Tayland Phuket

714 kişi okudu!

patong.genel.0

Tayland’ın güneybatısında ve Andaman Denizinde bir adadır. Tayland ülkesinin dünyaca ünlü turizm adasıdır. Adanın arazi alanı, 500 kilometre kareden fazladır ve kuzey-güney istikametinde 50 km uzunluğundadır. Adanın bir ucundan diğer ucuna yaklaşık 1 saatte gidiliyor.

Başkent: Phuket City şehridir. Hava alanı: adanın kuzey ucunda, merkeze 45 km uzaklıktadır.

Tayland’ın en büyük köprüsü olan Sarasin köprüsüyle, ana karaya bağlanmıştır. Bangkok-Phuket arasındaki uzaklık: 840 km dir ve karayolu ile 12 saatlik yolculuk gerektirir.

Batı kıyısı boyunca birçok plaj vardır. Doğu sahili ise daha çok mangrov ormanları, balıkçı köyleri, tekne marinaları ve karides çiftlikleriyle doludur. Adanın iç kısımlarında ise: özellikle adanın kuzey kesiminde büyük ölçüde tarım yapılmakta, kauçuk ve ananas tarlaları görülmektedir. Adanın en yüksek yeri, deniz seviyesinden 540 metre yüksekliktedir. Para birimi: Tayland Bahtı ve elektrik 220 voltdur. Nüfusun geneli Budisttir. Şehrin esas ismi: bir alışveriş merkezinin ismi olarak da kullanılan “Jungceylon” dur. Ana gelir kaynağı turizmdir. Ancak buradaki kalay madenciliği, 16’ncı yüzyıla kadar uzanır. Diğer gelir kaynakları: lateks, ananas, dondurulmuş balık, kaju fıstığı ve hurma yağıdır.

patong.genel.1

Önemli hususlar:

Tayland ülkesinde yasalar gereği alkol sadece; 11.00-14.00 ve 17.00-24.00 arasında mağazalarda satılabilir. Yani, bir öğleden sonra bira veya alkollü içki içmek isterseniz, önceden almanız gerekir.

Tayland ülkesinde fuhuş yasadışı olarak kabul edilmektedir. Ancak Patong’da olduğu gibi bazı yerlerde tolöre edilmektedir.

Eğer ulaşım için bir tuk-tuk kullanmayı düşünüyorsanız, binmeden önce mutlaka pazarlık yapın. Pazarlık Tayland ülkesinde her konuda geçerlidir, örneğin bir tekne gezisi için sizden 4000 baht isterler, siz sonuçta o tekne gezisine 1200 bahta gidersiniz.

patong.hava durumu.1

İKLİM:

Tayland ülkesinde iki mevsim vardır. Bunlar: yüksek ve alçak mevsimdir. Burayı ziyaret için en uygun mevsim: Aralık-Mart ayları arasındadır. Ancak bu sezon yani yüksek sezonda oteller için daha fazla ücret ödemeniz gerektiğini unutmayın. Bu sezonda, her gün yağmur yağmaz. Bunun dışındaki sezonlarda (Haziran, Eylül-Kasım ayları arasında) sık sık yağmur yağar, hatta bazen durmaksızın yağmur yağar. Yağmur yağdığında, o güze mavi deniz, bulanık olur. Ancak son zamanlarda, yüksek sezonda bile yağmur yağdığı görülmektedir. Muson ilginç bir yağmur, bir anda başlıyor, durmaksızın yağıyor ve hatta bazen tüm gün boyu sürüyor, hatta şemsiye fayda etmiyor, sanki başınızdan aşağı kovayla su döküyorlar. İlginç olan o anda hava sıcaklığının 40 dereceden fazla olması, ama ıslanınca tabii bütün güzellikler kayboluyor ve nem insanı rahatsız ediyor. Hava sıcaklığı 20 derece olduğunda, yerliler havanın çok soğuk olduğunu söylerler.

patong.alışveriş.1

ALIŞVERİŞ:

Burada alışveriş için büyük bir mekan ararsanız, Jungceylon Alışveriş Merkezini seçebilirsiniz. Bağnla yolunun tam karşısında, şehir merkezindeki bu alışveriş kompleksi, Patong’daki alışveriş alışkanlıklarını tümden değiştirmiştir. Kompleksin iki ana mağazası: parıldayan iyi aydınlatılmış  “Robinson” ve “Big C” süpermarketidir. Alışveriş merkezindeki 200 mağazadan: kıyafetler, gözlükler, kozmetik, cep telefonu ve aksesuarları, elektrikli ürünler ve parfümeri satın alabilirsiniz. Alt katta: bir Keşmir yapımı halıların satıldığı yer bulunuyor. Robinson: kadın ayakkabısı ve aksesuarları ile, muhtemelen Tayland’ın en büyük kadın iç çamaşır serisini sunmaktadır. Buranın ayakkabı bölümü de çok güzeldir, mutlaka uğrayınız, Pierre Cardin, Lacoste, Matino ve Polo gibi markaların güzel ayakkabılarını uygun fiyata bulup satın alabilirsiniz. Big C’nin üst bölümü: spor aksesuarları, televizyonlar, digital kameralar ve bilgisayar aksesuarlarına ayrılmıştır. Alt katta, büyük bir yemek yeri, süpermarket, bir dergi ve DVD standı ve ev eşyaları satılan yer bulunuyor. Alışveriş merkezinin ana girişi yanında, iki büyük spor mağazası vardır. SuperSports ve Sport World isimli bu mağazalarda, her türlü ürünü bulup satın alabilirsiniz.

patong.gece pazarı.1

Şimdi Phuket içindeki gece pazarlarından söz etmek istiyorum:

Phuket içindeki gece pazarları her zaman eğlencelidir. Bunlar: Chillya Market, Naka Weekend Market ve Phuket Town’daki Sunday Walking Market’tir. Gece pazarlarının ortak özellikleri: kalabalık, renkli, şaşırtıcı, kokulu, dağınık, labirent gibi karmaşıktır. Gece pazarlarının kuruluş nedeni, gecenin serinliğinden yararlanmaktır.

 

Chillya Market:

Adadaki en yeni Pazar yeridir. Tesco Lotus ve Phuket şehir merkezi arasındadır. Perşembe günleri saat: 17.00-23.00 arasında açıktır. Özellikle Taylandlı gençler burayı çok tercih ederler. Pazar yerinde, eski konteynerler kullanılıyor. Konteyner bölümü, her gün saat 17.00-23.00 arasında açıktır.

 

Sunday Walking Market:

Buraya yerel halk “Lard Yai” der. Günümüzde Phuket şehrinin en popüler pazarıdır. Şehrin tarihi kısmı olan “Thalang yolu” ndadır. Burada çok sayıda: sahte taklit tişört ve ucuz kot pantolon satılmaktadır. Burası, her Pazar günü, saat: 14.00-22.00 arasında Thalang Road’da yani şehrin tam ortasında açıktır.

 

Naka Weekend Market:

Bu aşırı büyümüş Phuket şehri gece pazarına, turistler “Naka Market” ismini verirler. Yerliler ise “Car Boot Sale” anlamına gelen “Talad Tairod” ismini verirler. Naka market, son zamanlarda bayağı popüler olmuştur. Bankok şehrindeki devasa hafta sonu pazarına referans olarak kullanılıyor. Phuket kasabasının eteklerinde bulunan bu Pazar yeri: Cumartesi ve Pazar günleri, saat: 16.00-21.00 arasında açıktır.

patong.jungceylan.1

 NEREDE NE YENİR:

Jungceylon alışveriş merkezinde, hem alışveriş hem de yemek yiyebileceğiniz harika mekanlar vardır. Ayrıca, yine şehirde Liman Meydanı, Silang Bulvarı ve Çin Phuket bölgesi olarak bilinen bölgenin çevresinde Tayland, Avrupa, Kore, Japon ve Çin yemekleri sunan çeşitli restoranlar bulunur. Sino Phuket bölgesi: bir açık hava restoranları bölgesidir. Burada: aslında kapalı ama çatısı açık, ancak yüksek olduğundan fark edilemeyen çoğu mekanda yine yemek servisi yapılmaktadır. Buralar açık havada oturup bir şeyler yemek için idealdir.

Yöresel yiyeceklere ait, bir-iki önerim:

Pad Thai yani kızarmış erişte düşünebilirsiniz.

Som Tam, yine buraya özgü papayadan yapılan bir tür salatadır.

Ancak unutmayın ki, burada yiyebileceğiniz yöresel yemeklerin, birçoğunda domuz eti kullanılmaktadır.

patong.gece hayatı.1   patong.gece hayatı.2   patong.gece hayatı.3

GECE HAYATI:

Şehirde Soi Bangla denen yer bayağı kalabalık oluyor ve bu kalabalık içinde dolaşmak gerçekten zordur. Neon ışıkları ve sağır edercesine yüksek sesle çalınan müzik ve barlar, buranın en ilgi çeken özellikleridir. Bangla yolunun yanı sıra, Patong Plajı, iki ana şeridi olan Rat-U-Thit yolu ve Thaweewong yolu boyunca, yine ilginç gece kulüpleri bulunmaktadır. (Paradise Complex denen yer, eşcinsellerin gece hayatı merkezidir.) Hard Rock Cafe ve Hooters gibi uluslar arası markaların mekanlarında güzel zaman geçirmek mümkündür. Banana Disco, 1993 yılında, Patong’da açılan ilk dans kulübüdür. Aslında Patpong gece hayatı hakkında yazılacak pek bir şey yok, Tayland Pattaya şehrini ziyaret edenler varsa, burası da oranın bir benzeri, yani özellikle akşam saatlerinde, genç kızlar cadde ve sokakları dolduruyorlar, amaç belli. Öte yandan, barlarda içtiğiniz içkilere özellikle dikkat edin, içkinin kapağının yanınızda açılmasını görün, aksi halde içkinize uyku hapları veya diğer uyuşturucular rahatlıkla karıştırılabiliyor.

 

GEZİLECEK YERLER:

patong.genel.3

Patong:

Patong bölgesini anlatmaya başlamadan önce, bir önemli husustan söz etmek istiyorum. 26 Aralık 2004 tarihinde, Patang Plajı, Phuket ve Tayland’ın batı kıyıları, Hint Okyanusu depremi sonucu oluşan Trunami tarafından vuruldu, dalga sahil ve iç kısımlarda büyük yıkımlara sebep oldu ve birçok kişi öldü. Ancak Tsunaminin ardından, Patong büyük ölçüde yeniden düzenlendi.

Burası, Phuket adasındaki en ünlü sahil beldesidir. Nemli sıcak sokaklar, neon ışıkları ve Patong’Un kaotik atmosferi, egzotik Doğu’da bulunduğunuzu hemen hissettiriyor.

Çok çeşitli aktiviteleri ve gece hayatıyla hareketli bir yerdir.

Özellikle gece, burada yüzlerce restoran, bira barı ve gece kulüpleri, ziyaretçilere hareketli bir gece hayatı sunuyor.

Gece hayatı özellikle Soi Bangla yolu çevresinde yoğunlaşıyor. Gece hayatında, Tayland’ın diğer şehirlerinde olduğu gibi, seks ağırlık kazanıyor.

patong plajı.1   patong.beach.1   patong.beach.23

Patong Beach-Plajı:

Plajlardan söz açılınca hemen şunu söylemek istiyorum. Adanın doğusunda gel-git nedeniyle kayalıklar ortaya çıkıyor ve bu yüzden yüzmek mümkün olmuyor. Yani, adanın sadece batı bölümünde yüzülebiliyor. Eğer oteliniz adanın doğu bölümünde ise, denize girmek için batı bölümüne gelmeniz gerekiyor.

Plajı anlatmadan önce, birçok kaynakta gördüğüm bir hususu sizinle paylaşmak istiyorum. Burada: denizin kirli olduğu söyleniyor. Özellikle Patong çevresindeki okyanusun oldukça kirli olduğu, denize girdiğinizde, kendinizi plastik torbalar içinde bulabileceğinizden söz ediliyor. Hatta Kasım 2017 tarihinde, deniz kirliliğine önlem için, plajda sigara içmek yasaklanmıştır. Yani, denizin keyfini çıkarayım derken, denizdeki kirlilik nedeniyle hasta olabilirsiniz. Ayrıca, sahil boyunca birçok cankurtaran olmasına rağmen, iyi bir yüzücü değilseniz, denize girmeden önce iyi düşünün. Çünkü denizde bazen akıntılar ve güçlü akımlar olabiliyor. Mayıs-Ekim ayları arasındaki muson mevsiminde, Patong çevresindeki okyanus, gayet vahşi olabiliyor. Bu durumda, deniz kıyısındaki plajlarda, kırmızı bayrak çekiliyor, denize girerken buna dikkat etmelisiniz.

Evet, bu uyarılardan sonra, Patong plajı hakkında bilgiler:

Yaklaşık 3 km uzunluğundaki altın kum şeridinden oluşan Patong plajı: hindistan cevizi, hurma ve tropikal badem ağaçları dizili, Phuket’in en geniş plajlarından biridir.

Yüksek sezonda: plajın kuzey kısmında deniz çok sığ ve temizdir.

Mayıs’tan Ekim’e kadar (güneybatı Muson zamanında) büyük dalgalar ve tehlikeli şişlikler görülür. Bazı günlerde, denize girmeden önce “kırmızı bayrak” lara dikkat etmelisiniz.

Plaj boyunca: küçük tezgahlar ve gezgin satıcılar görülür. Bunlar: çeşitli yiyecekler, içecekler, atıştırmalıklar ve dondurma satıyorlar. Ayrıca: plajda kullanmak için yer örtüsü, güneş gözlüğü ve el işi hediyelik eşya satıcıları da bulunuyor.

“Beach Road” büyük kısmı, MacDonalts, KFC ve Burger King gibi uluslar arası zincir markaların fast food restoranları ve kafelerle doludur. Sahilde: Sole Mio (eski Barefoot Beach Shack), Chez Bernard, Patong Beachfront Food Court, Beach Seafood ve daha fazlası olmak üzere, birçok restoran ve bar seçenekleri görebilirsiniz.

