Kapadokya, Göreme
GENEL:
Nevşehir’e 10 km. uzaklıktadır. Nevşehir-Ürgüp-Avanos üçgeni arasında, etrafı vadilerle çevrili bir bölgede yer alır. Korama-Matıana-Macaan ve Avcılar, Göreme’nin eski isimleridir.
6 ncı yüzyıldan kalan bir belgede; buraya ait ” Korama ” adına rastlanır. Bu belgede: Hieron adındaki bir azizin, 3 ncü yüzyılın sonlarında, Korama’da doğduğu, 30 arkadaşı ile birlikte Malatya’ya gittiği, oradaki çatışmalarda şehit olduğu, elinin kesilerek Korama’ya annesine getirildiği yazılıdır. Aziz Hieron’ un Göreme Açık Hava Müzesinde Tokatlı Kilisesinde bir freski bulunmaktadır.
Roma döneminde, bölge: Avanos halkı tarafından mezarlık olarak kullanılmıştır. Göreme’nin merkezindeki büyük peribacasının içine oyulmuş, iki sütunlu roma mezarı ve çevrede bulunan çok sayıdaki mezar, bu görüşü destekler.
Bölge: 11 ve 13 ncü yüzyıllar arasında ise; hıristiyanlar için önemli, bir dini piskoposluk merkezi haline gelir. Nitekim; Göreme ve çevresinde, çok sayıda dini yapılar bulunmaktadır. Ancak, bu yapıların yapılış tarihleri hakkında, yeterli bilgi ve döküman bulunmamaktadır. Bu itibarla, tarihlemeler, yapıların mimari özelliklerine göre ve varsa fresklere bakılarak yapılır. Günümüzde; butik oteller ve lüks restoranlar sayesinde, bölge kısa sürede cazibe merkezi haline gelmiştir.
TARİHİ SÜREÇ:
2 nci yüzyılın sonlarında, Kapadokya’da önemli sayıda hıristiyan toplum vardı. Bu devre ait; iki piskoposluk bölgesi bilinmektedir. Bunlardan biri; bölgede uzun süre, hıristiyanların merkezi olacak olan Kayseri, diğeri ise Malatya’dır.
3 ncü yüzyılda; rahipler, burayı dini düşünce ve yaşamın canlı birer merkezi haline getirirler.
4 ncü yüzyılda; Kapadokya, üç büyük azizin ( Kayseri Piskoposu Büyük Basil, kardeşi Nysalı Gregory ve Nazianuslu Gregor) memleketi olarak biliniyor. Bütün hıristiyanlık fikirleri; bu kutsal kişiler tarafından birleştirilerek, yeni şekil verilmiştir. Basil’in davranış ve doktrinleri, günümüzde bile, hıristiyan toplumları için önem taşır. Örneğin: kıtlık zamanında, tek parça ekmeği olan bir hıristiyana, o ekmeği ikiye bölüp, yarısını aç birine vermesini ve kendisini Allah’ın himayesine bırakmasını öğütlemiştir. Basil: çok sofu bir hayatı tercih etmemiş, köy ve kasabalardan yeteri kadar uzakta, toplumların manevi sığınak yeri olarak küçük yerleşim yerleri kurmuştur. Buralarda ise; bir vaizin nezaretinde, günlük dini ibadetler yerine getirilirdi. Basil’in; kapadokya kiliselerinde yapmış olduğu en önemli reform: “cemaat ile dua” usülünü yeniden kurmuş olmasıdır.
Bugünkü Göreme açık hava müzesi, bu eğitim sisteminin başlatıldığı yerdir. Soğanlı, Ihlara ve Açıksaray gibi yerler, aynı eğitim sisteminin, daha sonra görüldüğü yerler olarak sayılabilir.
AVCILAR KÖYÜ:
Köyün ortasında bir roma mezarı var. Bu mezar, bir kaya mezar. Büyük bir peribacasının ortasına, bir noktaya, iki sütun yontularak hazırlanmış mezar odası var. Yapı, yaklaşık 2000 yıllık. Görkemli bir klasik mimarlık örneği olması nedeniyle önemli. Mezarın alt bölümleri yıpranmış, ön yüzündeki iki sütun, sanki üst kısmından havaya asılmış izlenimi vermesi açısından önemli.
