Isparta Senirkent

Isparta Senirkent

 

Üzüm, kiraz ve elma diyarı. Zengin yemek kültürü.

Özellikle: üzümün bol ve güzel olması, bu yörede pekmez kültürünün de yoğun olarak gelişmesine neden olmuş.

Birçok kez bulunduğum bu şirin ilçenin, yakınlarından geçerseniz mutlaka ziyaret etmenizi öneriyorum.

Isparta Senirkent

ULAŞIM

Senirkent ilçesinin, Isparta il merkezine uzaklığı: 76 km. dir. Barla üzerinden ise, Senirkent-Isparta arası uzaklık: 85 km. dir. Senirkent-Ankara arası uzaklık: 400 km. Senirkent-İzmir arası uzaklık: 390 km. Senirkent-İstanbul arası uzaklık: 602 km. Senirkent-Antalya arası uzaklık: 200 km. Senirkent-Afyonkarahisar arası uzaklık: 100 km. dir.

Isparta Senirkent Tarih

TARİH

Senirkent ovası, tarihten önceki çağlardan bu yana, insanların yerleşip yaşadıkları bir bölgedir. Tarih öncesi yerleşimlerin kalıntılarını: ovanın doğusunda bulunan, 8 höyükte görmek mümkün.

Bu höyüklerde: bulunan bir kısım kalıntılardan: MÖ. 4000-3000 yıllarında, yerleşim bulunduğu tespit edilmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise: Hitit, Frikya, Pers, Helen, Roma, Bizans ve Osmanlılar görülüyor.

Özellikle: Pers, Helenistik ve Roma dönemlerinde, höyüklerin dışında da şehirleşmeler meydana gelmeye başlamıştır. 

Senirkent’in bugünkü yerleşimine en yakın yerleşim merkezi ise: Plinistra şehridir. Senirkent’in 2 km. kuzeybatısındaki Gömüler mevkiinde kurulmuştur. Bizans döneminde kurulan bu şehrin ve şehirdeki bir kilisenin temelleri, günümüze kadar ulaşmıştır.

Ancak: Papa çayından gelen sellerin sürüklediği alüvyonlar, bu şehir kalıntıları üzerinde, 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmuştur.

1970 yılında, Papa çayı üzerinde yeni kanallar açılırken, bu Roma şehrinin temellerine rastlanılmıştır.

İlçenin bugünkü kurulduğu yerdeki ilk yerleşim ise: 1370 yılında, Oğuz soyundan olan Kayıhan kabilesinden bir Türk aşireti tarafından kurulduğu düşünülüyor.

Evet, ilçenin çekirdeğini: 4 mahalle oluşturmaktadır. Bunlar, daha sonra büyüyerek, 9 mahalle oluşmuştur. İlçe: 1870 yılında, Uluborlu ilçesine bağlı bir nahiye olarak görülüyor. 1952 yılında ise, müstakil İlçe olmuştur.

Isparta Senirkent

GENEL

Eğirdir gölünün, Hoyran Gölü denilen kuzey kısmının batısında, bir vadide bulunmaktadır. Dağ eteğindeki meyilli düzlük bir arazide kurulmuştur. İlçenin rakımı: 1010 metredir.

İlçenin bulunduğu bölgenin tarihi, çok eski devirlere dayanmaktadır. Ancak: su kanalı, kervansaray ve kale gibi ayakta kalmış tarihi yapılara rastlamak mümkün değildir. 

Senirkent ve civarı, 1361 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Tanzimat’tan sonraki idari yapılanma içinde de Isparta sancağına bağlı bir kaza statüsü kazanmıştır.

Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra Osmanlı devletinin sınırları içine giren bu bölgede, Senirkent, 1370 yılında Oğuzların Kayı boyundan gelen bir kısım Türkler tarafından kurulmuştur.

Şeyh Ahmet Sultan, Elperek ve Turgut Babaların emrinde gelen Türkler, bu topraklar üzerine yerleşmişler ve buraya “Eğimli arazi üzerine kurulmuş şehir” veya ” Sınır boyundaki şehir” anlamına gelen “Senirkent” ismini vermişlerdir. 

1370 yılında kurulan Senirkent, 1880 yılında Uluborlu’ya bağlı bir nahiye statüsüne geçerek Belediye teşkilatına kavuşur. Milli Mücadelenin başlamasıyla Senirkent’te, 17 Şubat 1920 tarihinde Bezirganzade Ali Efendi’nin başkanlığında Müdafaa-i Hukuk heyeti kurulmuş ve cepheye maddi ve manevi her katkı sağlanmıştır.

Düşman işgaline uğramamıştır. Senirkent, 16 Haziran 1952 yılında çıkarılan kanunla ilçe olmuştur. 

Isparta Senirkent
İlçenin başlıca geçim kaynağı: meyvecilik.

Çok sayıda elma bahçesi vardır. Ayrıca: son yıllarda, Napolyon cinsi kiraz dikimi de yaygın olarak yapılmaktadır.

Kiraz’ın maddi getirisinin fazla olması, kirazı önemli bir ticari ürün konumuna getirmiştir. Bunun dışında, ilçe ekonomisinde: mermercilik öne çıkıyor. Başköy, Gençaili Köyü ve Büyükkabaca kasabaları sınırları içinde, birçok şirket tarafından maden üretimi yapılmaktadır.

Bu firmaların aylık ortalama üretimleri : 1000-1500 ton civarındadır. Çıkarılan mermerin büyük kısmı, yurt dışına ihraç edilmektedir.

Bunların dışında: Eğirdir gölü kıyısında bulunan: Büyükkabaca Kasabası, Gençali Köyü, Karip Köyü ve Akkeçili köylerinde, balıkçılık, birçok ailenin geçim kaynağı olarak öne çıkmaktadır.

İSMİNİN ANLAMI

“Senir” kelimesi: dağ eteğindeki meyilli düzlük anlamına gelmektedir.

Isparta Senirkent Doğan Afet

DOĞAL AFET

1995 yılında, ilçede büyük bir doğal afet yaşanmıştır. Bu doğal afette: çamur akması  sonucu, 74 kişi yaşamını yitirmiştir. Çamur akması denilince: olayın asıl gelişimi şöyle olmuştur. Senirkent’e gittiğinizde, büyük bir tepenin yamacında İlçenin kurulu olduğunu göreceksiniz.

Bu tepe de: sanırım uzun ve yoğun yağmur yağışı sonucu toprağın suya doyması ve yamaçtan aşağıya, tepenin bütün çakılını, taşını, toprağını toplayıp, önüne katarak, büyük bir akı, yani sel, su-çamur-çakıl-taş karışımı büyük, yoğun ve hızlı bir akıntı olmuş.

Tabii, bu akıntı önüne çıkan tüm her şeyi, ilçenin tek katlı ve kagir evlerini katmış, bu evlerin içinde yaşayan, akıntı ile doğrudan karşılaşan insanlar da, 74 kişilik yaşamını yitirenleri oluşturmuş.

İlginçtir, bu olayın hemen ertesi günü, ben Senirkent’te idim. Sokaklarda dolaşırken, çamur tabakasının üstünde uzatılan tahtaların üzerinde yürüyorduk.

Bir ara: yürüdüğüm yolun altında, bir arabanın tamamen çamurlara gömülü olarak bulunduğunu fark ettim.

Kötü ve hazin bir olay. Elbette, üstünden bayağı zaman geçti ama, o kötü görüntüleri unutmak elde değil.

Tabii can kaybı yanında, yüzlerce insanın konutsuz kalması da cabası. Bunun sonucunda: İlçe yerleşim merkezi yani tepenin yamaçları dışında, daha açık bir alanda, yeni konutlar yapıldı ve bu felaketten etkilenen ilçe halkına dağıtıldı.

Isparta Senirkent Festivaller

FESTİVALLER

İlçenin, Uluğbey kasabasında, her yıl, Ağustos ayının ilk cumartesi günü, Seyit Veli Baba Sultanı anma töreni ve pilav festivali düzenleniyor. Ayrıca: Eylül ayının son haftasında ise, Büyükkabaca Elma Festivali düzenleniyor.

 

ÜZÜM PEKMEZİ

Üzüm pekmezi: yüksek oranda şeker içermesi nedeniyle, iyi bir enerji kaynağı. Ayrıca: yoğun olarak çeşitli mineraller de içermektedir.

Günlük: kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gereksinimlerini karşılar. Pekmezin en önemli özelliklerinden diğeri ise: içinde bulunan kromdur.

Sözü fazla uzatmadan, pekmezin yararlarından bahsetmek istiyorum.

Enerji verir, iştah açar, vücuttaki kanı arttırır, bebek gelişiminde çok faydalıdır, mideyi, bağırsakları ve böbrekleri güçlendirir, kan dolaşımını rahatlatır, damar sertliğini gidermeye yardımcıdır.

 

Isparta Senirkent Ne Yenir

NE YENİR

Senirkent’te, buraya has zengin yemek kültürü var. Farklı lezzetlerden tatmak isterseniz, denemeniz gereken ilk yemek: banak.

Kemikli dana eti, pide ve çeşitli baharatlardan yapılan bu yemek, kesinlikle ilginizi çekecektir, mutlaka tadın. Mercimekli Bulgur Pilavı ki, Mercimek aşı olarak isimlendirilmektedir.

Bunun haricinde: bamya. Evet, bamya yemeği, burada bambaşka bir tat ile yapılıyor. Özellikle: goruk sulu bamya. Tüm bu yemekler üzerine: elbette tatlı: Samsa. Senirkent’te, bu lezzetleri tadabileceğiniz bir çok lokanta var.

 

NE SATIN ALINIR

Üzüm pekmezi almanızı öneririm. Ayrıca: kurutulmuş üzüm de satın alabilirsiniz.

Isparta Senirkent Meslek Yüksekokulu

SENİRKENT MESLEK YÜKSEK OKULU

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesine bağlı olarak 1994 yılında kurulmuştur. Önceleri Turan İlköğretim okulunda taş binada eğitim devam edilmiş ve 1994 yılından itibaren 3 programda 87 öğrenci öğrenime başlamıştır. 2018-2019 yılından itibaren ise, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesine bağlanmıştır. 

Isparta Senirkent Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

Isparta Senirkent Tymandos

TYMANDOS

Yassıören kasabasındadır. Hatta ya Yassıören kasabasının altında ya da yakınlarındadır. Kentin ismi Ptolomaios’ta “Talbonda”, Ortaçağ kilise kayıtlarında ise “Tymandos” veya “Tymandros” olarak geçer.

451 yılında, Khalkedon’da (Kadıköy) toplanan kilise kurultayındaki tutanakların Yunun dilinde olanı “Tymandosluların kentinden Longinos” adlı piskoposun sözünü ederken, Latin dilinde olan tutanaklarda aynı kişiyi “Talbonda kentinden Longuus” diye gösterir.

Bundan da Talbonda ve Tymandos isimlerinin bir arada kullanıldığı anlaşılır. 

Bu kentte, herhangi bir kalıntı olmamakla beraber, Yassıören’de dağınık durumda bulunan Roma dönemi mimari parçalar, kapı biçimli ve alınlıklı mezar stelleriyle Geç Arkaik Çağ iki adet palmetli, bir adet sphenksli mezar steli, Pisidia bölgesinin Isparta ili sınırları içinde kalan kısmında çıkan Pers üslubundaki ilk örnekler olması açısından çok önemlidir.

Mezar stelleri, halen Senirkent Kütüphanesi bahçesinde sergilenmektedir. 

Isparta Senirkent Veli Baba Külliyesi

VELİ BABA KÜLLİYESİ

İlçenin 3 km. kuzeyindeki Ulubeğ kasabasındadır. Veli Babanın, 16-17.yüzyıllarda yaşadığı düşünülmektedir. Anlatılanlara göre: 1630 yılında, Sultan IV. Murat’ın komutanlarından Murtaza Zor Paşa: Bağdat seferi için İç Anadolu, Ege ve Akdeniz yöresinden asker toplamaya çıktığında:

Isparta Ulubeğ’den geçer. O zamanlar, bu türbenin bulunduğu yer, üstü açık mezarlıktır. Veli Baba: Murtaza Zor Paşa ve ordusuna: izzet, ikram ve kerametlerini gösterir. 

