Yunanistan, Thesaloniki, Selanik

17.234 kişi okudu!

2017.07.26.Selanik.2.Genel.2

En son olarak Temmuz 2018 tarihinde bu şehri ziyaret ettim, şehirle ilgili güncellenmiş notlar aşağıdadır.

Selanik: gündüz ve gece görünümleri birbirinden ayrı ve güzel, İzmir benzeri bir şehir olmasına rağmen, asla gecekondusu bulunmayan ve Yunanistan tarafından önem verilen bir şehirdir. Selanik ziyaretinizde: güzel deniz manzarası, ağaçlıklı sokaklar, çok sayıda müze, özellikle bizim kültürümüzden etkilenmiş mutfak, gelişen modern kültür ve eski Bizans kiliseleri görebilirsiniz. Ama, Selanik denilince, elbette ilk akla gelen: bu şehirde bulunan, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün evidir.

ULAŞIM:

Selanik şehrine havayolu ile ulaşmak isterseniz: Atina, Yanya, Hanya, Heraklion, Limni, Midilli, Rodos ve Skiathos havaalanlarını bağlantı olarak kullanabilirsiniz. Havaalanı, şehir merkezinin16 km. dışındadır.

Şehre, demiryolu hattı ile de ulaşabilmek mümkündür. İstanbul-Selanik arasındaki ulaşımı, demiryolu ile sağlayabilirsiniz.

Selanik şehrine, karayolu ile ulaşım da mümkün. Atina-Selanik arasındaki yolculuk: 6 saat sürüyor ve 320 km.dir.  Bilet fiyatları: 35 euro. Gidiş-dönüş bileti almak isterseniz: 55 euro.

Selanik-İstanbul arasındaki karayolu yolculuğu ise, yaklaşık 8-10 saat sürüyor. Fiyatları ise, normal 45 euro, öğrenci 35 euro. Gidiş dönüş alırsanız, normal 80 euro, öğrenci 64 eurodur.

Bunların yanında: Selanik-Üsküp arası: 3 saat, Selanik-Belgrad arası: 7 saat, Selanik-Tiran: 6 saat, Selanik-Sofya arası: 4 saat, Selanik-Köstence arası: 8 saat sürüyor. Selanik-Kavala arasındaki yolculuk yaklaşık 1.5 saat sürüyor.

 

2017.07.26.Selanik.1.Kale.1

TARİH:

Şehir: tarih sahnesinde, ilk olarak: MÖ.310 yıllarında, Makedonya kralı Cassander tarafından kurulmuştur. Kendisi Makedonya imparatorluğunda tahtı ele geçirebilmek için Büyük İskender’in kız kardeşiyle evlenmiştir ve şehri kurduktan sonra şehre İskender’in kızkardeşi ve karısının ismini vermiştir. Şehrin Yunanca ismi olan “Thesaloniki” ismi yani şehrin ismi antik döneme kadar gider. Bu isim “Teselya” ve “niki” olarak iki kelimeden oluşur. Niki: zafer demektir ve ismin anlamı “Teselya zaferi”dir. Şehir takip eden  dönemlerde birçok kere el değiştirmesine rağmen bu isim çok değişmemiştir. Evet, tarihi sürece devam edelim.

İlk kuruluş yeri ise: günümüzde “Thermi” olarak bilinen yerdedir. MÖ. 168 yılında, yörede, Romalıların hakimiyeti görülür. Bu dönemde: Asya-Avrupa arasında, önemli bir ticaret yolu üzerinde bulunması, şehrin ticarette önemli bir merkez haline gelmesine sebep olur. Bu ekonomik öne çıkış; 12’nci yüzyıla kadar devam eder. Dini yönden de önemli geçmişi bulunmaktadır. Havari Pavlus: 1’nci yüzyılda, burada vaaz vermiş ve Bizans döneminde, birçok kilise inşa edilmiştir. Roma döneminde imparatorluk bir dönem, 4 merkezden yönetilirdi ve bu merkezlerden birisi de Selanik olmuştur ve bu durum, şehre verilen önemin işaretidir. Bu sebeple, şehirde büyük bir imparatorluk sarayı yaptırılmıştır. Günümüzde saray yoktur sadece kalıntıları görülmektedir.

Roma döneminde Selanik şehrini tamamen surlar içine alan kale yapılır ve bu kale 7 kulelidir. Bu yüzden kalenin ismi “Eptapirmos” olarak geçer. Epta: 7 ve pirmos: kule demektir. Roma döneminde yani 4 ve 5 yüzyıllarda, İstanbul surlarıyla birlikte aynı dönemde yapılan Selanik kalesi surlarının büyük kısmı yıkılmış ve günümüzde yoktur.

1204 yılına gelindiğinde: Selanik ve çevresinde, haçlılar tarafından, Latin İmparatorluğu kurulur. 1430 yılına gelindiğinde ise: bu kez, yörede Osmanlı hakimiyeti etkin olur. Sultan II.Murat, tarafından yöre, Osmanlı topraklarına katılır. 15’nci yüzyıl boyunca, Anadolunun çeşitli yerlerinden getirilen Türkler, bölgeye yerleştirilirler. Ayrıca: 1492 yılında, İspanya’dan
kovulan Yahudiler de, bölgeye yerleştirilirler. Sonuçta: Osmanlı egemenliğinin sürdüğü 500 yıllık süreç boyunca: Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan toplumları,  burada, birlikte ve huzur içinde yaşarlar. Bölge: önemli bir kültür ve ekonomi merkezi haline gelir.

1881 yılına gelindiğinde, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, bu şehirde dünyaya gelir. Jöntürk hareketi, yine Selanik şehrinde gelişir ve Sultan II.Abdülhamit, tahttan indirildikten sonra, 1909 yılında, yine bu şehre, yani Selanik’e sürgün gelir. Ancak: bundan 3 yıl sonra, Balkan Savaşları başlayınca, Selanik Yunanlılar tarafından işgal edilir ve işgalden hemen önce, II.Abdülhamit, yine İstanbul’a geri gönderilir.

Osmanlı imparatorluğu döneminde: en büyük şehir olarak bilinen İstanbul’dan sonra, ikinci büyük şehir olarak Selanik görülüyor. 1890’larda Osmanlının son dönemlerinde tercih edilen neoklasik mimari tarz yani daha Avrupai tarz, buradaki birçok Osmanlı yapısında da görülmektedir. Burada aynı dönemde yapılan neoklasik bir bina: günümüzde Makedonya Genel Sekreterlik binası olarak kullanılıyor. Evet, Selanik, Osmanlı döneminde çok önemli bir merkez, ticaret yeri, her zaman önem verilmiş ve bazen İstanbul’dan bile çok daha önem verilmiş bir yerdir. İlk elektrikli tramvay İstanbul’dan önce buraya gelmiştir. Ancak: yine tarihi geçmişimizdeki acı bir olay: Selanik, 9 Kasım 1912 tarihinde, tek bir kurşun atılmadan yani hiçbir direniş gösterilmeden, Yunan ordusuna teslim edilir. Şehirde bulunan yaklaşık 25 bin kişilik Osmanlı ordusu, hiçbir direniş göstermeden, şehri Yunan ordusuna teslim eder ve geri çekilerek, İstanbul’a  döner. Rivayetlere göre, ordunun başındaki Tahsin Paşa’nın Yunanlılardan rüşvet aldığı söylenmektedir.

1917 yılına gelindiğinde: Şehrin Türk bölgesi, büyük bir yangın sonucu, tamamen yok olur. Bu yangından sonra: Fransız mimar Thomas Mawson tarafından, şehir merkezi için yeniden tasarımlar yapılır. Yeni bir şehir planı hazırlanır ve buna göre şehir tanzim edilir.

1924 yılındaki nüfus mübadelesinde ise; geriye kalan Türkler, Türkiye’ye göç etmek zorunda kalırlar. Böylece: Selanik şehrinde, Osmanlı-Türk kültürü biter. Kısa süre içinde, camilerin minareleri yıkılır. Bazı cami ve sinegoglar, kiliseye çevrilir. Eski Osmanlı evleri, bakımsızlıktan yok olur. Kentin geçmişiyle tüm bağlantısı kesilir.

II.Dünya Savaşı yıllarında da: Yahudi cemaati, Alman Naziler tarafından şehirden toplanarak, Nazi toplama kamplarına gönderilip öldürülürler. Böylece: Osmanlıdan sonra, Yahudi cemaati de şehirden temizlenir.

     2017.07.26.Selanik.2.Genel.6

GENEL:

Yunanistan ülkesinin, Atina’dan sonraki ikinci büyük şehridir. Yunanistan’ın kültür başkenti olarak kabul edilir. Selanik Film Festivali ve pek çok kültürel etkinlikler düzenlenmektedir. Yunanistan’ın kuzeyindeki en iyi oteller, en iyi restoranlar ve plajlar, buradadır.

Balkanlar bölgesinin ise, beşinci büyük şehridir. 2300 yıllık geçmişiyle, Avrupa’nın en eski şehirlerindendir.

Nüfusu: 365 bin kişidir.

Şehirde: Akdeniz iklimi egemendir. Ancak: kuzey bölümlerde nispeten karasal iklim görülür. Kışlar daha soğuk ve kar yağışlı geçer. Yunanistan ülkesinin birçok yerinde olduğu gibi burada da balkon kültürü yaygındır. Balkonlar, büyük çiçekli ve yeşilliklidir.

1997 yılında, Selanik, Avrupa Kültür Başkenti seçilir. 2014 yılında ise, Avrupa Gençlik Başkenti olarak seçilmiştir. Çünkü: Selanik, Güneydoğu Avrupanın en büyük öğrenci merkezlerinden biridir. Yunanistan ülkesinin ise, en büyük öğrenci topluluğu, şehirde barınmaktadır.

Selanik şehrinde doğan ünlü Türkler ise: Mustafa Kemal Atatürk, Salih Omurtak, Nazım Hikmet, Refet Bele, Afet İnan, Ahmet Emin Yalman’dır.

Şehirde gezerken bolca inşaat göreceksiniz. Yaklaşık 15 yıldır burada metro kazı çalışmaları sürdürülüyormuş. Metro kazı çalışmalarının bitmemesinin sebebi, her kazılan yerden tarihi eser çıkması ve kazının yarım kalmasıymış, o yüzden burada hiç bitmeyen inşaat çalışmaları görülüyor.

2017.07.26.Selanik.2.Genel.10

İzmir-Selanik şehirleri arasındaki benzerlik:

Selanik şehri: İzmir’e benzerliğiyle meşhurdur. Çünkü İzmir ve Selanik şehirlerinin şehir planlayıcısı aynı kişidir. İzmir’de yukarıda Kadifekale vardır. Burada da Selanik kalesi bulunur. Kordon da İzmir kordonboyuna çok benzer. Burada sadece İzmir’den farklı olarak Karşıyaka benzeri bir yer yoktur. Hatta: Yunanistan’da bizim İstanbul-İzmir arasındaki güzellik çekişmesi gibi, Atina-Selanik arasında da güzellik çekişmesi vardır. Atinalılar Selanik’e bayılır, ama Selanikliler sadece Selanik’e bayılırlar.

2017.07.26.Selanik.2.Genel.12

Güvenlik:

Selanik, Atina şehrine nazaran bir tık daha güvenlidir. Ama yine de tam güvenli sayılmaz yani bu şehirde gezerken çanta ve cüzdanlarınıza ve özellikle pasaportlarınıza dikkat etmeniz önemle önerilir. Pasaport yanınızda taşımanız gerekmez, ancak bir fotokopisini bulundurunuz. Çünkü: Yunanistan’ın birçok şehrinde olduğu gibi, burada da günümüzde karışık bir nüfus yani yoğun göçmenler yaşamaktadır. Şehrin merkezinde, Venizelos meydanında, kenarlarda, kıyı-köşelerde yerlerde oturan, çimlere yatmış, kötü giysili insanlar gördüğünüzde bilmelisiniz ki, bunlar uyuşturucusu satıcısı ve kullanıcısıdır. Yunanistan’da uyuşturucunun bayağı yaygın olduğu söyleniyor, polis çok yakın olmasına rağmen, bu uyuşturucu satıcılarını Venizelos meydanı gibi merkezi bir yerde gördüğümüzde mutlaka şaşıracaksınız. Gecelere gelince, geceleri tenha olmayan yerler ayrı, cadde ve sokaklarda rahatlıkla gezebilirsiniz, zaten ana cadde ve sokaklar, meydanlar gecenin geç saatlerine kadar kalabalıktır, yani tenha, merkezden uzak cadde ve sokaklar  dışında, geceleri rahatlıkla gezebilirsiniz.

2017.07.26.Selanik.8.Tekne gezisi.11e

Yunanlılar:

Evet, nesillerimiz uzun süre Türk-Yunan düşmanlığı ile yetiştirilmiş olmasına rağmen, Yunanistan’da kaldığım süre içinde, birçok yerde Türk olduğum anlaşılmasına rağmen, asla bir düşmanlık emaresi görmedim. Kendileri aşırı dindardır. Ancak, zaten Ortodoks olan bu ülkede her şey dine dayalıdır, yani burası laik bir ülke değildir. Din ve devlet işleri birlikte yürür, Yunanlılar çalıştıkları ortamda genellikle aziz resimleri, ikonları bulundururlar, hatta bir kilisenin önünden geçerken mutlaka istavroz işareti yaparlar. Çok inançlı ve dindar bir halk, yaşam tarzında bu durum hissedilmese bile, içten içe aşırı dindardırlar.

Yunanlılar, bağımsızlıklarından sonra antik Yunan’a özlemleriyle tanınırlar. Bu yüzden, birçok yerin ismi Yunan filozoflarının isimlerinden gelir, bu tarz isimleri sıkça görebilirsiniz. Hıristiyanlık ön plana alınmakla birlikte, pagan kültüründe, büyük 12 tanrının mitolojinin de arkasındadırlar, kültürlerine çok sahip çıkmaktadırlar.

Yunanlıların, sanırım tek kötü huyları siesta alışkanlıkları. Yunanistan gezginlerine önemle hatırlatırım ki: Yunanlılar Pazartesi ve Çarşamba günleri saat 14.00’de dükkanlarını kapatır, siestaya giderler ve bir daha açmazlar. Diğer günler dükkanlar saat 21.00’e kadar açıktır.

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Yunanistan ülkesinde en iyi yemekler bu bölgededir, yani kuzeydedir. Yunan yemek kültürü içinde, Selanik yemekleri biraz daha baharatlı olma özelliğine sahip. Ama özellikle, Selanik şehrinde bulunursanız: meşhur içecekleri “Ouzo” yu tadın. Ayrıca: Sirtaki ve Bouzuki keyfini yaşayın.

Yöreye has yemeklerden tatmak isterseniz, size önerebileceğim  restoranlar: Zythos ve
Faul Tou Meze olabilir.

Bunun dışında önerebileceğim restoranlar:

Seven Seas: Kalapothaki caddesindedir. Menüsü balık üzerine yoğunlaşmıştır. Lezzetli yemekler, şaraplar ve tatlılar bulunabilen bu restoran, daha çok şehrin üst sınıfına hitap ediyor. Yani: şehrin en iyilerinden biridir.

Miami: Hemen denizin önünde, Thetidos caddesindedir. Balık ve deniz ürünü ağırlıklı menüsü bulunmaktadır. Burası: şehri ziyaret eden turistler tarafından sık ziyaret edilmektedir.

Palati: Morihovou caddesindedir. Et yemekleri ağırlıklıdır. Lezzetli yemekler, saat 21.00’den sonra canlı Yunan müziği eşliğinde sunuluyor.

Krikelas: Salaminos caddesinde, merkezi liman bölgesindedir. Menüsü: et ve balık yemekleri üzerine yoğunlaşmaktadır. En iyi kalite ve mükemmel yemekleri burada bulabilirsiniz.

Otellerde kahvaltı denildiğinde: kahvaltıda: ekspresso, capuçino veya kahve türleri bulabilirsiniz. Bunların yanında ise: ekmek, kek, meyve suyu, her türlü yumurta, beyaz peynir, zeytin, domates, biber, soğan ile karıştırılmış yumurta yiyebilirsiniz. Yani, kahvaltı kültürleri nispeten bize benziyor.

Restoranların yüzde doksanında iyi yemek yersiniz, kazıklanırım, yemek kötü çıkar gibi düşünmeyin, menü de  ne yazıyorsa o dur.

 

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI:

Şehir içindeki otobüs işletmesinin ismi: OASTH. Bu otobüsler, toplam 80 farklı hatta hizmet vermektedirler. Otobüslerdeki bir yolculuk biletler; 0.80 eurodur. 90 dakika boyunca geçerli, iki yolculuk otobüs bileti: 0.90 eurodur. 24 saat geçerli ve sınırsız otobüs bileti ise: 4 eurodur.
Biletler: OASTH bilgi noktalarında satılmaktadır.

Bunların dışında, şehir içinde, turistik yerleri gezen 50 otobüs bulunuyor Bunlar: birbirinden farklı, 8 rota izliyorlar ve İngilizce konuşan rehberleri var. Tüm yolculuk, yaklaşık 50 dakika sürüyor ve her saat Beyaz kule bölgesinden hareket ediliyor. Bilet ücreti: 2 eurodur. Ancak genellikle bizim gibi turistler, bu otobüslerden çok kısa mesafelerde yürüme veya taksiye binmeyi tercih ediyorlar. Yunan taksilerinin hepsinde (Selanik şehrinde lacivert, Atina şehrinde ise sarı renkliler) taksimetre var ve şöförler hemen taksimetreyi açıyorlar ve gitmek istediğiniz yere en kısa yani genel yoldan götürüyorlar yani kazıklama yok, güvenerek taksilere binebilirsiniz. Sadece şunu hatırlatmak istiyorum, katıldığım turdan bir kişi, taksiye bindiğinde para üstü olarak kendisine taksicinin verdiği 5 Euro’nun sahte olduğunu söyledi, gösterdi, gerçekten renkli fotokopi, sahte 5 euro, yani özellikle taksiden aldığınız para üstü kağıt paralara özel dikkat gösteriniz.

GECE HAYATI-EĞLENCE:

Şehir ve banliyölerinde, güzel restoranlar dışında, çok sayıda: taverna bulunuyor. Buralarda: ızgara et ve tavuk yemekleri bulabilirsiniz.

Palati Vyzantino II isimli gece kulübünde, canlı Yunan müziği bulabilirsiniz. Lido isimli gece kulübünde ise: uluslararası müzik ve danslar eşliğinde eğlenebilirsiniz.

Buzuki müziği dinlemek isterseniz: Havaalanı yakınlarındaki alanda bulunan özel tavernaları tercih etmelisiniz.

Şehirdeki: gece kulüpleri, diskotekler ve müzik salonları, gece geç saatlere kadar açıktır.
Özellikle: Beyaz kuleye yakın bar ve kulüpleri de önerebilirim.

Şehirdeki en iyi barlar:

Paparouna: Vilara bölgesindedir. 2004 yılında kurulmuştur. Mekanın içinde, birbirine galerilerle bağlı, 4 farklı destinasyon var. Buralarda: caz müziği dinleyebilir, yiyecek ve içecek keyfini çıkarabilirsiniz. Menü ise çok zengin. Özellikle, şarap mahzeni, çok büyük çeşitlilik gösteriyor.

