Balkanlar gezisi

253 kişi okudu!

Değerli okurlarım, ülkemizde son yıllarda yaygın olan “Balkanlar Turu” na yakın bir zaman önce katıldım, gördüğüm ve yaşadıklarımı, bundan sonra bu tura katılan veya katılmayı düşünen okurlar için aşağıda yazıyorum. Umarım: sizlere yeterince bilgi verir, özellikle bu tura katılmak isteyenler son kısımdaki bilgileri dikkatle okumalıdırlar.

8 günlük bir tur, 7 gece 8 gün, ilk gece otobüste yolculukta geçiyor, sonrasında her gece ayrı bir otelde konaklanıyor.

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Otobüs saat: 14.00 da Kızılay dan hareket etti. Aynı gün akşamı, saat: 21.30 da İstanbul Kadıköy evlendirme dairesi önünden otobüse bindik. Otobüs İstanbul da Avrupa yakasında iki duraktan daha yolcularını alarak yoluna devam etti.

 

29 Temmuz 2018 Pazar

Saat: 01.00 gibi İspala gümrük kapısına ulaştık. Gümrük kapısının Türkiye tarafında bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada: muhteşem fazlalıkta ve oldukça zehirli olduğunu düşündüğüm sivrisinek istilası var. Bu sivrisinekler ısırdığında, bu ısırıklar yaklaşık 1 hafta boyunca canınızı yakar, bu yüzden mutlaka ve mutlaka İpsala sınır kapısına varmadan, kol ve bacaklarınızı kapatacak giysiler giyin ve hatta vücudunuzun açık yerlerine mutlaka sivrisinek ilacı sıkın. Yalnız, burada unutmamak gerekir ki, bu sivrisinekler sadece İpsala sınır kapısında değil, bunlar otobüse giriyor ve uzunca bir süre yolcuları rahatsız etmeye devam ediyor ve inanın, bir haftada ancak geçen ısırıkları var. Mutlaka önlem alın.

Yolculuğumuza devam ediyoruz ve saat: 05.00 gibi Kavala şehrinde Nea Kavala denen yere varıyoruz. Programa göre burada sabah kahvaltısı verilecek ama kahvaltının verileceği mekanı kişileri uyandırarak biz yapıyoruz ve zifiri karanlıkta kahvaltı alınıyor. (Umarım: tur programını yapanlar programı birkaç saat ileri alıp, bu durumu düzeltirler.)

Adından Kavala şehrinde panaromik fotoğraf molası deniliyor ama zifiri karanlık biraz geçince, görevli Kavala şehrinde, Mehmet Ali Paşa nın evinin bulunduğu rampaya yolcuları gezintiye götürüyor. Sabahın erken saatlerinde, sokaklarda sadece köpek sürüsü ve biz önde, köpekler arkada gezinti yapıyoruz. Ayrıca, Kavala şehrinde geceden kalma, alkolik gençler de garip garip bize bakıyorlar. Yani, muhteşem ilginç bir ortam ve ilginç bir gezi.

(Kavala şehri hakkında ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz.)

Sonrasında, Selanik şehrine hareket ediyoruz. Selanik şehrinde ilk durak, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ün evinin gezilmesi, ancak saat o kadar erken ki, Atatürk ün evi, saat 10.00 da açılacak ve biz, orada evin önünde yaklaşık yarım saat kadar bekliyoruz. Bu bekleme sırasında, hemen karşıda iki tane cafeterya var, ama bunlar yani buranın çalışanları o kadar nankör olmuş ki, inanılmaz, büyük kalabalık halinde bekleyen insanların tuvaleti kullanmasına izin vermiyorlar, sadece kafeterya müşterilerine kullandırıyorlar, yani tuvalet ihtiyacı için mutlaka para harcamanız gerekiyor, bu durum iki yönlü değerlendirilebilir, malüm tuvaletler kirleniyor ve bu insanlar temizlik için para alıyorlar diye düşünmek mümkün ancak orada bekleyen kalabalıkların süresi kısıtlı, yani kafeterya da birşeyler içmeye zaman yok, çünkü program hızla akıyor, neyse, bilginiz olsun açısından bunları anlatıyorum, tuvalet ihtiyacınızı, Atatürk evinin içindeki tuvaletten karşılayınız.

Atatürk evi ziyaretinden sonra, yine Selanik şehri içinde yürüyerek birkaç yer geziliyor. (Kordon boyu, beyaz kule, evet hepsi bu, sonra kısa bir (1 saat kadar) serbest zaman, ama günlerden Pazar olması nedeniyle, bütün dükkanlar kapalı, sadece sahilde yürüyerek zaman geçirebilirsiniz. Zaten Avrupa nın birçok yerinde Pazar günleri, dükkan ve mağazalar kapalıdır. Yani, tur programında Pazar günü nerede bulunduğunuz çok önemli.

(Selanik şehri hakkında ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz.)

Ardından: yine otobüse biniliyor ve Üsküp şehrine hareket ediliyor. Yunanistan sınır çıkışı ve Makedonya sınır girişi işlemlerinin ardından, Saat: 17.00 gibi Üsküp şehrine varılıyor. Şehirde yerel rehberle buluşuluyor ve yerel rehber maalesef pek ayrıntılı bilgiye sahip değil, ama yerel rehber kullanma zorunluluğu var.

İlginç bir şehir, özellikle bol miktarda heykel ve özellikle Büyük İskender in heykelinin bulunduğu alan hareketli ve gece güzel ışıklandırılmış. Burada fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz. Geceleme ve akşam yemeği: Üsküp şehrinde bir otelde.

 

30 Temmuz Pazartesi:

Üsküp şehrinde yapılan kahvaltının ardından, saat: 07.00’de otobüsle hareket ediliyor. Yani, bayağı erken bir saat, zaten tur boyunca sabah saat 07.00 veya en geç 07.30 da yollara düşülüyor. Üsküp şehrinden çıkınca ilk durak Matka Kanyonu.

Matka kanyonu ilginç bir yer, ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz. Bir yürüyüş parkuru var, biraz rampa olsa da kesinlikle çekinmeyin ve bu yürüyüşü yapın, muhteşem güzellikler göreceksiniz, mutlaka kanyonda yürüyüş yapın.

Ardından yine otobüse biniliyor ve Tetova şehri, Struga şehri görülüyor. Bunlarla ilgili hatırı sayılır bir özellik yok. Sonrasında Ohrid şehrine varılıyor. Burası gayet güzel. (Ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede bulabilirsiniz.) Burada yine yerel rehber bize katılıyor ve öncesinde olduğu gibi bu da oldukça acemi ve sadece fon teşkil ediyor, yani var mı var.