Bunun üzerine: Paşa da; üzeri açık bulunan yerin türbe haline getirilmesini ve yanına bir de cami yaptırılmasını sağlar. Türbe: Veli Baba tarafında yapılmaya başlandığından, Veli Baba Türbesi olarak adlandırılır. 

Günümüzde Veli Baba ve Camisi birbirine bitişik iki yapıdır. Cami zaviye tipindedir. Mihrabın olduğu kısım dışarı çıkıntılıdır. Dikdörtgen planlıdır.

Çatı ahşap örtülüdür. Son cemaat yeri iki sütunlu ve doğuda binaya bitişik minare vardır. Minarede bir onarım kitabesi bulunur. Dış duvarlarda devşirme malzemesi kullanılmıştır. Türbe kısmı dikdörtgen planlıdır.

Türbenin kuzey dış duvarlarında bir mihrap vardır. Türbeye giriş kısmı dikdörtgen ve kubbelidir. Türbe ortada büyük ve güney ve kuzeyinde iki küçük kubbe vardır. Kubbeye geçiş, Türk üçgenleri ile olmaktadır. Caminin içi 17 ahşap sütunludur.

Sütun başlıkları kornişlere göredir ve oyma işlemelidir. Cami içinde ahşap bir ikinci kat vardır. Minber ve vaaz kürsüsü ahşaptır. Yer karo döşelidir. Caminin üzeri beşik çatı ve alaturka kiremitle kaplıdır. Minareye bitişik bir ahşap sütun orijinaldir. Taşlar ören mevkiinden getirilmiştir. 

 

ŞEYH AHMET CAMİİ, İMAM EVİ, TÜRBE VE HAZİRESİ

İlçe merkezinde Şeyhler mahallesindedir. Caminin, camiye doğu cepheden bitişik ve cami ile aynı dönemde yapılmış olan imam evi ve türbe, doğu tarafta yayılmış hazire, güneyde camiden bağımsız bir türbe ve kuzey batıda yer alan minare ile bir arada bulunduğu; Caminin duvarlarında ve imam evinin duvarlarında devşirme (başka yapılardan alınıp getirilen) malzeme kullanılmıştır.

Doğu cephede, camiye bitişik türbeye girişte, küçük bir hazırlık mekanı vardır.  Hazırlık mekanından türbeye geçişi sağlayan kapı üzerinde bir kitabe vardır. Türbe  kare planlı olup üzeri kubbeyle örtülüdür.

Kubbe içinde boya altında madalyon yazılar vardır. Türbenin içinde, iki adet sanduka bulunur. Güneyde bulunan bağımsız türbe kare planlı, taş örgülü, üstü kiremit kaplı, kırma çatı ile örtülüdür.

Kuzey cephede, ortada basık kemerli giriş kapısı ve iki yanında birer basık kemerli pencere ile kapı üzerinde bulunan tabelanın altında kaldığı; ancak bir satırı açık durumda olan özgün kitabesi vardır.

Doğu ve batı cephelerde bir adet basık kemerli pencere vardır. Güney duvarı sağır bırakılmıştır. Caminin kuzeybatısında sonradan eklenmiş olan kadınlar için ayrılan bölüm vardır. 

 

ŞEYHLER CAMİİ

İlçe merkezinde Cumhuriyet mahallesindedir. Şeyhler camisi dikdörtgen planlı, taş duvarlı olup, kırma çatısı Marsilya tipi kiremitle kaplıdır. Batıda cephede camiye bitişik taş minare bulunur. Yüksek kare kaideden bilezikler ile silindirik gövdeye geçilmektedir.

Şerefe, petek ve saç kaplı külah ile minarenin oluştuğu; kot farkı nedeniyle kuzey cephenin iki sıra halinde düzenlenmiştir.

Alt sırada iki adet kapı ve üç adet dikdörtgen formlu pencere; üst sırada beş adet dikdörtgen pencere; Doğu cephede iki adet dikdörtgen pencere vardır. Güney cephe sağır bırakılmıştır. Batı cephede ise, bir adet dikdörtgen pencere ve minare bulunmaktadır.

Harimin düz ahşap örtülü olduğu; Güney duvarı ortasında mihrap, güneybatıda ise ahşap minber; Kuzey ve batıyı dolanan balkon şeklinde ahşap direkler tarafından taşınan kadınlar mahfili ve mahfilin batı tarafından minare hizasında, minareye açılan bir kapı ve ahşap kapaklı bir dolap bulunmaktadır. Ayrıca cami tabelasında da 1854 tarihi yazılıdır. 

 

ÇELEBİ CAMİİ DÜKKANLARI

İlçe merkezi, Hıdır Çelebi Mahallesindedir. Dikdörtgen bir avlunun içinde, son cemaat yeri bulunmayan cami, kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir. Ana ibadet mekanı olan harime, 3 yönden dört girişle ulaşılır.

Bunlar: kuzey ana girişi, doğu girişi, batı girişi ve bu yönde sonradan açılmış kadınlar mahfili girişidir. Cephelerde giriş bölümleri de dahil olmak üzere üçer pencere bulunur.

Yapı, yöresel küfeki taşı kullanılarak inşa edilmiş olup, kesme taşların örgüsü düzgün ve kalın derzlidir. Minare ise gövde kısmında, tuğla malzeme kullanılarak yapılmıştır. Yapının iç mekanında, çok sayıda bitkisel ve yazı süsleme vardır.

Kubbe göbeğinden zemine kadar inen süslemeler, panolar halinde dairesel bordür gibi varyasyonlarla tamamı sıva üzerine kalıp halde oluşturulmuş baskı tekniği kullanılarak yapılmıştır. 

Caminin girişine doğru çıkan merdivenlerin her iki yanında yola cephe veren iki adet dükkan yapısının da, hem malzeme hem de yapım tekniği olarak, camiyle aynı zamanda inşa edildiği düşünülmektedir.

Ön cephelerinde geniş cam olarak değiştirilen dükkanların, üst tavanında döşeme izleri görülür. Dükkanların birinin hemen bitişiğinde duvar cephesinde bir kemer izi görülmüş olsa da bunun daha önce ne olduğu anlaşılamamıştır. 

 

TURAN İLKÖĞRETİM OKULU

İlçe merkezindedir. 1928 yılında yapımına başlanarak, 1932 yılında faaliyete geçmiştir. Yapı: zemin+1 katlı, yarı bodrumlu, simetrik dikdörtgen planlı, kırma çatılı, kiremit kaplı, geniş ahşap saçak altı kare kasetli, yığma taş duvarlı, yol ve bahçe yönündeki giriş kapılarına merdivenle ulaşılan, üst kat döşemesi ahşap, oldukça sağlam bir yapıdır. 

Dış cephe duvarları aralarına çimento harç ile yeni derz dolgusu yapılarak üzeri siyah boya ile belirginleştirilmiştir. İç mekanlar yüksek tavanlıdır ve betonarme kirişler ile güçlendirilmiştir. Bodrum kat ve dış duvarlarında, pencere altlarına gelecek şekilde havalandırma delikleri yapılmış olup çoğunluğu kapatılmıştır.

Üst kata ulaşım sağlayan merdivenler bahçeye çıkış kapısının yanında yarıya kadar iki kolludur. Yapı içerisindeki kapıların üst kısımları, dış pencere formları ile uyumlu olup, yuvarlak kemerlidir. Binaya giriş merdivenleri beton, zemin kat tabanı mozaik ile yenilenmiştir. Halen kullanılan yapı oldukça iyi durumdadır. 

 

DEĞİRMENDERESİ VE AYAZMANA

Yassıören kasabası sınırları içindedir. Yemyeşil doğası ile, güzel bir piknik alanıdır. İlçe merkezine uzaklığı: 6 km. dir.

Ayazmana Efsanesi

Efsaneye göre: bir zamanlar, bir ana-kız varmış. Bunların bostanında: bir sürü kavun-karpuzu varmış. Ancak, yakınlarında su yokmuş. Bostanlarını sulamak için, çok uzaklara gider, su  taşırlarmış.

Kız: su taşımak için uzaklara gidip gelmekten çok bunalmış. Oturmuş ve Allaha yalvarmış “ Allah’ım, ne olur şuracıkta su olaydı. Su çıkar da, istersen evimin ortasından çıkar” der. Bunun üzerine, oturduğu odasının ortasından su çıkar.

Bir kış günü, yakacakları kalmamış. Anne, yakacak aramak için dışarı çıkıyormuş. Ama, soğuktan fazla uzaklaşamadan geri dönüyormuş. Her defasında, kız soruyormuş, “Ayaz mı ana?” derken, oranın ismi de Ayazmana olmuş.

 

TOPRAKTEPE I-II TÜMÜLÜSLERİ

Yassıören kasabası, Delipınar Mevkiindedir. 

Toprakkale tümülüsleri olarak adlandırılan mezarlar, Yassıören kasabasının 2 km doğusunda, Yassıören’den Ortayazı köyüne giden yolun güneyindeki Delipınar mevkiindedir.

2 Nolu tümülüs’ün mezar odası, 1966’lı yıllarda kaçak kazı ile açılmış ve dromos kısmından çıkan, iki adet bezeme ile biten, uzun stel ve bir adet dikdörtgen prizma biçimli alınlık stel olmak üzere toplam üç adet eser yakalanmış ve bunlar 2002 yılında Isparta Müze Müdürlüğüne götürülmüştür. 

Her üç eserde, Geç Arkaik Döneme (MÖ 530-510) tarihlenir ve önemli eserlerdir. Bu Tümülüs’ün mezar odasının kesme taşlardan yapılmış olduğu öğrenilmiştir. Bu yüzden her iki mezarın da Lidya Tümülüs’ü tarzında olduğu düşünülmektedir. Her iki Tümülüs’ün üzerinde kaçak kazı çukurları vardır. 

1 Nolu tümülüsün mezar odası, eğer antik çağda soyulmadı ise genel görünüm itibarı ile sağlam gibi gözükmektedir. 

2 Nolu tümülüs, 1 Nolu tümülüsün yaklaşık 30-40 metre batısındadır. Bu tümülüsün üç tarafı kayalarla çevrilidir. Tümülüsün güneybatı kısmında ve Tepe noktasında kaçak kazı çukurları vardır. Bu tümülüsün mezar odası 1966’lı yıllarda kaçak kazı ile açılmıştır. 

 

ÇEŞTEPE I VE II TÜMÜLÜSLERİ

İlçe merkezine bağlı Gençali köyü Çeştepe mevkiindedir. 

Çeştepe tümülüsleri olarak adlandırılan mezarlar, Eğirdir gölünün batısında, Gençali köyünün kuzeyinde, köye yaklaşık 500 metre uzaklıktadır.

Köyden yüksek bir noktada olan tümülüsler köyün her tarafından görülmektedir. Tümülüslerden biri büyük birisi küçük olmakla birlikte, her ikisi üzerinde de kaçak kazı çukurları vardır. 

Küçük tümülüsün mezar odasının önceden yapılan kaçak kazılar neticesinde açıldığı ve mezar odasının kare biçiminde ardıç ağaçlarından yapılmış olduğu belirtilmiştir.

Bu tümülüslerden birinin açılan mezar odasının ahşap olması nedeniyle her iki mezarın da Frig Tümülüsü tarzında olduğu düşünülmektedir. 

1 Nolu tümülüs

Yaklaşık 20 metre yükseklikte ve 30-35 metre çapındadır. Tümülüsün batısında kuru bir dere yatağı bulunur. Tümülüsün güney eteği ve tepe noktasında kaçak kazı çukurları bulunur. Bu tümülüsün açılmış olma ihtimali yüksektir. 

2 Nolu tümülüs

Diğer tümülüsün yaklaşık 30 metre batısındadır. Bu tümülüs daha küçük ölçülerdedir. Yaklaşık 5 metre yükseklikte ve 10-15 metre çapında ve yayvan olarak yapılmıştır. Önceden yapılan kaçak kazılar neticesinde açıldığı ve mezar odasının da kare biçiminde ardıç ağaçlarından yapılmış olduğu bilinmektedir. 

 

SANTRAL MESİRELİĞİ

İlçe merkezinin kuzeyindedir. Kapı dağının eteklerinde bulunmaktadır. Özel araçlarla gidilir. Burada: yapay şelale, çocuk oyun alanları ve piknik için çardaklar bulunuyor. Ayrıca: yaz sezonunda, bir restoran açılarak hizmet veriyor. Güzel bir piknik ve dinlenme yeridir. 