Gambrinus: Syggrou bölgesindedir. 2006 yılında kurulmuştur. Şehrin en iyi bira evlerinden biridir. Genellikle: bira sunulmaktadır. Fiyatları, yakınlardaki diğer barlara göre daha ucuz olduğundan, sürekli bir yoğunluk yaşanmaktadır. Müzik olarak, klasik rock müziği yayını var. Atmosfer çok sıcak ve rahat.

Şehirdeki tavernalar:

Kreonidis: Yunan müziğini, et yemeklerinin tadına bakarak  dinleyebilirsiniz. Old Town
denilen bölgededir.

NE SATIN ALINIR:

Selanik: her bütçeye ve zevke uygun, dükkanlar, marketler, barlar ve kahve evleriyle dolu bir şehirdir. Bir anlamda, alışveriş cenneti de denilebilir. Ama, Selanik bölgesinden, özellikle “zeytinyağı” satın alabilirsiniz. Çünkü: gerek lezzet ve gerekse fiyat olarak, çok üstündür.

Selanik şehrinde uygun fiyatla alışveriş yapmak isterseniz: Venizelos meydanının hemen karşısında sağ tarafta kalan ara sokaklara girin, burada İzmir Kemeraltı benzeri, açık tezgahlarda özellikle giysilerin satıldığı yerler var ve fiyatlar gayet uygundur. Ayrıca, yine burada antika eşyaların satıldığı yerler var. Buraya girer ve sağ tarafa doğru ilerlerseniz, ana yola ulaştığınızda, yol üzerinde, çok güzel bir restoran önerebilirim. Özellikle, kebap türü ama gerçekten muhteşem lezzetli kebap türü ürünlerin satıldığı bu restoranda aynı zamanda fiyatlar da çok uygun, ama özellikle bir kişilik porsiyonların çok büyük olduğunu hatırlatmak istiyorum, yani porsiyonlar o kadar büyük ki, bitirmek gerçekten çok zor oluyor. Bir de restoranda, hemen su ikramı yapıyorlar, tuvalet imkanı var, içerisi klimalı ve gayet güzel bir ortam, servis güzel, yemekler lezzetli ve fiyatlar uygun. Eğer, Selanik şehrinde daha kaliteli ürünlerin ve markaların satıldığı yerleri görmek isterseniz, o zaman Venizelos meydanından aşağıya yani denize doğru yönelin ve deniz kıyısındaki caddenin bir iç tarafındaki caddeye gidin, burası uzunca cadde, boydan boya önemli markaların satıldığı mağazalarla doludur. Alışveriş severlere duyurulur. Selanik şehrinde bir de peynir pazarı varmış, ama ben gitmedim, giden okurlarımız peynir pazarı ile ilgili yorum yazarlarsa sevinirim. Son bir not: magnet meraklıları için, şehirdeki magnetler genellikle tanesi 3 euro ve 4 tanesi 10 eurodan satılıyor. İçki almayı düşünenler için: Uzo denen Yunan içkisi malum ismi bayağı duyulmuştur ama Uzo’nun rakı olmadığını düşünürler. Gerçek Yunan rakısı, Rodos’ta üretilip içiliyormuş, ancak içinde anason olmadığından su ile karıştırılmadan sek olarak içiliyormuş. Uzo ise, içinde anason olması nedeniyle damak tadına daha uygun olduğu söyleniyor. Bunun dışında, burada en ünlü içki olarak “Sakız likörü” düşünülebilir. Ayrıca: Mastika da bir seçenektir.

ARİSTOTALES ÜNİVERSİTESİ:

Yunanistan ülkesinin en büyük ve en eski üniversitesidir. Toplamda: 43 fakültesi bulunmaktadır. Bu fakültelerde: 95 bin öğrenci ve 2500 öğretim görevlisi bulunmaktadır. Bu üniversite; 100-150 civarında Erasmus öğrencisi bulunuyor. Selanik: tam bir öğrenci ve de Erasmus kentidir.

2017.07.26.Selanik.6.Venizelos heykeli.1b

VENİZELOS:

Yunan ülkesini gezerken Venizelos hakkında da kısa bilgi gerekir. Selanik şehrinin merkezinde, Venizelos heykeli bulunan büyük bir meydan bulunur. Venizelos, Atatürk’ten yaklaşık 20 yaş daha büyüktür. Girit’i Yunanistan’a bağlayan lider olarak tanınır. İlk ortaya çıkışı, bir Türk düşmanıdır ve Türklere karşı bayağı mücadele veren birisi olarak tanınır. Ama bir süre sonra anlar ki: İngilizler ve Fransızlar, onu ve Yunanlıları kullanmaktadır. Bu durumu fark edince: Atatürk ile sıkı bir dostluk bağı kurar ve hatta Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday gösterir. Meydanda, Venizelos’un beyaz bir heykeli bulunur. Lenin’e benzemektedir. Atatürk döneminde yaşamış bu lider, Yunanlılar’ın Atatürk’üdür denilebilir.

GEZİLECEK YERLER:

GEZİ PLANI:

Şehirde, en büyük ilginizi çekecek husus: bütün evlerin, büyük balkonlarıdır. Bu balkonların çoğu: çeşitli çiçekler ve özellikle sardunyalar ile süslenmiştir. Hatta: birçok ziyaretçi, Selanik şehrini gördüğünde, İzmir şehrine benzetirler. Özellikle: kordon boyunun kesinlikle
benzediğini düşünmemek elde değil.

Şehirde: Atatürk’ün evi ve tarihi kilise ve manastırlar bölgesine gidilebilir.

Burada: ilk sırada, Yunanistan ülkesinin en büyük dini yapısı olan: Agios Dimitros Katedrali (Aya Dimitros) görülüyor.

Daha sonra: Atatürk’ün doğduğu ev ziyaret edilebilir.

Sonra: şehirdeki Türk mahallesi, Ano Polis ve Yedi Kule ve ardından Zincirli kuleye gidiyoruz. Buradan: Selanik şehrinin muhteşem manzarasını izlemek mümkün. Buradan, çeşitli hediyelik eşyalar da satın alabilirsiniz.

Bu bölgedeki gezi bittikten sonra: deniz kıyısına doğru iniliyor. Egnatia yolu üzerinde: Galeriyos’un “Zafer Takı (Kamara)” , Rotanta (Hortan Efendi ya da Eski Metropol Camisi), Pazar Hamamı, Hamza Bey Camisi, Kazancılar Camisi, Bedesten görülebilir.

  

Deniz kıyısında: Beyaz kuleyi görüyoruz. Zaten: tur otobüslerinin çoğunluğu bunun yanında park ediyorlar. Beyaz kulenin hemen arka tarafında: Büyük İskender’in heykeli var. Bir mermer kaidenin üzerinde, şaha kalkmış atı ve elinde kılıcı ile, İskender görülüyor.

Sonra: şehrin en gözde meydanlarından olan: Aristoteles Meydanında, kısa bir gezinti yapıyoruz. Oldukça geniş ve ferah bir meydan. Meydanın bir köşesinde, ünlü filozof Aristo, mermer bir kaide üzerinde, oturur vaziyette heykeli ile meydanı gözlüyor.

Şehrin, geniş bulvarlarında gezintinize devam edebilirsiniz. Çünkü: şehirde, gerçekten birçok geniş cadde var ve hepsinde de, ünlü markaların ürünlerinin satıldığı dükkanlar görülüyor.

Ardından: sahilde, kordon boyunda yürüyüş. Sahil boyunca, kafeteryalar ve barlar sıralanıyor. Özellikle: gençler, buraların müdavimleri. Tabi, sonuçta cıvıl cıvıl ve hareketli ortamlar ortaya çıkıyor. Buradaki kafelerden birine oturun: önce masanıza kocaman silindir bir kap geliyor, bu
kap 1 litrelik içme suyunu barındırıyor. Daha sonra, yanında içi çikolata bulunan kruvasanlar ikram ediyorlar. Hemen sonra ise, özellikle “Frappe” yani buraya has bir tür kahve içmelisiniz.

Sahilde gezerken: İskender heykelinin hemen yakınından gezinti tekneleri kalkıyor, bence bunlara mutlaka binin ve Selanik şehrini denizden görün. Teknelere biniş ücretsiz, sadece tekne içinde bir şey içmeniz zorunlu, menüye bakın ve seçin, içecekler genellikle 4-5 Euro civarındadır. (Bira 5 euro)

2017.07.26.Selanik.7.Kordon.2a

KORDON BOYU:

İzmir’deki kordon boyuna benzemektedir. Deniz kıyısında, uzunca bir sahil şeridi, sahil şeridinde genişçe bir yürüyüş yolu (ancak bu yürüyüş yolunda, genişçe bir bisiklet yolu ayırmışlar ve özellikle akşam saatlerinde kalabalık olduğunda yürüyen insanlar, bisiklet yolunun geniş olması nedeniyle kendilerine ayrılan yol yetmiyor) arada bir araba yolu ve hemen kıyısında, deniz manzaralı birçok kafe bulunuyor. Hatta, burada bir de “Mado” bulunuyor. Bu kafelerde: oturup bir şeyler içebilir,deniz ve yürüyüş yapan insanları izleyebilirsiniz. Gerçekten güzel bir ortam yaratılmış. Bu yürüyüş yolu, Beyaz kule ve hatta arkasına kadar uzanıyor. Bu arada gezerken denize baktığınızda, kirlilik göreceksiniz, denizin üstünde birçok çöp kalıntısı var, hayret ettim.

 

ŞEHİRDEKİ OSMANLI YAPILARI:

Şehirde, Osmanlı döneminde yapılan Osmanlı yapıları ve özellikle Osmanlı dönemi evleri uzun süre kullanılarak günümüze ulaşmıştır. (Atatürk evi gibi) Bunlar arasında günümüze ulaşanlar: Bey hamamı, diğer ismiyle Cennet hamamı bir Osmanlı yapısıdır. Osmanlı yapıları maalesef biraz bakımsızdır, çünkü mülkiyet sorunu vardır. Bunlar Türkiye’ye mi yoksa Yunanistan’a mı aittir, bu konuda belirsizlik vardır ve bu yüzden restorasyonları yapılmamaktadır. Hamza bey camisi de bunlara örnektir. Hamza Bey: İstanbul’un fethinde, gemileri karadan geçirerek Haliç’e indiren Osmanlı Paşasının ismidir. Hamza bey camisinin minaresi yoktur. Cami 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Selanik şehrinde günümüzde ibadete açık ve aktif bir cami yoktur.

 

 

    2017.07.26.Selanik.4.Atatürk Evi.0.a   2017.07.26.Selanik.4.Atatürk Evi.8   2017.07.26.Selanik.4.Atatürk Evi.30

2017.07.26.Selanik.4.Atatürk Evi.60

ATATÜRK’ÜN DOĞDUĞU EV:

Atatürk’ün annesi: Selanik-Langa bölgesindendir. Orada, geniş üzüm bağları varmış. Babası ise: Makedonya-Kocacık köyündendir.

Atatürk’ün doğduğu ev: günümüzde, Selanik şehrinin Aya Dimitriya mahallesinde, Apostolu Pavlu caddesindedir. Hemen bitişiğinde, Türk Konsolosluğu bulunmaktadır.

Ev: 1870 yılından önce, Rodoslu Müderris Hacı Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Burası, önce İbrahim Zühdü isimli bir şahıs ve ailesi ve daha sonra yine Selanikli Abdullah Ağa ve eşi Ümmü Gülsüm’e satılmıştır. O zamanki adresi: Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesidir. Selanik şehrinde Osmanlı mimari dokusunun hakim olduğu o dönemde, bu ev, Türk evlerinin iç içe olduğu bir çevrede, diğer evlerden farkı olmayan bir yapıydı. Bütün katlarında ahşap karkasın üzerine bağlandığı teknik uygulanarak inşa edilmişti. Dikdörtgen planlı ev 13.50 x 6.80 metre boyutlarındadır. Evin asıl girişi Apostolou Pavlu Caddesinde olup, günümüzde bu giriş kullanılmamaktadır. 2012 yılına kadar giriş, Agiou Dimitriou Caddesinden, Başkonsolosluğun bahçesinden geçilerek sağlanmaktaydı. 2012 yılındaki restorasyon sonrasında, İsaias Sokak üzerinden, arka bahçe kapısından giriş ve çıkış yapılmaya başlanmıştır.

Ev hakkında bu genel bilgileri verdikten sonra, tarihi süreci anlatmaya devam edelim. Ev: Yani: ev, Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi tarafından yaptırılmamış, sahiplerinden kiralanmıştır. Atatürk: 1881 yılında, bu evin, ikinci katındaki, sol tarafa düşen, ocaklı odada doğmuştur. Ali Rıza Efendi, 1888 yılında ölünce, genç yaşında dul kalan Zübeyde
Hanım: küçük oğlu Mustafa (Atatürk) ,kızları Naciye ve Makbule ile birlikte, geçim masraflarını hafifletmek için, bu pembe evden taşınmışlar ve daha küçük bir eve geçmişlerdir. Ali Rıza bey tarafından bahçeye dikilmiş nar ağacı, günümüzde de görülmektedir.

Ev: bodrumu ile birlikte, üç katlı ve bir avlu içindedir. Güzel bir bahçesi vardır.

Cumhuriyetin 10’ncu yıldönümünde (29 Ekim 1933 tarihinde); Selanik Belediyesi, Türk-Yunan dostluğu ve Balkan Konferansının bir hatırası olarak: Atatürk’ün doğduğu evin çift kanatlı kapısının sağ  köşesine, mermer bir plaka yerleştirmiştir. Plakanın üzerine, Türkçe, Yunanca ve Fransızca olarak: Atatürk’ün burada doğduğu yazılmıştır. Selanik Belediyesi: daha sonra, evi, Yunanlı sahiplerinden satın almış ve Atatürk’e hediye edilmesini kararlaştırmıştır. Ev; ancak, 19 Şubat 1937 tarihinde boşaltılmış ve anahtarları Selanik Başkonsolosluğumuza teslim edilmiştir. 1950 yılına gelindiğinde ise, ev büyük onarım görmüş ve Atatürk Müzesi olarak tanzim edilmiştir. Müze: 10 Kasım 1953 tarihinde ziyarete açılmıştır. Yakın zaman önce, burası yeniden restore edilmiştir. Uzun süre kapalı kalan mekandan eşyalar taşınmış, bazıları geri gelmiş, bazıları gelmemiştir. Ancak saçma-sapan restorasyon alışkanlığı burada da sürdürülmüş ve yerlerin yeni karolarına bakınca, sanki Atatürk’ün daha yeni burada doğduğu düşünülecek bir intiba yaratılmıştır, yani aslına uygun olarak restore edilmesi gerekirdi diye düşünüyorum.

Atatürk evi: ziyareti, Pazartesi günleri hariç her gün saat: 10.00-17.00 arasındadır. Yani saat: 10.00’dan önce buraya gitmemenizi öneririm. Aslında bütün turlar, gece boyunca yolculuk yapıp sabahın erken saatlerinde buraya ulaşıyorlar ve binlerce insan, saat: 10.00 olmasını bekliyor, beklerken çevreye dağılıyor yani tam bir rezillik. Özellikle Atatürk evinin hemen karşısındaki kafeterya (İzmirli olan değil) kesinlikle çalışanlarıyla tam bir rezillik, o kadar insan oralarda bekliyor, kafeye girip birşeyler içiyorlar, magnet satıyorlar, ama es kaza bir kişi tuvalete girmek isterse, asla izin vermiyorlar, bir karış surat, bence bu kafeteryayı KULLANMAYINIZ. Öte yandan, Sayın Konsolosluk yetkililerinden bir ricada bulunmak istiyorum, LÜTFEN SEVGİLİ ATAMIZIN EVİNİ, her gün saat: 08.00 veya en geç 09.00 da açınız, insanlar büyük bir özlem ve sevgiyle geliyorlar ve dakikalarca oralarda rezil-perişan bekliyorlar.

Evet, saat 10.00’da Atatürk’ün evi kapıları açılıyor, tur görevlileri tarafından ZİYARETÇİLERİN İSİM LİSTELERİ alınıyor ve yüzlerce kişi, sıraya girip, tam bir curcuna içeriye giriliyor, bu güzel insanın hatırına kimse bu rezilliği çekmeyi kafaya takmıyor, ama lütfen biraz düzen alınız.

Atatürk evinin bahçesi: Türk Konsolosluğu olarak kullanılıyor. Fanatik Yunanlılar tarafından yapılabilecek saldırılara karşı: eve girerken, görevliler gerektiğinde pasaport soruyorlar. Yani: ev, büyük bir koruma altında muhafaza ediliyor.

Eve girmeden önce evin hemen önündeki yazıdan söz etmek istiyorum. Bu yazıda: “Türk milletinin büyük müceddidi ve balkan ittihadının müzahiri Gazi Mustafa Kemal burada dünyaya gelmiştir”. Bu yazı 6 dilde (önce Türkçe olmak üzere ama bozuk bir Türkçe, sebebini anlayamadım) yazılıdır.

Evin gezisi: bir konsolosluk görevlisinin eşliğinde, guruplar halinde yapılıyor. Zira: ev ahşap, ve büyük kalabalık guruplar girdiğinde, aşırı yüklenme nedeniyle zarar görebilme riski var. Evin içine girdiğinizde bir hol ve sonra sağ da Zübeyde hanım’ın balmumu heykelinin bulunduğu bir oda ve solda Atatürk’ün balmumu heykelinin bulunduğu bir oda görülüyor. Üst katta ise, Atatürk’ün doğduğu odada: kürsüler ve üzerinde burada Atatürk’ün doğduğunu belirten yazılar görülüyor. Diğer odalarda ise Atatürk’ün bir takım kişisel eşyaları sergileniyor. Evet: evi gezin, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün burada doğduğunu düşünün, her ne kadar ortam gayet yeni olmasına rağmen, bu duyguyu hissederek mutlaka burayı gezmekten mutlu olacaksınız.

 

 

AGİA SOPHİA KİLİSESİ:

Hemen yan tarafında Rotondo ve sol tarafta sokak arasında bir kilise bulunmaktadır. Kilisenin ismi “Aya sofya” dır. Bu kilise, aslında İstanbul’da bulunan Aya Sofya kilisesiyle aynı dönemde yapılmıştır. İçindeki mozaikler İstanbul’dan getirilen sanatçılara yaptırılmıştır. Bizans dönemindeki kiliselerde, Aya Dimitride de görüldüğü gibi, ikonalardan ziyade duvarlarda mozaikler ve freskler olurdu, daha çok mozaikler kullanılırdı, özellikle imparator emriyle yapılmış kiliselerde altın mozaik süslemeler olurdu. Bunlar: zenginlik işareti, güç işaretidir ve genelde bu tarz kiliseler dışarıdan biraz basıktır, daha doğrusu sadedir, içeri girilince altın mozaikler göz kamaştırır. Şöyle derler “İnsan da böyle olmalıdır, dıştan sade olmalı, içten zengin olmalıdır” Kiliseler bu deyimi anımsatacak şekilde yapılmıştır.

Evet, Aya Sofya kilisesinin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak: 6’ncı yüzyılda inşa edildiği düşünülmektedir. Aynı yerde, daha önce: erken Hıristiyanlık dönemine ait bir bazilika kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. 1585 yılında, Türkler bölgeyi ele geçirince, cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1890 yılında ise, büyük bir yangın felaketi geçirir. 1907-1910 yılları arasında ise yeniden inşa edilir. 1912 yılında, ibadete açılır. 1978 yılındaki depremde, yine hasar görür.