Gelelim gece hayatına: Phuket adasındaki en iyi gece hayatı buradadır. Simon Cabaret (Asya’daki en büyük travesti gösterisi), Patong Boks Stadyumu, Kathu Şelalesi, Wat gibi doğal ve insan yapımı, cazibe merkezlerinin yanı sıra, çok çeşitli eğlence aktiviteleri sunulmaktadır. Patong Tapınağı, Kathu Madencilik Müzesi de bu bölgenin görülmesi gereken yerlerindendir.

Plaj tesislerine:

Plajın popülaritesi yoğun olduğundan, iyi bir yer tutabilmek için sabah erken saatlerde gelmek uygundur. Plajın bazı bölgelerinde şezlonglar bunuluyor. Plaj boyunca, kendi minderinizi veya havlunuzu da yere koyarak oturabilirsiniz. Plaj boyunca genel tuvaletler bulunuyor.

Plajın kuzey ucunda, kayaların bulunduğu bölgede şnolkerle yüzmek mümkündür ve gerekli ekipmanları kiralayabileceğiniz bir yer bulunuyor. Ayrıca yine plaj boyunca: geleneksel “Tay masajı” yaptırabilirsiniz. Masözler, ağaçların altındaki gölgelik alanlarda bulunuyorlar.

Yine plaj bölgesinde jet ski ve parasailing deneyebilirsiniz. Bunlar, Bangla Yolunun bitiminden birkaç yüz metre ötededir. Ayrıca: muz botu, su kayağı, rüzgar sörfü de yapılabiliyor.

Bangla Boks Stadyumu:

Burada haftada 3 gece, düzenli Tay Boksu (veya Muay Thai) düzenlenir. (Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri) Bu ringde, sadece gerçek müsabakalar yapılır ve burası profesyonel bir Muay Thai promoter ekibi tarafından yönetilir.

Boks stadyumu, binanın ikinci katındadır ve iyi bir şekilde aydınlatılmış, büyük açık alan, tüm bahisçilere ringi ve içindeki maçı en net şekilde görebilecekleri şekilde düzenlenmiş, konforlu koltuklara sahiptir. Maç sırasında, geleneksel Sarama-hipnotik Muay Thai geleneksel müziği çalınır ve müzik gerek boksörleri ve gerekse izleyicileri bambaşka havaya taşır. Maç öncesi, bir tür ritüel dansı olan wai kru ram muay dansı yapılır. Boks maçları, saat 21.00 de başlar ve gece yarısına kadar devam eder. 12-14 yaş arasındaki genç boksörler, gösteriyi başlatırlar. Daha sonra diğer tecrübeli boksörler ringe çıkarlar.

Evet, Bangla Boks Stadyumu, Tayland’ın en popüler sporuna tanıklık etmek için harika bir yerdir. Tayland’da yasa dışı olmasına rağmen, her maçta, bahisçiler, kırmızı veya mavi üzerine bahis oynarlar.

 

Boon Kaw Kong Tapınağı:

Burası, bir Çin tapınağıdır. 1980 yılında inşa edilmiştir. Yapı çok büyük olmamasına rağmen, yerel halk arasında büyük saygı görür. Burayı ziyaret edenler adak adarlar, adakları kabul edildiğinde ise, genellikle ateş karakterleri kurarak tapınağı saygılarını gösterirler. Bazı ziyaretçiler, türbenin bakımı için para bağışlarlar, tapınak içinde fotoğraf çekmek kesinlikle yasaktır.

 

Amari Phuket Breeze Spa:

Amari Phuket belgesindedir. Burada, ziyaretçiler için masaj ve spa terapisi yapılmaktadır. Sadece ziyaretçilere açık (yerel halka açık değil) bu mekanda, herkes tropikal ormandaki keyifli uygulamaların tadını çıkarabilir.

 

Dragonjet Tekne Yolculuğu:

Patong’da heyecan verici bir yolculuktur. 20 dakikalık bu yolculuk boyunca, su üzerinde bir rollercoster üzerinde 360 derece keskin dönüşler ve yıldırım hızıyla hareket ediliyor. Tüm aile için güvenli, bir metre boyunda minimum bir yükseklikte olan herkes buna binebiliyor.

 

Özgürlük Plajı-Freedom Beach:

Phuket’in batı kıyısında, mükemmel bir plajdır. 300 metre uzunluğunda, beyaz kum şeridi, granit kayalarla süslü ve kalın ve bereketli ormanlarla kaplı tepelerle çevrili muhteşem bir koyda yer alır.

 

Karon Viewpoint-Kata Viewpoint:

Burası: Kata Plajına 10 dakika ve Nai Ham Plajına 10 dakika yürüme mesafesindedir.

Karon Viewpoint; Phuket adasında en çok ziyaret edilen yerlerden biridir. Ayrıca, yine burası, Phuket’te en çok fotoğraf çekilen yerdir.

Buradan, adanın muhteşem manzarası görülebilir. Nai Harn ve Kata Noi plajları arasında uzanan manzara, yılın çoğu günü büyük kalabalıklarla birlikte izlenir.

Burada çok sayıda park yeri vardır. Hatta, park yerleri kalabalıklaşınca insanlar yol kenarlarına park ediyorlar. Gölge için büyük bir çardak ve altında içecekler ve aperatiflerin sunulduğu standlar bulunuyor.

 

Phuket Town Khao Rang (Rang Hill)

Şehir merkezinin kuzeybatı kesiminde bulunan bu zirve, şehrin üzerinden adanın güneyine, komşu adalara ve üzerinde etkileyici Big Buddha’nın bulunduğu adanın omurgasını oluşturan tepelere kadar uzanmaktadır.

Burada 2014 yılında inşa edilmiş park alanında: çocuk oyun alanı, üç restoran ve bar, fitness parkı bulunur.

 

Wat Khao Rang:

Sumnak Song Khao Rang: Khao Rang tepesinin yamacında popüler bir tapınaktır. Burası ziyaretçilerin “Büyük Altın Buda” yı görebilecekleri bir yerdir. Ancak buraya hafta sonu gitmeyin çünkü ada yerlileri, hafta sonunda burayı dolduruyorlar.

 

Khao Rang Viewoint:

Phuket çevresindeki birçok seyir alanının en ünlülerinden birisidir. Tepenin kenarında, güvenlik için korkulukları bulunan büyük bir izleme platformu bulunmaktadır.

Büyüleyici konum, adanın ana şehri karşısında ve uzaktaki tepelerin üzerinde bulunan Büyük Buda’ya kadar güneyde eşsiz manzaralar sunar. Hatta, Phuket adasının doğu kıyısındaki küçük adaların bazıları da görülebilir. Tüm alan peyzajlı bahçeler ve kauçuk ağaçlarıyla doludur. Buraya yolunuz düşerse, küçük bir kafe var, orada dinlenme için mola verebilirsiniz.

 

Tung Ka Cafe-Restaurant:

Phuket adasında, batı kıyısında, gün batımının en iyi izlenebileceği yerlerden birindeki restorandır. Ancak batı sahilinin bu ve benzeri yerleri, saat 18.30’dan itibaren çok kalabalık olmaktadır. Ancak Phuket tepesindeki Rang Hill veya Khao Rang, Tung Ka Cafenin bulunduğu yerler, nispeten daha sakindir.

 

Khao Rang Breeze:

Adada, güneybatıya bakan bu restoran, Phuket şehir merkezi Rang Hill’in zirvesinde, günün her saatinde muhteşem manzaralara sahiptir. Burada, birçok Phuket restoranından farklı olarak, Khao Rang Breeze, menü çeşitleriyle oldukça uluslararasıdır. Yani Tayland yemekleri yanında, birçok farklı çeşit yemek de bulunmaktadır.

Buranın en büyük özelliği: ahşap zemin kaplaması ve restoranın koruyucu çıtasından itibaren yerleşmiş bulunan birkaç ağaçtır. Bunlar güçlü dallarla, restoranın çevresini sarmıştır.

 

Khao Rang Hill Restoranları:

Zirvede, şehrin muhteşem manzarasını sunan üç restoran ve King Rama V’in saltanatı sırasında, Ratsada Korsimbi Na Ranong’un ön plana çıkan valisinin Bronz heykelleri görülür. Burada, piknik yapmak için çimenlik alanlar vardır.

2014 yılında Phuket Town Belediyesi, kentin olağanüstü manzaralarını sunan geniş bir platform ve açık bir Tay pagoda tarzı kule inşa ederek, bölgenin seyir terasını güzelleştirdi.

Burada bulunan restoranların her birinin kendine has çekiciliği vardır. Kullanılmayan raylı traverslerden yapılmış basamaklarla “Tung Ka Cafe” ye çıkılıyor. Burada güzel şaraplar, Batı ve Tay yemekleri sunuluyor. Phuket View Restoran ise, daha geniş ve neredeyse aynı manzaraya sahiptir. Khao Rank Breeze: bakış açısı olma konusunda oldukça iyidir. Her üç restoran da gayet havadar ve güzeldir. Özellikle geceleri Phuket’in ışıkları açılıp aşağısı pırıl pırıl parladığında, muhteşem manzara da da güzelleşiyor.

 

Layan Plajı:

Adanın batı tarafında, Bang Tao plajının sonundadır. Burası geniş bir ormana uzanmakta ve sıcak güneşte, bolca gölgeli köşeler sunmaktadır.

 

Phuket Trickeye Museum:

Loch Palm Golf Kulübü ve İngiliz Uluslar arası Okulu arasındaki yolda, Kathu’da bulunan Phuket Madencilik Müzesi, adanın en ilginç müzelerinden birisidir. 2008 yılında açılan bu müze, yeterli ölçüde turist çekmeyi başaramamıştır. Bunun en büyük sebebi, Patong merkezine uzak inşa edilmiş olmasıdır. Zaten buraya giden yol bile gayet kötü durumdadır.

Müzenin büyük çift kemerli giriş kapısı ve göl boyunca uzanan anıtsal Çin-Portekiz mimari özelliklerini yansıtan pembe binası vardır.

Bu müze, Phuket’in kalay madenciliği döneminde neyle ünlü olduğu konusunda açıkça fikir vermektedir.

Müzenin en ilgi çeken üç bölümü: birincisi, muhtemelen yüzlerce heykelcik kullanılarak yapılan, bir madenin ölçekli modelidir. En çok fotoğraf burada çekilir. İkinci özel bölüm: muhtemelen ziyaretçileri korkutmak için, köşelerin arkasına saklanan, tarih öncesi mağara insanlarına ait balmumu heykellerdir. Üçüncü ilginç bölüm: mavnalar, dükkanlar ve atölyelerle canlandırılan eski Phuket kasabasının küçük bir örneğidir.

 

Sirinat Milli Parkı:

Phuket’te iki milli parktan biridir. Adanın kuzeybatı kenarı boyunca, 8 km uzunluğunda bir plajı kaplamaktadır. Mangrov ormanları ve kuzeye doğru beyaz, kumlu Hat Sai Kaeo plajı mutlaka görülmesi gereken yerlerdir. Burası Phuket havaalanına yakındır.

 

Khao Phra Taew Milli Parkı:

Adanın diğer tarafındadır. Phuket’in son kalan bakir yağmur ormanlarını barındırır. Burada: geyikler ve maymunlar gibi vahşi yaşam için doğal, bozulmamış bir yaşam alanı vardır.

phuket.hayvanat bahçesi.1

Phuket Zoo.

Phuket körfezi yakınında, Muang bölgesindedir. 1997 yılımda kurulan hayvanat bahçesi, giriş 500 baht olduğu için, bazı ziyaretçilere pahalı gelebiliyor. Ancak özellikle aile olarak Phuket adasını ziyaret edenlerin, buraya mutlaka gitmesini öneririm. Çünkü burada bir sürü gösteriler (fil, maymun, timsah, papağan gibi) izleyebilirsiniz ve bu gösteriler özellikle çocukların ilgisini çekiyor. Buranın bir diğer en önemli özelliği, hayvanlarla birlikte ziyaretçilerin fotoğraf çektirebilmesidir, ama unutmamak gerekir ki, bu hayvanlar, uyuşturuluyor ve insanlara saldırmıyor, fotoğraf çektiriyorlar.

patong.madencilik müzesi.0   patong.madencilik müzesi.1   phuket.chincparca hause.1

Chinpracha House:

Burası: Muang ilçesinde, Talat Nuea bölgse Krabi yolunda, zengin Phuket doğumlu Çinli bir aileye ait konuttur.

Yapı: Kral Rama V döneminde, 1903 yılında, Hokkienchinese işadamı Phra Pitak Chinpracha tarafından yaptırılmıştır. Ailesi, Phuket’te kalay madenciliği ve Penang’da diğer ticaret işleriyle uğraşıyordu.

Yapı: Phuket’teki ilk Ang-Portekiz evidir. Günümüzde, güzel bir Phuket mimari tarzı ile, bu konut halkın ziyaretine açıktır. Bu binada: panjurlu pencereler ve kesikli altın kapı panelleri gibi ilginç özellikler görülür. Havalandırma amaçlı açık alanlar ve Çin tarzına göre inşa edilen merkezi alanda küçük bir havuz bulunur. Evin en büyük özelliği: Tayland, Çin ve batı kültürleri arasındaki karışımı mükemmel şekilde yansıtmasıdır. Bu konut, bazı düğün törenlerinde ve film çekimi gibi kültürel aktivitelerde kullanılmaktadır.

 

Khao Phing Kan Adası-James Bond Adası:

1974 yılı yapımı James Bond filmi “The Man with Golden Gun” burada çekilmiştir. Adanın Tayca kelime anlamı: “birbirine yaslanmış tepeler” demektir. Çünkü sahilden yaklaşık 200 metre uzaklıkta, denizin ortasında, dimdik duran meşhur kayalık bunu kanıtlıyor.