 

1 NOLU SEDİR AĞACI

İlçe merkezine bağlı Garip köyünde, Kapıderesi mevkiindedir. 614 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Ağacın boyu 20 metredir. Çapı 216 cm, çevresi 680 cm dir. Ağacın bulunduğu yerin rakımı 1740 metredir. Ağaç 2000 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Çapı itibarı ile görüntüsü muhteşemdir. Garip köyünde, aynı mevkii de 2 tane daha sedir ağacı vardır. 

 

BOZDURMUŞ KALINTILARI

İlçe merkezine bağlı Gençali köyündedir. 

Bozdurmuş mahallesi olarak bilinen, Gençali köyüne bağlı Eğirdir gölünün batısında, Gençali köyünün kuzeybatısında, köye yaklaşık 5.5 km uzaklıktadır. Şuhut-Afyonkarahisar yol ayırımından 5 km sonra, sağa ayrılan 1.5 km lik stabilize bir yola girilerek buraya ulaşılır. Bozdurmuş mahallesi Kümbet tepe ile kuzeyindeki tepe arasında kalan vadi içerisindedir.

Kuzey tepenin güney eteği üzerinde bol miktarda kayaya oyulmuş mezar odası bulunmaktadır. Merdivenle inilen çukurun içinde oyulmuş, kare biçimli kapılardan girilen mezar odalarının tavanları tonozlu ya da kırma çatılıdır. Mezar odalarının büyük kısmı, kaçak kazılarla soyulmuştur.

Güney tepe üzerindeki birkaç ağıl ve köy evinin arasında, bol miktarda mimari blok ve iki adet üçgen alınlıklı mezar steli vardır. Stellerden birisi üzerinde, cepheden dört insan tasviri, diğerinde ise cepheden üst büst bulunur.

Eğimli bir araziye oturan köy evlerinin oturduğu kısımlardaki teraslarda bolca antik malzeme görülmektedir.

Mahallenin güney eteği ile karşıdaki Kümbet tepesinin kuzey eteklerindeki ana kayaya oyulmuş Roma dönemi mezar odaları bulunmaktadır. Ancak maalesef mevcut mezar odaları tamamıyla açılmış ve toprağı boşaltılmıştır. 

Isparta şehir merkezi tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

Eğirdir merkezi ve tanıtımı, gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

 

Isparta

Isparta

Gül ve halı ile öne çıkan ve dünya üzerinde haklı bir ün kazanan bu güzel ilimize birçok kez gittim.

ULAŞIM

Isparta: Ankara-Antalya bağlantılı kara yolu üzerinde bulunmuyor. Bu kara yolu üzerinde, Keçiborlu’yu geçtikten sonra: ana yoldan sapmanız gerekiyor. Ana yoldan yaklaşık 19 km. uzaklaştıktan sonra, Isparta’ya ulaşmanız mümkün.

Aslında: Ankara-Antalya arasında ulaşım düşünenler için, bu yoldan saparak Isparta’ya ulaşmak ve oradan yola devam ederek, Antalya’ya ulaşmak mümkün ve bu yol, Burdur üzerinden ilerleyen yola göre: gerek kalabalık olmaması ve gerekse daha kısa olması nedeniyle bilenler tarafından tercih ediliyor.

Bende, Ankara-Antalya arasındaki yolculuklarınız için, Isparta üzerinden Antalya’ya ulaşmanızı rahatlıkla önerebilirim.

Bu ara yol; Dereboğazı yolu olarak tanımlanıyor. Bu 138 km. lik yol; 3 yıl gibi kısa bir sürede yapılmış ve 1995 yılında hizmete açılmıştır. Bu yolun, Antalya bağlantı noktası: özellikle, şehir kalabalığına uğramadan, Side-Alanya istikametine gitmek isteyenler için çok uygun. Evet, bu yolun Antalya şehrindeki bağlantı noktası, Alanya yolu üzerinde, hemen Antalya Hava alanından sonra.

Isparta’nın bir kısım şehre uzaklıkları şöyledir.

Isparta-Ankara arası uzaklık: 422 km. Isparta-Antalya arası uzaklık: 128 km. Isparta-Burdur arası uzaklık: 51 km. Isparta-Denizli arası uzaklık: 167 km. Isparta-İstanbul arası uzaklık: 601 km. Isparta-İzmir arası uzaklık: 382 km. Isparta-Konya arası uzaklık: 264 km. Isparta-Nevşehir arası uzaklık: 487 km.

Hava ulaşımı değerlendirildiğinde: Isparta’da, 1992 yılında, hava alanı yapılmıştır. Süleyman Demirel Hava alanı: Keçiborlu sınırları içinde olup, İl merkezine 28 km. ve Burdur iline ise, 30 km. ve Antalya iline, 140 km. uzaklıktadır. Yılda, 1.5 milyon yolcuya hizmet verebilme kapasitesi vardır.

Bunun dışında: Isparta’da, demir yolu ulaşımı da bulunuyor. Ama: demir yolu ulaşımı kısıtlı.

Isparta

TARİH

Bugünkü Isparta şehrinin bulunduğu yer yakınlarında, İlk çağlarda, “Baris” isimli bir kentin bulunduğu ve Isparta adının bu “Baris” kentinden geldiği düşünülmektedir. Ancak, bugünkü kent civarında yapılan araştırmalarda, böyle bir şehrin varlığına rastlanmamıştır. 14. yüzyıl Arap kaynaklarında ise, İlin bugünkü bulunduğu yöreye: “Saparta” ismi verilmektedir. Isparta adının bu sözcükten geldiği de bir olasılık.

Evet, ilin tarihine gelelim. Isparta ilinde, toplam 56 höyükte, Neolitik ve Kalkolitik yerleşimler tespit edilmiştir. Tüm höyüklerde, Tunç Çağ yerleşimleri bulunmaktadır.

Hitit döneminde: bölge, “Pitaşşa” olarak biliniyor. Daha sonra ise, Frigler; Pisidia denilen bu bölgede egemenlik kurarlar. MÖ. 334 yılında, Pisidia bölgesi, Pers egemenliğine girer. Tarihi kaynaklarda, Pisidia adına, ilk kez, MÖ. 5 yüzyılda rastlanır. Daha sonra ise, Anadolu’ya giren İskender, bu bölgeyi de ele geçirir ve MÖ. 323 yılına kadar, bu durum sürdürülür. MÖ. 133 yılında bölgede Roma egemenliği görülüyor.

Pisidia bölgesinde, özellikle İmparator Augustus döneminde, Roma egemenliğinin simgesi olan koloni kentleri kurulur.

Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra: MÖ. 395 yılında, Isparta, Bizans imparatorluğunun bir eyaleti ve bir dini merkez haline gelir.

1204 yılında; Isparta yöresi, III. Kılıç Arslan’ın saltanatı sırasında fethedilir. I. Keyhüsrev (1204-1210)  ve I. Kaykavus (1219-1237) yıllarında, yöredeki Selçuklu egemenliği iyice pekişir. Ancak, Moğol akınları sonucu Selçuklular yıkılınca, bölgede, beylikler dönemi başlar.

Bölgede: 1301 yılından itibaren, Hamidoğulları Beyliği kurulur. 1390 yılında ise, Yıldırım Beyazıt tarafından, bölge, Osmanlı yönetimine alınır. Bu dönemde: bölge, Karamanoğulları Beyliği ile Osmanlılar arasında zaman zaman el değiştirir.

16.yüzyıl başlarında: Şahkulu isyanı, bölgeyi olumsuz olarak etkiler. Şahkulu, bölgeyi yağmalar ve çok sayıda kişi öldürülür. 1511 yılında, isyan bastırılır. 16.yüzyılda, Isparta, önemli bir dokumacılık merkezi olarak tarih sahnesinde yerini alır. Halıcılık: 15.yüzyıla doğru, dış piyasalarda önem kazanmaya başlar.

17. yüzyılda: Isparta yöresini etkileyen önemli bir olay da: Haydaroğlu ayaklanmasıdır. 1645 yılında, Isparta yöresinde ortaya çıkan, Kara Haydar isimli bir şahıs: soygunlar yaparak, yöreyi uzun süre tedirgin etmiştir. Daha sonra ise, yakalanarak öldürülmüştür.

19.yüzyıl başlarında, şehir, bir veba salgını geçirir.

Bu salgın sonucunda; 200-300 kişi hayatını kaybeder. Osmanlı Devletinin son yıllarında: Isparta’nın başlıca ekonomik etkinliği: gül yağcılığı, halıcılık ve haşhaş üretimidir. Isparta’nın ihracatı da, bu ürünlere dayalıdır. 1908 yılında, İzmir’de kurulan bir şirket, halı üretiminde, Uşak’tan sonra, en büyük ağırlığı, Isparta’ya vermiştir. Burada; 2160 tezgahlık bir imalathane kurulmuştur.

Evet, Milli Mücadele sırasında bölgede yaşananlara gelince: Milli Mücadelenin en şiddetli dönemlerinde, Isparta, asker göndermenin yanı sıra, cephenin yiyecek ve giyecek ihtiyacının hemen hemen tamamını karşılar. Yiyeceklerin bir kısmı, çoğu zaman, halktan toplanan ayni yardımlarla sağlanıyordu.

Cepheye yakın illerin hemen hepsinin düşman işgalinde veya işgal tehdidinde bulunması nedeniyle, cephe gerisi: lojistik hizmetler bakımından Isparta’yı öne çıkarmıştı. Bu amaçla oluşturulan hastane hizmetleri; burada, tek asker hastanesinin temellerinin atılmasına da neden olmuştur. Yunan işgaline uğramamış nadir yerlerden biri.

Isparta

GENEL

Şehir, Akdeniz Bölgesinin kuzeyinde, Göller bölgesinde bulunuyor. Ortalama rakım: 1050 metre.

Şehir: birinci derece deprem kuşağı üzerinde bulunuyor. Şehir: Isparta-Dinar-Çivril-Uşak fay hattı üzerindedir. Buna bağlı olarak: tarihi süreç içinde, bölgede birçok deprem meydana gelmiş. Özellikle: 1875, 1890, 1901 yıllarındaki depremler; büyük ölçekleri ile, kayıtlara geçmiştir. En fazla can kaybı ise, 1914 tarihindeki depremde yaşanmıştır.

Bu depremde: bölgede, 2000 den fazla insan ölmüş, binlerce insan ise, evsiz kalmıştır. Kayıtlara göre: bu depremde, 3700 binanın yıkıldığı ve ayakta kalanların ise oturulamaz olduğu yazılıdır.

Depremin gece meydana gelmesi, ölü sayısının artmasına sebep olmuştur. Yaklaşık, 20 bin kişi, bir anda evsiz kalmıştır. Tabii, bu dönemde bir yandan da I. Dünya Savaşının sürmesi, bölgede, yoksulluk, hastalık ve benzeri sıkıntıların had safhada yaşanmasına sebep olmuştur. Takip eden dönemlerde de, çeşitli depremler olmuş ve en son olarak, 1995 tarihinde, 6.0 büyüklüğünde deprem, bölgeyi etkilemiştir.

İklim denilince: yörede, kış aylarında, kuru soğuklar sebebiyle zaman zaman Sibirya yüksek basıncı etkili olmaktadır. Yaz aylarında ise, Basra alçak basınç sistemi görülüyor. Gün içindeki sıcaklık farkları, yaz aylarında, kış aylarına nazaran daha yüksektir. Yağışlar ise, kış ve bahar aylarında olmaktadır. Yaz ve sonbahar ayları ise oldukça kuraktır.

İl arazisinin yarıya yakın bölümü, ormanlarla kaplıdır. Bunlar dışındaki alanlardaki bitki örtüsü ise, otlardır.

Isparta ilinde en önemli zirai faaliyetlerin başında, meyvecilik gelir. Elma, kiraz, kayısı, vişne ve üzüm yetiştiriciliği, meyve ürünleri arasında önemli yere sahiptir. Ülkemizde, çok büyük bir oranda başı çeken gül üreticiliği yanında, hububat, baklagiller ve endüstri bitkileri de Isparta tarımında önemli yer tutar.

Ülkemizdeki: elma ve kiraz üretiminin önemli bir kısmı, İlden karşılanmaktadır. Elmada birinci, kiraz yetiştiriciliğinde ise, ikinci sırada yer alır.

