İzmir, Bergama
ULAŞIM:
Bergama; İzmir’e yakın. İzmir-Bergama: 108 km. Ancak; İzmir-Ayvalık karayolunda ilerlerken, Bergama için, Dikili yakınlarında, sağa dönüp, ana yoldan çıkmalı ve yaklaşık 30 km. gitmeniz gerekiyor. Bergama-İstanbul: km. Balıkesir-Ayvalık-İzmir karayolunda ilerlerken, Ayvalık’tan sonra Dikili yakınlarında Bergama yoluna sapmalısınız. Ankara’dan geliş için de, bu yol tercih edilebilir. Bergama-Ankara: 690 km. İzmir Garajından, düzenli aralıklar ile Bergama’ya seferler yapılıyor. İşte; Bergama’nın belli başlı merkezlere olan karayolu mesafesi/uzaklığı bu.
TARİHİ SÜREÇ:
Kentin kurucusu ve kuruluşuna ait; çeşitli efsaneler var. Bunlardan; en gözde olanları şunlar:
Kentin kurucusu olarak kabul edilen, Pergamos; Yunanistan’dan gelerek, bugünkü Bergama’nın bulunduğu yerde yaşayan halkın kralını öldürür ve kenti ele geçirir.
Yunanistan’da bir kahin; Tegeia kralı Aleosa’ya; ileriki zamanlarda, kızı Augea’dan doğacak çocuğun; dayılarını yani tahtın varislerini öldüreceğini söyler. Derken; Olympia’ya gitmekte olan Herakles; bu ülkeden geçerken, Augea ile karşılaşır ve onu hamile bırakır. Bir süre sonra; Augea; Telephos ismi verilen çocuğunu doğurur. Ancak; kral babası, kahinlerin sözünü hatırlar ve çok hiddetlenir. Torunu Telephos’u; dağ’a ve kızını’da bir sandık içinde denize attırır. Augea’nın bulunduğu sandık; Ege denizinde, Mysia kıyılarına ulaşır ve Mysia kralı Teutras; sandığı bulur, içindeki kızı görünce, evlat edinir. Bu arada; Herakles, olanlardan haberdar olur ve oğlunu aramaya koyulur. Telephos; kral dedesi tarafından atıldığı dağ’da; ölmez ve bir aslan tarafından emzirilir. Herakles; oğlunu bulur ve yetiştirilmesi için, başka bir kral’a teslim eder. Zaman geçer ve Telephos büyür. Annesini aramak için, Anadolu’ya geçer. O sırada; Anadolu’da, Mysia kralı Teutras; başkaları ile savaşmakta ve oldukça güç durumdadır. Telephos; bu savaşta, kral’a yardım eder. Bunun üzerine; kral, minnetinin ifadesi olarak; Telephos’u, manevi kızı olan Augea ile evlendirmek ister. Ancak; düğünlerinin yapılacağı gün, anne ile oğul birbirlerini tanırlar. Zamanla; Kral Teutras ölür ve Telephos, onun yerine tahta geçerek kral olur ve “Pergamon” kentini kurar. Evet; bu efsaneye gerçeklik havasını veren, Zeus Sunağı üzerindeki kabartmalardır. Burada; Telephos’un yaşamına ait bazı olaylara yer verilmiştir.
Kentin kurucusuna ait söylentiler böyle. Peki; kent ne zaman kurulmuş? Pergamon’da akropol’de bulunan kalıntılar; MÖ.800 yıllarında; burada bir yerleşim olduğunu gösteriyor. Tarihsel süreçte; Frigya’lılar, akropol’ün bulunduğu yerde, bir süre egemen olmuşlar. MÖ.7 nci yüzyılda; Lidyalı’lar var. MÖ.334 yılında; Makedonya kralı Büyük İskender, Mysia bölgesini ele geçiriyor. Ölümünden sonra ise; bölge, generallerinden Lysimakhos’un payına düşüyor. General; devlet hazinesini, Philetarinos isimli bir subayın beraberinde akropol’de saklar.
Lysimakhos ölünce; koruduğu hazine kendisine kalan Philatarios, bu hazine ile; Akropol’un bulunduğu yerde Bergama’yı kurar. İşte, bir kuruluş öyküsü daha. Bu üç öyküden hangisine inanmak isterseniz; tercih sizin. Sonuçta, hepsinin de gerçek yanları var.
Evet; kent kurulur. Nereye? Akropol’un bulunduğu tepede.
Bu tepedeki dik yamaçların yüksekliği: 392 m. Kent, tepenin eteklerinden başlayarak, ovaya doğru yayılmış. Günümüzde; Musalla Mezarlığı denilen yere kadar uzanmış. Tepenin kenarlarından; Bergama (Selinos) ve Kestel (Keitos) isimli çaylar akıyor ve bunlar, Bakırçay (Kalkos) ırmağına dökülüyorlar. Yani; bölge, bu çaylar vasıtasıyla verimli topraklara sahip, bunun sonucunda ise, antik çağda, Mysia bölgesinin önemli ve gözde kentlerinden biri olmuş. Ancak; yerleşimin teraslarda ve dar alanda olması ve kentin denizden uzak olması; buraya olan göçleri engellemiş. Denize uzak dedim ama yinede, bugün herne kadar 25 km. civarında olsada, bir zamanlar daha yakın olduğu kesin olan deniz; Çandarlı (Pitane) ve Dikili bölgelerinde var. Güneydoğuda’ki Akhisar (Thyateria)dan ise; kral yolu geçmekte, yani kentin, kral yolu ile de bağlantısı var. Tüm bunlar; tarihi süreçte, kentin önemini arttıran unsurlar.
Helenistik dönemde, yani MÖ.283 ile MÖ.133 yılları arasındaki 150 yıllık sürede, kent, Anadolu’nun en önemli kültür merkezlerinden biri olur. Kentin kurucusu, kral Philaterios; krallığın sınırlarını, Marmara denizine kadar genişletir. Ölünce, yerine I.Eumenes, tahta geçer. MÖ.241 yılında ise, bu kez, kral I.Attalos. Kral I.Attalos; MÖ.230 yılında; Galatlar’a karşı, büyük zaferler kazanır. Ancak; aynı dönemde, Batı Anadolu’yu ele geçirmek isteyen güçlerin çok olması; bölgede, savaşların birbirini izlemesine neden olur. Bu arada; I.Attalos; Romalı’lar ile yakın ilişkilere girer ve onların Anadolu’ya ayak basmalarına neden olur.