 

Wat Suwan Kuha Tapınağı:

Bir mağaranın içindeki bu tapınağın en ilgi çeken yanı, hemen girişinde bulunan yüzlerce maymundur. Bu yüzden, tapınak gezisine giderken, elinizde veya omuzda çanta, torba gibi şeyler sakın taşımayın, çünkü maymunlar bunları kapıp kaçıyorlar. Öte yandan, bu maymunlarla fazla yakın olmamaya özen gösterin çünkü herhangi bir temas açıkçası ısırılma halinde, bu maymunlardan çeşitli virüslerin (hatta AİDS gibi) geçme olasılığının fazla olduğu söyleniyor, en azından böyle bir durum olursa mutlaka sağlık biriminde aşı olmayı unutmayın.

Mağaranın içinde “Altın Buda Heykeli” bulunuyor. Yatan durumda görülen heykel, sarı rengiyle altın görünümü yaratıyor. Burada, aynı zamanda yerel halkı ve Budist rahipleri de görebilirsiniz.

 

 

Big Buddha-Büyük Buda Heykeli:

Heykel: Phuket adasının en yüksek noktası olan Chalong ve Kata bölgeleri arasında kalan Nakkerd Tepeleri üzerindedir. Adanın en yüksek noktasındaki heykel, 45 metre yüksekliktedir. Buradan aynı zamanda, adanın tüm çevresini, 360 derece panaromik şekilde izleyebilirsiniz. Heykelin bulunduğu yerde: Dharma müziğinin ve rüzgarlı havada rüzgarın sesini dinleyebilirsiniz. Heykel, New York şehrindeki özgürlük heykeliyle aynı boydadır. Bu yüzden, adanın güney tarafından, nereden bakarsanız bakın, mutlaka heykel görülür.

Gürcistan, Batum

110.243 kişi okudu!

   batum.1

 

Gürcüler buraya: Batumi diyorlar. Kahve, Manolya, Akordeon. Batum’un yamaçlarını, parklarını, kırlarını bir cennet bahçesine çeviren manolya çiçekleri: kentin sembolü. TBMM nin ilk oluşumuna Batum temsilci göndermiş, ancak daha sonra gelişen olaylar nedeniyle, Ruslara bırakılmış bir kent.

Özellikle: sınır çizilirken, yine bir kısım art niyetli insanlar yüzünden, sınır çizgisi üzerinde kalan olumlu iklim koşullarına sahip bir kısım yaylalar, Gürcülerin tarafında bırakılmış. Halbuki: Artvin ve yöresinde, 6 ay boyunca yerden kalkmayan kar ve hayvanları beslemek için taze ot bulunamaması, bugün için bölgenin en büyük ve başlıca sorunu.

ULAŞIM:

Karayolu ile Batum’a gitmek mümkün. Bunun yanında: 2007 yılında, Batum Havalimanı açılmış olup: Hopa ve yöredeki diğer Türk vatandaşları da: Batum havaalanından vizesiz olarak, Türkiye içi uçuşlara katılırlar. Yani: Türk vatandaşları, pasaport ve vize olmaksızın, Batum Havaalanına inerek, Hopa ilçesine gelebilmektedirler. Hopa ilçesinde: transit hava alanı işlemlerinin yapıldığı bir merkez var. Burada: işlemler yapılıyor ve özel otobüsler ile, Batum Havaalanına transfer yapılıyor. Havaş otobüsleri, yolcularını aldıktan sonra otobüse bir polis biniyor ve doğrudan Batum havaalanına veya Hopa’ya gidiliyor. Yani ülkemiz sınırları içinde olmayan Batum havaalanı, ulaşım için kullanılıyor.

Bunun dışında: Trabzon-Batum arasında da, her gün düzenli otobüs seferleri düzenleniyor. Trabzon-Sarp sınır kapısı arası yolculuk, yaklaşık 3 saat.

GÜMRÜK İŞLEMLERİ:

Gümrük işlemleri hakkında bilgi vermeden önce, şunu bilmenizde yarar var. Eğer Batum’a geçmeyi düşünüyorsanız, gümrük kapısında: uzun bir kuyrukta uzunca bir saat (en az 2 saat)  beklemeyi göze almanız gerekiyor. Tam bir izdiham, Türk tarafında: Türkiye’den dönen Gürcüler ayrı bir kapıdan ve Türkler ayrı bir kapıdan geçerken: genelde olduğu gibi sıralar karışıyor, sıraların arasına girmeye çalışan bir sürü insanla karşılaşıyorsunuz.

Dönüşte, yine Gürcü tarafından Türk tarafına geçerken, yine Türkiye’ye çalışmaya gelen Gürcülerin oluşturduğu büyük kalabalıklar ve izdihamla karşılaşıyorsunuz. Burada, tek çıkış var ve Gürcü-Türk karışık, tabii Gürcülerin sıraya tahammülü olmayan tutumları bir çok sıkıntıyı da beraberinde getiriyor. Yani: Batum’a geçmeyi düşünenler, sınır kapısında gerek giriş ve gerekse çıkışta sıkıntı çekmeyi, beklemeyi göze almalıdırlar.

1 Haziran 2011 tarihinden itibaren: sadece kimlik kartınızı yani nüfus cüzdanınızı göstererek, Batum yani Gürcistan’a geçebiliyorsunuz. Yani: vize karşılıklı olarak kaldırıldı. Yanınıza, nüfus cüzdanınızı alın yeter.

Ancak nüfus cüzdanınızın son 10 yıl içinde alınmış olması, yırtık ve hasarlı olmaması, özellikle ve özellikle soğuk damgasının belirgin olması gibi şartlar vardır. Aslında tabii yeni tip nüfus cüzdanı olanlar için böyle sıkıntılar bulunmuyor. Çok daha önemli bir husus ta, yanınızda çocuk bulunması durumunda, çocukların nüfus cüzdanında kesinlikle fotoğraf olmasını istiyorlar. (Bu arada önemli bir not: eğer yeni nüfus cüzdanı çıkartmak için müracaat ettiniz, yeni nüfus cüzdanınız gelmedi, bu durumda eski nüfus cüzdanı ile Batum’a geçemiyorsunuz. Batum’a gitmeyi düşünenler bu önemli ama sadece sınır kapısında yazılı hususa dikkat etsinler) Ayrıca: elbette devlet memurlarının yanlarında izin belgesi bulundurmaları gerekiyor. Emekli olanlar ise, yine emekli olduklarına dair bir belge bulundurmalıdırlar. Çünkü pasaport kontrolünden önce, poliste güvenlik kontrolü yapılıyor.

Geçişler için sadece yurt dışı çıkış harcı (15 TL. ) ödeniyor. Bunu, hemen sınır kapısının yanındaki vezneden almak mümkündür. Ayrıca: küçük bir kağıt form dolduruluyor. Bu formda: sadece ad-soyad ve vatandaşlık numarası yazılıdır. Gerek Türk tarafından çıkarken ve gerekse Batum tarafına girerken, bu küçük form ilgililer tarafından damgalanıyor. Aman bu kağıdı kaybetmeyin, dönüşte yine Batum ve Türk güvenlik görevlileri, pasaport gibi bu formu damgalıyorlar, eğer bu kağıdı kaybederseniz, çıkış yapamazsınız ve Batum’daki Türk Konsolosluğundan bunun yenisini çıkarttırmak için bir hayli uğraşmanız gerekecektir. Yurt dışı çıkış harç pullarını, forma yapıştırmayın, olur da Batum’a geçemezseniz, pullar heba olmasın, polis kontrolüne gelince, form, nüfus cüzdanı ve pulu birlikte ilgili polis memuruna veriniz.

Bazen yanınızda bulunan çantalar aranıyor ama çoğu kez de aranmıyor. Özellikle: birçok uyarı “Gürcü tarafına ilaç geçirmeyin” gibisinden yapılıyor. Ancak: gümrük kapısındaki uyarı yazısı daha mantıklı ve yanınızda, her türlü ilacın makul bir seviyesi üzerinde olanların geçirilmesinin yasak olduğu belirtiliyor. Yani: sürekli ilaç kullananlar, ilaçlarını yanlarında geçirme durumunda kalırsa, 1 veya 2 günlük doz alın, ayrıca ilacın kutusunu da yanınızda bulundurun. Daha da ötesi: Batum tarafına girişte: ciddi bir arama yapılmıyor. Geri dönüşte Türk tarafına girişte ise, pasaport kontrolünden sonra gümrüklü sahada, w-ray cihazından bavul ve çantalar geçiriliyor, ama buradaki en büyük husus, sanırım içki arıyorlar, yani fazla içki kesinlikle almayın, en fazla 3 şişe alabilirsiniz.

Bu arada: gidişte ve dönüşte Dutty Free bölümlerinden alışveriş yapabilirsiniz. Eskisi gibi en az 3 gün kalma zorunluluğu yok. Sadece: sigara ve içki dahil, sadece 3 kalem mal alabiliyorsunuz. Yani, sadece 2 şişe içki, 1 karton sigara veya tersi gibi. Batum’a girişte 1 Türk Duty Free mağazası vardır. Çıkışta ise, yani Türkiye’ye girişte ise: 2 Gürcü ve 1 Türk Duty Free mağazası vardır. Dikkat: Gürcü mağazaları, Türk mağazasından 4 euro kadar ucuz, ancak onlar euro kurunu yüksek tutuyorlar ve böylece aslında fiyatlar eşitlenmiş oluyor. Türk mağazası, euro kurunu 4.15 sayarken, Gürcü mağazası, euro kurunu 4.80 sayıyor ve fiyatlar eşitleniyor, o yüzden ucuz diye Gürcü mağazasını tercih etmeyin.

Evet: Sarp Sınır Kapısından, Gürcistan ülkesine giriş yaptıktan sonraki yolculuğunuz hakkında da bilgi vermek istiyorum. Eğer kendi aracınız ile, Karadeniz turuna çıkıp ta, buraya gelmiş iseniz, özel aracınızı, sınırın hemen bizim tarafımızda, son tünelden çıkışta, soldaki otoparka bırakabilirsiniz. Ama kendi aracınız ile, Batum’a gitmek isterseniz, araç kendi üzerinize kayıtlı olması şartı ile, 15 TL. daha ödeyerek, aracınızın geçmesini sağlıyorsunuz. Kendi aracınız ile Gürcistan’a giderseniz, deponuzu fazla doldurmayın, çünkü bu ülkede benzin çok ucuz. (Litre fiyatları, mazot için 1.5 TL. ve benzin için 1 TL.) Ancak, burada bir sıkıntı var, araç içinde sadece 1 sürücü bulunuyor, araçtaki diğer yolcular, araçtan inip kapıdaki uzun kuyrukta beklemek zorunda kalıyorlar.

 

BATUM’A GİRDİNİZ:

Sınır kapısında, Türk ve Gürcü makamlarının kontrolünden geçtikten sonra, Batum tarafına geldiğinizde: bir meydan var. Bu meydanda: birçok minübüs bekliyor. Bunlara binerek, Batum şehrine veya şehirde ulaşmak istediğiniz veya gezmek istediğiniz yerlere gidebiliyorsunuz.

Sınır kapısından itibaren: ilk anda, pek lüks binalar ve yapılar yok. Sadece: sol yanda, Karadeniz kıyısında denize giren insanları görebiliyorsunuz. Bir de, bir zamanlar Sovyet askeri üssü olan ancak günümüzde tamamen bir yeşil alan olarak kullanılan ve ineklerin otladığı bir boşluk göreceksiniz.

Buradaki plajlara “Gonio plajları” deniliyor. Burası Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük kumsalıdır. Çoruh nehrinin, Karadeniz’e döküldüğü noktada kurulu Gonio küçük bir sahil kasabasıdır.

 

Kasaba sahilinde: Apsaros Kalesi var. Kale ile ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıda vereceğim. Kaleden sonra, yolun devamında: Uluslar arası Batum Havaalanın yanından geçerek, şehir merkezine çıkacaksınız.

   batum.genel.3

 

İNEKLER:

Gürcüler için inek çok değerlidir. Hani birçok yerde insanlar kedi-köpek besler, burada Gürcüler inek besliyorlar. Bunu niye söylüyorum? Özel arabası ile burada gidenler, aman yollardaki bu ineklere dikkat edin ve önem verin, herhangi bir ineğe çarpma durumunda, inanın büyük paralar ödemek zorunda kalırsınız.

TARİHİ:

Şehrin ilk kuruluşu, bir Yunan kolonisi olarak ve Batis veya Bathus ismi ile olduğu sanılıyor. Ortaçağ’a kadar, Gürcü krallarının ve prenslerinin yönetiminde kalmış. 13.yüzyılda ise, Moğol egemenliğine girmiş.

1564 yılında, Kanuni Sultan Süleyman, bölgeyi Osmanlı topraklarına bağlar. 314 yıl süren Osmanlı egemenliğinden sonra: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda, bölge, Rus işgaline uğrar. Daha sonra ise: Ayastefanos ve Berlin Anlaşmaları ile, Rusya’ya bırakılır. Mondros Mütarekesi ile: önce İngilizlere ve daha sonra Gürcistan’a bırakılır.

Evet: Demokratik Gürcistan sınırları içinde kalan Artvin ve Ardahan geri alınırken, Misak-ı Milli sınırları içinde kabul edilmeyen Batum: Moskova anlaşması sonucu, Gürcistan’a terk edilir.

Gürcistan’ın 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmesinden sonra, Acara Özerk Cumhuriyeti yönetiminin başına Aslan Abaşidze isimli siyasetçi gelir ve Batum’da ikamet ederek, bölgeyi bir diktatör gibi yönetir. Mayıs 2004 tarihinde ise, Abaşidze iktidarı, merkezi yönetimin desteğindeki halk hareketi ile son bulur.

   batum.1   batum.genel.1   batum.genel.2

GENEL:

Gürcistan’ın: Karadeniz kıyısında, Acara Özerk Cumhuriyetinin yönetim merkezi olan liman kenti. Turizm özellikleri ağır basan bir yer. Yazın: şehrin nüfusu, 400 bin kişiyi buluyor.