Isparta denilince: elbette, burada bulunan askeri kurumlardan da söz etmeden geçmek olmaz. Çünkü: burada bulunan askeri eğitim merkezinde; her dönem, yoğun olarak askerlik hizmetini yapmak üzere gelen asker adayları, hafta tatilinde çarşıda gezmeye çıkmış askerler, asker yakınları ve askeri malzeme satan birçok dükkan göreceksiniz.

Tüm bunlar: Isparta’da bulunan ve yaklaşık 10 bin kişi kapasiteli bir askeri eğitim birliğinde askerlik hizmetini yapan askerler ve bunların eğitiminden sorumlu  diğer askeri personeldir. Bu askeri personel için: şehirde: askerlik hizmetinin yürütüldüğü büyük askeri kışla alanına ilaveten, hemen şehir merkezinde: askeri lojmanlar, Orduevi, Askeri Hastane bulunmaktadır.

Isparta Gül ve Halı Festivali: her yıl, festival komitesince belirlenen tarihlerde, 3 gün olarak kutlanmaktadır.

ISPARTA VE ATATÜRK

Atatürk, 6 Mart 1930 tarihinde Eğirdir’e ulaşır ve burada Eğirdir Gölünü ve Can adayı çok beğenir. Bunun üzerine, Can adanın tapusu, Belediye Meclisi kararı ile Atatürk’e verilir. Atatürk, 6 Mart 1930 günü Kuleönü’den Isparta’ya yolculuk yapar ve saat 11.00’de Isparta’ya gelir. Burada, büyük bir coşkuyla karşılanır ve bugünkü Atatürk Bulvarı üzerinden yürüyerek doğruca Tümen Binasına gider. Daha sonra Valiliği ziyaret eder. Her yıl 6 Mart tarihinde, Atatürk’ün Isparta’ya gelişini anmak için kutlamalar yapılır.

Isparta

GÜL-GÜL YAĞI 

Yağ gülü (rose damascena): 1870 li yıllarda, Anadolu’ya, Bulgaristan’dan gelen göçmenler tarafından getirilmiştir. Isparta’da yağ üretim gülü ise, 1888 yılında başlar. Gülyağı üretimi ise, 1892 yılında “Müttüzade İsmail Efendi” isimli bir şahıs tarafından yapılır.

Bu dönemde: basit ve ilkel kazanlarla üretilmeye başlanan gülyağı, daha sonraki uzun yıllarda yaygınlaşarak, üretilmeye devam edilmiştir. 1935 yılında ise, Modern Gülyağı Fabrikasının yapılması ile, büyük ölçüde, sanayi tipi gülyağı üretimine başlanır.

Bu arada: Gülbirlik tarafından: 1958 yılında İslamköy Gülyağı Fabrikası ve 1976 yılında, diğer bir kısım gülyağı tesisleri kurularak, gülyağı üretimi şekil değiştirir. Gülyağı, günümüzde, tamamen sanayi üretimi şeklinde yapılmaktadır. Yörede: birçok, yerli ve yabancı gül işleme fabrikaları bulunmaktadır. Bu fabrikalar: toplam 15 tanedir.

Isparta yöresinde gül yağı üretimi: 1954 yılında kurulan Gülbirlik tarafından sürdürülmektedir. Gülbirlik, günlük gülyağı üretimi ile, Türkiye’nin ve dünyanın bu alanda en büyük üretici ve ihracatçı kuruluşudur.

Halen, dünyanın parfüm ve kozmetik sanayinin önde gelen kuruluşlarının gülyağı ve gül ihtiyaçları, Gülbirlik tarafından karşılanmaktadır. Tüm bunların yanında, Gülbirlik, 1998 yılından sonra, kozmetik üretimine de başlamıştır. Zaten, Isparta yöresinde; satışa sunulmuş bu ürünleri bol miktarda göreceksiniz.

Isparta

ISPARTA HALI

Isparta’da halıcılık, bölgeye yerleştirilen Türk oymakları ile başlamış. Bu oymakların dokuduğu “Türkmen Halıları”, yüzyıllar boyunca, gelenekselliğini korumuştur. Ancak, son yüzyıllarda, batılı halı tüccarlarının, kendi isteklerine göre halı sipariş etmeleri yüzünden, bu gelenek etkisini sürdürememiştir.

Evet: 19.yüzyıl sonundan başlayarak: İzmir, Manisa, Kula, Uşak ve Isparta’da; Şark Halı siparişleri nedeniyle, mahalli ve geleneksel özellikteki halılar unutulmuş ve tam 100 yıldır da, dokunmamaktadır. 19. yüzyıl ortalarına kadar: Avrupalıların istedikleri halıların üretimi ve pazarlaması, Osmanlı tüccarlarının elinde bulunuyordu. Ancak: 19. yüzyıl sonlarında, Avrupalı tüccarlar bu ticareti ele geçirdiler. İngiliz tüccarlar, ip ve modellerini vererek, önce Uşak ve çevresinde halı dokutmaya başladılar. Böylece, geleneksel dokuma tarzındaki kültür değişti.

Değişen kültür ne idi?

Isparta’da halıcılığın tarihi hakkında, sizlere kısa bilgi vermek istiyorum. Isparta’da halıcılık: 1889 yılında, özel bir teşkilat ile başlamış. Kurulan özel şirket ile: iyi halılar dokunmaya başlandı. Bir taraftan okullarda tezgah başlarında çocuklara halı işlemesi öğretildi. Diğer taraftan, şirket tarafından, halıların satışında, aracılardan kurtulmak için alıcılarla doğrudan temasa geçilmeye çalışıldı.

Takip eden dönemde: 1924 yılında Isparta’da “İplik Fabrikası” kuruldu. Bu fabrika: 1943 yılında Sümerbank’a devredilmiş, 1990 yılında ise, Sümer Halı Organizasyonu içine alınan Sümer Halı Isparta Halı Fabrikası üstlenmiştir.

Bu oluşum: halı için ham madde sağlamak, halıların dokunup, tekrar fabrikada yıkanmasını sağlamak ve Türkiye pazarına satışa sunabilmek gibi tüm işlemleri yürütmektedir.

Isparta

SÜLEYMAN DEMİREL

Isparta’da, bu isme çok rastlayacaksınız. Süleyman Demirel: yani ülkemizin 9. Cumhurbaşkanı: 1 Kasım 1924 yılında, Isparta şehir merkezine oldukça uzak, İslamköy’de doğdu. 1949 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesinden mühendis olarak mezun oldu. 1949-1951 yılları arasında, Amerika’da: sulama, elektrik teknolojileri, baraj inşaatı doktorası yaptı.

Evet, daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Ancak: Süleyman Demirel, tüm hayatı boyunca, doğduğu bu topraklara, yani Isparta yöresine her türlü hizmeti yapmış biri olarak, Isparta şehri ve halkı tarafından, gerekli: övgü, sevgi, ilgi ve bağlılığı bulmuş ve bulmaktadır.

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi

SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ

1992 yılında kurulmuştur. Ancak, Isparta yöresinde yüksek öğrenim, 1960 lı yıllarda başlamıştır. 1976 yılında: Isparta Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi kurulmuştur. Bu Akademi, Fakülteye dönüştürüldükten sonra, 1982 yılında, Antalya’da kurulu Akdeniz Üniversitesine bağlanır.

Başta belirttiğim gibi, 1992 tarihinde bu üniversite kurulur. Başlangıçta: 12 fakülte, 2 yüksek okul ve 4 enstitüden oluşturulması planlanırken, bugün; 12 fakülte, 3 yüksek okul, 15 meslek yüksek okulu, 4 enstitü ve çok sayıda araştırma ve uygulama merkezinden oluşan büyük bir yüksek öğretim kurumudur.

Halen üniversite bünyesinde: 91 profesör, 62 doçent, 426 yardımcı doçent, 260 öğretim görevlisi, 146 okutman, 643 araştırma görevlisi bulunuyor.

Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı olarak, üniversite birimlerinin bulunduğu yerleşim yerlerindeki yurtlarda ise: 3300 kız ve 3100 erkek öğrenci barınmaktadır. Bunun dışında: üniversite bünyesinde: anfi tiyatro, basketbol sahaları, fitness salonu, halı sahalar, kondisyon merkezi, koşu parkuru, kum futbolu, voleybol alanları, mini golf sahası, spor salonu, sporcu test merkezi, tenis kulübü gibi sosyal mekanlarda bulunmaktadır.

Isparta

NE YENİR

Şehirde: Isparta Fırın Kebabı denemelisiniz. Az, orta ve dilediğiniz ölçüdeki yağlılık oranında isteyebilirsiniz. 18.yüzyıl başlarında, Isparta’da yaşayan Rumlar, özel fırınlarda, yalnız erkeç etinden, kebap yapmaya başlarlar. Fırın kebabı: o günden bu güne, Isparta’nın vazgeçemediği bir yemek olur. Ancak, günümüzde, yalnızca erkeç etinden değil: damak zevklerine uygun olarak: kuzu, koyun, oğlak ve erkeç etlerinden yapılıyor.

Kekik, şalba, çiğdem vb. gibi bitkilerin hoş kokusu ekleniyor. Kebap pişirilmekte olduğu özel fırınlarda: öyle rastgele sıradan odunlarla değil; is ve alevi olmayan özel meşe odunu ve çalı kökleriyle yakılan ateş ile pişiriliyor.

Daha sade bir anlatım gerekirse: fırın kebabı: uzun şişlere geçirilmiş: kuzu, keçi, oğlak kaburgalarının pişirilmesiyle yapılan bir tür yemek. Üzüm hoşafı ile birlikte servis ediliyor. Ardından da meşhur irmik helvası tatmanız şart.

Nerede yenir? Süleyman Demirel Bulvarından, İstanbul Caddesi ve Mimar Sinan Camisini geçip, Cumhuriyet Meydanının hemen arkasındaki tarihi Bedesten Çarşısının hemen karşısında “Kebapçı Kadir” var. 1851 yılından bu yana, yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi var.

Yemek üstüne: kabak tatlısı tatmayı sakın ihmal etmeyin.

NE SATIN ALINIR

Gülbirlik tarafından, gül yağı ham maddesi ile üretilen her türlü kozmetik ürünleri bulabilirsiniz. Hatta: bunlar, set halinde satılmaktadır. Bu set içinde: gül suyu, gül kremi, gül sabunu gibi ürünler bulunuyor.

Tüm bunların yanında: elbette, gül reçeli. Kendiniz ve yakınlarınız için hediyelik olarak düşünülebilecek ve başka bir yerde bulamayacağınız orijinal ürünler bunlar.

GEZİLECEK YERLER

Isparta Müzesi

ISPARTA MÜZESİ

Isparta Müzesi: şehir merkezinde, İstiklal Mahallesi, Millet Caddesinde, 4 numarada bulunmaktadır. (246-2183437)

Müze binasının inşaatı: 1985 yılında tamamlanmıştır. 1989 yılında ise, Arkeoloji Bölümü eklenmiştir. 1999 yılında başlayan restorasyon çalışmaları ise, 2003 yılında tamamlanmış ve yeni düzenlenen salonlar ile birlikte, 16.283 eser bulunan müze, ziyarete açılmıştır.

Müzenin salon girişlerinde: Aksu ilçesindeki Timbriada, Sofular ve Senitli Yaylasında bulunan Pisidia mezar taşlarının örnekleri var. Arkeoloji Salonunda: 1989 yılında, Atabey ilçesinde, Göndürler Höyüğü mezarlığında yapılan çalışmalarda ortaya çıkarılan, 5 adet küp mezar canlandırılmış.

Bu salonda: Aksu Zindan Mağarası önünden getirilen Eurymedon heykeli, mermer heykeller ve Senirkent Yassıörende bulunan Geç Arkaik dönem, Greko-Pers (MÖ.530-510) mezar stelleri sergileniyor.

Salondaki vitrinlerde ise, sırası ile: gaga ağızlı testiler, taş baltalar, idoller ve bronz yüzük, küpe, iğne gibi süs takıları, pişmiş toprak eserler, kandiller, figürinler sergileniyor. Bu salonda: 7’Nolu vitrinde: müzenin sahibi olduğu iki define sergileniyor.