Ölümünden sonra; II.Eumenes, tahta geçerek kral olur. Bu dönemde; Galatlar, Makedonyalılar ve Suriye Krallığına karşı yapılan savaşlar görülür. Ancak; Pargemon kenti; gerek iç ve gerekse dış politikalarda; tutarlığı elden bırakmız. MÖ.190 yılında, Suriye krallığına karşı yapılan savaş kazanılınca; kentin güç ve zenginliği doruklara ulaşır. Pergamon krallığının sınırları; güneyde Büyük Menderes (Mainandros) nehrinden başlayıp, bütün Batı Anadolu’yu kapsar ve sonuçta; Trakya’dan Toros dağlarına kadar ulaşan bölgede egemenlik kurulur. II.Eumenes; bu dönemde, devletin bütün zenginliğini; kentin imar faaliyetlerine harcar ve yerleşim, akropol’ün yamaçlarından aşağı doğru yayılarak, yeni yapılanmalar için teraslar açılır. Zaten; kentin aşağı agorası, gymnasium, kütüphane ve Zeus Sunağı, onun zamanında yapılır.
Ölümünden sonra; yerine geçen; II.Attalos ve III.Attalos’un krallık dönemlerinde; krallığın kültürel gelişimi sürdürülür. Bu dönemde; Pergamon şehri; Antakya (Antiokheia) ve İskenderiye (Alexandrai) şehirlerinin rakibi durumuna gelir.
III.Attalos’un ölümünden sonra ise; vasiyetine uyularak, Pergamon krallığı; Roma imparatorluğunun himayesine bırakılır. Ancak; Romalı’lar, bu topraklara kolay kolay giremezler. Çünkü; önceki kral, II.Eumenes’in, meşru olmayan oğlu Aristonikos; paralı askerler ve kölelerden oluşturduğu kişisel ordusu ile; Romalı’larla, 3 yıl boyunca savaşır. Ancak; MÖ.130 yılında yenilir ve devreden çıkar. Bundan sonra, şehir, Romalı’ların himayesinde, özgür bir kent olarak yaşamaya devam eder.
MÖ.88 yılında, Pontus kralı Mithridates; Anadolu’ya saldırır ve Pergamon da, onun egemenliğine girer. Ardından, Roma, yörede hakim olur. Roma imparatoru Hadrianus döneminde; şehir, yeniden parlak günlerine kavuşur ve Zafer anıtları, Hadrian, Trajan, Carcalla, Dionysos Tapınakları ile bezenir. Bu arada; şehirde kurulan asklepion’da; tıp yönünden çok büyük gelişmelerin görülür. Tiyatro ve stadyum gibi yapılar eklenir.
Geçen zaman içerisinde; Bizans döneminde durgunlaşan kent yaşamı; 716 yılında, arapların Anadolu’ya yaptıkları akınlar sonucunda tamamen biter, kent yıkılır. 1306 yılında; Karesioğulları Beyliğinin egemenliği görülür. 1336 yılında ise, Orhan Gazi; kenti, Osmanlı topraklarına katar. Ankara savaşında ise, bu kez Timur tarafından, kent, bir kez daha yağmalanır.
BERGAMA’DA ANTİK KAZILARIN BAŞLAMASI VE SÜRECİ:
Bergama’daki kazılar; 1878 yılında başlar. Alman-Berlin Müze Müdürü Dr. A.Conze; arkeolog C.Human ile birlikte, bölgeyi inceler. Bulunan eserler; Berlin Antiktepe Müzesine götürülür. 1883-1885 yılları arasındaki kazılarda ise; Roma imparatoru Trayan’ın yaptırdığı teras üzerindeki: tapınak, tiyatro ve agora kazılır. Bu arada; araştırmacı C.Human tarafından; Zeus sunağının mimari parçaları; Berlin’e götürülür. Her ne kadar; Osmanlı hükümetinden bunların çalınması pardon götürülmesi için izin alındığı iddia edilse ve belgelense de; bugün yani günümüzün medeni kültür anlayışı, bu tür eserlerin ait oldukları yere iadesini, medeni bir davranış veya yöntem olarak belirliyor.
1900-1913 yılları arasında, akrapol’de yapılan kazılar sırasında: bugünkü Alman Kazıevi yanındaki bir depo; “müze” olarak kullanılır. Bu depo; o yıllardaki, Türkiye’de ilk arkelojik eser depolarından birisi olması açısından ilginçtir. Evet; I.Dünya savaşı başlayınca, ara verilen kazılara, 1927 yılında yeniden başlanır. Bu defa; asklepion’da ortaya çıkarılır. Kazı bölgelerinden çıkarılan eserler çoğalınca, yeni bir müze binasına gereksinim duyulur.
Türk-Alman işbirliğiyle gerçekleşmesi planlanan yeni müze için; eski bir mezarlık olan, bugünkü yeri, uygun bulunur. Mimarlar Bronu Meyer ve Harold Hanson tarafından planlanan müze binası projesi’nin yapımına 1932 yılında başlanır ve yapı; 1934 yılında tamamlanarak, müze, ziyarete açılır.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk; 13 Nisan 1934 tarihinde, Bergama’ya gelir. Bir sağlık merkezi olan; asklepieion’u gezer.
GENEL:
Bergama; Türkiye’nin en büyük ilçelerinden biri. Gerçekten; tarihe, tarihi geçmişe, tarihi kent kalıntılarına meraklı iseniz; burası, her ne kadar bir zamanlar yağmalanmış ve eserlerin çoğu çalınmış ise de, mutlaka ilginizi çekebilecek bir yer. Mutlaka gitmenizi veya bu yakınlardan geçerseniz, mutlaka uğramanızı önereceğim bir yer. Çünkü; buranın, dünya tarihinde çok önemli bir yeri var.
Çünkü; burada, Akropol’de, 1900 yıllık geçmişiyle, tepeden tüm şehri selamlayan, Trajan Tapınağını görebilirsiniz. Akropol’e çıktığınızda ve tepenin eteklerindeki teraslarda; çalınan eserlerin temellerini görebilirsiniz, büyük olması nedeniyle çalınamayan, taşınamadığı için çalınamayan eserleri görebilirsiniz.
Yunanlılar, hani “Megalo İdea” dedikleri, ulusal bir inanışları var. Onun etkisinde kalarak, antik çağda, Yunanistan’dan çıkıp Ege’de Anadolu’muzun kıyılarında egemenlik kurmuş, bu insanların kökeni nedeniyle, hayallere dalıyorlar. Ancak, unutulan veya unutulmaması gereken bir husus daha var, biliyormusunuz; 1919 yılındaki Yunan işgaline, ilk karşı koyan yer, burası, evet Bergama, Bergamalılar. Bu onur da onların.
Tüm bunların yanında; Bergama denilince akla gelen bir şey daha var :halıcılık. Bergama ve çevresinde, dokumacılık kültürü, 15 nci yüzyıla kadar uzanıyor. Günümüzde; birçok köyün geçim kaynağı olarak dokumacılık varlığını sürdürmekte.