Mikroklima özelliği ile, Akdeniz iklimini kuzeyde yaşatan en güzel Karadeniz şehridir. Uygun iklim şartları nedeniyle: bölgede, bol miktarda meyve ve çay yetiştiriliyor. Petrol rafinericiliği ve gemi yapımcılığı da ekonomik anlamda öne çıkıyor.

150.000 nüfuslu kentte, Müslüman ve Hıristiyanlar neredeyse yarı yarıya. Sovyetler Birliği döneminde, Rusya’nın Antalya’sı olan kent: turizme yelken açmış. Şu anda, 21 tane, beş yıldızlı otel projesi yürütülüyor. Tabii tüm bunlar: turizmin, kumarhane ve seks boyutlarına da hizmet edecek şekilde devam ediyor. Çünkü: Gürcistan Devlet Başkanı, Batum’u Kafkasyanın Las Vegas’ı yani kumarhaneler şehri yapma düşüncesinde. Tüm bunların yanında: Batum, günümüzde dahi, fuhuş cenneti tabirini çoktan alan bir yer olarak da öne çıkıyor.

Plajlar ve deniz çok gözde. Yöre insanları: yaz döneminde, caddelerde, kıyıda ve birçok yerde: deniz kıyafetleri, mayoları ile dolaşmaktan, bulunmaktan çekinmiyorlar. Hatta, Gürcüler yanında, Ermeniler bile; Ermenistan’dan buraya, plaja geliyorlar. Plajda sürekli seyyar satıcıların dolaşması dikkatinizi çekecektir. Coca cola, haşlanmış mısır, çerez satanlar sürekli dolanıyorlar. İnsanlar: kıyıya yakın yerlerde denize giriyorlar. Çünkü: kum yok, taşlık. Sahile inene kadar: taşlık bölgede yürümek zorunda kalıyorsunuz.

Türklerin ; Batum’da imajı pek iyi değil. Türkleri: daha çok, uyuşturucu, yalan, hırsızlık gibi olgularla yan yana düşünüyorlar. Bunun dışında Gürcülerle anlaşmak pek zor değil. Sonuçta, bavul ticaretinin büyük etkisi var. Türkçe’yi tam olarak bilmeseler de, büyük çoğunluğu konuşulanları anlıyorlar. Yani: yine de, her şeye rağmen, Türklere sempatik yaklaşıyorlar. İngilizce pek kullanılmıyor, çünkü Gürcüler İngilizce bilmiyorlar.

NE YENİR-NE İÇİLİR :

Batum şehrinde: lokantacılık sektörü Türklerin elinde. Lokanta eksiğini bizimkiler, lokanta açarak kapatmışlar. Pastane ise, hiç yok. Çünkü: yerel insanların pastaneye gitme imkanları yok. Ekonomik gelirleri çok düşük. Bu şehirde: Mc Donalts ve diğer fast-food marka restoranları da yok. Ama, şehirde bolca kahvehane var. Çünkü: aşağıda ayrıntılı belirteceğim gibi, Batum’lular kahveye aşırı düşkünler.

Şehrin en meşhur restoranı: Lazuri. Avlusu ile bahçesiyle, her bir katında, güzel sofraların kurulduğu eski bir Batum evi. Bahçede; bir votka damıtma aleti var.

Bunun yanında: yemeklerde dikkati çeken hususlar şunlar. Bizim ülkemizde de yaygın olan lavaş ekmeği yiyorlar. Ayrıca: haçapuri denilen bir kahvaltılıkları var. Peynirli pide gibi. Domuz eti bulunmaması nedeniyle, Türkiye’den giden turistlerin baş tercihi.

Burada Müslüman halkında bulunduğunu söylemiştim. Ama, buranın Müslümanları: domuz eti ve şarap’a karşı dinsel yasakları kabullenmemişler ve domuz eti yiyorlar, bolca şarap içiyorlar.

Bunların yanında: limonad denen bir içecekleri bayağı bol tüketiliyor. Bu limonata değil, armut-üzüm-elma meyvelerinin aromalarından yapılan bir gazlı içecek. Tadı fena değil. Kolanın yaygınlaşmasına muhalefet için üretmişler. Geleneksel ve ucuz. Batum şehrinin ara sokaklarında tankerlerle bir tür alkollü bira olan “Kbac” satıldığını görebilirsiniz.

   batum alışveriş.1

ALIŞVERİŞ-PARA-NE SATIN ALINIR:

Aman dikkat, çarşı ve dükkanlarda, Türk Lirası kabul edilmiyor. Ülkenin para birimi “lari” ve “tetri”. 1 ABD doları: 1.90 lari ediyor. 100 tetri ise, 1 lari.

Bir devlet memuru maaşının, ortalama 100 lari olduğu kent, çok ucuz. Bu arada, kredi kartı kullanıcıları için, küçük bir not. Yanınızda, visa kart götürün, master kartı kabul etmiyorlar.

Kendiniz veya yakınlarınız için hediyelik olarak: çok ucuz olan içkilerden, özellikle Gürcü şaraplarından satın alabilirsiniz. Özellikle: Bagrationi marka. Ayrıca: peynir çeşitleri, küme, füme balık, iç ceviz satın alabilirsiniz. Ama biraz önce de söylediğim gibi, dünyaca ünlü olan, Gürcü şarapları var. Hediyelik eşya için: bulvardaki seyyar satıcılar veya Milli Park içindeki akvaryum girişindeki marketten, değişik objeler satın alabilirsiniz.

Bunların dışında herhangi bir alacak şey bulamasınız, çünkü her şey Türkiye’den ithal. Bu arada: Gürcüler, pazarlığa açıklar, alışveriş yaparken, pazarlık yapmayı unutmayın.

Batum’da: süper, hiper, mega cinsinden büyük marketler yok. Onun yerine: içki, sigara, Türk malı besin ürünleri, ev yapımı pasta, sebze ve meyvenin satıldığı küçük bakkallar var. Bakkalları işletenler, hep kadınlar.

 

GÜVENLİK VE POLİSLER:

Yeni Gürcü yönetimi, 2008 yılından itibaren polis için halk üzerindeki rüşvet ve şiddet kaygılarını gidermek için, bütün mevcut polis karakollarını yıktırmış ve şeffaflığın sağlanması için dışı camla kaplı yeni polis karakolları yaptırmıştır. Şehirde ve otoyolda bolca polis görebilirsiniz. Polis arabaları Skoda modelidir ve sık devriye gezerler. Polis kişilere kibar davranır. Umarım aksi bir durumla karşılaşmazsınız. Bu arada, yine polisle ilgili bir hususa değinmek istiyorum, buraya kendi özel aracı ile gidenler, şehir merkezinde ana caddeler üzerine araç bırakmayın, kesinlikle polis hemen aracınızı çektirir.

 

GÜRCÜ İNSANI:

Burada sigorta kavramı olmadığından ve insanlar ucuz ücretlerle çalıştığından, özellikle Türk iş adamları, burada başta tekstil olmak üzere birçok üretim yeri açmışlardır. Gürcü erkekleri, bu üretim yerlerinde çalışırlar, kadınlar bu yüzden pazarlarda sebze-meyve satarlar. Gürcü insanı sakindir, kavgacı değildir, büyük çoğunluğu Türkleri sever.

KONAKLAMA:

Gürcistan yönetimi, 2008 yılından sonra ülkeyi turizme açarken, şehirde birçok yabancı menşeeli otel de açılmıştır. Hilton, Sheraton, Radisson gibi oteller, gecelik yüksek fiyatlarla (400-500 TL. gibi) misafir ağırlarken, bunların rakipleri olan Türkler tarafından açılan ve genellikle butik otel tarzındaki yapılar ise, genellikle 300 TL. civarında ücret karşılığı misafirleri ağırlamaktadır. Oteller temiz ve rahattır. Ama şehir dışındaki otelleri tercih ederken, gece şehir merkezindeki eğlenceli ortama uzak kalacağınızı unutmayınız.

GEZİLECEK YERLERİ:

Batum bir liman kenti olarak öne çıkıyor. Ama aynı zamanda, önemli bir tatil merkezi. Burada: botanik bahçeleri ve tropikal bitkiler açısından çok zengin parklar bulunuyor. Ayrıca: çok güzel binalar var.

Evet, Batum bir günde gezilebilecek bir yer değil. Sovyet Rusya döneminden kalma: 2-3 katlı, asırlık evleriyle, eski Batum, nostaljik bir Küba esintisine sahip. Beyaz badanalı ve mavi damlı evler: Küba sokaklarında dolaşıyorsunuz izlenimi veriyor. Aslan, ejderha ve gerçeküstü mitolojik yaratıklar figürleriyle bezenen yapılar, Kafkasların sıra dışı mimarisini temsil ediyor.

Modern yapıların sıralandığı, sahil kesimindeki evlerde hakim renk: beyaz. Batum’u tanımanın en iyi yolu: geniş bulvarları ve caddeler boyunca uzun yürüyüşler yapmak. Parklarda, sabaha kadar süren, havuzlardaki su fiskiyelerinin dansını izleyebilirsiniz. Gündüz arzu ederseniz, Olimpik Buz pistinde, buz pateni yapmayı deneyebilirsiniz.

Yazının başında belirttiğim gibi, Batum’un simgesi manolya çiçekleri. Parfümden, ilaç ve temizlik sanayine kadar pek çok alanda kullanılan manolya çiçeğinin yanı sıra: kahve kültürüyle de ünlü Batum. Hemen her köşe başında bir kahvehane, kahve ve aksesuar satan dükkan ya da atölye var. Batum halkı için: kış ayları dışında yılın üç mevsimi, kapı önlerinde, sokaklarda ve kahvehanelerde, Karadeniz rüzgarı eşliğinde uzun kahve sohbetleri yapmak, yaşamın önemli bir parçası olmuş. Aromatik olanlardan, hot black’e kadar tat, koku ve sertlik derecelerine göre onlarca çeşide ayrılan Batum kahvelerinin sihirli bir zindelik verdiğine inanılıyor.

Görülebilecek yerler, şunlar:

saint andrew heykeli.1

SAİNT ANDREW HEYKELİ:

Heykel, Sarp’dan Batum şehrine giderken, Sarp sınır kapısı yakınındaki Sarp Şelalesinin yanındadır. Heykel: Gürcistan’a ilk gelen Hıristiyan olan Georgian’a ithaf edilmiştir. Heykel’in yeni evli çiftlere şans getirdiğine inanılmaktadır ve yeni evli çiftler tarafından ziyaret edilir. Heykelin hemen yanında şelale bulunuyor.

ganio apsaros kalesi.1    gonio asparos kalesi.1    gonio asparos kalesi.2

GONİO APSAROS KALESİ:

Gürcistan ülkesinin bu en eski kalesi, Batum şehrinin 12 km güneyinde, Çoruh nehrinin Karadeniz’e döküldüğü yerde bulunan Gonio kasabasındadır. Kalenin isminin “Apsaros” isimli “Argonotlar” hakkındaki efsaneden geldiği söylenmektedir. Efsaneye göre: Kral Aeet’in oğlu Jason tarafından öldürülen Apsyrtus burada gömülmüştür.

Kale 1’nci yüzyılda Romalılar tarafından yapılmıştır. Ancak tarih boyunca birçok kez el değiştirmiştir. 1478 yılında Osmanlılar tarafından ele geçirilen kale, 1878 yılında yapılan Ayestefanos anlaşması ile Osmanlılardan çıkıp, Rusların eline geçmiştir. 1991 yılında Gürcistan bağımsızlığını ilan edince, kale, Gürcistan Acara bölgesinde kalmıştır.

Kalenin toplum sur uzunluğu 900 metredir. Surların yüksekliği ise 5 metredir. Başlangıçta 7 metre yükseklikte 22 kule varken, günümüzde bunlardan sadece 18 tanesi kalmıştır.

Bir söylentiye göre: Hz İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Mathias’ın mezarı buradadır. Mezarın çevresi, çevrilerek korumaya alınmıştır. Mathias, Gürcistan’da Hıristiyanlığı yayan ilk kişidir. Ayrıca, Gürcistan, dünya üzerinde Hıristiyanlığı kabul eden ilk devlet olarak bilinmektedir.

Buranın bir  diğer özelliği: MS 328 yılında, ilk sulama kanalları ve alt yapı çalışmalarının burada inşa edilmiş olmasıdır. Üstelik bu sulama kanalları çömlekten yapılmış ve yüzyıllardır sağlamlığını korumuştur. Kale içinde gezerseniz, çömlekten yapılmış sulama borularını görebilirsiniz.

Yine bir gelenek: yeni evli çiftler buraya gelerek su kuyusundan su içerler. Suyu, kuyudan damat çıkarır, ancak suyu damat’a gelin içirir.

Kale içinde yapılan kazılarda, birçok döneme ait paralar bulunmuştur. Bu buluntular, buranın uyun yıllar bir ticaret merkezi olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır. Bu paralar, günümüzde müzede sergilenmektedir. Ayrıca yine kalenin girişindeki bir tanıtım levhasında: kaledeki arkeolojik kazılarda bulunmuş, Helenistik döneme ait bir altın at heykelinin, Batum Müzesinde sergilendiği yazılıdır.

Kalenin içinde: kivi, mandalina ve palmiye ağaçlarıyla süslü bir yürüyüş parkuru da var. Bunun dışında: üzüm bağından, mısır tarlasına ve lahana bahçesine kadar birkaç çeşit sebze ve meyveler, kalenin içinde sizi karşılıyor. Bunun dışında: arkeolojik çalışmalar da sürdürülüyor.

   orta camii.0   orta camii.1   orta camii.2

orta camii.3

ORTA CAMİSİ:

Caminin yanında veya kapısında herhangi bir aydınlatıcı levha bulunmuyor. Cami, Türk egemenliğinin hüküm sürdüğü yıllarda yapılan 3 camiden günümüze ulaşan tek camidir. Diğer camilerin ortasında olduğundan Orta Cami diye isimlendirilmiştir.