Ohrid şehri, güzel ve küçük bir yer, en büyük özelliği göl kıyısında olması, kocaman bir göl var, bizim Van gölüne benziyor, oldukça büyük, sanki bir deniz gibi, insanlar kıyının bazı bölümlerinde göle giriyorlar, kıyıda güneşleniyorlar. Çarşısı oldukça ilginç, ancak burada özellikle dikkatinizi çekeceğim bir husus var. Ohrid de inci meşhur, buraya has bir inci türü, gölde yaşayan balık pullarından elde edilen bir inci türü, yani istiridye incisi değil. Bu inciden yapılmış birçok obje var ve bunlar genellikle bayanlara yönelik objeler.

Ancak, en önemli husus: size önerilen; hatta bunların gerçek inci sattıkları diğerlerinin bijuteri olduğuna inanmayın, hatta burada size ikram edilen bir bardak Türk çayının bedelinin satın alacağınız bir objenin bindirilmiş fiyatı ile sizden kat kat alınacağını da unutmayın.

İnci satış yerlerine gidin ama sakın alışveriş yapmayın, çünkü ilk önce buraya götürüleceksiniz, ardından serbest zamanda çevredeki aynı objeleri satan dükkanlarda üçte bir, hatta dörtte bir fiyat görünce oldukça üzüleceksiniz. İnci almayı düşünüyorsanız, serbest zamanda, birkaç dükkana sorarak almanızı öneririm, daha uygun fiyat bulacağınız kesin.

Evet inci faslı bittikten sonra, Ohrid gölünde tekne gezintisi yapılıyor. Güzel bir gezinti, kesinlikle katılın, bu şehre müstakil giderseniz de bu tekne gezintisini mutlaka yapın.

Şehir bir meydan ve buna açılan bir iki caddeden oluşuyor, hareketli, akşam da geç saate kadar hareketli ve kalabalık.

Akşam yemeği ve geceleme Ohrid şehrinde otelde. Unutmadan, bu gece Ohrid şehrinde akşam yemeğinde Makedon gecesi adı altında bir saçmalık daha var, 3 çocuk müzik çalıyor, 6 çocuk geleneksel kıyafetler içinde, pek de uyumlu olmayan bir tür halk oyunu oynuyorlar. Tabii son parça, ülkemize özgü bir parça oluyor ve isteyen misafirlerin katılımı sağlanıyor. İyi mi hayır, kötümü hayır, yarım saat süren ilginç bir gösteri. Çocuklar bir şeyler sunmaya çalışıyorlar.

 

31 Temmuz 2018 Salı:

Sabah Ohrid oteldeki kahvaltı sonrasında yine saat: 07.00 de yollara dökülüyoruz.

Bir süre Ohrid gölünün kıyısında, inişli çıkışlı ve virajlı yollarda ilerliyoruz, dar yollar aman dikkat. Ardından St Naum isimli, Kril alfabesini hazırlayan kutsal kişinin mezarının bulunduğu yere ulaşılıyor. Buradan göl manzarası muhteşem, tavus kuşları ortalıkta dolaşıyor, her yer yemyeşil burayı gezin ama mezara girmeyin, çünkü kapıda bir görevli var, giriş paralı. Ardından, hemen aşağıda yani giriş kısmında, sol yanda su kaynaklarının bulunduğu yere sandallı geziler var. Burada yaşadığımız bir olayı anlatmak istiyorum. Sayın tur görevlisinin gösterdiği bir kişi, yarım saatlik bir tur için 2.5 euro istedi, bunun teknesine binmek için giderken, diğer sandalcılara da soralım dedik, onlar da aynı parayı istedi, ama ilk adam bunu görünce hiddetlendi ve yanına gittiğimizde “burası Türkiye değil, ……….. gibisinden küfürlü konuşma ve yine kötü bir el hareketi yaparak” eş ve çocukların huzurunda ortamı gerdi. Bir misafir neredeyse sandalcı ile kavga ediyordu, zor ayırdık. Neyse, daha fazla gerilmeden adamın yanından ayrıldık ve hemen yanda bulunan kafeteryanın içindeki sandalcılarla konuşarak onların sandalına bindik.  Sizlere de önerim, kafeteryanın içindeki sandalcıların sandalına binin ve su kaynaklarının bulunduğu bu alanı mutlaka gezin, kafeterya da tuvaleti ve wife yi kullanma şansınız olur, aynı para, daha anlayışlılar, kafeterya dışındakiler arsız olmuş.

Evet, su kaynaklarının çıktığı yer muhteşem güzel, bu güzelliği mutlaka yaşayın.

Ardından yine otobüse biniyoruz ve Makedonya sınır çıkışı, Arnavutluk sınır girişi ardından, Tiran şehrine varıyoruz. (Tiran şehrine ait ayrıntılı yazıyı yine bu sitede bulabilirsiniz.) Tiran şehrinde sayın tur görevlisi, şehir meydanında yarım saatlik bir gezintinin ardından, tekrar otobüslere bindiriliyoruz ve İşkodra şehrine geçiyoruz. Yani: internette okuduğum kadarıyla Tiran şehri hani çok güzel olmasa da görülebilecek birkaç yeri olmasına rağmen, aşırı sıcak hava nedeniyle tur görevlisi de, kafiledeki insanlar da bu şehri gezmekten imtina ediyorlar.

Burası küçük bir yer, merak edenler ayrıntılı yazıyı yine bu sitede bulabilirler.

Geceleme, akşam yemeği İşkodra şehrindeki otelde. İlginç bir otelde kalıyoruz, otelde asansör yok, giriş 15-20 basamak merdivenli ancak otel görevlileri bavulları odalara kadar taşıyorlar, yaşlı insanlar, ama başka çare yok. Eskice bir otelde hani bir gece idare edelim diye düşünerek kalıyoruz.

 

1 Ağustos 2018 Çarşamba:

Bugünün en büyük özelliği: sabah Arnavutluk ve Karadağ, akşam üstü Hırvatistan yani bir günde 3 ülke görülüyor. Aynı zamanda sınır geçişleri var, çok aşırı yoğun bir gün, ama göreceğiniz güzel doğa yorgunluğu unutturuyor.

Sabah yine otelde kahvaltı ve ardından saat: 07.00 de hareket ediyoruz.

Arnavutluk sınır çıkışı-Karadağ (Montanegro) sınır girişi derken, bugün oldukça kalabalık, trafiği felç ama tam bir cennet köşesi yerler geziliyor. Adriyatik denizi kıyısında St Stefan adasının uzaktan görülmesi, Kotor şehrinin panaromik turu derken bu cennet köşesi güzellikteki ama oldukça kalabalık ve trafiği felç olan yerlerden çıkıyoruz ve Karadağ sınır çıkışı-Hırvatistan sınır girişi derken Dubrovnik şehrine varıyoruz. Buralar çok güzel, ama çok kalabalık, trafik yoğun, yollar dar ve virajlı, ayrıntılı bilgi isteyenler, yine bu sitede bulabilirler.