Avcılar’dan Uçhisar’a giderken, yolun solunda; Hieron adına oyulmuş mezar şapeli görülüyor. Aziz Hieron; bölge kültüründen çıkma, yerel azizlerden biri. Tokalı kilisesinde görülen resimlerinden, asker aziz olarak kabul edildiği anlaşılıyor. Şarapla ilgili mitolojinin kaynağında da o var. Pers’ler ile savaşıp Malatya’da büyük yararlılıklar gösterdiği, ancak idama mahkum edilince kaçıp buralara geldiği ve şarap depolarında yok olduğu hikaye edilir. Mezar şapelinde: girişte, bir mezar odası var. İşçiliği son derece düzgün. Mezar odasında bulunan haç ve bezemeler dışında desen yok. Kilisenin güney kısmı yıkılmış, burada bir keşiş hücresinin varlığı göze çarpıyor.
Durmuş Kadir Bazilikası: dışarıdan bakılınca, bazilikanın ne kadar muhteşem olduğunu anlamak mümkün değil. Pek çok özgün yapısı var ama ne yazıkki, erezyonun tahribatına teslim olmuş bir tarih hazinesi. Kapadokya ölçülerinde, böyle dev bir yapı daha yok. Oyma düzenindeki titizlik ve işçilik kalitesi mükemmel. Tüm Kapadokya’da, bu kadar keskin hatları olan bir yapı daha yok. Kilisenin kapısından girer girmez, ihtişamı hissedeceksiniz. Ancak, sadeliği, hiçbir resim veya ikon bezemesi bulunmaması, ayrı bir güzelliği. Yapanlar, kiliseyi öylesine düzgün bir biçimde oluşturmuşlar ki, insan buranın oyma bir yapı olduğunu aklına getiremez. Karşısında bir bina varmış gibi bakar ve geçer. Sütunlar ve tavandaki kabartmaların, dümdüz kesilmiş olması şaşırtıcı. Ana apsisin tam önünde, kilisenin tam ortasında, iki yandan birkaç basamakla üstüne çıkılabilen ambon var. Bu kürsünün yanlız Kapadokya’da değil, dünya kilise mimarisinde çok özel bir yeri olsa gerek. Çünkü; böyle bir mimari unsuru, daha kayaya ilk biçimi verilirken planlayıp yapma fikri çok özgün. Dünyanın tüm Ortadoks bazilika yapıları içinde, tek örnek.
Yusuf Koç Kilisesi: Bezirhane ile Durmuş Kadir arasındaki yamaçta. Hem boyut bakımından küçük, hem de dört yanı resimlerle bezeli olduğu için, halka açık ayinlerde kullanılmış bir kiliseye benzemiyor. Çünkü; Avcılar’da başka resimli kilise yok. Tüm resimli kiliseler, tepenin öbür tarafında, açık hava müzesi civarında. Halk; resimli kiliselere gitmek, günah çıkartmak, vaftiz törenleri yapmak veya adak adamak gibi gerekçelerle, seyrek olarak gelmiş olmalı buraya. Boyut olarak küçük olduğundan, toplu ayinler için elverişli değil. Kilisenin bazı sütunları kırılmış. Aziz resimlerinde, azizlerin çoğunun adları okunur durumda, ama resimleri yıpranmış.
GÖREME AÇIK HAVA MÜZESİ (KORAMA):
Kasaba merkezinden, 2 km. uzaklıkta. MS.4 ncü yüzyılda, manastır hayatının en önemli merkezi olan burada, bugün 10 kadar kilise ziyarete açık. Açık hava müzesindeki kiliselere, bilet alarak girebilirsiniz. Müze alanı dışındaki kiliselerin ise bazıları ziyarete kapalı. Karanlık kiliseye, ek bilet alarak girebilirsiniz. Mutlaka girin.
Burada, ilk dönem hıristiyan inancını yansıtan yapılar ve eserler var. Kayaların ve peribacalarının oyulmasıyla yapılan yerleşimin hepsinde: şapeller, yemekhaneler, oturma mekanları ve hatta taşların oyulması ile yapılan devasa yemek masaları var. Duvarlara işlenmiş fresklerde ise, İncil ve Hz.İsa’nın hayatından öyküler anlatılıyor.