BERGAMA’DA: TARİHTE YAŞANAN İLKLER:
ASYA’NIN İLK KÜTÜPHANESİ VE PAPİRÜS YERİNE İLK KEZ KULLANILAN PARŞÖMEN:
O dönemlerde, dünyada iki büyük kütüphane bulunuyormuş. Biri; 500 bin kitap kapasiteli İskenderiye, diğeriyse 200 bin kitap kapasiteli Bergama kütüphaneleri. Mısırlılar; kendi kütüphanelerinden daha büyük olacak kaygısıyla, kitapların üzerine yazıldığı ve yanlızca Mısır’da bulunan papirüs ihracatını durdururlar. Bunun üzerine, Bergama kralı II.Eumenes; çok sinirlenir ve bilim adamlarını toplayarak, papirüs’ün yerine geçebilecek bir şey bulmalarını ister. Sonuçta; çözüm olarak, yazıların işlenmesi için, kurutulmuş hayvan derisi kullanılmaya başlanır. Buna da; “Bergama Kağıdı” derler. Bu kelimenin, batı literatüründeki ismi ise; “parşömen” dir. Papirüs; yuvarlanmış kağıt şeklinde olduğundan, her defasında açıp kapamak sorun oluyordu. Ancak; dünyada ilk kez, parşömen sayesinde, yaprakları üst-üste koyup, ciltlemek mümkün olmuştu.
HASTANE:
Bergama’da bulunan Asklepieion; mö.4 ncü yüzyıldan kalma: tarihte ilk büyük hastane. Girişine yazılmış olan; “Ölüm buraya giremez” cümlesi ilginç. Hasta insanlara verilen psikolojik destek açısından,muhteşem bir düşünce. Tarihi süreçte, ilk kez; telkinle tedavi yani “psikoterapi” burada yapılmış. Müzik, tiyatro, spor, güneş ve çamur kullanılarak yapılan ilk doğal tedavi de; burada. Ayrıca; doğal ilaçların kullanıldığı, farmakolojik tedavi de; burada uygulanmış. İlk afyon modeli ilaç, yani uyuşturucu, evet, o da burada kullanılmış. Yılan’ın; tarihte ilk kez, tıp ve ezzacılık simgesi olarak kullanımına, burada rastlanıyor.
DİĞER ÖZELLİKLER:
Tarihte; 4 tiyatrosu ve en dik tiyatrosu olan ilk kent burası. Kentin; imar yasası, çarşı-pazar yasası varmış. Tarihte; ilk grev ve toplu sözleşme, MÖ.248 yılında, Bergama kralı I.Eumenes ile ücretli askerler arasında, burada gerçekleşmiş. İlk meslek sendikaları ve sendika konfederasyonları; Bergama’da kurulmuş. Tarihte, ilk-orta-lise olmak üzere, ilk kez, üç dereceli eğitim, bu şehirde uygulanmış. İlk ve en büyük sunak; yine bu şehirde. Hıristiyanların ilk büyük kiliselerinden biri, yani yedi kiliseden biri, bu şehirde yapılmış. Bunların yanında; Yunan işgalini ilk kıran yer; 15 Haziran 1919 tarihinde, Bergamalılar. Kendi tarihi sürecimizde, ilk festival düzenleyen yer, 1937 yılı “Bergama Kermesi” ile, yine Bergama olmuş.
Evet; Bergama gerçekten ilginç ve tarihi süreçte önemli bir yer. Tarihi süreçte, aynı dönemde, Ege kıyılarında, birçok kent devlet var iken, Bergama çok büyük bir uygarlığın kurulduğu ve geniş bir çevreye hükmeden konuma geldiği bir yer olarak önemli. Düşünebiliyormusunuz, Antalya, Bergama kralları tarafından kurulmuş. Krallığın öbür ucu ise, Trakya’ya kadar uzanmış.
BERGAMA’DA NE YENİR:
Bergama’nın en ünlü yemeği: “çığırtma” dır. İnce ve uzun patlıcanlar ile yapılır. Merkezdeki birçok restoranda bulabilirsiniz. Bir de; köfte var. Özel bir tadı olan bu köfteyi de, denemeyi ihmal etmeyin.
BERGAMA’DAN NE SATIN ALINIR:
Bergama’da dokumacılık oldukça gelişmiş durumda. Özellikle: kilimler, çok güzel. Gömleklik kumaş, çarşaf, ince ve pamuklu dokumalar, seccade, yünden heybeler, kilim ve halı; Bergama’dan hediyelik veya kendi adınıza satın alabileceğiniz objeler. Beğeninize hitap edecek, birçok çeşitler var. Tercih sizin.
Bunların yanında; Bergama Çayı boyunca, “tabak” dükkanları görebilirsiniz. Tabakçılık, burada babadan oğula aktarılan bir sanat. Bu arada; Bergama’ya gelmişken; severseniz, tulum peyniri ve lokma’da satın alabilirsiniz.
BERGAMA’DA HALI VE DOKUMACILIK:
Bergama’da; düz ve düğümlü yaygılar üretilir. 19 ncu yüzyıla kadar, Bergama ve köylerinde, hemen hemen her evde, dokuma tezgahları bulunmaktaydı. Bugün ise, yanlızca üç bölgede (yuntdağı, kozak, yağcıbedir) dokumacılık yapılmaktadır.
YUNTDAĞI TÜRKMEN HALILARI: Bergama’nın güneyinde, Yuntdağı yaylasında bulunan 60 kadar köyde: halı, kilim, heybe ve torba dokunmaktadır. Dokunan halılar: deveboynu, yeşilbağ ve düz biçim isimlerini alırlar. Renkler ise; koyu kiraz kırmızısı, koyu mavi ve natürel devetüyüdür.
KAZDAĞI TÜRKMEN HALILARI: 1860 yılından sonra kaz dağında, zorunlu iskan edilmiş Türkmen gruplarının halılarıdır. Zeminlerindeki yerleşmiş motiflere göre; halılar isimlendirilir.