Batum Valide Sultan Camii de denilmektedir. Caminin Acara Beyi Haşimoğlu Aslan Bey tarafından, 2 laz ustaya 1866 yılında yaptırıldığı bilinmektedir. Daha fazla ayrıntılı bilgi yok. Çünkü kominizm döneminde, burada bulunan ibadethaneler kapatılmış ve arşivleri yok edilmiştir.

Özellikle ahşap iç mekan büyüleyicidir. Ahşap işçiliği yanında, ahşabın boyanması da ilgi çeker. Gürcistan’da Acaristan Özerk Cumhuriyetinin eski lideri Aslan Abaşidze’nin Moskova’ya kaçmasının ardından 12 yıl aradan sonra hoperlörle ezan okunmuştur. Ancak, Batum Camiinde, Rusta döneminden bu yana, sadece iç ezan okunmaktadır. Batum şehrindeki Hıristiyanların şikayeti üzerine böyle bir karar alınmıştır. Cami: Acara Devlet Müzesi tarafından koruma altına alınmıştır.

Caminin çevresi tam bir Türk bölgesidir. Türk lokantaları, marketler, kasaplar, bakkallar ve oteller bulunuyor. Burada, birçok kişiyle Türkçe konuşabilirsiniz.

ACARA DEVLET MÜZESİ:

Burada: Acara hakkında, etnografik ve tarihi bilgiler almak mümkün. Dört katlı, geniş ve son derece iyi düzenlenmiş müzede: 150 bin obje sergileniyor ve arşivlenmiş durumda. Doğa Müzesi de, aynı çatı altında. Burada: Karadeniz’de 147 tür balık çeşidi bulunduğunu ve 200 metre derinliğin altında yaşam bulunmadığını öğreneceksiniz. Ayrıca: Çoruh nehrinin denize döküldüğü yerde yapılan islah çalışmaları anlatılmış.

Evet, müze geçen yıllarda, 100 yaşını kutlamış ve bunun şerefine, bahçeye: Gürcü balıkçılar tarafından avlandığı söylenen bir balina iskeleti konulmuş. Müzeye: devlet müzesi statüsüyle birlikte, 2005 yılında, tarihçi ve etnograf Khariton Akhvlediani’nin ismi verilmiş.

   botanik bahçesi.1   botanik bahçesi.4

BATUM BOTANİK BAHÇESİ:

Şehir merkezinden 8-10 km uzaklıktadır. Buraya minübüslerle gidebilirsiniz. Dünyanın ikinci büyük botanik bahçesidir. İncil sayfalarında geçen Eden’in gerçek bahçesine benzetilmektedir.

Botanik bahçesi 1912 yılında ünlü botanikçi ve coğrafyacı Andrey Krasnov tarafından kurulmuştur. Güneydoğu Asya’da kendisinin liderliğindeki iki büyük seferde getirilen fidelerle kurulmaya başlanmıştır.

Dünyanın en nadir, tuhaf ve güzel bitkilerinden örnekler toplanmıştır. 2000’den fazla ağaç türü vardır. Bunlardan sadece 104 tanesi Kafkaslarda yetişmektedir ve diğerleri dünyanın çeşitli yerlerinden getirilmiştir.

Bahçe 111 hektardır ve Doğu Asya, Kuzey Amerika, Yeni Zellanda, Güney Amerika, Himalayalar, Meksika, Avustralya ve Kafkas nemli subtropikal olmak üzere 9 fito coğrafi bölgeden filora içermektedir.

Bütün parkı gezmek yaklaşık 2 saati alıyor. Özellikle manolya ağaçları muhteşem güzelliktedir. Bir de “küstüm çiçeği” yani “mimoza” yı görmenizi öneririm. Bu çiçek, dokunduğunuzda kapanıyor.  Ayrıca: binlerce ladin, okaliptüs, köknar, çam ve pavlonya, sakura gibi bitkiler görebilirsiniz.

Bahçe yürüyerek ya da kiralanan araçlarla gezilebiliyor. Bir de telesiyej var, ancak bu telesiyej bakımsız, gittiğinizde çalışır bulurmusunuz bilmiyorum. Ancak parkın büyüklüğü gözünüzü korkutmasın, yürüyüş yollarını gayet güzey yönlendirmişler.

Binlerce ladin, okaliptüs, köknar ve çam. Bunların dışında: Pavlonya, sakura gibi bitkiler de görebilirsiniz.

 

BATUM DEVLET PARKI-MİLLİ PARK :

Karadeniz kıyısında bulunuyor. Bir binalar tarlasına benzeyen kentin ortasında, yemyeşil bir ada gibi. Kentte: taçsız kral olarak nitelenen şair İlya Çavçavadze ile Gürcü yazar ve devlet adamlarının heykellerinin süslediği park: uzun yürüyüş parkurları, plajları ve sahil kahveleriyle, dev bir gezi alanı. Parkın bitişiğindeki Batum Üniversitesi ise, Çarlık Rusya’sının mirası.

Bu arada: parkın içinde: dolpinarium (yunus gösteri merkezi) var. Ayrıca: Akvaryum (15 orta boy akvaryum ve 1 büyük havuzun içinde, birçok deniz canlısı bulunuyor), lunapark (ufak ama kesinlikle eğlenceli bir yer) ve hayvanat bahçesi bulunuyor. Akvaryum yapısı, dışarıdan hayli heybetli görünüyor. Duvarlarında kalmış belli belirsiz resimlerden ve kabartmalardan, ortadaki büyük havuzda, yunus şovlarının yapıldığını anlayabilirsiniz. Günümüzde, bu havuz kurumuş, boyalar dökülmüş, resimler sökülmüş. Yine de, balıkların sergilendiği, kapalı akvaryum kısmı gezilmeye değer. Yukarıda söylediğim gibi, kapalı kısımda, yan yana, pek çok akvaryum içinde çeşitli balıklar var. Tabii söylemeye gerek yok. Bütün akvaryumların camları pislikten kararmış, suları ise neredeyse yosundan yemyeşil olmuş. Ancak balıklar hallerinden pek şikayetçi değiller gibi. Çünkü, özellikle köpek balıkları, bütün o olumsuz şartlara rağmen, o kadar büyümüşler ki, inanamazsınız.

 

ESKİ POSTANE BİNASI:

20. yüzyılda yapılmasına karşın, Gürcü mimari karakterini yansıtması açısından ilginçtir. Yörenin karakteristik yapılarından biri. Kentin iki merkez caddesi olan: Baratashvili ve Abashidze caddelerinin kesiştiği noktada yükseliyor.

VİRGİN MARY KİLİSESİ:

Bu görkemli kilise, Batum şehrinin panoramasında hemen fark edilmektedir. Bu dini yapı, oldukça trajik bir tarihe sahiptir. Çünkü Sovyet döneminde çok sıklıkla yeniden inşa edilmiştir. İlk olarak 1898-1903 yılları arasında inşa edilmiştir. Bazen yanlışlıkla bir Ordodoks kilisesi olarak kullanılmış ve neredeyse hiç kimse başlangıçta bir Katolik kilisesi olarak inşa edildiğini hatırlamamıştır. Rus İmparatorluğu tarafından buradaki Katolik kilisesi inşa edildiğinde, çoğunluğu Katolikliği savunan, farklı ulusların temsilcileri buraya akın etmiştir. 19’ncu yüzyılda, Batum şehrinde hiçbir Katolik tapınağı bulunmadığından, bu  dinin temsilcileri, burada bir kilise inşa ettirmek için yetkililere başvurmuştur.

Tapınağın yapımında zengin petrol üreticisi Stefan Zubalashvili’nin katkısı çoktur ve tapınak 1902 yılında tamamlanmış ve 1903 yılında kutsanmıştır. Gotik tarzda inşa edilen kilise, Gürcistan ülkesinin en güzel kiliselerinden birisidir. Ana girişin iki yanında da havariler görülür. Ancak günümüzde, bu heykellerin kimlere ait olduğu tartışmaları sürmektedir. Kilisenin eşsiz özelliği: Fransız Gotik mimarisinin en güzel örnekleriyle rekabet edebilecek güzellikteki, büyük vitray pencereleridir.

BATUM LİMANI:

Limanın önemi, doğal bir liman olması ve Karadeniz ticaretinde, önemli bir rol oynaması.

Kendin turistik merkezi konumunda. Burada, yıl boyu kahve tiryakileri, sokak müzisyenleri, şairler ve balıkçılar var. Rıhtımda, sokak aralarında, ya da kentin herhangi bir köşesinde, kulaklarınıza, mutlaka çalınacak bir akerdeon tınısı gelecektir.

ALTIN POSTLU KOÇ HEYKELİ:

Evet, şehrin hemen merkezinde, gökyüzüne yükselen bu heykelin bir hikayesi var. Altın postlu koç heykeli; gücü, sonsuzluğu, egemenliği ve dünya liderliğini sembolize ediyor. Kim bu altın postlu koç’u yenerse: dünyayı yöneteceği söyleniyor. Antik dönemde, hatırlayanlarınız olabilir: Yunan kolonilerinden, Ege denizinden yola çıkan bir kısım Yunanlı, bu postu aramak üzere, bölgeye gelirler ve hatta buraya gelirken de, Trabzon Yoson Burnunda, bir kilise inşa ederler, bu kilise günümüzde de büyük bir ziyaretçi çekmektedir.

Evet: bu altın postlu koç efsanesi, günümüzde de büyük inanır topluluğu çekmektedir. Hatta: Amerika ve Rusyanın, altın postlu koçu yenerek, dünya egemenliğini ele geçirme düşünceleri sonucu, Gürcistan’a yardım yaptıkları düşünülebilir.

avrupa meydanı.1

 

PİAZZA MEYDANI:

Batum şehrinin en güzel yerlerinden birisidir. Ancak adında anlaşılacağı üzere, İtalyan sistemi, Gürcistan için biraz uyumsuzluk göstermektedir. Yani, İtalyan mimari stili kullanılarak yapılmıştır. Türünün tek örneği olan mozaik ve vitray sanatı ilgi çekmektedir. 2010 yılında tamamlanan meydanın baş mimarı Vazha Orbeladze’dir. Estonyalı sanatçı Dolores Hoffman, meydanın benzersiz vitray pencerelerini tasarlamış ve yaratmıştır. Meydan’daki en büyük figüratif mermer mozaik sanatının yapımcısı: Gürcü tasarımcı Natalia Amirejibi de Pita’dır.

Meydan yaklaşık 5700 metre karelik bir alanı kapsıyor ve burada bir otel, birkaç restoran, bir kafe ve bir pub bulunuyor. La Brioche denen mekanda, canlı müzik yapılıyor. Meydan, genellikle Batum şehrini ziyaret eden dünyaca ünlü müzisyenlerin konserlerine ev sahipliği yapıyor.

alfabe kulesi.1   alfabe kulesi.2    alfabe kulesi.3

ALFABE KULESİ-ALPHABET TOWER:

Batum şehir merkezinde, Miracle parktadır.

Gürcü alfabesi, 5’nci yüzyıl sonlarında yapılmıştır. Modern versiyon ortaya çıkmadan önce, birçok değişiklik yapılmıştır. Burada, dünyadaki 14 yazı sisteminden biri olan Gürcü alfabesi görülür.

Kule: Gürcü alfabesine adanmıştır. 2012 yılında İspanyol mimar Alberto Domingo Cabo tarafından yapılmıştır. 130 metre yüksekliktedir. Bir “DNA” şeklinde, demir konstrüksiyondur. Kulenin ilk yapılışında üstünde bir restoran ve gözlemevi yapılması planlanmışsa da daha sonra kapanmış olup, geleceği belirsizdir. Kuleye, bir asansörle çıkılmakta ve Batum ile Karadeniz’in panaromik manzarası izlenmektedir.

ali ve nino.1   ali ve nino.2

ALİ VE NİNO HEYKELİ:

Ali ve Nino hareketli heykeli, Batum şehrinin en şaşırtıcı ve unutulmaz mekanlarından birisidir. Heykel uluslararası sonsuz sevgi ve anlayışı tasvir etmektedir. Azerbaycanlı bir yazar olan Kurban Said tarafından yazılan ünlü “Ali ve Nino” romanından esinlenilerek yapılmıştır. Kitap ilk kez 1937 yılında, Avusturya’da Almanca olarak yayınlanmış ve o tarihten sonra 32 farklı dile tercüme edilmiştir. Müslüman bir Azerbaycanlı erkek Ali Servansir ile bir Hıristiyan Gürcü kızı olan Nino Kapiani arasındaki sevginin hikayesi anlatılmaktadır. Roman, Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki Kafkaslar ortamını yansıtmaktadır.

8 metre yükseklikteki heykel, bir adamın bir kadının heykelidir. Gürcü sanatçı ve heykeltıraş Tamar Kyesitadze tarafından yapılmıştır. Heykel 2010 yılında yapılmış olup, Avrupa ve Asya arasındaki sevgi ve aşkın sembolü olmuştur. Yaklaşık yarı şeffaf olan Ali ve Nino’nun çelikten yapılmış figürleri, yavaş yavaş birbirlerine doğru ilerliyorlar ve bir an tek parça oluyorlar. Bu nefes kesen süreç, her 10 dakikada bir tekrarlanıyor.

avrupa meydanı.1

AVRUPA MEYDANI-EUROPE SQUARE:

Batum şehrinde kaldığınız sürece,  defalarca buradan geçeceksiniz. Şehir merkezinin en güzel yerlerinden birisidir. Buranın ismi: Batum’un Avrupa Bölgeler Meclisine katılmasından geliyor. Gürcistan’ın Avrupa’ya yönelik özlemini vurguluyor.