En önemli olan husus şu: LÜTFEN KİLİSELER İÇİNDEKİ RESİMLERİN, FOTOĞRAFLARINI ÇEKMEYELİM, ÇÜNKÜ KULLANILAN FLASH BU RESİMLERİN ÖMRÜNÜ KESİNLİKLE KISALTIYOR. BİZLER NE KADAR HASSAS OLUR VE TARİHİ GEÇMİŞE SAHİP ÇIKARSAK, O ÖLÇÜDE BUNLARI GELECEK NESİLLERE SAĞLAM AKTARABİLİRİZ. AYRICA, BÖLGEYİ GÖRDÜĞÜNÜZDE, BU RESİMLERİN ÇOĞUNLUĞUNUN ÇEŞİTLİ ŞEKİLLERDE OYULDUĞUNU, GÖZ KISIMLARININ VE DİĞER ÇEŞİTLİ YERLERİNİN KAZINDIĞINI GÖRECEKSİNİZ. HER NE KADAR, BU ESERLER FARKLI BİR DİNE AİT OLSA DA, KÜLTÜR MİRASI OLARAK KORUNMASININ GEREKLİLİĞİ KONUSUNDA LÜTFEN BİLİNÇLENELİM, ÇEVREMİZDEKİ İNSANLARI DA BİLİNÇLENDİRELİM VE BU ESERLERE ZARAR VERİLMESİNİ ÖNLEYELİM, ZARAR VERENLERİ UYARALIM. KÜLTÜR-MÜZE MÜDÜRLÜKLERİ OLARAK; DAHA ÇOK TEDBİR ALALIM.
Evet, gezi güzergahınız şöyle olacak. Geziye merkez noktadan başlanacak ve müze girişinin tam karşısında duran yapı 11 nci yüzyılda resimlenmiş olan Rahibeler/Kızlar Manastırı.
RAHİBELER VE RAHİPLER MANASTIRI:
Açık hava müzesinin girişinde, solda, 6 katlı kaya kütlesi, rahibeler manastırı olarak isimlendirmiş. Bu manastırın: 1 nci katında, yemekhane, mutfak, birkaç oda görülebilir. 2 nci katında: şapel, gezilebilir durumda. Manastırda, katlar arasındaki bağlantılar tünellerle sağlanıyor. Tehlike anında, tünelleri kapatmak üzere, yeraltı şehirlerinde olduğu gibi, sürgü taşları kullanılmış. Sağdaki rahipler manastırında ise, erezyon nedeniyle, sadece giriş katındaki birkaç oda görülebiliyor. Kırmızı ağırlıklı renklerle bezenmiş resimler var.
Evet, yürüyüş yolunda sağdan ilerleniyor. Karşımıza Aziz Vasileos Mezar Şapeli ve sonrasındaki yapıları sıra ile geziyoruz.
AZİZ VASİLEOS MEZAR ŞAPELİ:
Hemen hemen, hiç desen ve süsleme yok. Genişçe bir mekan. Giriş bölümündeki çok sayıda mezar bulunması, burayı adeta kapalı bir türbeye, bir aziz gömütüne benzetir.
AZİZE BARBARA ŞAPELİ:
Elmalı kilisesinin bulunduğu kaya blokunun arkasında. Motifler, kırmızı boya ile doğrudan kaya blok üzerine uygulanmış. Duvarda ve kubbede, zengin geometrik motifler, mitolojik hayvanlar ve askeri semboller resmedilmiş. Ayrıca, duvarda taş izlenimi veren motiflerde var. Kilisenin yapımı, 11 nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenir. Bölgenin resim bezeme sanatı açısından en ilginç olan şapeli. Halk sanatlarına benzer bezemeleri ve ilkel resimleri dikkati çekiyor.
Burada rastlanan acemi çizimler, yerel papazların ellerinden çıkmış. Bunlar, ressamların bulunmadığı bir zamanda ya da parasızlık nedeniyle, keşişlerin kendi olanakları ile yaptıkları resimler. Bu acemice çizilmiş resimler ve bezeme örnekleri, burayı eşsiz hale getiriyor.
Aziz Theodoros ile Yorgos. Kilisede, bunların resimlerinden başka, kayda değer resim yok. Gerisi, halk sanatının tipik bezemeleri. Bir resimde; böceğin tıpkı keşişler gibi ellerini haça doğru uzatması, hem insancıl saflığı açısından, hem de animistik özellikleri dışa vurması açısından çok önemli bir figür olarak değerlendiriliyor.
Burada: iki atlı aziz resminin arasına yazılmış olan yazının anlamı: ” İsa kuluna yardım et. İsa, yaşça büyük başka kavimden kulun Falıvona ”
YILANLI (AZİZ ONOPHRIOS) KİLİSESİ:
Ana mekan, enlemesine dikdörtgen planlı, güneyde mezarların bulunduğu ek mekan ise, düz tavanlı. Kilise tamamlanmadan bırakılmış. Giriş kuzeyden. Kilise tonozunun her iki yanında, Kapadokya’da saygın olan azizlerin tasvirleri var. Kilisenin yapımı 11 nci yüzyıla tarihleniyor.