Eğirdir definesi, 374 adet Osmanlı altın sikkesinden oluşuyor. Eğirdir’de bulunan ve Burdur’a götürülen define, 1989 yılında, Burdur Müzesinden Isparta Müzesine getirilmiş. Diğer define ise, 1995 yılında, Karaağaç Mahallesinde, Cami inşaatı sırasında, temel kazımı sırasında bulunmuş ve müzeye getirilmiş. Definede: 468 adet Osmanlı gümüş sikkesi var.

Isparta Müzesi Etnografya Salonu

Etnografya Salonu

Bu salondaki vitrinlerde sergilenenler şunlar: Aydınlatma araçları, giysiler, işlemeler, takılar, saat ve köstekler, tespbihler, ağızlıklar, kaplar, kahve kültürü ile ilgili malzemeler, ölçü-tartı aletleri, silahlar ve topak ev sergileniyor.

Halı Salonu

Isparta çevresine ait geleneksel halılar, kilimler, cicimler, zililer sergileniyor.

Ön ve Arka Bahçe

Ön bahçede, Sidemara lahit parçaları, Yassıören mezar stelleri ve ostotek örnekleri sergileniyor. Arka bahçede ise, Pisidia bölgesi mezar taşları örnekleri ve mimari parçalar, Yunanca kitabeler, İslami mezar taşlarından oluşan zengin bir koleksiyon sergileniyor.

Isparta Kutlubey Camii

KUTLUBEY (ULU) CAMİ

Şehir merkezindedir. I. Murat döneminde yaşamış ve yararlılıklar göstermiş Osmanlı komutanı olan Kutlubey’den adını almıştır. Bu caminin bulunduğu yerde: 1429 yılında bir cami varmış. Bu caminin çürüyen kısımlarının yenilenmesi çalışmaları sırasında, tavanı taşıyan direklerin çoğunun çürümüş olduğu görülünce, caminin yıkılıp yenisinin yapılmasına karar verilmiş.

Bunun üzerine, Padişah II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı hatırasına, İstanbul’da bulunan Ayasofya’ya benzer: kagir ve çok kubbeli bu cami yapılmış. İnşaat: 1904 yılında tamamlanmış. Ancak, yapılan bu cami: 1914 yılındaki depremde yıkılmış. Bunun üzerine, 1922 yılında, bugün görülen cami yapılmış. Petek üstünde yükselen külah, kurşun kaplamalıdır.

HIZIRBEY CAMİSİ

Keçeci mahallesindedir. Hamidoğulları Devletinin kurucusu Feleküddin Dündar Beyin oğlu Hızırbey tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi olarak, 1325 yılı değerlendirildiğinde, ildeki en eski cami olduğu ortaya çıkıyor. Cami küçüktür. Dört duvarı taş, içi ahşap, çatısı toprak dam, minaresi kövkeden yapılmıştır.

1881 yılında damı yıkılarak, çatı biraz daha yükseltilmiştir. 1887 yılında minaresi harap olmuş ve 1911 yılında, cami tamamen onarılmıştır. 1969 yılında yeniden bir onarımdan geçirilmiş ve bugünkü halini almıştır.

Isparta Firdevs Paşa Camii

FİRDEVS PAŞA CAMİSİ (MİMAR SİNAN CAMİSİ)

Üzüm pazarı civarındadır. Isparta’nın en eski camilerinden biridir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Isparta Valisi Firdevs Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ve tek kubbelidir. Kitabesi bulunmamakla birlikte, 1565 yılında yapıldığı düşünülmektedir. Mimar Sinan eserleri arasında yer almaktadır.

Cami: kesme taştan yapılmıştır. Caminin giderlerinin karşılanması için, 1561 yılında, Firdevs Paşa tarafından, bir de bedesten yaptırılmıştır.

Isparta Bedesten-Firdevs Bey Bedesteni

BEDESTEN (FİRDEVS BEY BEDESTENİ)

Mimar Sinan camisine gelir sağlamak için, Isparta Valisi Firdevs Bey tarafından, 1561 yılında yaptırılmıştır. Yapı: düzgün kesilmiş taşlarla yaptırılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanır ve her iki yönden, birer girişi vardır. Çatısı: 1967 yılında onarım görmüş ve ahşap çatı ile kaplanmıştır. Halen içindeki dükkanlar faaldir.

Isparta Atabey Gazi Ertokuş Medresesi

ATABEY GAZİ ERTOKUŞ MEDRESESİ

Selçuklular döneminde, I. Alaaddin Keykubat zamanında yaptırılmıştır. Yapım yılı olarak: 1224 düşünülüyor. Medresenin taşları: Agrai ve Seleukeia Sidera harabelerinden getirilmiştir. Yapı: kapalı tip medrese türüne girer. Dış avlu, iç avlu ile türbe ve medrese odalarından oluşuyor. Medresenin hücreleri, zemin kattadır ve üzeri kubbelidir. İç avluda: bir havuz ve üstünde ortası açık bir kubbe var.

Medresenin içinde hiçbir dekor yok. Yalnızca taş mihrabı ile, Anadolu Selçuklu eserlerinin nadir örneklerinden biridir. Medrese, 1993 yılında restore edilmiştir.

Isparta Aya Baniya Kliisesi

AYA BANİYA (AYA PAYANA) KİLİSESİ

İl merkezinde, Turan mahallesindedir. 1750 yılında yapılmıştır. 15 x 26 metre ölçülerindeki yapının, 3 giriş kapısı var. Tavanı ahşaptan yapılmış, dışı harçla sıvanmıştır. 1999 yılında kilisenin çatısı, tamamen yenilenmiştir.

Isparta Aya İshotya Kilisesi

AYA İSHOTYA (YORGİ) KİLİSESİ

İl merkezinde, Doğancı mahallesindedir. Yapım tarihi: 1857 yılıdır. Bununla ilgili olarak giriş kapısı üzerinde bulunan, kitabe, Isparta Müzesinde sergilenmektedir. Narteksin önündeki çan kulesinin çanı, günümüzde Isparta Müzesinde  sergileniyor. Çanın yapım tarihi olarak: 1903 yılı yazılı

Isparta Gölcük Tabiat Parkı

GÖLCÜK TABİAT PARKI

İl merkezi, Yakaören köyündedir. İl merkezine, 5 km. uzaklıktadır. Asfalt yolla ulaşım imkanı bulunmaktadır. Isparta ve yöre halkının; günübirlik dinlenme, eğlenme ve spor ihtiyaçlarını karşılayan bir yöre. 1991 yılında, Tabiat Parkı olarak tescil edilmiştir. Rakım: 1380 metredir. Krater çukurunun su ile dolmasıyla oluşmuş bir krater gölüdür. Gölün çevresi, 150-300 metre yükselen ve volkanik küllerle kaplı tepelerle çevrelidir. Daireyi andıran gölün çapı: 1500 metre, derinliği ise, yer yer 32 metreyi bulur.

Göl genelde yağmur suları ve dipten kaynayan kaynaklarla beslenir. Son yıllarda gölün suyunda biraz azalma gözlenmektedir. Göl kapalı havza olmasına rağmen suyu tatlıdır. Göl de az da olsa balık vardır. Gölün kenarından 3-5 metre açılınca suyun birden derinleştiği görülür. Gölün çevresi, DSİ tarafından tamamen ağaçlandırılmıştır.

Göl kıyısında, piknik için tüm alt yapı tesisleri var. Bir restoran binası ve bir de küçük kır gazinosu bulunuyor. Göl ve çevresi, 1998 yılında, Turizm Bakanlığı tarafından, Turizm merkezi olarak ilan edilmiştir. Çünkü, burası Nemrut kalderası ile birlikte ülkemizin iki kalderasından (kaldera, patlama krateridir) biridir. Batı Anadolu’nun tek kalderasıdır. Bu nedenle korunması gereken bir yerdir.

Isparta Milas Mesireliği

MİLAS MESİRELİĞİ

İl merkezine, 10 km. uzaklıktadır. Yakaören köyü sınırları içinde kalıyor. Asfalt bir yolu vardır. Doğal güzellikleri ile ünlüdür. Gölcük’ün eteklerinde bulunuyor.

Isparta Kovada Milli Parkı

KOVADA MİLLİ PARKI

Eğirdir gölü regülatöründen çıkan su fazlası, bir kanal aracılığı ile Kovada gölüne dökülür. Kovada gölü, dekarstik çukurlarının su ile dolması sonucu oluşmuştur. Ancak eskiden çok daha küçük iken, Eğirdir gölünün fazla sularının akıtılmasıyla büyümüştür. Kovada gölü ve çevresi, 1970 yılında, milli park olarak ilan edilmiştir. 1992 yılında ise, I. Derece doğal Sit alanı olarak koruma altına alınmıştır.

Buranın en önemli özelliği: regreasyonel kullanıma uygun olan doğal kaynaklardır. Göl: 9 km. genişliğinde ve oldukça sığdır. Çevresi ise: 21 km. dir. Derinliği: 6-7 metredir. Gölün suyu tatlıdır, bulanmaz, bu nedenle gölde bol balık yaşar. Sazan, kadife ve tatlı su levreği ile tatlı su ıstakozu bulunur. Gölün batı yöresi dışındaki bölümü sazlık ve kamışlıktır.

Burada, ziyaretçiler: kampçılık, yürüyüş, manzara seyretme ve tırmanma aktivitelerini yapabilirler. Göl çevresinde: yaban hayvanları, yaban  domuzu, sansar, porsuk, tilki, tavşan ve ağaç sincapları bulunur. Bölgede: 153 su kuşu tespit edilmiştir. Kuşlardan: yaban ördeği, kaz, angut, keklik ve çulluk en çok rastlanan kuş çeşitleridir.

Isparta Ayazmana Mesireliği

AYAZMANA MESİRELİĞİ

İl merkezine, 2 km. uzaklıkta, güneydoğudadır. Halıkent Mahallesinin yanı başında dağın eteklerinde. Asfalt bir yolla gidilmektedir. Burada: soğuk suları ve yüzlerce yıllık kestane ağaçları bulunur. Piknik için tüm altyapı düzenlemeleri vardır.

Isparta Karacaören Barajı

KARACAÖREN BARAJI

Isparta-Antalya kara yolu üzerinde, yol boyunca bu barajın oluşturduğu göletin güzelliğini görebilir, tesislere uğrayarak balık yiyebilirsiniz. Baraj Aksu ırmağı üzerinde 1989 yılında yapılmıştır. Baraj setinin üzerinden Isparta-Antalya kara yolu geçer, baraj göletinde tatlı su çiftliklerinde balık üretimi yapılmaktadır.

Isparta Gökçay

GÖKÇAY

Şehir merkezinde, Huzur Evi karşısındadır. Tarihe yön vermiş, Türk büyüklerinin, bilim adamları ve halk ozanlarının yer aldığı, Türk Tarih Yolu, otağ çadırı, Yörük çadırları, köşkleri, yeşil alanları, havuzları, sandal gezisi yapılabilen göleti ile, gezip görebileceğiniz güzel bir yer. Piknik yapmak da mümkün.

Isparta Kirazlıdere Mesireliği

KİRAZLIDERE MESİRELİĞİ

Hisartepe yamaçlarındadır. Şehri kuşbakışı gören, çevresi bağ ve bahçelerle kaplı ve lokantası da bulunan, bir dinlenme yeridir. Özellikle, yaz aylarında, panoramik görüntüye sahip olması nedeniyle tercih edilir.

Isparta Davraz

DAVRAZ

Yine bu sitede, “Davraz” başlığı ile ayrıntılı tanıtım yazısını bulabilirsiniz.

Isparta Kapıkaya

KAPIKAYA

Merkeze bağlı, Güneyce ve Çukurca köyleri arasında, Güneyce köyüne 5 km. uzaklıktadır. Şehir, Helenistik dönemde kurulmuştur. Güney tarafı surla çevrili, kuzey tarafı ise yüksek bir kayalığa dayanmıştır. Kente girişte: iki yandaki kayalara nişler oyularak, ostotekler yapılmıştır. Doğu ve batı yamaçlarında ise, teraslar oluşturularak, yapılar yerleştirilmiştir.