Burada: meydanın ortasında Avrupa dünyasının eski Gürcü dünyasıyla bağlantısının sembolü olan “Medea Heykeli” bulunuyor. Meydan, gerek turistler ve gerekse yerli halk arasında popüler bir alandır. Meydanda restore edilmiş cephelerin ve modern mimarinin enfes birleşimi görülüyor. Yine bu meydanda: çeşitli konserler yapılmaktadır. (Jose Carreras, Andrea Bocelli, Bueno Vistal Social Club ve diğerleri gibi) 2011 yılında Enrique Iglesias konserinde, meydanda 50 bin kişinin bulunduğu söyleniyor. Yılbaşı kutlamaları da burada yapılıyor. Medea heykelinin hemen yanında bisiklet kiralama noktası vardır.

altınpost heykeli.1   medea anıtı.1   medea anıtı.2   medea anıtı.3

medea anıtı.4   medea anıtı.5

MEDEA HEYKELİ:

Medea: Kafkasların mitolojik yüzüdür. Medea ve Jason, Argonauts efsanesinin figürleridir. Efsane: MÖ 3’ncü yüzyılda Rodoslu Apollonius tarafından yazılmıştır.

Prenses Medea: Yunan mitolojisinde bugünkü Batı Gürcistanda Kolkheti (Colchis) Kralı Aeetes’in kızıdır. Çoğu hikayelerde büyücü olarak bilinir ve genellikle Tanrıça Hecatenin bir rahibesi ya da cadı olarak tasvir edilir. Kendisi Circenin yeğeni, Güneş tanrısı Heliosun torunu ve daha sonra kahraman Jasonun eşidir. Corinth kralı Creon, kızı Glaucei Jasona sununca: Jason Medea’yı terk eder ve Medea, kocasının ihanetine karşılık, intikam için çocuklarını öldürür. Mitolojik hikayede: Jason’un efsanevi “Golden Fleece” yani “Altın Post” u çalmasına yardım etmiştir. Buradan anlaşıldığına göre: Kolkitian halkı: Avrupa’da bilinmeyen dönemde, metallerin ergitilmesi ve dökülmesi konusunda uzmandır. Bu durum, yani halkın bu özelliği, altın dahil doğal kaynakları aramak için, buraya, krallığa seyahat eden Jason ve Argonotlar gibi Yunan tüccarlarının ve maceraperestlerinin ilgisini çekmiştir.

Koklhi halkı, bu altın postu oluşturmak için ilginç bir yol kullanmıştır. Bir koyun postu, ahşap bir desteğe tutturulur ve dağdan hızla akan bir akarsuya asılarak bırakılır. Akarsu içindeki altın parçacıkları, koyun postunun yünü içine toplanır. Daha sonra bu post, sarsılmadan ve taranmadan kuru bir ağaca asılır. Altın toplamak için kullanılan bu yöntem, Jason efsanesi ve altın arayışında kullanılan keçe ve benzeri tekniklerin esasını teşkil etmiştir.

Davit Khmaladze tarafından yapılan heykel, 2007 yılında açılmıştır.

boulevard parkı.2    boulevard parkı.1   boulevard parkı.4   boulevard parkı.3

boulevard parkı.5

BATUMİ BOULEVARD-SEASİDE PARK:

Burada: alışveriş, yürüyüş ve hatta yüzme molası verebilirsiniz. Burası, sahil şeridinde, sahil boyunca yeşil alanı bol bir yerdir. Çocuk parkından, konser alanına kadar pek çok aktivite vardır. Parkın içinde: buzdolabı süsü, su, hediyelik eşya satan seyyar satıcılar bulunuyor. Türk parası alıyorlar. Şehrin en işlek plajı buradadır ve ayrıca yine park alanında pek çok şirin heykel bulunuyor.

Gelelim buranın yapılış hikayesine: Batum bölgesi valisi tarafından deniz kıyısı yanında bir park oluşturmak üzere, 1881 yılında bir Alman bahçevan atanmıştır. Günümüzde, Batum Bulvarının uzunluğu yaklaşık 7 km kadardır. Yaklaşık olarak eski ve yeni bulvar olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Park alanında: orjinal ve modern heykeller, tezgahlar ve havuzlar bulunuyor. Yaz sezonu boyunca: sahil kafeteryalar, restoranlar, plaj barları ve kuluplerle doludur. Sezon dışında ise, sadece güzel deniz kıyısı bulunuyor. Günün herhangi bir saatinde, sabah veya sıcak bir öğle saatinde burada yürüyüş yapabilirsiniz. Ancak buraya özellikle gün batımı saatinde gelmenizi öneririm. Çünkü güneş, denizin hemen üstünde batıyor ve görüntü muhteşemdir.

astronomik saat.0

ASTRONOMİK SAAT-ASTRONOMİC CLOCK:

Prag ve Venedik şehirlerindekine benzer astronomik saat, Gürcistan Ulusal Bankasının eski binasının kulesine yerleştirilmiştir. Tam ve yarım saatlerde, melodik bir zil sesi duyuluyor. Günün saati dışında, burada astronomik bilgiler de gösteriliyor. Güney ve ay, ayın evreleri, meridyen ve ufuk yerleşimi bilgileri görülüyor. Ay, dünyanın döngüsünde önemli rol oynadığından, astronomik saatten elde edilen bilgiler, sadece ilginç değil aynı zamanda yararlıdır.

chacha kulesi.1

CHACHA KULESİ:

Çaça kulesi olarak da bilinen kule: Batum şehir merkezinde erken 20’nci yüzyıl binasının bir kopyasıdır. Ünlü Gürcü üzüm votkası “Chacha” her 10-15 dakikada bir dökülüyor. Kule 25 metre yüksekliktedir. Ana kubbe 25 metrelik bir yüksekliğe ulaşır. Diğer kubbeler 5 metre yüksekliktedir. Kulenin 18’nci metresinde bir saat vardır. İnşaat, özel olarak yerleştirilmiş, duyusal ekipman yardımı ile içeceğin aktığı 4 bölümle çevrilidir.

 

 

 

 

Ukrayna, Odesa

43.513 kişi okudu!

Ukrayna ülkesinin: tatil, deniz ve eğlence merkezi, bir anlamda ülkemizdeki “Bodrum” ile bir düşünülebilir. Yaz aylarında Ukraynanın birçok yerinden, tatil için buraya geliyorlar. Dünyanın en güzel kızlarının bulunduğu ve ayrıca ucuz bu şehri gezmek, kesinlikle hoşunuza gidecek ve güzel anılarla buradan ayrılacaksınız. Ancak, bu dünyanın en güzel bayanlarının olduğu şehirde: maalesef özellikle vizenin kalkması sonucu oluşan Türk erkekleri akını: Ukraynalıların Türklere karşı, aşırı antipati beslemelerine neden olmuştur. Öte yandan, siz de göreceksiniz, Türk erkekleri burada, sanki bir kerhane şehirde gezer gibi geziyorlar. Elbette, yapılanların ve yaşananların sonucunda bu şehirde Türk erkeklerine karşı antipati yaratılmıştır. Yani, Türk erkeklerini sevmiyorlar, Türk erkeklerinin yanına yaklaşan gurup halindeki hatunlar: genellikle bar ve diskolarda para yemek amacı güdüyorlar ve 2-3 saatlik muhabbet veya birlikte aynı masada oturmanın sonucunda, hesabı ödedip çekip gidiyorlar. Yani: eğer Odesa şehrine seks turizmi için gidecekseniz, öncelikle bir parçada olsa Rusça bilmenizde yarar var, ayrıca hatunlara kadınlık duygularını anımsatacak şekilde duygusal olarak yaklaşmak ta şarttır.

Evet, bu girişten sonra gelelim şehir hakkında daha ayrıntılı bilgiler vermeye:

Şehir Ukrayna ülkesinin güneybatısında, Ukrayna ülkesinin  dördüncü büyük şehri, Karade. yüzyıldan kalma niz kıyısındaki en büyük limanlardan birisidir. Odesa körfezi, 31 km. boyunca uzanır. Şehir: limanı gören bir teras benzeri tepe üzerinde kurulmuştur. Ülkenin, Avrupa’ya ve ticarete açılan kapısıdır. Mimari ve tarihi güzellikleri göz kamaştırır.

Nüfus yoğunluğu bakımından, Kiev ve Kharkiv şehirlerinden sonra gelir. Şehirde, özellikle: petrokimya, kimya, ilaç, gıda ve hafif sanayi yaygındır. Bunların yanında, yüksek öğrenim de revaçtadır ve 20 üniversite bulunmaktadır. Yani, şehir aynı zamanda üniversite ve sağlık şehridir.

Şehir: Kiev şehrine, 443 km. uzaklıktadır. Şehrin turistik özellikleri yanında: tedaviye yönelik ( özellikle Göz hastalıkları ve Doku Terapi Enstitüsü) özellikleri de yoğun olarak tercih edilmektedir. Yani, şehir tarih ve eğlencenin bir arada bulunduğu, aynı zamanda bunu çok da ucuza yaşayabileceğiniz bir yer olarak önem kazanmasına rağmen, bir üniversite ve sağlık şehridir. Ama, şehrin günümüzde öne çıkan başlıca özellikleri, eğlence dolu plajları ve bakir koyları ile hareketlenen yaz turizmi canlılığıdır.

TARİHİ:

Şehir, aslında ilk olarak 1200’lü yıllarda, Kırım Hanı Hacı Giray’ın kurduğu küçük bir Tatar köyüdür ve “Hacbey” olarak adlandırılır. 1529 yılına kadar Osmanlı kontrolünde kalan bölge: 1792 yılındaki Rus-Osmanlı savaşında, Osmanlıların yenilmesi nedeniyle, Rusların eline geçmiş ve aynı yıl, Rus İmparatoriçesi II. Katerina’nın emriyle, burada 1794 yılında“Odesa” isimli şehir kurulmuştur. 1819-1858 yılları arasında ise Odesa’nın çok uluslu bir nüfusun yaşadığı serbest bir liman olduğu görülür. Ancak asıl önemlisi, şehrin Rus devriminde oynadığı roldür. 1905 yılında Potemkin Zırhlısı’nın mürettebatının isyanı ile devrimin merkezi olmuştur. Tabii Sovyet döneminde ülkenin en önemli ticaret kapısı ve Sovyet deniz gücünün konuşlandığı yer haline gelmiştir. Odessa limanı, 1 Ocak 2000 tarihinde tekrar serbest limana dönüştürülmüştür. Odessa şehrinin tarihinde en büyük özelliklerden birisi bizi de ilgilendirmektedir ki: Osmanlı bayrağı çeken Yavuz ve Midilli savaş gemileri, I. Dünya Savaşı öncesinde bu şehri bombalamış ve Osmanlı İmparatorluğunun savaşa girmesine neden olmuştur.

ULAŞIM:
Odesa Uluslar arası havaalanı: şehir merkezinin güneybatısındadır. Havaalanı son derece basit ve küçüktür. Gayet basit Duty-Free mağazasında nakit alışveriş yapılmakta ve kredi kartı geçmemektedir.
İstanbul’dan uçağa bindiğinizde, yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculuktan sonra buraya ulaşırsınız ki, son zamanlarda havayolları şirketlerinin yaptıkları promosyon uçuşları, özellikle Türklerin burayı yoğun ziyaretine neden olmuştur. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım ise tam bir problemdir. Taksiler, bu ulaşım için 200-250 grivna istemektedirler. Ancak: 1.5 grivna ödeyerek, otobüsle, 45 dakikalık bir yolculuk ardından şehir merkezine ulaşabilirsiniz.
Kiev-Odesa arasında, trenle yolculuk yapmak isterseniz, 8 saatlik bir yolculuk gerekiyor. Bu tren yolculuğu için, bir kompartman kiralamanız önerilir, çünkü ücreti fazla değildir, çok keyifli bir tren yolculuğu yapabilirsiniz.

 

PARA BİRİMİ:
Ukrayna da: grivna denilen para birimi kullanılıyor.
1 TL = 5 grivnadır.
1 Dolar = 8 grivnadır.
1 Euro = 10 grivnadır.

 

DİL:
Şehir insanının büyük yoğunluğu İngilizce bilmiyor, bu yüzden, bu şehri ziyaret edeceklere önerim, gitmeden yanınıza bir Türkçe-Rusça sözlük almalarıdır. Şehirde, Rusça konuşuluyor. Ama Ukraynaca da resmi dil olarak kabul ediliyor ve pek çok tabela Ukraynacadır.

 

POLİSLER:
Şehirdeki polisler o kadar ilginç ki: daha ülkeye girişte, kenara çekip rüşvet istemekten kesinlikle sıkılmıyorlar. Özellikle, pasaport kontrolünde sona kalırsanız, kesin rüşvet vermeniz gerekir. Evet, başka bölümlerde, Odessalıların en büyük keyiflerinin açık alanlarda yani park alanlarında içki içmek olduğunu söylemiştim. Ancak: siz yani turistler, bir park alanında elinizde bira ile otururken, yanınıza bir polis gelip, park alanında bira içmenin yasak olduğunu söyleyebiliyor. Ardından: sizi peşine takıp, şehir merkezinde yüzlerce metre yürütüyor ve bir karakolun kapısına götürüyor. Karakol içinde olanlar ise, saatlerce bekletilmektir.
Yanınızda pasaportunuzun fotokopisi değil, kesinlikle aslını bulundurun, çünkü polisler pasaport aslını isteme bahanesiyle güzel bir akşamınızı rezil edebiliyorlar.
Son bir not: şehirde polisle ilgili sorun yaşarsanız, mutlaka Türk konsolosluğunu aramalısınız ki, önceden bence Türk konsolosluğunun telefonunu, kendi telefonunuza işleyin.