MS.1 nci yüzyılda; Mısır çöllerinde, Hermıt adı verilen, kendilerini dine adayan, inzivaya çekilmiş insanlar yaşamakta imiş. Son hermit olan Aziz Paphnutius, hermitlerin hayatlarını ve yaşam tarzlarını öğrenmek için, MS.11 nci yüzyılda, Mısır çöllerine gider ve kiliseye adını veren Aziz Onophrıos ile karşılaşır. Tasfirlerde: Aziz Onophrıos; çıplak, uzun saçlı, iri göhüslü, edep yeri önünde palmiye ağacı ile tasvir ediliyor.
Girişte solda: Aziz Oenisimius, atlı aziz Theodoros ile Konstantin ve Helena’nın resimleri var. Azize Helena Haçı; ana-oğulun birlikte tuttuğu haçtır. Karşıda; İsa ve şapelin bağışçılarından birinin resmi var. Sağda ise: aziz Onophrios’un resmi var. Atlı aziz Theodoros’un ejderle savaşmasından ötürü, buraya yılanlı kilise denilmiş. Gerçekte, yılan olarak algılanan tim, ejderdir.
ELMALI KİLİSE:
Dokuz kubbeli, dört sütunlu ve kapalı yunan haçı planlıdır. Asıl giriş güneyde olmasına rağmen, kuzeyden açılan bir tünelle girilir. Karanlık, Çarıklı ve Elmalı kiliselerini kayaya oyan mimarların ve resimleri yapan ressamların, aynı kişiler olma ihtimali çok yüksek. Yani; büyük benzerlikler var. Ancak; Elmalı kilise, en düzgün oyulmuş olanı. Karanlık kilise ise, resim sanatı ve tekniği bakımından zirve yapmış. Sanki ressamlar; Elmalı’da hazırlık yapmışlar ve Karanlık kilisede sanatlarının zirvesine çıkmışlar.
İlk süslemeler; doğrudan doğruya kırmızı boya ile yapılan haç ve geometrik motifler. Burada: Tevrat kaynaklı, İbrahim Peygamberin misafirperverliği ve üç yahudi gencin fırında yakılması sahnesi resmedilmiş. Ayrıca, kubbede yer alan antokrator (el ve parmaklar) resmine lütfen dikkat edin. Burada kutsal üçleme işaret ediliyor. Bu işaretin adı: teslis. Baş parmakla serçe parmağının yanındaki orta parmak birleştirildikten sonra, diğer üç parmak, üç sayısını işaret edecek şekilde betimlenmiş.
Golgotha Yolu: İsa’nın çarmıha götürüşü resmi, Yunus Peygamberin portresi, başmelek Mihail’in resmi görülebiliyor. Kubbede, çarmıh sahnesinin üstünde gurup halindeki meleklerin resmi var. Üstteki satırda: ” annesi yas tutuyor “, alttaki satırda ” haç, tanrının şanını yükseltti ” anlamını ihtiva eden yazılar var.
KARANLIK KİLİSE;
Kuzeyden kavisli bir merdivenle çıkılıyor. Karanlık kilise olarak adlandırılmasının nedeni: kilisenin giriş kısmındaki küçük bir pencereden çok az ışık alması. Bu sebeple: fresklerdeki renkler oldukça canlı.
Bir yüzeyi çökmüş. Şimdilik giriş kapısının bulunduğu alan, yemekhaneye ve iç odalara açılan bir geçiş noktasıdır. Burası; Kapadokya kiliseleri içinde, resim sanatının olağanüstü bir örneği. Kilisenin yapımı 11 nci yüzyılın sonlarına tarihleniyor.
Kiliseye, bir mezar şapeli bölümünden giriliyor. Şapelde; sağda aziz Theodoros’un silik bir resmi var. Tam karşıda ise, mezar yerleri oyulmuş. Bu mezarların üstünde, aziz resimleri var. Mezar şapelindeki resim, tavanı bütünüyle kaplıyor. Böylesine zengin ve tutarlı bir tablonun, Kapadokya’ da eşi-benzeri yok. Bu görkemli tabloda, hareket ve renk dengesi çok ustacadır. Konu olarak: İsa’ nın göğe yükselişi ve havarilerinin görevlendirilmesi işlenmiştir. Havarilerin görevlendirilmesi; girişe göre sağda, Meryem solda. Burada; diz çökmüş, tuhaf başlıklı birisi daha var. Bu, kilisenin yapımına katkı sağlayan, bağışçının resmi. Bu, tuhaf kahverengi şapkalı adamın başının üstünde yazan yazının ifadesi; ” Tanrı ….. nın duasını kabul etsin.” Bir kiliseye bağışta bulunan kişi, bugün bile aynı kalıpla bu dilek duasını yazdırır ve üç noktalı yere koydurur.
