İstanbul Kadıköy

2.329 kişi okudu!

 

kadıköy.tarihi.1

Kadıköy’un kuruluşu, İstanbul’un kuruluşundan çok daha eskilere dayanmaktadır.

Yörenin antik çağdaki ismi “Kalkedon” dur. Bu kelime, Yunanca’da “Bakır” anlamına gelir. Yöreye bu ismin verilmesinin sebebi olarak bazı kaynaklarda: aynı dönemde Yunanistan’da “Euboea” da bakır madenlerine yakın konumlanmış ve aynı isimle anılan bazı şehirlerin bulunmasından gelmektedir.

Yunanlı tarihçe Heredot: Pers yazar Megabazus’un buradaki şehri kuranların kör olması gerektiğini anlattığını yazar.

Bu konudaki efsane şöyledir: “İstanbul şehrini kurmak üzere, Megara’dan gemiye atlayan kolonici Byzas’a kahinler “körlerin karşısına yerleş” diyerek öğüt verirler.

Bunun üzerine, İstanbul’a ulaşan kavim, buldukları boş tarafın karşısındaki kıyıda bir yerleşim olduğunu farkederler. Kendi bulundukları yerin güzelliklerini fark edemeyen karşı kıyıdaki bu insanların “kör” olabileceklerini düşünerek, günümüzdeki İstanbul’un çekirdeği olan tarihi yarımadaya yerleşirler. Böylece surlar içindeki eski şehir “Byzantion” kurulmuş olur.

Karşılarındaki yerleşim yerine ise “körlerin yeri” anlamında “Kalkedon” ismini verirler.

Daha sonraları: Fenikeliler tarafından günümüzdeki Fikirtepe’de kurulan Karhadon ve Moda burnunda kurulan Kalkedon şehirleri: İyonya’dan gelen ve Yunanistan’dan inen Akaların bir kolu tarafından MÖ 676 yılında ele geçirildi. Böylece: Kalkedon şehri genişletildi ve kısa sürede İzmit’e kadar olan bölüm ele geçirildi. Bu bölgede, başkenti Kalkedon yani Kadıköy olan bir ülke kuruldu ve ülkenin ismi “Kalkedonya” oldu.

İstanbul’un fethinden sonra: Kalkedon isimli bu bölgenin yönetimi, Sultan II. Mehmet tarafından, İstanbul kadısı Hızır Bey’e verilir. Bu yüzden, yöreye “Kadıköyü” ismi verilmiştir. Hızır Bey: fetihten 6 sene sonra genç yaşta vefat etmiştir.

kadıkoy.genel.1

KUMLUK OLARAK BİLİNEN ALAN

şehiremaneti.1

Şehremaneti

Kadıköy sahilinde, iskelelere kadar olan alan, semtin eskileri tarafından, sonradan deniz doldurularak yapıldığı için “Kumluk” olarak bilinir.

Kadıköy’ün: idare, ulaşım ve tedarik merkezi de bu alana inşa edilen “Şehremaneti, iskele ve hal binası” dır. Bu üç yapı: Osmanlının son yıllarından Cumhuriyetin ilk yıllarına miras kalan “I’nci Milli Mimari” akımın örnekleridir. Şehremaneti: 1500’lü yıllardan sonra şehir idaresinin sorumlu makamı iken, modernleşme sürecinde günümüzde “Belediye” olarak bilinen kuruma dönüşmüştür.

1869 yılında İstanbul 14 alt birime bölünürken, bunlardan 13’ncüsü Kadıköy dairesi olmuştur. Burada görevli ilk şehremini ise: Arkeoloji Müzesi kurucusu ressam Osman Hamdi Bey’dir. Belediye binası: 1912-1914 yılları arasında, Ermeni mimar Yervant Terziyan tarafından yapılmıştır. Yakın geçmişte: Belediye’nin Söğütlüçeşme’ye taşınmasının ardından: sanat, edebiyat, tarih ihtisas kütüphanesine dönüştürülerek kamu kullanımına açılmıştır.

kadıköy iskelesi.1   kadıköy iskelesi.2

Kadıköy İskelesi

Bu iskele: Moda ve Beşiktaş’daki kadar gösterişli olmasa da aynı mimari akımın bir örneğidir. Haydarpaşa’ya karşı uzanması  nedeniyle manzarası eşsizdir.

türkbalon.2   türkbalon.1   türkbalon.3   türkbalon.4

türkbalon.5   türkbalon.6

Türkbalon

Caferağa mahallesinde, Kadıköy İDO İskelesi yanındadır.

2003 yılında hizmete giren balonun rengi önceleri sarı iken sonra beyaz üzerine Türk bayrağı motifleriyle hizmet vermeyi sürdürmüştür. 2005 yılında rüzgarın etkisiyle savrulan balon ve içindeki 8 kişinin yere indirilmesi için 15 dakika uğraşılmıştır. Dünyada sadece 22 tane olduğu belirtilen ve sabit olarak platforma bağlı olan balon Fransız-Alman ortak yapımıdır. Sepeti 30 yolcu ve bir de pilot olmak üzere 31 kişi alır. Çelik halatlarla yere bağlı olan 22 metre çapında ve 5 milyon metreküp helyum gazı alan balon, hava durumuna göre 200 metreye kadar yükselebilmektedir. 1 dakikada 150 metreye çıkan sabit balon, havada 15 dakika kalıyor. Yılın dokuz ayı boyunca, gece saat 24.00’de kadar hizmet veriyor. Balon cafe, deniz manzarasını ayaklarınızın altına alıyor.

2006 yılında kötü hava koşulları nedeniyle uçuşlarına ara veren 2 milyon dolar değerindeki dev balon sökülmüş ve bakım için Almanya’ya gönderilmiştir. Dönüşünde Kapadokya’ya götürülmesi düşünülmektedir.

 

Hal Binası-Konservatuar-Haldun Taner Sahnesi

1920’li yıllarda iskele ile birlikte bir de hal binası yapılır. “Hal” kelimesinin kökü Paris şehrinin merkezindeki meşhur “Les Halles” dir ve muhtemelen buraya yapılması düşünülen yerin de oraya benzemesi düşünülmüştür. 1925-1927 yılları arasında İtalyan mimar Ferrari’nin yine 1’nci Mimarlık üslubundaki binası, borçla yaptırılır. Ancak, ticaret erbabı, kiracı olmak istemez ve bina uzun süre boş kalır. 1940’lardan itibaren, 30 yıl kadar hal olarak kullanılan bina: 1980’lerdeki restorasyon sonrasında İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı ve zemin katı da “Haldun Taner Sahnesi” olur. Hal binası: İçerenköy’e taşınmıştır.

iskele camisi.0   iskele camisi.1   iskele camisi.2   iskele camisi.3

İskele Camii

Dolgu zeminin dışında, Kadıköy meydanında, Sultan III. Mustafa tarafından yaptırılan “İskele Camii” bulunmaktadır. Sultan Mustafa: 1760-1770 yılları arasında 17 yıllık saltanatı süresince dört cami yaptırır. Ama burada yaptırdığından daha prestijli olan diğer camilerine kendi ismini veremez ve sadece burada yaptırdığı camiye ismini verir. Öte yandan, bu caminin ismi de “İskele Camisi” olarak bilinir. Zaten:  yapıldığı dönemde Kadıköy düşünüldüğünde, burası bir Sultan camisi için hiç de prestijli değildir. Hatta günümüzde bile, caminin çevresi apartmanlarla çevrilidir. Caminin inşaatı 1760 yılında tamamlanır. Kapısındaki kitabeye göre, 1859 yılında onarım geçirmiştir. Cami, tek kubbelidir, kubbesi 15 metre yüksekliktedir ve kurşun kaplıdır. Kesme taştan yapılan minaresi, bir şerefelidir. Son cemaat yeri, yolun konumuna göre yerleştirildiğinden, kıble sağ çarprazdadır. Şadırvanı vardır.

 

MÜHÜRDAR CADDESİ

Mühürdar caddesi, Moda’ya kadar tüm Kadıköy’ü dolaşan sivil mimari koleksiyonuyla ilgi çeker. Bu cadde üzerinde: Ayia Efimia Rum Ortodoks ve Surp Takavor Ermeni kiliseleri görülür.

 

Ayia Efemia Rum Ortodoks Kilisesi:

Efemia antik Kadıköy’ün (Chalcedon) ilk Hıristiyan figürlerinden birisidir. İçende yaşadığı pagan toplum tarafından baskı ve işkence görüp öldürülmüştür. Daha sonraki yüzyıllarda, İstanbul Hıristiyanları için bir azize olarak kabul edilmiş ve adına bir kilise yaptırılmıştır. Hayatını resmeden, o zamanlar bu kilisede asılı birçok rölyefin, birçok badireden sonra günümüzde Fener Rum Patrikhanesinde saklandığı söyleniyor. Evet, günümüzde kilisenin bulunduğu yerde ilk olarak 1694 yılında bir kilisenin bulunduğundan söz ediliyor. 1830 yılında yeniden yapılan kilise, 1990’larda yapılan restorasyon sonucu yeniden ibadete açılmıştır.

 

Surp Takarov Ermeni Kilisesi

1858 yılı yapımı bu kilise, daha önce 1722 yılı yapımı başka bir isimle (Surp Asvadzadzin) kayıtlarda geçen başka bir kilisenin yerine yapılmıştır. Eski kilise bir yangınla yok olmuş ve yeni kilise Erzurum’lu Muradyan ailesinin yardımlarıyla inşa edilmiştir. Mimarı Mıgırıç Kalfa’dır. Yapı, geleneksel Ermeni kiliselerinin dışında haç planlıdır. Ortanın üstü kubbeli, kolları kiremitlidir. Eskiden bir okul binası da varmış ancak daha sonra Moda Aramyan Okulu açılınca, buradaki okul kapanmıştır. Avludaki lahitler, Muradyan Efendi ve Sutan Hanım’a aittir.

osmanağa camii.1      osmanağa camii.çınar ağacı.1   osmanağa camii.2 esas   osmanağa camii.3

OSMANAĞA CAMİİ

Burası, tüm mahalleye ismini vermiş bir yapıdır. Balık pazarının hemen yanında, Altıyol’a çıkan yol üzerindedir.

Burada: Fatih Sultan Mehmet döneminden kalma “Mehmet Efendi” adına bir mescit varmış. Cami, bu mescidin yerine 1612 yılında Sultan I. Ahmet döneminin Topkapı Sarayı ağalarından Mısırlı Osman Ağa tarafından yaptırılmıştır. Osman ağa: Mekke ve Medine ahalisine gönderilen hediyeler arasında bulunan ve kendi icadı olan emsalsiz buhurdan nedeniyle “Buhuri Osman Ağa” olarak da anılır. Caminin mimarı belli değildir.

1878 yılındaki yangının ardından, cami yenilenmiştir. İstanbul’un genel cami profiline göre oldukça sadedir. İçindeki en dikkat çekici unsur, ahşap malzeme kullanımıdır. Tavan, minber, üst galeriler ve sütunlar dikkat çekicidir. Burada girişteki panel eskimiş olması nedeniyle, kitabe yoktur. Ancak: avludaki çınara “1880’de imam Asım Efendi diktiği” bilgisi işlenmiştir, yani tam bir anıt ağaçtır.

Caminin kubbesi yoktur. Duvarları üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taş sıralarıyla yapılmıştır. Küçük tek şerefeli bir minaresi vardır. Son cemaat yeri, tamamen kapalı olup, sonradan ilave edilmiştir. İki katlı olarak yapılmıştır. Caminin içindeki bayanlar mahfiliyle bağlantısı yoktur. Kıble duvarı tamamen çini kaplıdır. Sağ ve sol yandaki duvarlar yerden tavana kadar çini kaplıdır. Çiniler Kütahya çinileridir. Harimin üç yanı galeriyle kaplıdır, bu galeriye paralel olarak tam üstünde bayanlar mahfili bulunur. Caminin kubbesi olmadığı için çatısı düzdür, tavan ahşap çıtalarla, kare ızgara halinde bezenmiştir. Aynı şekilde caminin minberi ve vaiz kürsüsü de ahşaptır. Caminin sol yanında: duvar üzerindeki galeride, oldukça geniş ve düzenli bir kütüphane vardır.

Avlu girişinin tam ters yönünde, bir çeşme görülüyor. Hekimoğlu Ali Paşa tarafından 1732 yılında yaptırılmıştır.

 

KADIKÖY ÇARŞISI

18’nci yüzyıldan itibaren buradaki ticaret: Türkler, Rumlar ve Ermeniler tarafından hareketlendirilmiştir. Yani burası tarihi bir çarşısıdır. 200 yılı aşkın süredir, onlarca mesleği temsil eden yüzlerce küçük esnafın bulunduğu çarşı, tarihi dokusunu kaybetmeye başladı. Esnafa göre, dükkanlardan çıkartılan kiracıların yeri, çok daha yüksek kirayı verebilen markalara veriliyor.

Günümüzde de hem alışveriş yeri ve hem de turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir yer olarak popülerliğini korumaktadır. Ancak AVM kültürü etkin oldukça buradaki pasaj kültürü sona ermeye çok yakın, Kadıköy çarşısının bir daha eski günlere tamamen dönemeyeceği kesin gibidir.

Öte yandan buradaki mekanların birçoğu kahveci dükkanı olmuş ve Ortaköy’deki kumpirciler gibi müşteri kapma peşinde olan çalışanlar yüzünden, sokakta yürümek bayağı zor oluyor. Kaza ile kafanızı bir yöne çevirseniz, üstünüze atlayacak gibi oluyorlar. Son bir not: esnaf burada sadece içkili lokantaların kalacağını söylüyor yani çarşının dokusu yakından yok olacak gibiye benziyor. Çünkü yüksek kira bedellerini sadece içkili lokantaların ödeyebildiği söyleniyor.

Zaten tarihi Kadıköy çarşısında pek çok dükkan, Ermeni Vakfı’nın mülkiyetindedir. Bazı dükkanlar Rum vakıflarına ait iken, eskiden beri ilçede yaşayanlara ait dükkanlar da hayli fazladır. Yüzyıllarca Kadıköy’ün kültürel mozaiğini oluşturan gayrimüslim vatandaşların vakıflarına ve eski Kadıköylülere ait dükkanlarda artık sadece uluslar arası zincir restoran markaları ve içkili lokantalar bulunuyor.

 

Beyaz Fırın

Çarşının hemen çıkışındadır ve 1927 yılından bu yana hizmet vermektedir. Burada: kuru poğaça ve limonata ve sonrasında çilekli tart tatmalısınız.

baylan pastanesi.1    baylan pastanesi.esas.2

Baylan Pastanesi

Muvakkithane Caddesindedir. Pastane 1961 yılında açılmış ve 2010 yılına kadar olan yaklaşık 50 yıllık süreçte, bir Rum (Lenas ailesinin temsilcisi Harry Lenas) tarafından işletilmiştir. Sonrasında el değiştirmesine rağmen popülerliğinden bir şey kaybetmemiştir. Harry Lenas: benim çocuğum yok, Baylan’ı meslekten anlayan, bizim kadar sahip çıkacak birilerine devretmek istedim, bu bir bayrak yarışıdır, sıra şimdi yeni nesilde” demiştir. Günümüzde Baylan’ı devrettiği ailenin en genç ferdiyle birlikte Baylan’ın geleceğini planlamakla meşguldür. Pastaneye yolunuz düşerse mutlaka ünlü tatlıkı kup griye ve vanilyalı dondurmayı deneyiniz. Arka bahçesine oturun ve bunları mutlaka tadın. Dondurma üzerine karamel ve badem döktürmeyi unutmayın.

bahariye caddese.2

BAHARİYE CADDESİ

Yazışma adı “General Asım Gündüz Caddesi” dir. 1992 yılında yaya yolu haline getirilmiştir. Burası mağazaların ve yemek yerlerinin bulunduğu pasajlar ve sinemalarla ünlüdür. Özellikle gündüzleri çok kalabalık olan cadde, Kadıköy’ün en çok ziyaret edilen yeridir. Caddenin çevresindeki sokaklarda, hediyelik eşya satılan dükkanlar, giysi ve kıyafet satılan mağazalar, her zevke uygun yemek yerleri, cafeler, eğlence yerleri bulunur. Ortasından 2003 yılından bu yana Kadıköy-Moda tramvay hattı geçtiği için Anadolu yakasının, İstiklal Caddesi olarak da adlandırılır.

süreyya operası.1

Süreyya Opera Binası

Bahariye caddesi üstündedir. Hatta Bahariye caddesinin en göze çarpan yapısıdır. 1924 yılında yapıldığında, opera, bale ve müzik gösterileri düzenlenmesi için planlanan yapı, uzun yıllar sadece sinema salonu olarak kullanılmıştır. Yapı Süreyya ve Adalet İlmen tarafından yaptırılmıştır. Süreyya Paşa: aslında ne bir general ne de üst düzey bir bürokrattır. Askeriyeyi bırakıp, iş hayatına atılsa da Sultan Abdülhamit döneminin Seraskeri (Ordu komutanı) olan babası Rıza Paşa’nın ardından herkes kendisini bu şekilde “Paşa” olarak anmıştır.

Cumhuriyet döneminde “Limen” soyadını alan Süreyya Bey, işgal yıllarında okullara bağış toplamak için opera düzenlemek istediğinde, bugün Rexx Sinemasının bulunduğu yerdeki “Apollon Tiyatrosu” mekanı vermeye yanaşmamış ve bunun üzerine kendisi bu tip bir yer yaptırmak istemiştir. Almanya ve Fransa’da örnekler gezen İlmen, özellikle o sıralarda daha onuncu yılına bile gelmemiş yenilikçi Champs-Elyses (Şanzelize) Tiyatro binasından çok etkilenmiştir. Ancak hem operanın bazı sahne ve kulis ihtiyaçlarının karşılanamaması, hem de ülkede operadan ziyade yükselişte olan sinema ağırlık kazandığı için, projenin akibeti Süreyya Sinemasına dönüşmüştür. İlk yıllardaki müdürü, Nazım Hikmet’in babası Hikmet Bey’dir. Uğradığı haksızlık nedeniyle, Nazım, Süreyya Paşa’yı şiirlerinde neredeyse lanetlemiştir. İlmen, binayı miras olarak Darüşşafaka’ya bırakır. Bu yüzden, 1950’lerden sonra burası farklı amaçlarla kiraya verilir. En son olarak ise 2005 yılında Darüşşafaka’dan 45 yıllığına binayı kiralayan Kadıköy Belediyesi, restorasyon yaptırır ve bir opera gibi faaliyete sokar.

Yapının tavan freskleri, kabartma heykelleri ve mimari güzelliği mutlaka görülmelidir.  Heykeller: ilk Türk heykeltıraş İhsan Özsoy’a aittir. Champs-Elysees’den ön cephe ve fuaye model olarak alınmış, iç mekan daha çok Alman operalarından esinlenilmiştir.

 

Nazım Hikmet Kültür Merkezi

Osmanağa, Ali Suavi Sokak yani Sanatkarlar Sokağındadır. Kültür Merkezi, 16 Ekim 2004 tarihinden itibaren bugün bulunduğu yerde faaliyet göstermektedir. Kültür Merkezinin bulunduğu bina: Ermeni Katolik Rahibe Manastırı ve İnan Mektebine ait vakıf binasına yerleşmiştir. Merkezde: Ruhi Su Salonu, Açıkhava Sahnesi, Kışlak Bahçe, Atölye Salonları, Yılmaz Güney Sinema Salonu, Nazım Hikmet Kütüphanesi, Piraye Kafe ve Nazım Hikmet Akademisinden oluşmaktadır. Ruhi Su Salonu: 150 seyirci kapasitelidir ve gelişmiş ışık ve ses sistemleriyle: konser, tiyatro, konferans ve panellere ev sahipliği yapmaktadır. Salonda film gösterimi de yapılır. Piraye Cafe: açık ve kapalı alanlara sahip kafe, Kültür Merkezini ziyaret eden tüm ziyaretçilerin biraz soluklanabilecekleri bir yer olarak önem kazanmaktadır.

 

Aya Triada-Kutsal Üçleme Ortodoks Kilisesi

Semtin en büyük Ortodoks kilisesidir. 1902 yılında inşa edilmiş yapı, tıpkı Beyoğlu’na bulunan benzeri gibi İslahat Fermanı sonrası mümkün olabilen gayrimüslüm ibadethanelerinden biridir.

 

Reşit Paşa Köşkü

Bahariye Caddesi, Kuzu Kestane Sokaktadır. Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa’ya ait olan ev: vefatından sonra, Bahariye ilkokulu olarak kullanılmıştır. Daha sonra Kadıköy Kaymakamlığı ve Milli Eğitim Müdürlüğüne tahsis edilmiştir.

Mustafa Reşit Paşa: 11 Kasım 1918 tarihinde Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa kabinesine, Hariciye Nazırı olarak atanmıştır. 2 ay 1 gün süren hükümet: 12 Ocak 1919 günü, I. Dünya savaşı siyasi ve ekonomik maliyetinin büyüklüğü yüzünden doğan bunalımlara dayanamayarak istifa edince, Reşit Paşa’nın ikinci Hariciye Nazırlığı da sona erer. Padişah: Ahmet Tevfik Paşa’yı, tekrar sadarete getirir. 13 Ocak 1919 tarihinde kurulan yeni hükümete Reşit Paşa, üçüncü kere Hariciye Nazırı olarak atanır. I. Dünya savaşının müttefik kuvvetleriyle Osmanlı arasındaki sürtüşmeler, gerginlikler devam etmektedir. Müttefikler karşılarında buldukları Mustafa Reşit Paşa’nın tavrından şikayetçiydi. Tevfik Paşa’dan daha anlayışlı bir Hariciye Nazırı atanmasını isterler. Tevfik Paşa, kabinede değişiklik yapmak zorunda kalır. Reşit Paşa’nın yerine levanten Yusuf Franko Paşa getirilir. Ama bu da yeterli olmaz. 3 Mart 1919 günü, Ali Rıza Paşa’nın kurduğu kabineye 4’ncü kez Hariciye Nazırı olarak atanır. Münih şehrinde bulunduğu sırada tedavisi uzayınca, para sıkıntıları başlar. Yanlarındaki kıymetli eşyaları dahi satarlar. Hatta, Paşa’nın nişanlarını süsleyen kıymetli taşlar dahi satılır. Hastalığı sırasında paşanın üç büyük oğlu, babalarının yanında değillerdir. Hasan Basri Bey Ankara’da Hariciye Vekaletinde görevlidir. Müfitzade Şetfık Bey İsviçre’de, Müfitzade M.K. Yusuf Bey Amerika’daydı. 2 Nisan 1924 günü, 66 yaşındaki Mustafa Reşit Paşa, Münih’te kaldığı otel odasında vefat etti. 1930’ların başında hükümet özel izniyle naaşı, Türkiye’ye getirildi. Mezarı, İstanbul İçerensöy, Merdivenköy Bektaşı Tekkesi Mezarlığındadır.

boğa heykeli.0   boğa heykeli.2   boğa heykeli.3

KADIKÖY BOĞA HEYKELİ-HOUİLLAV DIR ISIDORE BONHEVR

Osmanağa, Söğütlüçeşme caddesinde, Altıyol denen yerdedir.

Boğa heykelinin tarihi: Fransa-Almanya arasındaki Alsace bölgesine dayanır. Alsace bölgesi, tarihte birçok kereler Almanya ve Fransa arasında el değiştirmiştir. 1860 yılında yapılan bir savaşta: Fransızlar Almanları yenerler. Bunun anısına: Almanları, kızgın bir boğa olarak temsil eden: boğa heykeli, 1864 yılında Fransız heykeltıraş Isıdore Bohhevr tarafından yapılır. Kızgınlığı ve iriliğiyle Fransızların gücünü simgelediği söylenir.

1870 yılında ise, bu kere; Sedan muharebesinde Alman general Bismarc tarafından Alsas Loren yeniden alınır. Fransızların gücü de Almanya’ya gider.

Almanya kralı II. Wilhelm: 1917 yılında, Alman ve Osmanlı imparatorluğu arasındaki dostluğun sembolü olarak (bir diğer görüşe göre Enver Paşa’ya güç simgesi olarak) bu heykeli: Osmanlı imparatorluğuna hediye eder.

Heykel, İstanbul’da ilk olarak Yıldız Sarayı bahçesine koyulur. Daha sonra: Taksim bölgesinde ilk olarak Hilton oteli bahçesine ve sonrasında günümüzde gezi parkı olarak bilinen yere ve Lütfi Kırdar Kongre merkezinin bulunduğu yere konur.

1970’li yılların sonunda ise, Anadolu yakasına geçer ve ilk önce Kadıköy Belediyesinin önüne ve ardından 1990 yılında günümüzde bulunduğu Altıyol’a getirilip konulur.

balıkçılar çarşısı.1   balıkçılar çarşısı.2

Balıkçılar Çarşısı

Kadıköy postanesinin arkasındadır. Bu sokağın başında balık satan dükkanlar bulunmakta olup sokağın sonunda ise güzel balık restoranları bulunur. Sokakta ayrıca cafe, bar ve restoran tarzı yapılar da yoğundur.