Ardından, geceleme Dubrovnik yakınlarındaki bir şehirde (Trebinje) otelde yapılıyor. Sanırım fiyat nedeniyle, Dubrovnik içinde konaklama yapılmıyor. Neyse, akşam yemeği ve geceleme otelde.

 

2 Ağustos 2018 Perşembe:

Trebinje şehrinde otelde kahvaltının ardından, yine saat 07.00 de otobüse biniyoruz ve Mostar şehrine doğru hareket ediyoruz. Bu arada yol üzerinde Poticel denen bir Osmanlı mimarisinin hakim olduğu köy gezisi var, boşa geçen zaman, hiçbir özelliği yok.

Ardından yine yol üzerinde Balagay tekkesi denen bir yer geziliyor. Burası: yine doğal bir su kaynağı (kayaların içindeki mağaradan çıkan su kaynağı) yanında bir tekke, aslında tekkenin içine girmedik, uzaktan görün yeter, su kaynağının çevresini gezin, kayaların içinden çıktığı yere kadar yürümek mümkün, tam bir doğal güzellik, burayı atlamayın gezin, sadece inişteki rampa, çıkışta biraz zorlayabilir, yani yürümekten kaçınanlar aşağıya inmesin.

Sonra yine otobüslere biniliyor ve Mostar şehrine ulaşılıyor. Şehir gayet güzel ama aşırı kalabalık, özellikle köprü muhteşem, önce köprünün alt kısmında köprünün görüldüğü yere gidin, sonra köprünün üstüne çıkın, köprüden atlayan gençler görülebilir, ama tam bir para cambazı olmuşlar, aşağıda kendilerini seyredenlerden kişi başı 1 euro para topluyorlar, sonra köprünün üstüne çıkın, karşıya geçin, bir süre yürüyün, her taraf hediyelik eşya satan dükkanlarla dolu, aşırı kalabalık ama burası balkan gezisinin en ilgi çeken yeri, mutlaka görmelisiniz. Mostar şehrine ait ayrıntılı gezi yazısı yine bu sitede bulabilirsiniz.

Mostar şehrinden sonra yine otobüse biniyoruz ve Saraybosna şehrine gidiyoruz. Geceleme ve akşam yemeği buradaki otelde, ilginç bir yer, fazla büyük değil, zaten yorgunluktan bitap düşeceksiniz.

 

3 Ağustos 2018 Cuma:

Saraybosna şehrindeki kahvaltının ardından, yine saat 07.00 de yolculuk başlıyor. Uzunca bir yolculuk ve sınır çıkış ve girişinden sonra Belgrat şehrine varıyoruz.

Öncelikle şehirde kale denen bölgede kısa bir yürüyüş yapılıyor, Tuna ve Sava nehrinin muhteşem manzarasına kapılan misafirler, yörenin ayrıntısını umursamıyorlar. Şehir, oldukça büyük bir yer ama maalesef gezmek, şehri keşfetmek ne mümkün, oldukça kısa süreli serbest zamanlar (en fazla 2 saat) da ne yapılabilir, ana bölgelerde gezinmeye çalışıyorsunuz, sadece tur görevlisi tarafından bırakıldığınız yörede gezebiliyorsunuz.

Belgrad şehrindeki en ilginç aktivite, tekne gezintisi, Tuna ve Sava nehirleri üzerindeki bu gezinti gerçekten güzel, mutlaka katılın, müstakil gidenler için 8 ile 10 euro arasındaki bu tekne gezintisine mutlaka katılmanızı öneririm.

Gece konaklama Belgrad şehrindeki otelde, ama otel şehir merkezine uzak olduğundan cansız bir gece geçiriliyor. Otelin bulunduğu yer, ılıca mevkii ama biz bir ılıca ortamı göremedik, sadece bolca Arap tatilci vardı.

 

4 Ağustos 2018 Cumartesi:

Belgrad şehrinde otelde kahvaltının ardından yine sınır çıkışı ve sınır girişi yapılıyor ve uzunca bir yolculuktan sonra Sofya şehrin ulaşılıyor.

Bu yol, gurbetçilerimizin ülkeye geliş ve gidiş yolu, bu yüzden oldukça kalabalık, trafik çok yoğun. Yol üzerinde öğle yemeği için bir yerde mola verildi, tam bir Tır kamyon park yeri, ama sanırım buraya Tır şöförleri de girmez, bir Türk tarafından işletilen bu restoranda ne menü var, ne de yemekler üzerinde fiyatlar var, kasaya geldiğinizde muhteşem rakamlarla karşılaşıyorsunuz, (bir çorba 3 euro, gerisini siz düşünün), neden diye sorduğumuzda mazeret daha da ilginç “ülkeye dönen gurbetçiler için yüksek fiyatlar mış” Hayır, bu saçmalığı kabul etmiyorum, özellikle bir Türk restoranında, gurbetçilere yönelik bu tür fahiş fiyatları kabul etmiyorum. Ayrıca: yine burada tuvalet paralı, eğer içeride bir şeyler yeyip fiş getirirsen tuvalet parasız, hem de saçmalığın ötesi, erkek tarafı ücretsiz bayan tarafı ücretli, saçmalık üst düzeyde.

Evet Sofya, sakin bir şehir, sokaklarda insanlar az, aşırı bir trafik kalabalığı yok, panaromik tur, birkaç yer görülüyor ve ardından otele geçiliyor. Banya camisi denen yerin yakınında bir süpermarkette uygun fiyatlar olduğunu duymuştum, büyük bir heves ve heyecanla oraya gidiyoruz, ve topluca bir hüsran. Arkadaşlar, bu markette fiyatlar yani öyle aşırı ucuz değil ama nispeten uygun sayılabilir, bir şeyler alıp kasa sırasını giriyorsunuz. Sıranız geliyor, kasa görevlisi ne kredi kartı ne de Euro veya dolar almıyor, aldıklarınızı geri bırakıyor ve çıkıp gidiyorsunuz ve keşke tur görevlisi bunu bize söyleseydi diye hayıflanıyorsunuz.

Evet, önemli bir not ve hatırlatma, Bulgaristan şehirlerinde yani tüm Bulgaristan ülkesinde: Euro, dolar asla geçmiyor, ve hatta bazı yaşlılar örneğin tuvalet kapısında bekleyen yaşlılar Euro parasını bile tanıyorlar, Leva vermezseniz, tuvalete bile sokmuyorlar, alışveriş yerlerinin bazılarında kredi kartı geçiyor ama önce kredi kartı geçmiyor diye yalan söylüyorlar, yani buradan alışveriş yapmak istiyorsanız mutlaka para bozdurmalısınız, ama unutmayın cebinizde kalacak Leva ların başka yerde geçerliliği yok. Çok ilginç, Avrupa Birliği üyesi bir ülkede Euro geçmemesi gerçekten ilginç,

Evet, akşam yemeği ve konaklama, tur boyunca gördüğümüz en güzel bir otelde yapıldı. Novotel denen bu otelin hemen yanında bir AVM var, saat 22.00 ye kadar açık, orada gezebilirsiniz. Otel oldukça lüks, gecelik fiyatının müstakil ziyaretçiler için 30 euro civarında olduğunu öğrendim.