ALIŞVERİŞ:
Alışveriş meraklıları şehirde yerel bir pazarı gezmek isterseniz “Privoz” pazarını ziyaret etmenizi öneririm. Çünkü: tren garının yakınlarındaki bu sabit pazarda: sebze-meyveden, kurutulmuş balığa, çiçekten, kıyafetlere, şehrin yerlileri ve köylüleri tarafından satılan birçok şeyi bulup satın alabilirsiniz. 1827 yılında kurulan Pazar, o zamanlar köylülerin ve çiftçilerin kendi ürünlerini sattıkları bir yer olarak biliniyormuş. Ancak, günümüzde bayağı büyük bir alana yayılmıştır. Pazarın içinde fırınlarda var bunlardan ekmek alıp, kendinize iyi bir ziyafet çekebilirsiniz.
Bunun dışında: aşağıda anlatacağım gibi, Deribasovskaya caddesi de, alışveriş meraklılarının mutlaka ziyaret etmeleri gereken bir yer olarak önem kazanmaktadır. Ancak: ben bu şehri ziyaret ettiğinizde “illa” şunu alın, bunu alın diye bir şey söyleyemiyorum, yani şehirde mutlaka alınabilecek özel bir obje bulunmuyor. Tercih sizin

 

KONAKLAMA:
Şehirde, özellikle hafta sonlarında yakın çevreden yoğun ilgi olması nedeniyle otel fiyatlarının yükseldiği bir gerçektir. Ayrıca: otellerin birçoğunda, banyo ve tuvalet ortak olarak kullanılıyor. Odanın içinde banyo-tuvalet isterseniz, bu kez, otel fiyatı aşırı yükseliyor. Bu yüzden, bu şehirde birkaç günden fazla kalacakların ev tutmalarını öneririm. Örneğin: Deribasovkkaya caddesi üzerinde, iki oda bir salon ve mutfağı, jakuzisi bulunan bir apart daireyi, iki kişi, günlük 60 dolar civarında tutabilirsiniz.
Evet: bu şehri ziyaret edenler için, kesinlikle otel değil, ev veya apart kiralamanızı öneririm.

 

ÜNİVERSİTELER:
Odesa şehrinde birçok yüksek öğrenim kurumu bulunmaktadır. Şehrin en gözde üniversitesi “Odesa Mechinikov Ulusal Üniversitesi” dir. Bu üniversite, 1865 yılında, Çar Alexander II tarafından verilen emirle kurulmuştur. O dönemden bu yana faaliyetini sürdüren üniversite: Ukraynanın önde gelen araştırma ve öğretim üniversitelerinin başında gelmektedir. Bu ulusal üniversite dışında, şehirdeki başlıca üniversiteler: Odesa Ulusal Ekonomi Üniversitesi, Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi ve Odesa Ulusal Politeknik Üniversitesi ve Odesa Ulusal Denizcilik Üniversitesidir. Bu üniversitelerde, birçok Türk öğrenci eğitim görüyor.

GECE HAYATI:
Şehirde, geceleri faaliyete geçen birçok bar bulunuyor. Odesalılar ve özellikle üniversite öğrencileri:hafta içi veya hafta sonu dinlemeden bu eğlence mekanlarına akın ediyorlar ve sabaha kadar eğlenip, oradan işlerine veya okullarına gidebiliyorlar. Şehrin birçok yerinde kumarhaneler de bulunuyor. Şehrin yan sokaklarında küçük mekanlarında bulunan kumarhaneler yanında, şehir merkezinde büyük kumarhaneler de bulunuyor. Şehirliler, bu mekanlarda kumar oynamaya çok meraklılar. Özellikle “Nevada” denilen kumarhaneler zincirini birçok yerde görebilirsiniz. Şehrin merkezinde, elinizde bira içerek gezebilirsiniz. Zaten, şehrin birçok yerinde parklar bulunması nedeniyle, insanlar barlarda veya diskolarda değil, yazın açık havada, parklarda eğlenmeyi seviyorlar. Hemen hemen her parkta: tiyatro, su gösterisi ve müzik etkinliklerinin düzenlendiği yerler bulunuyor. İnsanlar, diskolara dans etmek için gidiyorlar ve maksimim 2-3 saat kalıp dışarı çıkıp, parklara gidiyorlar.
Siz: eğer diskoya gitmeyi düşünüyorsanız: şehir merkezinin 12-13 km. dışındaki “Arcadia” bölgesine gitmenizi öneririm. Bu bölgede: İtaka ve İbiza isimli iki disko var ki, bunlar yörenin en meşhur diskolarıdır. Özellikle, yazın bu bölgedeki diskolar rağbet görüyor. Şehir merkezinde diskoya gitmek isterseniz, bu kez: Captain Morgan ve Palladium önerilir. Capta Morgan: bambaşka bir alemdir. Gündüz kafe gibi işletilen bu mekan, gece en çılgın partilere şahitlik edebileceğiniz bir yerdir ve hatta: barın üzerine çıkan striptizci kızları seyredebilirsiniz.
Bunlar dışında, elbette ücra yerlerde, girişin gayet ucuz olduğu diskolarda var, ama bence o mekanlara gitmeyi düşünürseniz, yanınızda mutlaka Ukraynalı birisi veya birilerinin olması şarttır. Yoksa, güvenlik problemi yaşayabilirsiniz.
“Yo” isimli kulüpte cazibe merkezidir. Burada, çeşitli partiler düzenleniyor.
Tüm bunların yanında: şehirde bir de Türkler tarafından işletilen eğlence mekanı var. Turquoise isimli bu mekan, gündüz kebapçı, gece ise disko olarak işletiliyor ve hatta bazı zamanlarda striptiz kulübü olarak da faaliyet veriyor. Ancak, burası şehrin üçüncü sınıf mekanlarından birisi olarak değerlendiriliyor ve müşterileri, genellikle düşük seviyeli Türkler, Araplar ve Odesalı bayanlardır. Burada, içki diğer mekanlara göre daha ucuzdur. Eğer: seks turizmi konusunda beklentileriniz varsa, burası, bu beklentilerinize rahatlıkla cevap verecek bayanlarla doludur.
Evet gece hayatının oldukça renkli olduğu bu şehirde: içki de bayağı ucuzdur. 1 bira: 2 grivna ve 1 şişe votka 12 grivna civarındadır.

 

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM VE TAKSİLER:
Şehirde: metro bulunmuyor ve ulaşım: troleybüs, tramvay, otobüsler ve minübüslerle sağlanıyor. Trafik düzgün ve insanlar, trafik kurallarına nispeten riayet ediyorlar. Arabaların kalitesi ise, kullananların ekonomik seviyesini anlatıyor. Bol miktarda Audi bulunurken, aynı oranda Sovyet dönemi dökük araçlar da kullanılıyor. Şehirde metro bulunmama sebebi ise: söylenenlere göre şehrin altındaki tüneller sistemiymiş.
Bu şehirde, insanların birçoğu yardımsever iken, maalesef taksi şöförleri tam bir soyguncudur. Lüks bir taksiyi, yoldan çevirip veya kenarda bekleyen bir taksiye asla binmeyin, özellikle yabancı olduğunuzu anlarlar sa, 10 grivnilik bir yolculuk size 150 grivniye patlayabilir. Bunu önlemek için, yoldan geçen ortalama sınıf bir taksiyi çevirmektir. Bu ortalama sınıf taksiler, bu işi ek gelir sağlamak için yapan, şehir insanıdır, yani bir anlamda, korsan taksi denilebilir. Ya da, bir yerde mahsur kaldı yani kayıp oldu iseniz, bir dükkana girin ve gitmek istediğiniz yeri dükkan sahibine bildirin, o sizi bir taksi bularak gitmek istediğiniz yere gönderecektir.

 

NÜFUS:
Günümüzde, şehirde az da olsa Türkler yaşamaktadırlar. Özellikle: şehrin banliyölerinden olan “Tahirova” bölgesinde, yoğun Türk nüfusu bulunmaktadır. Günümüz itibarıyla, şehir nüfusunun dağılımı şöyledir: % 61 Ukraynalılar, % 29 Ruslar, % 1.32 Bulgarlar, % 1.23 Yahudilerdir. Yani, bir zamanlar şehirde egemen olan Tatarlar, Stalin’in politikaları yüzünden artık yoklar veya çok az sayıda kalmışlardır.
Şehirdeki iş gücünün bir çoğunda kadınlar çalışmaktadırlar. Çünkü: erkeklerin büyük yoğunluğu denizci olarak çalışıyorlar ve bunlar 6 ay deniz, 6 ay şehir yaşantısı yaşıyorlar. Kadınlar, belediye otobüsleri kullanımı, çöplerin toplanması gibi neredeyse birçok işte çalışıyorlar. Hatta: döviz büroları, oto yıkama hizmetleri bile kadınlar tarafından yürütülüyor.
Bir de tabii dil sorunu var, büyük yoğunluk İngilizce bilmiyor, öte yandan ülkede kullanılan dil, normal Latin alfabesi değil, kril alfabesi kullanıyor ve bunu anlamamız iyice zordur. İnsanlar İngilizce bilse bile, Türk olduğunuzu hissedince bilmediğini söylüyor ve karşılarında kıvranmanızı izliyorlar. Yani, sizi anlamak için hiçbir çaba sarf etmiyorlar.

 

GÜVENLİK:
Şehir merkezinde, özellikle akşam saatlerinde kesinlikle uzak durmanız gereken mahallerin başında “Moldovanka” denilen bir yer vardır.

 

İKLİM:

Odessa, Karadeniz’in kuzeyinde olmasına rağmen, pek çok Akdeniz şehriyle aynı paralelde olması nedeniyle, sıcaklık konusunda üst seviyelerdedir. Yani, şehirde sıcak ve ılıman bir iklim hakimdir. Zaten bu yüzden, şehirde birçok plaj bulunmaktadır. Çarlık döneminde bile, topraklar üzerinde yaşayan hastalıklı kişiler dinlenmek ve tedavi olmak için buraya gönderiliyorlarmış. Denizin ortalama sıcaklığı: 13-14 derece civarındadır. Haziran-Eylül ayları arasındaki yaz döneminde ise, Odesa körfezinde deniz sıcaklığı ortalaması 20 dereceye kadar çıkar. İklim olarak, kışlar kuru ve hafif geçer, ısı nadiren eksi 3 dereceye kadar iner. Kar yağışı nadir ve az görülür. Burayı ziyaret edecek olanların, en son Ağustos sonu ile Eylül başında gitmelerini öneririm, sonrasında soğuklar etkin oluyor. Soğuklar denilince, hani pek soğuk olmuyor desem de, bazen buraların çok soğuk olduğu da söylenmiyor değil. Yani, ısı eksi yirmi derecelere kadar iniyormuş.

TURİZM

Şehrin başlıca turistik güzellikleri: Şevçenko Parkı, Luzanovka Parkı, Ekaterininskaya Meydanı, tarihi kale, Puşkin caddesidir. Bu güzellikleri gezmek için, kesinlikle birkaç gün gerekir.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR:
Şehirde balık ürünleri çok ucuzdur. Örneğin: Potemkin merdivelerinin başındaki bir restoranda, kalkan balığını yaklaşık 120 grivna yani 30 TL. civarında yiyebilirsiniz. Ancak, restoranların birçoğunda İngilizce menü bulamayacaksınız. Ama menülerinin bir özelliği: yemeklerde kullandıkları her şeyi, gramajına kadar menü de yazıyorlar. Ayrıca: yemeklerde bol miktarda domuz ürünleri kullanıldığını da bilmenizde yarar var. Öte yandan, şehirde büyük oranda “suşi” merakı da vardır. Somon balığından yapılan suşi yi deneyebilirsiniz. Bunun dışında, yörenin yemek kültürü genellikle bizimkiyle uyumludur. Yani, özel bir yemek kültürü yok. Bunların yöresel yemek kültürü genellikle domuz eti ve ürünleri üzerine yoğunlaşıyor ki, bu da bize uymuyor.
Eğer: konaklamak için ev veya apart daire tercih ettiyseniz, marketlere girip, yiyecek olarak bol bol et satın alabilirsiniz çünkü etin kilosu, 8-9 TL. civarındadır. Et seçiminde, üzerinde “halal” yazan etleri tercih edebilirsiniz ki, inanın burada çok lezzetli et yiyebilirsiniz.
Bu şehirde bira içmek isterseniz: Slavutic denilen markayı ve votka içmek isterseniz: russki standart markalı votkayı tercih etmenizi öneririm. Evet, içki bu şehirde vergisiz olduğu için çok ucuzdur. Ancak: bunun bir kötü sonucu olarak, sabahın erken saatlerinden itibaren içen ve sarhoş olan bıçkınların, tartakladıkları insanları da görmek mümkündür.

GEZİLECEK YERLER:

ARMAND DE RİCHELİEU DUKE-ANITI:
Bu bronz anıt: Odesa şehrinin ilk belediye başkanına aittir. Aynı zamanda, şehrin ilk anıtı olarak da bilinir. Anıt: 22 Nisan 1828 tarihinde açılmıştır. Kaidesi: piramit şeklinde ve yerel kireçtaşından yapılmıştır. Yapan ise: ünlü heykeltıraş Ivan Martos’dur. Anıt, seçkin Rus ustanın son eserlerinden birisidir. Yüksek kabartmalarda ifade edilenler: tarım, ticaret ve adalettir.
Son bir not: Kırım Savaşında İngiliz-Fransız donanmaları tarafından şehir ve liman bombalandığında: anıtın yakınlarında patlayan bir bomba, anıta zarar verir, ancak savaştan sonra anıt yama yapılarak restore edilmiştir.

POTEMKİN (PRİMORSKİ) MERDİVENLERİ:
Şehrin en önemli sembollerindendir. Potemkin Bulvarı üzerinde bulunan merdivenler: II. Dünya savaşı öncesindeki posterlerle şehrin bir simgesi olarak lanse edilmiş ve liman ile deniz istasyonunu yani şehir merkezini birleştirmektedir. Bu dev merdivenler: 1837-1841 yılları arasında: İtalyan mimar Francesco Boffo tarafından dizayn edilmiştir. Yapılışının temelinde ise: Prens Shining Vorontsov’un eşi Elizabeth’e hediye olarak sunmak istemesidir.
Evet, günümüzde 192 basamaktan (ilk yapıldığında 200 basamak olduğu söyleniyor) oluşan merdivenler: 142 metre uzunluğundadır. Ancak, oluşturulan perspektif nedeniyle, yukarıdan bakıldığında merdivenlerin uzunluğu 22 metre görülür. Üst kısım ise, 12.5 metre ile daha geniş görülür. Merdivenlerin bulunduğu yerde bir de feniküler bulunuyor ki, 10 kişilik bu araç, merdivenleri yaklaşık 1 dakika 10 saniyede çıkıyor. Merdivenleri yürüyerek inerseniz: çıkışta malasef iyice yorulacaksınız. Bu durumda: biraz önce sözünü ektiğim feniküleri kullanın, ücreti 1.5 grivnadır. 1925 tarihindeki ünlü Potemkin Zırhlısının bulunduğu ve Sergei Eisenstein tarafından yönetilen film: bu merdivenlerin bulunduğu yerde çekilmiştir. Film “bebek arabası” sahnesiyle hatırlanmaktadır. Bolşevik Devrimini sevdirmek amacıyla çekilmiştir.
Son olarak: erezyon sonucu giderek tahrip olan merdivenler: 1933 yılında pembe ve gri kireçtaşı kullanılarak yeniden düzenlenmiştir. Yılın her mevsimi turistlerin uğrak yeri olan bu merdivenlerde, liman genişletme çalışmalarında 8 basamak iptal edilmiştir ve 192 basamağa inen merdivenlerde, her yıl koşu düzenlenmektedir. Günümüze kadar ki Potemkin Merdivenleri koşu rekoru 22.9 saniyedir.