Güneydeki geniş düzlükte: 5 oturma basamaklı, at nalı şeklinde toplantı alanı var. Bunun doğusunda ise, kentin en büyük binası bulunuyor. Ayrıca: tapınak olduğu düşünülen, haç planlı bir şapel var. Bunlar dışında: lahit mezar ve kapağı üzerine mezar sahibinin işlendiği iki lahit kapağı ve heykeller var. Heykellerin bir kısmı: Isparta Müzesine taşınmış ve orada sergileniyor.

Kentin güneybatısında ise, bir mağara var. Bu mağaranın muhtemelen, kutsal bir alan olduğu düşünülüyor.

Isparta Sütçüler

Isparta Sütçüler

 

Isparta Sütçüler;

Sütçüler ilçesi, il merkezi Isparta’ya 123 km uzaklıktadır.

Hitit metinlerinde bugünkü Sütçüler ilçesi topraklarının içinde bulunduğu bölgenin ismi Pitaşşa olarak geçer. Bölge MÖ 334-323 tarihleri arasında Büyük İskender’in kontrolüne girer. Ölümünden sonra ise Sleukosların eline geçer. MÖ 188 döneminde Seleukoslar Toroslara kadar olan kısımlardan geri çekilirler ve bölge Romalılar tarafından Bergamalılara bırakılır. MÖ 188-133 yılları arasında Bergamalılar döneminde bölgede Sağrak köyü yakınlarındaki Adada, Kesme civarında Kocaköy Asarı ve Kasımlar yolu üzerinde Zorzila bulunur.

395 yılında bölge Bizans sınırları içinde kalır. 1204 yılında ise Anadolu Selçuklularının eline geçer. 1301 yılına kadar, Feleküddin Dündar Bey tarafından kurulan Hamitoğulları Beyliği hakimiyetine girer. 1868 yılında Bucak, Cumhuriyetin ilk yıllarında ise “Bavullu” olarak adlandırılan nahiye merkezi, bulunduğu yerin dağlık ve engebeli olması nedeniyle, dağ anlamına gelen “Cebel” adını almış, 1938 yılında bucak, İlçe yapılmıştır.

GENEL

İlçe Isparta ilinin güneyindedir. Kuzeybatısında Eğirdir ve güneyinde Antalya-Serik ve Manavgat ilçeleri vardır. Rakımı 250 metre ile 2500 metre arasında değişir.

Isparta Sütçüler

GEZİLECEK YERLER

Isparta Sütçüler Seferağa Camii

SEFERAĞA CAMİİ

İlçe merkezinde Cami mahallesindedir. Giriş kapısında yapım tarihi olarak 1184 yılı yazılıdır. Cami, genel özellikleri itibarı ile, ana mekanı kare planlı, ana mekanın kuzeybatı köşesinde minaresi ve kuzey cephesinde son cemaat yeri bulunan bir yapıdır. Kesme ve moloz taş kullanılarak yapılmıştır.

Cami, kare mekanlıdır ve tek kubbe ile örtülmüştür. Kubbe içi çevresi ve yüksek kottaki pencere çevrelerinde renkli kalem işi süslemeler vardır. Üst kattaki pencereler: çeşitli geometrik biçimlerde vitray şeklindedir. Minarenin yapım tarihi 1590 yılıdır. Bahçede sekizgen bir şadırvan vardır.

Isparta Sütçüler Adada

ADADA

Savaşın ve dinin merkezi. Adada antik kenti: Türkiye’de ayakta kalan antik kentler içinde, hemen hemen en önemlilerinden biri olmasına rağmen, burası hala görmezlikten geliniyor. Özellikle: antik şehrin tam ortasından yol geçirilmesi, inanılacak gibi değil. Buraya gittiğinizde göreceğiniz kalıntılar o kadar muhteşem ki, sanki daha yeni yapılmış gibi, dimdik ayakta durmaya çalışıyorlar.

Isparta Sütçüler Adada

Yeri

Isparta-Sütçüler karayolu üzerinde, Sağrak köyüne 2 km ve il merkezine ise 90 km uzaklıktadır. Isparta’nın ve Kovada Gölünün güneydoğusunda bulunan antik kent: Eğirdir’den sonra Sütçüler’e uzanan asfalt yoldan, 50 km. gidildikten sonra ulaşılır.

Ayrıca: Isparta’yı, Antalya’ya bağlayan yeni Aksu yolundaki Kovada-Eğirdir ayırımından, Adada şehrine ulaşmak mümkün. Ancak: bu yolun bir kısmı daha tamamlanmamış durumdadır. 

 

Isparta Sütçüler Adada

Genel

Pisidia bölgesi şehirlerinden biridir. MÖ. 7000 yıllarından itibaren, Anadolu’da önemli bir kültür bölgesi olarak öne çıkmıştır.

Çevresi: çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı tepelerle sarılmıştır. Bölgenin değil, Anadolu’nun en sağlam kalabilmiş antik kentlerinden biridir. Bölge halkı: bu yöreyi, Karabavlu yaylası olarak isimlendirmiştir. 

Sütçüler ilçesinin eski adı olan “Baulo” ve “Karabaolu” veya “Karabavlu” adlarının ise “Aziz Paul” adından geldiği düşünülüyor. Çünkü: Aziz Paul: Perge bölgesinden, Antiokheia (Yalvaç) bölgesine geçerken: buradan geçmiştir. 

Adada şehrinin adı: Anadolu’nun eski yerli halkının dili olan “Luwice” yada “Pisidce” dilinden geldiği düşünülmektedir. Bunun yanında: Ada kök sözcüğünün “Uda/hisar/kale” sözcüklerinin birleşiminden türemiş olduğu başka bir varsayımdır.

Ünlü coğrafya bilgini Strabon’a göre: kentin ismi, ilk olarak: MÖ. 1’nci yüzyılda, Artemidoros tarafından anılır. Hierokles ise, kent ismini “Odada” olarak yazar.

Adada kentinde bilinen ilk sikke:

MÖ. 1’nci yüzyılda basılmıştır. Bu sikkelerin: bir yüzünde boğa başı (Bukranion), diğer yüzünde ise geometrik merkezli, üç başak (triskeles) kabartması bulunur. Bu kabartma: güç simgesidir. Aynı kabartmanın işlendiği bir taş: Batık kentte bulunmaktadır.

Kentin, Romalıların egemenliğine geçmesinden sonra basılan paralarda ise: bir yüzünde, o dönemin imparatorluğunun başı, diğer yüzünde ise Zeus, Athena ya da aslan postu sarınmış Herakles başı kabartmaları görülür.

Roma döneminde: kentlerin bir imparator tapınağına sahip olması ve ona bekçilik yapması “Neokoros ünvanı” olarak tanımlanıyordu. Adada şehri, bu şerefe layık görülen ender kentlerden biridir.

Isparta Sütçüler Adada Şehrinin Hikayesi

Şehrin Hikayesi

Adada şehrinin adı, ilk kez MÖ.1.yüzyıl yazarlarından, Artemidoros tarafından verilmiştir. Ünlü coğrafya bilgini Strabon, Ptolemaios ve Bizans tarihçesi Hierokles’in yazılarında görülür.

Ancak kentin tarih sahnesine çıkışı: Termessos şehrinde bulunan bir antlaşma metnidir. Bu metin: MÖ. 2’nci yüzyıla tarihlenir. Bölgenin önemli kentlerinden olan: Termessos şehri ile, Adada arasındaki bu dostluk antlaşması; bazı araştırmacılara göre, bu iki kent arasında, ortak düşmanları olan “Selge” kentine karşı yapılmıştır. Kent: Termessos kenti için, paralı asker temin etmektedir.

Adada ve Termessos şehirleri: dışta Selge ve içte demokrasi düşmanlarına karşı yardımlaşmak için bu anlaşmayı kabul etmişlerdir. Antlaşmanın tarafları: karşılıklı olarak, herhangi bir saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimine karşı birbirlerinin yardımlarına koşmayı taahhüt ederler. Sonuçta, bu antlaşma: hem Termessos ve hem de Adada şehri için, büyük önem taşır. Bu sayede: iki kentin, idari açıdan demokratik bir yapıya kavuştuğu ve şehir devleti (polis) benzeri bir statü kazandıkları görülmektedir.

Bu antlaşmanın bir diğer özelliği de: bu iki kent halkı arasındaki kan bağı bulunmasıdır. MÖ. 133 yılında, Bergama krallığının dağılması ve topraklarının Romalılara kalmasından sonra: Pisidia kentlerinin çoğunluğu, bölgede, bağımsızlıklarını devam ettirmişlerdir.

Adada şehrinin ilk sikkeleri, bu dönemde basılmıştır. Yapı faaliyetleri ise: MS. 212 yılında çıkarılan bir kanunla, İmparatorluk toprakları üzerinde yaşayan herkese “Roma Vatandaşlık Hakkı” verilmesi sonucu: hız kazanmış, ancak, MS. 3’ncü yüzyılda bu hızını kaybetmiştir.

Ünlü coğrafya bilgisi Strabon’a göre:

Dağlarda yaşayan Pisidialılar, komşuları olan Kilikyalılar gibi, tiranlar tarafından yönetilen, ayrı kabileler halinde yaşarlar ve korsanlık yaparlardı. Ancak, Pisidialıların en önemli özellikleri, bağımsızlıklarına düşkün ve savaşçı bir karaktere sahip oluşlarıydı.

Buna en iyi örnek, MÖ. 333 yılında, Büyük İskender’e karşı ölümüne direnen “Sagalossos” halkıdır. Bu durum: Pisidialıların, geçim kaynaklarından birinin, askerlik olduğunu ortaya koyar.

Yine yazılı belgelere göre: Adada şehri, Antiokheia’nın Pisidia’daki yardımcı piskoposudur. Adada şehri: MS.325, 381, 451, 692 ve 787 yıllarında, çeşitli kentlerde toplanan, dini meclislere (konsil) temsilci göndermiştir. Bu şunu göstermektedir ki: Adada şehrindeki hayat, MS. 9’ncu yüzyıla kadar sürmüştür.

Bu arada: bir kısım Adadalı’nın: Büyük İskender’den sonrası Helenistik kralların ordularında hizmet vermek amacıyla, anayurtlarından ayrılarak, gurbette paralı asker olarak çalışmışlar. Bunun kanıtı: Kıbrıs’ta ve Fenike’de bulunan, Adadalı askerlere ait mezar taşlarıdır.

Daha sonra:

Türklerin Anadolu’da yayılmaya başlamaları sonucu: Pisidia bölgesinde, Selçuklu egemenliğine karşı direnişler olmuşsa da, III. Kılıç Arslan, 1203 yılında, Isparta’yı alarak, Uluborlu, Eğirdir ve Yalvaç’a; Türkmen Aşiretlerini yerleştirmişlerdir. Bölgede: daha sonra, Hamidoğulları Beyliği kurulmuş ve bu beylik de, 1390 ve 1422 yıllarında: Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Adada şehri: o günlerden bu yana, harabe olarak yaşamını sürdürmektedir. 1970 yılında, antik kentin içinden geçirilen “Yeniköy” yolu, ziyaretçilerin harabeye kolayca ulaşımını sağlamaktadır. Son yıllardaki turizm hareketlerine paralel olarak, Adada antik şehri kalıntıları, oldukça fazla sayıda ziyaretçi çekmektedir. Ancak: kenti tahrip ederek, içinden geçirilen yolun kaldırılması gereklidir. Daha sonra ise, antik kentin çevresinin tel örgü ile kapatılıp, koruma altına alınması şarttır.

Isparta Sütçüler Adada

Adada Antik Kentinde Gezilecek Yerler-Kalıntılar

Kent bulunduğu yerin dağlık arazi olması sebebiyle, fazla tahrip olmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Adada antik kenti kalıntıları: Erikli tepe ile, Aktepe arasında yayılı bulunuyor. Kalıntılar arasında: en göze çarpanı: iç içe geçen Agora-Forum-Helenistik kule üçlüsüdür. Nekropol alanı ise, birçok antik kentin aksine pek zengin değil, birkaç kırık lahitten başka bir şey yok. Elbette, kırık lahitler, define avcıları tarafından parçalanmış lahitler.

Isparta Sütçüler Adada ana cadde

Ana cadde

Kent alanının geometrik eksenindedir. Büyük taşlarla döşelidir.

Isparta Sütçüler Adada Akropol ve Helenistik Kuleleri

Akropol ve Hellenistik Kuleleri

Savunma amaçlı yapılan akropol, kent düzlüğü ile vadi arasındaki bölümde bulunan kayalık alandadır. Akropol çevresi sur duvarları ve kulelerle çevrilidir. 