YAĞCI BEDİR TÜRKMEN HALILARI: Bunlar; Bergama’nın batısındaki Geyik dağının eteklerindeki köylerde üretilir. Halı, kilim, heybe, torba, çuval ve çul dokumadır. Buranın halılarının eskileri; çok zarif ve güzeldir. Renk olarak; koyu mavi, fes rengi güvez ve koyu kırmızı kullanılır. Bu renkleri, uzun süre muhafaza ederler.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
BERGAMA GEZİ PLANI-GEZİ ROTASI:
Evet, Bergama’da nereler gezilir, nereler görülür, nereye gidilmeli, nereler görülmeli? Tüm bu soruların cevaplarını kapsayacak şekilde bir gezi planı yapmak gerekirse; şöyle olabilir; önce, Bergama şehir içindeki; Arkeoloji Müzesi ve Serapis Tapınağı (Kızıl Avlu) gezilebilir. Sonra; antik kentin kurulu bulunduğu bölgeye çıkalım. Önce: Akropol ve buradaki: Hereoon, Saraylar, Athane Kutsal Alanı, Kütüphane, Trajan Tapınağı ve Agoralar görülür. Sonra: Athena Tapınağı tesarı altındaki Zeus Sunağı, Demeter Kutsal Alanı. Sonra: Tiyatro ve hemen yanındaki Dionysus Tapınağı, sonra ise: Gymnasium ve Hera Kutsal Alanı görülebilir. Zamanınız kalırsa; 18 km. uzaklıktaki Asklepion’a da gitmeyi sakın ihlam etmeyin. İşte; tam bir antik çağ, tarihi gezisi. Kesinlikle, hoşnut kalacağınız bir tur. Önemli olan: buraya ayırdığınız zaman. Eyer zamanınız kısa ise; özellikle: Serapis Tapınağı, Zeus Sunağı, Kütüphane, Trajan Tapınağı, Tiyatro, Gymnasium bölümlerini mutlaka görün. Veya, ayrıntılı yazılan bölümler içinde, seçiminizi yaparak, kendi tur programınızı oluşturabilirsiniz.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
BERGAMA ARKEOLOJİ MÜZESİ:
Bugünkü modern bina; 1936 yılında tamamlanarak ziyarete açılmıştır. Müze; iç avlunun çevresinde, 2 sundurmadan ve 2 salondan ibarettir. Sergilenen eserler; erken tunç döneminden bizans dönemine kadar uzayan sürece aittir. Sergilenen eserler içinde; çevredeki, antik yerleşimlerden çıkan; Pergamon heykeltraşlık ekolüne ait örnekler, Pitane ve Gryneion’dan gelen arkaik dönem buluntuları dikkati çeker. Etnoğrafya bölümünde ise; halı, kilim, kumaş, dokuma örnekleri ve el işlemelerinin yanı sıra, diğer yörelere ait el sanatları da sergilenmektedir. Müzede toplam: 10516 eser bulunmakta. Bunlardan; 5350 tanesi arkeolojik, 1936 tanesi etnoğrafik ve 3201 tanesi ise sikkedir. Müzenin dış bahçesinde; mezar stelleri ve lahitler sergileniyor. İç bahçede ise; kronolojik sıraya göre, mimari parçalar, alçak kabartmalar, heykeller ve taş yazıtlar sergileniyor. Zamanınız kalırsa, mutlaka gidin.
SERAPİS TAPINAĞI (KIZIL AVLU);
Eski Bergama’nın en büyük yapısıdır. Mısır tanrılarından Serapis (Osiris)e adanmış bir tapınaktır.
Mısır tanrılarına verilen önem nedeniyle, tapınak Roma döneminde, aşağı Bergama kentinin, tam merkezine inşa edilmiştir. Tapınağın avlusu ile bütünleşmesine engel teşkil eden Selinos çayında, bugün halen kullanılmakta olan su tünelleri inşa edilmiştir.
Yapının yapılış tarihi, MS.2 nci yüzyılda, Roma dönemine tarihlenir. Yapının üzerindeki mermer kaplamaları dökülmüş ve kırmızı tuğlalar ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de, halk arasında kızıl avlu veya kızıl kilise olarak isimlendirilir. Bizans döneminde, ana binanın içine: Aziz Yuhannes’e adanmış bir kilise yaptırılmıştır. Bu kilisenin; Anadolu’da yapılan ilk kiliselerden (yedi kiliseden biri) olduğu tespit edilmiştir.
Evet, bu kilisenin yapımında, Serapis Tapınağına ait yapı malzemeleri kullanılmıştır. Bu arada; apsisinde bazı değişiklikler yapılarak, kilise daha belirgin olarak ortaya çıkarılır.
Bizans döneminde yapılan kilise; iki nefli olup, ayrı bir apsis,buraya eklenmiştir. Bu yapı ile ilgili olarak, birbirinden farklı görüşler ortaya atılır. Bazılarına göre; agora, borsa dairesi, kent kütüphanesi, mahkeme, hamam olarak nitelendirilmiştir. Ancak; 1932 de başlayıp 1938 yılına kadar süren Th.Wiegant kazılarında, buranın Mısır tanrısı Serapis’e adanmış olduğu kanıtlanmıştır. Güneydeki, yuvarlak kulede bulunan, iki insan büyüklüğündeki Mısır üslubunda yapılmış heykellerin parçaları da; bu iddiayı kuvvetlendirmektedir.
Kilise; ana bina ve iki yanındaki ek binalardan oluşur. Bunlardan, ön kısmındaki bölümde; 200×100 m. ölçüsünde, geniş bir avlu bulunmaktadır. Ana binanın; 7×14 m. yüksekliğindeki anıtsal bir girişi vardır. Bu girişin iki yanında, beşer sütunlu revaklar yerleştirilmiştir. Ayrıca; girişin karşısında da, 20 sütunlu bir başka revak sırası bulunur. Bu revakların ortasındaki, dört sütunu, bir bakıma, ikinci bir anıtsal girişi meydana getirir. Bu giriş; 7.5×2 m. ölçüsünde, tek parça mermerden yapılmıştır. Mermerlerin iki tarafı da dikkati çeken, beşer metre uzaklıktaki deliklerde; girişin tunç kapısına ait menteşe izleridir.
Yapının; döşemesi ve duvarları tamamen mermerle kaplanmıştır. Duvarlar boyunca bütün bu mekanı saran sütunların üzerinde bir de balkon bulunuyordu. Ancak, bu balkon günümüze gelememiştir. Bu bölümdeki, iki küçük çukur üzerindeki podyumda, 10 m. yüksekliğinde olduğu sanılan bir kült heykelin kaidesi bulunuyor. Bu podyumun içerisinden geçerek, kaidenin tam ortasına çıkan rahiplerin; tanrı ile konuştuklarına inanılmıştır.
Ana binanın iki yanındaki kuleye benzer silindir şeklindeki bölümlerin önünde, yuvarlak ve ince uzun, havuzlar var. Birbirlerinden 16 m. aralıklı olan bu kuleler, 15 m. çapında olup, yükseklikleri 19 m.dir. Duvarları; moloz taş, küçük yontma taş ve kireç harçla yapılmıştır. Bunların üzerinin; tuğla kubbelerle örtülü olduğu, kemer izlerinden anlaşılmaktadır. Yan avlularda, üç taraftan stoalarla kuşatılmış, bunların üzerine kadın ve erkek figürleri yerleştirilmiştir.