Sofya hakkında ayrıntılı gezi yazısını yine bu sitede bulabilirsiniz.

 

5 Ağustos 2018 Pazar:

Sabahın erken saatlerinde saat 07.00 gibi otelden çıkıyoruz. Çünkü, yolumuz uzun, sınır geçişleri zaman alabilir ve hatta İstanbul girişinde, bugün Pazar olduğu için yazlıkçıların dönüş kuyruğuna denk gelebiliriz, yani çıkıyoruz yola, sonumuz hayrola gibisinden bir umut.

Bu arada yol üzerinde Filibe denen bir şehir gezilecek ama günlerden Pazar sabahın erken saati, sokaklarda çöpçüler var, dükkanlar kapalı, kısa bir yürüyüş ve ardından yine otobüse biniyoruz.

Bulgar sınırına varmadan, Türkiye’deki bazı arkadaşlarımın önerileri vardı, fiyatların çok ucuz olması nedeniyle kaşar peyniri, konserve et yani kavurma alın diye, sayın rehberimizin söylediğine göre: sınıra varmadan yol kenarındaki “M……… yeri” olarak adlandırılan bu mekanda, bandrolsüz oldukça ucuz fiyata içki satılıyormuş ve Bulgar polisi buradan alışveriş yapılmasını uygun bulmuyormuş, giremedik, yorum yapamıyorum, bence siz deneyin, girin, ucuz ise neden değerlendirmeyelim.

Neyse: Bulgar sınırı çıkış ve Türkiye sınırı giriş, tabii burada en büyük özellik, kafile bol miktarda alış veriş yaptı, hatta birçok kişi içki satın aldı, ama malüm ülkemize sınırdan içki sokmak için belli kurallar var, bu konuda yorum yapmak istemiyorum, elbette gümrük kurallarına uymak gerekir, gümrükte araçtan iniyoruz. Gümrük polisine pasaport damgalatıyoruz, sonra yine yürüyerek “x ray” cihazından geçiyoruz, bazen polis, otobüsteki bavulları da cihazdan geçirtiyor. Yani, bu konuda ayrıntılı ve somut bilgi vermek istemiyorum, çünkü kesin olan bir şey yok, tamamen gerek gümrük polisi ve gerekse gümrük görevlisinin inisiyatifinde bir olay, isterse hiç bakmaz, isterse bakar, ve hatta tüm otobüsü “x ray” cihazına sokup arayabilir.

 

Sonuç:

Büyük bir merak, heves ve arzu ile çıkılan BALKAN TURU, kısa sürede 8 ülke göreceksiniz, ama gitmeden, tura başlamadan nelerle karşılaşacağımızı, neler göreceğinizi, sıkıntıların neler olacağını bilmenizde yarar var. Ben bu tura katılan birisi olarak: size bazı önerilerde bulunurken, elbette bazı tenkitler de yapıyorum, ama benim için önemli olan okurlar yani sizlersiniz. Çünkü, siz okurlar, bu tur için, turun güzel geçmesi için, güzel hizmet almak için ilgili firmaya para ödüyorsunuz ve ödediğiniz paranın karşılığını almak en doğal hakkınız. Unutmayın, TENKİT VARSA, DEMEK Kİ EKSİK BİR ŞEYLER VAR.

1-Tur boyunca göreceğiniz yerlerle ilgili ayrıntılı gezi yazılarını, yine bu sitede bulabilirsiniz. Burada, tur hakkında genel bilgiler vermek istedim.

2-Tur boyunca, Ankara çıkış ve dönüş, yaklaşık 3500 km yol yapılıyor. Kazasız belasız bu kadar yolun bitirilmesi gerçekten kolay değil. Gerek şöförün dikkati ve gerekse vücudunuzun özellikle bacaklarınızın bu uzun yolculuklara dayanabilmesi, şişmemesi için hazır olmanız veya bu sıkıntılara hazır olmanız gerek. Bu yüzden, özellikle uzun otobüs yolculukları için rahat kıyafetler ve rahat ayakkabılar giyin, otobüste terlik kullanın, gezintilerde güneş için şapka ve güneş gözlüklerinizi unutmayın. Yağmur için mutlaka şemsiye bulundurun. Sivrisinekler için yanınıza mutlaka sivrisinek kovucu sprey ve sivrisinek ısırıkları için uygun krem bulundurun.

3-Her ülkeye geçişte sınırlarda bir çıkış-bir giriş için bazen yarım saat bazen 2 ve hatta 3 saat beklemek gerekebiliyor. Bu sınır geçişleri tam bir ızdırap, her seferinde bir aksilik çıkar mı acaba diye düşünmemek elde değil, yani her geçiş gerek zaman ve gerekse psikolojik olarak tam bir sıkıntı, önünüzde 1-2 otobüs varsa, bekleyeceğiniz zaman, bazen saatlerce sürüyor. Sinirlere hakim olmak şart. Bazı gümrüklerde, tur görevlisi pasaportları topluyor ve götürüp topluca damgalıyor, bazı gümrüklerde ise, polis, otobüs içine giriyor, tek tek pasaportları topluyor ve kendisi gidip damgalayıp getiriyor. Bazı gümrüklerde ise, özellikle ülkemizin gümrük giriş ve çıkışında, ellerimizde pasaportlar otobüsten inip, gümrük polisi önünden ve çıkışta “x ray” cihazından tek tek geçiyoruz.

4-Sabah çok erken saatlerde kalkacaksınız, yollara düşeceksiniz ve bazen saatlerce otobüs içinde kalacaksınız, yani yan koltuk boşsa biraz rahat edebilirsiniz, ancak dolu olduğunda yorgunluk, uykusuzluk kesin, bunun yanında program yoğun olduğundan hızlı ve uzun yürüyüşlere ve özellikle sıcak veya yağmurlu havada uzun ama sıkıntılı yürüyüşlere hazırlıklı olun. Tüm bunlar büyükler için zor ancak özellikle geziye çocuklarıyla katılmayı düşünenlerin iyice düşünmesini öneririm, uzun yolculuklar çocukların sıkılmasına sebep oluyor.