Isparta Sütçüler Adada Açık hava toplantı yeri

Açık hava toplantı yeri

Akropolisin batı kısmında bulunuyor. Burası: kentin halk meclisinin toplanıp, şehrin sorunlarını tartıştığı, açık hava toplantı yeri. 20 basamaklı ve yaklaşık: 1000 kişilik. Avlu kısmında: yerdeki taş döşemeler hala duruyor, bunları görebilirsiniz. Meydanın üstü: günümüzde sütunlar, kabartmalı ve yazıtlı taşlar, heykel kaideleri parçaları dolu.

Bu arada: antik kentin amblemi olduğu tahmin edilen “üç koşan bacak” kabartması bulunan taşı, mutlaka görmenizi öneriyorum.

Isparta Sütçüler Adada Roma forum ve bazilikası

Roma forum ve bazilikası

Toplantı yerinin önünde, sonradan yapılmış, kentin alışveriş ve idari merkezi olan forum ve bazilika var. Adada forumu: 32×45 metrelik bir alanı kapsıyor. Forum alanının tabanı düzgün taşlarla kaplı. Forumun ortasında: büyük bir sarnıç var. Batısında cadde, diğer iki yanında ise stoalar (sütunlu galeri) bulunuyor.

Forumun kuzeyinde: doğu-batı yönünde bir bazilika var.

Isparta Sütçüler Adada anıtsal çeşme

Anıtsal çeşme

Forumun güneydoğu kısmında: anıtsal bir çeşme bulunuyor.

Bizans bazilikası

Adada antik kentinin en büyük kilisesi. Vadinin batı kısmında. Kilise, burada eski bir yapının teras ve iç duvarlarından yararlanılarak, Bizans döneminde inşa edilmiştir.

Çarşı binası ve yönetici sarayı

Yoldan, şehir merkezine gittiğinizde, burada, yolun yan kısmında bir bina göze çarpıyor. Bu yapının bazı duvarları, hala dimdik ayakta. Bu yapı, muhtemelen şehir yöneticisinin sarayı.

Isparta Sütçüler Adada imparatorlar ve Aphrodite Tapınağı

İmparatorlar ve Aphrodite Tapınağı

MS 200-210 yıllara arasında yapılan tapınak, basit ve yuvarlak planlıdır. Çevresinde sütun sırası yoktur. Antik kentin içinden geçen Yeniköy yolu altında kalmıştır. Podiuma ait bloklar üzerinde bulunan yazıtta “Tanrı İmparatorlar ve Baba kenti için, kentin dostu, İmparatorlar kültünün Başrahibi, kurucu kentin oğlu ve halk meclisine 4 kez seçilmiş olan Tlamos oğlu Antiokhos, karısı Başrahibe, Hoplan kızı Anna ve oğulları, kentin dostları, Tlaomos ve Antiokhos ile beraber Aphrodite kült heykelini, tapınağı ve tapınağa ait süslemeleri ve kaplamaları adadılar ve diktiler” yazar.

Isparta Sütçüler Adada İmparatorlar ve Zeus-Serapis Tapınağı, B Tapınağı

 

İmparatorlar ve Zeus-Serapis Tapınağı-B Tapınağı

Yapıdan düşen taşlar olduğu gibi yerdedir. Tapınak korint tarzındadır. 4 sütunludur. Saçaklık seviyesine kadar ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Tapınağın ön kısmı yıkılmıştır, temel kalıntıları kalmıştır. Çıkışı sağlayan merdivenler tahrip olmuştur. Kornişler konsollu olup yıkılan bloklar orijinal yerlerinde durmaktadır.

Esas tapınak kısmının bütün duvarları çatıya kadar ayaktadır. İçeri girişi sağlayan kapının yan söveleri düşmüştür. Duvarların en altında, büyük olan temel taşları vardır. Sonra işlemeli alt taşlar ve üstünde blok taşlar 11 sıradır. Bir büyük, bir küçük dizilmiştir. En üstte, üç şeritli arşitrav vardır. Kornişler düşmüştür. Sütunlar çok kalın ve uzundur. Sütun çapı 60 cm ve uzunluğu 360 cm dir. Alt ve üstler kırıktır. Temel taş uzunluğu 142 cm, en altta 30 cm yüksekliktedir.

Tapınağın önünde, anıtsal sunak vardır. Arşitrav bloklarındaki yazıtların ilki, yapının 5-6 metre doğusundadır. Üç satır yazıt vardır. Yazılar üstten alta doğru küçülür. Diğeri tapınağın ön tarafından büyük sütunun altında kalmıştır. Üç satırdır.

Araştırmacı Sterret tarafından 1888 yılında kopya edilen yazıtta “Tanrı-İmparatorlar Zeus Megestos Serapis ve Baba kenti için onun karısı, Hoplan kızı, başrahibe Anna ve onların oğulları Tlaamos ve Antiokhos, tapınağı ve heykelleri, çevresindeki stoalar atölyeler ve bütün süslemeleriyle beraber adayarak dikti” yazar. Tapınak, Severuslar döneminde (MS 180-210) yılları arasında yapılmıştır.

Isparta Sütçüler Adada İmparator Traianus Tapınağı, C Tapınağğı

İmparator Traianus Tapınağı-C Tapınağı

İon tarzındadır. Tapınağın çatı ve yan duvarları, olduğu gibi içe yıkılmıştır. Batı duvarının ön kısmı, çatıya kadar ayakta kalabilmiştir. Tapınağın diğer günümüze ulaşan duvarları, 1-2 metre yüksekliktedir. Yapı gri kireç taşı bloklarından yapılmıştır. Bloklar düzgün kesilmiştir.

Yapının doğu kısmında, tapınağın ön kısmına kadar gelen bir blok taş döşemesi vardır. Tapınak dikdörtgen şeklinde, 15 x 11.20 metre ebatlarındadır. Antik şehir içindeki en büyük tapınaktır. Ön cephesinde 6 sütun vardır. Kaynaklara göre, imparator Traianus, MS 114 yılında, bazı Psidia kentlerini ziyaret etmiş ve tapınak bu ziyaret öncesinde ziyaret anısına yapılmıştır.

Isparta Sütçüler Adada İmparatorlar Tapınağı. A Tapınağı

İmparatorlar Tapınağı-A Tapınağı

Yapının taşları, yerde olduğu gibi durmaktadır. Tapınak İon tarzındadır. İkisi yanlarda, dördü önlerde olmak üzere toplam 6 sütun vardır. Yan duvarlar, saçaklık seviyesine kadar sağlamdır. Yan duvarların temeli: düz şerit, iyon sima, çukur profil, 4 iyon simadan oluşan temel taşları üzerine: 130 x 58 cm boyutlu ve 52 cm kalınlıkta duvar taşları 9 sıradır. En üsttekinin yüksekliği biraz azdır.

Temel yüksekliği 85 cm dir. Arka alınlığın yarısı sağlam durumdadır. Tapınağın ön cephesi, düzgün yontulmuş gri kireç taşındandır. 97 x 72 cm boyutlu, dikdörtgen çerçeveli bloklarla örülmüş kapı 7 sıradır. Temeli 42 cm yüksekliktedir. Kapı anıtsaldır. Kapı genişliği 3.5 metredir. Küçük kapı yoktur. Tapınağın önündeki sunak ve merdivenler toprak altındadır.

Arka çatısı üzerindeki elemanların yarısı durmaktadır. Tapınağın önünde sütunlu avludan, platformu kalmıştır.

Araştırmacı Sterret tarafından, 1888 yılında kopya edilen yazıtta “Tanrı imparatorların iki kez rahipliğini yapmış olan kurucu kentin oğlu, Probusluk yapmış Nikomakhos’un oğlu Theodoros, bu tapınağı Tanrı İmparatorlara ve kente, ksoanon ve heykelleriyle birlikte kendi parasıyla yaptırdı ve adadı” yazar.

Bu tapınağın Traianus Tapınağı gibi, Roma döneminde, MS 114 yılından önce yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu tapınağın en önemli özelliği: tam bitirilmemiş olan tapınağın doğu duvarında, antik dönem taş ustalarının nasıl çalıştıklarını ve ince işçiliği hangi aşamalardan geçirerek yaptıklarını gösteren izlerin bulunmasıdır.

 

Mezar Anıtı

Mausoleiom; ev görünüşünde anıtsal bir mezardır.

Isparta Sütçüler Adada Tiyatro
Isparta Sütçüler Adada Tiyatro

 

Tiyatro

Kent düzlüğünün batısında, tepe yamacına inşa edilmiştir. Sahne binası ve orkestra kısmı, toprak altındadır. Cavea (seyircilerin oturma yerleri)’nın uçları, kısmen görülmektedir. Tiyatronun kapasitesi, yaklaşık 3000 kişidir. Roma tarzında yapımına başlanmış olan tiyatro, hiçbir zaman bitirilememiş.

Oturma sıralarının, yalnızca 7 sırası tamamlandıktan sonra; toprağa gömülmüş. Sahne binası ise, hiçbir zaman yapılmamış. Bu tiyatro: Anadolu’daki antik tiyatrolar arasında: günümüze kadar en iyi korunmuş tiyatrolar arasında bulunuyor.

İyi korunmuş olmasının nedeni, sanırım hiçbir zaman bitirilememiş olması ve o dönemlerde, yani eski çağlarda toprağa gömülmüş olması nedeniyle, sağlam kalabilmiş. Böylece: yapı, 2000 yıl boyunca, doğa tarafından deprem ve diğer tüm doğal koşullardan korunarak günümüze kadar gelebilmiştir.

Uzun yıllar toprak altında kaldığından: diğer antik tiyatrolara nazaran açık renkli bir görüntüye sahiptir. Ancak ne var ki, kireç taşı beyazlığını korumuş olan bu taşların: bir süre sonra bu renklerinin bozulacağı kesin. Yani: koyu gri renklere bürüneceği kesin.

Isparta Sütçüler Adada Kral Yolu

Kral yolu

Kent; Caralis (Beyşehir) Gölünün batı kıyısını izleyerek Antiocheia (Yalvaç), Neapolis (Şarkikaraağaç), Tibririada (Aksu), Adada (Karabavlu) üzerinden Pednelissos (Kozan) ve Perge (Aksu) antik kentine uzanan antik yol üzerindedir.

Halk dilinde, kral yolu olarak adlandırılan, Anadolu’da eşi-benzeri olmayan, vadiden şehrin güneyine bağlanan bir antik yol. Bu yol: aşağıdan, dağın yamacına doğru kıvrılarak şehre ulaşıyor.

Yolun yapımında: yontulmuş dev taşlar kullanılmış. Bu taşlar o kadar büyük ki, bazıları yolun genişliğinde. Üzerinden, binlerce yıl geçmesine rağmen, taşların birçoğu yerinden oynamadan, günümüze ulaşmış. Dev granit bloklardan oluşan antik yolun, yaklaşık 500 metrelik bölümü, çok iyi durumdadır.

Bu taşların bulunduğu yol üzerinde, bir zamanlar: insanlar, hayvanlar, askerler, yük taşıyanlar. Buraları gezerken, bu ortamı yaşamanız lazım.

Isparta Sütçüler Adada Resmi Bina

Resmi Bina

Dikdörtgen planlıdır. MS 1’nci yüzyılda Roma döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Doğu duvarı ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Altta küçük üç pencere deliği vardır. Üstte, ortada bir pencere ve yanda daha büyük pencere (kapı da olabilir) vardır.

Bu duvarın iç kısım blokları düşmüştür. Bloklar düzgün kesilmiş gri kireç taşından yapılmıştır. Yapının diğer duvarları, yarıya kadar yıkılmıştır. Kuzey duvarında, batı duvara yakın bir yerde 1 metre genişlikte, 1.5 metre yükseklikte dikdörtgen bir giriş kapısı vardır.

Kuzey ve güneyde yapıya bitişik duvarlar uzanır. Bunların araları, dikdörtgen bölümlere ayrılmıştır. Dükkan olduğu tahmin edilen bu temeller, forum meydanına kadar uzanır.