Bu tapınak; bugün, Bergama kenti içinde kalmıştır.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
PERGAMON’DAKİ ŞEHİRLEŞME YAPISI/DÜZENİ:
Buradaki yani Pergamon’daki şehir yerleşiminde; dini,resmi, sosyal ve ticari binalar; iç-içe, kendine özgü bir plan çerçevesinde yerleşmiştir. Zaten; bir tepe yerleşimi olan Pergamon’un şehircilik anlayışı: büyük ölçüde, arazinin zorunluluklarından kaynaklanmış bir kent düzeni yaratmış. Ancak; planlama bakımından, eşsiz bir örnek. Doğal düzlükler olmadığından; yerleşim, ilk evreden itibaren, arazide teraslamalar yapılarak yer kazanılmak suretiyle sağlanmış. Azalan inşaat alanları ve artan ihtiyaçlar; eski terasların bulunduğu alanların büyütülmesiyle giderilmiş. Bu da, şehrin, en erken tarihi hakkındaki kalıntıların yok olmasına neden olmuş.
Kent; başından beri; iki ana kısımdan oluşarak yerleşiyordu. Birinci kısım; dağın en tepesinde ve kalenin surları içinde kalan ve yukarı kent denilen bölüm. Diğer kısım ise; tepenin güney yamacında ve daha yumuşak ve meyilli yamaçta ve yine keza surlarla çevrili; aşağı kent denilen bölüm. Yukarı şehir: daha çok kral ve aileleriyle, kent ileri gelenleri, aydınlar ve komutanların ikamet ettiği bir merkezdi. Bu nedenle; buranın resmi bir karekteri vardı. Kentin orta kesiminde ise; kuzeyden-güneye; Hera ve Demeter Kutsal Alanları, Asklepios Tapınağı, Gymnasion’lar ve kent çeşmesi yer almakta idi. Bu orta kentte; yönetim ile doğrudan ilgisi olmayan yapıların yanında, halkın rahatlıkla girip çıkabildiği, toplantı yerleri bulunmaktaydı. Aşağı kentte ise; agora, orta ve yukarı kente çıkan ana yolun iki yanında çok sayıda dükkan ve evler bulunmaktaydı. Yukarı şehirdeki agora, konumu ve işlevi bakımından; hem çok yüksekte ve hemde devlet işlerine ayrılmış bir statüde idi. Bu bakımdan; II.Eumenes döneminde inşa edilmiş olan aşağı agora; kentin ticaret merkeziydi.
Kenti; bir baştan bir başa kateden; geniş ve düzgün rampalı yol; aşağı şehirde, Eumenes kapısından başlıyor. Birkaç zikzak çizdikten ve orta kent yerleşim bölgesinde büyük bir kavis yaptıktan sonra; kent dağının, güney yamacından, yukarı şehire ulaşıyor.
Evet; MS.2 nci yüzyılda; İmparator Traianus ve Hadrianus zamanlarında, Pergamon, parlak dönemlerini yaşar. Kent, artık sur duvarlarının dışına taşıp; ızgara planlı bir yapılaşma ile, ovaya kadar yayılır. Genişlemenin en önemli yapısı ise; Serapis (Kızıl Avlu) Tapınağıdır. Kent surları; en geniş dönemine; kral II.Eumenes döneminde ulaşır.
AKROPOL:
Son derece dik bir tepe üzerinde kuruludur. Aynı zamanda, bir kale görünümündedir. Yaklaşık; 300 m. yükseklikteki bu tepeye; kıvrılarak tırmanan bir yoldan çıkılır. Tepenin üstünde, Bergama kral sarayları var. Ayrıca: 5 sarnıç ve kuzeyde silah depoları ve cephanelik de bulunuyor. Binaların alt kısmında; Athena Tapınağı görülüyor. Ayrıca; kütüphane ve Trajan Tapınağı da bulunmakta. Bunların altındaki terasa ise; Zeus Sunağı yerleştirilmiş. Dünyadaki, en dik ve onbin seyirci kapasiteli tiyatro da ; burada yer almakta. En alt bölümde ise; Gymnasion ve Demeter Tapınağı var. Kalenin güney yönünde, ovaya çıkılması olanaksız olduğundan, buraya ince uzun, yan yana bitişik odalar halinde depolar yapılmıştır. Bu depoların üst kısımları ahşap, alt kısımları ise taştandı. Burada yapılan kazılarda, andezit taşından yapılmış değişik büyüklükteki mancınık gülleleri bulunmuştur.
HEREOON:
Akropol çıkışındadır. Büyük ana girişe gelmeden önce, solda görülen kalıntılardır. Pergamon krallarından I.Attalos ve II.Eumenes’e ithaf edilmiştir. Onları tanrılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu tür yapılar, Büyük İskender’in ölümünden sonra; helenistik krallıklarda sık sık kullanılır. Ancak; Pergamon kralları; diğer helenistik krallarda olduğu gibi, yaşantıları boyunca tanrılaştırılmazlar. Yaşantılarında yanlızca rahiplik ünvanını taşırlar. Ölümlerinden sonra tanrılaştırılırlardı. Hereoon’da, işte bu yüzden, ölümlerinden sonra tanrılaştırılan krallar için yapılmış bir yapıdır.
SARAYLAR:
Akpapol’e girilen sur kapısının, hemen karşısında görülen yapı; kral II.Eumenes’e ait saray kalıntısıdır. Sarayın kuzeyinde, büyük bir salon, avlusunda bir sunak ve güneybatısında ise bir çeşme var. Doğusunda ise; büyük bir salona bitişik, bir de kült odası var. Bu sarayın, güneybatısında bir su sarnıcı ve batısındaki oda da ise; Hephaistion isimli bir sanatçının imzası olan ilginç bir mozaik görülebilir. Mutfak ve kilerler; sarayın güneydoğusunda.
II.Eumenes’in sarayının hemen bitişiğinde, I.Attalos’un sarayı var. Bu iki saraydan sonra ise; II.Attalos ve general Philetaros’un sarayları bulunuyor. Hepsinin ortak özellikleri; sütunlarla çevrili avlular ve bunların çevresindeki odaların bulunması. Bunlardaki mozaikler, evet, yine maalesef, Berlin Müzesine kaçırılıp götürülmüş. Yerdeki mozaikleri bile söküp götürmüşler. Bu yapıları; kışlalar, askeri depolar ve dükkanlar izliyor.
Burada yapılan araştırmalarda: aşağı agora’yı korumak için, değişik ölçülerde, 900 gülle bulunmuş.