Yapısal özellikleri: dış bölümü, özellikle çekici değildir. Batı cephesi: düz ve kare şeklindedir. İç kubbesi:10 metre çapındadır. Kilisenin kuzeybatısındaki meydan: şehrin en önemli meydanıdır. Meydan: 2 Kasım 1944 tarihinde, Almanlardan kurtuluş anısına yapılmıştır. Buradaki pastane ve kefeteryalar, kilise ziyaretinden sonraki mola için iyi bir yerdir. Kiliseyi ziyaret etmek isterseniz: kolsuz gömlek veya şort giymemeniz gerekir.

 

ROMA İMPARATORLUK SARAYI KALINTILARI:

Daha önce belirttiğim gibi Selanik şehri, Roma döneminde İmparatorluğun yönetildiği 4 merkezden birisi olarak seçilmiş ve buraya bir imparatorluk sarayı yapılmıştır. Bu saray günümüzde görülmemekte, sadece kalıntıları görülmektedir. Şehir merkezindeki zafer takı aslında imparatorluk sarayının girişi olarak kullanılmıştır.

GALERİUS’UN ZAFER TAKI-KAMARA:

Şehrin merkezi meydanındadır. Fakat: yıkık bir halde görülüyor. Yalnızca, küçük bir kısmı günümüze kadar sağlam gelebilmiştir. Anıtın, Roma döneminde, 303 yılında, Pers zaferi anısına yapıldığı bilinmektedir. Üzerinde: savaş sahneleri görülmektedir.

 

ROTUNDA – AGİOS YORGOS:

Bu yuvarlık yapı: bir anıt olarak gündeme gelmiştir. Yapıldığında Roma imparator sarayının içinde bulunduğu tahmin ediliyor. Yine söylenenlere göre, tarihi süreç içinde: Roma anıt mezarı, bir Hıristiyanlık kilisesi, cami olarak kullanılmıştır. İçi: erken Hıristiyanlık dönemine ait mozaiklerle dekore edilmiştir.

Şehirdeki, tek minaresi olan yapıdır. Yapı: ilk olarak, bir saray kompleksinin parçası olarak,

Roma İmparatoru Galerius zamanında inşa edilmiştir. Bu dönem: 305-11 yılları arasını kapsamaktadır. Muhtemelen, İmparatorun mezarı olarak yapıldığı düşünülüyor.

Rotunda: 4’ncü yüzyıl sonu ve 5’nci yüzyıl başlarında, bir Hıristiyan kilisesine dönüştürülmüştür. Çünkü: içindeki mozaikler, İmparator I. Theodosius dönemini ifade etmektedir. Osmanlılar, 1430 yılında, Selanik şehrini ele geçirince; 1591 yılında, Agios Georgios, camiye dönüştürülür ve mozaiklerin üzeri boyanır.

Evet: Rotunda: üç dine görev yaptıktan sonra, günümüzde müze olarak kullanılıyor. 1978 yılındaki depremde zarar görür ve restorasyon geçirir, 1999 yılında yeniden ziyarete açılır. Ancak: kubbenin çevresindeki mozaiklerin restorasyonu için yapılan çalışmalar, 2009 yılına kadar sürdürülmüştür.

Yapının özellikleri: yapının 20 metre kalınlığında duvarları bulunmaktadır. İç bölüm: yalnızca birkaç parçası hayatta kalan Bizans mozaikleriyle süslüdür. Ancak, bu mozaikler, yüzyıllar boyunca depremler sonucu olumsuz etkilenmişlerdir. Müzeye giriş ücretsizdir.

  

ANO POLİ – ESKİ ŞEHİR :

Burası: eski şehir olarak da isimlendirilir. Atatürk evinden, birkaç sokak yukarıdadır. Şehir merkezinin kuzeyindedir. Selanik şehrinin en yüksek noktasında ve kentin Akropolu durumundadır.

1917 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır. Küçük taş döşeli sokaklarda, eski meydanlar ve Yunan ve Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan eski evlerin arasında yürüyüş yapabilirsiniz.

 

EGNETİA CADDESİ:

Burası çok önemli bir caddedir. Çünkü: Edirne’den tutun, Arnavutluk’a kadar uzanmaktadır. Roma döneminde kullanılmış ana caddedir ve bu çok uzun cadde, o dönemde bile Egnetia ismiyle bilinmektedir, bugünde aynı isim kullanılmaktadır.

2017.07.26.Selanik.3.Aya Dimitrios Kilisesi.1   2017.07.26.Selanik.3.Aya Dimitrios Kilisesi.10   2017.07.26.Selanik.3.Aya Dimitrios Kilisesi.16

AGİOS DİMİTRİOS – AYA DİMİTROS-AYA DİMİTRİ KİLİSESİ :

Burası bir kilisedir. Daha doğrusu, Yunanistan’ın en büyük kilisesidir. UNESCO tarafından, 1988 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Aziz Demetrios (veya Hagios Demetrios) kilisesi, şehrin koruyucu azizi olan: Aziz Demetrios adına adanmıştır. Buradaki ilk yapı: 4’ncü yüzyılda yapılmıştır. 629-634 yılları arasında ise, beş nefli bir bazilika olarak, yeniden inşa edilmiştir. 1493-1913 yılları arasında, Osmanlı döneminde yapı cami olarak kullanılmış ve aynı dönemde mozaikler zarar görmüştür. Hatta: 1917 yılındaki büyük yangında: kilisenin çatı ve üst duvarları tamamen tahrip olmuştur. Aynı döneme ait siyah-beyaz fotoğraflar, yangın sırasında kaybedilen erken Bizans dönemi işçilikleri hakkında bilgi vermektedir. 1930-1940 yılları arasında, kilise bölgesinde, arkeolojik araştırma kazıları yapılmıştır.
Kazılarda ortaya çıkarılan kilisenin altında bulunan Roma hamamında: Aziz Demetrius’un esir tutulduğu ve idam edildiği söylenir. Yani “Dimitri” denilen aziz bir din şehididir. Roma döneminde Hıristiyanlık devlet dini olarak kabul edilmeden önce yani pagan döneminde, Hıristiyanlığı kabul eden kişiler işkence yapılarak öldürülüyordu. Dimitri de, kilisenin bulunduğu yerdeki Roma hamamında şehit edilen bir ilk Hıristiyandır. O yüzden, Hıristiyanlık Roma tarafından kabul edildikten sonra onun öldürüldüğü bu noktaya, bir kilise inşa edilmiştir.

Yangınlar sonucu tahrip olan kilise, 1948 yılında, tamamen aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir. Zaten: kilisenin giriş bölümü değil, arka bölümündeki bir duvar, Roma döneminden kalma kilisenin duvarıdır. Yani, tam bir Bizans duvarı görülür, ama ön tarafta daha yeni bir yapı görülür.

Kiliseyi gezmek isterseniz: başınızı örtmek gerekmiyor. Sadece manastırlara girerken baş örtülüyor, omuz açık ya da şort giyen ve pantolon giyen bayanların, uzunca bir şal bağlamasını istiyorlar, yanınızda yoksa manastır girişinde şal veriyorlar. İçeride sessiz olmak gerekiyor, daha doğrusu sessiz olmanız isteniyor. Önemli bir husus daha: kilisenin önünde iki bayrak görülüyor. Bunlardan birisi Yunan bayrağıdır. Yunan bayrağında zaten dini temsilen haç görülür. Hiristiyan olduğu zaten bayrağın üzerindeki haç’tan anlaşılır. Yunan bayrağındaki mavi renk denizi, beyaz renk ise dalgaları veya bulutları temsil eder. Üzerindeki çizgi sayısı ise, şu sloganın hece sayısıdır “ya bağımsızlık ya ölüm” Kilisenin önünde Yunan bayrağı ile birlikte, ülkenin laik olmadığının en büyük ifadesi olarak bir bayrak daha görülür, bu bayrak “patrikhane” bayrağıdır. Sarı-siyah renklerdedir. İstanbul’da bir futbol takımı, sarı-siyah renkleri kullanır. Aslında bu renkler, Fener Rum Patrikhanesinin renkleridir. Adalar ve Trakya bölgesi, Yunanistan’daki kiliselerin hepsi, idari yönden aslında İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesine bağlıdır. O yüzden, Patrikhanenin simgesi bayrak bulunur. Bayrak üzerinde, sarı-siyah renklerle çift başlı bir kartal resmi vardır. Bu da Roma imparatorluğunun ve günümüzde Fener Rum Patrikhanesinin resmidir. Çift başlı kartal, iki başkentli imparatorluğu temsil eder, kartal başının biri Roma diğeri İstanbul’a bakar resmedilmiştir. Evet, kilisenin içine girildiğinde yine değişik bir durumla karşılaşılır. Bu kiliseler yani Ortodoks kiliseleri, Katolik kiliseleri gibi şaşalı, heykellerle dolu değildir. Buranın kiliselerinde ikonalar vardır, ikonalar gümüşle kaplanır, bu bir Rus geleneğidir, burada bolca ikona göreceksiniz. Kilisenin içinde, ilk yapılan kiliseden ve çevredeki diğer antik yapılardan kalma sütunlar göreceksiniz. Bunlar devşirme malzemelerdir, yani daha önceki antik yapılardan toplanıp burada kullanılan malzemelerdir. Ama uyumsuzluk hemen göze çarpar.

   2017.07.26.Selanik.5.Beyaz kule.5b   2017.07.26.Selanik.5.Beyaz kule.7c   2017.07.26.Selanik.9.İskender heykeli.1

LEFKOS PİRGOS – BEYAZ KULE:

Şehrin simgesidir. Döneminde, padişahlığa muhalif tüm hareketler, başta İttihat ve Terakki olmak üzere, Beyaz Kulenin çevresinde şekillenmiştir. Kuleye giriş ücretlidir ve ücret: 3 eurodur.

Bizans surlarının üzerinde, deniz kıyısında kalan tek kuledir. Aslen Roma dönemi yapısı olmasına rağmen, Kanuni Sultan Süleyman döneminde büyük bir restorasyondan geçirilmiştir. Bazı kaynaklarda, 1430 yılında yapıldığı yazılıdır.

Hatta: mimarının, Mimar Sinan olduğu da söylenir. Osmanlılar döneminde: burası, kale, garnizon binası ve hapishane olarak kullanılmıştır. Bu yüzden: Yunanlılar tarafından, işkence yeri olarak görülmektedir. Hatta: tüm duvarlarının bir zamanlar kan kırmızısı olduğu ve bu nedenle isminin “Kızıl kule” olarak kullanıldığı söylenir. 1878 yılında, yine söylentilere göre: bir mahkum, kendi özgürlüğünü kazanmak için, kuleyi boyamıştır.

Yunan işgali başladığında: kule, sembolik bir vaftiz işleminden geçirilerek arınma-temizlenme adına beyaza boyanır. O günden beri, Beyaz kule olarak anılan bu yapının beyaz boyaları, zamanla dökülmüş olup, günümüzde yine eski rengine kavuşmuştur.

Burada bir de müze var. Müzede: Bizans dönemine ait eserler sergileniyor. Kulenin üst kısmında ise küçük bir kafe bulunuyor.

Beyaz kulenin çevresindeki Osmanlı surları, 1911 yılında yıkılmıştır. Beyaz kuleyi: Pazartesi günleri dışında, saat: 08.30-15.00 arasında gezebilirsiniz. Özellikle: merdivenlerle dolaşılarak çıkılan en tepesinden, çevreyi seyretmek mümkündür. Ağustos 2017 tarihinde burayı ziyaretimde kulenin içine giriş kapalıydı. Kuleyi dışarıdan görebilirsiniz. Kulenin bulunduğu alanda: özellikle akşamüstü saatlerinde birçok insan yürüyüşe çıkıyor, mısır satıcıları var (burada kaynamış mısır yok, mısır ateşte pişirilerek satılıyor, 2 euro) ayrıca yine bu yani kulenin bulunduğu açıklık alanın hemen arkasında, Büyük İskender’in at üzerindeki bir heykeli bulunuyor, tüm bu alanlar park yapılmış, banklar var, insanlar oturuyor, yürüyorlar, deniz kıyısında güzel bir ortam yaratılmıştır.

 

ALAATTİN KÖŞKÜ:

Eski bir Osmanlı sarayıdır. Ordu köşkü olarak da bilinir. Buranın önemi: 31 Mart Vakasından sonra, tahttan indirilen II. Abdülhamit’in, 1909-1912 yılları arasında, burada sürgün hayatı yaşamış olmasıdır. 27 Nisan 1909 tarihinde, Sultan tahttan indirilince, aynı gün gecesi, bir adi suçlu muamelesi görerek, apar topar Selanik’e yollandı. Ailesinin ve kendisinin bile, şahsi
eşyalarını almalarına fırsat verilmeden Yıldız Sarayından çıkarıldılar. Üzerine kışlık giysilerini almadan yola çıkan hanımı, soğuk algınlığı nedeniyle hasta olarak kısa süre sonra vefat etti. Sultan: Selanik’de, yıllardır tamir görmemiş, kullanılmamış ve içi harabe gibi olan Alaaddin Köşkünde göz hapsine alındı.

 

ROMA FORUMU KAZILARI:

Sahil şeridindeki gezinizde, bu kazıları görebilirsiniz.

 

ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Beyaz kule civarındadır. Müzede: arkaik, klasik ve Roma dönemine ait heykeller görülebiliyor. Doğu Avrupa’nın ve Balkanların en büyük arkeoloji müzesidir. Müzeye giriş: 6 euro.

Müze: Avrupa Birliğinden sağlanan fonlar ile, muhteşem bir girişe ve son derece teknolojik bir altyapıya kavuşmuştur. Sualtı araştırmaları, Ege denizinin tarihi geçmişi, Selanik ve Yunanistan’ın antik dönemlere kadar giden tarihi kalıntıları, burada sergileniyor.

Müzede: mitolojik kahramanlar, tanrılar ve bilimsel hayata yön verenlerin heykelleri görülüyor. Ayrıca: Büyük İskender zamanında, sağlık merkezi olarak bilinen Nicomedia ( yani İznik) birçok harita üzerinde işaretlenmiş olarak görülüyor. Çünkü: Selanik şehrinde yetişen hekimlerin
birçoğu, antik dönemde Nicomedia’da eğitim alırlarmış. Ayrıca: yine müzenin bölümlerinden birinde, Anadolu tarihinin, Yunan tarihi olarak yansıtıldığını görebiliyoruz. Müzenin en değerli eserleri ise, altın objeler. Bunlar: genellikle kral mezarlarından çıkarılan, altın işlemeli eşyalar olarak öne çıkıyor.
Özellikle: o dönemde, günlük yaşamdan kesitler vermesi nedeniyle, bu tür eşyalar önemseniyor. Ayrıca: müze içinde, birçok yerde “Makedonya” yazılarının bulunması, kendinizi, Yunanistan değil de, Makedonya ülkesinde olduğunuzu sanıyorsunuz. Ancak, bu durum elbette özel, çünkü Yunanlılar ile Makedonyalılar arasında büyük çekişme ve sorunlar bulunuyor. Bu arada, siz müzeyi gezerken, sakın Makedonya farklı bir ülke gibi bir söz söylemeyin. Çünkü: Yunanlılar,
utanmasalar, Büyük İskender’in Yunanlı olduğunu söyleyecek kadar, işi abartıyorlar.

 

PALEOCHRİSTİAN ANITLARI :

1988 yılında, bu bölgede bulunan 15 anıt, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır. Bunların bazıları: Saint Gegorge-Rotunda, Acheiropoietos kilisesi, Basilica of Hagios Demetrios, Ayasofya kilisesi, Panagia Chalkeon Kilisesi, Havariler kilisesi,
Saint Nicholas Orphanos kilisesi, Saint Panteleimon kilisesi, Latomos Manastırı, Aya Aikaterini kilisesi.

    

MUSEUM OF BYZANTINE CULTURE-BİZANS KÜLTÜR MÜZESİ:

2005 yılında, Avrupa Konseyi Müze Ödülüne layık görülmüştür. Şehir merkezinde, 2 Stratou Avenue bölgesindedir. Giriş ücretli olup, 4 eurodur. Dünya üzerinde, Bizans sanat ve medeniyetine ayrılmış, dünyanın en iyi müzelerindendir.

Müze binası: mimar Kyriakos Krokos tarafından tasarlanmış ve 1989-1993 yılları arasında inşa edilmiştir. 1994 yılında ise, ziyarete açılmıştır.

Müze içinde: bir alışveriş merkezi ve kafe bulunmaktadır. Müzede, özellikle ikonalar sergileniyor. Bunlar, gayet iyi aydınlatılmış 11 odada sunuluyor. Yaklaşık 2900 eser, Bizans kültürünün tüm özelliklerini ortaya koymaktadır. Bunlar arasında: mermer parçaları, freskler, mozaikler, simgeler, takı ve günlük yaşam araçları bulunmaktadır. Bunlar arasında öne çıkan eserler: 4’ncü yüzyıla ait, gümüş, kutsal emanetlerin saklandığı bir sandık, 5’nci yüzyıla ait Hıristiyan mezar freski, 6’ncı yüzyıla ait kilise zemin mozaiği, Bizans sikkeleri, Agia Sophia kilisesinden getirilen İsa’nın simgesi. Giriş: 4 eurodur.

  

YAHUDİ TARİH MÜZESİ:

Bu müzede, Selanik yöresinde yaşamış olan Yahudi cemaatinin yaşamlarını tasvir eden fotoğraflar ve eserler sergilenmektedir. 1900 yıllarında, Selanik şehrinde, 80 bin Yahudi yaşamakta iken, 1917 yılındaki büyük yangın sonucunda bu miktar: 60 bin kişiye inmiştir. Bu 60 bin Yahudi, II.Dünya Savaşı çıkana kadar, Selanik şehrinde yaşamaya devam etmişlerdir.
1941-1943 yılları arasında ise, 49 bin Yahudi, Alman Naziler tarafından, Polonya toplama kamplarına gönderilmişler ve yok edilmişlerdir. Günümüzde, şehirde yalnızca 1000 yahudi yaşamaktadır.

Müze: 1917 yılındaki yangında ayakta kalan Yahudi Mahallesindeki birkaç yapıdan birinin içinde yeralmaktadır. Bu binada, bir zamanlar: Yahudi Gazetesi çıkarılıyormuş. Birinci katta: MÖ.3’ncü yüzyıldan, Dünya savaşına kadar olan süreçte: Yahudi varlığının geçmişi canlandırılıyor. Giriş ücretsizdir.

 

PANAGİA CHALKEON KİLİSESİ:

Kilise: bir bahçe içindedir. Selanik şehrinde, 11’nci yüzyıldan kalma, freskleri ile ilgi çekmektedir.

Yapı: ilk olarak, 1028 yılında kurulmuştur. 1430-1912 yılları arasında ise, Osmanlı döneminde, cami olarak kullanılmıştır. 1934 yılında ise büyük bir restorasyon geçirmiştir.

Yapı: klasik bir Bizans çarpraz kare planı ortaya koymaktadır. Derin kırmızı renkli tuğlalarla inşa edilmiştir ve bu renk nedeniyle “Kızıl kilise” olarak da bilinir. Ana cephesi: üç yüksek kemerleri ve
üç kubbe ile simetri oluşturmaktadır. Merkezi kubbe: sekizgen kasnaklı ve çarpraz kolları olan üçgen alınlıklarla desteklenmektedir.