 

DERİBASOVSKAYA CADDESİ:
Burası: Türk-Rus savaşında, Rus donanması Amirali Jose de Ribas’ın hatırasına yapılmıştır. İstanbul’daki “İstiklal Caddesi” benzeri bir yerdir. Güneşin hafif etkisini kaybetmeye başladığı akşamüstü saatlerinde, şehrin kalbi burasıdır. Burası, her zaman canlı ve yaşam sevinçleri gözlerine yansımış, güler yüzlü Odessalılarla doludur. Zaten, şehrin en ünlü park alanı olan “Garden of Life” da buradadır. Çekici yaya caddesi aynı zamanda şehrin en heybetli binalarının (Yunan meydanı, Opera ve Bale binası, Dük Richelieu anıtı, Liman, Arkeoloji müzesi, Puşkin Anıtı ve Potemkin Merdivenleri gibi) bulunduğu muhteşem mimarisi ile ünlüdür. Yaz aylarında, özellikle buradaki kafe, bar ve restoranlar doludur ve cadde araç trafiğine kapatılır. Arnavut kaldırımlı sokaklar boyunca, ıhlamur ağaçlarının gölgesinde güzel gezintiler yapabilirsiniz.
Evet, şehrin en önemli ticari caddelerinden birisi olan burayı mutlaka ziyaret edin, kentin butikleri ve yüksek uç mağazaları burada bulunuyor. Ayrıca, yine burada büyük ticari alışveriş merkezlerini görebilirsiniz. Bunlar arasında 19. yüzyıl yapımı, Passage şehrin en lüks alışveriş merkezi olarak ilgi çekmektedir. Passage isimli bu kapalı çarşının zemin katında çeşitli giyim eşyaları ve hediyelik objeler satılan dükkanlar bulunuyor. Üçüncü katından itibaren ise, bir otel yerleşmiştir. Yapının üzerindeki heykeller ve işlemeler ise, tam bir sanat eseridir.

 

ODESA LİMANI:
Odesa Sea Port: Odesa körfezinin kuzeybatı kesimi boyunca Karadeniz kıyısında uzanır. Odessa şehrinin atardamarı konumundadır. Limanın toplam kıyı şeridi uzunluğu 7.24 km. dir. Limanda bulunan yolcu terminali, yıllık 4 milyon yolcuya hizmet verebilecek kapasitededir. Bunun dışında 13 milyon tonluk kuru yük, 23 milyon tonluk petrol ürünleri kapasitesiyle burası  devasa bir fabrika gibidir. Zaten Ukrayna’nın diğer şehirleri ve yabancı önemli şehirlere ulaşımın en önemli kavşak noktası bu limandır.

     

MOTHER İN LAW KÖPRÜSÜ:
Limanın hemen üst tarafında, Belvedere’nin yanında bulunan köprü, şehrin en ilginç yerlerinden birisi olarak bilinir ve tanınır. 1969 yılında inşa edilmiştir. Kuvvetli rüzgarda köprünün şiddetli sallandığı söylenmektedir.
Köprünün iki yanında bulunan parmaklıklarda, yüzlerce ve belki de binlerce kilit göreceksiniz. Bazı kilitlerde sevdiğiniz isimleri yazılı ve tarih atılmış, bazı kilitlerde ise boya ile kalp resmi çizilmiştir. İnsanlar: sevdikleri ile olan aşklarının daim olması için buraya kilit asıyorlarmış. Siz de, bir kilit edinip, buraya asabilirsiniz. Söylenenlere göre, buraya asılan kilide yazılan isimdeki sevdiğinizle, bir ömür boyu birlikte olmanız mümkündür. Odesalılar tarafından anlatılana göre ise: bir Slav geleneği olan bu kilitler: evlenmek üzere buraya gelen gelin ve damat parklarda dolaşırken, buraya geldiklerinde: hiç ayrılmayacaklarının garantisi olarak, köprüye kilit takarlar ve anahtarını denize atarlar. Burada o kadar çok kilit var ki: Odesa Belediyesi, köprünün bitimine, çelikten, 3 boyutlu bir kalp yaptırmıştır. Öte yandan: köprüye takılan binlerce kilidin, köprünün mukavemetini olumsuz etkilememesi için, zaman zaman kilitler sökülüyor ve bu çelik kalbe naklediliyormuş. Yani, taktığınız kilidi, bir sonraki gidişinizde, görememe şansınız büyüktür.

TREN GARI:
1944 yılında, II. Dünya Savaşında yıkılan tren garı: 1952 yılında SSCB döneminde, yeniden yapılmış ve günümüze kadar sağlam olarak ayakta kalmıştır. Tren garının hemen girişinde: üç tarih ilgi çekiyor. Bu tarihlerden: 1905: işçilerin ayaklanma, Potempkin zırhısının ve Lenin’in desteğiyle ayaklanmaya devam ettikleri tarihtir. Bu ayaklanmada: Potempkin merdivenlerinde yüzlerce insanın öldürüldüğü söyleniyor. 1917 tarihi: Bolşevik isyanını belirtiyor.
1944 tarihi: Odessa şehri, II. Dünya savaşı döneminde, 1941-1944 yılları arasındaki süreçte, Romanya’nın egemenliğine girmiş ve Transilvanyanın bir parçası olmuştur. Ancak, şehir kızıl ordu tarafından, 10 Nisan 1944 tarihinde yeniden kurtarılmıştır.

ODESSA ARHEOLOHYCHESKYY MUSEUM:
Lanzheronovskaya bölgesindedir. Pazartesi hariç, hergün saat: 10.00-17.00 arasında açıktır.
Müzede: 160 bin civarında obje bulunduğu söyleniyor. Bunlar arasında: Karadeniz kıyılarından toplanan antik dönem kalıntıları, kiliselerden toplanan dini kalıntılar ve eski Yunanistan ve Roma dönemi sikke ve madalyaları bulunmaktadır. Bunların sayısının 50 kadar olduğu belirtiliyor. Ayrıca, taş lahitler de ilgi çekiyor. Müzenin önünde bulunan “Laokoon” heykeli de ilgi çekiyor.

BÖLGESEL TARİH MÜZESİ:
Havannaya bölgesinde, Odessa caddesi üzerindedir. Müze: 1806 yılında halat fabrikası olarak yapılan binada bulunmaktadır. Müzede, ilk olarak: 1944 yılında “Kahraman Odessa Savunması” sergisi düzenlenmiştir. Yani, burası bir anlamda, Odessa şehrinin yakın tarihine ait kanıtların ve fotoğrafların sergilendiği bir yer olarak dikkat çekiyor.

      

PUŞKİN MÜZESİ:
Şehir merkezinde Pushkinskaya bölgesindedir. Burası: Pushkvnskov sokağında 13 numaralı bir evdir ve edebiyat müzesi olarak dizayn edilmiştir. Ev: 20. yüzyılda şehirde yaşayan ünlü tüccar Charles Sukkar tarafından yaptırılmış ve daha sonra ise: Hotel du Nord yani bir han olarak kullanılmıştır. Ünlü edebiyatçı Puşkin: sürgün yıllarında, 3 Temmuz 1823 yılında, bu hanın içinde, bir ay yaşamıştır. Şairin bir heykeli de, caddede, bina önünde bulunmaktadır.

BATI-DOĞU SANATI MÜZESİ;
Şehrin en önemli müzelerinden birisidir.
Müzede: 16-20. yüzyıllar arasına tarihlenen Avrupa sanatına ait büyük bir koleksiyon bulunmaktadır. Bu koleksiyonda eserleri bulunan bazı sanatçılar olarak, şunlar sayılabilir: Teniers, Del Piombe, Mignard.

LİMAN MÜZESİ:
Lanzheronovskyy bölgesindedir. 10 Nisan 1990 tarihinde açılmıştır. Müzede, limanda bulunan denizcilik ve deniz savaşlarına ait objeler sergilenmektedir.

 

OPERA VE BALE TİYATRO BİNASI:
Hem mimari ve hem de sanatsal açıdan bakıldığında, şehrin en önemli yapılarından biridir. Yapının tarihi yaklaşık 200 yıl geriye gitmektedir. 1810 yılında yapılan ilk bina, 1873 yılında yanmış ve yeni bina 1887 yılında Avusturya Barok’u tarzında inşa edilmiştir. Tiyatronun eşsiz akustiği sayesinde sahnedeki küçük bir fısıltı bile salonun her tarafından duyulmaktadır. Zamanında Çaykovski, Rahmaninof, Isadora Duncan gibi dünyaca ünlü isimlerin yeteneklerini sergiledikleri ve 2007 yılında bakımdan geçirilen bu mekan, günümüzde de önemli gösterilere ev sahipliği yapmaktadır. Dünyanın en güzel opera binalarından birisi olarak kabul edilir ve şehir ziyaretçileri, en çok burayı fotoğraflarlar.

   

SHEVCHENKO PARKI:
Park alanı, ilk olarak 1874 yılında İmparator Alexander II onuruna dizayn edilmiştir. Burada, bir zamanlar: Gogol, Ostrovsky, Dostoyevski, Çehov, Ahmatova gibi sanatçıların bulundukları söylenmektedir. Parkın önceki ismi “Alexander Parkı” dır. Çünkü, biraz önce de söylediğim gibi, İmparatorun şehri ziyareti anısına yapılmıştır. Denize yakın park alanı, 700 bin metre karelik alana yayılmaktadır. Parkın içinde: geniş yaya yolları, doğal güzellikler ve çeşitli kültürel ve eğlence tesisleri bulunmaktadır. Özellikle, park alanı içindeki “Chornomorets Stadyumu” futbol maçları sırasında yoğun kalabalıkları çeker. Park alanı içinde: Ukrayna milli şairi Taras Shevchenko’nun anıtını da görebilirsiniz.

  

HAYVANAT BAHÇESİ:
Novoschepnoy bölgesindedir. Hayvanat bahçesinin bulunduğu park alanı fikri ilk olarak 1889 yılında ortaya atılmıştır. 1914 yılında ise, hayvanat bahçesinin ilk hayvanları gelmiştir. 1922 yılında ise, bugünkü hayvanat bahçesi oluşturulmuştur. 1992 yılına gelindiğinde ise: hayvanat bahçesi 6.5 hektarlık bir alan üzerinde yerleşmiştir. 2012 yılı başı itibarıyla, burada 265 türden 1452 hayvan bulunduğu söyleniyor.

VORONSTOV SARAYI

Potemkin merdivenlerinin mimarı Boffo’nun şehre güzellik katan bir diğer önemli eseri de 19. yüzyıldan kalma Vorontsov Sarayıdır. Dönemin valisi adına yapılan bu saray da ziyaretçileri büyülemektedir. Aynı valinin adını, günümüzde Odessa Körfezinde hala faal olan deniz fenerine de verdiği bilinmektedir.

ARKADİA BEACH:
Burası şehrin yazlık ve ünlü plaj bölgesidir ve gerek şehir sakinleri ve gerekse şehri ziyaret edenler tarafından, dinlenmek ve denize girmek için favori bir yer olarak kabul edilir. Plaj bölgesi: şehrin kuzeyindedir. Kumsal kumludur. Ukrayna’nın, diğer bölgelerindeki taşlı ve çakıllı plajlara nazaran buranın kumlu olması ilgi çekmektedir.
Arcadia bölgesi yalnızca denize girilen bir yer değildir. Burada: gündüzleri beach clubler var, geceleri ise bar, kafeteryalar ve restoranlar hizmete giriyor. Yani: hem gündüz ve hem de gece hoş vakit geçirmek isteyenler, burayı tercih ediyorlar. Sabahın saat 7’sinde bile diskolardan yükselen müzik sesleri duyulmaktadır. Biraz önce de söz ettiğim gibi: burada bulunan “Luzanovka” plajından: insanlar denize girebiliyor ve güneşleniyorlar. Yani bölgenin en ünlü plajı burasıdır. Plaj şemsiyesi ve şezlong kullanılmıyor, kumların üzerine havlusunu seren, yatıp güneşleniyor. Ama, Odessa-Arkadya arasında çok güzel ve temiz koylar da bulunmaktadır.

          

FORTRESS-KALE:
Şehir merkezinden yaklaşık 20 dakikalık bir otobüs yolculuğu ile ulaşılmaktadır. Belgorod-Dinyester bölgesindeki kale: 13-15. yüzyıllar arasından kalmadır. Ukrayna Devleti tarafından “Ulusal Anıt” statüsüne alınarak koruma altına geçirilmiştir. Günümüzde görülen kale yapısı ise: 1806-1812 yılları arasındaki Türk-Rus savaşı öncesinde yapılmıştır.
Kalenin çevresinde: 12 metre derinliğinde, 14 metre genişliğinde bir hendek bulunmaktadır. Bu hendek, kalenin üç tarafını çevirmektedir. Duvarların toplam uzunluğu 2 km. dir. Kalınlık ise, 5-15 metre arasında değişmektedir. Surların ve kulelerin yüksekliği ise 8 metredir. Kümeler arasında 34 kule bulunmaktadır.