ATHENA KUTSAL ALANI:
Akropol’de; 1880-1881 yıllarında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış. Tiyatronun ve Zeus Sunağının hemen üzerindeki terasta. Burada; Athena adına yapılmış bir tapınak var. Pergamon’un en eski tapınağı. Tapınağın; yapı malzemesinin incelenmesi sonucu, MÖ.3 ncü yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Ancak; Bizans döneminde, yani MÖ.4 ncü yüzyılda; hıristiyanlığın kabulu ile; tapınak temellerine kadar sökülmüş ve taşları, bu terasta yapılan bir kale’de kullanılmış. Ayrıca; kilise’nin duvarları arasında kullanılan antik kalıntılar içinde, bir sütun parçasında ” Bunu Artemon’un oğlu, senin için dikti. Ey Trion’dan doğan tanrıça” yazısı okunuyor.
6×10 m. boyutlarında, sütunlu, dor düzeninde bir yapı. Tapınağın temellerinden, günümüze, yanlız bazı parçalar kalmış. Giriş kapısının parçaları; Berlin Müzesine götürülmüş. Bugün Berlin Müzesinde, bu kapının birebir benzeri yapılmış ve sergileniyor. Batı kanat; kısmen, 1.20 m. yüksekliğe değin, korunmuş durumda. Tapınağın sütun ve arşitrav (sütunların taşıdığı krişler) parçaları; günümüzde, Berlin Müzesinde sergileniyor. Kentin en önemli tapınağının, tanrıça Athena’ya ait olması; İzmir, Milet, Eriythrai, Foça ve Assos’ta da görüldüğü üzere; Batı Anadolunun yerleşik bir geleneği olmuş.
Kutsal alanda; Athena Tapınağı dışında; alanın tam ortasında, bugünde görülmekte olan; yuvarlak bir kaide üzerinde, önce Athena ve sonra da Augustus’un tunç heykelleri dikilmiş. Bu heykellerin; Roma dönemine ait mermer kopyaları: bugün, Vatikan Müzesindedir. Ayrıca; bu kutsal alanın çevresinde, I.Attolos ve II.Eumenes’in heykelleri bulunuyordu.
KÜTÜPHANE:
Athena kutsal alanının, kuzeyinde, bitişik bir yapı, ünlü Bergama Kütüphanesi kalıntılarıdır. Eskiden; kütüphaneye; galerinin üst katından girilmiş. Yapı: II.Eumenes döneminde yapılmıştır. 13,5×15,35 m. boyutlarında, büyük bir okuma odası vardır. 200.000 den fazla yazıtların; tahta raflarda bulunduğu sanılıyor. Ayrıca; burada, 3.50 m. yüksekliğinde Athena heykeli varmış. Bu heykel; evet, yine tahmin ettiğiniz gibi, Berlin Müzesinde. Yani; kütüphane, yazma eserlerin yanı sıra, heykelleriyle de bir müze görünümündeydi. Nitekim; MÖ.13 yıllarında, Bergama, Roma yönetimine geçtiğinde, Grek kültürünü incelemek isteyen Roma’lı bilim adamları, aradıkları bilgi ve belgeleri bu kütüphanede bulmuşlardır.
Evet, burası; helenistik devrin, en büyük kütüphanesiymiş. II.Eumenes döneminde yapılmış ve zenginleştirilmiş olup en büyük rakibi İskenderiye kütüphanesiymiş. İskenderiye kütüphanesinde, 500.000 eser varmış. Tarihde; bu iki kütüphane arasındaki rekabet sürüp gitmiştir. Bergama’da yaşayan Roma’lı yazar Marcus T. Varro’dan öğrenildiğine göre: Bergama kütüphanesinin, İskenderiye kütüphanesini geçecek olmasından korkan Mısır’ın kralları, ülke dışına yanlızca Mısır’da üretilen papirüs gönderilmesini yasaklarlar. Bunun üzerine, Bergama kralı II.Eumenes; çok sinirlenir ve bilim adamlarını toplayarak, papirüs’ün yerine geçebilecek bir şey bulmalarını ister. Sonuçta; çözüm olarak, yazıların işlenmesi için, kurutulmuş hayvan derisi kullanılmaya başlanır. Buna da; “Bergama Kağıdı” derler. Bu kelimenin, batı literatüründeki ismi ise; “parşömen” dir. Papirüs; yuvarlanmış kağıt şeklinde olduğundan, her defasında açıp kapamak sorun oluyordu. Ancak; dünyada ilk kez, parşömen sayesinde, yaprakları üst-üste koyup, ciltlemek mümkün olmuştu.
Derken, Romalı Marcus Antonius; MÖ.1 nci yüzyılda, bu kütüphanede bulunan 200 bin rulo eserden, büyük bölümünü Bergama’dan kaçırır ve Mısır Kraliçesi Cleopatra’ya hediye eder. Bu olaydan sonra, Bergama kütüphanesinde, çok az eser/rulo kalır. Bunlar; MS. 700 lere kadar korunabilmişse de, daha sonra; Arap orduları komutanı Amr bin el-As tarafından yok edilmiştir.
TRAİANUS/TRAJANNEUM TAPINAĞI:
Akrapol’de; 1883-1885 yılları arasında yapılan kazılarda; büyük bir yapının kalıntıları ortaya çıkarılır ve çevresindeki birçok mimari parçalar, bu yapının bir deprem sonucu yıkıldığını ortaya koyar. Bu yapı: Athena Tapınağından 9 m. ve Tiyatro terasından ise 55 m. yüksektedir. Doğusundaki kapının önündeki merdivenlerle; kütüphaneye çıkılmaktadır. Yapının bulunduğu teras; 68X58 m. ebatları ile, akrapol’ün en yüksek yeridir.
Tapınak; Roma’lıların tanrılaştırdığı, imparator Traianus adına yapılmış olup inşaası, İmparator Hadrianus döneminde tamamlanmıştır. Burada yapılan kazılarda bulunan, her iki imparatorun mermer heykellerinin başları , bugün evet, Berlin Müzesinde sergilenmektedir. Tapınak kalıntıları ise; 1976 yılında, Alman Arkeoloji Enstitüsünde görevli Dr. Ö.Rombock ve Dr.K.Nohle tarafından yapılan restorasyonlar sonucu, yenilenmiştir.