Özellikle akşamları, Kadıköy’ün en kalabalık yeridir. Ancak burayı ziyaret ettiğinizde dikkat etmeniz gerekenler var. Burada: bir tezgahta balığın kilosu 15 TL. iken, biraz ötede aynı balık 40 TL. ye satılmaktadır. Yani buradan balık satın almak isterseniz, mutlaka yanınızda balıktan anlayan biri olmalıdır ve kulağınızın dibinde bağrışan satıcılardan etkilenmeye çalışmalısınız.

 

Barlar Sokağı

Kadıköy sahili ve Bahariye caddesi arasındadır. Hafta sonlarında çok kalabalıktır. Burada çok sayıda gece kulübü, cafe tarzı yerler vardır.

akmar pasajı.1

Akmar Pasajı

Caferağa caddesindedir.

Burada her türlü yeni ve eski ikinci el kitap, poster, cd, antika eşya gibi ürünleri uygun fiyata bulup satın alabilirsiniz. Özellikle sınavlara yönelik ikinci el kitap satışı yoğundur. Kitaplar arasında dolaşmak, kitapları sevenlerle sohbet etmek, önerilere kulak asmak ve hediye olarak kitap almak isterseniz, burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Ancak, son yıllarda koridorlarda satıcıların cazgırlığı ziyaretçilerin buraya karşı olan ilgisini bir hayli azaltmış durumdadır. Son bir not, burada korsan kitap yoğunluğunun fazlalığını da bilmek gerekiyor.

yoğurtçu parkı.2   yoğurtçu parkı.1

YOĞURTÇU PARKI

Kadıköy Osmanağa Şükrü Saraçoğlu Stadyumunun alt tarafındadır.

Bir zamanlar burası, hiç ağaç bulunmayan, Kalamış koyuna kadar uzanan ve Kurbağalıdereyi de içine alan bir çimenliktir. Burada sadece yazları açık olan bir kahvehane bulunuyordu. Derenin suyu temiz ve berraktı. İstanbul’un düşman işgali yıllarında, süvariler burada at koşturuyordu. I. Dünya savaşından sonra kurulan Hilal-i Ahmet Kadıköy Şubesi Başkanı Süreyya İlmen (Süreyya operasını da yaptırandır) bulunduğu teşkilatı harekete geçirmiş ve yoğurtçu çayırını kurutmayı ve bataklıktan kurtararak bir orman haline getirmeyi planlamıştır. Buna bağlı olarak yoğurtçu köprübaşında bir çadır kurdurmuş ve iki kazık üzerine,  derenin ileride alacağı manzarayı gösteren bir tablo astırarak halka yardım çağrısında bulunmuştur. Dereden çıkarılan toprakla, rıhtımın arkası doldurulmuş ve bataklık olan yerler drenajla kurutulmuştur. Çayıra çam, çınar, ardıç fidanları dikilmiş ve rıhtım boyunca kanepeler yerleştirilmiştir. Böylece günümüzdeki yoğurtçu parkının temelleri atılmıştır.

Günümüzdeki yoğurtçu parkı, modern çocuk oyun alanları, yürüme ve koşu parkurları, spor sahaları ve dinlenme yerleriyle tamamen yenilenmiş, çağdaş bir anlayışla düzenlenerek 11 Nisan 2010 tarihinde hizmete açılmıştır.

Burası halen Kadıköy semtinde yaşayanların dinlenme ve spor alanıdır. Bahariye ve Fenerbahçe Stadyumunun arasındadır ve Kurbağalıdere’nin denize döküldüğü yerdedir. Parkın girişinde, orta büyüklükte, kaya görünümlü taşlardan yapılmış bir süs havuzu bulunuyor. Havuzun hemen ilerisinde, yiyecek ve içeceklerin satıldığı, kapalı ve açık oturma alanları bulunan bir kafeterya vardır.

Parkın içinde 5 farklı bölgede çocuk oyun alanları da bulunuyor. Yürüyüş yolu: antik granit küp taşla döşenmiştir ve 5300 metre uzunluğundadır. Koşu alanı ise 1200 metredir. Tam ortada büyük bir basketbol sahası vardır. Moda sahili yönünde parkın sonlarına yaklaşıldığında ise iki büyük saha daha bulunuyor. Bunlardan biri tenis kortu, diğeri ise squash yani duvar tenisi kortudur. Sahalar tamamen ücretsiz ve günün her saatinde kullanıma açıktır.

Fenerbahçe Spor Kulübüne yakınlığı nedeniyle efsane futbolcular Lefterv e Alex’in heykeli buradadır. Ayrıca burada yine ünlü tasavvuf şairi Yunus Emre’nin sembol haline gelen heykelleri görülür. Bu parka gittiğinizde, kedi, köpek ve kuşları görebilirsiniz. Ayrıca, park alanında küçükbaş hayvan kümesi oluşturulmuş, kafeslerde horozlar, tavuklar, ördekler ve civcivler bulunuyor. Böylece çocuklara hayvan sevgisi aşılamak hedeflenmiştir.

Son bir not: her Pazar günü öğleden sonra burada Çapulcu Pazarı kuruluyor. Bu pazarda, insanlar kullanmadıkları ama başkalarının ihtiyaçlarını giderebilecek eşyaları makul fiyatla satıyorlar.

 

 

Lefter Heykeli

Yoğurtçu parkının hemen karşısındaki küçük park alanına inşa edilen heykel: 3 Mayıs 2009 (Fenerbahçe kulübünün 102’nci kuruluş yıldönümü) tarihinde dikilmiştir. Heykelin açılışına, Lefter ve ailesi de katılmıştır. Heykel genç heykeltıraş Dağhan Yürürler tarafından yapılmıştır.

alex heykeli.00   alex heykeli.0

Alex Heykeli

Yoğurtçu parkındaki bu heykel, 15 Eylül 2012 tarihinde Alex’in 35’nci yaş gününde dikilmiştir. Lefter heykeliyle arasında 50 metre mesafe verdir.

Alex heykeli: kaidesi 80 cm ve heykelin yüksekliği 3 metredir. Kaidenin bir yanında Alex ve kariyeriyle ilgili bilgiler, bir tarafından Alex ile ilgili düşünceler, diğer tarafında da Alex’in taraftarlara yönelik sözleri ve heykelin yapımına katkı verenlerin isimleri bulunuyor. Yapım malzemesi olarak birinci kalite fiber malzeme kullanılan heykel bronz renklidir. Heykel, heykeltıraş Aşan Akın tarafından yapılmıştır.

salı pazarı.00   salı pazarı.1   salı pazarı.2   salı pazarı.3

SALI PAZARI

117 yıllık geçmişe sahip olduğu söylenen Pazar, Kadıköy’ün, İstanbul’un belki de Türkiye’nin en bilinen pazarıdır. İlk olarak Altıyol’da kurulan Pazar, yaklaşık 6 yıl önce, kentsel tasarım projesi kapsamında Altıyol’dan D-100 karayolu, Hasanpaşa mevkii, Akasya AVM hemen karşısındaki yeni  yerine taşınmıştır. Ama, son olarak Salı pazarı 2015 yılında yine yer değiştirdi ve geçici olduğu söyleniyor.

Fikirtepe istikametinde bulunan bu Pazar, günümüzde Ataşehir yolu üzerine, Medeniyet Üniversitesinin yanına taşınmıştır. Ancak yine de büyük ilgi görmeye devam etmektedir. Burada her türlü aradığınız uygun fiyatla bulabilirsiniz. Pazar Salı ve Cuma günleri açılmaktadır.

 

FİKİRTEPE

Fikirtepe’de Karhadon şehri kurulmuştur. Bu şehrin Fenikeliler tarafından kurulduğu ve Karadeniz kıyılarında kurulan şehirlere yapılan yolculuklarda ihtiyaç karşılama yeri olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

Fikirtepe’de 1940-1950 yılları arasında yapılan kazılarda: MÖ. 3000 yıllarına ait aletler ve insan iskeletleriyle birlikte köpek, balık, koyun ve keçi kemikleri bulunmuştur. Ayrıca: yine buluntular arasında: taştan çekiç, keramik, bronz parçalar, inci taneleri ve firuze taşlı objeler dikkat çeker.

Evet günümüzdeki Fikirtepe: Kadıköy ilçesi sınırları içinde bir semttir. 1975 yılında artan nüfus nedeniyle 3 mahalleye bölünmüştür. Semte ismini veren Fikirtepe mahallesi, Mandıra ve Hızır Bey caddeleri arasında kalan bölümdür.

Çapa’da bulunan Yüksek Kız Öğretmen Okulunun 1966 yılında Fikirtepe’ye taşınmasıyla bölge gelişmeye başlamış ve Eğitim Mahallesi adıyla kurulan mahalle, Fikirtepe’nin en modern kesimidir. Fikirtepe ve Dumlupınar mahalleleri, Kadıköy sınırları içinde bulunan tek gecekondu yerleşimidir. Evet fazla ayrıntıya girmeyeceğim, buranın en büyük özelliği yazının başında da belirttiğim gibi, burada binlerce yıl öncesi yaşam sürdürülmüş olmasıdır. Buradan çıkarılan bulgular, İstanbul Arkeoloji Müzesinde görülebilir.

moda caddesi.2

 

MODA

Moda Burnunda, Kalkedon kenti kurulmuştur.

Burada yapılan araştırmalarda, Fenikeliler döneminden kalma vazo kırıkları, kandiller, heykeller ve pişirilmiş balçıktan yapılmış bir erkek başı ve Kalkedonya Kitabesinin yazıldığı bir bronz levha bulunmuştur. Yani buranın MÖ.2000’li yıllarda Fenikelilerin bir ticaret iskelesiymiş.

Evet tarihi özelliklerinden söz ettikten sonra gelelim yakın geçmişe. Moda: günümüzde Kadıköy ilçesinin tarihi yarımadanın karşısında bulunan bir semtidir. Semt ismini: Yusuf Kamil Paşa sokakta bulunan “All Saints Moda Kilise” sinden almıştır. Ama öte yandan: Katip Çelebi’nin Cihannüma isimli eserinde bulunan İstanbul haritasında, buranın ismi olarak “Moda” ismi yer almaktadır. Sözü edilen bu kilise, Kırım Savaşı sırasında 1878 yılında inşa edilmiştir. Yani: buraya “Moda” ismi çok daha önceleri verilmiştir.

Bir zamanlar tüm İstanbul’a yetecek kadar sebze ve meyve yetiştirilen Moda, Kadıköy profilinde küçük bir burun olarak yerleşmiştir ve tıpkı İstanbul gibi 7 tepe üzerinde kurulmuş olan Kadıköy’ün en şık tepesi Moda’dır.

Günümüzde Moda’yı gençlerin tercih etmesinin başlıca sebebi bahçeleri ve dondurmacılarıdır. Moda çay bahçeleri, yazın muhteşem güzeldir. Karşıda Marmara denizi, solda Fenerbahçe feneri, kısmen adalar, sağda Haydarpaşa, h atta bir ucundan tarihi yarımada manzaraları görülebilir.

Dondurma konusunu biraz önce söylemiştim. Burada her ne kadar küçük te olsa bir dondurmacılar meydanı bulunuyor ve burada her çeşit dondurmayı bulmak mümkündür. Özellikle “Dondurmacı Ali Usta” nın dondurmaları mutlaka tadılmalıdır. Kışın ise, en iyi salep yine burada içilir.

moda caddesi.3   moda caddesi.1

Moda Caddesi

Bu cadde üzerinde minyatür, poster ve çizgi roman satan ve Avrupa markası ihraç ürünlerini satan mekanları göreceksiniz. Oyun Atölyesi isimli tiyatro sahnesi de buradadır. Oyun Atölyesi, Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer tarafından 1999 yılında kurulmuştur.

moda iskelesi.1   moda iskelesi.2   moda iskelesi.5    moda iskelesi.4

Tarihi Moda İskelesi

Moda iskele caddesindedir.

Haydarpaşa iskelesinin mimari, Vedat Bey tarafından 1916-1917 yılları arasında yapılmıştır. 1910 yılında Moda’da yaşayan İngilizlerin kurduğu İngiliz Yat Gurubu, tarihi moda iskelesinde faaliyete başladı. Bu kulüp daha sonra, Türk üyelerin de katılımıyla Türk-İngiliz kulübü adını almıştır. Türk-İngiliz kulübü: bir süre sonra Van valisi Tahir Paşa’nın oğlu Cevdet Bey tarafından kagir bir ev haline dönüştürülen binaya taşınır. Kulübün terk ettiği vapur iskelesine: Moda Su Sporları kulübü yerleşir. 8 Nisan 1935 tarihinde ise, Büyük önder Atatürk’ün talimatıyla “Moda Deniz Kulübü” kurulur. Bu dönemlerde: Atatürk, İsmet İnönü, İngiltere kralı Edward, İran Şahı Rıza Pehlevi, Irak kralı Faysal gibi önemli kişiler iskeleyi ziyaret ettiler. Uzun yıllar, sportif ve sosyal aktivitelerin yaşandığı mekan, zamanla sosyal yönünü kaybetti. 1937 yılında şiddetli bir lodosta, yapının üst katı yıkıldı.

1986 yılında yolcu azlığı nedeniyle vapur seferleri kaldırıldı. Ardından yapı kaderine terk edildi ve harabeye dönüşmeye başladı.

2000 yılında ise iskelenin kurtarılması için çalışmalar başladı. 1 Temmuz 2001 tarihinde Kabotaj Bayramında tarihi Moda iskelesi yeniden hizmete girdi. Günde 2 sefer de olsa, kültürel dokunun önemli bibr parçası olarak Kadıköy sahnesinde yerini almıştır.

İskelenin ortasına sağa doğru dirsek yapan taş bir yoldan geçilerek ulaşılır. İskele, zarif Kütahya çinileriyle süslüdür.

moda tramvay.2

Nostaljik Tramvay

2003 yılında hizmete giren bu tramvay: Kadıköy-Moda arasındaki 2.6 kilometrelik hatta hizmet vermektedir.

kadıköy anadolu lisesi.0    kadıköy anadolu lisesi.1

Kadıköy Anadolu Lisesi-Maarif Vekaleti Kolleji

Cumhuriyet döneminde eğitime başlayan ilk 6 okuldan birisidir. Okul 1955 yılında Maarif Kollejleri projesi kapsamında açılmıştır. Bu projede: yabancı dil bilen, yurtsever yetişkin insan gücünün oluşturulması hedeflenmiştir. İlk yıllarda sadece erkek yatılı okulu iken, 1964-1965 eğitim yılından başlanarak kız ve erkek gündüzlü öğrenciler de alınmaya başlamıştır. 1968 yılında okulun pansiyon binası hizmete girmiştir. 1975 yılında diğer Maarif Kollejleriyle birlikte, Anadolu Lisesi statüsüne girerek Kadıköy Anadolu Lisesi ismini almıştır. Okul birçok ulusal başarıya imza atmış olup halen eğitim sürdürülmektedir.

barış manço müzesi.1   barış manço müzesi.5   barış manço müzesi.kapının girişi ajanda.1   barış manço müzesi.2

barış manço müzesi.3   barış manço müzesi.4   barış manço müzesi.şövalye odası.1

Barış Manço Müze Evi

Moda, Yusuf Kamil Paşa Sokakta Anglikan kilisesinin karşısındadır.

Burada, önceleri birbirinin benzeri yan yana iki kagir ev varmış. 1895-1900 yılları arasında Dowson isimli bir İngiliz tarafından, Mimar Paya’ya yaptırılmıştır. Binalara çok özen gösterilmiş, bütün malzemeler Avrupa’dan getirilmiştir. Pencereler, kapılar, merdivenler en iyi tahtalardan yapılmış, ahşap cilası sürülerek bırakılmış, boyanmamıştı. İçeri girince ahşabın sıcaklığı hissedilirdi. Panjurları yeşildi.

Birinde kendisi, diğerinde oğlu otururmuş.

1930’larda Dowson’lar evleri satarak İngiltere’ye dönerler.

İlk binada bir Alman oturuyormuş. Daha sonra Zühtü Paşa’nın torunu Afife Pelin hanım satın almış. 1965 yılında James Whittall’a geçen evde, pek çok değişiklik yapılmıştır. Whittall panjurları kaldırtır, dış görünüşünde göze çarpan bir değişme olmamasına rağmen, içinin özelliği kısmen kaybolur. 20 yıl sonra Barış Manço burayı satın alır ve aslına uygun olarak restore ettirir. Zemin, birinci kat ve bodrum kattan oluşan yapının ön cephesinde, sıvasız tuğla kullanılmıştır. Hani başta burada iki ev yapıldığını söylemiştim, diğer ev yani Dowson’un oğlu için yaptırdığı ev, 1903 yılında Necip Çaysev’e satıldı. Necip Bey’in çocukları bu evde büyüdü. Fakat babaları ölünce hisseler dağıldı ve ev 1967 yılında yıkılarak yerine 38 daireli bir apartman yapıldı.

1 Şubat 1999 tarihinde ölümünden sonra müzeye dönüştürülen evinde, sanatçının tüm eşyaları ve eserleri sergilenmektedir. Manço, bu evde 18 yıl yaşamıştır. Barış Manço bu evi 1984 yılında satın almış ve aslına uygun olarak restore ettirmiştir.

Müzenin bölümleri şöyledir.

Giriş katı: Burada salon, yemek odası ve kıyafet odası vardır. Salonda sergilenen objeler arasında Barış Manço’nun Avusturya’dan aldığı piyanosu ilgi çeker. Burada: son akşamında cep telefonunu, ajandasını ve araba anahtarını bıraktığı köşe olduğu gibi korunmuştur. Ajandanın tam köşesinde Doğukan’ın babası için yazdığı son not vardır. Girişte ziyaretçileri Venüs heykeli karşılıyor.

Birinci kat: Burada yatak odası ve misafir odası bulunur. Yatak odasında: yatak, tuvalet masası, sandalye ve armut ağacından yapılmış bir gardrop ilgi çeker.

İkinci kat: Buradaki odaya “Adam Olacak Çocuk Odası” denilmiştir. Barış Manço’nun yıllar önce yayınlanan ve büyük ilgi çeken televizyon programından esinlenilmiştir ve bu bölüm sadece çocuklar için düzenlenmiştir.

En Alt kat: Giriş katının altındaki bu bodrum katında: kiler ve çamaşırhane olarak kullanılan bölümler, sonradan büro olarak düzenlenmiştir. Sanatçı tarafından “Şövalye odası” ve eşi tarafından kullanılan bu oda: günümüzde ofis binası olarak kullanılmaktadır. Barış Manço, Belçika’nın verdiği şövalyelik ünvanından sonra, evin alt katında bir yeri Şövalye odası yapmıştır.

Bahçede, yazlık ve kışlık iki bahçe bulunmaktadır. Yazlık bahçede çok şık bir kafe bulunuyor. Burada masalar plak şeklinde, sandalyeler ise nota şeklinde tasarlanmıştır.

 

 

Moda Çay Bahçesi

Muhteşem manzarası için burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Burada muhteşem gün batımı ve deniz manzarası izlenmektedir. Ağaçlar her ne kadar manzarayı biraz kapatsa da mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yerdir, ancak unutmamak gerekir ki, fiyatlar yüksektir, yani bir bardak çay son gittiğimde 3.5 TL idi, umarım fiyatları biraz makul tutarlar.

moda iskelesi.moda deniz kulubü.1

Moda Deniz Kulubü

Moda caddesi Ferit Tek Sokaktadır.

Moda ve Kalamış Koyunun güzelliğini yaşayan Atatürk, çevrenin sosyal ve kültürel yapısını da göz önünde tutarak, dönemin İktisat Vekili Celal Bayar’a, 1934 yılı sonbaharında Kulübün kuruluş talimatını verir. Böylece çalışmalara başlandı ve Türk-İngiliz Yat Kulübü ile temasa geçilerek Moda Deniz Kulübü kuruldu. Bina olarak: 1910 yılından beri faaliyetini Moda İskelesinde sürdüren Türk-İngiliz Yat kulübü: hemen iskelenin yanında bulunan, Van valisi Tahir Paşa’nın oğlu Cevdet Tahir Bey tarafından betonarme bir ev haline dönüştürülen binaya, kiracı olarak taşındı. Önceki yıllarda odun deposu olarak kullanılan ve hemen deniz kenarında bulunan bu araziye Mimar Emin Onat tarafından yapılan bina: gerek mimarisi ve gerekse konumu olarak etkileyici bir yat kulübü görünümü veriyordu. Fakat, yeni kurulacak kulüpte, oraya kiracı olarak taşınacak ve bu statü uzun yıllar bu şekilde devam edecektir. Ardından kulüp binası, birçok kez özel kişiler arasında el değiştirmiştir.

 

Rıza Paşa Sokak

Sokağa adı verilen Rıza Paşa, Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz’in padişahlık dönemlerinde sivrilmiş ve 93 Osmanlı-Rus savaşında gösterdiği varlık nedeniyle, Sultan II. Abdülhamit tarafından Seraskerlik makamına yükseltilmiştir. Rıza Paşa Sokaktaki 10 ve 12 numaralı evler, aslına uygun olarak restore edilmiştir.

moda. sarıca köşkü.1   moda. sarıca köşkü.2

Sarıca Konağı

Moda caddesindedir.

1903 yılında yapılan, zengin taş işçiliğe sahip yontma taş konak, Rum asıllı mimar Constantin Pappa’nın bilinen ilk büyük ölçekli yapısıdır. Sarıcalar: Sultan II. Abdülhamit döneminde sarayda mabeynci olan Ragıp Paşa ve Yıldız Sarayı doktoru olan kardeşi Arif Paşa’dır.

Pappa: Sarıca konağını, hem Arif Paşa’nın prestijine yakışır bir konak, hem de bir aile apartmanı gibi tasarlamıştır. Neo-klasik cephesi ve anıtsal girişiyle konak imgesini yakalayan, bahçe içindeki mütevazi girişi ve kat sayısının fazlalığıyla, apartman formatına yaklaşmaktadır. Cadde cephesinde iyonik başlıklı yüksek kolonlu, mermer korkuluklu giriş, arnavut kaldırımlı eğrisel yollarla cadde üzerindeki simetrik kapılara bağlanır. Köşkün katları arasındaki farklı tipteki kornişler, düşey etkiyi dengeler. Bodrum, zemin, üç normal kat ve çatı katından oluşan anıtsal ölçeğiyle çevresine hakim yapı, yüzyıl başında yabancıların çoğunlukta olduğu bir yerleşim bölgesinde, sarayın temsilcisi gibidir. Eşzamanlı diğer köşk ve yalılardaki gibi orta sofalıdır ve cephe kurgusu batı klasizminin etkisindedir. Ana merdivenlerin kat sahanlıklarındaki büyük çift kanatlı kapılar katları birbirinden ayırır.

Mimar Papa: konağın sahibi Arif Paşa: kullanıcıları Sarıca Ailesi ve hizmetlilerin konak içi trafiğini çok iyi çözümlemiştir. Arif Paşa, zemin katta cadde cephesinden girişi olan bölümde yaşamıştır. Bahçe içindeki saçaklı ikinci kapıdan ulaşılan diğer katlar ise, ailenin diğer üyeleri tarafından kullanılmıştır. Bodrum katta yaşayan hizmetlilerin kullandığı servis merdiveni, her katta mutfağa, sofaya ve ana merdivenin ahşap köprü gibi yapılan kat sahanlığına açılır.

Moda caddesinin genişletilmesi sırasında konağın girişin önündeki boşluk yola katılarak, yapının bahçe içindeki konumu bozulmuş, kolonlu ana giriş kapısının önündeki merdivenler dökme demirden yaya ve araç giriş kapıları ve üzerlerindeki topuz çatılı saçaklar ortadan kaldırılmıştır.

1’nci Dünya Savaşı sırasında, İstanbul işgal edildiğinde, İngilizlerin müsaadesiyle köşk boşaltılarak 2 yıldan fazla Ermeni okulu olarak kullanılmış, işgal bittiğinde okul kapanıp Arif Paşa, evine geri dönmüş ve bütün eşyalar yenilenmiştir. Konakta günümüzde dünyaca ünlü piyanist Ayşegül Sarıca ikamet etmektedir.