İsa’nın sağ omuzu üstünde; ” Aramızda barış olsun ya da merhaba. Ve onu görür görmez, bazıları secde etti, bazıları tereddütte kaldı.” yazılıdır. Havarilerin başı üzerinde;” Havariler” yazılı. Gökleri düren meleklerin, solda olanının ayağı üzerinde ise ” analipsis ” yazılıdır. Resmin, Meryem ve melekler yönünde, ilginç bir düzenleme var. Soldaki ağaçlar üzerindeki yazı, en sağdaki ağaçlar üzerinde tamamlanıyor.
Mezar şapelinin solunda yer alan mekan, karanlık kilise olarak adlandırılıyor. Resimleri, Elmalı’daki ressamların izleriyle dolu. Kilise öyle işlenmiş ki, her yerde ya desen ya da çizim göreceksiniz. Kilise iki kubbeli. Kubbelerden birinin çerçevesine, kilise azizlerinin madalyonları sıralanmış. Her iki kubbede, pantokrator İsa resmi var. Bu resimlerin etkileyici bir canlılığı görülüyor. Bakışları ve duruşu ile, İsa için ifade edilen özellikler muhteşem. Bu resimlerden birisinde İsa, adeta “merakla” bakmaktadır. Öbüründe ise, ” merhamet ve sadelik ” temsil edilmekte. İsa çizimlerinde, genel olarak rastlanan ve özellikle de Anadolu ikonoğrafyasının bir özelliği olan yoksulluk ve sadelik. Bunlar; inanın, İstanbul’daki Ayasofya’da rastlanabilecek özellikler değil.
Karanlık kilisede, doğum sahnesine de, özel bir dikkatle bakmak gerekir. Yusuf’un kaygılı oturuşu, ahırı sembolize eden hayvanlar, kundakta İsa ve başörtülü Meryem ile İsa’yı kundaktan çıkardıktan sonra yıkayan Salome ve ebe, hep aynı öğelerle işlenen bir kalıptır. Doğum sahnesinde, insanların yüzündeki ciddiyetin aksine, inek ve eşeğin neşeli görünümleri, tesadüfi bir şey değil. Burada; gülmenin, insanın hayvani doğasına ait bir durum olduğu görüşünün etkisi var. Kilise bezemesinde, gülen insan betimi, kesinlikle yasak. Çünkü; İsa’nın ölümü ile ilgili dramatik bir öykünün yansıtıldığı bir tapınakta gülmek ve sevinmek, şeytanlıkla ilgili bir şey olarak görülmüştür. Hıristiyanlık; çileyi, acıyı ve yoksulluğu, salt İsa’nın ölümüne duyulan üzüntüden ötürü değil, beden hazlarından şeytani bir öz bulduğu için yüceltmiştir.
Bu kilisedeki, vaftiz sahnesinde: suyun içinde boru çalan bir insan figürü var. Bu figür: Ürdün Nehrinin simgesi. Çünkü: Ortaçağda, tıpkı antik çağda olduğu gibi, doğal varlıklar canlı varlıklara benzetilirdi. Ürdün Nehrinin, insan gibi gösterilmesinin nedeni, İşaiya metinleridir. ” Ürdün seni gördü yüce Mesih. Korkudan yön değiştirdi ve geriye doğru aktı.” Bu resimde; nehrin, İsa’nın vaftiz ziyareti nedeniyle, hem mutlu hem de korku dolu olduğu anlatılmak istenmiş.
Çarmıh sahnesinde: resim sanatı açısından gereken çok fazla ders var. Bu çok güzel bir resim. Üzgün bir İsa, ağlayan kadınlar ve İsa’dan boyut olarak küçük diğer insanlar. Sonra; İsa’nın beden kıvrımları ile cinsiyet dışı çizilmiş hali, çok ayırtedici özellikler. Bu resimde: solda Mecdelli, ortada Klopas’ın karısı ve en sağda ise İsa’nın annesi olmak üzere, üç Meryem birlikte görülebilir. Solda; İsa’ya mızrak saplayınca su ve kan çıktığını gören asker Lonikinos’un, bu olaydan sonra, askerliği bırakıp Kayseri’ye geldiği, keşişliği seçtiği ama Pilatus’un, onu bularak öldürttüğü söylenir. O nedenle; özellikle Kapadokya’lılar için önemli bir azizdir ve İsa’yı çarmıha geren askerlerden biri de olsa, zaman zaman aziz halesiyle betimlenmesinin nedeni budur.