Kiliseye giriş ücretsizdir. Ancak: kısa kollu gömlek ve şort giymemeniz gerekiyor.

     

EPANOMİ BÖLGESİ :

Şehir, Selanik şehrinin hemen yakınında: turizm ve tarım ekonomisiyle önem kazanan bir yerdir. Kıyıları ve organize güzel plajları: Mavi bayraklıdır. Epanomi ile Selanik arasındaki uzaklık: 25 km.dir. Selanik ile arasında, sürekli toplu ulaşım araçları çalışmaktadır.

Yaz aylarında çok kalabalık olur. Çünkü: plajları, yoğun ziyaretçi çeker. Özellikle: güneydeki Halkidiki bölgesindeki plajlar muhteşem güzeldir. Ayrıca: burada birçok konaklama tesisi, tavernalar ve kafeteryalar bulunuyor.

Aynı zamanda: üzümleriyle ünlü ve ülkenin en önemli şarap üreticileri burada bulunmaktadır.

 

ŞARAP MÜZESİ:

Burada; üreticilerin tesislerindeki, bu müzeyi gezebilirsiniz, üretim ve üzüm çeşitleri hakkında bilgi edinebilirsiniz. Tabii, alışveriş şansı da var.

 

Makedonya Üsküp

22.203 kişi okudu!

Makedonya Cumhuriyetinin başkenti ve en büyük şehridir. Yunanistan üzerinden Ege denizine dökülen Vardar nehrinin üst kısmındadır. Belgrad ve Atina şehirleri arasında, kuzey-güney Balkan rotasında bulunur.

Ülkenin politik, kültürel ve akademik merkezidir. Yunan ve Roma döneminde “Scupi” adıyla biliniyordu. Rahibe Terasa’nın doğduğu yer olarak, şehir, bütün dünyada tanınmıştır.

Şehir Vardar nehrinin iki kıyısında kurulmuştur ve arada “Taş köprü” vardır. Nehrin sağ yanında kalan bölüm “Eski şehir” ve sol yanında kalan bölüm ise “Yeni şehir” dir.

Şehirde en çok görünenler: ana caddeleri ve meydanları süsleyen heykellerdir. Şehir, kendine ait bir Zafer Takı’na sahiptir. Ana meydandaki savaşçı heykelleri (Aslında Büyük İskender ve ailesinin heykelleri ama Makedonlar ve Yunanlılar, İskender’i sahiplenmek istediklerinden bu konuda Makedonlar açıkça İskender ismini kullanmıyorlar, Büyük Savaşçı diyorlar.) ilgi çekiyor.

Üsküp şehrinin ismi son zamanlarda ülkemizde de sık sık gündeme geliyor. Çünkü ekonomik sıkıntı nedeniyle, Makedonya devleti, özellikle Üsküp şehrinde bulunan Osmanlı mirasına, camilere, hanlara ve diğer eserlere sahip çıkmıyor. Bunların onarımı ve restorasyonu Türkiye Devleti (Tika) tarafından yaptırılıyor.

Üsküp şehrinin bizi ilgilendiren bir diğer özelliği: ünlü şair Yahya Kemal Bayatlı’nın Üsküplü olmasıdır. Hatta: Üsküp şehri için “Fatih devrinin manevi mezarlığı” da denir. Çünkü: Üsküp şehrinin her köşesinde bir evliya mezarı varmış. Osmanlı döneminde, Arnavut kökenli, dünyaca tanınan Rahibe Terasa da, bu şehirde bir süre yaşamıştır. Son bir not: Üsküp denince bir türkü akla geliyor “Vardar Ovası” Bu türkü, Üsküp şehri için söylenmiştir. Ayrıca, burada çok sayıda Türk yaşamasına rağmen, televizyonlarda Türk kanalı görünmez. Ancak, televizyonlarda, mevcut Makedon kanallarında, inanın çok sayıda Türk dizisi izlemek mümkündür. Ayrıca: halen Bursa ve Üsküp kardeş şehirlerdir. Camilerin restorasyonu için Bursa Büyükşehir Belediyesi de katkı sağlıyormuş.

Giriş için yine önemli bir not: şehirde gezinirken, bir anda çevrenizi dilenen Roman çocukları doldurabilir, bu arada kesinlikle ceplerinize ve çantalarınıza sahip çıkınız.

Ulaşım:

Üsküp şehrinin çevresindeki bazı şehirlere uzaklığı: Selanik 233 km, Belgrad 433 km, Priştina 87 km, Tiran 291 km ve Sofya 245 km. dir. Şehrin çevresinde otoyol ağı yoğundur ve ulaşım problemi yaşanmaz. Eğer Üsküp şehrine Selanik üzerinden karayolu ile giderseniz, Selanik-Makedonya arasındaki otoyol güzel, 2 şerit gidiş, 2 şerit geliş, rahat bir yoldur. Girişte Makedon gümrüğünde en az 2 saat beklemeyi göze alın, ayrıca yine burada çok ucuz Makedon Duty free mağazası var, içki ve parfümler ucuz, buraya mutlaka uğrayın. Üsküp hava alanı (İsmi: Büyük İskender hava alanıdır.) 1928 yılında inşa edilmiştir. Günümüzde, şehrin 23 km doğusundadır. Hava alanının 2014 yılı yolcu kapasitesi 1 milyon kişiye ulaşmıştır. Birçok Avrupa şehrine uçuş bağlantısı vardır. Hava alanı ile şehir merkezi arasında, günde birkaç otobüs seferi vardır. Bir bilet: 2.25 eurodur. Taksiler 24 saat çalışır, şehir merkezi için muhtemelen 16-20 euro ücret isterler.

Tarih:

Şehir Yunan ve Roma döneminde “Scupi” ismiyle biliniyordu. Şehir, MÖ 2’nci yüzyılda, Dardanya’nın başkenti oldu. MS 1’nci yüzyılda bölgeye Romalılar egemen oldular ve burayı bir askeri kamp alanına çevirdiler. MS 395 yılında, şehir Bizans egemenliğine geçti. 518 yılında şiddetli bir deprem şehri tahrip etti. Ardından Justinien tarafından yeniden inşa edildi. 830’larda şehir Bulgar imparatorluğunun bir parçası oldu. 1282 yılında, şehir Sırp imparatorluğunun bir parçası oldu. 1392 yılında Osmanlılar şehri ele geçirdi ve şehrin ismi “Üsküp” oldu. 17’nci yüzyılda, Üsküp şehrinde yaşayanların sayısı 30 ile 60 bin kişi arasındaydı. Şehirde 10 binden fazla ev vardı. Belgrad ve Saraybosna ile birlikte bölgenin en büyük şehirlerinden biriydi. Çarşılar, kervansaraylar, camiler ve hamamlar yapıldı. 1689 yılında, Avusturyalılar kolera salgınıyla zayıf düşmüş şehri ele geçirdiler ve şehri ateşe verdiler. Ancak ardından geri çekildiler. Üsküp harabeye dönmüştü. Resmi binaların çoğu yeniden yapıldı ve restore edildi. Ancak yine veba ve kolera salgını yaşandı ve şehirliler başka yerlere göç ettiler. 1850 yılından sonra şehir gerilemeye başladı. Kırsal göç nedeniyle, şehirde Hırıstiyan nüfus arttı. 1903 yılında bölgede Arnavut isyanları başladı ve 11 Ağustos tarihinde Üsküp şehrini ele geçirdiler. 1’nci Balkan Savaşında, 1912 yılında yani 500 yıldan fazla Türk hakimiyetinin ardından, Sırbistan krallığı tarafından ilhak edildi. Türkler şehirden göç ederek ayrıldılar. 1’nci Dünya savaşı sırasında, 1915 yılında şehri Bulgar krallığı aldı. II. Dünya savaşından sonra ise, yeni kurulan Yuğoslav krallığının bir parçası oldu. II. Dünya savaşından sonra hızla gelişen şehir, 1963 yılındaki depremde büyük hasar gördü. Nüfusun yüzde 70 kadarı evlerini kaybetti, birçok eğitim tesisi, fabrika ve tarihi bina tahrip oldu. Hızla yeniden yapılanma başladı, ancak insanlar aşina olmadıkları evlere ve binalara taşındılar. 1980’lere gelindiğinde fonların bitmesiyle birlikte yeniden yapılanma da bitti. Üsküp şehir manzarası, büyük ölçüde değişti ve şehir modernist mimarinin örnekleriyle doldu. 1991 yılına gelindiğinde ise, bağımsız Makedonyanın başkenti oldu. “Üsküp 2014 Projesi” ile yeniden yapılanma hazırlıkları yapıldı. Proje ile ilgili ayrıntılı bilgi aşağıda verilecektir.

Para birimi:

Üsküp şehrinde Makedon Dinarı kullanılıyor. 1 euro: 6.15 Dinar yapıyor. Yani paralarının değeri düşük, zaten ekonomik sıkıntıları vardır. Ama birçok yerde, Euro kabul ediliyor. Siz yine de yerel para kullanmak isterseniz, birçok döviz bürosu var, her seferinde 10 euro gibi küçük para bozdurun. Aksi halde, tur sonunda cebinizde bir sürü bozuk para ile dönersiniz.

   

Ne yenir-Ne içilir:

Taş köprüden geçerek, eski şehir bölümüne geçen ve sağ tarafınızda “Turistik” denen bir restoran görülüyor. Burada, mutlaka büyük boy köfte yemelisiniz. Bu şehrin “iri köfteleri” meşhurdur. Bu köftelere “kebap” ismi veriliyor. Ayrıca, şehir merkezindeki “Destan” isimli restoranda da bu kebapların tadına bakabilirsiniz. Tüm balkanlarda “kebabi” denildiği zaman, yedikleri bizim İnegöl köfteye benzerdir. Yani köfte isterken kebabi istiyorum diyeceksiniz. Bir porsiyonda 10 tane köfte olur, köftenin yanında yeşil ve müthiş acı bir biber ve kıyılmış kuru soğan getirirler. Yanında güveçte kuru fasulye yenir. Buranın en tipik yemekleri bunlardır. Bu çarşının arkalarında çeşitli restoranlar vardır. Ancak, en bilineni “Destan” köftedir. Burada 1 porsiyon köfte: 7 eurodur. Tatlı denince, çarşıdaki Abdi Ağa tatlıcısına uğrayın ve burada boza ve limonata için.

 

Ne satın alınır:

Şehirde alışveriş yapmak isterseniz, tanıdık bir marka veya tabela görürsünüz. Ülkemizde tanınan “Migros” şehirde, büyük bir alışveriş yeri açmıştır. Mutlaka almanızı önereceğim özel bir obje yoktur.

ŞEHRİN HAYATINDA ÖNEMLİ HUSUSLAR:

Dışarıdan Üsküp şehrine girerken: Tito döneminde yapılan çok lüks olmayan, birbirine çok benzeyen sosyal konutları göreceksiniz. Bunlar halen kullanılıyor, yani kentsel dönüşüm fikri yoktur. Şehri gezmeye başlamadan önce, şehri tanımak açısından bazı özel hususlardan söz etmek istiyorum. Bunları bilirseniz, şehri daha bilinçli gezersiniz.

 

Etnik yapı:

Şehirde 500 binden fazla nüfus barınır. Bunların büyük bölümü: Makedon ve Arnavut, kalanlar ise Romanlar, Sırplar ve Türklerdir. 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre: şehirde yaşayanların % 1.7 kadar bölümü Türk’tür. Şehirde yaşayan Türklerin nüfusu 10 bin civarındadır. Etnik Arnavut ve Makedon nüfus fazladır.

Türklerin yaşadığı eski şehir bölümü: tam bir Osmanlı şehri gibidir. Burada yaşayan soydaşlarımız: genellikle sıcakkanlı ve geleneklerine bağlı insanlardır. Her ne kadar dindar olsalar da, asla tutucu değillerdir. İnsan ilişkilerinde çok rahatlar, bölgedeki kahvehaneler, sabahlara kadar tıklım tıklım doludur.

Şehrin yeni şehir olarak bilinen diğer kesiminde ise, komünist yönetim tarafından gerçekleştirilen planlı yapılaşma ve modern görünüm egemendir. Ancak bu kesimde, yani genellikle Makedonların oturduğu kesimde, karşı bölümdeki yani Müslüman bölümdeki camilere nispet yaparcasına, Hıristiyanlık alametleri yerleştirilmiştir. Özellikle, şehrin eteklerinde kurulduğu dağın tepesine, kocaman bir “Haç” dikmişlerdir. Yine, aynı yerde, tepesinde ışıklı kocaman haçlar bulunan bir kilise yapılmıştır. Türk tarafındaki camilerin bakım ve restorasyonu ise, Tika tarafından karşılanıyor. Çünkü, Makedon devleti, bu tarafı, yani Türk tarafını görmezden geliyor. Ancak bu ikilik, aynı zamanda, karşı tarafa bir yabancılık ve sanırım nefret olarak da yansıyor.

 

Makedon-Yunan uyuşmazlığı:

Makedonların bayraklarında “Makedon güneşi” simgesi vardır. Yunanlılar buna şiddetle karşı çıkıyorlar. Çünkü: bu bayrağın, Büyük İskender tarafından kullanıldığını söylüyorlar. Diğer bir konu: Makedonlar aslen slav ırkı kökenlidirler. Hatta: kril alfabesini bulan ve Balkanlarda slavlar arasında hıristiyanlığın, Ortodoksluğun yayılmasında en büyük etkileri olan Aziz Kril ve Aziz Ptoli de Makedondur. Dolayısıyla bunların Slav olmaları, burada doğmuş olmaları, Makedonların Büyük İskender ile bağlarını boşa çıkarıyor. İskender ile bağları olsa, Slavları Hıristiyanlaştıran, Ortodokslaştıran azizlere sahip çıkıyorlar, öte yandan Büyük İskender’e de sahip çıkmalarına Yunanlılar karşı çıkıyorlar.

 

Vardar nehri:

Makedonya Cumhuriyetinin ve Yunanistan’ın en büyük nehridir. 388 km uzunluktadır. Bunun 301 km Makedon topraklarında, 87 km ise Yunanistan topraklarındadır. Kaynağından çıktıktan 25 km sonra Üsküp şehrine ulaşır. Burada en büyüğü 130 km olan Treska ırmağı da karışarak büyür. Maksimum derinliği 4 metredir. Nehir, Yunanistan’ın kuzeyinde Selanik şehrinin batısından Ege denizine dökülüyor. Nehrin havzası, yani hani bizde türküleri olan “Vardar Ovası”, Makedonya Cumhuriyeti topraklarının üçte ikisini kaplar.

Şehir merkezinde, Vardar nehri üzerinde 2 tane büyük boyutlu ahşap tekneler göreceksiniz. Bunlar Temmuz 2014 yılında yapılmış ve nehir yatağına dikilmiştir. Barok tarzındaki tekneler turistik hizmet (restoran) veriyorlar. Ancak, elbette büyük bir alt yapı ve eğitim eksiği olan ülkede, bu tür yatırımlar için harcanan paralar, halk arasında büyük infiale sebep oluyor, zaten: özellikle yaz döneminde suyu iyice azalan nehirde, saçma sapan ve oldukça büyük gemiler, hoş olmamış, görünce hak vereceksiniz.

 

Deprem:

1963 yılında, büyük bir deprem (20 saniye sürer, 6.1 şiddetinde), şehri şafaktan hemen önce vurdu ve şehirdeki binaların % 80’i yıkıldı. Ardından, Hiroshima şehri için de plan yapan Japon mimar Kenzo Tange tarafından yapılan projeye göre şehir yenilendi. Yapılan binaların büyük çoğunluğu tipik olarak beton ve Komünizm tarzı binalardı. Ancak tartışmalı “Üsküp 2014 Projesi” sayesinde, bu binalar kademeli olarak değiştiriliyor. Neoklasik tarzda, yeni anıtlar ve özellikle inşa ediliyor.

 

Üsküp 2014 Projesi:

1963 yılındaki büyük deprem, şehirde mevcut binaların yaklaşık % 80’lik kısmını yok etti. Ardından yapılan yeniden yapılanma faaliyetlerinde, çoğunlukla düz modernist binalar inşa edildi. Ancak, şehre daha anıtsal ve görsel açıdan hoş bir imaj verilmesi isteniyordu. Bunu sağlamak için, 2010 yılında, “Üsküp 2014 Projesi” ilan edildi. Buna göre: ağırlıklı olarak müzeler ve hükümet binalarının belli kurallara göre inşaası, mevcutların cephelerinin değiştirilmesi ve Makedonya tarihindeki bazı figürlerin heykellerinin şehrin merkezi yerlerine yerleştirilmesidir. Projenin bir parçası olarak, yaklaşık 20 bina ve 40’dan fazla anıt yapılması planlanmıştır. Ancak, bu proje, halkın içindeki çeşitli guruplar tarafından eleştirildi, çünkü maliyetinin çok yüksek olması planlanmıştı. Yüksek işsizlik ve yoksulluk olan ülkede, kaynak israfı olarak görüldü. Anıtların, hükümetin ödediğinden çok daha ucuza mal olabileceği ileri sürüldü. Öte yandan: Makedonlar, bu anıtlar için harcanan paranın, eğitim ve hastaneler için harcanmasını istiyorlar. Ancak, hükümet, bu heykel ve anıtların, turizm gelirlerini arttırdığını ileri sürüyor. Şubat 2018 tarihinde, ülkenin yetkilileri ve kurumları, projenin durdurulması ve tartışmalı anıt ve heykellerin kaldırılması kararını aldı. Makedon hükümeti, anıtların Yunan-Makedon dostluğunu onurlandıran yazıtlarla yeniden adlandırılacağını duyurdu.

Sonuçta, yapılar 2014 yılına yetiştirilemedi, ancak şöyle bir kural getirildi: “eğer yeni bir yapı yapılacak ise Barok tarzı yapılacaktır” Mesela: Merit otel inşa edilmek istendi, hükümet, oteli yapabilirsiniz, ama barok tarzı yapacaksınız, dış kaplaması barok tarzı olacak, giydirme yapılacak diye karar aldı. Özellikle Makedon meydanında görülen çoğu yapılar (sağda arkeoloji müzesi, yanında bakanlıklar) yeni yapılan yapılardır ve çoğu 2014 yılına kadar tamamlandı.

Eğer şehri ziyarete Balkan turu ile gittiyseniz, zaten pek fazla zamanınız olmayacak. Tur görevlisi, sizi: Makedon kapı, Rahibe Teresa anıt evi, Makedon meydanı, İskender ve Philip heykeli ve Türk çarşısında kısa bir gezi yaptırıyor, ardından otele yerleştikten sonra kendiniz gezebiliyorsunuz. Özellikle: Makedon meydanında akşam saatlerinde heykeller ve havuzlarda muhteşem ışık ve su gösterisi var, ayrıca yine yerel sanatçılar (kuklacılar gibi) gösteri düzenliyorlar, hoş bir ortam, özellikle akşam saatlerinde Makedon meydanı ve Taş köprünün bulunduğu yerde gezinmenizi öneririm. Yoksa şehir çok büyük, tur ile gidenlerin şehri tamamen gezmesi mümkün değil, ancak buraya yalnız gidenler için, aşağıda ayrıntılı olarak gezilecek yerlerle ilgili bilgiler vereceğim.