 

Arif Paşa Apartmanı

Ağabey Sokak ve Ruşen Ağa sokak köşesindedir. Apartman 1906 yılı yapımıdır. Sarıca ailesi, köşkün inşaatını takip eden yıllarda, oldukça geniş olan ailenin bir kısmının ikametini sağlamak için ya da kiraya vermek üzere, yine Moda’da: Arif Paşa Apartmanını yaptırmıştır. Yapı: zemin, 4 normal kat ve çatı katından oluşan, her katında 3 konut bulunan bitişik nizam bir apartmandır. Yapıyı özgün kılan yönü: giriş hölüne açılan, üzeri metal konstürsiyonlu camla örtülü aydınlık boşluğudur. Mimar Papa’nın, yapının hemen hemen ortasında yani en karanlık noktasında tasarladığı aydınlak, düşeyde olduğu kadar yatayda da yarattığı etkiyle görülmeye değerdir. Arif Paşa Apartmanı cephelerinde sağlam bir simetri kurgu vardır. Giriş cephesindeki geniş çıkma üzerinde, her iki pencereni bir odaya denk geldiği dörtlü bir düzen vardır. Oldukça saydan olan cephelerde çıkmaların her iki tarafında taş konsollu, Fransız pencerelre bulunur.

 

Fredericilerin Evi

Fazıl Paşa Sokaktadır. Burası Sarıca köşkü gibi Moda’daki birçok güzel yapıda imzası bulunan mimar Papa tarafından yapılmıştır. Papa’nın kendi evi de bu sokağın köşesindedir.

Frederici ailesi, 1800’lü yıllarda İstanbul’a yerleşmiş İtalyan asıllı tüccar bir ailedir. Moda’da başka binaları da vardır. Moda burnuna yerleşen ilk Levanten aile Tubini’lerdir. Kızları Anet Tubini, hayatını Fransuva Frederici ile birleştirince, Fredericiler de Moda’da yaşamaya başlamışlardır.

 

Mahmut Muhtar Paşa Köşkü

Hacı İzzet Sokakta, Kadıköy Kız Lisesi bahçesindedir.

Konak: 1886 yılında bir levanten tarafından yaptırılmıştır. 1896 yılına kadar 3 yıl İngiliz James Baker ailesi tarafından konut olarak kullanılmıştır.

93 Osmanlı-Rus harbinde, Doğu cephesi komutanı ve Sadrazam olan Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın oğlu Mahmut Muhtar Paşa: Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde İzmir valiliği ve Bahariye Nazırlığı görevlerinde bulunmuştur. 1896 yılında ise Mısır Hidiv’i İsmail Paşa’nın kızlarından Prenses Nimetullah Hanım’la evlenir. Konağı 1897 yılında Rum asıllı Dimitri Veldemi’den satın alıp buraya yerleşir. Kültür düzeyi o günlerde, topluma göre yüksek olan aile, burada görkemli bir hayat sürdürür. Buna bağlı olarak, konağa merkezi ısıtma sistemi ve şebeke suyu tertibatları yapılır. Üstü kabartma desenli kalorifer petekleri, günümüze kadar kullanılmıştır. 1908 yılında Anadolu yakasına henüz elektrik gelmemişken, Paşa kendi özel girişimleriyle bahçeye bir makineyle dinamo yerleştirmiş ve köşk ile bahçeye elektrik sağlamıştır. 31 Mart 1909 tarihindeki ayaklanmada, toplarla kuşatılan köşk, son anda ateşe tutulup yıkılmaktan kurtulmuştur.

1’nci Dünya savaşı sonunda, İstanbul işgal edilince konağın selamlık binası, 2 yıl 7 ay İngiliz askerlerine tahsis edildi.

1929 yılında, Paşa, savaş öncesi hatası yüzünden hazineyi zarara uğratmak suçlamasıyla “Yüce Divanda” yargılandı ve suçlu bulundu. Çünkü, 1’nci Dünya savaşından önce, Bahariye Nazırı iken, İngilizler’den gemi almak üzere peşin ödeme yapmış, ancak savaşa Almanlar’ın yanında girilince İngilizler gemileri vermemişti. Bu suçlamanın üzerine: 22 bin altını kendi servetinden ödeyen Paşa “Adaletin olmadığı bir ülkede yaşayamam” diyerek geri dönmemek üzere ülkeyi terk etti ve Mısır’a yerleşti. 1935 yılında Napoli’ye giderken yolda öldü. Prenses Nimetullah, büyük bir servetin sahibi olmasına rağmen, bir daha Moda’ya dönmedi. 1945 yılında vefat etti. 1952 yılında Mısır’da gerçekleşen ihtilal sonrası, hanedanlığa ait her şeye el konulunca tüm varlığını kaybeden ailenin hayattaki fertleri İstanbul’a köşke döndü. 1956 yılında borçları ödemek için, köşk içindeki eşyalar ile birlikte satıldı. O yıl köşk, 1.5 milyon lira bedelle kamulaştırılıp “Milli Eğitim Bakanlığı” na devredildi. Heykeller, çeşmeler, tüm eşyalar da müzayede ile satıldı. Bahçede çiçeklerle bezeli göbeğin ortasında duran Fransız heykeltıraş Louis Doumas tarafından yapılan ve 1864 yılında Paris’te dökülen bronz at heykeli: Hacı Ömer Sabancı, arka bahçedeki geyik heykeli de Vehbi Koç tarafından satın alındı. Paşa’nın beyaz Steinway piyanosunu ise, İlham Gencer satın aldı. 118 yıllık piyano hala kullanılıyor.

1999 yılı depreminde zarar görünce boşaltılan mermer köşkün, ahşap zeminindeki okulun ilk öğrencileri, ayakkabılarını çıkarıp özel keten bez pabuçlar giyerek geziyordu. İskelesinde kız öğrenciler yüzme dersleri alıyordu. Zamanla bahçedeki manej, meyvalıklar, büyük sera, heykeller, ağaçlar tarihe karıştı. Köşk duvarlarındaki ince işlemeleri, mitolojik figürlerle süslü camları, ipek perdeleriyle bugüne kadar orijinal haliyle kalabilmiştir.

 

Doktor Mahmut Ata Bey Evi

Şifa Sokaktadır.

1930’lu yıllarda, iki kapılı, kırmızı sandık gibi, ufacık arabasını hangi evin kapısına çekse, o evde doğum olduğu anlaşılırdı. Aynı arabanın yıllar sonra, lacivert renklisini kullanmaya başlayan Dr. Mahmut Ata bu köşkte oturuyordu. O dönemde, denize inen bir çayırlık olan bu arazide yaptırdığı yüksek tavanlı, geniş koridorlu binanın bir katında, 6 yataklı bir hastane kurmuştu. Ameliyathanesi de vardı. Rüzgar güllü çatısındaki odaya bazı aletler koydurmuş, ufak çapta bir rasathane gibi kullanıyordu. Yıldızları gözlerdi. Bahçesi,  denize kadar inen setlerden oluşur, kanepeler, son derece zevkli işlenmiş demir döküm iskemleler, mermer masalar bulunur, deniz kenarında motorları, sandalları havaya kaldırarak denizden oldukça yüksekte kayıkhaneye çeken bir vinç bulunan çevresi kapalı iskele vardı.

Mahmut Atabey’in adeta çılgın bir süratle kullandığı, o zamanlar pek nadir bulunan Chris Craft’ı, Kalamış Koyunda çok meşhurdu. Muhteşem bahçede tavus kuşları dolaşır, ortadaki şahane havuzun içinde cins balıklar olur, renkli fıskiyelerin, nadide çiçeklerin, çardakların, mermer oyma masaların denizden görüntüsü bir cenneti andırırdı.  1963 yılında Mahmut Ata Bey hekimliği bırakır. Köşkünü Yaşar ve Pakize Trak’a satar. Onlar da yapıyı 1965 yılında “Özel Moda Kolleji” olarak eğitime açarlar. 1967 yılında vefat eden Ata Bey’in ailesi: görkemli bir hayat sürdükten sonra geride hiç kimse kalmadan yok olup gitmiştir.

 

Aga Bey köşkü:

Safa Sokaktadır.

Bu köşkün ilk sahibi Agah Bey’dir. Köşk: Tekel’de görevli Rıza Bey adında gerçek bir İstanbul beyefendisi ve ailesi tarafından uzun yıllar, konut olarak kullanılmıştır. Daha sonra 1990 yılında satılmış ve harap vaziyette olan bina, yeni sahipleri tarafından boyatılıp tamir ettirilmiştir. Bir süre sonra köşk tekrar el değiştirir. Bugünkü güzelliğini, o dönemde yeniden yaptırılan tamirata borçludur. 4 katlı ahşap köşke bir mini asansör konulmuş ve bahçesinin köşesine garaj ilave edilmiştir.

Yeni sahibi genç, çalışkan ve güzel bir iş kadınıydı. Bahçedeki küçük şadırvan ve güller, köşke masalsı bir hava veriyordu. Ancak, köşkün mutluluğu uzun sürmedi. Güzel sahibesi, geçirdiği bir bunalım sonucu intihar etti. Köşk, günümüzde beyaz cephesinin ve bahçesinin oluşturduğu asaleti ve sırlarıyla sessizce varlığını sürdürüyor.

 

Kirkor Mutafyan Evi

Ressam Şeref Akdil Sokaktadır.

Bu bina, fotoğrafçı Mutafyan Efendi (1908-1995) nin hem atölyesi hem de eviydi. 1962 yılında Foto Moda ismini verdiği dükkanı açmış, siyah beyaz fotoğraf çekiminde çok ustalaşmıştı. Son derece eski bir makine ile harikalar yaratır, küçücük vitrinindeki fotofraflarla herkesi kendisine hayran bırakırdı. Ölümünden birkaç ay öncesine kadar atölyesi açıktı. 1935 yılında Moda Deniz Kulübüne gelen Atatürk ve İngiltere Kralı Edward gibi birçok önemli şahsiyetin fotoğraflarını çekmiştir. Büyükbabası Biliktanyan Efendi, İstanbul’un sayılı tüccarlarındandı. Dayısı Haçık Biliktanyan Efendi’nin bütün servetini yok etmiş, torunu Kirkor Mutafyan’a hiçbir şek kalmamıştır. Hızlı yaşayan Haçik, genç yaşta öldü. Kirkor Mutafyan ise, fotoğrafçılık mesleğinde çok başarılı oldu.

 

Cem’in evi:

Cem sokaktadır.

Bulunduğu sokağa adını vermiştir. Cem: Türk karikatürünün başlangıç dönemine imza atmış Cemil Cem’dir. 1937 yılında satın aldığı bu ev, 1909 yılında: Romanya seferi Miltiyadi Patos’un kızları Katerin Cizmel ve Mari Mesko için, 1909 yılında yaptırılan iki köşkten birisidir. Diğer köşk, günümüze ulaşmamıştır.

Cem: 9 Nisan 1950 tarihinde öldü. Ailesi köşkü yaşatmaya çalıştı ama zorlandılar. 2006 yılında Cemil Cem’in gelini, köşkü içindeki eşyalarla birlikte Dikran Masis’in müzayede evi Eskidji’ye sattı. 2 yıllık restorasyon çalışmalarının sonunda, köşkün içinde birçok değerli antik eşya “Eskidji Müzayede Evi” tarafından satıldı. Günümüzde, burada “Saklı Restaurant” isimli bir firma hizmet vermektedir. Yapının mülkiyeti ise, Eskidji iştiraki İnmas Turizm’e aittir.

fenerbahçe feneri.1

FENERBAHÇE

Çok eski zamanlarda: yani Kadıköy yöresinin “Khalkedon” olarak anıldığı dönemlerde: Fenerbahçe semtinin ünlü bahçelerinin yerinde: Erion isimli büyük bir mezarlık varmış. Bu mezarlığın varlığı, bu bölgede yapılan inşaatların temel kazılarından çıkan insan kemiklerinden anlaşılmaktadır. Daha yakın geçmişe geldiğimizde ise, karşımıza, bir deniz feneri ve futbol çıkmaktadır. Bizans döneminde, burada yükselen bir kule üzerinde ateş yakılarak, uzaklardaki gemilere yol gösterilirmiş. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise, bahçelerin, bostanların ve saray ve köşklerin bulunduğu bu minik yarımadaya daha güzel bir fener kulesi yaptırılır. Ardından semt ve bölge “Bağçe-i Fener” ve daha sonraları ise Fener Bahçesi olarak adlandırılır.

Yine aynı dönemde, buradaki muhteşem yapılar arasında “Şadırvan” ve “Derya Köşkleri” özellikle güzellikleriyle dillere destan olur.

İstanbul’un düşman işgali altında bulunduğu 1919-1922 yılları arasında, bu semtin yakınlarındaki sporcu gençler bir futbol takımı kurarlar. Bu futbol takımı, İngiliz işgal ordusunun futbol takımı ile çeşitli kereler maçlar yapar. Bu maçlar: ulusal karşılaşmalara dönüşür ve çoğu kez, sarı lacivert formalı oyuncular galip gelirler.

 

Fenerbahçe Feneri

Yukarıda sözünü ettiğim gibi, Fenerbahçe burnunda bulunan fenerin geçmişi Bizans dönemine kadar gitmektedir. Burada: Hera ve İreas olarak isimlendirilen kayalıklara yakın yerde, tanrıça Hera’ya adanmış bir tapınak bulunuyormuş. Bu kayalıkların üzerinde ise, bir ateş kulesi varmış.

Fener binası: 1562 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından ahşap malzemeden yaptırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın bu fenerin inşa edilmesiyle ilgili Üsküdar Kadısına verdiği ferman, halen Topkapı Sarayı arşivinde muhafaza edilmektedir.

Fenerin bir parçası olan “Süs Düdük Binası” ise, 1932 yılında yaptırılmıştır.

Osmanlı döneminde yaptırılan ilk olma özelliğini taşıyan fener: Şile feneri, Anadolu feneri ya da Rumeli feneri gibi heybetli kayalıklara konuşlandırılmamıştır. Bu yüzden diğer fenerlere nazaran çok görkemli sayılmaz. Ancak Osmanlı devletinin inşa ettiği ilk fener olarak önem kazanır.

Zeminden 21 metre yükseklikteki yuvarlak kulesinin üzerinde, iki ayrı kat halinde çevresi parmaklıklı gezinti yeri vardır. Kulenin dibinde ise, fenere ait depo ve lojman olarak kullanılan tek katlı bina bulunur.

Mercek yapısı: sabit kristaldir ve fenerin ışığı: 15 deniz mili kadar uzaklığa gitmektedir. Mercek yapısı, sabit kristaldir.

Fenerle ilgili ilginç bir hikayeden söz etmek istiyorum “İngiliz işgali sırasında, fener kulesine çıkmak isteyen İngiliz askerleri, Fenerci Mediha ve kızları tarafından sopalarla kovalanmıştır. “

Bir diğer hikaye: “Fenerin kristali, II. Dünya savaşı sırasında, bir perdeyle karartılmış ve bu yüzden birçok gemi yolunu şaşırarak zor anlar yaşamıştır.”

Yine bir başka hikaye: “1707 yılında, Sultan III. Ahmet’in kubbe veziri olan Seyyid Firari Hasan Paşa: Fenerbahçe fenerinin fenerci odasında, fenere çıkan kapının dibinde boğdurulmuş ve başı kesilerek vücudu buradan denize atılmıştır. Kesik baş, önce saraya götürülmüş ve sonra da Sarayburnun’dan denize atılmıştır.

Günümüzdeki fener binası, 1837 yılında Sultan II. Mahmut zamanında yenilenmiştir.

bağdat caddesi.1

Bağdat Caddesi

İstanbul’un en ünlü caddelerinden birisidir. Cadde Kızıltoprak’dan başlar ve Cevizli’ye kadar uzanır.

Cadde geçmişte, Bizans döneminde: şehri Anadolu’ya bağlayan yol olarak ticaret kervanları ve ordular tarafından kullanılırmış.

Osmanlı yönetiminde ise, Anadolu’ya doğru yapılacak sefer hazırlıkları da Haydarpaşa çayırında toplanılması ve hazırlıkların yapılması ve ardından buradan geçilerek yola çıkılmasıyla olurmuş.

Bağdat caddesinin ismi, Sultan IV. Murat zamanında verilmiştir. Bağdaş şehrinin alınması için, Bağdat seferi düzenlenir ve Osmanlı bu seferden zaferle döndükten sonra, sefere giderken kullanılan bu yola “Bağdat” ismi verilir. Yine o dönemde cadde üzerinde çeşmeler ve namazgahlar bulunuyordu.

Sultan II. Abdülhamit döneminde, Padişahın sarayına yakın oturmak isteyen paşalar ve diğer devlet erkanı ile zengin tüccarlar, Kadıköy’de arazi satın alarak konaklar ve köşkler yaptırırlar.

Cadde: 1934 yılında Kızıltoprak’dan başlayarak Pendik’e kadar uzanan bölümde “Bağdat caddesi” ismini almıştır. Cadde, I. Dünya savaşı öncesinde arnavut kaldırımı taşlarla döşeliyken, arabaların daha rahat hareket edebilmesi için daha sonraları asfalt dökülmüştür.

Gelelim günümüze, günümüzde Türkiye ve dünyanın birçok tanınmış markalarının, Bağdat caddesinde mutlaka bir mağazası bulunmaktadır. Kiraları ise oldukça yüksektir. Trafik, Bostancı’dan Kadıköy’e kadar tek yönlü akar. Sonra bariyerlerin ayırdığı çift yönlü yol olur.

 

İstasyon Binası

Burası 1872 yılında Avusturyalılar tarafından inşa edilen ve 1936 yılına kadar varlığını sürdüren ilginç mimari yapılardandır. Günümüzde sadece fotoğrafları görülen iki katlı güzel yapı, daha sonraları yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.

belvü gazinosu.1

Belvü Otel-Gazinosu

Zühtü Paşa Mahallesi, Fener Kalamış caddesindedir.

Belvü sözcüğü, Fransızca da güzel manzara anlamına gelir. Bu yüzden, İstanbul şehrinde birçok güzel manzaralı yere “Belvü” ismi kullanılmıştır. Hatta bunlar arasında gazino olanlar bile birkaç tanedir. Harbiye, Emirgan ve Fenerbahçe’de farklı zamanlarda faaliyet göstermiş Belvü gazinoları vardır. Ama bunlardan Fenerbahçe’deki tarihi Belvü Otelinin gazinosu en ünlüsüdür. Belvü gazinosu: 1900’lerin başlarında “Ralli” soyisimli levanten bir aile tarafından yaptırılan avcılık kulübünün, mütareke yıllarında “Hristo” isimli bir rum tarafından gazinoya çevrilmesiyle oluşmuştur. Cumhuriyet döneminde, 1960’lı yıllara kadar her türlü eğlence ve toplantı burada yapılmıştır. Hatta: o dönemin divası “Deniz kızı Eftelya” burada sahneye çıktığında, Kalamış koyu onu dinlemeye gelenlerin kayıklarıyla dolarmış. Atatürk, 1927 yılında ilk İstanbul gezisinde, Belvü gazinosuna gidip, eskiden beri tanıyıp sevdiği “Eftelya” yı dinlemiştir.

Günümüzde de yaşayan Belvü Gazinosu: lüks bir eğlence kompleksine dönüşmüştür. Burada: Deniz Balık Restoran, Belvü Ocakbaşı Et Mangal Restoran ve Jardin Bistro olarak hizmet verilmektedir.

 

 

KALAMIŞ

Kalamış koyunun tarihi geçmişi: antik Halkedon tarihine paralel olarak MÖ. 7’nci yüzyıla kadar gider.

Bizans’ın altın çağının yaşandığı dönemlerde: İmparator Justinianus eşi Theodora için, burada “Hieria” isimli yazlık bir saray yaptırır.

Bu saray: eski Fenerbahçe plajının bulunduğu yerdeymiş ve İmparatoriçe buradan denize girermiş. Sarayın hemen yanında ise, bir kilise yaptırılmış ve Meryem Ana’ya adanan kilisenin ismi “Theotokos” yani “Tanrının Anası” imiş.

Kalamış koyu: uzun yıllar boyunca, ince kumu, ılıman suyu ve temizliğiyle geçmişin İstanbul kıyılarından en önemlilerinden birisi olmuştur.

Evliya Çelebi: Seyahatnamesinde Kalamış koyu hakkında “buranın güzelliğini, beyazlığını, denizini över, burada serinlemek için suya giren ademleri, deniz melaikelerine yani deniz kızlarına benzetir”

Sonraki dönemlerde: Bağdat caddesi ve deniz kıyısı arasında kalan diğer bütün semtler gibi, buraya da vapurların yanaşması için bir iskele ve demiryolu yapılır ve ardından Kalamış şehrin seçkin sayfiye yerlerinden biri haline dönüşür. Elit ve varlıklı Osmanlı aileleri buraya yazlık köşkler ve konaklar yaptırırlar.

Yaz aylarında Aşot Efendinin işletmesini yaptığı deniz banyoları, yıllarca dolup taşar.

jean botter köşkü.1

Jean Botter Köşkü

Kalamış caddesine cepheli, dört köşk inşa edilmiş olup, bunlardan sadece 2 tanesi günümüze ulaşmıştır. Diğer köşklerin yerine apartmanlar yapılmıştır. Bu 4 köşkün yapılış tarihi belli değildir. Yapının mimarı ise Raimondo D’Aranco’dur.

Sultan II. Abdülhamit’in terziliğini yapan Jean Botter kendisi ve kızları için bu 4 yapıyı yaptırmıştır. Binalardan bir tanesi kagir ve 3 tanesi ahşap köşklerdir. Bu köşkler, her biri ayrı tarzda olan dört sayfiye köşküdür. Günümüze ulaşan köşkler Jean Botter ve kızı Louisa için yapılan köşklerdir. Botter’in diğer kızları Marie ve Josephine için yapılan köşkler yıkılıp apartman yapılmıştır.

Jean Botter köşkü ilk yapılan köşktür. Aynı zamanda en büyük olanıdır. Köşkün giriş katı kagirdir. Bu kürsü katı üzerindeki 3 kat ahşaptır. Bütün köşkte, beyaz renk hakimdir. Bütün köşklerin giriş katı salon ve yaşam bölümleridir. Üst katlar ise, yatak odası katlarıdır. Giriş katının tamamı bir varenda ile çevrilidir. Buranın muhteşem bir İstanbul manzarası bulunur. Yapının önündeki giriş kapısının en üst katı, üçgen bir çatı alınlığı olan bir konsol mekanıdır. Burası, köşkün bir çeşit cihanmümasıdır. Bu kısmın üçgen alınlığında bir genç kız başının çiçeklerde süslendiğini gösteren kabartmalar bulunur. Köşkün bahçesinde mitolojik tanrılara mahsus heykeller bulunmaktadır.

Jean Botter köşkünün yanında, kızı Loisa’nın köşkü bulunur. Kızı Louise: Sezar Geoffreyd ile evliydi. Bu yapıda, kagir kürsü katı üzerine 3 ahşap katlıdır. Botter köşkü gibi kaloriferlidir. Yapının sekizgen bir kulesi bulunur. Kız kardeşi Louisa’nın köşkünün yanında pembe kagir bir köşk vardır. Bu köşk Josephine aitti. Josephine ise bu yapıyı 1929 yılında satarak İngiltere’ye yerleşti. Bu ev daha sonra çok defa el değiştirdi. 1981 yılında bir gecede yandı. Yerine apartman inşa edildi. Bu köşkün bahçesinde bir köpek ve çocuk heykeli bulunmaktaydı. Bu köşkün sahipleri arasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Dahiliye Vekali Şükrü Kaya vardı.

Dördüncü köşk ise, Marie Botter’e aitti. Kagir bir kürsü katı üzerine 3 kat ahşap bir yapıydı. Köşkün kapı ve pencerelerinde kurt başı arması bulunuyordu. Köşkün çok şık bir kulesi vardı. Marie Botter, İngiliz Smith Lte ile evliydi. Hatta köşkün arkasında bir de bir tenis kortu bulunuyordu. Bu yapının da bahçesinde insan boyunda mitolojik heykeller vardı. Bu köşkte sebepsiz yere yıkılıp yerine apartman yapıldı.

 

Arap Paşa Köşkü-Cavit Paşa köşkü

Kalamış Fener caddesindedir.

Denize nazır, 4 katlı, büyük, görkemli beyaz köşkü Arap Paşa diye bilinen Züheyrzade Ahmet Paşa yaptırmıştır.

Aslen Basralı olan paşa: Mirimiran rütbesiyle Şurayı Devlet azalığına yükselmiştir. Arap Paşa; ayrıca Kalamış’daki köşkün önündeki denizin içine doğru, taştan bir yol yaptırarak, en ucuna tek katlı camlı bir oda inşa ettirmiştir. Paşa, burada kahvesini ve çayını içer, denizi seyrederdi. 4 katlı, 16 odalı köşkün ilk katı kagirdi. Mutfak, odunluk, çamaşırlık bu kattadır. Bundan sonraki katlarda büyük salonlar bulunuyordu. Kapılar ve pencereler ceviz ağacından yapılarak, üzerleri oymalarla süslenmişti. Tavanlar da aynı şekilde oymalı motiflerle bezenmişti. Bu muhteşem konağı yabancı bir mimarın yaptığı söylenirdi.

