağaraya ulaşım kolaydır.
Buraya ulaşmak için: Çamlıyayla-Sebil kasabası yolunu takip etmeniz gerekiyor. Tabii ve doğal olan mağaranın: uzunluğu: 250 metre kadar, genişliği: 10-15 metre kadardır.