GEZİLECEK YERLER.

Eğer şehri ziyarete Balkan turu ile gittiyseniz, zaten pek fazla zamanınız olmayacak. Tur görevlisi, sizi: Makedon kapı, Rahibe Teresa anıt evi, Makedon meydanı, İskender ve Philip heykeli ve Türk çarşısında kısa bir gezi yaptırıyor, ardından otele yerleştikten sonra kendiniz gezebiliyorsunuz. Özellikle: Makedon meydanında akşam saatlerinde heykeller ve havuzlarda muhteşem ışık ve su gösterisi var, ayrıca yine yerel sanatçılar (kuklacılar gibi) gösteri düzenliyorlar, hoş bir ortam, özellikle akşam saatlerinde Makedon meydanı ve Taş köprünün bulunduğu yerde gezinmenizi öneririm. Yoksa şehir çok büyük, tur ile gidenlerin şehri tamamen gezmesi mümkün değil, ancak buraya yalnız gidenler için, aşağıda ayrıntılı olarak gezilecek yerlerle ilgili bilgiler vereceğim.

          

TAŞ KÖPRÜ:

Vardar nehri üzerinde, Makedonya meydanı ve eski çarşıyı birbirine bağlar. Yani köprünün bir yanı Avrupa, diğer yanı Türkiye gibidir. Türkiye tarafında: kahvehaneler, camiler ve Türkçe konuşan insanlar görürsünüz. Diğer tarafta ise: geniş caddeler, sokaklar ve güzel barlar görülür. Evet, günümüzde görülen taş köprü: 1451-1469 yılları arasında, şehri ziyaret eden Fatih Sultan Mehmet tarafından, burada daha önce bulunan Roma dönemi köprüsünün temelleri üstüne inşa edilmiştir. 1’nci Jüstinyen, MS 6’ncı yüzyılda buraya bir köprü yaptırmıştır. Bu yüzden, bu köprüye batılılar “Jüstinyen köprüsü” derler. 1555 yılındaki depremde ağır hasar görmüş, sürekli yenilemelerle günümüze kadar ulaşmıştır. Özellikle 1944 yılında, Nazi işgali sırasında, Naziler köprünün üzerine patlayıcılar yerleştirmişler, ancak Üsküplülerden gelen yoğun baskı üzerine köprüyü havaya uçurmaktan son anda vazgeçmişlerdir. Vardar nehri üzerindeki bu köprünün toplam uzunluğu 214 metredir. Genişlik 6 metredir. Köprü, 12 tane yarım daire kemer üzerine kurulmuştur. Köprünün ayaklarının ortasındaki hol boşluklarında, köprünün yapıldığı dönemde, köprüyü koruyan askerler nöbet tutuyorlarmış. Mihrap ise günümüze ulaşmamış kaybolmuştur.

Makedonlar, mihrabın bulunduğu yerin hemen karşısına: Karpos isimli kişiye ait bir taş yerleştirmiş ve üstüne bir tabela asmıştır. Karposh, 1689 yılında Osmanlıya karşı isyan hareketini başlatmış, yakalanınca burada infaz edilmiştir. Evet, son olarak köprü 1994-2008 yılları arasında büyük bir restorasyondan geçirildi. Köprünün en büyük özelliği, taş yapısı sayesinde şehirdeki depremlere rağmen ayakta kalarak günümüze kadar ulaşmasıdır. Köprü: şehrin sembolü olarak kabul edilir. Ayrıca: şehrin bayrağının içindeki şehrin armasının ana objesidir.

SANAT KÖPRÜSÜ:

Üsküp 2014 Projesinin bir parçası olarak, Vardar nehri üzerindeki bu köprünün toplam uzunluğu 83 metre ve genişliği 12 metredir. Bir yaya köprüsü olarak düzenlenmiştir. Köprü üstünde, ünlü Makedon sanatçı ve müzisyenlerin heykelleri bulunuyor. Köprüde: toplam 29 heykel bulunuyor. Bu heykelleri tek tek anlatmak bir anlam ifade etmeyecek, bizlere çok yabancı isimlere ait heykeller var, ama bunların hepsi müzisyen ve sanatçıdır.

GÖZ KÖPRÜSÜ:

Üsküp 2014 Projesinin bir parçası olarak, Vardar nehri üzerinde kurulu bu köprünün yapımına 2011 yılında başlandı. Yaya köprüsü 28 heykel vardır.

      

PORTA MAKEDONYA-ZAFER TAKI:

Üsküp 2014 Projesinin ana simgelerinden biridir. Makedon meydanının yakınlarında, 11 Ekim caddesindedir. Anıt, Makedon bağımsızlığı için yapılan uzun mücadeleyi anmak amaçlıdır. Yükseklik 21 metredir. Dışında, Makedon Cumhuriyetinin bağımsızlığını tasvir eden 32 kabartma vardır. Anıtın içinde ise, hediyelik eşya dükkanı ve galerinin bulunduğu iki kat ve çatı gözlem güvertesi vardır. Anıt, resmi olarak 2012 yılında açılmıştır. Bunu görünce aklınıza şu soru takılabilir. Model nereden alınmış, evet bu anıtın modeli, Paris Şanzelişe’deki Zafer Takından alınmıştır, aynısıdır.

 

TAŞ KÖPRÜNÜN SOL YANI-MAKEDON MEYDANI:

Şehir merkezindeki bu meydan, muhteşem anıtlar bulunduruyor. Bunlardan en önemlisi, Büyük İskender anıtıdır. Meydan, tarihi taş köprü ile eski çarşıya bağlanıyor. Başka bir cadde ile (Makedonya caddesi) de eski tren istasyonuna bağlanıyor. Bu cadde: İstanbul Beyoğlu İstiklal caddesine benzer. Makedon meydanında çok sayıda heykel göreceksiniz. Bunların ölüm tarihine baktığınızda: 1908-1910-1912 yılları görülür. Yani: 1’nci Balkan Savaşıdır. Yani Makedonlar için, Makedon kahramanları, Osmanlıya karşı isyan eden kişilerin heykelleridir.

      

İskender anıtı:

Üsküp 2014 Projesinin ana sembolüdür. Makedon meydanının ortasındadır. Resmi olarak adlandırılmasa da (Bu konuda yani Büyük İskender konusunda Yunanistan ile sorun yaşadıkları için) Büyük İskender’in tasvir edildiği düşünülüyor.) Büyük İskender: MÖ 356 yılında yaşamış ve o dönemin keşfedilmiş dünyasının üçte birini fetih etmiştir. Evet, heykel atı üstünde İskender’in görüntüsünü yansıtmaktadır. Çevresinde ise, 8 asker ve 8 aslan heykeli görülür. Özellikle askerlerin ellerindeki mızrakların uzunluğuna dikkat ediniz. İskender, ordusunda askerlerin kullanmaya başladığı bu uzun mızraklar ile, birçok savaşı kazanmıştır. Aslan: her ülkede gücün sembolüdür.

Heykel: Valettine Stevanovska tarafından, Floransa’da bronzdan döküm olarak yapıldı. Maliyetinin 12 milyon dolar olduğu söyleniyor. Makedonya Cumhuriyetinin bağımsızlığının 20’nci yılı anısına, 8 Eylül 2011 tarihinde dikildi. Heykel: 10 metre yüksekliğinde, silindirik bir sütun üzerine yerleştirilmiştir, boyu 14.5 metredir. Yani toplam yükseklik 24.5 metredir. Sütun, bir havuz içinde yerleştirilmiştir. Kolonun dibinde, her biri 3 metre uzunluğunda 8 bronz asker heykeli görülüyor. Ayrıca: her biri havuzun bir parçası olarak yerleştirilen ve ağızlarından su fışkıran bronz aslan heykelleri bulunuyor. Bunların her birinin uzunluğu 2.5 metredir. Burada: İskender’in heykelde görülen atından söz etmek istiyorum. İsmi “Bukefalos” dur. İskender, bu atının ismine doğuda şehir kurmuştur. İskender 7 yaşında iken babasına siyah bir at hediye edilir. At o kadar güçlüdür ki, bütün ipleri koparır, hayvanı sakinleştiremezler. İskender, hayvanın “kendi gölgesinden korktuğunu” hisseder ve der ki “bunun başını güneşe doğru tutarsak, gölgesi arkasına düşer ve böylece atı sakinleştiririz.” Bütün batı dünyasında, insanın kendi egosundan vazgeçip kendi gölgesi üzerinden atlamak manasına gelen “Gölgesi üstünden atlayabildi” özdeyişi, Büyük İskender’in çocuk yaştaki bu inanılmaz zekasından gelir. Bu at, kendisine Asya seferinde katılır, ölümüne kadar çok uzun süre yaşar. Yaklaşık 12-13 sene yaşar ve son nefesine kadar İskender’in yanında kalır, yani tarih sahnesinde en az İskender kadar tanınır, bilinir. Havuzda, akşamları müzik ve ışıklı gösteri düzenleniyor.

   

Justinian anıtı:

1’nci Jüstinyen Doğu Roma yani Bizans imparatorluğunun kurucusu olarak bilinir. MS 6’ncı yüzyılda Üsküp şehrinin hemen dışında, Tauresium şehrinde doğmuştur. İtalya Floransa’da yapılan bu anıt 16 Haziran 2011 tarihinde açıldı. Taş köprünün hemen kuzeyindedir. Bir kaide üzerinde, tahta oturmuş olarak betimlenmiştir. Bronz rölyefler hariç, beyaz mermerden yapılmıştır. Kaide 3.5 metre uzunluğunda, tahta oturmuş Justinyen ise 5 metre yüksekliktedir.

Rahibe Teresa Anıtı:

Üsküplü Rahibe Teresa için yapılan anıttır. Anıt, Vardar iskelesi yakınlarında, Makedonya meydanının kuzeyindedir. Yaklaşık 30 metre yüksekliktedir. Yapılan planlamaya göre: atı üstündeki Büyük İskender anıtından daha yüksek olması planlanmıştı. Anıtın finansmanı, Hindistan’dan yapılan bir bağışla karşılandı.

     

Pavilion:

Makedon meydanın kuzey tarafındadır. İnşaatına 2011 yılında başlanmıştır. Anıt (köşk) romantik bir çiftin heykelini kaplayan, birkaç sütun tarafından desteklenen bir kubbeden oluşur. Aslında Osmanlı döneminde, şehirde burada bir “Burmalı cami” isimli bir cami varmış. 2014 yılı projesi hazırlanırken, buraya bir kilise yapılmak istenir, ancak şehir halkının Müslüman çoğunluğu, eskiden orada bir cami vardı, kilise yapılmasını istemiyoruz diye itiraz edince, ortayı bulmak için, hükümet buraya romantik bir çift heykeliyle süslenen pavillon yaptırır.

Tsar Samuil anıtı:

Makedon meydanındaki bu anıt, İlk Bulgar İmparatoruna aittir. 2011 yılında açılmıştır, Makedonya caddesinin, Makedonya meydanıyla buluştuğu Pelister binasının önündedir. Beyaz mermerden yapılmıştır. 5 metre yükseklikte, taht üzerinde oturan Tsar Samuil tasviri, 3.5 metrelik kaide üzerindedir. Kaidenin kenarındaki kabartmalar bronzdur. Anıtta: Tsar Samuil, elinde bir asa tutar. Anıt Floransa’da yapılmıştır.

Metodija Andonov-Cento anıtı:

Makedon meydanındadır. Makedon kurtuluş savaşına katılmış bir milliyetçidir. Tito’nun yeni Yuğoslav politikasına katılmamış, Makedonyanın bağımsızlığını savunmuş, bu nedenle hapse atılmış ve 1957 yılında hapiste iken işkence sonucu ölmüş bir kişidir.

 

Dimitri Cupovkski anıtı:

Makedon ders kitabı yazarı ve sözlük bilimcidir. 1913-1914 yılları arasında: Yunanlılar, Bulgarlar ve Sırplardan farklı bir Makedon halkının varlığını desteklemesiyle tanındı. Bağımsız bir Makedon halkının varlığını destekledi. Kendisi: tarihteki en önde gelen etnik Makedonyalılardan birisi ve etnik Makedon uyanışının en önemli aktörlerinden biri olarak kabul edilir.

Dame Gruev anıtı:

1871-1906 yılları arasında, Makedonya ve Trakya’nın Osmanlı bölgelerinde, isyancı bir Makedon lider olarak tanınır.

Selanikliler anıtı:

1900-1903 yılları arasında, Osmanlı imparatorluğunda aktif olan anarşist bir guruptu. Gurup üyeleri ağırlıklı olarak Makedondu. Selanik’in Bulgar Erkek Lisesinden mezun gençlerdi. Selanik’te bir terör kampanyası başlattılar.

 

Gotse Delçev anıtı:

20’nci yüzyılın başında, Makedonya ve Trakya’da yaşamış bir Bulgar devrimci figürüydü. Balkanlarda Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren bir milis örgütü olan İç Makedonya Devrim örgütünün önde gelen lideriydi.

 

Dimitar Popgeorgiev anıtı:

Makedonyadan bir Bulgar devrimciydi. İç Makedon-Adrianonple Devrimci Örgütüne destek verdi.

 

Georgi Pulevski anıtı:

Makedon dili ve kültürüyle ilgili konularda kendini yetiştiren bir yazar oldu. Bulgarlardan ayrı bir Makedon milleti ve Makedon dili taraftarıydı. Anıt Vardar nehrinin doğu kıyısında, Taşköprünün hemen kuzeyinde, Makedon Mücadele Müzesi önündedir.

 

Aziz Kiril ve Aziz Methodios anıtı:

Anıt Vardar nehrinin doğu kıyısında, taş köprünün sonundadır. Bunlar Bizans Hıristiyan ilahiyatçıları ve Hıristiyan misyoneri olan iki kardeşti. Çalışmalarıyla: Slavların kültürel gelişimini etkilediler. Hıristiyanlık yani Ortodoksluğu yaymak için tüm hayatları boyunca uğraştılar.

TAŞ KÖPRÜNÜN SAĞ YANI-ŞEHRİN ESKİ ÇARŞI BÖLÜMÜ:

Vardar nehrinin doğu kıyısında, Taş köprünün hemen başlangıcındadır. Taş köprünün bu yanına geçince, önce bir kısım heykel görülüyor.

   

İskender Ailesi heykeli:

Taş köprüyü geçince hemen sağ bölümde karşımıza çıkar. En altta 4 tane heykel gurubu vardır. Bunlardan ikincisi, İskender’in gençlik halidir. Sol tarafta İskender’in annesi Olimpia otururken (hamile) görülür. Sağda babası Philip, altta ise her ülkede gücün sembolü aslanlar.

   

Philip II Savaşçı anıtı:

Uzaktan görünen bu heykel, Taş köprünün karşı kıyısında, Eski çarşıya ana giriş kapısı olarak açılan Karpos İsyan Meydanındadır. Üsküp 2014 Projesinin bir parçası olarak yapılmıştır. İskender’in babası Philip II’nin heykelidir. Kendisinin bir gözü kördür, bir savaşta kaybettiği söylenir, 46 yaşında suikast sonucu ölmüştür. Heykelde, kendisi oğlu Büyük İskender’i selamlarken tasvir edilmiştir. İtalya Vicenza şehrinde yapılan heykel 15 metre yüksekliğinde ve 13 metre uzunluğundaki bir kaide üzerine yerleştirilmiştir.

      

Çarşıya devam ediyoruz.

12’nci yüzyılda kurulan bu çarşı, kurulduğu yıllarda, Balkanların en eski ve en büyük pazarlarından biri olarak bilinir. Üsküp şehrinde, Osmanlı yönetimi sırasında, çarşı, hızla gelişmiş ve şehrin ana ticaret merkezi olmuştur. Mevcut çarşının mimari karakterinin oluşmasında, en büyük etkiyi Vali İshak bey ve oğlu İsa bey yapmıştır. 1445-1469 yılları arasında inşa edilen binalar, şehrin ekonomik gelişimi için büyük önem taşır. Çarşıda, Osmanlı dönemine ait yaklaşık 30 cami ve sayısız kervansaray bulunmaktaydı. Üsküp önemli bir ticari merkez olduğu için, şehirde 3 tane han bulunuyormuş.

Makedonya’da “Han” derken “H” harfini söylemezler ve “an” diye telaffuz ederler. Ancak 1555 ve 1963 yılındaki depremlerde ağır hasar görmüş ve ayrıca I ve II Dünya savaşları da çarşıyı olumsuz etkilemiştir. Devamında çarşıda yeniden yapılanma çalışmaları görülür. Evet, eski çarşı bölümü, ticaretle birlikte şehrin kültürel yapısını da barındırır. Hatta, Osmanlı mimarisi yanında Bizans mimarisi de görülebilir. Günümüzde burada: hala aktif camiler, türbeler, iki kilise ve bir saat kulesi bulunmaktadır. Ayrıca: Makedonya Müzesi ve Modern Sanatlar Müzesi de buradadır. 2008 yılında, Makedonya Parlamentosu, eski çarşıyı, kültürel miras olarak kabul ederek koruma altına aldı. 2010 yılında ise, bölgedeki çeşitli yapıların restorasyonu için proje başlatıldı.

Sultan Murad Camii:

Eskiden “Hünkar camisi” olarak biliniyormuş. Şehirde Eski Çarşı bölgesinin ortasında, bir tepe üzerindedir. Bu tepede: 1392 yılında şehir Paşa Yiğit Bey tarafından, Vuk Brankoviç’ten alındığında Saint George Manastırı bulunuyormuş. Kosova savaşında, Sultan I. Murat, Sırp kral Lazar’ın damadı Milos tarafından şehit edilince, iç organları şehit edildiği yere gömülür. Naaşı ise, tahnit edildikten sonra, gömülmek üzere Bursa şehrine doğru yola çıkarıldığında, ilk gece, bu caminin bulunduğu yerde konaklanılmıştır. Cami: 1436 yılında tamamlanan cami, İshak bey tarafından yaptırılmıştır. Caminin mimarı Debar’dah Hüseyindir. Sultan Murad tarafından bağışlanan parayla yapılmıştır. Ancak 1537 de çıkan yangın sonucu tahrip olmuş ve 1539 yılında yeniden yapılmıştır. İkinci olarak, bütün şehri ateşe veren Avusturyalılar tarafından yakılmıştır. 23 yıl sonra Sultan III. Ahmet tarafından verilen parayla yeniden yapılmıştır. Son olarak ise, 1912 yılında, Sultan Mehmet V. Tarafından onarılmıştır. Cami: Üsküp şehrinin en büyük camisidir. Hatta Balkanlardaki Osmanlı yapılarının en önemlilerinden birisidir. Bazilika mimari formuna sahiptir. 4 kenarı çatı ile kaplıdır. Yani, Osmanlının erken dönem Konstantinopolis mimari tarzına benzer.

Evliya Çelebi, şehri ziyaret ettiğimde: caminin güney kısmında (bugün sadece kalan kısımları görülüyor) bulunan medreseden söz eder. Medrese: 1537-1538 yıllarındaki yangında zarar görür, 1555 yılındaki depremde ve 1689 yılındaki yangında yanarak tamamen yok olur. Medresenin daha sonra yeniden inşa edildiği tahmin ediliyor. Çünkü: Üsküplü Yahya Kemal Bayatlı, caminin avlusundaki bu medresede okumuş ve medreseden bahsetmiştir. Hatta, 1932 yılına kadar burada eğitim verildiğinden söz ediliyor.