Evet, her ne kadar köşk, Züheyrzade Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış olsa da bu muhteşem yapı “Cavit Paşa Köşkü” olarak tanınır. Cavit Paşa: iki kızından birini Fuat Köprülü, diğerini Albay Cemal Bey ile evlendirmiştir. Cemal Bey, son halife Mecid Efendi’nin yaveri olup, Osmanlı halifesini yurt dışına çıkarılırken, Ankara’nın emri ile Mecid Efendi’yi Edirne hududuna kadar götürmüştür.

Celal Bey: Züheyrzade Ahmet Paşa’nın köşkünü satın aldı. O yıllarda Acıbadem’de oturan kayınpederi Cavit Paşa, gelip konağı görmüş, çok beğenerek damadından almış, Cemal Bey’de selamlıkta oturmaya başlamıştır. Cavit paşa’dan sonra gerek Cemal Bey, gerekse Fuat Köprülü aileleri konakta yaşıyorlardı. Atatürk’ün Yalova’da oturduğu bir gün köşke gelen haberle Cemal Bey, Yalova’ya çağırılır. Bu ani çağırılış, köşkte bir endişe uyandırır ve sonuç çok başka çıkar. Atatürk, Cemal Bey’i, mebus yapmıştır. Cemal Bey ailesi, bundan sonraki yıllarını Ankara’da geçirmeye, Fuat Köprülü’nün eşi ise Cavit Paşa Konağında kalmaya başladı. 1945 yılının kış ayında elektrik kontağından çıkan yangınla, muhteşem konak birkaç saat içinde yanıverdi. Kalamış-Fener caddesinin simgesi olan bu eşsiz konak yok olmuş ve yerinde günlerce dumanları tüten, kapkara bir enkaz kalmıştı. Birkaç yıl sonra konağın yanmayan kagir birinci katı üzerine tek katlı bir inşaat yapıldı ve Cemal Bey’in oğlu Prof. Turan Esener bu evde evlendi. Ancak takip eden süreçte, o muhteşem köşkün yerinde de apartmanlar yükseldi.

 

Haldun Taner Evi

Feneryolundadır.

Usta yazan Haldun Taner’in Feneryolu’ndaki evinin müze olarak kullanılması planlanmaktadır. Kadıköy Belediyesi: Gazete Kadıköy’e, ev sahipliği yapan 110 yıllık tarihi binayı “Haldun Taner Müzesi” haline getirecektir. Evin bulunduğu yer: yani Faruk Ayanoğlu caddesini takip eden demiryolunun sağ tarafındaki dikdörtgen şeklindeki büyük bahçeye “Deli Fuad paşa Bahçesi” deniyordu. Deli Fuat Paşa, bu araziyi 1900 yılında satın alarak, burada çeşitli inşaatlar yaptırdı. Üzeri demir parmaklıklı yüksek duvarlarla çevrili, Fuat Paşa bahçesinin birisi Gazete Kadıköy’ün hazırlandığı binanın hemen önünde, diğeri de Fuat Paşa caddesinde, üçüncüsü de Fener-Kalamış caddesinde olmak üzere çift kanatlı demir kapıları vardı. Deli Fuat Paşa’nın 1900 yılında satın aldığı kapının hemen yanında bulunan iki katlı, üstü teraslı binada, ilk zamanlar askerler sonraları bekçiler oturur ve köşkün emniyeti sağlanırdı. İşgal yıllarında Gazete Kadıköy’ün binasına bir süre İngilizler’in de yerleştiği görüldü. Cumhuriyetin ilanından sonra ise, Fuat Paşa ailesi bir daha Feneryolu’na gelmedi. Elde kalan binalar temizlenip, kiraya verildi. Kapılar zincirlenip, üzerine kocaman kilitler asıldı. Böylece Fuat Paşa Bahçesi, kendi kaderine terk edildi.

 

Kilercibaşı Köşkü

Feneryolundadır.

Sultan Abdülhamit’in kilercibaşısı Osman Bey’e aittir. Kilercibaşı Osman Bey: yazları bu köşkte oturur, kışları ise Ortaköy’deki konağında geçirirdi. 12 odalı köşkün iki tarafındaki havagazı fenerleri, her gece yakılarak, oldukça tenha ve karanlık olan sokak aydınlatılırdı. 20  dönümden fazla olan bahçenin arka sınırı Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın bahçe duvarında biterdi. Köşk, Osman Bey’in 1907 yılında ölümünden sonra, 1928 yılında Bedros efendiye satıldı. Bu köşke kızı ile yerleşen Bedros efendi, köşkü tamir ettirdi. Bedros efendinin ölümünden sonra kızı Zaruhi, Stephin Malli ile evlenerek burada yaşamaya devam etti. Bu çiftin ölümünden sonra da köşk satıldı. Restore edilen köşk, bir dönem “Gönülçelen” televizyon dizisine ev sahipliği yaptı.

 

göztepe parkı.0

GÖZTEPE

Göztepe semtinin ismi: Merdivenköy Şahkulu dergahının posnişi olan “Gözcü Baba” nın türbesinin bulunduğu tepeden almıştır.

Osmanlının kuruluş yıllarında, Orhan Bey Bursa’yı fetih ettikten sonra: 1329 yılında Bizans imparatoru Pabolokos ve Orhan Bey komutasındaki ordalar: Palekonon yani günümüzdeki Maltepe yakınlarında karşılaşırlar ve Orhan Bey, Bizanslıları yener ve kaçan Bizans ordusunu, günümüzde Göztepe olarak bilinen yere kadar takip eder. Buradaki barış görüşmeleri; Bizans imparatoru Andronikos’un av köşkünde yapılır. Orhan Bey, barış şartı olarak bu köşkü ister ve köşkü alınca, burayı “Merdivenköy Dergahı” olarak bir ahi dergahına dönüştürür.

Çelebi Sultan Mehmet zamanında tekkenin Ahi Baba şeyhlerine: Bizans’ı gözetleme görevi verilmiştir. O dönemden sonra Ahi Baba Şeyhlerine “Gözcü baba” denmeye başlanmıştır.

Yakın zamana kadar, buradaki taş binada, tekkenin şeyhleri oturmuştur. Son sahibi Hasan Tahsin Baba’dır. Şu anda “Şahkulu Sultan Dergahı” olarak, daha çok Alevi Cemaatinin ve Kültürünün yaşatıldığı merkezlerden biridir.

Dergahın doğusunda kurulan namazgah “Gözcü Tepesi” ismini almıştır. Devamında, Ankara savaşında Yıldırım Beyazıt, Timur’a yenilince, Bizanslılar bu fırsatı kaçırmamış ve bölgedeki ve buradaki Türklere saldırmışlar, bir kısmını katletmişler ve kalanlarını ise Tekirdağ’a sürmüşler, Merdivenköy dergahını yıkmışlardır. Bu esnada “Gözcü Baba” şehit edilir ve mezarı: yukarıdaki namazgahtadır. “Mah Baba” da öldürülür ve mezarı: aşağıdaki ayazmanın yanındadır. Kaçan babalardan “Erne Baba” Erenköyünde şehit edilir. “Kartal Baba” ise Kartal’da şehit edilir.

göztepe parkı.1   göztepe parkı.5   göztepe parkı.4   göztepe parkı.3

göztepe parkı.2

Göztepe 60. Yıl Parkı

Parkın bulunduğu alan: yıllar önce bir kadın tarafından, yeşil alan olarak kalmak koşuluyla, İstanbul belediyesine bağışlanmıştır. Ancak park uzun süre atıl olarak kalmıştır.

2013 yılında hizmete açılmıştır. Yazıya başlamadan önce, bu parka neden “60’ncı Yıl Parkı” isminin verildiği konusunda, tüm araştırmalarına rağmen bir sonuç elde edemedim, bilen lütfen yorum bıraksın.

Parkın güney bölümü yani sahil yolu tarafı, lale yani renk bahçesi olarak tasarlandı. Kuzey yani Bağdat caddesi tarafı ise Karadeniz yöresine ait şimşir bitkisi kullanılarak ve budama ile simetrik şekiller verilerek barok bahçe tarzında düzenlendi. Avrupa kültüründe çok sık rastlanan ancak Türk kültüründe bu güne kadar hiç denenmemiş “barok bahçe tarzı” ilk kez burada uygulandı.

Bu bahçenin ortasında bir havuz ve çevresinde oturma yerleri bulunuyor. Parkın güney tarafında ise, çok büyük bir gül bahçesi oluşturuldu. Özellikle çocuk oyun alanları buraya yoğun olarak çocukların ilgisini çekiyor. Benim için bu park alanının en özel yeri: Kadıköy yöresinde ilkçağda kurulan “Kalkhedon” şehrinden kalma sütun ve başlıkların, burada çiçeklerin arasında sergilenmesidir. Tarih meraklıları bunları görmelidir. Son bir not: burası mezbelelik bir alan iken, buraya cami yapılacağının ilan edilmesi üzerine, uzun süre yörede yaşayanlar tarafından çeşitli protesto gösterilerine sahne oldu. Bunun ardından, park alanı yeni yatırımlar yapılarak “Tematik Park”a dönüştürüldü. Günümüzde park: ligustrum ağacına form verilerek yapılan semazenleri, çeşitli renklerde balıkların yaşadığı özel tasarım akvaryumları, lale ve gül bahçeleri, tik ağacından oyun teknesi ve 1200 metrekarelik kendi kendini temizleyen doğal göletiyle dikkati çekiyor. Tik ağacından yapılmış oyun teknesi: özel bir çalışmadır, ahşap ustaları tarafından geliştirilmiş ve çocukların rahat oyun oynayabilecekleri görsel özellikleri de olan özel tasarım bir teknedir. Tamamen dış mekana dayanıklı malzemelerden yapılmıştır. Emirgan korusundakinden daha büyük olan bu parkın içindeki doğal biyolojik gölette ise: su bitkileri ve renkli balıklar bulunuyor, göletteki suyun altında bulunan filtre sisteminin içinde canlı bakterilerin bulunduğu, canlı bakterilerin sudaki mikroorganizmaları, kirlilikleri yiyerek temizledikleri belirtiliyor.

göztepe hastanesi.1

Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Hastane 9 katlı ana blok ve personel lojmanları, İntaniye ve çocuk yuvalarıyla birlikte 5 yan bloktan oluşmaktadır ve 1972 yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır. 1982 yılında Eğitim ve Araştırma Hastanesi statüsüne geçilmiştir. 1997 yılında, Merdivenköy bölgesinde 5 yıldız konforundaki 8 bloklu Özel tip poliklinikler hizmete açılmıştır.

bostancı.lunapark.1

BOSTANCI

Burası hakkında: Bizans öncesine ait herhangi bir yerleşim bilgisi bulunmamaktadır. Bizans döneminde ise, yörenin isminin “Poleatikon” olduğu bilinmektedir. Bizans imparatorları, Anadolu içlerine sefer düzenlendiğinde, dönüşlerinde şehir başkanı tarafından, burada karşılanırmış. Bu yüzden burada küçük te olsa bir saray veya köşk bulunduğu tahmin edilmektedir.

Günümüzde İstasyonun bulunduğu yere yakın bir Bizans kilisesine ait sütun gövdesi bulunuyordu. Poleatikon yerleşimindeki limanın son kalıntıları ise, 1990 yılında sahil yolunun yapımı ve kıyının doldurulması sırasında yok edilmiştir.

Osmanlı döneminde, İstanbul şehrini Anadolu’ya bağlayan ana yol buradan geçiyordu. Bu yolun bir bölümü sonradan “Bağdat caddesi” olarak isimlendirilmiştir. Şehrin doğu sınırını teşkil eden bu bölgede: bir “Bostancı Derbendi” yani “Karakolu” kurulmuş ve İstanbul şehrine giriş ve çıkışlar, burada bostancılar tarafından kontrol altına alınmıştır. Semtin isminin bu yüzden “Bostancı” olduğu bilinmektedir.

Osmanlı döneminde, yörede yerleşim bulunmaz. Ancak 19’ncu yüzyıl sonlarında Bağdat demiryolunun buradan geçmesiyle yöre yerleşime açılmıştır. I. Dünya savaşı sırasında, Cihangir yangınında evleri yanan aileler de buraya göç ettirilmiş ve burada evler ve köşkler yaptırılmıştır. 1930’lu yılların sonlarında, tramvay hattı buraya kadar uzatılmıştır.

Günümüzde ise, deniz otobüsü ve şehir hatları vapur iskeleleriyle, deniz taşımacılığında önemli noktalardan biridir. Bostancı’dan İstanbul’un herhangi bir yerine gitmek için yüzlerce farklı seçenek bulunmaktadır.

bostancı gösteri merkezi.0   bostancı gösteri merkezi.1   bostancı gösteri merkezi.2

BOSTANCI GÖSTERİ MERKEZİ

Minibüs yolu üzerinde, Bostancı Lunaparkının hemen yanındadır.

Anadolu Yakasının en büyük gösteri merkezi olan bu çadır mekan 1991 yılında açıldı. 3000 koltuk kapasitelidir. Ancak ilk yapıldığında yapılış amacı: Lunaparkın kış aylarında içeriye taşınması ve kapalı lunapark olarak kullanılmasıydı. İlk zamanlar bir dönem kapalı lunapark alanı olarak da kullanılmıştır. Yani, buraya girdiğinizde kendinizi bir sirk çadırında hissedebilirsiniz.

bostancı.lunapark.2

BOSTANCI LUNAPARK

Bostancı Gösteri Merkezinin hemen yanında olan bu park alanı yaklaşık 30 yıldır hizmet vermektedir. Luna park: 1983 yılında özel bir şirket tarafından kurulmuştur. Bünyesinde bulunan bütün oyuncaklar “İtalyan” yapımıdır. Her yaşa hitap eden bir çok oyuncağı içerisinde bulunduran parkta: atlıkarınca, zincir, uçak, çarpışan araba, ahtapot, korku tüneli, star fire, gondol ve çocuk treni ile keyifli zaman geçirmek mümkündür.

bostancı.köprü.1

BOSTANCIBAŞI DERBENDİ KÖPRÜSÜ

Çamaşırcı deresi üstünde, kervan ve sefer yollarının geçişini sağlamak üzere yapılmıştır. 19’ncu yüzyılın ortalarına kadar Anadolu’dan İstanbul’a gelenler, incelemeden geçirilir ve şehre girecek olanlarda “mürur tezkiresi” aranırdı. Böyle kontrol merkezleri: Küçükçekmece köprüsü ile Göksu deresinin başında da vardı.

Bostancıbaşı Köprüsünün yanına: bir karakolhane ve bir çeşme ve namazgah yapılmış ve bunları gölgelemesi için sonradan her biri birer ulu ağaç olan fidanlar dikilmiştir. Çeşmenin kitabesinde köprünün adı “Cisr-i Derbent” olarak geçmektedir. Eski Şam-Bağdat yolu üzerinde, önemli bir menzil yeri olan Bostancıbaşı Köprüsü’nün çevresi de sefer sırasında ikmal malzemesinin toplandığı bir yerdi.

1730 yılına tarihlenen bir belge, köprübaşındaki araziden nelerin ve ne miktarda toplandığını gösterir.

1121 yılında, şiddetli bir fırtınada, yağan yağmur ve dolu sonucu taşan dere, köprünün yıkılmasına sebep olur. Sonra Sadrazamlığa yükselen Bostancı Hacı Halil Ağa, yeniden ve daha güzel bir köprü yaptırır.

Küçüklüğüne rağmen, güzel yapısıyla dikkat çeken Bostancıbaşı Köprüsü: bazı yabancı gezginlerin yazılarında Roma köprüsü olarak bildirilir. Ancak köprünün temelinden itibaren bir Türk eseri olduğu, mimarisinden açıkça görülmektedir. Mimari bakımından tam bir Türk klasik devri üslubunda bir yapıdır. Ortasında kitabe köşkü bulunmakla birlikte, kitabesi yoktur. Kitabenin çok önceleri, bilinmeyen bir sebepten yerinden çıkarıldığı veya düşüp kaybolduğu sanılmaktadır.

Köprünün uzunluğu 37.5 metre, genişliği 6 metredir. Köprünün orta göz açıklığı 6.40 metredir. Yan gözlerinin açıklığı 4 metredir. Bunların her üçü de sivri kemerlidir. Orta gözün iki yanında mahmuzlar vardır. Tamamen kesme taştan yapılan üç gözlü köprünün ortası yüksektir ve bu kısmın menba tarafında mihrap biçiminde bir kitabe köşkü bulunur. Köşkün kitabe yeri boşluğunun üstü, son tamirde kötü bir biçimde yapılan tomurcuklu bir taçla süslenmiştir. İki başında, tepelerinde kavuk biçiminde birer topuz bulunan ikişerden dört baba vardır. Köprünün iki yanında, 50 cm yüksekliğinde taştan korkuluklar bulunur.

Evliya Çelebinin yazdıklarına göre: 1651 yılında köprü kanlı bir olaya tanık olmuştur. Melek Ahmet paşa’nın sadareti sırasında, Anadolu’da ayaklanan Celaliler: Kara Abdullah Paşa tarafından esir alınır ve İstanbul’a getirilirken, tam Bostancıbaşı Köprüsünün önünde, Sadrazamdan, ele geçirilen asilerin derhal idam edilmesi emri gelir. Fakat, Abdullah Paşa’nın adamları, asilerin canlarının bağışlanmasını rica ederler. Bunun üzerine, esirlerden bazıları, çevredeki bostanlar içine saklanırlar. Birçoğu ise kıyafetlerini değiştirerek serbest bırakılır. Fakat ayaklanmanın ele başlarından Dasnik Emirze ile Halife ve 40 kadar adamları, köprünün yanında idam edilerek, başları İstanbul’a götürülür, gövdeleri ise köprübaşına gömülür.

Ahşap karakol binasının: Sultan II. Mahmut döneminde, köprünün batı ucundaki birkaç ağacın altında ahşap olarak inşa edildiği düşünülüyor.

Köprü ise, motorlu kara taşıtlarının çoğalması ile tahrip olmaya başlamıştır. Kamyonların çarpması sonucu önce iki uçtaki babalar devrilmiş, arkasından 1970’lere doğru da yine bir kamyon tarafından kitabe köşkü ile yanındaki korkuluklar tamamen yıkılmıştır. Daha sonra korkuluklar ve kitabe köşkü, aslına tamamen uygun biçimde olmasa da yeniden yapılmıştır. Fakat bu değerli yapı: 1987 yılından itibaren de önce birkaç dükkana yer almak bahanesiyle, sonra da arazi kazanmak için yan gözleri tamamen kapatılıp önleri toprakla doldurularak adeta görünmez duruma sokulmuştur. Yani, tamamen yok olmadan, tarih meraklıları bu köprüyü ziyaret etmelidir.

Köprünün Kadıköy tarafındaki ucunda bulunan Bostancı Polis Merkezi olarak kullanılan eski Bostancıbaşı Derbendi 1980’li yıllarda yıkılıp ortadan kaldırılmıştır. Deniz tarafında bulunan namazgahın kıble taşı da yine arazi kazanmak için, 40 yıldır durduğu son yerinden sökülüp geriye alınmıştır. 1831-1932 tarihli uzun bir kitabesi olan eski çeşmenin yerine, Şam Kapı Kethüdası Şeref Efendi tarafından yaptırılan, yeni menzil çeşmesinin hayvanlara mahsus yalakları ortadan kaldırılmıştır. 1983 yılında burada büyük bir göbek yapılarak, çeşme ve namazgah taşı bunun ortasına konulmuştur. Ancak 1988 yazında, bunlar yeniden sökülmüş ve çeşme, yüzü denize dönük olarak göze hoş görünmeyen bir biçimde yerleştirilmiştir. 1938’den beri en azından 5-6 kere yeri değiştirilen namazgah taşı ise ilerideki bir ağacın dibine atılmıştır.

çatalçeşme.1    çatalçeşme.2

ÇATALÇEŞME

Bağdat caddesi kenarındadır. Çeşme, bulunduğu yöreye “Çatalçeşme” semti isminin verilmesine sebep olmuştur. Çeşme: 1550 yılında yapılmıştır. Banisinin tarihi şahsiyeti bilinmeyen İhsan Ağa’dır. Bu durum kitabesinden anlaşılmaktadır. İkinci bir kitabeye göre, çeşme 1766 yılında Hace Nerkerap Kalfa tarafından tamir ettirilmiştir.

Ancak, 1946-1947 yıllarında caddenin genişletilmesi sırasında, çeşme sökülerek geri yani günümüzdeki yerine alınmıştır. Günümüzde: Bağdat caddesinde, Suadiye ve Bostancı arasında, Cavit Paşa Köşkü önündeki kaldırımdadır. Suyu yoktur. Yer değiştirirken, ardında namazgah bırakılmıştır. Bu namazgah da, Bostancı’nın diğer namazgahı gibi yıkılıp yok edilmiştir. Çeşmeye gölgelik yapan asırlık ağaç ise, 1991 yılında kesilmiştir. Çeşme: üç yüzlü bir sokak çeşmesi olması nedeniyle çatal çeşme ismini almıştır. Klasik üslupla yapılmıştır. Kemer taşlarından, ayna taşlarına kadar asıl parçaları değiştirilmiştir.

bostancı camii.3   bostancı camii.1   bostancı camii.2

Bostancı Camii-Kuloğlu camii

Bostancı’da Vukala caddesindedir. Bostancı İstasyonu yakınındadır.

Mimar Ahmet Kemaleddin Bey tarafından Evkaf Nezareti tarafından 1911-1913 yılları arasında yaptırılmıştır. Bostancı Deresinin iki yanındaki geniş arazi üzerinde, avlusundaki okulla birlikte inşa edilmiştir. Okul kısmı, günümüzde “Halk Eğitim Merkezi” olarak kullanılmaktadır. Kubbesinin dört ağırlık kulesi, harimin kare planlı olduğunu işaret eder. Üst katı bayanlara ait olan caminin minaresi, tek şerefelidir. Bahçesinde şadırvan vardır.

bostancı.tren istasyonu.0   bostancı.tren istasyonu.1   bostancı.tren istasyonu.3

Bostancı tren istasyonu

Haydarpaşa’dan gelen demiryolu, Bostancı yöresinde iyice denize yaklaşır. Burada: Bağdat Demiryolu İdaresi tarafından bir istasyon yaptırılmıştır. Prusya mimarisi üslubunda olan Bostancı Tren İstasyonu: bölgenin en eski yapıları arasındadır. 1912-1913 yılları arasında yaptırılmıştır.

bostancı.iskele.1   bostancı.iskelesi.2    bostancı.iskele.3

Bostancı iskelesi

Günümüzde Bostancı vapur iskelesinin bulunduğu yerde, antik dönemde bir liman bulunduğu tahmin edilmektedir. Limanın girişini daraltan, uzunca bir taş iskelesinin ucunda: 1912-1913 yıllarında, bugünkü yığma kagir İskele inşa edilmiştir.

İskele: Adalar hattı vapurlarının başlangıç noktası olarak kıyının en önemli iskelelerinin başında geliyor.

İskele binası: yığma kagir olup üstünde de inşa edildiği yılların modasına uygun olarak, küçük bir kubbe bulunmaktadır. Bu değerlendirildiğinde iskelenin mimari stilinin mimar Vedat Tek’e ait olduğu düşünülmektedir. Tek katlı binanın küçük bir hol çevresinde, karşılıklı sıralanmış 4 odasından sağ koldaki ikinci odası bekleme salonu olarak, diğer üç odası ise personel odası olarak kullanılmaktadır. Binanın deniz cephesinde, üç gözlü kemer dizisinden oluşan yarı açık bir mekan bulunur. Ortadaki kemerin hizasında ise, çatıda yükseltilmiş ve konsollarla desteklenmiş bölüm üzerinde, kasnaklı bir kubbe bulunur. Bunun dışında, bina kırma çatı ile örtülüdür. Binanın iç kapılarında ve dış cephede, pencerelerde profilli Bursa kemerleri kullanılmıştır. Hem iç mekandaki alçı tavan bezemeleri ve hem de sütun başlıkları, kemer aralarındaki çini panolar ve bitişlerinde kabaralar bulunan saçak payandalarıyla bina, yapıldığı dönemin milli mimari anlayışının tüm özelliklerini yansıtır.

İskele: 1978 yılında onarılmış ve 2006 yılında bir kez daha elden geçirilmiştir. Bu onarımlarda bazı kısımlardaki çiniler, badana ile kapatılmıştır.

İskelenin sağlı-sollu iki yanaşma yeri vardır. İskelenin sudan yüksekliği 1.5 metre ve iskelenin önündeki derinlik 4 metredir.