5-Balkanlarda meşhur köfte menüsünün ismi “Kebap” olarak geçiyor, bizim İnegöl köfteye benzer bir köfteleri var, lezzetli, porsiyon oldukça büyük, bence deneyin. Yanında bir adet közlenmiş acı biber ve doğranmış soğan getiriyorlar. Yine bir tür “Boşnak köftesi” denen oldukça büyük boyutlu, hamburger köftesi benzer bir köfte var. Bu pek lezzetli sayılmaz. Tatlı derseniz, burada triliçe ve sütlaç meşhur ama sadece bir yerde yediğim triliçe güzeldi, o da bir benzin istasyonu, birkaç yerde yediğim sütlaç rezaletti, yani bir yer öneremeyeceğim, Ama balkan gezisinde tek bir önerim, yolda kuzu çevirme yapılan bir yer var, oraya mutlaka girin ve kuzu çevirme yemelisiniz, muhteşem bir lezzet, uygun fiyat (300 gram hiç kemiksiz kuzu eti, 11 euro) mutlaka deneyin.

Bu arada, kalacağınız otellerde, kahvaltı düzeni hakkında bilgi vermek istiyorum. Kahvaltıda, genellikle: beyaz peynir, kaşar peyniri, domates, salatalık, haşlanmış yumurta, zeytin bulmak mümkün. Sosis, jambon, salam gibi ürünlerin domuz eti olma olasılığı yüksektir.

6-Özellikle öğle yemeklerinde ve diğer mola zamanlarında, kafileler saçma sapan yerlere (öğle yemeği için tır parkındaki bir rezil ve hijyen olmayan restoranlara veya fiyatların uçuk yani yüksek olduğu yerlere) sokuluyor. Bu yüzden, kesinlikle ve kesinlikle, bir restoran veya kafeterya da, fiyatı görmeden, menü görmeden sakın bir şeyler almayın ve yemeyin, aksi halde kasaya ulaştığınızda, aşırı ve uçuk hesaplar ödemek zorunda kalırsınız. Gerek fiyatlar ve gerekse hijyen yani temizlik tam bir felaket.

7-Her gece ayrı bir otel, sabah bavulu topla, gece tekrar aç, bayağı yorucu olduğu kesin, ayrıca otellerin her biri farklı, bazıları oldukça eski, odalar küçük, özellikle bazılarında asansör olmaması felaket, merdivenli oteller var, otelin resepsiyonuna ulaşmak için 15-20 basamak merdiven çıkmanız gerekiyor, kendiniz çıkarsınız da ya bavullar? Sadece bir otelde, görevli oldukça yaşlı kişiler bavulları oda kapısına kadar taşıdı, bir otelde de kendimiz taşıdık, zordu.

8-Tur görevlisi, yani rehber çok önemli. O kadar çok yerler gezeceksiniz ki, belki bir çoğu hatırınızda kalmayacak ama bunun en büyük sebebi, rehberinizi gerekli donanıma sahip olup olmamasıdır. İyi bir rehber gezip gördüğümüz yerler hakkında size gayet güzel bilgiler verir ve siz oraları asla unutmazsınız, ama üstün körü verilecek bilgiler, bir tarih dersi niteliğindeki bilgiler insanların konsantrasyonunu sağlayamıyor ve anlatılanlar hatırda kalmıyor. Örnek: “Burası Banya camisi” deniyor, bu kadar. Öte yandan: bu cami ne zaman yapılmış, kim yaptırmış, mimari ve diğer özellikleri nelerdir, yok. Birçok yerde alınan yerel rehberler ise, tam bir şenlik, hani derler ya, figüran, birçoğu zayıf, hatta bizim rehberimizin anlatmasını ısrarla rica ediyorlar. Halbuki kendi yaşadıkları yerler geziliyor.

9-Balkanlar turunun en fedakar insanları şöförleri, inanın saatlerce araç kullanıyorlar ve inanın defalarda kaza riski yaşanıyor. Bu yüzden: mutlaka iki sürücülü turları tercih ediniz, yoksa bir sürücü gerçekten zor.

10-Sonuç: hani klasik bir soru vardır “Tekrar gidermisin?” Ben bu soruya net bir yanıt verebilirim. “Hayır” Gerçekten zor bir yolculuk, görülen yerlerin çok küçük bir kısmı, özellikle Adriyatik denizi kıyıları ve Ohrid gölü oldukça güzel ve ilginç, ancak program o kadar yoğun ki, birçok yerde yeterli zaman yok, koşturmak, kısa süreli geziler ve hatta bazen çok uzaktan panaromik manzarayı izlemek zorunda kalacaksınız. Elbette bu durum, programın yoğun olmasından kaynaklanıyor, unutmayın sonuçta 7 gece 8 günlük bir sürede, 8 ülke göreceksiniz, Katıldığım turda, bizleri çok uzaklara götürüp, sağ salim evimize dönmemizi sağlayan kaptanımıza ve yoğun bilgileriyle bizleri bilgilendiren tur görevlimize yani rehberimize gıyaplarında teşekkür ediyorum.

Hepinize iyi tatiller.

 

Almanya Friedrichshafen

446 kişi okudu!

lakeside prom.1

Konstanz gölünün kuzey sahilinde bir Alman şehridir. Baden Württemberg eyaletinde 14 merkezden biridir.

Evet: ben sizlere bu şehri anlatmaya başlamadan önce şunu bilmenizi isterim. Eğer tur ile buraya gittiyseniz: bu şehri sadece gece karanlığında veya sabahın erken saatlerinde yani yine karanlıkta görebilirsiniz. Çünkü: hani “Alplerin gölgesinde 5 ülke” deniyor ya, burası gerçekten Alplerin gölgesinde ama gölge değil karanlıkta göreceğiniz bir yerdir. Öte yandan, burada bir gece kalıyorsunuz ve hani 5 ülkeden biri (Almanya) çetelenize, bir ülke görmüş olarak işleniyor ama görmeden o başka. Neyse: eğer müstakil giderseniz, burası gerçekten göl kıyısında güzel bir yer, umarım zamanınız olur, burayı gezin, güzel yerleri var.

zeplin.1

ZEPLİN:

Bu şehrin en büyük özelliği “zeplin” dir. İlk zeplin uçağı 2 Temmuz 1900 tarihinde kalkmaya başlamış ve Friedrichshafen şehrinde yeni bir dönem başlamıştır. Dünyada ilk zeplin, 1900 yılında burada Graf Von Zepplin tarafından uçurulmuştur.