Yine bir söylentiye göre, Fatih Sultan Mehmet, bu caminin avlusunda bulunan bir konakta, bir kış mevsimi geçirmiş ve İstanbul’un fetih planlarını burada yapmıştır. Hatta, ünlü Macar topçusu Urban ile bu konakta görüşmüştür. Caminin bahçesinde, sadece 2 türbe korunarak günümüze gelebilmiştir. Bunlardan Dağıstanlı Ali Paşa türbesinde, Ali Paşa’nın karısı ve kızının mezar yeri olan iki taş lahit görülür. Caminin güney tarafında Beyhan Sultan Türbesi bulunuyor. İç kısımda ise yazıtı olmayan 5 mezar vardır. Bu türbe, Makedonya’da mevcut bu tür yapıların en büyüğüdür.

Saat kulesi:

Caminin hemen yanındaki saat kulesinin yapılış tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak 1566-1577 yılları arasında yapıldığı düşünülüyor. Bölgedeki, ilk ve tek saat kulesidir. Kule, 3 bölümden oluşur. Üst tarafında demir trabzanlar görülür. En üst bölüm ise, kubbe ile biter. Alt bölümü, taş ve kare şeklinde yapılmıştır. Orta bölüm: sekizgendir. Yarısı taştan, yarısı tuğladan yapılmıştır. Eskiden, tepede, 4 saat varmış. Bunların çukur şeklindeki oyukları görülüyor. Günün belli zamanlarında da saat, çan ya da zil sesine benzer sesler çıkarıyormuş. Söylenenlere göre, Macaristan’dan getirilen, buradaki saatler, 1963 yılındaki depremde zarar görmüş ve tamir edilmek üzere yerlerinden sökülmüş, ancak bir daha yerlerine konulmamıştır. Hatta, nerede olduklarına ilişkin herhangi bir bilgi ve kayıt bulunmamaktadır. Ancak bazı kaynaklara göre bu saatlerin günümüzde İsviçre’de bir saat müzesinde bulunduğu tahmin ediliyor. Saat kulesi, günümüzdeki görünümüne 20’nci yüzyıl başlarında, Kosova valisi Hafız Ahmet Paşa döneminde almıştır. 1963 yılındaki depremden sonra ise restore edilmiştir. Son olarak saat kulesinin yapılış amacı: çarşıda bulunan Müslümanların namaz saatlerini bilmeleri ve çarşı içinde, hiçbir kimsenin diğerinden fazla çalışmak veya kazanmak için şansının bulunmamasını sağlamakmış.

      

İshak bey camii-Süslü camii:

Eski çarşının kuzeyindedir. Aynı zamanda Alaca camii olarak da bilinir. Duvarlarında bulunan çiçek motifleri, yazıtları ve renkli fayansları nedeniyle “Süslü cami” olarak da bilinir. İshak bey tarafından 1438 yılında yapılmıştır. İshak bey: Sultan II. Murat zamanında yaşamış ve Osmanlı adına bu şehirde Valilik yapmıştır. Cami, imaret tipi camidir. Yani, burada dini hizmet verilmemiştir. Caminin yanında, İshak Bey tarafından yaptırılan medrese, dönemin öne çıkan medreselerinden biridir. Bu medresede, ünlü Osmanlı bilim adamları ders vermiştir. Cami içinde imaret mutfağı bulunuyor. 1963 depreminden sonra, caminin çevresindeki evler ve binalar yaptırılmıştır. Caminin minaresi 30 metre yüksekliktedir, bahçesinde bir şadırvan vardır.

Kapan han:

Eski çarşı bölümünde bulunan 3 kervansaraydan biridir. Kapan kelimesi Arapçadır “Büyük terazı, kantar” anlamındadır. Yani, bu han ismini: dışarıdan gelen malların, burada bulunan büyük kantarda tartılması nedeniyle almıştır. Kantar, genellikle hanın bahçesinde dururmuş. Burada ölçülen, tartılan mallar, daha sonra hanın deposunda muhafaza edilirmiş. 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Zemin kat, misafirlerin atları için üst kat ise misafirlerin kullanımı için düzenlenmiştir. Bakımsız olmasına rağmen, günümüzde burada birkaç restoran vardır. Özellikle “Popov” isimli restoran ilginizi çekebilir.

Bedesten:

Burası, eski çarşı içinde kapalı bir pazardır. 15’nci yüzyılda, Gazi İshak bey tarafından yaptırılmıştır. Ancak 1689 yılındaki yangında yıkılır ve daha sonra yeniden inşa edilir. Bedesten, 1899 yılındaki tadilattan sonra günümüzdeki görüntüsüne kavuşmuştur.

Çifte hamam:

Eski çarşı merkezindedir. 1531 yılında Vali İsa bey tarafından yaptırılmıştır. Bina iki bölüme ayrılır. Bir bölüm erkek ve diğer bölüm kadınlar içindir. Her iki bölümün de genel düzeni birbirine benzer. Burası, 1915 yılına kadar hamam olarak kullanılmıştır. 1963 yılındaki depremde hasar görmesi üzerine onarılır ve Çağdaş Sanat Galerisi olarak kullanılmaya başlanır.

Mustafa Paşa camisi:

Eski çarşıda, kale hisarı yakınlarındadır. Bulunduğu yer yüksek olduğundan, şehrin birçok yerinden görünür. Üsküp şehri fetih edildikten 100 yıl sonra yani 1492 yılında, eski bir Hıristiyan bölgesinde Yavuz Sultan Selim’in vezirlerinden Mustafa Paşa tarafından yapılmıştır. 1963 yılındaki depremde zarar gören caminin, 2007 yılında restorasyonu yapılmıştır. Bu restorasyonda, minare taşları tek tek sökülmüş, onarım işlemi gerçekleşmiştir. Ardından, taşlar orjinaline uygun şekilde yerlerine yerleştirilmiştir. Makedonya ülkesinin en zarif islam yapılarından birisi olarak kabul edilir. Komplekste: cami, Mustafa Paşa’nın türbesi, kızlarından birinin lahiti, bir çeşme ve diğer bazı bina kalıntıları vardır. Ayrıca: caminin içinde, camide çalışanların ikametgahı olarak yapılmış tek katlı konutlar bulunur. Cami: kare şeklindedir. En büyük kubbesinin çapı 16 metredir. 3 küçük kubbeyle örtülü dört mermer sütun üzerine yerleştirilmiştir. İç dekorasyon, güzel yazılı işlemeler içerir. Minaresi 42 metre yüksekliktedir. Kireç taşından yapılmıştır. Caminin bahçesinde 1933 yılında yapılmış bir şadırvan görülür. Şadırvanın suyu, söylenenlere göre, Karadağ bölgesinden geliyormuş.

Türbe: Mustafa Paşa’nın türbesi: sekiz yüzlü tamburun üzerine, bir kubbe ile örtülmüş, altıgen mermerdendir. Dört kızından biri olan Umi, dört kenarı Farsça yazıtlar içeren bir süslü lahitte gömülüdür. Cami avlusu güllerle doludur. Sadece cami ve türbe korunarak günümüze gelmiştir. İmaret ve medrese kalıntıları yoktur.

 

Daut Paşa Hamamı:

Doğu Rumeli Büyük veziri Daut Paşa tarafından 1489-1497 yılları arasında yaptırılmıştır. Yapı, 13 kubbeyle örtülü, 15 odadan oluşur. En büyük iki kubbe, genel bölümü ve diğer kubbeler ise bireysel banyo odalarını kaplar. Hamam, 1948 yılından beri Ulusal Sanat Galerisi olarak kullanılmaktadır.

 

Yahya Paşa Camisi:

Günümüzde halen ayaktadır. 1504 yılında yaptırılmıştır. I. Dünya savaşı sırasında, cami, Alman silah ve mühimmat üretim tesisi olarak kullanılmıştır. Caminin minaresi 50 metre yüksekliktedir. Caminin avlusunda, birkaç mezar görülür.

   

Kurşunlu Han:

Aynı zamanda “Müezzin Hoca Hanı” olarak da biliniyor. 16’ncı yüzyılın ortalarında inşa ettirilmiştir. Eski çarşı bölgesindeki 3 kervansaraydan en büyük olanıdır. Sultan II. Selim’in emrindeki bir bilim adamının oğlu olan Musein Odza tarafından yaptırılmıştır. Hanın çatısı bir zamanlar kurşunla kaplıymış. Bu yüzden, ismi kurşunlu han olmuş. Ancak bu kurşun tabaka, I. Dünya savaşı sırasında kaldırılmıştır. Handa piramit şeklinde birkaç kubbe vardır. Buraya: 17’nci yüzyılda bir cami ve 15’nci yüzyılda bir hamam eklenmiş ancak her ikisi de 1963 depreminde yıkılmıştır. Yapı, günümüzde “Pyetar Bogdani Arnavut Enstitüsü” olarak kullanılıyor, aynı zamanda Makedonya Müzesinin heykel koleksiyonunu barındırmaktadır. Pyetar Bogdani: ilginç bir kişiliktir, kendisi 1686 yılında Kosova bölgesinde, Osmanlılara karşı savaşmak üzere 6000 asker toplamasıyla tanınıyor. Yani, bir isyancı.

Sulu han:

Eski çarşıda bir handır. Şehrin kurucusu İsa-beg Isakoviç tarafından 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Hanın yakınlarındaki bir nehir nedeniyle, Sulu han ismini aldığı düşünülüyor. Osmanlı döneminde: kervanlarıyla hareket eden tüccarlar için yapılmıştır. Üst katta 54 oda vardır. Yapı: 1963 Üsküp depreminde ağır hasar görür ve 1972 yılında yeniden inşa edilir. Günümüzde: Üsküp Sanat Fakültesi ve Üsküp Eski Çarşı Müzesine ev sahipliği yapmaktadır. Hanın üstünde: “Atatürkçüler Derneği” de bulunuyor.

Kutsal Kurtuluş Kilisesi-İsa’nın Yükselişi kilisesi:

1543 yılında, Osmanlı döneminde onaylanan ilk Hıristiyan projesidir. Ancak daha önce de burada bir kilise bulunduğu biliniyor, bu kilise eski kilisenin temelleri üzerine inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde, hıristiyan yapılarının islam yapılarından daha yüksek olması istenmediğinden, kilise yere yarı gömülü inşa edilmiştir. Bu yüzden, şehrin siluetine camiler hakimdir. Kilise, günümüzdeki görünümünü 19’ncu yüzyılda almıştır. Kilisenin ikonları ahşaptan oyulmuştur. Devrimci daha doğrusu isyancı Goce Delveç, kilisenin avlusunda beyaz bir lahit içinde gömülüdür.

 

 ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER:

FEODAL KULESİ:

Şehrin yeni bölümündedir. Osmanlı döneminde, gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Kare şeklinde, büyük blok taşlardan ve tuğlalardan yapılmıştır. Kuzey ve doğu yönlerinde, farklı boyutlarda balkon ve pencereleri vardır. Kule, içten 3 katlıdır. Katlara merdivenle çıkılır. Birinci kat merdivenleri, günümüze kadar korunmuştur. 20’nci yüzyılın başında, kule bir Roma Katolik Kilisesine dönüştürülmüştür. Rahibe Terasa’nın bu kilisede vaftiz edildiği sanılıyor. Günümüzde ise, kule askeri bir tesis olarak kullanılıyor. Yanında ise Rahibe Teresa evi ve heykeli bulunuyor.

     

     

RAHİBE TERESA EVİ:

Ristik Sarayı ve Makedonya Meydanının hemen doğusunda Makedonya caddesindedir. Biraz Rahibe Teresa’dan söz etmek istiyorum. Kendisi (mezarı: Hindistan Kalküta şehrindedir), burada doğmuş, 1910-1928 yılları arasında, burada yaşamıştır. Yani 18 yaşına kadar burada yaşamış, daha sonra İrlanda ve Hindistan yolculuklarına çıkmıştır. Katolik dünyasında çok tanınan bir kişidir. Hayatını yoksullara adamış ve binlerce hastayı, yüzlerce çocuğu iyileştirmiştir. Bununla Nobel Barış Ödülünü kazanmıştır. Aslen Arnavuttur. Arnavut olmasına rağmen Makedonların ona sahip çıkmasına Arnavutlar kızıyorlar. Makedonlar ise, “kendisi Üsküp doğumlu olduğu için bizim için kıymetli” diyorlar. Ev: bir zamanlar Rahibe Teresa’nın 27 Ağustos 1910 tarihinde vaftiz edildiği ve Katolik kilisesinin bulunduğu yer üzerine inşa edilmiştir. Mimar Vangel Bozinovski tarafından yapılan proje, Makedonya hükümeti tarafından finanse edildi ve 2009 yılında açılmıştır. Müze evin içinde, kalıntıların bir kısmı korunmaktadır. Bu kalıntılar, Roma Katolik kilisesinin desteğiyle buraya nakledilmiştir. Ev: Katolik kilisesi tarafından vaftiz edilmiştir. Günümüzde kültürel sergilere ev sahipliği yapılıyor. Evin önünde: Rahibe Teresa, taşa oturan ve elinde bir güvercin tutan 10 yaşındaki çocuk ile görülüyor.

ÜSKÜP ŞEHİR MÜZESİ:

1948 yılında kurulmuştur. 1970 yılında, kültürel bir anıt olarak korunan eski bir tren istasyonunun bir parçası haline getirildi. En önemli özelliği, kısmen yıkılmış olan dış cephesidir. Cephede bulunan saat: 27 Temmuz 1963 tarihinde şehri etkileyen depremin saati olan 05.17’de durdurulmuştur. Bu depremde, şehirde 1066 kişi ölmüş, şehrin büyük kısmı yıkılmıştır. Müze, MÖ 3000 yılı civarında ilk kaydedilen yerleşimden günümüze kadar olan döneme ait nesneleri, dört bölümde sergiliyor. Bölümler: Arkeoloji, Etnoğrafya, Tarih ve Sanat Tarihidir.

MAKEDONYA MÜZESİ:

Giriş ücretsizdir. 1924 yılında kurulan müze, Eski çarşı bölgesinde Üsküp kalesinin yanındadır. Ülkenin en eski müzelerinden birisidir. Müze, 3 müze katılarak oluşturulmuştur. Birleşen bu üç müze: Arkeoloji, Tarih ve Etnoğrafla müzeleridir.

      

MİLENYUM HAÇI VE TELEFERİK:

Üsküp şehrinde, 1066 metre yükseklikteki Vodno dağının tepesinde bulunan 66 metrelik bir haç’tır. Ortodoks hıristiyanlar, yüksek yerlere haç dikmeyi çok seviyorlar. Bu haç olayı, Mostar şehrin de de görülüyor. Buradaki haçın, Kosova bölgesinden dahi görülebildiği söyleniyor. Haç: bölgedeki Hıristiyan varlığının 2000’nci yılı kutlamaları için dikilmiştir.

Haç inşaatına 2002 yılında başlanmıştır. Makedon Ortodoks kilisesi, Makedon hükümeti ve Makedonyalıların bağışlarıyla yapılmıştır. Vodno dağının en yüksek noktasındadır. Orada daha önce küçük bir haç bulunuyormuş ve bu yüzden bu alan “Haçın yeri” olarak isimlendiriliyor. 2008 yılında içine asansör kuruldu. 2009 yılında haçın yakınlarında, bir restoran ve hediyelik eşya satış yeri kuruldu. 2011 yılında ise “Millenium Cross Teleferiği” açıldı. Teleferik 3.5 km uzunluğundadır. Geceleri, haç ışıklandırılıyor. Son bir not: uzaktan belki fark edemeyeceksiniz, ancak bu haçın hemen yanına, İslamı temsilen bir minare yapımı sürüyor, yani eşitliğin ifadesi için haç ve minare yan yana olacakmış.

 

Bosna Hersek Saraybosna Sarajevo

8.242 kişi okudu!

 

Dünyaca ünlü seyahat rehberi “Lonely Planet” 2006 yılında yaptığı en güzel şehirler sıralamasında, Saraybosna şehrini 43 sırada göstermiştir. 2009 ve 2010 yılları arasındaki değerlendirme de ise, şehir görülmeye değer on şehirden birisi olarak seçilmiştir. Saraybosna, Bosna Hersek devletinin başkenti ve en büyük şehridir. Saraybosna vadisi içinde, Miljacka ırmağının çevresinde kurulmuştur. Şehirde ayrı bölgelerde de olsa: Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar bir arada yaşarlar. Şehrin çevresinde tepelerin etekleri vardır. Bu durum çok önemli, çünkü iç savaş sırasında, bu tepelere yerleşen Sırp ve Karadağlı vahşiler, şehri aylarca (3.5 yıl) kuşatma ve ateş altında tuttular, bu tepelere keskin nişancılar yerleştirdiler. Şehirde kuzeyden karasal iklim ve güneyden Akdeniz iklimi etkisi görülür. Yıllık ortalama hava sıcaklığı 9.5 derece civarındadır. En soğuk ay Ocak ayıdır. En güneşli ay ise Ağustos ayıdır. Şehir: 1984 yılında “Kış Olimpiyat Oyunları” na ev sahipliği yapmıştır. Şehir 2014 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçildi. 2019 yılında Avrupa Gençlik Olimpiyatları, bu şehirde yapılacaktır.

Şehrin ismi ve anlamı:

Osmanlılar burayı fetih etmeden önce ise, şehrin ismi “Vrhbosna” dır. Osmanlılar burayı ele geçirince şehrin ismi “Bosna-saray” olmuştur. Ayrıca: “Saray ovası” olarak da bilinirdi. Bu yüzden, günümüzde pek çok dilde, bu ifadenin kısaltılmış hali olarak “Sarajevo” kullanılmaktadır. Yani, şehrin günümüzdeki ismi “Sarajevo” dur.

   

Ulaşım:

İstanbul-Saraybosna arasındaki hava yolu yolculuğu yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Saraybosna uluslar arası hava alanı: şehir merkezinin 1.6 km güneybatısındadır. Hava alanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım, rahattır. Otobüs durağı: hava alanı otoparkı dışında ana yol üzerindedir. Tramvay ile şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Otobüs, her 30 dakikada bir var. Ulaşım için taksi tercih ederseniz, pişman olabilirsiniz, çünkü taksi ücretleri çok yüksektir.