Kadıköy-Kartal Metrosuna, otobüs seferlerine, deniz otobüsüne yakınlığıyla merkezi konumda olan Bostancı Vapur İskelesi, yoğun olarak kullanılmaktadır. Eminönü ve Adalar seferleri, Bostancı Vapur iskelesinden yapılmaktadır.

caddebostan.1

CADDE BOSTAN

Osmanlı döneminde, Bostancı-Göztepe arasındaki bölgeye suçlular yerleştiriliyordu. Bu yüzden, bu bölgeye “Cadı Bostan” ismi verilmişti. Ardından, bu bölge suçlulardan temizlendikten sonra “Caddebostan” olarak isimlendirildi.

Günümüzde bu bölge: Bağdat caddesi ve Caddebostan kültür merkezi gibi tesislere ev sahipliği yapması nedeniyle gözde semtlerden biridir. Ayrıca yine burada birçok ünlü markanın alışveriş mekanları görülür.

caddebostan.gösteri merkezi.1

Caddebostan Kültür Merkezi-CKM

Bağdat caddesi, Haldun Taner Sokaktadır. Merkezde iki salon bulunuyor. Büyük salon 655 ve küçük salon 126 seyirci kapasitelidir. Burada: tiyatro oyunları, caz ve klasik konserleri, sinema gösterileri, ulusal ve uluslar arası sanatçıların sergileri ve panelleri düzenleniyor. Kültür merkezi bünyesinde, salonlar yanında ayrıca: 8 sinema salonu, kitapevi, restoran, spor salonu, butik sanat kütüphanesi, sanat galerisi bulunuyor. Burayı yılda 1 milyon kişinin ziyaret ettiği söyleniyor.

 

Caddebostan Plajları

Caddebostan sahilinde, toplam 900 metre uzunluğunda 3 plaj vardır. Plajlarda şemsiye, şezlong, soyunma kabini, duş alanları ve cankurtaran kuleleri vardır. Büyük plaj, sahil yürüyüş yolunda Büyük Kulübün hemen altındadır.

 

İstanbul Cihangir

2.636 kişi okudu!

cihangir.genel.2

Semt, ismini Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlundan almıştır. 17’nci yüzyılda caminin yapılması ve camiyle birlikte yapılan tekkenin gelişmesiyle birlikte semt büyük bir canlılık kazanır. İmar faaliyetleri artar. Evliya Çelebi: İstanbul’un Tarihi isimli kitabında, semtle ilgili olarak şunları yazar “Cihangir tepesine kadar olan ev ve bak. Tepeye 240 basamakla çıkılır. Kanuni, Cihangir adına bir cami ve çevresine dairevi bir mevkide aynı adla odalar yaptırdı.” Ancak  yerleşim birimleri arttıkça, semt yangınlarla yüz yüze gelir. 1719 Fındıklı, 1765 Cihangir-Sürre Emini Hasan Ağa’nın Tophanedeki konağından yayılan yangınlar: birkaç mahalleyi yok eder.

Cihangir’in merdivenli yokuş sokağı: 16 sokaktan oluşur. Toplam basamak sayısı ise 1990 tanedir. Bütün sokaklara, belli sayıda basamak çıkılarak ulaşılır. Semtin yangınları ve zorlu coğrafyası, bu bölgenin tulumbacılarını da meşhur yapmıştır. Caminin inşaatıyla birlikte, semt çeşmelere de kavuşmuştur. Günümüzde sadece 17 tanesi kalan çeşmelerin bir zamanlar toplamı 21 adettir.

cihangir.genel.1  cihangir.genel.0   cihangir.genel.3

Gelelim günümüze:

İstiklal Caddesine yakın olması nedeniyle, İstanbul’un gözde yaşam merkezlerindendir. Semt kendine simge olarak “kedi” seçmiştir. Çünkü burası tam bir kedi cumhuriyeti sayılabilir. Mimari olarak Rum mimarisi özellikleri taşıyan yapılar yoğundur. Günümüzde İstanbul’a gelen yabancıların çoğunluğu, bu semtte yaşarlar. Özellikle: 1920 yılından sonra akın akın gelip Pera bölgesine biriken Beyaz Rus göçmenlerin bir bölümü, buraya yerleşti. Cumhuriyetin ilanından sonra da Cihangir inşa ve gelişmeye devam etti. Özellikle televizyonlarda aylarca izlenen “Yalan Dünya” dizisinin burada çekilmiş olması, buraya olan ilgiyi arttırdı. Buranın önemini belirtmesi açısından son bir not: İngiliz Guardian gazetesi tarafından, “Dünyanın yaşanacak en iyi beş yeri” sıralamasında “dördüncü” olmayı başarmıştır. Barları, ekonomik büyümesi ve her adımda karşınıza çıkan sanatçılarıyla semt, farklı renkleri bir araya getirmeyi başarıyor.

kadiriler tekkesi.6   kadiriler tekkesi.1   kadiriler tekkesi.2   kadiriler tekkesi.3

kadiriler tekkesi.4    kadiriler tekkesi.5    kadiriler tekkesi.7

KADİRHANE-KADİRİLER TEKKESİ

Cihangirden Tophaneye inen yokuşlardan birinin üzerinde kurulmuş, semtin önemli bir yapı kompleksidir. Firuzağa camisinin hemen altındadır.

İstanbul’un günlük hayatının içine, 17’nci yüzyıl başlarında, Tosyalı Şeyh İsmail Rumi tarafından sokulmuştur. Yapı: Bizans döneminden kalma bir manastır kalıntısı üzerine 1630 yılında inşa edilmiştir. 1925 yılında, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar, çeşitli eklemelerle büyütülen ve önemli bir yere sahip olan yapıda, yakın zamana kadar gelenekler sürdürülmekteydi.

Ancak, 2 Nisan 1997 günü bir cami yanar. Kadiriler yokuşu üzerinde bulunan Hacı Piri Camii, Kadiriliğin İstanbul’daki merkezi olan Kadirhane Tekkesinin tevhidhanesidir. Hatta tekkelerin kapatılmasından sonra, burası bir süre ilkokul olmuş, sonrasında Hacı Piri Camii olarak faaliyet göstermiştir.

Zikir törenleri, cami yandığı için misafirhanenin üst katında yapılıyor. Misafirhane, tekkeyle aynı yaştadır.

Tekke binasının dışında bir de çeşme bulunuyor. Bu çeşme 1731 yılında Topçubaşı İsmail Ağa tarafından yaptırılmıştır. Sultan I. Mahmut’un annesi Saliha Sultan tarafından bu çeşmeye su getirilmiştir. Bu yüzden çeşme “Saliha Sultan Çeşmesi” olarak bilinir.

Tekkenin kurucusu olan Şeyh İsmail Rumi’nin türbesi de Kadirhane’nin içinde bulunuyor.

taksim sahnesi.1   taksim sahnesi.2   taksim sahnesi.3

TAKSİM SAHNESİ

Sıraselviler caddesi girişindedir.

1914 yılında mimar Mongeri tarafından yapılmıştır. İlk sahibi Sarıcızade Ragıp Paşa’dır. Bina ilk olarak Majik Sineması adıyla Halil Kamil tarafından işletildi. Sessiz filimler gösteriliyordu. Binanın ismi 1944 yılında Türk Sineması, 1946 yılında Yeni Taksim Sineması ve 1964 yılında Venüs Sineması olarak değiştirildi. 1970 yılında İstanbul Kültür Sarayı yanarak kullanılmaz hale gelince, Venüs Sineması, Devlet Tiyatroları tarafından kiralandı ve tiyatro salonuna çevrildi. 1975 yılında yapı yine Venüs Sineması oldu. 1980 yılında Dostlar Tiyatrosu tarafından burada bir oyun sergilendi. 1983-2007 arasında yapı yine tiyatro sahnesi olarak kullanıldı. Bu dönemde “Taksim Sahnesi” ismini aldı. 2007 tarihinde, binada kiracı olan İstanbul Devlet Tiyatrosu, kendisine ait olan donanımı sökerek binayı boşalttı. Çünkü binanın sahipleri binanın Mahkeme Kararı ile tahliye edilmesini istediler. Binanın 2008 yılında yıkılması, 2010 yılına kadar yerine yapılacak alışveriş merkezinin tamamlanması planlandı. Yapılacak alışveriş merkezinde bir tiyatro sahnesi olacağı ve bunun Devlet Tiyatrolarına verileceği söyleniyor.

cihangir camii.000   cihangir camii.1   cihangir camii.2   cihangir camii.3   

cihangir camii.5    cihangir camii.içi.1   cihangir camii.içi.2   cihangir camisi.bulutlar figürü.1

CİHANGİR CAMİİ

Pürtelaş Mahallesi, Cihangir yokuşundaki bu cami, günümüzde yüksek apartmanlar arasında kaybolmuştur.

Ancak yine de önündeki banklardan: İstanbul’un güzel manzarasını izlemek mümkündür.

Cami: 1559 yılında; üvey kardeşi Mustafa’nın katledilmesine çok üzülen Şehzade Cihangir için, Kanuni Sultan Süleyman tarafından İstanbul’un hakim bu tepesi üzerine ahşap çatılı olarak yaptırılmıştır. Caminin mimarı, Mimar Sinan’dır. Cami yanında inşa edilen tekke ve sıbya mektebiyle caminin çevresinde bir mahalle oluşmaya başlamıştır.

27 Kasım 1553 tarihinde Şehzadenin cenazesi İstanbul’a varır ve Şehzade Mehmet Külliyesinin haziresindeki türbede, ağabeyinin yanına defnedilir.

Evet bu cami hakkındaki bilgiler sadece Evliya Çelebinin yazılarında bulunmaktadır. Evliya Çelebi: caminin “İskender-i Zülkarneyn Aleksandıra” isimli kilise yerine yapıldığını yazar. Göklere baş kesmiş yüksek bir dağın tepesinde, cihannüma bir cihangir camiidir ki cihan süsüdür. Deniz kenarındaki dik sokaktan baş yukarı ta Cihangir camiine kadar yüz basamak taş merdivenle çıkılır. Nice yiğitler bahis ile dinlenmeden çıkamamıştır. Ta bu derece dik bir yokuştur.”

Cihannüma: bulunduğu yer olarak çevresi açık ve bu yüzden her tarafa hakim, her tarafı görmeye elverişli anlamında kullanılmıştır. Yine Evliya Çelebinin belirttiğine göre: “cami dört köşe duvar üzerine, yine dört köşe ve balıksırtı kurşun örtülü kubbedir, zira o dağın tepesine ağır bina olması imkansızdır” der.

Yapı: mimari olarak Dolmabahçe ve Ortaköy’deki Balyan camilerine benzer. Mihrabındaki bulut resimleri ilgi çeker. Caminin iki minaresi vardır. Daha önce camiye bağlı bulunan tekke: Halveti Tarikatının Cihangir kolunu kuran Şeyh Hasan Burhaneddin Efendi tarafından kurulan tekkedir. Caminin sağ ve sol yanlarında, günümüze ulaşmayan tekke yapıları varmış, ayinleri de cami içinde yapılıyormuş.

Evet, Kanuni döneminde yapılan cami günümüze ulaşmamıştır. 1719 Fındıklı yangını, 1765 Cihangir 1771 Çivici limanı ve 1823 Tophane yangını, camiye ciddi hasarlar vermiştir. 1823 yılındaki yangından sonra, Sultan II. Mahmut’un sadrazamı Silahdar Ali Paşa tarafından cami onarılmıştır. Son olarak 1874 yılında çıkan yangından sonra, cami Sultan II. Abdülmecid tarafından yeniden yaptırılmıştır. Camiyi ikinci kez yapan mimar Sarkis Balyan’dır. Yani günümüzde görülen cami, mimar Sinan yapısı değildir.

Cami oldukça dik bir arazide inşa edilmiştir. Bu yüzden avlusu ve bahçesi ile kapladığı alan çok küçüktür.

Cami dikdörtgen planlıdır. Dikdörtgenin dar cepheleri denize ve içeri bakar. Kubbenin çapı 14 metredir. Kubbe dalgalı saçaklıdır. Bu tür uygulama, Osmanlı camilerinde görülmez. Asıl olarak bu tür kubbe uygulaması, Bizans döneminin sonlarında kullanılan bir uygulama türüdür. Kubbe klasik şekilde fil ayaklarına oturmaz. Aksine kubbeyi büyük kemerler taşır. Kubbenin yaptığı baskı, dışarıdan da görülen kuleler vasıtasıyla zemine taşınır. Bu ağırlık kuleleri, camiye uyumlu inşa edilmiştir. Dört kulenin de süslemeleri birbirinden farklıdır.

Son cemaat yerinin kubbeleri ayrıdır. Girişte kapalı alanda olan sağ ve sol son cemaat yeri üzerinde, birer küçük kubbe bulunur.

cihangir camii.içi.2   cihangir camisi.bulutlar figürü.1

Caminin içinde duvarlarda çini yoktur. Süslemelerde zengin kalem işleri tercih edilmiştir. Mat pastel renklerle yapılan bu süslemeler içinde, mihrabın süslemeleri dikkat çeker. Mihrap üzerinde, yanlara toplanmış perde motifi çizilmiştir. Perdeler arası ise gökyüzünün tasvir edildiği düşünülen açık mavi bir görünüm boyanmıştır. Camiyi ziyaret ederseniz, bu tasviri mutlaka görmelisiniz. Burada daha çok bulutlar tasvir edilmiş izlenimi verilmektedir.

Caminin duvarlarında: görülmedik şekilde yarım daire şeklinde hatta daha güzel bir tanımlama ile yelpaze şeklinde inşa edilmiş pencereler bulunur. Bu yüzden cami içine çok bol gün ışığı girer ve cami aydınlık bir mekana sahiptir.

Caminin kara tarafındaki köşelerde birer minaresi vardır. Her iki minarede birer şerefe bulunur. Caminin giriş kapısına göre sağdaki minarenin tadilat gördüğü, orjinaliyle rengi tutturulmamış taşlardan belli olur. Batı tarafındaki minarenin girişi batıya, doğu tarafındaki minarenin girişi doğuya doğru dönüktür. Minare kaideleri kare şeklindedir. Minarelerin külahları ise, bilinen tarzdaki minare kubbelerinden farklıdır. Günümüzde minarelerden birinin külahında bir eksiklik vardır. Ayrıca, minarelerin şerefelerinin kapıları Kabe’ye dönük olması gerekirken, bu şerefelerin kapıları da o istikamete dönük olsa da açıları farklıdır.

cihangir camii.dışında çeşme.1

Caminin dışında, Tophane tarafındaki kapının hemen yanında bir çeşme vardır. Çeşmenin kitabesi yoktur. Ancak Sultan IV. Murat’ın saymanlarından Silahdar Bıyıklı Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Bu çeşmenin de bir musluğu yoktur ve kurudur.

Caminin ön ve arka tarafı, büyükçe bir istinat duvarıyla desteklenmiştir. Hazire sol yandadır. Caminin bahçesinin muhteşem bir manzarası vardır.

firuz ağa camii.esas.0   firuz ağa camii.esas.1

FİRUZ AĞA CAMİİ

Cihangir Firuzağa Ağa hamamı sokaktadır.

Yapı: yeşil beyaz rengiyle dikkat çeker.

Sultan II. Beyazıt’ın Hazinedarbaşısı Firuz Ağa tarafından 1491 yılında yaptırılmıştır. Firuz Ağa, bir cami de Divanyolunda yaptırmıştır. Ancak hazinedarbaşı Firuz Ağa’nın vakfiyesinde tek camiden söz edilmektedir. Böylece, bu caminin ona ait olmadığı, bu caminin banisi olan Firuz Ağa’nın ise Galata Sarayı ağalarından olduğu tahmin edilmektedir.

Cami: 1823 yılındaki büyük Cihangir yangınında zarar görür ve Sultan II. Mahmut tarafından yine aynı yıl restore ettirilir ve günümüzde görülen cami ortaya çıkar. Bu cami “Tanzimat Üslübu” denilen mimari karakterdedir. İki taraftan merdivenle çıkılmaktadır.

Cami 380 metrekarelik alan üstündedir. İki katlıdır, üst katta cami, alt katta ise 6 tane dükkan vardır. Duvarlar kagir, çatı ahşap, minare tek şerefeli ve tuğladır. Çatısı kiremit kaplıdır. Caminin minber ve kürsüsü ahşaptır.

Cami ve asmaların altındaki çay bahçeleri, İstanbullular tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir.

firuzağa kahvesi.1   firuzağa kahvesi.3

FİRUZ AĞA KAHVESİ

Hemen caminin yanındadır. Aslında 1491 yılında inşa edilmiş Firuzağa camisinin avlusudur, bir de bu avluda musalla taşı bulunmaktadır. Ancak, dünyada musalla taşında çay kahve içilen tek camidir. Kahvesini bitiren boş fincanı musalla taşının üstüne koyar, kahve kalabalık olduğundan çoğu zaman çantalar, montlar o musalla taşının üstüne atılır.

Evet, burası eski köy kahvelerini andırır. Burada birçok ünlü sanatçı zaman geçirmektedir. Bölgenin popüler dinlenme yerlerinden biridir. Günün her saati doludur. Şehrin ortasında, en lüks semtlerinden birinde, köy kahvesi havası solumak ilgi çekiyor.

orhan kemal müzesi.0   orhan kemal müzesi.1   orhan kemal müzesi.2   orhan kemal müzesi.3

orhan kemal müzesi.4

ORHAN KEMAL MÜZESİ

Kılıçali Paşa Mahallesindedir.

Genelde olduğu üzere, müzenin bulunduğu ev, Orhan Kemal’e ait değildir. Ev, 1997 yılında yazarın ailesi tarafından satın alınmış binadır.

Müze, Orhan Kemal’in anısını yaşatmak için Orhan Kemal Kültür Sanat Merkezi tarafından 2000 yılında kurulmuştur. Müze, Orhan Kemal’in en küçük oğlu Işık Öğütçü öncülüğünde açılmıştır. Bu arada hatırlatmakta yarar var, Orhan Kemal’in asıl adı “Mehmet Raşit Öğütçü” dür.

Bina 3 katlıdır. Ayrıca alt katta “İkbal Kahvesi” adında bir kahve dükkanı ve içinde Orhan Kemal kitaplarının satıldığı bir kitaplık bulunur. Kitaplıktan Orhan Kemal kitapları ve anı fincanları satın alabilirsiniz.

Müzede: Orhan Kemal’in çoğu Ara Güler tarafından çekilmiş fotoğrafları, bazı özel eşyaları, daktilosu, mektupları, gözlüğü, kitaplarının ilk baskıları, çalışma odasının modeli, öldüğünde yüzünden alınan mask sergilenmektedir. Ayrıca, müzede Atatürk’ün Orhan Kemal’e yazmış olduğu ıslak imzalı mektubu da görebilirsiniz. Yine müzede kitaplardan ayrılınca, bir köşede Nuriye Öğütçü’nün dikiş makinası ve yine camlı vitrinde çay takımı, ütü, sahan, semaver, cezve, teşbih, tırnak makası, fırça, kol saati, masa saati, kol düğmeleri, evlilik cüzdanı, ağızlık, dolma kalem, kolonya şişesi, tarak, gravat, fötr şapka, terlik, tepsi yer almaktadır. Duvarda Turhan Selçuk’un Orhan Kemal’e “Şimdiye kadar neredeydiniz dostlarım” karikatürü asılıdır. Orhan Kemal Roman Ödülü, 1972 yılından bu yana, müze tarafından verilmektedir.

masumiyet müzesi.0   masumiyet müzesi.1   masumiyet müzesi.5   masumiyet müzesi.6

masumiyet müzesi.4   masumiyet müzesi.2

MASUMİYET MÜZESİ

Müze: Boğazkesen caddesinden çıkılıp, bir paralele geçildiğinde, Çukurcuma caddesinin aşağısındadır. Dünyanın bir kitaptan esinlenen ilk müzesidir.

Romanda: 1974-2000’lerin başları arasında geçen bir aşk hikayesi anlatılıyor. Biri zengin, diğeri orta halli iki aile üzerinden geçmişe dönüşler ve hatıralarla birlikte, 1950-2000 yılları arası İstanbul hayatı anlatılıyor. Müzede ise, romanda anlatılan kahramanların kullandığı, giydiği, işittiği, gördüğü, biriktirdiği, hayal ettiği şeller dikkatle düzenlenmiş kutu ve vitrinlerde sergileniyor. Özellikle: müzenin koleksiyonu, kitabın kahramanı Kemal’in kendisine sevgilisi Fisun’u hatırlattığı için (biraz tuhaf bir şekilde) biriktirdiği eşyalardan oluşuyor.

Romanı okuyanlar müzenin çeşit çeşit anlamlarını daha iyi kavrayabilirler. Müzeyi gezenler de romanı okurken, fark edemedikleri pek çok şeyi göreceklerdir. Roman 2008 yılında yayınlandı, müze ise 2012 yılında açıldı. Yanınızda roman varsa, giriş ücreti alınmıyor. Yoksa giriş ücretlidir. Müzenin dükkanından yine romanda geçen karakterlerin kullandıkları objelerin benzerlerini satın alabilirsiniz.

çukurcuma. antikacı dükkanları.1   çukurcuma.antikacı dükkanları.1   çukurcuma.antikacı dükkanları.2   çukurcuma.antikacı dükkanları.3

ÇUKURCUMA

Firuz Ağa camisinin batı bölümündedir.

İsmini: Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra ilk Cuma namazını burada kılmasından almıştır. Fatih Sultan Mehmet, bir Cuma günü buradan geçerken, namaz vaktinin geldiği kendisine söylenince, bu cumayı da şu çukurda kılalım der. Ondan sonra bölgenin adı Çukurcuma olarak anılır. Öte yandan, çevresindeki Beyoğlu, Galatasaray ve Taksim’e göre daha çukurda kalması nedeniyle de buraya Çukurcuma isminin verildiği söylenir.

Buranın semt olarak özelliği: İstanbul’un bilinen en iyi antikacılarının burada bulunmasıdır. Ağa hamam sokaktaki antikacı dükkanlarında: eski gemici lambaları, maşrapalar, emaye kaplar, kolonya şişeleri ve kahve fincanları gibi hediyelik objeler görebilirsiniz. Eski avize arayanlar da burayı ziyaret etmelidir. Yine aynı sokakta, Yeşilçam kokulu meşhur Asri Turşucu vardır. Adile Naşit ve Münir Özkul’un “Neşeli Günler” filmindeki unutulmaz turşu kavgasının yapıldığı dükkan buradadır. Dükkan 1938 yılından bu yana hizmet vermektedir. Altıpatlar Sokakta ise: mahallenin meşhur mezecisi bulunur. Boşnakça “Anne” sözcüğünden ismini alan mezeci, Nisan 2016 tarihinde açılmıştır. Mezecinin karşısındaki mekan “Derviş Baba Deliler, Abdallar, Meczuplar ve Aşıklar Kahvehanesi” dir. Burada: kışın ortasında açıkta kalıp parkta yaşamaya çalışan aileleri, evlerine yemek götüremeyen babaları ve kahvelerden, lokantalardan kovulan, aileleri utandığı için de dışlanan, mahallenin delilerine sahip çıkınca, ortaya çılgın bir fikir” geldi. Bir tabureye ilişip çayınızı içerken gönüllü yardım projeleri hakkında bilgi alabilirsiniz.

The Guardian gazetesi, 2008 yılında gezi ekinde Çukurcuma’ya yer vermiş ve şöyle yazmıştır “İstanbul için genel kanı doğu-batı sentezi şeklindedir. Ancak Çukurcuma hem doğu, hem batı, h em eski, hem yeni, hem trendy hem demode …”

 

Çukurcuma Camii

Cami aynı zamanda “Molla Fenari Camii” olarak da bilinmektedir.

Cami: Şeyhülislam Muhittin Mehmet Efendi tarafından, mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Ancak günümüzde görülen hali orijinal değildir. İlk halinden günümüze sadece birkaç sıra örme taş ve minarenin temelleri kalmıştır. Cami, muhtemelen 1823 yılındaki Firuzağa yangını sırasında yanmış ve bu tarihten sonra yeniden yapılmıştır. 1968 yılında bu kere, Vakıflar Genel Müdürlüğü camiyi onarttırmıştır. Caminin bitişiğinde olan Sıbyan mektebi, günümüze ulaşmamıştır.

 

Çukurcuma Hamamları

Çukurcuma caddesi üstünde, karşılıklı iki hamam vardır. Bunlardan Boğazkesen tarafındaki “Çukurcuma Bostancıbaşı Hamamı” ve Çukurcuma camisinin karşısındakinin adı ise “Çukurcuma Sürahi Hamam” dır.

Her iki hamam da, Sultan I. Abdülhamit’in eşi ve Sultan II. Mahmut’un annesi Nakşidil Valide Sultan’ın Beyoğlunda vakfettiği su tesislerinin, 1831 yılında hizmete girmesinden sonra yapılmıştır.

Çukurcuma Sürahi Hamamı, bu hamamlardan meşhur olandır ve Çukurcuma Hamamı olarak da bilinmektedir. Ayrıca sürahi ismi, zamanla Süreyya’ya dönüştüğü için Çukurcuma Süreyya Hamamı olarak da bilinir.

faikpaşa yokuşu.1

Faik Paşa Sokağı-Yokuşu

Çukurcuma semtinin simgesidir.