Haçın üzerinde, çarmıha germe yazısı okunur. Kadınların üstünde, “kutsal yağ verenler ” yazısı görülür. İsa’nın sağındaki kırmızı yuvarlak güneşi, solundaki ise ay’ı temsil ediyor. Bunların birer insan yüzü ile tasvir edilmesinin sebebi ise; antik çağdan kalan bir düşünce kalıbı. Bu resimde; İsa’nın yüzündeki anlamın saflığı, mızrak vurulan yerden fışkıran suyun fışkırmasındaki çocukça abartı, kasların stilize anlatımındaki başkalık dikkat çekici.
Konstantin ve annesi Helena’nın, Bizanç haçını tuttukları resim burada. Bunun değişik hikayesi var. İmparatoriçe Helena döneminde, Kudüs civarında bir kadın, keçisini otlatırken, keçinin yediği ot yüzünden halinde bir değişiklik olduğunu ve bu otun bittiği yerin kazılması sonucu, İsa’nın çarmıhının ortaya çıkarıldığına inanılır. Keçinin yediği ot; reyhandır. Bu yüzden, reyhan otu, İsa’yı simgeler.Helena’nın kilise azizlerinden biri sayılmasında ise; bulunan haçı, Kudüs’ten İstanbul’a getirttiğine olan inançtır. Evet; İstanbul.
ÇARIKLI KİLİSE:
Elmalı ve karanlık kiliseye benzer. Ama İsa’nın çarmıha gidişi ve çarmıhtan alınış sahneleri, kilisenin farklı özellikleridir. Figürler, genelde büyük ve uzundur. İsa’nın göğe yükseliş sahnesinin altında bulunan ayak izinden dolayı, kiliseye çarıklı kilise adının verildiği sanılıyor.
Çarmıh sahnesi: bu resimde, solda ( birisi İsa’nın annesi olmak üzere) üç kadın (Myrofes), askerler Lonikinos (veya Lokhinos) ile Esopos, İncil’ci Yuhanna ile Yüzbaşı çizili. Üstte ay ve güneşi temsilen iki yuvarlak var.
AZİZE CATHERINE KİLİSESİ:
Karanlık kilise ile çarıklı kilise arasında. Anna adındaki kişi tarafından yaptırılan şapelin yapımı, 11 nci yüzyıla tarihlenir. Giriş kapısının bulunduğu bölümde mezarlar var. Sonra, kapıdan şapele giriliyor. Resim sayısı az bir kilise.
Evet, açık hava müzesinin gişe ve kontrol noktasının dışında kalan diğer gezilebilecek kiliseler ise şunlardır.
TOKALI KİLİSE:
Bölgenin, bilinen en eski kilisesidir. Burada doğu (Suriye) sanatı ile Batı (Bizans) sanatı kesişir. Dört mekandan oluşur. Karmaşık bir yapısı vardır. İlk anda, bunu anlamak mümkün olmuyor. Eski kilise, 10 ncu yüzyılın başlarına tarihlenir. Sahneler: tonoz yüzeyine ve duvarların üst bölümlerine yerleştirilmiştir. Resimlerde kullanılan lapis mavisi, tokalı kiliseyi, diğer kiliselerden ayıran en önemli özelliktir. Burada görebileceğiniz resimler, gerçekten de Kapadokya dünyasında rastlayabileceğiniz en yüksek nitelikte, akademik resimlerdir. Resimlerdeki anlatım becerisi ve orantı, konunun düzenlenişi, renklerin seçilişi, bu kiliseyi tüm Kapadokya’nın resim tekniği açısından en yüksek özellikler taşıyan kilisesi olarak görmeye neden olur. Kilisede iki bölüm var. Girişteki Tokalı I ve sonradan açılmış olan geniş mekan Tokalı II.
Duvarlarda, Aziz Minas ve Viktor’un resimleri görülebilir. Bunlar: Roma döneminde, Hıristiyan oldukları için öldürülmüşler.


