AGORA’LAR:
Akropol’ün güneyindeki, büyük kapıdan tepeye çıkan yolun üzerinde, kentin iki agorası bulunur. Büyük kapının hemen üzerinde olanı; aşağı agoradır. Zeus Tapınağının biraz altında olana da, yukarı agora ismi verilir. Aşağı agora; II.Eumanes tarafından, akropol’ün genişletilmesi sırasında yaptırılmıştır. Agora; dor üslubunda sütunları olan galerilerle çevrilidir. Bunlardan, kuzeydeki galeri, iki katlı olup, depo ve dükkanlar alt katta kalmıştır. Agoranın, batı ve güney duvarları, toprak baskısından yıkılmış, MÖ.2 nci yüzyılın başlarında onarılmıştır. Kuzeybatısı; sütun ve kemerlerle desteklenmiştir. Agora’nın ortasında bulunan kuyu’nun suyu: kral Attalos’un sarayındaki sarnıçlardan gelir. Yukarı agora; Zeus Sunağının bulunduğu terasın 15 m. altında, güney ve kuzeyindeki dor uslübunda sütunlu galerilerle çevrilmiştir. Bunlardan; güneydeki sütunlu galeri, iki katlı olup, alt katından depo olarak yararlanılmıştır. Agora’nın batısındaki küçük tapınak; dor-İon karışımı bir yapıdır. Yapıldığı tarih, kesin olarak bilinmemektedir. Ancak; kral II.Eumanes döneminde yapılarak, Zeus ve Hermes’e adandığı sanılmaktadır. Hermes: tüccarların tanrısıdır.
ZEUS SUNAĞI:
Günümüzde; Almanya-Berlin’deki Pergamon Müzesinde; tüm mimari parçaları ve kabartmaları eskisine yakın bir şekilde tamamlanarak sergileniyor. Burada: yanlızca temel kalıntılarını görebilirsiniz. Evet, temel kalıntıları: Athena Tapınağına ait terastan; 25 m. aşağıda bulunuyor. Bu yer; yaklaşık 69×77 m. büyüklüğündeydi ve büyük sunak; tam ortada yükseliyordu.
Sunak; Pergamon kralı II.Eumenes’in; Seleukos kralı III.Antiochos ve Galatlar’a karşı kazandığı zaferlerin anısına yaptırılmış. Aynı zamanda; tanrıların babası Zeus ile Athena’ya adanmış. Sunak; Helenistik dönemde, Pergamon’un en görkemli yapılarından biri. Bu yapıya ait bilgiler ise; Roma’lı Lucius Ampellius tarafından yazılan; yazıtlardan öğrenilmiş.
Evet; sunak bir terasın üzerinde. Büyük bir olasılıkla; sunağın dört bir yanı açıktı. Anıt; her yerden görülebiliyordu. Girişi ise; doğusundaki ana caddeden. Üzeri kapalı yaya yolu (stao) var. Kuzey ve doğu bölümleri; İon üslubunda, mermerden yapılmış. Ölçüleri : 36×34 m. ebatlarında. Çevresinde; mermer basamaklı merdivenler var. Merdivenlerden sonra; 2.30 m. yükseklik ve 12 m. uzunluğundaki bir friz (tavan krişi ile tavan arasında kalan, üzeri tamamen kabartmalarla süslü bölüm); çepeçevre, tüm podyumu yani kenarları kuşatıyor. Bu frizde; mitolojik yunan tanrıları ile toprak tanrısı Gaia ile uzun saç ve sakalları bulunan, ayaklarının yerine yılan kuyrukları olan dev Gigantlar’ın mücadelesi tasvir edilmiş. Mitolojiye göre: tanrı Zeus; kardeşleri gigantları, yeraltı dünyasına (tantarus) kapatır. Buna kızan gigantlar; yeryüzüne çıkarak, mitolojik tanrılara saldırırlar. Bu savaşta, tanrılar, gigantlar’ı yenerler. Kazanan tanrılar, simgesel olarak Pergamonlu’ları tasvir etmektedir. Yenilen devler ise; Pergamon’un düşmanları olan, Galatlar ve III.Eumenes’i simgelemektedir.
Tanrıçaların giysilerine; altın ve tunç’tan eklemeler yapılmış. Kabartmalarda; gigantlar’ın isimleri; ayrı ayrı yazılmış. Bu firizin ve üç yandan sunağı saran duvarların üzerinde:tanrılardan Herakles’in oğlu Telephos’un, Pergamon kentini nasıl kurduğunu anlatan kabartmalar var. Bu kabartmaları yapanlar; Atina ve Pergamon’da ki en ünlü sanatçılar. Kabartmalarda; helenistik heykeltraş sanatının tüm özellikleri, kıvrılıp bükülen vicutlar ve duygusal yüz ifadeleri mermerlere yansıtılmış.
“U” şeklindeki sunağın; iki ucu arasında; merdivenlerle, bir galeriye çıkılıyor. Bu galeride; İon üslubunda, sütunlardan oluşan, çift sıralı bir portik var. Bu portiğin ortasındaki boşlukta ise; Zeus’a adanan armağanların konulduğu, asıl sunak var. Sunağın; üç tarafını saran alçak duvarlarda; ikinci bir friz, çepeçevre dolaşıyor. Sunağın üst bölümlerinde; kentuvarlar (yarı at, yarı insan mitolojik yaratıklar), dört atlı arabalar, atlar ve tanrı heykelleri yapılmış. Sunak: açık mavi renkte boyanmış.
DEMETHER KUTSAL ALANI:
Bergama’ya hakim, yaklaşık 100×50 m. ebatlarında, dikdörtgen bir teras üzerindedir. MÖ.3 ncü yüzyılda; general Philetarios ve kral II.Eumenes tarafından, üzerindeki yazıtlardan anlaşıldığı üzere, anneleri Boa’nın anısına yaptırılmıştır. Ancak; küçük giriş kapısının üzerindeki frizde yer alan bir yazıtta da; çevresindeki stoa’ların (üstü kapalı yürüyüş yollarının) ; I.Attalos’un karısı Apollanis tarafından yaptırıldığı yazar. Zaman içinde, tapınak çevresinde yaptırılan düzenlemeler; Pergamon’da yaşayan asil ailelerden Cladius Slianus tarafından yaptırılmıştır.
p>TİYATRO:
Akropol’ün, çok dik yamacında, Zeus Sunağının yakınında, güneybatıya yönelik olarak yapılmıştır. Helenistik dönem tiyatrolarının en güzel örneklerinden olup, II.Eumanes’in krallığı dönemine tarihlenir. Burada yapılan araştırmalarda, aynı yerde, Bergama Krallığının ilk yıllarından kalma bir tiyatronun bulunduğu ortaya çıkarılmıştır. Nitekim, günümüze bu tiyatrodan; örgülü destek duvarlarının bazı parçaları gelebilmiştir. Ayrıca; ilk tiyatronun sahne binasının ahşaptan, geçici olarak yapıldığı, gösteriler bittikten sonra da kaldırıldığı ileri sürülür. Tiyatro; 80 oturma sırası ile 10 bin kişiyi alabilecek kapasitededir. Andezit taşından yapılan tiyatronun, yanlızca asillere ayrılan bölümleri mermerdendir.
Batı Anadolu’nun en dik tiyatrosudur.