Sokağa ismi verilen Faik Paşa: aslında Francesco della Suda isimli bir İtalyan eczacıymış.  Yoksul bir İtalyan ailenin çocuğu olarak Yunanistan’da doğan Francesco Della Suda: yetim kalınca İstanbul’a yerleştirilir. Mekteb-i Tıbbiye’den 1844 yılında mezun olur ve İstanbul’un ilk eczanelerinden birini, Büyük Eczaneyi (Grand Pharmacie Della Suda) İstiklal caddesinde açar. Zamanla Padişah Abdülaziz’in baş eczacılığına yükselir ve Paşa ünvanını alır. Bu sırada da yokuşun başındaki bir evde oturur.

Adını bu üst düzey sakinlerinden alan sokakta, bir zamanlar İstanbul’un varlıklı Rum, Ermeni ve Levanten aileleri yaşarmış. Çoğu Galata kulesini gören, Pazar günleri St. Antuan kilisesinin çan seslerinin yankılandığı o daireler bugün el değiştirip, semtte bir emlak meselesi haline gelmiştir. Tarihi  doku olarak nitelendirilen dairelerin fiyatları, sokağın kartpostal görünümüyle toplandığında ortaya çok yüksek rakamlar çıkar. Eskiden burada sokağın bir tarafında zenginlerin evleri ve sokağın diğer tarafında ise zenginlerin evlerinde yaşayan hizmetkarların ve sıradan halkın evleri varmış. Zenginlerin yaşadıkları evler: daha yüksek ve dış duvarlarında çeşitli heykellerle ve motiflerle süslenerek inşa edilirmiş. Diğer binalar ise, daha sade ve alçak katlı olarak yapılırmış. Televizyondaki “Paramparça” dizisinde Gülseren’in evi de, sokağın en taş binalarından birisindedir.

 

Cezayir Sokağı

Galatasaray Lisesinden başlayıp devam eden sokakta, bir çok alternatif lezzetlerin bulunduğu restoranlar vardır. Bu sokağa, Bostancıbaşı caddesinden merdivenlerle çıkılır. Zamanında bir Fransız sokağı olarak yaratılan burada: geriye sadece dükkan isimleri kalmış durumdadır. Pointe Virgule, Blanche, Desir, La Fee gibi isimleri olan, kadife sedirli mekanlarda, yüksek sesli Türkçe canlı müzik ve nargile keyfi bulunuyor.

 

Sanatkarlar Parkı-Roma Parkı

Buradan: Topkapı Sarayı, Üsküdar, Haydarpaşa, Kız Kulesi ve Boğaz’ın eşsiz manzarasını izleyebilirsiniz. Ancak hava karardıktan sonra buraya gidilmesi önerilmiyor.

 

Bostancıbaşı Caddesi

Burada sarı cepheli, kepenkleri ve kapısının üzerinde “Zenovitch Apt” yazısı bulunan “House Hotel” bulunuyor. Bina: Karadağlı deniz tüccarı Milos Zenovitch tarafından 1883 yılında iki apartman olarak yaptırılmıştır. Zenovitcherin ailecek yaşadığı apartman, 2010 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir.

 

Ağa hamamı

Turnabaşı caddesindedir. Fenerbahçe Deniz Fenerine gelir sağlamak için, 1454 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Hamam önceleri sadece hanedana hizmet edermiş. 1844 yılında Sultan Abdülmecit döneminde büyük bir onarım geçirmiştir. Cumhuriyet sonrasında ise, hamamın yeni sahibi olan Ermeni kadın, hamamı ilk defa halka açmıştır. Ancak 1940 yılında yine el değiştiren hamam, günümüzde sadece turistlere hizmet vermektedir.

corinne otel.1

Corinne Otel

Faik Paşa caddesindedir. Bu görkemli bina, 1’nci Milli Mimari Dönemin önemli ismi Mimar Kemaleddin Bey tarafından yapılmıştır. 1911-1913 yılları arasında, Evkaf Nezaretinin siparişiyle, 3’ncü Vakıf Hanı olarak inşa edilmiştir. Neo-klasik Osmanlı stilinin en iyi örneklerinden birisidir. Bir dönem Osman Yağmurdereli tarafından film platosu olarak da kullanılmıştır. 1990’larda meşhur olan “Yılan Hikayesi” dizisinde Memolinin evi, Av mevsimi filminde Cem Yılmaz’ın evi olarak kullanılmıştır. 3’ncü Vakıf Hanın otel macerası, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ihaleye çıkarıldığı 2011 yılında başlar. Bina: 2 yıl boyunca çağdaş, modern ve lüks bir anlayışla tepeden tırnağa restore edilir. İlk yapılışının tam 100 yıl ardından, butik otel olarak açılır. Adını, yan sokakta yaşadığı sırada Atatürk ile mektuplaşan, milli mücadeleyi desteklediği ortaya çıkınca İngiliz baskısıyla İstanbul’u terk etmek zorunda kalan İtalyan opera sanatçısı Madam Corinne’den almıştır.

 

 

İstanbul Harbiye ve Maçka

1.554 kişi okudu!

harbiye.genel.1

Harbiye semti ismini: burada 1841 yılında yapılan ve 1853 yılındaki yangında yanan ve ardından tekrar yapılan “Mekteb-i Harbiye” den almıştır. Mekteb-i Harbiye: Sultan II. Mahmut tarafından 1834 yılında kurulmuştur. Bölgedeki sivil yerleşim: 1870 yılında Beyoğlu yangınından sonra, evsiz kalan gayrimüslimlerin burada inşa edilen kagir binalara taşınmasıyla başlamıştır. Bu dönemde burada yapılan zarif köşkler ve ahşap konaklar ardından yıkılarak günümüzdeki beton yığınları oluşmuştur.

 

 

PANGALTI

1831 yılında Pera yangınına kadar, Taksim’in ilerisinde yerleşim yoktur. Yangının ardından halk, o zamana kadar pek kullanılmayan kırlara, yani bugünkü Pangaltı ve Harbiye taraflarına doğru yayılmaya başladı. O zamanlar: burada bir han vardı ve daha uzağa, örneğin: Şişli ve Boğaz’a gidecek olanlar, Pancaldi diye birinin işlettiği bu handa konaklıyordu ve semtin ismi Pangaltı da bu hancıdan gelmiştir.

istanbul radyo evi.1   istanbul radyo evi.3   istanbul radyo evi.2

İSTANBUL RADYO EVİ

1930’lu yıllara kadar Elmadağ’a olan kısımda: Pangaltı Ermeni Mezarlığı olarak isimlendirilen büyük bir mezarlık bulunuyormuş. İçinde bir okul ve ahşap Surp Krikor Lusaroviç kilisesinin de bulunduğu mezarlık, 1932 yılında kamulaştırıldı ve mezarlık kaldırıldı.

1949 yılında: Harbiye Orduevinin hemen yanına, 4 katlı “Türkiye Radyo ve Televizyon Binası” yaptırılmıştır. İstanbul Radyoevi: 19 Kasım 1949 tarihinde dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından açılarak hizmete girmiştir.

Toplamda 13 stüdyosu bulunan binada, tüm stüdyolar binanın iç kısmına bakacak şekilde konumlandırılmıştır. Tüm bina, içindeki tek seyircili stüdyo olan A Stüdyosu çevresinde yükseliyor. Binadaki bazı stüdyolar: Mesut Cemil, Nida Tüfekçi gibi TRT sanatçılarının isimleriyle anılıyor. Ankara Stüdyolar Dairesinden gelen mühendisler tarafından stüdyonun kullanımına özel hesaplar yapılarak duvarlara ses tutucular yerleştirilmiştir. Avrupa’da ilk üç içinde olan binada, zamanlama da çok önemli ve bu yüzden özellikle koridorlarda ve stüdyo içlerinde sıkça digital saatlere rastlanmaktadır. Son aldığım bir habere göre: Radyoevi, TRT tarafından satılacak, Birleşmiş Milletler veya bir otel olarak kullanılacakmış ki, kesinlikle doğru olduğunu düşünmüyorum, çünkü burası anıt niteliğinde bir yapıdır ve gerek binanın ve gerekse TRK mülkiyetinin korunmasının gerekliliğine inanıyorum. Buradan çıkarılan bir sonuç ta; okurların burayı en kısa zamanda ziyaret etmesidir, çünkü yakın zamanda belki de böyle bir imkan bulunmayacaktır.

askeri müze.00   askeri müze.0

HARBİYE ASKERİ MÜZESİ

Askeri Müze, ilk kurulduğunda “Aya İrini” de hizmet vermiştir. İstanbul’un fethinden sonra, Aya İrini kilisesi: değerli silah, araç ve gereçlerin toplandığı Cebehane olarak düzenlenmiştir. 1726 yılında Cebehane’deki tüm malzemeler, yeni bir düzen verilerek “Dar-ül Esliha” adıyla yeni bir kuruluşta toplanmıştır. Aya İrini kilisesinde: 1846 yılında Tophane Müşiri Ahmet Fethi Paşa’nın girişimleriyle, revakların araları camekanla kapatılarak sergileme mekanları haline dönüştürülmüştür. Bu mekanların bir kısmında eski harp silah, araç ve gereçlerinden oluşan koleksiyonlar, diğer bölümlerinde ise arkeolojik eser koleksiyonları sergilenmiştir. Böylece: Türk müzeciliğinin temeli atılmıştır. Ahmet Fethi Paşa’nın ardından, Aya İrini’de bulunan bu koleksiyon: ilk defa “Müze” ismini alarak “Müzeyi Hümayun” olarak isimlendirilmiştir. Ardından koleksiyondaki eser sayısı artınca, arkeolojik eserler, Çinili köşke taşınmış ve bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesinin temeli atılmıştır. 1940 yılına kadar Aya İrini’de faaliyetlerini sürdüren Askeri Müze, II. Dünya savaşının Türkiye’ye sıçrayabileceği düşünülerek bir süre kapatılmıştır. Savaş tehlikesinin ardından ise, 1949 yılında Maçta Silahhanesinde depolanan eserler 1959 yılından itibaren Harbiye Mektebi Jimnastikhanesi binasında yeniden sergilenmeye başlamıştır. Ancak bu binanın zamanla askeri müze koleksiyonları için yetersiz kalması üzerine: 1966 yılından itibaren restorasyon çalışmaları sürdürülen eski Harbiye binasının Askeri Müze olarak kullanılmasına karar verilmiş ve 10 Şubat 1993 tarihinde yapılan düzenlemenin ardından ziyarete açılmıştır. Müze ve Kültür Merkezi olarak kullanılan yapı: 1966-1991 yılları arasında Prof. Dr. Nezih Eldem tarafından düzenlenmiştir.

askeri müze.atatürk sınıfı.1

Müze binası

Müzenin bulunduğu binada: daha önce “Mekteb-i Harbiye” bulunuyordu. Bina: 1864 yılında Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Mekteb-i Harbiye’nin en ünlü öğrencisi 1899-1905 yılları arasında burada okuyan “Mustafa Kemal Atatürk” tür ve okuduğu sınıf: orijinal haliyle korunmaktadır. Burada: Atatürk’ün okul fotoğrafları ve belgeleri sergilenmektedir. Harbiye Mektebi: I. Dünya savaşının sonuna kadar eğitimi sürdürdü. Bu yıllarda öğrencilerin büyük bölümü “Milli Mücadele” ye katılmak için Anadolu’ya geçtiğinden kapandı ve 1923 yılında yeniden açıldı. Cumhuriyetin ilanından sonra, Harbiye, 1936 yılında Ankara’ya taşındı ve müzenin bulunduğu bina, bir süre çeşitli askeri birlikler tarafından karargah olarak kullanıldı. 1966 yılında ise, binanın tarihi ve mimari özellikleri korunarak bir askeri müzeye dönüştürülmesine karar verildi. 1993 yılında, Askeri Müze, burada ziyarete açıldı.

askeri müze.müzenin içi.1   askeri müze.müzenin içi.2   askeri müze.4   askeri müze.3

askeri müze.2   askeri müze.1

Müze koleksiyonları

Müzede zengin bir silah ve zırh koleksiyonu vardır. Müzenin koleksiyonundaki eser sayısı 55.000 civarında olup bunlardan 5.000 tanesi sergilenmektedir. Bunlar: dönemlerine ve konularına göre tasnif edilmiş ve gayet güzel bir şekilde sergilenmektedir.

Özellikle görmenizi önereceğim parçalar şunlardır: Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim tarafından kullanılan kılıçlar, 1526 yılında Mohaç Savaşında yeniçerilerin kullandıkları davullar (timbal), Fatih Sultan Mehmet’in 1473 yılında yendiği Uzun Hasan’a ait zırh koleksiyonu, Jön Türklerden Talat Paşa’nın 1921 yılında öldürüldüğünde üzerinde bulunan kanlı gömlek, Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın 1913 yılında öldürüldüğü arabası, Fatih’in İstanbul’u fethi sırasında, gemileri Haliç’e indirmesini gösteren maket, canlandırma sahneleri ve modeller ile, gemilerin Haliç’e indirilmesini önlemek için Sarayburnu-Kadıköy arasında gerilen zincirin bir parçası, Osmanlı padişahlarının savaşlarda kullandıkları muhteşem işlemeli otağlardır.

Müzede dikkati çekecek tablolar bulunuyor. Bunların çoğunluğu Harp Okulu öğrencileri tarafından yapılmıştır. Ayrıca yabancı konuklar tarafından, devlet başkanlarına ve komutanlara hediye edilen eserler de burada sergileniyor. Kara Harp Okulundaki spor faaliyetlerinde kazanılar kupalar da sergilenen objeler arasındadır. Özellikle kazanılan ilk basketbol kupası ilgi çekiyor.

askeri müze.mehter konseri.1

Müzenin Atatürk Salonunda, her gün “Mehter” in tarihçesinin anlatıldığı bir multivizyon gösterisi düzenlenir ve ardından saat: 15.00-16.00 arasında dünyanın en eski bandosu olan Mehter Takımı Konseri yapılır.

Müzenin salonlara göre yerleşim durumu

Giriş Salonu: burada sitenin maketi ve müze koleksiyonundan seçme bazı objelerin bulunduğu “Tanıtım Vitrini” bulunmaktadır.

Tanıtım Salonu: Burada: müzenin tarihi: 1846 yılından günümüze kadar olan süreç, çeşitli fotoğraflar ve belgelerle anlatılmaktadır.

Atıcı Silahlar Salonu: Bu salonda: okçuluk ve ok ile ilgili objeler sergilenmektedir. 17 ile 19’ncu yüzyıllar arasından kalan, Osmanlı yay ve okları, muhafazaları, hedefleri, yay germe araçları, ok yatakları, yayı gererken parmağa takılan objeler sergilenmektedir.

Binicilik Salonu: 19 ile 20’nci yüzyıllara ait, binicilikle ilgili malzemeler sergilenmektedir. Eyerler arasında: Türk, Alman ve İngiliz tipi eyerler görülebilir.

Fatih ve Yavuz Köşesi: Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim’in atlı mankenleri ve İstanbul’un fethinde Osmanlı gemilerinin karadan Haliç’e indirilmesini gösteren panaromik maket görülür. Ayrıca: Ateşli Silahlar Salonu, Top maketleri ve küçük çaplı top teşhir salonu, Somali-Bosna-Kosova iç güvenlik salonu, Askeri kıyafetler salonu, Bayrak ve sancaklar salonu, Çadırlar salonu, Şehitler galerisi, Meşrutiyet Salonu, I. Dünya savaşı salonu, Çanakkale savaşı salonu, Kurtuluş Savaşı Salonu olmak üzere, toplam 28 salon bulunmaktadır.

hasan rıza.1   hasan rıza.2   hasan rıza.3   hasan rıza.4

askeri müze.hasan rıza.1

Hasan Rıza

Askeri Müzede: savaş sahnelerinin bulunduğu çok sayıda tablo bulunmaktadır. Ama bunlardan en ilgi çekenleri: Hasan Rıza tarafından yapılmış 1526 yılı Mohaç Savaşı ve 1529 yılı Viyana kuşatması tablolarıdır. Ayrıca: 1899 yılında, tarih kitaplarında sıkça karşılaşılan, Fatih Sultan Mehmet’in Topkapı’dan İstanbul’a girişinin betimlendiği tabloda: Fatih’in bindiği kıratın hemen yanında, elinde tüfek olan yeniçeri muhafızı ise tabloyu yapan ressam Hasan Rıza’dır. Bu tabloda kendini resmederek gösterdiği espri anlayışı, Hasan Rıza’nın son derece renkli kişiliğinin de yansımasıdır.

Bunları yapan Hasan Rıza: Üsküdar doğumludur, Deniz Harp Okulunda okurken: son sınıfta okuldan gönüllü olarak ayrılmış ve 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşına katılmıştır. Er olarak Rus sınırındaki bir alaya gönderilen ressama, savaşı yakından izleyip resimlemekle görevli İtalyan bir gazetecinin muhafızlığını yapması görevi verilir. Gazeteciden çok etkilenen Hasan Rıza, bir gün yaşlı gazetecinin kara kalem portresini yapıp kendisine gösterir. İtalyan gazeteci çok şaşırır ve aralarında başlayan dostluk, savaş sonrasında da devam eder. Savaştan sonra, Heybeliada’daki okuluna dönen Hasan Rıza, aynı adada yaşamakta olan İtalyan gazeteciyi sık sık ziyaret ederek resim konusundaki bilgisini arttırır. Ardından İtalyan gazetecinin teşvikiyle İtalya’ya gider. 10 yıl süresince, çeşitli resim atölyelerinde eğitim görür. Sonra Mısır’a geçer ve orada da 2 yıl eğitim görür. Ardından Türkiye’ye döner ve kendisini tamamen resme verebilmek için, Edirne Karaağaç’ta bir atölye kurar. Ünlü kişilerin portrelerini ve tarihi olayları anlatan tablolarının çoğunu, Karaağaç’taki sakin ortamda resmeder. Özellikle, Osmanlı tarihindeki önemli olay ve savaşları betimlediği tablolardan oluşan bir seri yapmak için kolları sıvar. Konusunu tarihten alan çok sayıda tablo, kısa sürede ustalıkla tamamlanır. Ancak bu seriden günümüze çok az sayıda tablo ulaşabilmiştir.

1’nci Balkan savaşı sırasında, 1912 yılında Edirne Hastanesinde çalışmıştır. Bulgarlar, Edirne şehrine girdiklerinde, eserlerini kurtarabilmek için evine dönmeye çalışırken öldürülmüştür. Ardından atölyesindeki resimlerin bir kısmı parçalanır ve yağmalanır. Bazıları Sofya’ya götürülür. Daha sonra birkaç eseri Viyana Müzesinde ortaya çıkar. Kurtulabilen eserlerinin bazıları İstanbul’a getirilir. Günümüze kadar ulaşan eserlerinden bazıları “Viyana Müzesi” nde sergilenmektedir.

notre dame de sion.000   notre dame de sion.0   notre dame de sion.1   notre dame de sion.2

NOTRE DAME DE SİON

Radyo evinin karşısındadır.

7 Ekim 1856 tarihinde, İstanbul’a gelen 11 rahibe: Pangaltı semtinde, adını yanında bulunan kiliseden alan ve o güne kadar “Filles de la Charite” ler tarafından idare edilen “Maison du Saint-Esprit” adlı yatılı okulun yönetimini devralmış ve böylece 27 Kasım 1856 tarihinde, Notre Dame de Sion yatılı okulu: ülkemizde resmen açılan ilk kız lisesi olmuştur. Adının anlamı “Sion’un Meryemi” dir. Önceleri sadece yatılı Hıristiyan öğrenciler kabul edilmiş bir dönem sonra ise Yahudi öğrenciler de alınmaya başlamıştır. 1863 yılında ise İmparatorluğun önde gelenlerinin teklifi sonucu, Padişahın onayı ile Müslüman kız öğrenciler de alınmaya başlamıştır. Böylece: farklı dinlerden ve ortamlardan gelen öğrenciler, bir çatı altında başkalarına saygı, farklılıklara açık olmayı ve hoşgörüyü öğrenmişlerdir. 1’nci Dünya savaşı sırasında, Fransız rahibelerin ülkeyi terk etmeleri üzerine okul kapanmış, önce Mühendislik okulu ve daha sonra ise rahibelerin çalıştığı bir hastane olarak kullanılmıştır. 1919 yılında tekrar açılan okul, Cumhuriyetin kurulmasıyla Türk Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.

Atatürk’ün 3 manevi kızı (Rukiye, Nebile, Afet) da burada eğitim görmüştür. Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Çalıkuşu romanındaki Feride de burada okumuştur.

Zamanla toplumun tüm kesimlerinden, gündüzlü öğrenciler de kabul edilmeye başlamıştır. İlkokul bölümü 1971 yılında, yatılı kısmı 1972 yılında kapanmıştır. Rahibeler görevlerine devam etmesine rağmen, okula 1989 yılında laik bir müdür getirilmiştir. 1996-1997 öğretim yılında ise, 140 yıl Kız Lisesi olarak eğitim veren okul, karma eğitime geçmiş ve erkek öğrenciler kabul edilmeye başlanmıştır. Gelelim günümüze, çok güzel mimarisi bulunan okulun, muhteşem bir de konser salonu bulunuyor. Burada birçok klasik müzik konseri düzenleniyor.

st esprit kilisesi.1

St Esprit kilisesi-Katedrali

İstanbul’da Latin cemaatinin en önemli yapısı, okulun hemen arkasında, Türk dostu olması nedeniyle “Papa Roncali” isim verilen sokaktaki “St Espirit Kilisesi”; 1845 yılında: İstanbul şehrinde Papa’nın temsilcisi olan Hillereau tarafından İtalyan mimar Guiseppe Fossati tarafından yapılmıştır. Mimar Fossati: başta Rus elçiliği olmak üzere, Hollanda Konsolosluğu ve Galata’da bulunan San Paulo Pietro Kilisesinin de bulunduğu pek çok bina inşa etmiştir.

O yıllarda bu bölgede: 1837 yılında inşa edilen Ermeni Katolik Surp Agop Hastanesi, 1838 yılında inşa edilen Artigiana Düşkünler Evi bulunuyordu ve kilise, bölgenin üçüncü önemli yapısı oldu. Kilisenin buraya gelmesiyle, cemaat de çevresine toplanmaya başladı. Yani: St Esprit kilisesi, Taksim’in ötesinin yerleşime açılmasında önemli rol oynadı. Ama öncesinde, kiliseyi yaptıran ruhani lider Hillerau: ıssız bir yerde kilise kurdurmak istemesi nedeniyle eleştirilmişti.

Cephesi: Norte Dame ve Sion Fransız Lisesi tarafından kapatılmıştır. Çünkü ilk yapılan bina kompleksinin papaz semineri için tasarlanmış kısmı, günümüzde Notre Dame de Sion Lisesi olarak kullanılmaktadır.

Kilisenin en etkileyici bölümü, kilise yaptırılırken: Saint Esprit’e inananların defni için bir de yer altı mezarlığı hazırlanmıştır. 1927 yılına kadar defin işlemleri sürdürülen yer altı mezarlığında, Osmanlı Sarayının ünlü müzisyeni ve aynı zamanda Mızıka-yı Hümayun kurucusu Giuseppe Donizetti’nin ve kilisenin kurucusu Hillereau ve İstanbul Latin cemaatinin pek çok üyesinin mezarları bulunmaktadır. Mezarlığa gitmek için, önce karanlık koridorlardan geçerek aşağıya inmek gerekiyor. Bu koridorlar, sonsuza dek bitmeyecek, dünya böyle dar ve uzun yollardan ibaret kalacak gibi iken, karşıya bir kapı çıkar. Arkasından: havaya: neme ve çürümüşlüğe benzeyen bir koku karışır. Sağ bölümde: mermer bir katafalk üzerinde bir büst görülür. Bu mermer büst: boş gözlerle, ölülerin arkalarında bıraktıklarını ve varlıklarını kazımak için hayata kazımaya çalıştıkları izleri seyrediyor gibidir. Altında “Francesco Della Suda” yazılıdır. Diğer ismi Faik Paşa olan bu kişi: Sultan Abdülaziz döneminin ünlü eczacısıdır. Bugünkü İstiklal caddesinin birkaç yerinde eczaneleri vardı. Paşanın büstünün hemen çarprazında: Cenova kökenli Parma ailesinin aile mezarlığı vardır. Yukarıda söz ettiğim gibi, Donizetti Paşa’da burada gömülüdür ve katafalkının önünde portresi durur. Mezarlıkta: St Esprit’in kurucusu Hillereau ve 40 kadar rahibenin mezarları da bulunuyor.