 

Tarihi:

Şehirdeki ilk yerleşimcilerin, çok eski tarihlere dayandığı bilinmesine rağmen, yazılı kayıtlara göre burası, 9’ncu yüzyılda, uzun bir direnişin ardından Romalılar tarafından ele geçirilmiştir. 805 yılından sonra, bölgede Sırp Raşka kralığı ve 863 yılından sonra Hırvat Düklüğü egemen olur. 9’ncu yüzyılın sonlarında ise, I. Bulgar imparatorluğu hakim olur. 950 yılında, bu bölgeyi elinde bulunduran Sırp kralı Caslav’ın ölümünün ardından, burada bulunan Bosna derebeyleri, bağımsızlıklarını ilan ederler. Şehir: 1462 yılında, İsa-bag Ishakoviç tarafından kurulur. Bu yüzden: bazen kurucusu İsa-beg İshakoviç tarafından verilen ismiyle (Seher) anılır. Daha sonra, şehir tarihinde en önemli olaylardan biri gerçekleşir. Osmanlının bölgeye gelir. 1492 yılında, Sultan II. Mehmet, buraları ele geçirir. Miljacka nehri kıyısında, şehrin ilk kurulduğu alanda, büyük bayındırlık faaliyetlerine girişirler. Miljacka nehrinin sol kıyısında, bu bölgedeki ilk cami olan “Careva camisi” yapılır. Zaman içinde, kültürlerin, ticaret yollarının ve gezginlerin bir uğrak yeri olan şehir, özellikle 16’ncı yüzyılda Avrupa’nın en zengin şehirlerinden biri olur. Aynı zamanda, Türklerin, Avrupa’da kurdukları en büyük şehir ortaya çıkar. 1878 yılında Avusturya-Macaristan imparatorluğu bölgede egemenliği ele geçirir. Bu dönemde şehir modern fabrikalar ve Batı tarzı birçok okul ve kültür kurumu kurulmasıyla zenginleşmiştir. Aynı dönemde: Ulusal müze, Belediye Binası, Mahkeme, Ulusal Tiyatro Binası, Postane, Hastane ve diğer birçok yapı yapılmıştır. Ancak, 1914 tarihinde bu şehirde yapılan bir suikast sonucu Avusturya-Macaristan imparatorluğunun veliahtı öldürülünce, I. Dünya savaşı başlar. Şehir, 1918 yılında Yuğoslavya krallığına bağlanır.

Para birimi:

Bosna Hersek ülkesinin para birimi: Mart (KM) 1 euro: 1.95 KM dir. Şehirdeki çoğu mağaza, Euro kabul eder. Yine çoğu dükkan ve mağaza, kredi kartı kabul etmektedir.

 

Ne yenir-Ne içilir:

Buraya yolunuz düşer ve mahalli lezzetlerden tatmak isterseniz “köfte” ve “börek” önerilir. Köfte: sarımsak karıştırılmış soğan, çeşitli baharatlar ve ince kıyılmış kıyma ile yapılıyor. Özellikle, dana eti kullanılıyor. Uzunlukları 5 cm civarında olan köfteler, hemen yanında doğranmış kuru soğan, sos ve pide ile servis ediliyor. Pidenin üstüne de köftenin yağını döküyorlar. Yanında da yoğurt veya ayran servis ediliyor. Köfte yanında, şehirde tatmanızı önereceğim diğer lezzet “börek” tir. Boşnak böreği sipariş ederken: kıymalı isterseniz “burek”, peynirli isterseniz “sirnica”, ıspanaklı isterseniz “zelvenica” şeklinde söylemelisiniz. Özellikle sıcak yemenizi öneririm. Yani, sipariş verirken taze pişmiş olup olmadığını sorun. Yemek mekanı derseniz: özellikle “Tarık Hodzic” isimli ve bir zamanlar ülkemizde de futbol oynamış bir şahsın restoranı tercih edilebilir. Çünkü, gayet sıcak karşılama ve ilgi vardır. Şehirde bira tatmak isteyenler için öneri “Sarajevski Pivot” olabilir.

ŞEHRİN GEZİLMESİ:

Saraybosna şehrini gezmeniz için, şehirle ilgili bazı kişi ve olaylar hakkında bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Bunları bilirseniz, şehri daha iyi tanır, daha iyi anlarsınız.

 

İsa-beg Ishakoviç:

İsa-beg İshakoviç, bir Osmanlı uç beyi olarak Üsküp Sancağında bulundu. Bu dönemde, günümüzdeki Üsküp ve Novi Pazar dahil olmak üzere, bazı şehirleri kurdurdu. 1464 ile 1470 yılları arasında Bosna Sancakbeyi olarak görev yaptı. Saraybosna kentinin kuruluş belgesi olarak kabul edilen “Vakufnan”da yazılanlara göre: 1457 yılında, Sultan II. Mehmet’in emriyle, bugün Cameva olarak bilinen bir cami yaptırdı. Ardından camiden çok uzak olmayan bir saray inşa ettirdi ve şehre “Valinin kalesi” anlamında “Saray” ismini verdi. (Bu sarayın Osmanlı döneminde tahrip edildiği ve burada bir askeri kamp ve kışla yapıldığı tahmin ediliyor.) Daha sonra ise, kapalı Pazar, hamam ve bir han yaptırdı. Yaptırdığı han kapısına “Burası iyi insanların mekanıdır” yazdırdı ve hana gelen Müslüman ve gayri müslimlere, sıcak yemek ve 3 gün konaklama imkanı sağladı. Ölümünden sonra nereye defnedildiği bilinmiyor. Ancak tahminlere göre: Careva camisi (Sultan camisi) bahçesinde bulunan ve mezar taşında yazı bulunmayan mezarlardan birine defnedildiği düşünülüyor.

 

Dinsel yapı:

Şehrin en önemli özelliği dinsel yapısıdır. Burada: Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar bir arada yaşıyorlar. Zaten: burayı turla ziyaret ederseniz, yerel rehberler de, size şehri ve özellikle iç savaşı anlatırken: Her ne kadar 3.5 yıllık kuşatma sırasında çok sıkıntı çekseler de, kendilerine aynı dönemde yardımcı olan birçok Sırp ve Hırvat arkadaşlarının olduğunu ve asla bunlara karşı kin beslemediklerini söylüyorlar. Evet: şehir, yüzyıllardır var olan İslam, Ortodoks, Katolik ve Yahudi üyeleriyle tanınır. Bunların dini mabetleri, cami, kilise ve sinagog birbirlerine sadece yürüme mesafesindedir. Şehir: çok uzun ve zengin tarihi, dini ve kültürel çeşitliliği nedeniyle, Avrupa ve Balkanların “Kudus” ü olarak tanınır. Bu şehirde: “Bosnalıyım” demek “Müslamanım” ve “Hersekliyim” demek ise “Hıristiyanım” anlamındadır.

 

Tarihi değiştiren suikast:

1914 yılında, bölge Avusturya-Macaristan imparatorluğunun işgali altındadır. Ancak, Sırplar bu durumu yani işgali kabullenmezler. 28 Haziran 1914 tarihinde Bosna Gençlik Derneği üyesi Sırp Lise öğrencisi Gavrilo Princip, şehri ziyaret eden Avusturya veliaht Prensi Friar Ferdinand ve karısı Sopnie Hotek’i: Latin köprüsü denen yerde suikast sonucu öldürür. Avusturya, bu cinayetten Sırbistan ülkesini sorumlu tutar ve ülkeler, birbirine karşı savaş ilan ederler ve böylece I. Dünya savaşı başlar. Sonraki yıllarda, suikastçı Princip’in bir özgürlük savaşçısı mı yoksa bir terörist mi olduğu hala tartışılmaktadır.

 

Gazi Hüsrev Bey:

Saraybosna şehri tarihinde çok özel bir yeri vardır. Kendisi: tanınmış bir Osmanlı ailesinin çocuu olarak, 1480 yılında Yunanistan Serez’de doğmuştur. Babası Ferhat Bey, yüksek mahkeme görevlisi bir Bosnalıydı. Annesi, Osmanlı Prensesi Selçuk ise Sultan 2’nci Beyazıt’ın kızıydı.1521 yılında, Belgrad şehrinin fethi sırasında, Hüsrev Bey, muazzam askeri manevralarla ve savaşta gösterdiği olağanüstü cesaretle “Gazi” ünvanı aldı. Aynı yıl, Kanuni Sultan Süleyman, kendisine Sancak Beyi ünvanını verdi ve 1541 yılında, ölümüne kadar kaldığı Bosna’nın hükümdarı olarak atandı. Kendisi Saraybosna şehrine geldiğinde, yaptığı faaliyetlerle şehir kısa zamanda 50 bin kişinin yaşadığı bir yer haline geldi ve Osmanlı imparatorluğunun Avrupa kısmındaki en büyük şehir oldu.

Bu sürede: Fatih Camisini yeniden yaptırdı. Ayrıca: Gazi Hüsrev Bey camisi, kütüphane, medrese, saat kulesi, hastane ve daha birçok ünlü binayı yaptırdı. 1541 yılında, Karadağ’da öldü ve naaşı, Saraybosna şehrine getirilerek yaptırdığı caminin bahçesindeki türbeye gömüldü.

İç savaş dönemi:

1990 yılında, ilk genel seçimler yapılır, Cumhurbaşkanı Alija Izetbegoviç, Bosna Hersek’in bağımsızlığı için sivil referandum yapar ve ardından Bosna Hersek Cumhuriyeti kurulur. Ancak, ardından etnik guruplar arasında çatışmalar çıkar. Saraybosna şehri, 3.5 yıl fiziksel abluka altına alınır. Şehir bu dönemde büyük maddi yıkım ve çok sayıda insan kaybı ile birlikte ezilir. Sırp Cumhuriyeti ordusu ve Sırp militanların keskin nişancıları ve topçu ateşi: 1601 çocuk dahil olmak üzere 10.615 kişiyi öldürürler. Ayrıca 50 bin kişi yaralanır. Belediye binası yıkılır, şehirdeki birçok kültürel, tarihi konut ve dini yapı hasar görür. Bu öldürülen binlerce kişi nedeniyle, şehrin futbol stadyumu mezarlığı dönüştürüldü. Günümüzde, şehir merkezinin sadece birkaç blok ötesinde bazı binalar hala kurşun delikleriyle işaretlenmiş olarak durmaktadır. Bunları gezerken bizzat göreceksiniz.

 

 

 

 

ŞEHİRDE GEZİLECEK YERLER:

STARİ GRAD-ESKİ ŞEHİR:

Saraybosna şehrinin en eski ve tarihsel olarak önemli parçasıdır. Şehrin kalbindeki bu bölümde, 15’nci yüzyılda, Osmanlı döneminde İsa-beg Isakoviç tarafından kurulan eski şehir pazarı olan Bascarsıja (ben yazıda Baş çarşı olarak belirteceğim) bulunmaktadır.

 

BASCARSİJA-BAŞ ÇARŞI:

Ortaçağ döneminde, günümüzdeki Baş çarşının bulunduğu bu bölümde “Stara Varos” denen bir yerleşim yeri bulunduğu, daha küçük bir ticaret alanı olduğu biliniyor.

1460 yılında, İsa-beg Ishakoviç, Miljacka nehrinin sağ kıyısında bulunan bu küçük ticaret merkezini, bir çarşı haline getirdi. Han ve dükkanlar yaptırdı. “Bascarsija” kelimesi Türkçeden türetilmiştir. Türkçe “baş” kelimesi “kafa” anlamına gelir. Bununla birlikte, bazı durumlarda çarşı veya market anlamına da gelir.

Takip eden dönemde yani Gazi Hüsrev Bey zamanında ise (1521-1541) yine burada: Bey camii, medrese, kütüphane, tekke ve hamam yaptırıldı. Böylece Baş çarşı denen yerde, 200’den fazla dükkan ve halka açık bir de mutfağı olan Taşlıhan ortaya çıktı.

17’nci yüzyıla gelindiğinde, çarşıda çeşitli loncaların bulunduğu 46 ayrı çarşı oluştu. Altın zamanında, Baş çarşı, sadece Saraybosna şehrinin değil, Balkanların en büyük ticaret merkezi haline geldi ve dükkan ve mağaza sayısının 12 bin civarını bulduğu bilinmektedir.

Ancak: Avusturya-Macaristan imparatorluğu işgali sırasında, Baş çarşının altın çağı birden bitti. Savoylu Habsburg Prensi, bütün şehri yakıp yıktı. İşgalin ardından, Baş çarşı yeniden inşa edildi, ancak 1857 yılında bu kez yangın çıktı ve çarşı yine büyük ölçüde hasar gördü.

Sonuç olarak: Osmanlı etkisinin azalmaya başlaması ve Avusturya-Macaristan imparatorluğu otoritesinin dayatması sonucu, ucuz sanayi mallarının gelişmesiyle Baş çarşı esnafı zor zamanlar geçirmeye başladılar. Özellikle, II. Dünya savaşından sonra, en zor dönemler yaşandı. Neyse ki, 1984 yılındaki Kış Olimpiyatları için yapılan tadilatlar sonucu, Baş çarşı ya yeniden bir hava geldi.

Günümüzde, burası şehrin tarihi ve kültürel merkezidir. Şehrin en önemli turistik mekanıdır. Baş çarşı, Mijacka nehri boyunca birkaç sokaktan geçiyor ve güvercinlerle dolu bir meydanda, ahşap sebil çeşmesinin önünde bitiyor.

Bosnanın gülleri:

Evet: buradaki açık Pazar, Şubat 1994 tarihinde, Karadağ topçusu ateşiyle vuruluyor ve 68 kişi ölüyor. Karadağlılar yanlışlıkla vurduk diyorlar. Ancak, elbette açık pazarın vurulmasında yanlışlık mümkün değil, vahşetin boyutlarının bilinmesi açısından bu önemli. Hatta: şehirde gezerken bazı yerlerde “Bosnanın gülleri” denen, yerde işaretler, kırmızı boyalı işaretler göreceksiniz. Bu işaretler, bombalama sırasında, bombaların düştüğü yerlerden birkaç tanesinin gösterilmesi için yapılmış işaretlerdir. Boşnaklar: bu 68 kişinin bombalanarak öldüğü yere isimlerini yazmışlar ve inadına Pazar yeri olarak kullanmayı sürdürmüşler.

 

Sebil:

Sebil Mehmet Kukavica Paşa tarafından 1754 yılında yapılmıştır. Ancak orijinal yapı, yaklaşık bir yüzyıl sonra, yangında tahrip olmuş ve 1913 yılında şu anda görülen sebil dikilmiştir. Mimari Alexander Wittek.

Taşlıhan:

Saraybosna şehrinde, hem gezginlere hem de atlara hizmet eden üç kervansaraydan biridir. Taşlıhan; bölgede türünün en büyüğü olarak göze çarpar. Dubrovnikli usta işçiler tarafından yapılmıştır. Kurşunla işlenmiş bazı bölümleri, dikkat çeker. Taşlıhan birkaç kere yanmış ve son olarak 1879 yılındaki yangında yanarak tamamen yok olmuştur. 1912 yılında, Bezistan tarafında yeni inşa çalışmaları sırasında hanın kalıntıları tamamen kaldırılmış, sadece duvar bölümleri kalmıştır. Daha sonra, yine burada yapılan Avrupa Otelin yenilenme ve genişletme çalışmaları sırasında, otelin yaz bahçesi altında yapılan arkeolojik çalışmalarda, Taşlıhan’ın temellerinin bulunduğu bölümler ortaya çıkarılmıştır. Bosna Hersek Ulusal Anıtların Korunması Komitesi, 2004 yılında bu arkeolojik alanı ve Taşlıhan kalıntılarını koruma altına almıştır.

         

Gazi Hüsrev Bey Camisi-Begova Camisi:

1530 yılında yapıldı. Yapıldığı yıllarda, Saraybosna şehrinin gelişimi için büyük önem taşımıştır. Osmanlı imparatorluğunun baş mimari olan İstanbullu mimarlardan Pers olan Tebrizli Tibris Ajem Ali tarafından tasarlandı. Dubrovnikli ustalar tarafından yapıldı. 108 metre uzunluğundaki cadde boyunca uzanır. Caminin boyutları: merkez kubbesi 26 metredir. Minare yüksekliği 47 metredir. Kubbe, daha küçük kubbe ve yarı kubbeler ile tamamlanır. Caminin içi, sıra dışı sanatsal güzelliklerle doludur. Günümüzde görülen kubbenin şekli, 1893 yılı yapımıdır. Bahçede 1530 yılından bu yana bir kuyu bulunuyor. Ayrıca, yine caminin bahçesinde iki türbe vardır. Bu türbelerde: Gazi Hüsrev Bey, eşi ve daha sonra bir arkadaşı Dalmaçyalı Murad-beg Tardiç gömülüdür. Caminin diğer bazı özellikleri daha var. 1898 yılında, dünyada elektrikle aydınlatılan ilk camidir. Yine bu camide ilk kez uygulanan bir sistem var. Caminin 40 adım yakınına “Umumi tuvalet” yapılmış. Günümüzde de bu tuvalet faaldir. Yine bu camide bir özellik: camide sebilin hemen yanında üstünde boşluk bulunan bir kaya parçası var. Bu kaya parçasının boşluğuna: hayvanlar için, kuşlar için su konuyormuş ve bu iş için vakıftan maaş alan bir kişi görevlendirilmiştir. Caminin avlusunda: namaz saatlerinin kesin olarak belirlenmesi için yapılan ölçümleri ayarlayan muvekithane vardır. Saat kulesindeki saat, ay saatine ayarlandığından, günler uzadığında saatin ayarlanması gerekmekteydi. Cami: iç savaş sırasında tahrip edilmiş ve savaş sonrasında, Suudi Arabistan fonlarıyla restorasyona tabi tutulmuştur.

Saat kulesi:

Camiye yakındır. 17’nci yüzyılda Avusturya-Macaristan işgalinden sonra yapılmıştır. Kuleyi yaptıran Gazi Hüvrev-beg’dir. Bosna Hersek ülkesindeki en büyük saat kulelerinden birisidir. Kulenin üstündeki saati, haftada bir ayarlamak için tırmanılan 76 basamaklı ahşap merdiven vardır. Kule, 1697 yılındaki yangından sonra 1762 yılında restore edilmiştir. Saatin en büyük özelliği, “ay saatini” göstermek üzere ayarlanmıştır. Avrupa’da ay saatine göre ayarlanan tek saattir. Bu saate göre: Saraybosna’da yeni gün: saat 12.00’de gün batımında başlıyor.  Ancak günlerin uzunluğu yıl boyunca değiştiği için: saatin doğruluğunu sürdürmesi için, bir muvekit görevliydi. Bey Camisinin avlusunda: dikkatli teknikler ve hassas enstrümanlar yardımıyla tam zamanın hesaplanacağı bir muvekithane yani bir tür rasathane bulunmaktaydı. Saat: 1875 yılında Londra’dan Saraybosnalı tüccarlar Hasimaga Glodo ve Mehaga Kapetanoviç tarafından getirilmiştir. Ünlü bir saatçi ve Saraybosna’dan eski muvekit, Abdullah Kasumagiç, saat yüzlerinin dördünde, el ve numaraları yaldızla süsledi. Eski saat: Vratnik Camisine götürülmüştür. Kulede bulunan ay saati: 1967 yılında onarılmıştır.

Gazi Hüsrev Bey Medresi-Kurşunlu Medresesi:

Caminin yakınlarındadır. Medreseler, 15’nci yüzyılın başından itibaren, Bosna Hersek’te Müslüman nüfus için orta ve yüksekokul olarak yapılmıştır. Gazi Hüsrev Bey Medresesi, 1537 yılında kurulmuştur. Kurşun kubbeleri nedeniyle Kurşunlu Medresesi olarak da bilinir. Hatta: Gazi Hüsrev Beg’in annesi Selçuklu’nun ismine atfen “Selçukluya” medresesi olarak da anıldı. Burası zaman içinde, binlerce Boşnak imam, müftü, hafız ve aynı zamanda filozof, sanatçılar ve akademisyenler yetiştirdi. Günümüzde, burası ortaokul olarak görev yapıyor.