İlk uçan devlerden, 100 yıl sonra Zeppelin dönemi, 2001 yılından bu yana Konstanz Gölünde seyir halinde devam ediyor. Günümüzde uçun süresi 2 saat olan 13 farklı Zeeplin güzergahı bulunuyor. Alpler boyunca, kasana ve kültürel peyzajlar üzerinde uçuş macerası yaşamak mümkündür. Geniş panaromik pencereler ve her koltuktan etkileyici görüntü sunar.

zeplin.2

ZEPLİN MÜZESİ;

Tarihi liman istasyonu binasındadır. Müze: uçuş geçmişi, inşaat ve seyahatler konusunda dünyanın en büyük koleksiyonunu sunmaktadır. Ayrıca: orijinal boyutlarında Hindenburg’un 33 metre uzunluğunda yeniden yapılandırılmış örneğini görebilirsiniz. Otantik olarak monte edilen yolcu odaları, o dönemde insanların nasıl seyahat ettiğini gösterir. Zeplin Müzesinin iki katının tamamı Zeplin tarihinin ve teknolojisinin farklı yönlerine ayrılmıştır. Daimi sergiye ilaveten burada geçici sergilerde düzenlenir. Son bir not: bu müze, Ortaçağdan günümüze kadar bu bölgedeki tablolara ev sahipliği yapmaktadır.

zeplin hangarı.1   zeplin hangarı.2

ZEPLİN HANGARI:

Müzenin hemen arkasında (Liman istasyonun) dır. Burada Zeplin NT nin yapımı hakkında her şeyi öğrenmek mümkündür. Giriş ücreti 12 Eurodur.

dornier museum.1

DORNİER MUSEUM:

Burası bir tarih müzesidir. Friedrichshafen havaalanında bulunan bu müzede, havacılık ve uzay tarihinin 100 yılı sergileniyor. Sıra dışı mimarisi, 12 orijinal uçak, bir orijinal helikopter ve uzay yolculuğundan 7 tam boyut sergileri dahil olmak üzere 5000 metre karede, neredeyse 400 parçalık bir sergiye ev sahipliği yapılıyor. Görebilecekleriniz arasında: Luft Hansa AG, Dornier Merkur ya da efsanevi uçan bot Dornier Wall N25’in ilk yolcu uçakları gibi orijinal kopyalar vardır.

 

SCHULMUSEUM FRİEDRİCHSHAFEN:

Burayı ziyaret ederseniz, okulların nasıl geliştiğini, 1850-1900 ve 1930’larda nasıl göründüğünü görebilirsiniz. Eski eğitim belgesi, kalem kutuları, çantalar ve tatlılarla doldurulmuş büyük karton koniler gibi tarihi öğretim materyalleri, şirin sergilerde izleniyor. Örnek: öğrencilere disiplin ve itaat davranışlarını geliştirmek için: ahşap bir eşek üzerinde onları şımartarak veya üç taraflı bir odun parçası üzerinde diz çökmesini sağlayarak uygulamaları görebilirsiniz. Müzede taş tahtaya, yazı yazmayı deneyin.

saray kilisesi.1

SCHLOSSKİRCHE-SARAY KİLİSESİ:

Konstanz gölünün kıyısında, iki kuleli bir kilisedir. Şehrin simgesidir. Kulelerin yüksekliği 55 metredir.

Muhteşem göl manzarasına sahiptir. Barok mimari özelliklerini yansıtır. Kumtaşından kilise, 1695-1701 yılları arasında Christian Thumb tarafından yapılmıştır. 1812 yılında kilise ibadet yeri haline geldi. 1944 yılında yapılan hava saldırısında kısmen tahrip oldu ve 1947-1951 yılları arasında restore edildi ve kilise bir kez daha ibadete açıldı. İç mekana girerseniz Wessobrun okulu sanatçıları tarafından yapılan iç sıvaların güzelliğini görebilirsiniz.

saray.1

SCHLOSS-PALACE-SARAY:

Burası: 1654 yılında Weedartenlı Benedika keşişlerinin manastırı olarak Michael Beer tarafından inşa edilmiştir. 1802 yılında manastır olarak statüsünü kaybeder. 1806 yılında o zamanlar Württemberg krallığı tarafından devralınır. 1823-1830 yılları arasında, Cheteau kraliyet mimarı Giovanni Salucci tarafından, Württemberg kralı Wilhelm için bir kraliyet yaz ikametgahına dönüştürüldü. Manastırın oldukça monoton olan güney kanadı uyarlandı ve binaya bir saraydaki aura ile merkeze iki katlı bir balkon eklendi. Batı kanadında kraliyet özel odaları ve topluluk odaları, doğu kanadında ise konuk odaları bulunuyor.

1944 hava saldırılarında, yangın bombaları nedeniyle bina ağır hasar aldı. Kanatların üçü, zeminin tonozları ve dış taş duvarlar yakıldı. Komşu binalar bile moloz haline geldi. 1948-1949 yıllarında acil bir tavan yapıldı ve binanın yıkılması engellendi. 1951-1965 yılları arasında ise tarihi mimari düzenlemelere uygun olarak restore edildi. Güney kanat yeniden inşa edildi, geri kalan üç kanat 1958 yılında kaldırıldı.

Günümüzde batı kanadı ve eski ikametgahın güney kanadı: dük ailesi tarafından ikametgah olarak kullanılıyor. Yönetim, doğa kanadına yerleştirildi. Evet günümüzde saray Württemberg Dükü Friedrich’in ikametgahıdır ve ziyarete kapalıdır.

lakeside prom.1

LAKESİDE PROMENADE:

Burası, şehirde, Konstanz gölünün en uzun ve en güzel gezinti yerlerinden birisidir. Rotach nehri ağzından Chateau’ya kadar gölün ve Alplerin muhteşem manzarası izlenir. Buradaki liman alanında sayısız güzel kafe bulunuyor. Bu liman alanı, aynı zamanda gemilerin Konstanz gölündeki tüm önemli yerlere giden yolcuları aldıkları feribot hattı limanıdır. Zeplin müzesi de buradadır. Ayrıca iskelede 22 metre yüksekliğinde bir kule bulunuyor.

boat of sound.1

BOAT OF SOUND:

Sanatçı Helmut Lutz tarafından 2000 yılında inşa edilen “Klangschiff” adı verilen bu sanat eseri, Konstanz gölü kıyısındadır. Çelik ve ahşaptan yapılan geminin boyu 40 metredir. Gemi, Balkan savaşında, bir barış elçisi olarak inşa edilmiştir. Doğu Avrupa ile dayanışmayı temsil eder. Gemi: tüm Tuna nehrini gezerek: Beuron, Ulm, Passau, Linz, Viyana, Bratislava, Budapeşte ve son olarak Sırbistan sınırındaki Mohancs’da demirledi. Gemi: 2000 yılında “Avrupa ağlar” mesajı yazılarak Saraybosna’ya gönderildi. Uzun süren yolculuğun ardından, nihayet Kostanz gölüne demir attı. Günümüzde burada pek çok konser ve performans sergileniyor.

buchom çeşmesi.1

BUCHHORN FOUNTAİN:

Buchhom çeşmesi: şehrin en genç amblemlerinden birisidir. Adenauerplatz’daki kasabanın eski kısmının tam ortasında, belediyenin önündedir. Çeşme, heykeltıraşlar Barbera ve Gernot Rumpf tarafnıdan tasarlanmış ve inşa edilmiştir. 2001 yılında açılmıştır ve o zamandan beri özellikle çocukların ilgisini çeker. Çeşme: geçmişin ve şimdinin, geçmişin ve mitolojinin, sanat ve teknolojinin fantastik bir etkileşimini temsil eder. Fiskiye havzasının merkezinde, fırçalanmış çelik kaplamanın büyük yaprakları hafifçe yükselen bir kompozisyonla dizilmiş, stilize bir ağaç ve kayın duruyor. Soyutlanmış form ağacın kendisini, meyvesi olan beechnut ile birlikte akla getirir. Havzada belli bir açıyla uzanan boynuz, Friedrichshafen kasabasının orijinal adı olan “Buchhorn” (Beechorn) kelimesini oluşturmak için birleştirilir. Çeşmenin ek figürleri, şehrin sanayi gelişimini gösterir.

zeplin çeşmesi.1

ZEPPELİN FOUNTAİN-ZEPLİN ÇEŞMESİ:

Merkez tren istasyonuna yakındır. Şehre hayat veren havacılık endüstrisine, yerel halkın bir teşekkürü olarak yaptırılmıştır. 1909 yılında yaratılmış olan ana figür: savaş yıllarında tüm şehir bombalanırken mucizevi şekilde sağlam kalmıştır. Zeppelin çeşmesi, 2000 yılında orjinaline uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.

zeplin anıtı.1

ZEPPELİN MONUMENT-ZEPLİN ANITI:

Kasaba bahçelerinin ortasındadır. Basit fakat heybetli bronz sütun 13 metre yüksekliktedir. Anıt: Ferdinant Graf Zeppelin’in “Bir şeyler aramak için ona inanmak için yeterlidir, o zaman bir başarı olur” sözleriyle bezenmiştir. Anıt heykeltıraş Tomi Schneider Manzell (1911-1996) tarafından yapılmış ve 1985 yılında açılmıştır.

vieving tower.1

WİEWİNG TOWER ON THE PİER-GÖZLEM KULESİ:

2000 yılında kurulan, iskelede bulunan 22 metre yükseklikteki bu kuleden: kalenin kilisesi, bahçeler, arka planda muhteşem Konstanz gölünün panaromik manzarası izlenir. Gözlem kulesinin tasarımı, liman tren istasyonunun klasik mimari unsurlarına atıfta bulunur. Çelik merdivenler, ziyaretçileri kasaba ve gölün muhteşem manzarasına sahip, iki izleme platformuna yönlendiriyor. Daha yüksek platform, alt platform için bir çatı oluşturur. İki platformda toplam 100 kişi kapasite vardır.

house of media.1

HOUSE OF MEDİA-MEDYA EVİ:

Burası, Kostanz gölü kıyısındaki en görkemli binalardan birisidir. Dış cam cephe şeffaflığı ve açıklığı yansıtır. 1967 yılından beri bankalar tarafından kullanılan eski tuz depolama binası, 2002 yılından beri boş duruyordu. Bir proje gurubu tarafından planlar yapıldı ve bina kombine bir iş merkezi haline getirildi. Sonuç olarak, bina tamamen yeniden yapılandırıldı, temel duvarları orijinal formun geriye kalan tek unsurudur.

İki yıldan kısa süren inşaatın ardından, ilk şirketler 2006 yılı sonunda buraya geçmeye başladılar. Mart 2007 yılında şehir kütüphanesi buraya geçti. Yeni binada, yuvarlık çakıl şeklindeki etkinlik salonu “Der Kiesel” bulunur. Salonda: tiyatrolar ve konserler düzenlenir.

haldenberg şapel1.

HALDENBERG VE CHAPEL:

Önce Halbenberg denen yerden söz etmek istiyorum. Burası: 479 metre yükseklikte, geziler için çok sevilen bir yerdir. Burada çok sayıda yürüyüş yolu bulunuyor. Hava açık olduğunda, yürüyüşçüler görkemli bir manzara izleyerek yürüyebilirler. Kostanz gölü, Haldenberg’in eteğindeki ve Alplerin ihtişamlı bir manzarasını sunar.

Aıllıen’deki bu şapel, 1892 yılında marangoz olan Johann Heinzelmann tarafından planlanmış ve yaptırılmıştır. 1921 yılında şapel bulunduğu yerden kaldırıldı ve Haldenberg’de yeniden inşa edildi. Şapel 1996 yılında yenilenmiştir. Yapıda: Kurt Zöller’in “Stern im Lebensmeere” mozakiki görülmeye değerdir.

Lichtenstein Vaduz

318 kişi okudu!

kale.1Lichtenstein Prensliği: Orta Avrupa’da küçücük bir ülkedir. 160 km karelik yüzölçümü ile dünyanın 6’ncı en küçük ülkesidir.  İsviçre ve Avusturya arasındadır. Ulusal sınır: İsviçre ile 41.1 km ve Avusturya ile 34.9 km olmak üzere toplam 76 km. dir. Başkent “Vaduz” şehridir. Resmi dil Almancadır. Ancak Alemannik denen bir lehçe konuşulur. Nüfus 37.000 dir. Para birimi olarak: İsviçre Frangı ve Euro kullanılır. Ülkenin ana geçim kaynağı: kanıtlanmış mali uzmanlığa sahip bir ticaret merkezidir. Yani, ülkede finansal sistem oldukça büyüktür. Ayrıca 30 büyük şirket, yaklaşık 8000 kişi istihdam eder. 30 bin kişi ise, Lichtenştayn’da bulunan yabancı şirketlerde çalışır.

 

Lichestein isminin kaynağı ve Prensliğin kuruluşu:

Lichestein ismi, Lichestein Prensleri tarafından bölgeye verilmiştir. Princely House’un kökleri: Aşağı Avusturya’da bulunuyordu. 1699 yılında Vaduz şehri ve 1712 yılında Schellenberg topraklarını satın aldılar. Bunlara niye toprak satın alma izini verildi derseniz, bunların satın aldıkları toprakların herhangi bir stratejik değeri olmadığı için gerek Avusturya ve gerekse Almanya, bunların küçük bir toprak parçası alarak müstakil bir yönetim biçimine geçmelerine izin verdiler. Evet: 1719 yılında bu iki bölge birleştirildi ve statü kazandı. Prensliğin ismi: Avusturya’nın Upper Austria şehrindeki “Maria Enzensdorf” kasabasındaki bir kaleye kadar uzanır. 1130 yılı civarında Hugo von Petronell-Liechtenstein tarafından yaptırılan bu kale: hafif (Lich) taş (Stein) olarak bilinen bir kayanın üzerinde durmaktadır.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Ulusal yemek: mısır unu veya buğday irmiğiyle hazırlanan “Ribel” dir. Eritme peyniriyle kaplanmış hamur makarnası olan “Kasknöpfle” de popülerdir. Liechtenstein şarabı, bölgenin bağlarından toplanan mükemmel üzümlerden üretilir. Şehir mükemmel şaraplar üreten bazı bağlara ev sahipliği yapmaktadır. Birayı tercih edenler: Liechtensteiner Brauhaus ve Prinzenbrau bira fabrikalarının ürünlerini denemelidirler.