Isparta Sütçüler Adada Haber Tanrısı Hermes ve Ay Tanrıçası Selene Kabartması

Haber Tanrısı Hermes ve Ay Tanrıçası Selene Kabartması

Burada: Dionysos ve Tykhe (Şans Tanrısı) adına: bir zamanlar, şölenler yapılıyormuş. Agorada: dört yanı bezeli bir yazıt var. Bu yazıtta: aşk falı bezenmiş, yılanlı sopası ile yol ve haber tanrısı Hermes, omuzlarında doğa boynuzlarıyla ay tanrıçası Selene kabartması var. Bunlar: diğer parçalarla birlikte, Isparta Müzesinde bulunuyor.

Genellikle: arkeolojik alanlarda, bu tür kabartmalara rastlanılmıyor. Bu antik kentte; daha önce söylediğim gibi, kentin sembolü olarak değerlendirilen “üç ayak kabartması-triskeles ” figürü var. Bu isim: kentte, Zeus’a verilen bir isim. Çünkü: Zeus’a her kentte ayrı isim verilerek tapınılıyormuş.

Isparta Sütçüler Zorzila Kalıntıları

ZORZİLA KALINTILARI

İlçe merkezine bağlı Kasımlar kasabasında, yolun batısında yaklaşık 5 km uzaklıkta ve kasabanın kuzeybatısında, Kurşunlu Tepesinin doğu eteğinde bulunan şehrin ismi bilinmemektedir. Kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla, küçük bir dağ kentidir. Kalıntılara yerel olarak “Zorzila Harabeleri” denilmektedir.

Kent, eğimli bir araziye oturmakta olup, kent üzerindeki yapıların yerleştirilmesi için teraslanmıştır. Kent, muhtemelen Roma döneminde kurulmuş olmalıdır. Kent üzerinde podyumlu bir yapı, doğu kenarı basamaklı bir toplantı alanı ve güneyinde bir yapı bulunur. Bu yapıların güneyinde eteği çevreleyen birçok yapı kalıntısı ve kuzeyde bir tapınak kalıntısı vardır.

Isparta Sütçüler Kocaköy Asarı Anıt Mezarı

KOCAKÖY ASARI ANIT MEZARI

Kesme kasabası 5 km kadar güneyindeki tepe üzerinde bulunan Kocaköy Asarının kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kuzey ve batısı, Köprüçay vadisiyle sınırlanmıştır. Şehrin ismi bilinmemektedir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre küçük bir dağ kentidir ve muhtemelen Hellenistik dönemde kurulmuş olmalıdır.

Örenyerinin doğusunda giriş kapısı kısmında Yunanca stilde bir yazıt bulunmaktadır. Kentin kesin çevresi, kısmen ayakta duran bir surla çevrilidir. Kent içindeki en önemli mimari yapı tamamen yıkılmış durumda olan prostylos planlı tapınaktır.

Ören yerinde ana kayaya oyulmuş dikdörtgen biçimli dört adet sarnıç ilginç birer mimari gösterir. Ören yerinin güneydoğusunda sur duvarına yaklaşık 500 metre uzaklıkta, yerel taş ve harçtan yapılmış, tonozlu 3 nefli yapı kompleksi vardır. Doğudaki nefin tahrip edilen arka duvarından içeriye girildiğinde, sağa ve sola doğru ilerleyen dehlizler görülmektedir.

Ören yerinin güneybatısında, sur duvarının dışındaki düzlükte, biri sağlam biri yıkık iki mezar anıtı vardır. Bunlar yöresel kireç taşından yapılmıştır. Kuzey-güney istikametindeki mezar anıtının podyumu doğal kayanın düzleştirilmesiyle oluşturulmuş birkaç basamak şeklindeki kaidenin üzerine oturmaktadır.

Alttan ve üstten silmelerle sınırlandırılmış podyum köşeleri, biraz çıkıntılı bırakılarak paye görünümü verilmiştir. Podyumun kuzey cephesinde 3 dikdörtgen taş sırasında, dört satırlık Yunanca bir kitabe vardır.

Mezar anıtları, kaideli olup üzerine İonik tapınak tarzında lahit mezarlar oturtulmuştur. Kapak kısa yüzlerinde Medusa kabartması vardır. Mezar anıtısın güney kısmı boydan boya tahrip edilmiştir.

Isparta Sütçüler Taşkapı Harabeleri

TAŞKAPI HARABELERİ

İlçe merkezinin güneybatısında, kuzey-güney uzantılı bir sırt üzerindedir. En yüksek noktası: 1024 metre yükseklikteki Asartepedir.

Taşkapı harabelerinin bulunduğu alan: 1500 metre uzunlukta ve 500 metre genişliktedir. Kuruluş tarihi hakkında kesin bilgi yoktur. Kentin girişinde bulunan, büyük blok taştan yapılmış giriş kapısı, halk arasında “Taşkapı” diye bilinir. Bu kapı, sur duvarlarıyla bütünlük gösterir. Sur duvarları: Hellenistik dönem özelliği gösterir.

Giriş yolu: ana kayaya oyulmuş basamaklarla düzenlenmiştir. Taşkapı olarak adlandırılan girişten sonra: geniş bir meydan bulunur. Bu meydandan sonra, yoğun maki bitki örtüsü alanı kaplamıştır. Yerleşim alanı içinde: ana kayaya oyulmuş, hatıl delikleri ile kendini belli eden mekanlar vardır.

Ayrıca yerleşimin en üst noktası olan Asartepe üzerinde Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait sur duvarları bulunmakta olup, bunlar burada bir iç kalenin varlığını gösterir. Alanda yoğun olarak bulunan seramikler: daha çok mutfak kabı özelliğinde Roma ve Bizans dönemine aittir.

 

ESKİ MEZARLIK

İlçe merkezine bağlı Sağrak köyünün kuzeyinde, Sağrak çeşmesi mevkiindedir. Mezarlık köyün kuruluş tarihiyle çağdaştır. Günümüzde de gömü yapılmaktadır. Mezarlığın güneyi orman arazisine komşudur. Batıya doğru eğimli bir arazi üzerindedir. Eski mezar taşları yöresel malzeme kullanılarak yapılmıştır. Özellikle mezarlığın kuzeyindeki ulu meşe ağaçları dikkat çeker.

Isparta Sütçüler Abla Pınarı Çeşmesi

 

ABLA PINARI ÇEŞMESİ

İlçe merkezine bağlı Boğazköy Aytaşı mevkiindedir. Eski Sütçüler-Isparta karayolu üzerinde, Boğazköy mezarlığının yaklaşık 50 metre kuzeydoğusundadır. Yöreye özgü olan köfke taşından yapılmıştır. Köfke taşından kırma çatılıdır. Tek cepheli ve haznesizdir. Cephesi sivri kemerli, sağır nişlidir. Kemer köşelerinde, bir tanesi bezemesizdir.

Diğerinde ise, kalkan kabartmalı Roma dönemi mimari parça devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. Nişin üzerinde çeşmenin 1952 yılında onarım gördüğüne ait yazıt vardır. Yöre halkı tarafından “üçtaş arası pınar kaynağı” olarak adlandırılan kaynak, çeşmeye kuzey cepheden bağlantılıdır.

 

KİLİSE KALINTISI

İlçe merkezine bağlı Çandır köyünde Kırcazeytin mahallesindedir. Yaklaşık 3 metre eninde, 7 metre boyunda, doğu-batı ekseninde, derinlemesine dikdörtgen, tek nefli ve apsisli, moloz taş ile yapılmış, küçük bir kilise kalıntısıdır. Ayakta kalan duvar yüksekliği 2 metredir ve 70 cm kalınlığındadır. Apsis kıvrımına yaklaşık yarım metre mesafede, kuzey ve güney duvarla birer pencere açıklığı ile yine kuzey ve güney duvarlarının batı duvarı köşesine yakın karşılıklı birer adet mazgal açıklığı bulunmaktadır.

Isparta Sütçüler Sığırlık Kalesi, 1

 

SIĞIRLIK KALESİ 1

İlçe merkezine bağlı Sığırlık Asar mahallesindedir. Yüksek bir tepe üzerinde, kuzey yamaçta kurulmuştur. Dikdörtgen planlıdır. Köşelerde birer kule vardır. Kalenin aşağı tarafında barınma üniteleri yıkılmış, sadece sur duvarları kalmıştır. Erken Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilen kalenin geçiş yolu üzerinde koruma amaçlı kullanıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça sağlam olup tamamına yakını korunarak günümüze ulaşmıştır.

Isparta Sütçüler Sığırlık Kalesi.2

SIĞIRLIK KALESİ-2

İlçe merkezine bağlı Sığırlık ve Çandır köyü arasında, karayolu ortasında, bir tepe üzerindedir. Doğu-batı yönünde uzanan kalenin, Erken Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Moloz taş ve harç kullanılmıştır. Doğu, güney ve batıda birer giriş kapısı vardır. Sur duvarları sağlamdır. Doğu duvarında üç pencere açıklığı bir kilise varlığını düşündürür. Bu yapının altında sarnıç vardır. Kalenin orta bölümünde bazı bina temelleri görünür. Köşelerde birer kule yer alır.

Isparta Sütçüler Sülüklü Tepe Kalesi
Isparta Sütçüler Sülüklü Tepe Kalesi

 

SÜLÜKLÜ TEPE KALESİ

İlçe merkezine bağlı Yeşilyurt (Sülüklü göl) mevkiinde vadiyi kuzeyden çevreleyen doğal tepe üzerinde doğu batı yönünde uzanır. Yaklaşık yüksekliği 1 ile 4 metre arasında değişir. Tepenin düzlük kısmında yuvarlak pencereler bina kalıntıları iç kalenin kalıntılarıdır. Kaleye güney taraftan Roma dönemine ait, bugün izleri kalan bir merdivenle çıkılır.

Kaleye dikdörtgen söveleri kalmış bir kapı girişinden girilir. Duvarlar gri renkli, moloz taş ve horasan denilen harçla yapılmıştır. Define arayıcıları ve bazı ağaçlar tarafından duvarlar tahrip edilmiştir. Yapı tekniği ve harçtan Roma döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Sülüklü göl vadisinin batısına ve kuzey doğusunda yer alan boğazları birer sur duvarı kapatır. Altta büyük blok taşlar üstte küçük moloz taşlar vardır. Yükseklikleri yaklaşık 1 ve 2 metre arasında değişir. Batı sur duvarının kuzeyinde vadinin içlerine kadar giden bir yol bulunur.

Isparta Sütçüler Aşağı Yaylabel Kaya Kiliseleri

AŞAĞI YAYLABEL KAYA KİLİSELERİ

İlçe merkezine bağlı Aşağı Yaylabel köyü Sarıkök mahallesine yaklaşık 5 km mesafede, Kesme’ye giden karayolunun yaklaşık 2 km doğusunda, Kilise Kayaları denilen yerdedir. Doğal kaya oyukları, içerisi sıvanarak tapınma mekanı olarak kullanılmıştır. Büyük kilise, yaklaşık 15 metre genişlikte ve 10 metre derinliktedir.

Doğu-batı aksında olan mekan, doğuya doğru daralarak ilerlemektedir. Daha önce yan duvarları ve üst örtüsü tamamen fresklerle kaplı olduğu anlaşılan kaya kilisenin, günümüze sadece kuzey duvarında Meryem ve kucağında çocuk İsa betimlemeli bir figür ile Gabriel olduğu tahmin edilen kanatlı bir melek figürü vardır. Figürlerin çevresi giyoş motifli bordür ile çevrelenmiştir.

Giyoşlar içerisinde, kolları uçlara doğru genişleyen haçlar işlenmiştir. Fresklerde kırmızı, siyah, yeşil ve sarı boya kullanılmıştır. Küçük kilise: büyük kilisenin 20 metre kadar güneyinde, yaklaşık 3 metre genişliğinde ve 3 metre derinliğinde, yine doğuya doğru daralan, aynı amaçla kullanılmış ikinci bir kilise mekanı vardır.

Güney tavanında bulunan freskleri, gümümüze ulaşabilmiştir. İsa ve Havarilerin konu alındığı freskler oldukça yoğun tahrip edilmiştir. Tasvir edilen figürler ve konusu tahribat nedeniyle tam olarak anlaşılmaz. Freskler doğa ve insan tahribatı görmüştür. Her iki kaya kilisesi de muhtemelen Erken Hıristiyanlık döneminde ibadet yeri olarak kullanılmıştır.