           

Kütüphane:

1537 yılında Gazi Hüsrev Bey tarafından kurulmuştur. Vasiyetine göre: burası İslami bilimler, İslami kültür mirası ve diğer benzer bilimsel disiplinler için özel bir kültür ve araştırma kurumudur. 1863 yılında, Bey camiinde özel bir alana geçene kadar, Kurşunlu Medresesinin bir parçasıydı. Kütüphane koleksiyonu büyümeye devam ettikçe, daha sonra 1935 yılında Fatih camiinin yanındaki binaya taşındı. Burası da iç savaş başlayıncaya yani 1992 yılına kadar kullanıldı. 2013 yılında Baş çarşının merkezinde, özel olarak tasarlanmış bir yere taşındı. Günümüzde, hemen Mijecka nehrinin yanında, büyükçe bir binadadır. Giriş kapısının hemen yanında, büyük burgulu sütunlar dikkat çeker. Daha sonra ise, Selçuklu motifleriyle bezenmiş kapı bölümü görülür. Binanın cephesindeki mermer levhada şunlar yazılıdır “25-26 Ağustos 1992 gecesi, Sırp milisler tarafından, bu kütüphane olarak kullanılan binada bulunan, yaklaşık 2 milyon kitap yakılmıştır” Evet yazının son bölümü “Unutma, kazan” diye bitiyor. Sırp milisler, burada çıkarılan yangın sonucunda yanmayan kitapları, kesici aletlerle parçalamaya çalışmışlar.

Eski Yahudi Tapınağı-Sinagog:

Saraybosna şehrindeki Yahudiler için en eski ibadet yeridir. Saraybosna Baş çarşıda, küçük bir Yahudi mahallesi olan Velika Avlija olarak da bilinen kasaba, 16’ncı yüzyıl sonlarında inşa edilmiştir. Burası: 1697 ve 1788 yılındaki yangınlarda büyük hasar görür. 1788 yılındaki yangında Sinagog’un çatısı çöker. Yapının bugünkü görüntüsü, 1813 yılından kalmadır. 1941 yılında Nazi işgali başladıktan sonra, Sinagog yağmalandı ve yıkıldı. Saraybosna’daki Yahudiler toplama kampına gönderilmeden önce burada gözaltına tutuldular. II. Dünya savaşından sonra tapınak depo olarak kullanıldı. Savaştan sonra 1957 yılında yapı büyük çaplı yeniden inşa edildi ve 1966 yılında Bosna Hersek ülkesinin Yahudi Müzesi ve Saraybosna Müzesinin eki olarak ziyarete açıldı. Eski Yahudi Tapınağı 2003 yılında ulusal anıt yapıldı.

 

Brusa Bezistan:

Burası bir müzedir. 1551 yılında Baş çarşının merkezinde, Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde, müze olarak kullanılır ve müzenin kalıcı sergilerine ev sahipliği yapar. Müzede sergilenenler, üç kronolojik döneme ayrılır. Tarih öncesi, antik dönem ve ortaçağlar. Bezistan galerisi, Osmanlı döneminden Osmanlı askerlerinin kullandığı değerli silah parçaları ve Saraybosna’daki Avusturya-Macaristan yönetimi dönemi unsurlarını içeriyor. En çok dikkat çeken ise: Osmanlı Saraybosna ticaret merkezi olan Eski Çarşı’nın modelidir. Avusturya-Macaristan işgalinden önce, şehri olduğu gibi gösteren model ise, 1950’lerde usta Karisik tarafından oluşturulmuştur.

Eski Ortodoks Kilisesi:

Şehrin en eski ibadethanelerinden biridir. 16’ncı yüzyılın ortalarında inşa edildiği sanılıyor. Ancak daha önce de burada bir kilise bulunduğu biliniyor. Kilise, tarih boyunca birçok kez yakıldı, ancak her zaman yeniden inşa edildi. Son restorasyonu 1726 yılında yapıldı. Kilise, 1889 yılında kurulan kendi müzesini barındırıyor. Koleksiyonundaki simgeler göz önüne alındığında, dünyanın en önemli Ortodoks müzelerinden birisi olarak kabul ediliyor. Müze, ünlü kodeks, 1307 Saraybosna tebliği ve eski sikkeler, giyim, silahlar ve nadir el yazmalarını içeriyor.

Vijecnica-Belediye Binası:

Avusturya-Macaristan işgal döneminde, Saraybosna şehrinde inşa edilen en abartılı binadır. Dünya medeniyetlerinin buluşması olarak sembolize edilmektedir. Proje, doğu ve batının kusursuz mimari birliği olan sözde Mağribi tasarımını öneren Alexander Wittik tarafından yapılmıştır. 1896 yılında açılan bina, o günden bu yana şehrin sembolü olarak kullanılmaktadır. Şehrin birçok fotoğrafında bu bine görülür. II. Dünya savaşından sonra, bine, Bosna Hersek Ulusal ve Üniversite kütüphanesi olarak kullanılmıştır. Son iç savaş döneminde ise, 25-26 Ağustos 1992 gecesi, bina ateşe verilmiştir. Kütüphane koleksiyonunun yaklaşık yüzde 90 lık bölümü yanmış ve bina, Saraybosna kuşatması trajedisinin sembolü olmuştur. Binanın yeniden inşaatı, 1996-2014 yılları arasında tamamlanmıştır.

 

ŞEHRİN DİĞER YERLERİNDE GEZİLECEK ESERLER;

Careva Camisi:

Bosna Hersek ülkesinin en eski camisi olan bu cami, Miljacka nehrinin güney tarafında, Vali İsa-beg Ishakoviç tarafından 1457 yılında yaptırılmıştır. Nispeten küçük ve çevrede yaşayanlar için yemek yapılarak dağıtılan ahşap cami, 550 yıllık süreçte birkaç kez yeniden inşa edilmiş ve genişletilmiştir. Cami açıldıktan 5 yıl sonra, 1462 yılında, nehrin karşı tarafından ticaret merkezi Bascarsija açılır. Caminin ismi “Fatih Sultan Mehmet camisi” olarak da biliniyor. Çünkü, İsa-beg: Bizanslılardan İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet’in ismini camiye vermiştir. 1480 yılında cami, çıkan bir yangın sonucu yanar. Aynı yerde, yeniden inşa edilir. Günümüzde görülen cami ise, 1566 yılında yapılmıştır. Finansmanı ise, Kanuni Sultan Süleyman tarafından sağlanmıştır. O dönemde, imparatorluğu baş mimarı Sinan idi, caminin Mimar Sinan’ın öğrencisi veya bir arkadaşı tarafından yapıldığı düşünülüyor. Takip eden dönemde, cami yine hasar görür ve sürekli olarak restore edilir. Özellikle II. Dünya savaşı ve iç savaş yıllarında ağır hasarlar söz konusu olur.

Gelelim caminin mimari özelliklerine: cami üçgen sundurmalı, merkez cami modelindedir. Mümkün olduğunca fazla kişinin ibadet edebilmesi için, 1847 yılında, her üç tarafında değişiklik yapılmış ve ayrı bölümler merkeze birleştirilmiştir. Merkezi kubbe, Osmanlı mimarisinin klasik dönemine ait tipik bir eserdir. Minare: Bosna Hersek ülkesindeki en güzel eski eserlerden biri olarak kabul edilir. Caminin arkasındaki mezarlıkta, 15 ve 19’ncu yüzyıllardan kalma mezarların taşları ilgi çekmektedir. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, şehrin ve bu caminin ilk kurucusu İsa-beg Ishakoviç’in mezarının da net olmasa da burada bulunduğu tahmin ediliyor. Caminin son restorasyonu Tika tarafından 2013 yılında tamamlanır. Günümüzde, burada aynı anda 500 kişi ibadet edebilmektedir.

 

 

Mevlevihane:

Evliya Çelebi’nin 1659 yılında Saraybosna ziyareti sırasında şehirde 47 tane tekke olduğunu yazar. Mevlevihanenin 1462 yılında ilk olarak burada kurulduğu biliniyor. Bu Mevlevihaneden söz ederken: Seyahatnamesinde “Malaçka nehri kenarında, cennet bağı gibi bir yerde olup semahane ve meydanlı bir Celaleddin-i Rumi Tekkesi” ifadesiyle övgüyle bahsettiği İsa Bey Tekkesi, 1954 yılında, Tito Yuğoslavyasının kültür politikalarının bir sonucu olarak yıkılan birçok Osmanlı dönemine ait eserle aynı kaderi paylaşmıştır. Saraybosna Mevlevihanesi, Selçuklu Belediyesinin finansmanında, aslına büyük ölçüde uygun olarak hazırlanan projeler dahilinde Tika tarafından yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde “Balkanlar Mevlana Araştırmaları Merkezi” olarak kullanılmaktadır.

Saraybosna Katedrali:

1884 tarihinde yapılmış ve 1889 tarihinde kutsanmıştır. Yapı: Romaneks ve Gotik unsurların bir araya getirilmesiyle düzenlenmiştir. Yapıldığı yer, Avusturya-Macaristan imparatorluğu döneminde kullanılan Pazar yeridir. Ön taraftaki kare ve içinde çan bulunan kulelerin yüksekliği 43 metredir. Batı kulesindeki çanın ağırlığı 2.5 tondur. Doğu kulesinde ise 5 küçük çan vardır. Ana girişin üstündeki kemer ve dekoratif cam vitrayla zenginleştirilen rozetin altında, İsa’nın kalbi heykeli bulunur. Ana giriş kapısı üstünde ise kutsal üçlü kabartması vardır. Katedralin hemen önündeki meydanda, 1997 yılında şehri ziyaret eden Paza II. John Paul heykeli vardır.

      

Latin Köprüsü-1’nci Dünya Savaşının başlatıldığı yer:

Eski şehri, Skenderija mahallesine bağlamak için, sığ Miljacka nehri üstünde bir köprü var. Bu köprünün ismi “Latin köprüsü” dür. Şehrin en eski köprüsüdür. 1914 yılında, bu köprünün bir ucunda, Hapsburg tahtının varisi: 18 yaşındaki bir Sırp tarafından öldürülmüştür. Böylece birinci dünya savaşı kıvılcımlandı ve iki büyük imparatorluğun yani Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluğu yok oldu. Köprünün kuzey ucunda mütevazi bir müze vardır. Gavrip Princip’in, diğer katil suikastçılar tarafından öldürülmesinden sonra, Archuduke Frans Ferdinand’ın motosikletini görmeye nasıl başladığı anlatılıyor. Müze, yıllar boyunca hem milliyetçi ve hem de sosyalist bir kahraman olarak görülen Princip’in, gelişen algısıyla değişti.

 

 

 

Morica Han-İbrahim-aga Hanı:

1551 yılında Osmanlı döneminde inşa edilmiştir. 1697 yılında çıkan bir yangından sonra, günümüzde görüldüğü şekliyle yeniden yapılmıştır. Gazi Hüsrev Beg Vakfından finanse edilen binalardan biridir. Saraybosna’da hayatta kalarak günümüze ulaşan tek handır. Faaliyette bulunduğu dönemde: 300 yolcu ve 70 at ağırlayabiliyordu.

Evliya Çelebi, 1659 yılında Saraybosna şehrine yaptığı ziyarette burayı tanımlamış ve isminin “İbrahim aga” olduğunu yazmıştır. Ancak, bazı kaynaklar bu hanın isminin: 1747-1757 yılları arasında Osmanlı imparatorluğuna karşı isyanlara katılan Moric kardeşlerden geldiğini söylerler.

Hanın tarihi geçmişindeki en önemli olay: 1878 tarihinde Saraybosnalılar, bu handa bir araya geldiler ve Avusturya-Macaristan imparatorluğunun, Bosna Hersek ülkesini işgalini protesto ettiler.

Han, tamamen yıkıldığı 1957 yılından önce çok sayıda yangın geçirdi. 1971-1974 yılları arasında ise yeniden inşa edildi. Birinci katta 43 oda ve günümüzde, Ömer Hayyam’ın şiirleriyle dekore edilmiş bir İran halı dükkanı vardır. Üst katta ise, genellikle hukukçuların büroları bulunuyor. Ayrıca, ikinci katta “Mladi Müslümanlar” örgütünün bürosu bulunuyor. Bu örgüt: II. Dünya savaşının başlamasına yakın bir dönemde Aliya İzzetbegoviç ve arkadaşları tarafından, Osmanlının bölgeden çekilmesinden sonra, sahipsiz kalan bölge Müslümanlarının haklarını korumak için kurulmuştur.

Ferhat Paşa Camii-Banja Luka:

Cami 1579 yılında tamamlanmıştır. Efsaneye göre: camiyi yaptıran Ferhat Paşa: minarenin içindeki ustaları, ondan daha güzel bir şey inşa etmelerini önlemek için, kilitlemeye karar vermiştir. Mimari olarak dış cephesi 18 metre ve minare 43 metre yüksekliktedir. Merkezi kubbe ile tipik bir klasik Osmanlı tasarımıdır. Şehirdeki diğer camilere kıyasla daha küçüktür. Dışarıda bir avlu, çeşme ve mezarlık bulunur. Ancak bu güzel Osmanlı eseri de, diğerleri gibi 1993 yılında Ortodoks Sırplar tarafından yıkılmıştır. Cami, yeniden inşa edilmiş ve 2016 yılında tamamlanarak hizmete girmiştir.

    

Bosna Tarih Müzesi:

Merkez tren istasyonunun 100 metre yakınındadır. Giriş ücretlidir. (4 KM) Müzede: kuşatma sırasındaki görüntüler ve sakatlanan Bosnalıların görüntüleri ekrandan gösteriliyor. Ayrıca, çocuklar tarafından çizilmiş savaş resimleri de sergileniyor. Üst kat sergilerinde: şehirde yaşanan Sırp vahşeti, yakılan kamu binaları, Sırp tetikçilerin öldürdükleri sivillerin resimleri görülüyor. Burada özellikle görmenizi istediğim resim: o dönemin başbakanları Tansu Çiller ve Benazir Butto’nun, çelik yelek giyerek buraya yaptıkları ziyaretin görüntüleridir.

 

Bosna Hersek Ulusal Müzesi:

Müze binası, ilk olarak 1850 yılında tasarlanmış ve 1888 yılında yapılmıştır. 1913 yılında ise genişletilmiş ve günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Binanın cephesi: İtalyan Rönesans stilindedir. İç kısımdaki pavyon bölümleri ise: Çek mimar Karel Parik tarafından düzenlenmiştir. Bu pavyonlar: arkeolojik, doğa tarihi ve kütüphane bölümleri olarak ayrılmıştır. İç savaş sırasında müze büyük hasar görmüş ve uzun süre kapalı kalmıştır. Günümüzde ise, ziyarete açıktır. Müzede: Sefarad Yahudilerine ait el yazmaları ilgi çeker. Bu el yazmalarına: Haggadah denir. Bu resimli el yazması metinler, 1350 yılında Barselona’da hazırlanmıştır. Metinler: dana derisi üzerine, ışıklı bakır ve altın ile yazılmış ve resmedilmiştir. Metinler içinde, 34 sayfalık, İncil’den sahneler bulunan ilgi çeker.

Aliya İzzetbegoviç Mezarı ve Müzesi:

Bizim için Atatürk ne ise, Bosnalılar için de Aliya İzzetbegoviç aynıdır. Mezarlık içinde: küçük bir anıtmezar görülüyor. Son yıllarda, bu anıtmezarda, askerler nöbet tutmaya başladılar. Çünkü, Hırvatlar, İzzetbegoviç’in mezarına bile tahammül edemiyorlarmış. Bir ara, mezarı bile bombalamışlar. Yani, Aliya İzzetbegoviç, Bosnalılar için çok çalışmış bir Cumhurbaşkanı olarak hatırlanıyor. Müze: Kovaçi şehitliğine sırtını vermiş, birbirine sur ile bağlanan, 16’ncı yüzyıl Osmanlı eseri iki kuleden oluşuyor. Birinci kulede: Aliya İzzetbegoviç’in özel hayatı, kitapları, mektupları, fotoğrafları ve yaşam boyunca aldığı ödüller sergileniyor. İkinci kulede ise: savaş sırasında Boşnaklar üzerinde yapılan etnik temizlikle ilgili belgeler, savaş fotoğrafları sergileniyor. Ayrıca, direnişçilerin kullandıkları el yapımı silahlar ve Aliya İzzetbegoviç’in beresi görülüyor.

 

ŞEHİR ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER:

       

Bosna Tünel Müzesi-Kurtarma Tüneli:

Saraybosna kuşatması sırasında, 1992-1995 yılları arasında, Saraybosnalılar tarafından yapılmıştır. Şehir merkezine 17 km uzaklıktadır. Gitmek isterseniz, bir taksiye binmelisiniz. Ayrıca şehir merkezinden Turizm ofisi tarafından kişi başı 12 euroya tünel gezisi düzenleniyor. Yalnız tünelin sadece 5 metrelik bölümü gezdiriliyor, geri kalan bölüm çökme tehlikesi nedeniyle gezdirilmiyor. Evet, tünelin yapımı için 8 saatlik vardiyalar halinde çalışan Bosnalı gönüllülerin çalışmaları sonucu 4 ayda tamamlanmıştır. Yükseklik ve genişlik 1 ile 1.5 metre kadardır. Çıkış yerleri, Sırp güçleri tarafından bulunmaması için “L” şeklinde kazılmıştır. Yaklaşık 800 metrelik tünel, Saraybosna hava alanının altında uzanmaktadır. Başlangıç noktası: Müslüman bir ailenin arka bahçesidir. Saraybosna hava alanını kontrol altında tutan Birleşmiş Milletler güçleri ve şehrin mahalleleri arasında bağlantıyı sağlıyormuş. Sırp güçlerin şehri kuşattığı 3.5 yıl boyunca, şehir için bir yaşam hattı sağlamıştır. Tünel yüzünden pek çok insan kurtarıldı. Kuşatma şehri ve dünya ile tek bağlantı anlamına geliyordu. Savaş yani kuşatma yıllarında, buradan şehre 20 milyon ton gıda girmiş ve 1 milyon insan, bunlarla sağ kalmayı başarmıştır.

Kış Olimpiyatları pisti:

Olimpiyat oyunlarının Saraybosna şehrine verildiği yıllarda, Saraybosna şehrinin dahil olduğu Yugoslavya komünist olmasına rağmen, Sovyetler Birliğiyle uyumlu olmaması nedeniyle, olay Soğuk Savaşın başarısı olarak yorumlandı. 1990 yıllarındaki iç savaş: şehrin güneyindeki Trebevic dağındaki bobsled ve luge pisti de dahil olmak üzere, birçok spor mekanına zarar verdi. Sonrasında yapılan birçok yenilemeye rağmen, buralar temelde terk edilmişlik algısından kurtulamadı. Günümüzde: şehir merkezinden yapılacak 10 dakikalık taksi yolculuğuyla, Trailhead denen tuhaf olimpiyat harabesini görebilirsiniz. Günümüzde: burada kalın çam ormanlarından geçerek iyi işaretlenmemiş parkurlarda yürüyüş yapan ve yol boyunca çeşitli pistlere tırmanan kişiler mevcuttur. Ayrıca: yeni açılan Aspen kayak merkezinin yakınlarındaki Pino Nature Hotel, dağın muhteşem manzarasına sahip bir spa ve terasa sahiptir. Ancak kuru bir mekandır.