merkez.1

VADUZ:

Lichestein Prensliğinde görebileceğiniz başlıca ve tek yer başkent Vaduz’dur. Hoş bu şehirde de görebileceğiniz çok yer yok. Özellikle: tur ile gittiyseniz, hani 5 ülke, Alplerin gölgesinde 5 ülke diye gittiyseniz, sizi Vaduz şehrinin bir kıyısında benzinlikte otobüsten indirirler, hemen tepedeki Prens sarayını uzaktan gösterirler, sonra hemen orada bulunan bir Çinli hediyelik eşya satıcısına girersiniz ve hemen geri çıkarsınız, çünkü fiyatlar aşırı yüksektir, işte Lichestein şehri ve başkent Vaduz budur, hadi yine iyisiniz, bir ülke daha gördünüz, hani deniyor ya 5 ülke diye.

Neyse, ben Vaduz şehriyle ilgili daha ayrıntılı bilgi vermek istiyorum. Her ne kadar bazılarının hoşuna gitmiyorsa da, ayrıntılı bilgi vereceğim. Siz buradaki zamanınıza göre veya tur haricinde buraya geldiyseniz, buyurun Vaduz şehri, gezilecek yerleri:

Prensliğin başkenti Vaduz şehridir ve burada 5.000 kişi yaşar. Prenslik konutu da bu şehirdedir.

kale.2   prens konutu.1

Princely House-Castle Vaduz:

Burası kraliyet ailesinin ikametgahıdır. Burası şehrin 120 metre yükseğinde bir yamaca oturuyor. 12’nci yüzyılda yapıldığı söyleniyor. Zemin katlarda duvar kalınlıklarının 4 metre olduğu söyleniyor. Orijinal giriş avlu tarafındadır ve 11 metredir. Burası muhtemelen önceki sahipleri zamanında bir kale olarak inşa edilmiştir.

Burası: Lihtenstayn Prensliği tarafından 1712 yılında satın alınmıştır. Yapı: 1904-1920 yılları arasında büyük bir restorasyona girmiştir. İçinde Prens ve ailesi yaşadığından, halkın ziyaretine açık değildir. Ancak Vaduz ana caddesinden Prenses Bahçeleri boyunca kaleye yürüyebilirsiniz.

Özellikle akşam saatlerinde buraya baktığınızda 3-5 lamba yandığını görünce şaşırmayın, burası bir saray, Lichestein Prensinin Sarayı, ihtişam mı? Kendiniz görün, yorum yapmıyorum.

ulusal müze.1   ulusal müze.2   müze.1

Ulusal Müze:

Giriş ücretli, yetişkinler 8 frank ve öğrenciler 5 franktır.

Liechtenstein Ulusal Müzesinde; 2000 metre karelik alan üzerinde bulunan 42 sergi salonunda, ülkenin kültürel mirası sergileniyor. Müze binasının geçmişi 1438 yılına dayanıyor. 1998-2008 yılları arasında bina yenilendi ve Vaduz kalesine ev sahipliği yapan dağ yamacına doğru uzatılması için çalışmalar yapıldı. Johann Wolfgang von Goethe: 1788 yılında burayı ziyaret etmiştir.

Ülkenin tarihi ve kültürü, doğal çevre hakkında heyecan verici ve ayrıntılı bilgiler veriliyor. Buna ek olarak “Prens tacı” nın kopyası olan Liechtenstein kron mücevherlerinin bir kısmı görülebilir.

 

Vaduz Merkezi:

Burası en son teknolojiye sahip mültimedya teknolojisi ve etkileyici film görüntüleri kullanarak, bu küçük devletin çeşitliği ve diğer özellikleri hakkında bilgi verir. Ayrıca: Vaduz şehrindeki resmi turizm bürosudur. Buradan eşsiz Lichtenştayn pulları, hediyelik eşyaları satın alabilirsiniz.

Merkezin hemen yanında bir taş bulunuyor. Bu taş sıfır kilometre taşıdır. 1864 yılında ilk kez tüm yolların uzaklıkları ölçülerek buraya yazılmıştır.

city train.1

Stadtlezug-City Train:

Bu mini tren: başkent Vaduz’un çevresini ziyaretçilere gezdirmektedir. Otobüs terminalinden başlayan ve 35 dakikalık bu yolculukta, ülkenin tarihi, turistik yerleri ve Princely ailesi hakkında bilgi edinmek mümkündür. Her gün saat: 16.30 mutlaka kalkar.

kunts museum1

Kunst Museum-Lichtenştayn Sanat Müzesi:

Vaduz’daki çağdaş sanatın devlet müzesidir. Çağdaş sanat eserleri, burada devlet tarafından sergilenir. Giriş ücretlidir, yetişkinler 15 Frank, çocuklar 10 Franktır.

Müze binası, 2000 yılında İsviçreli mimarlar Morger, Degelo ve Kerez tarafından tasarlanarak yapılmıştır. Siyah küp bina, ilgi çeker.

Avrupa’nın en eski özel koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Koleksiyon: 19’ncu yüzyıldan günümüze, heykeller üzerine odaklanan dönemi kapsıyor. Özellikle Arte Povera sanatçıların eserleri bulunuyor. Girişin hemen yanında harika bir kafe bulunuyor, yorgunluk atmak için idealdir.

 

Postane ve Damga Müzesi:

Prensliğin pulları, filatelistler tarafından büyük bir keyfe gezilebilir.

 

Kayak Müzesi:

Başlangıcından günümüze kış sporlarının tarihini gösterir.

kraliyet yürüyüş yolu.1

Triesenberg-Kraliyet Yürüyüş Yolu:

Prens’İn Vaduz üstündeki kalesi, ziyaretçilere açık değildir. Ancak sağ tarafından ve arazisinin ormanları boyunca ve Triesenberg’in antik Walser yerleşimine kadar olan Grüschha yolu ile yürüyebilirsiniz. Kayın ağacının ormanı, Ren vadisi ve İsviçre tarafındaki Alpstein masifi üzerine muhteşem manzaralar görmek mümkündür.

Yürüyüş turu Vaduz merkezden başlar ve Triesenberg denen yerde biter. Yaklaşık 2 saat sürer. Kolay bir parkur olduğu söyleniyor. Kot farkı 400 metredir. Doruk noktası 884 metredir.