Ancak depremlerde yıkılan orijinal yapı, 1864 yılındaki depremde çatısı adeta yıkılacak gibi çatırdayınca kilisenin tekrar yapılmasına karar verildi. Bu kez mimar Pierre Vitalis idi. Ancak bu inşa döneminde kolera salgını başladı ve mimar Vitalis, hastalıktan korkarak Büyük Ada’ya kaçtı. Bunun üstüne, binanın mimarlığı da papaz Antoine Giorgiovitc’e kaldı. Bitirilen kilise, 1876 yılında katedral ilan edilerek ibadete açıldı.

1922 yılında, İtalya’daki Fermo şehrinde dökülmüş 3 yeni çan eklendi. 1980 yılında, kilisenin içindeki bütün resimler yenilendi.

Barok üslubuna yakın özellikler gösteren yapı, üç nefli, dikdörtgen bazilikal planlı yapı: beşik çatı ile örtülüdür. Kilisenin ana girişindeki iki sütun, orgun bulunduğu galeriyi taşır. Altı sütundan oluşan, iki diziyle, mekan üçe ayrılır. Sağdaki, dördüncü sütun üzerinde vaaz kürsüsü bulunur. Sağdaki nef “Altınağızlı Aziz Hrisostomos” a adanmıştır. Vaftiz Şapeli de, buradadır. Sunak bölümü, son derece görkemlidir.

Batı cephesinin iç kısmında Papa XVI. Benedictus’un İstanbul ziyareti içi hazırlanan madalyonun çok büyük boyutlarda bir kopyası, hatıra levhası olarak yerleştirilmiştir.

Kilisenin avlusunda: barışçıl olarak bilinen Papa XV. Benedictus heykeli bulunmaktadır. Heykelin kaidesi Medici ve heykelin kendisi Quattrini tarafından yapılmıştır. Üzerinde makamının kıyafetleri olan Papa, sol elinde adil barışı simgeleyen bir kağıt rulosu tutmaktadır. Sağ elini ise, kutsamak için kalabalıklara uzatmıştır. Heykelin açılışına 1921 yılında Şehzade Abdülmecit’de katılmıştır.

Okulun arkasında ise Vatikan Konsolosluğu bulunur. Zaten uzun süre bakımsız kalan kilise, Vatikan temsilcisi Marovitch’in üstün çabaları sonucu temizlenmiştir.

notre dame şapeli.1

Norte Dame de Sion Şapeli

Bu küçük kilise yani şapel: 1856 yılında kurulan okulun iç avlusunda, 1905 yılında inşa edilmiştir. Çünkü eskiden okulda öğretim elemanı ve görevli olarak çok sayıda rahibe bulunuyordu. Şapel, bu rahibeler ve okuldaki Hıristiyan öğrencilerin ibadet etmesi için yapılmıştır. Ancak rahibeler ve Hıristiyan öğrencilerin sayısı azalınca, şapel atıl kalmış ve 20 yıl önce kapatılmıştır. Okulunun kuruluşunun 150’nci yılına denk gelen 2009 yılında restore edilmiştir. 20 yıldır kaderine terk edilmiş yapı onarıldı, salon ve sahne düzenlendi, sonra tavana geçildi, gotik tarzın zarif örneklerinden biri olan tavanı, ikinci bir sahne olarak kullanılması düşünüldü. Bunun için de tavanı rengarenk led ışıklandırmayla donatıldı. Böylece, ortaya Türkiye’de türünün tek örneği olan bir dekorasyon çıktı. Günümüzde 150 yıllık bu şapel: 558 kişi kapasiteli konser ve tiyatro salonu olarak kullanılmaktadır. Burada düzenlenen konserlere, özellikle İstanbul’da yaşayan yabancılar rağbet etmektedir.

hilton oteli.1   hilton oteli.2   hilton oteli.3

İSTANBUL HİLTON OTELİ

1955 yılında açılmıştır. İstanbul ve Türkiye’nin ilk 5 yıldızlı otelidir. Şehrin ana yerleşimini belirleyen Prost planına göre, park olarak belirlenen alana yapılmıştır. Otel Emekli Sandığı tarafından, Amerikalı bir mimarlar gurubunun Sedad Hakkı Eldem kontrolünde hazırladığı tasarıma göre yapılmıştır. Dikdörtgen prizması şeklindeki otelin boyutları, 21 x 100 metredir. Çevresi boş olması nedeniyle adeta şehri ve boğazı kucaklayan konumdadır. Otel, yapımının ardından büyük ilgi görmüş ve birkaç yıl sonra genişletilerek kullanılmaya başlamıştır. İlk önce 278 odası bulunurken bu genişletmenin ardından 1966 yılında otele 150 oda daha eklenmiştir. Günümüzde oda sayısı 499 adettir.

Otelin yapımıyla ilgili bir söylentiden söz etmek istiyorum. II. Dünya savaşında, savaştan kaçarak İstanbul’a sığınan Macar güzeli Zsa Zsa Gabor: büyük bir İstanbul hayranı olarak 1942 yılında evlendiği Conrad Hilton’a şehri anlatmış ve o dönemde pek popüler olmayan, Avrupa şehirleri dururken İstanbul şehrine Hilton oteli açılmıştır. Yani, buraya Hilton otelinin açılması, bir aşkın eseridir. İstanbul Hilton, Hilton oteller zincirinin Amerika dışında dünyadaki 3’ncü otelidir.

cemiz topuzlu.0    cemiz topuzlu.1   cemiz topuzlu.2

CEMİL TOPUZLU AÇIK HAVA TİYATROSU

Harbiye semtinde, Dolmabahçe vadisinde, İstanbul Hilton oteliyle Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı arasındadır. Şehircilik uzmanı Henry Prost’un 1930’larda yaptığı şehircilik imar planında yer almıştır. 1946-1947 yılları arasında inşa edilmiştir. Mimarlar Nihat Yücel ve Nahit Uysal’dır. Vali ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar tarafından temeli atılmıştır. Tiyatro ismini: 1912-1920 yılları arasında İstanbul Belediye Başkanlığı yapmış ve daha da önemlisi Türkiye’de modern cerrahinin ve Tıp Fakültesinin kurucusu olan Cemiz Topuzlu’dan alır. Tiyatroya bu isim, 1958 yılında verilmiştir. Tüm eksiklikleri tamamlanarak, 1950 yılında hizmete girmiştir. Cephe kaplamaları için: küfeki ve Uzunköprü taşı karıştırılarak renk nüansı sağlanmıştır. Döşemeleri Uzunköprü taşından yapılmıştır. Sahne 200-300 sanatçının serbest hareket edebileceği kadar büyüktür. Geçit ve kapılar, sahnenin birden boşalmasını sağlayacak şekilde düzenlenmiştir.

Açık hava tiyatrosu, yaklaşık 4000 seyirci kapasitelidir ve İstanbul şehrinin en büyük açık hava tiyatrosudur. Ancak burada genellikle konserler düzenlenir. Gelelim tiyatro hakkındaki son duyumlara: bir dönem, tiyatronun üstünün açılır kapanır tavan yapılacağı söyleniyordu. Hatta: 2020 Olimpiyat oyunlarına aday olan İstanbul şehrini incelemeye gelen Olimpiyat uzmanları, burayı gördüklerinde çok beğenirler ve üstünün kapatılması durumunda, halter yarışmalarının burada yapılabileceğini bildirirler. Hemen ardından, buranın yıkılıp yeniden yapılması için tüm izinler alınır. 2012 yılından sonra aradan 4 yıl geçince, Olimpiyat olasılığı da kalmamasına rağmen, buranın tamamen yıkılacağı ve yerine daha modern ve 7000 seyirci kapasiteli bir salon yapılacağı söyleniyor. Elbette: zaman içinde hasar gören, kullanımı zor ve tehlikeli hale gelen, yetersiz kalan tesislerin yıkılıp yenilerinin yapılması olağandır ama bence, burası yıkılmamalı, sadece onarım yapılarak kullanım sıkıntısı yaşanan yerleri yenilenmeli, kapalı bir salon yapılmak isteniyorsa, şehrin başka bir yerine yapılmalıdır. Evet, sizler gidip burayı gördüğünüzde, hangi görüşü destekleyecek gözle bakacaksınız bilmiyorum, ama bir ihtimal, yıkılıp yerine başka bir tesis kurulursa, işte bu sorunun cevabı çok net değil?

lütfi kırdar.000   lütfi kırdar.00   lütfi kırdar.0   lütfi kırdar.2

lütfi kırdar.3

LÜTFİ KIRDAR KONGRE VE SERGİ SARAYI

Prost planı uyarınca: kapalı salon, spor karşılaşmaları ve açılacak sergiler için yaptırılan Spor ve Sergi Sarayı olarak planlanmış ve 1948 yılında Vietti Violi, Şinası Şahingiray ve Fazıl Aysu tarafından hazırlanan projeye göre yapılmıştır.

7000 seyirci kapasiteli salon: uzun yıllar boyunca İstanbul halkına konser, sergi ve sempozyumların düzenlenmesinde hizmet etmiş ve ardından: 1995-1996 yılları arasında yenilenerek “Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı” olarak hizmete açılmıştır. Lütfi Kırdar: 1940’lı yıllarda İstanbul Vali ve Belediye Başkanıdır. Yeni düzenlenen kongre merkezi: Haziran 1996 tarihindeki “Habitat II Konferansı” ile hizmete açılmıştır. 3 binadan oluşmaktadır.

Ana Bina: Toplam 45 salonun, 27 tanesi buradadır. Birçok farklı organizasyon için tasarlanmış, farklı kapasitedeki salonları, geniş ve gün ışığı alan fuayesi, son teknolojiye sahip teknik donanımı ile her türlü ihtiyacı ve talebi karşılayacak kapasitededir. 20.000 kişiye kadar olan organizasyonlarda, beş yıldızlı yiyecek ve içecek hizmetini, uluslar arası standartlarda vermektedir. İstanbul’un en gözde mutfağına sahip olan A la Carte restoranı, Boğaziçi Borsa Restoranı da buradadır.

Rumeli Binası: İki kattan oluşur, 7000 metre karelik toplam alanı, gün ışığı alan fuayeleri, bölünebilir salonları ve kendine ait girişi ile tek başına ya da Ana bina ile birlikte kullanılmaktadır. Burası daha çok bir fuar ve sergi mekanı olarak kullanılmaktadır. Tek başına kullanılacağı gibi, Ana bina ile birlikte de ikinci bir girişle bağlandığı için kullanılabilir. 2000 yılında hizmete giren burası, İstanbul’un en büyük balo salonu ünvanına sahiptir.

Maçka Terası: İstanbul’un benzersiz boğaz manzarasına ek olarak, seçkin menü seçenekleri ile akşam yemekleri, kokteyller, düğünler ve diğer açık hava etkinlikleri için ideal ortam sunar.

Günümüzde, boğaz manzaralı ve gün ışığı alan salonları, İstanbul’un şık restoranlarının, lüks mağazalarının ve modanın kesiştiği noktadaki konumu ile kongrelerden fuarlara, konserlerden sergilere, her çeşit etkinliğe ev sahipliği yapabilecek kapasitededir.

Son bir not: İstanbul Lütfi Kırdar Uluslar arası Kongre ve Sergi Sarayı: dünyada sadece 28 kongre merkezinin sahip olduğu “AIPC Kalite Standartları Ödülü”nü 2015 yılında kazandı. Bu ödüle layık görülen, ülkemizdeki tek kongre merkezidir. Bağımsız denetim tarafından incelenen saray: müşteri hizmetleri, tesislerin kalitesi, koruma ve güvenlik gibi toplam 10 farklı kategoride yer alan standartlarını, sertifika ile tescillendirerek bu ödülü almaya hak kazandı.

istanbul kongre merkezi.1

İSTANBUL KONGRE MERKEZİ-ICC

Eski Harbiye Tiyatrosu ile Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosunun arasındaki bölgeden geçen Taşocağı caddesinin yer altına alınmasıyla kazanılan geniş alanda: önemli bir kısmı yeraltında bulunan kongre merkezi, 2009 yılında hizmete girmiştir.

8 katlı merkezde: uluslar arası kongre, etkinlik, sergi, zirve, toplantı ve gösteriler düzenlenmektedir. Binada 3500 kişilik çok amaçlı kongre salonu ile birlikte, 15 tane farklı büyüklükte toplantı salonu, çeviri kabinleri, canlı yayın odaları, ışık ve ses odaları, çok sayıda ofis, yeme içme alanları, mutfaklar, baskı merkezleri, sağlık merkezleri, basın ve halkla ilişkiler odaları ve sanatçı odaları bulunur. Bu yapı nedeniyle, Açık Hava Tiyatrosunun önünde bulunan alan, araç trafiğine kapatılarak yayalaştırılmıştır. Burada 485 metre tünel ve 772 metre servis yolu yapılmıştır.

cemal reşit rey.1   cemal reşit rey.2

CEMAL REŞİT REY KONSER SALONU-CRR

Cemal Reşit Rey: çok sesli müziğin öncülerindendir. Besteciliği yanında eğitimci, piyanist, orkestra yöneticisi ve İstanbul Şehir Orkestralarının kurucusu olarak Türk müzik tarihine geçmiştir. Halk türküleri ve oyun havalarını armonize ederek, ilk çok seslilik örneklerini sunmuştur. 1982 yılında “Devlet Sanatçısı” ünvanını alan Rey, 1985 yılında ölümüne kadar İstanbul Devlet Konservatuvarında kompozisyon öğretmenliği yapmıştır.

Gelelim konser salonuna:

İstanbul şehrinde, özellikle konserler için tasarlanmış ilk yapıdır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmış ve 1989 yılında hizmete açılmıştır. Giriş ve üst fuayenin oditoryumundaki ahşap kaplamalarda, cephe vitraylarında, asma tavanda, ana merdiven korkuluklarında, fuaye aplikleri ve benzer alanlarda, 13’ncü yüzyıl Selçuklu bezeme sanatından esinlenilerek geometrik desenler kullanılmıştır. 915 kişilik seyirci kapasitesiyle İstanbul’un klasik müzik anlamında tek konser salonudur. Sahne: 17 x 7 metre boyutlarındadır. Sahnenin önünde, orkestra çukuru bulunmaktadır. Akustiği, modern teknik donanımları ile konserler ve çeşitli kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.

harbiye orduevi.1

HARBİYE ORDUEVİ

Hilton ve Harbiye Askeri Müzesinin yakınındadır. İstanbul’da bulunan orduevlerinden en büyük olanıdır. Harbiye Orduevi: daha önce bu yakınlarda bulunan eski Mekteb-i Harbiye binasının bir bölümünde hizmet veriyordu. Bu binanın yapılmasıyla Mekteb-i Harbiye binası, Askeri Müze olarak kullanılmaya başlanmıştır. Mevcut bina, 1981 yılında tamamlanmıştır ve 21 katlıdır. Buradan prosedür gereği sadece subaylar, emekli subaylar ve aileleri yararlanmaktadır. Çünkü: bu durum her ne kadar bazı çevreler tarafından tenkit edilse de, unutulmamalıdır ki, buranın belli bir kapasitesi vardır ve bu kapasite zaten genellikle yeterli olmamaktadır. Ben bir askeri şahıs olarak, birkaç kez burada kalmak üzere müracaat ettiğimde “yer yok” kelimesini sık duydum. Bunun bir sebebi de burada: dış ülkelerden gelen askeri heyetlerin kalmasıdır. Yani: Nijerya, Gana, Mozambik ordusu askeri şahısları ülkemizi ziyarete geldiklerinde, burada misafir edilmektedirler. Çünkü, burası gerçekten güzel ve modern bir tesistir ve özellikle boğaz manzarası her şeyden güzeldir. Fiyatlar ise, bazı çevrelerin dillendirdiği kadar ucuz değildir. Çünkü bir süre önce orduevlerinden askerlerin büyük bölümünün çekilmesi nedeniyle kadrolar sivil personelle doldurulmuş ve orduevlerinin tüm giderlerinin kendileri tarafından karşılanmasıyla ilgili sisteme geçilmiştir ve böylece bu giderlerin tümü, burada verilen hizmetlere yansıtılmaktadır, yani fiyatlar söylenildiği kadar ucuz değildir.

Son bir not: Burası gerçekten çok güzel ve dışarıdan görenler tarafından imreniliyor ve hatta kıskanılıyor. Ama unutmamak gerekir ki burada kalan insanların birçoğu, buraya gelmeden önce ülkemizin birçok mahrumiyet yerinde, hatta imrenenlerin haritada yerini gösteremeyeceği yerlerde görev yapmışlar, yaşamışlar ve hatta aileleri, çocukları da yaşamıştır, yani burası o kişilere bir hak olarak değerlendirilmelidir.

maçka.genel maçka caddesi.1   maçka.genel.1

MAÇKA SEMTİ

Maçka, İstanbul’un nezih semtlerinden biridir. Nişantaşı-Teşvikiye hattının ucunda, Dolmabahçe Sarayının üst kısmına gelen tepededir. Maçka isminin, Rumcada “Matsouka” dan geldiği düşünülür. Bu kelime, Latince “Maxuca” yani “kalın sopa” demektir ve Rumcaya çevrilmiştir. Semtin ismine ait bir diğer söylentiye göre ise, buradaki Nişantaşı ile ilgili olan “Maçugah” ın nişantası kelimesinden geldiğidir. Semtin isminin Maçka olmasının bir diğer sebebi ise: Trabzon’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından, Trabzon şehir merkezindeki halkın büyük bölümü buraya yerleştirilmiştir.

ORDU'NUN TELEFERÝK PROJESÝ SAÐLIKLI KENTLER BÝRLÝÐÝ'NDEN ÖDÜL ALDI. ÖDÜLÜ SAÐLIKLI KENTLER BÝRLÝÐÝ BAÞKANI RECEP ALTEPE VERDÝ. ULUDAÐ'A YENÝ YAPILACAK TELEFERÝÐÝN ÝKÝNCÝ ETABI ÝSE HALEN MAHKEMELÝK (ÝHSAN ALTIKARDEÞ/BURSA-ÝHA)

Maçka teleferiği

1993 yılında hizmete giren teleferik hattı: Taşkışla ve Maçka arasında hizmet vermektedir. Demokrasi parkı ve Beyoğlu evlendirme dairesinin üstünden geçer. Hat uzunluğu 347 metredir. 2 istasyon vardır. Sefer süresi 3.5 dakikadır. Teleferiği kullanırsanız, İstanbul’un güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

 

 

maçka palas.1   maçka palas.2

Maçka Palas

Maçka caddesindedir.

Yapı: 1922 yılında Osmanlı imparatorluğunda demiryolu müteahhitliği yapan Vincenzo Calvano tarafından, İtalyan mimar Giulio Mongeri’ye yanan Münire Sultan Sarayı’nın yerine yaptırılmıştır. Söylentilere göre: Calvano: Edirne’de çalıştığı sırada bir kömür madeni bulur. Buradan çıkardığı kömürleri, işgal yıllarında İtalyan gemilerine satar ve çuvallarla altın kazanır ve bu binayı, o para ile yaptırır. Burayı seçmesinin en büyük sebebi: o yıllarda tam karşıda inşa edilmekte olan İtalyan Büyükelçilik binasıdır. Çünkü bu binanın yapılış amacı: İtalyan elçiliğinde çalışanlara kiralamaktır. Ancak İtalyan elçiliğinin Ankara’ya taşınmasıyla birlikte bu plan uygulanamamıştır. İtalyan elçiliği olarak kullanılan bina, günümüzde Maçka Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi olarak kullanılmaktadır. Calvano: bulduğu yaratıcı yöntemlerle, inşaatı çok hızlandırır ve binayı çok kısa sürede (11 ay) 1922 yılında bitirir. Burada kalan ünlü kişiler arasında: eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar, romancı Kerime Nadir, Galatasaray kalecisi Turgay Şeren sayılabilir. Duvardaki plaket ise, şair Abdülhak Hamit Tarhan’ın, 1937 yılında burada yaşaması anısına konulmuştur. Bu plakette “Ünlü şair Abdülhak Hamit Tarhan, 11 yıl oturduğu bu dairede gözlerini kapadı. 13 Nisan 1937” yazılıdır.

Vincenzo Calvano: 1967 yılında ölünce, Maçka Palas’ın idaresi oğlu Achille Calvano tarafından devir alınır. Ancak oğlu bina ile fazla ilgilenmez ve giderek bina yıpranır. İlk olarak Necmi Rıza Çiçekçi Dükkanı açılır. 1972 yılında, arka bahçe ve tenis kortu satılır ve buraya bir apartman inşa edilir. Tenis kortu otopark olur. 1978 yılından sonra iyice harap olan binayı 1994 yılında özel bir Holding satın alır. 64 daire kısa sürede boşaltılır ve 1996 yılında restorasyona başlanır. 1997 yılında zemin katlar dükkan, üst katlar ofis olarak hizmete alınır. Üst katlar daha sonra otele çevrilir ve otelin işletmesini özel bir şirket üstlenir. Evet, bu oldukça sade ve ciddi görünümlü yapı, günümüzde son derece lüks bir otele ev sahipliği yapmaktadır.

teknik ve anadolu meslek lisesi.1

Maçka Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi

Maçka Palas’ın hemen karşısındadır. Mimar Giulio Mongeri tarafından 1920 yılında İtalyan Sefareti olarak tasarlanmış, neo-rönesans türünde bir yapıdır. Bu yapının, Maçka kışlasına yakın olması nedeniyle,  dönemin Padişahı tarafından sefaret olarak kullanılmasına izin verilmediği söylenir. Diğer bir söylentiye göre: I. Dünya savaşının çıkmasıyla yarım kalan bina, zaman içinde hasar görmüş ve savaştan sonra İtalyanlar, konsolosluklarını Beyoğlu’nda bulunan eski Venedik Sarayında açmayı tercih etmişlerdir. Böylece: Mongeri tarafından yapılan yapı, bir süre tütün deposu olarak kullanılmış ve 1970’li yıllarda ise, restore edilerek okula dönüştürülmüştür.

 

Reassürans Binası

Maçka Palas’a yakın bu bina, 1990’larda yapılmıştır. Mimarları Şandor Hadi ve Sevinç Hadi’dir. Cumhuriyet dönemi mimarlığının en başarılı ve modern eserlerinden birisidir. Mimarlar: binayı Maçka caddesinden geriye çekip, önünde halkın kullanımına açık olan güzel bir plaza yaratmışlardır. Ancak yapı komşusu Maçka Palas ile uyum sağlamamaktadır.

 

Kıyık Pastanesi

Maçka Palas’ın hemen karşısındaki bu mekan Rum vatandaşlarımız tarafından işletilmektedir. Temizliği ve ürünlerinin lezzetiyle ünlüdür.

 

Şenlik Dede Camii

Vişnezade Mahallesinde Şenlik Dede sokaktadır. Maçka Mescidi veya Maçka Teknesi olarak da bilinir. Burası bir Şabani tekkesidir. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, muhtemelen 1680 tarihinde yapılmıştır. Tuğlada yapılmış minaresinin kitabesi ise, yapım tarihi olarak 1799 yılını gösterir. Tek şerefelidir ve mermer şerefe korkuluklarında yıldız kabartmaları bulunur. Ayvansaraylı Hafız Hüseyin Efendi’nin yazılarına göre, caminin banisi: Kastamonulu Şeyh Mustafa Efendidir. Şenlik Dede isminin kaynağı meçhuldür. Hatta yine bir söylentiye göre, bina: Valide Sultan’a aittir ve sonradan Şenlik Dede Efendi tarafından camiye çevrilmiştir. Bina: düz bir platform elde etmek için, günümüzde imam evi olarak kullanılan bir alt yapı üzerine yapılmıştır. Binanın içi 8 pencere ile gün ışığı alır, bunlardan 3 pencere uzun duvarlarda, 2 pencere kıble duvarındadır.

Camiyi yaptıran “Şenlik Dede” nin mezarı: caminin son cemaat yerinden aşağıya inen, taş merdivenli dar bir hücrenin içindedir. Kapısındaki kitabeye göre, 1898 yılında yenilenmiştir.

 

Armani Maçka Rezidans Evleri

Hüsrev Gerede caddesinde bulunan bunlar 170 daireden oluşmaktadır. Evlerin projesinde: güneşlenme terasları, spa, açık ve kapalı yüzme havuzları, Türk hamamı, spor salonları, sauna ve çocuk oyun alanları bulunuyor.

teşvikiye.genel.1

TEŞVİKİYE SEMTİ

Maçka’nın kuzeyinde kalan yer “Teşvikiye” semti olarak bilinir. Bu semt, günümüzde Türkiye’nin en zenginlerinin yaşadığı semt olarak bilinir.

Burada: ilk yerleşim 18’nci yüzyılın sonlarına doğru Sultan III. Selim döneminde başlamıştır. Ancak semtin ve çevresinin asıl önemi: Sultan Abdülmecit zamanında yükselir. Dolmabahçe Sarayını yaptıran padişah, Nişantaşı ve çevresinde yollar açtırarak, konaklar yaptırarak halkı orada ev yaptırmaya teşvik etmiştir. Günümüzde Nişantaşı Karakolu yanında, Valikonağı Caddesinin köşesinde bulunan ve “Eser-i Avatıf-ı Mecidiye-Mahalle-i Cedide-i Teşvikiye” (anlamı: Abdülhamit’in karşılıksız iyilikseverliğinin eseri Teşvikiye mahallesi) yazılı kitabeler bunu kanıtlamaktadır. Yani: burada bir mahalle kurulması, Padişah tarafından teşvik edilmiştir. Sultan III. Selim döneminde (1789-1807) bir avlanma ve nişan sahası olarak kullanılan anıt, günümüzde Teşvikiye camisinin avlusundadır.

teşvikiye camii.0   teşvikiye camii.2   teşvikiye camii.3   teşvikiye camii.3a

teşvikiye camii.4   teşvikiye camii.4a

TEŞVİKİYE CAMİİ

Caminin bulunduğu yerde yani “Haseki Tarlası” denen mevkide, daha önce 1794 yılında Sultan III. Selim tarafından yaptırılan bir mescit bulunmaktaydı.

Ancak zamanla harabe haline gelen bu mescit yıkılmış ve yerine 1853 yılında Sultan Abdülmecit tarafından günümüzde görülen cami yaptırılmıştır. Yapı: küçük kubbesi, tek minaresi ve zarif merkez revağı ile dikkat çeker. Avluda: iki orijinal nişan taşı bulunur. Bunlar günümüzde İstanbul şehrindeki 55 nişan taşından iki tanesidir. Bunların üzerinde, Osmanlı yazıtları görülür. Birinin tarihi Sultan III. Selim dönemine ve diğerinin tarihi ise Sultan II. Mahmut dönemine aittir. Sultan III. Selim ve Sultan II. Mahmut, tüfekle buraya nişan almışlardır.

Bu caminin ilginç bir hikayesi vardır. İzmirli Sebatay Sevi isimli Yahudi bir din adamı, kendisini “mesih” ilan eder. Ancak kısa süre sonra: yerel yetkililer tarafından İslam’ı seçmesi için zorlanır ve Selanik’e sürgün gönderilir. Burada: İslam’ı seçer ve müritlerine, halk arasında “dönmeler” denir. 1923 yılında Yunanistan-Türkiye arasındaki mübadelede, Selanikliler olarak adlandırılan bu gurup yani dönmeler Türkiye’ye gelirler ve bunların birçoğu Teşvikiye camisi çevresine yerleştirilirler. Zaten bu yüzden: söylentilere göre Sebatayistlerin ve Masonların cenaze namazlarının Teşvikiye Camiinde kılındığı söyleniyor. Hatta bazı yazarlar: caminin altında Sebetay Sinegogu bulunduğunu, caminin mimarisinde Sabetayist ve Masonik sembollerin bulunduğunu iddia ederler. (Bunlar tamamen iddiadır, bunların doğruluğunu kanıtlayacak delil yoktur)

Caminin bir diğer özelliği ise, toplumun tanınmış kişilerinin cenaze törenlerinin burada yapılmış olmasıdır. Bu ünlü kişiler arasında: Erdal İnönü, Türkan Saylan, Atlantik Plak kurucusu Ahmet Ertegün sayılabilir. Teşvikiye camisinden defnedilmek önemli bir statü ve saygınlık sembolüdür.

milli resünanj çarşısı.1   milli resünanj çarşısı.2   milli resünanj çarşısı.3

MİLLİ REASÜRANS ÇARŞISI

Teşvikiye camisinden 50 metre uzaklıktadır. Özel bir bankanın mülkiyetindedir. Çünkü Milli Reasürans TAŞ, bir özel bankanın iştirakidir. Mimarlık dergisinin anketinde modern mimari ödülü kazanmıştır. Bir tarafı Teşvikiye, diğer tarafı Abdi İpekçi caddesine bakar.

İçinde: birbirinden değişik ve lüks ve pahalı barlar, cafeler ve mağazalar vardır. Özellikle eğlence sektörünün önemli bir durağıdır. Öğle yemeği saatlerinde, burada birçok ünlü tanıdık simaya rastlamak mümkündür. Biraz da pasajın içinde gezinti yapalım. Burada: ilk dikkat çeken yer, Çarşambaları yapılan karaoke gecesinde tıklım tıklım dolu olan “Nişantaşıon” dur. 2001 yılında açılan bu mekanın en büyük özelliği, Nişantası yöresinde Türkçe müzik çalınan ilk mekan olmasıdır. Ağırlık Türkçe müzik geleneğine uygun devam ettiriliyor. Çarşının üst katında, kalabalık gurupların eğlenmeyi tercih ettiği mekan “Therapy” dir. Pasajın alt katında bulunan “Ballare” mekanı ise, yine cazip adreslerden biridir.

Evet: genel anlamda güzel müzik dükkanları ve kafe, bar gibi mekanlar bulunur. Alt katında bir sanat galerisi vardır.

narmanlı apartmanı.0

TEŞVİKİYE APARTMANLARI

Teşvikiye semtinin tam merkezinde, yapıldıkları 1932 yılında tek tük binalar bulunan bölgenin en güzel yapılarıdır. Burada hepsi gayet büyük olan evler, kiralanacağı zaman dost, akraba ve tanıdık tasviyesiyle yeni sahiplerine verilmektedir.

narmanlı apartmanı.1   narmanlı apartmanı.2   narmanlı apartmanı.3

Narmanlı Apartmanı

Hem Teşvikiye ve hem de Hüsrev Gerede caddesi boyunca uzanır. Çevresine sardığı korku nedeniyle “Kara” lakabı takılan Kara Tahsin Paşa’nın dillere destan konağı, yıkıldıktan sonra konağın arsası, o dönemlerde Rus işgali nedeniyle Erzurum’dan kaçarak İstanbul’a yerleşen Hacı Mustafa Efendi tarafından satın alınır. Hacı Mustafa: Erzurumlu bir fes tüccarıdır ve ticaretten kazandığı bütün parayı meydanlara hakim ve köşe konumdaki binalara yatırırdı. Teşvikiyenin merkezindeki bu arsayı satın aldıktan sonra: 1932 yılında her katında irili ufaklı dört daire bulunan, bir taraftan Teşvikiye ve Hüsrev Gerede caddelerini, diğer taraftan ise Dolmabahçe vadisi üzerinden tüm Marmara’yı seyreden, altı katlı, güzel bir bina yaptırır. Dönemin mimari estetik özelliklerini de yansıtan yapı, sonradan Hacı Mustafa’nın soyadı da olacak olan “Narmanlı” ismiyle anılır. Tarihi Narmanlı Apartmanında, geçmişten günümüze kadar olan süreçte pek çok sanatçı, tarihçi, yazar ve önemli devlet adamı yaşamıştır. Bu tarihi bina, aynı zamanda yazar Ayşe Kulin’in kitaplarında sıkça söz ettiği “büyüdüğü dairenin olduğu” binadır. Ayşe Kulin, bu apartmanın 3’ncü katında doğmuştur.

ralli apartmanı.1   ralli apartmanı.2   ralli apartmanı.3

Ralli Apartmanı-Belveder Palas

Tarihi Ralli Apartmanı günümüzde Suriye Konsolosluğunun bulunması nedeniyle, Suriyeli göçmen kalabalıkları yaşamaktadır. Buranın aslında geçmişiyle ilgili bir söylenti vardır. Söylenenlere göre, bir zamanlar Başbakan Adnan Menderes’in sevgilisi olduğu iddia edilen kadın, kadına gönderilen bir bavul para, ancak paranın teslim edildiği kapıcı tarafından kadna teslim edilmemesi, kapıcının sonradan büyük bir patron olması gibisinden dedikodular var. Ayrıntıya girmek istemiyorum, çünkü bunlar kanıtlanmış dedikodular değildir.

izmir apartmanı.1

İzmir Palas

Yapı: İzmirli işadamı Şerifzade Ahmet Süreyya Bey tarafından, 1925 yılında mimar Bernardini’ye yaptırılmıştır. 1’nci Ulusal Mimarlık tarzının son örneklerinden birisi olarak kabul edilir. Diğerlerinden farklı olarak en üst katın pencereleri kubbelidir. Burada bir mabet olduğu söylenmektedir. Yine söylenenlere göre “En üst pencereler, gül ve haç için de, masonlar için de çok önemli olan ışık ve aydınlık anlamına gelen “nur” pencereleri, kandil penceresidir.” Bu pencerelerin şekline dikkatli bakıldığında mum ışığı şekli görülür. Apartmanın önündeki gül bahçeleri de, yine söylentilere göre “gülhaç” örgütüyle ilgilendirilmektedir. Binanın avlusu, çinileri ve bahçesi muhteşem güzeldir.

teşvikiye palas.1

Teşvikiye Apartmanı

Caminin hemen karşısında bulunan son derece etkileyici yapı: 7 katlıdır. Esas cephesindeki küçük balkoncuklar, aslında bir işleve cevap vermemesine rağmen, binayı süsleyen dekoratif öğeler olarak kullanılmıştır.

hüsrev gerede anıtı.2

HÜSREV GEREDE ANITI

Teşvikiye Palas Apartmanı yanında, bir milletvekili ve diplomat olan Hüsrev Gerede (1886-1962) anıtı vardır. Anıt uzun yıllar yaşadığı caddeye anısına 16 Mayıs 2001 tarihinde dikilmiştir. Anıtın mimarı Erhan İşözen’dir. Atatürk’ün deyimiyle: Hüsrev Gerede: İlk devrimci ve zor gün dostu olarak tanınmaktadır. Gerede: Samsun’a çıktığı andan itibaren, Kurtuluş Savaşı sonuna kadar Atatürk ile beraberdir. Ayrıca savaşın stratejisinin oluşturulduğu Sivas ve Erzurum kongrelerine de katılmıştır. Gerede isyanında, isyancılara esir düşmesine rağmen, halk ona hürmet gösterdi ve Gerede halkının bu nezaketinden dolayı Atatürk’ten kendisine “Gerede” soyadının verilmesini istedi.

 

maçka kışlası.İTÜ maden fakülkesi.1    maçka.itü kampüsü.1

MAÇKA KIŞLASI-İTÜ MADEN FAKÜLTESİ

Maçka’nın tam ortasındadır.

Bu bina: Sultan Abdülaziz döneminde, mimar Simon ve Sarkis Balyan kardeşler tarafından karakol ve cephanelik olarak yapılmıştır. Bu görkemli ve büyük binaların açılışı: Pertevniyal Valide Sultan tarafından yapılmıştır. Bina: 3 katlıdır. Osmanlı döneminin sonlarında Jandarma kumandanlığı olarak hizmet vermiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra ise: Jandarma Okulu olarak kullanılmıştır. Bina: 1955 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinin kullanımına verilmiş olup günümüzde: İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi olarak kullanılmaktadır. Ayrıca burada bulunan üniversite kampüsünde: İTÜ Sosyal tesisleri vardır. Sosyal tesislerde: otel, lokanta, tenis kortları ve açık yüzme havuzu bulunur. Taşkışla ve Maçka kampüsleri arasındaki bağlantı ise teleferik hattı ile sağlanır ve teleferik özellikle öğrenciler tarafından yoğun kullanılır.

maçka mezarlığı.1      maçka mezarlığı.3    maçka mezarlığı.4   maçka mezarlığı.5

MAÇKA MEZARLIĞI

Maçka kışlası binalarının hemen karşısındadır. 5 dönüm arazi üzerine kuruludur.

Geçmişi 17’nci yüzyıla kadar uzanan bu mezarlıkta son dönem Osmanlı sultanları dahil birçok ünlü kişi gömülüdür. Bunlar arasında: Sultan II. Mustafa’nın kızı Safiye Sultan ve ailesi sayılabilir. En son defin tarihi 1935 yılıdır. Bu tarihte Atatürk’ün manevi kızı Zehra defnedildikten sonra, buraya defin yapılmamıştır.

Bu tarihe kadar, daha çok Tophane civarındaki dergahların ileri gelenleri ve Bektaşi Mevlevileri defin edilmiştir. Yani buraya bir anlamda Osmanlı Şeyhler mezarlığı da denilmektedir.

Mezarlık sakinleri, hatırı sayılı kişiler olunca, kazılmadık mezar kalmamış görünüyor. Yani, günümüzde mezarlık görünümü içler acısıdır. Şehrin orta yerindeki bu mezarlık yok olmaya bırakılmıştır. Hatta mezarlık bazı kişiler ve hayvanlar tarafından barınak olarak kullanılmaktadır. Mezarların mermerlerini parçalayıp, barınak haline getiren meçhul kişiler kendilerine yaşama alanı yapmışlardır. Hatta mezarlık içinde yürürken yerlerde karşınıza insan kemikleri çıkabilmektedir. Söylenenlere göre, bu ilgisizliğin sebebi, Maçka mezarlığının dönmelerin bir kolu olan “Yakubilere” ait olmasıdır.

 

Maçka mezarlığıyla ilgili bir söylentiden söz etmek istiyorum. Çünkü bu mezarlıkta gömülü bulunduğu söylenen Atatürk’ün manevi kızı Zehra Aylin’in mezarı, tüm aramalara rağmen, bu mezarlıkta bulunamamıştır. Zehra: Kurtuluş savaşı sırasında büyük kahramanlık gösteren bir yüzbaşının kızıdır ve babası ölünce, Atatürk tarafından himayesine alınır. Zehra: 1933 yılında eğitim için Londra Saint Hilda College’ne gönderilir. Bir dönemlik eğitimin ardından, tatilini geçirmek için yurda dönerken 18 Kasım 1935 günü, Victoria garından Calais-Paris trenine biner. Ancak Türkiye’ye ulaşamaz, çünkü söylenenlere göre Calais-Paris ekspresinden düşerek ölmüştür. 18 yaşındaki Zehra’nın ölümü, büyük yankı uyandırır. Hatta Zehra’nın derslerinin kötü olması nedeniyle intihar ettiği söylenir ama öte yandan bu söylentiler yalanlanır. Sonuç olarak: her ne kadar ölüm sebebi net olarak bilinmese de Zehranın cenazesi İstanbul’a getirilir ve 21 Kasım 1935 günü Maçka Mezarlığına gümülür. Ancak, Zehra’nın günümüzde mezar yeri bulunmamaktadır.

taşlık.1   taşlık.park.1

TAŞLIK

Swis Otelin arkasındaki park alanıdır.

Taşlık denen bu arazi: Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Bektaşi Karaabalı Mehmet Baba’nın isteği üzerine, Kanuni Sultan Süleyman tarafından vakfedilmiş ve buraya bir cami yaptırılmıştır. Ancak zamanla yıkılıp yok olan caminin yerine, Sultan Abdülaziz döneminde, 1874 yılında yeniden bir cami yapılması için çalışmalar yapılmıştır. Sultan Abdülaziz (1861-1876) bu camiyi kendi adını yaşatmak üzere, dört minareli olarak yaptırmak istemiştir. Yaptırdığı bütün büyük yapılarda, şehrin kuzey tarafını tercih eden Abdülaziz, kendi camii için Marmara’dan gelindiğinde, Boğaz girişine hakim bu yeri seçmiştir.

Caminin yapımı için Saray mimarı Sarkis Balyan’a görev verilir.

Caminin yapım masraflarını karşılamak için bir de vakıf kurulur ve Akaretlerdeki Sıra evler yaptırılır.

Sarkis Balyan, 1874-1875 yıllarında; Maçka sırtlarına yapacağı cami için, taş döşeyerek düzlük bir alan yaratır ve caminin kubbesini taşıyacak dört büyük fil ayağının konacağı yerlerin temellerini atar. Zamanın Vakıflar İdaresi tarafından caminin yapımında kullanılmak üzere, buraya taş ve mermerler getirilmiştir.

Ancak Sultan Abdülaziz, Aziziye adı verilecek caminin duvarlarının yapımına başlanmadan önce tahttan indirilir ve hapis edildiği Feriye Sarayında vefat eder ve caminin inşaatı da yarım kalır. Aziziye camisinin taş temelleri, İnönü Stadyumunun yapılacağı 1947 yılına kadar harap haldedir ve buradaki tek yapı, salaş bir kahvehanedir.

Böylece, ortada kalan taşlardan dolayı buraya “Taşlık” ismi verilmiştir. Yalnız burada caminin yapılmamasına ait bir ayrıntıdan söz etmek istiyorum. Burası Dolmabahçe Sarayının tam arkasındadır ve ondan yaklaşık 30 metre yüksektedir. Cami yapıldığı takdirde, minarelerdeki şerefeler daha yüksekte olacak ve ezan okuyan müezzin, oradan padişahın harem dairesini görebilecektir. Cami yapılmamasının bir sebebinin de bu olduğu söylenmektedir.

İstanbul için Henri Prost tarafından hazırlanan nazım planında, Dolmabahçe’den Maçka’ya yükselen Kadırgalar Vadisini, büyük bir park haline getirmeyi önerir. 1940’lı yıllarda İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı olan Lütfi Kırdar: Prost planı doğrultusunda, Taksim Meydanı ve Taşlık arasındaki 30 hektarlık bölümde şehir içi park oluşturur. Prost Planında, 2 Nolu park olarak adlandırılan bu park yapılırken, Aziziye Camisine ait taşların da kaldırılmasına karar verilir. Bu taşların bir kısmıyla, 1940 yılında, daha sonra Fahrettin Aslan tarafından işletilecek meşhur Maçka Taşlık Gazinosu yapılır. Gazino: Aziziye Camisinin temellerinin olduğu taşlık alanda inşa edilir.

Taşların bir kısmı ise, 1945-1949 yılları arasında yapılan Şişli Camisi inşaatında kullanılır. Park alanına: meşe ve kestane ağaçları yanına, ıhlamur, kavak, gürgen, meşe, akasya ve şimşir gibi ağaçlar dikilir.

taşlık.şark kahvesi.1

1948 yılında Prof. Sedat Hakkı Eldem tarafından “Taşlık Kahvesi” yapılmaya başlanmış ve 1950 yılında kahvehane tamamlanmıştır. Çünkü muhteşem Sarayburnu, Boğaziçi manzarası ve Dolmabahçe ile Yıldız Saraylarına yakın konumuyla, İstanbullular kadar Batılı gezginlerin de şehri seyretmek için tercih ettikleri bir manzara terasına dönüşür. Halk bu yeni kamusal alanı çok sever, gençler burada buluşur, bebek arabaları burada gezdirilir. Aziziye Camisinin temeline ait taş blokları, zaman içinde dağılsalar da, çok belirgin şekilde, 1930’lu yılların sonuna kadar bölgeye hakim olmaya devam ederler. Ancak bir süre sonra Taşlık Gazinosu ve çay bahçesi yıkılır ve Dolmabahçe sarayının  hemen arkasına, Swis Otel inşaatı başlar.

taşlık.ismet inönü heykeli.1   inönü heykeli.1   inönü heykeli.2

İsmet İnönü Heykeli

Taşlık parkının içindedir. Heykel: Maçka caddesinden deniz yönüne doğru yürürken, İnönü’lerin villasını geçince sol tarafta kalır.

taşlık.inönü evi.

İsmet İnönü, parkın hemen yanında küçük bir arazi satın alır ve buraya boğazı gören iki katlı modern bir yazlık ev yaptırır ama bu evde oturması mümkün olmaz. İnönü evi, günümüzde bir inşaat şirketine kiraya verilmiş durumdadır.

Heykel: 1940 yılında Taksim Gezi parkına dikilmek üzere Alman heykeltıraş Rudolf Belling’e sipariş ediliyor. Çünkü 1943 yılında şehircilik uzmanı Henry Proust’un yapmış olduğu projeye uygun olarak zamanın Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar tarafından: gezinti yeri ve park olarak düzenlenen yere “İnönü Gezintisi” ismi verilmiştir. Gezinin, Etap Marmara Otelinin karşısına gelen kenarına da İnönü’nün heykelinin dikilmesi düşünülmüş ve heykelin üstünde durduğu taştan yapılmış kaidesi konmuştur. Kaide için 1943 yılında bir yarışma açılmış ve Feridun Akozan ve M. Ali Handan’ın önerisine birincilik verilmiştir. Bu arada bir husustan söz etmek istiyorum, İnönü heykelinin Taksim’e dikilmek istenmemesinin bir sebebi de, bu heykel buraya dikildiğinde, Taksim meydanındaki Atatürk ve Cumhuriyet anıtının bunun yanında küçük kalacağı düşüncesidir.

Ancak bu kaide uzun yıllar orada beklemiş, kaidenin iki geniş yüzünde kabartma harflerle yazılmış yazılar, görülmesin diyerek üzerleri tahta kapaklarla kapatılıp çivilenmiştir. Bu olay, dönemin Demokrat Parti yöneticilerinin, İsmet İnönü’ye karşı duydukları kinin açık bir ifadesi olarak uzun yıllar devam etmiştir. Heykelin parçaları uzun süre Mecidiyeköy Tekel Likör Fabrikası bahçesinde bekletilmiş, ardından İstanbul Belediyesinin Edirnekapı atölyelerinde bekletilir. Taşlık alanı, Maçka parkına dönüştürülünce, Taksim’deki kaide, şimdiki yerine taşınır, kaide üzerindeki tahtalar sökülür ve 40 yıllık bekleme süresi sonunda 1982 yılında günümüzdeki yerine dikilir. Anıt 7.5 metre yüksekliğindeki bir kaide üzerinde 5 metre yüksekliktedir. İnönü, bronz bir at üzerindedir. Kaidenin önüne, 3 metre yüksekliğe genç bir erkek figürü yerleştirilmiştir. Heykelin kaidesinin bir yüzünde: Atatürk’ün 2’nci İnönü zaferini kutlamak için gönderdiği telgraf metni vardır.

taşlık.çay bahçesi.1

Taşlık Çay Bahçesi

1950’lerde işletilen bu çay bahçesinin yerinde günümüzde Swis otel bulunmaktadır.

 

Maçka Taşlık Gazinosu

Maçka’da, Bayıldım Caddesi üzerinde Demokrasi Parkındadır. Mekan yemekli 120 kişilik ve kokteyl için 200 kişilik kapasitesiyle eğlence dünyasının içindedir. Yalnız bu gazino, daha önce buraya yapılmış, Taşlık Gazinosu değildir, burası sonradan yapılmıştır.

bezmi alen çeşmesi.3

BEZMİALEM VALİDE SULTAN ÇEŞMESİ

Eski ismi Spor caddesi, şimdiki ismi ise Süleyman Seba caddesi üzerinde Maçka’ya çıkarken sağdadır. Çeşme ve namazgahın banisi: Sultan Abdülmecid’in hayır işlerine çok düşkün annesidir. (Kendisi Vakıf Gurebe Hastanesinin de banisidir) Çeşme ve namazgahın yapım tarihi, 1839 yılıdır. Bu çeşme, kendisinin İstanbul’da inşa ettirdiği 12 çeşmeden biridir. İstanbul dışında da birçok eseri vardır. En önemlileri: Medine’de iki sebil ve Karbela’da ki sebildir.

Çeşme: altın varak yazıtları ve o dönemde çok moda olan batı tipi emperyal süslemeleri temsil eden çelenk ve çiçek oymalarla süslenmiştir. Çeşmenin üzerinde: dışa taşkın düz çatısının altında, dal motifli oval bir rozette Sultan Abdülmecid’in bir tuğrası ve Besmele içeren kitabesi vardır. Tuğranın iki yanında da hayat ağacı motifli yatay bir süsleme görülür. Cephe köşeleri, üst üste 12 taş dizisinden oluşan sütunlarla sınırlandırılmıştır. Ayna taşları ve kitabelerin yanlarında birer oluklu sütun yerleştirilmiştir. Dikdörtgen çerçeveli ayna taşları; ampir üsluplu kabartma çarpraz meşaleler ve yaprak motifleriyle süslenmiştir. Çeşmenin dikbükey teknelerinin üstündeki musluklar: süslü kabartmaların ortalarından çıkarılmıştır. İki yandaki sütunların altında bulunan yatay dikdörtgen konsollar da ortasında rozet olan bitkisel motiflerle bezenmiştir. Önceleri II. Mahmut Bendinden gelen suyla beslenen çeşme, sonradan Hamideye suyuna bağlanmıştır.

 

Çeşme: 1985 yılında TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı tarafından tamir ettirilmiştir. Çünkü 1984 yılında çeşmenin önünde bomba patlamış ve oldukça hasar görmüştür.

Çeşmenin hemen yanındaki ağaçlık alan ise, Bezm-i Alem Valide Sultan Namazgahıdır. Namazgah: yolcuların dinlenmek ve namazlarını kılmaları için yapılmış açık hava camileridir. Burada kıble belirtir bir taş dikilmiş ve etrafı demir parmaklıklarla çevrilmiştir.