DİONYSOS TAPINAĞI:
Tiyatro terasının kuzey ucundadır. Yüksek bir podyum üzerindedir. Pergamon’lular; bu göz alıcı tapınağı; özel bir düşünce ile, 250 m. lik tiyatro terasının, kuzeyinde, bütün gezi yerine egemen olacak şekilde inşa etmişlerdir. Uzun bir yolun, bitiş noktasında bulunması ve bütün gözleri üzerinde toplayan bir anıt oluşu, bu eserin; Roma sanat anlayışıyla birlikte, Avrupa Barok mimarisini de etkilemiştir.
MÖ.3 ncü yüzyılda yapılan bu tapınak; Roma imparatoru Carcalla tarafından, yeniden elden geçirilir. İlk yapılışında andezit taşı kullanılmış, roma döneminde ise bütünüyle mermerle kaplanmıştır. Ayrıca; 25 basamakla çıkılan, İon uslubunda bir eklenti, yapıya eklenmiştir. Günümüze; sunağı ile birlikte, çok iyi korunarak gelmiştir. Buradaki kazılarda bulunan, Astlepios başı, helenistik dönem ve roma dönemine ait orjinal parçalar ; bugün Berlin Müzesindedir.
GYMNASİON :
Bergama’nın en büyük yapılarındandır. Hera kutsal alanının altında, üç ayrı teras üzerinde, MÖ.3 ncü yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Roma döneminde ise, bazı değişikliklere uğrar. Birbirinden farklı yükseklikteki teraslar üzerinde bulunduğundan; merdivenler ile, aşağı kadar iner. Yapıda; önce andezit taşı, sonra da mermer kullanılmıştır. Alt teras yapısı çocuklara, orta teras yapısı genç erkeklere ve yukarı teras yapısı ile yetişkinlere ayrılmıştır. Özellikle, gençlerin beden ve ruh sağlığı yönünden eğitilmesi amacı güdülmüştür.
Bunlardan; aşağı ve orta yapı, helenistik özellikleri korurken, yukarı teras yapısı roma döneminde büyük değişiklikler geçirmiştir. Sütunlu bir avlunun içerisindeki yapılardan oluşur. Doğu ve batısındaki bölümler; hamamlar ile sona erer. Batı galerinin arkasında; yarım daire şeklinde yıkanma yerleri ve kuzeybatıda, yaklaşık 1000 kişi alabilecek, üstü örtülü ve tiyatro görünümlü toplantı salonu vardır. Kuzeydeki geniş salon; gymnasium’un ana odası olup, buna eklenen iki oda ile, buranın imparator salonu olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Bu bölüm, diğer bölümlere göre daha iyi korunmuştur. Gymnasium’un orta bölümü; helenistik dönemde yapılmış olup tonoz örtülü basamaklarla içeri girilir.
Güneydeki kent çeşmesi; II.Eumenes tarafından yaptırılmıştır. Aşağı bölümdeki büyük kuleler, Bizans dönemi yapılarıdır.
Ayrıca; avlunun batısındaki üst bölümde, küçük bir de tapınak var.
HERA KUTSAL ALANI:
Yukarı Gymnasium’un kuzeyinde, çevreye hakim iki teras üzerindedir. II.Attalos döneminde yapılarak, Hera’ya adandığı, architrav parçaları üzerindeki yazıttan anlaşılmıştır. Dor üslubunda ve dört sütunludur. Batısında; eksedra, doğusunda ise küçük bir stoa (üstü kapalı yürüyüş yolu) vardır.
ASKLEPİON:
Sağlık ve hekimlik tanrısı olarak bilinen Asklepios; tanrı Apollon’un oğullarından biridir. Asklepios’un yeri anlamına gelen Asklepion; ilk çağlarda, Bergama’da önemli sağlık merkezidir.
Kentin güneybatısında, 1 km. uzunluğunda, sütunlu bir cadde ve Romalıların Via Tecta (Pazar Yolu) ismini verdiği, üstü örtülü bir tören yolu ile, Bergama’ya bağlanan bir yapıdır.
Pausanias’a göre: burada, MÖ.4 ncü yüzyılda; hekimlik tanrısı Asklepios’a adanan, kutsal kaynak/suyun bulunduğu alanda bir tapınak yapılmıştır. Kutsal kaynak yanında, burada tedavi gören hastaların soğuk ve sıcak havadan korunmasını sağlamak amacıyla, uzun bir yer altı tüneli yapılmıştır. Bu yer altı tünelinin hemen kuzeyinde, yuvarlak planlı Asklepion tapınağı bulunur. Bu tapınak; Roma’daki, meşhur Pantheon tapınağı örnek alınarak, MS.150 yılında, Konsül L.C.Rufinus tarafından yaptırılmıştır. Sütünlu bir girişi vardır. Tapınağın içinde, dönüşümlü olarak 7 tane niş bulunur. Girişin karşısındaki niş’te, tanrı Asklepios’un kült heykeli bulunur imiş.
Helenistik dönemde; alanı çevreleyen, sütunlu galeriler ve çeşitli yapılarla genişletilmiştir. Ancak, MS.2 nci yüzyılda, buradaki yapılan yenilenmiş, onarılmış ve ayrıca 3500 seyirci kapasiteli bir tiyatro ile bir kütüphane eklenmiştir.
Helenistik dönemde yapılmış olan; Asklepios Soter, Apollon Kaliktenos, Tanrıça Hygeia tapınakları ile çeşme, Roma döneminde işlevini sürdürmüştür. Bu kutsal alan; hıristiyanlık dönemine kadar önemini korumuştur. Dinsel özelliklerinin yanı sıra, burası aynı zamanda, ünlü tıp merkezlerinden Epidauros ve Kos’takiler gibi, araştırma ve deneylerini sürdürmüştür. Aynı zamanda da, antik çağın ünlü doktorlarının yetiştirildiği bir okul olma özelliğini de korumuştur.
Asklepius sağlık kültünün, MÖ.5 nci yüzyılın ortalarında, Bergama’lı Arkhias tarafından buraya getirildiğini, antik çağ tarihçileri ileri sürerler. Söylentiye göre: Arkhias; Pindasos (Madra dağı) dağında avlanırken, düşerek ayağını kırar. Epidavros’a gider ve tedavi olur. Bergama’lıların hizmetine, kuytu bir vadide, bu tedavi yerini kurar. Nitekim, hekim Galinos “Asklepion’un Mysia Dağlarının eteklerinde, temiz havası, suyu olan bir yerde kurulduğunu ” yazar. Aristedies ise “Asklepion, yöresinin su ve havasının güzelliği kadar, tanrının kendisi tarafından belli edildiğini, oradaki hastalar kurtarıcı tanrının sesini huzur içinde duyarlar ” demiştir.
MS.2 nci yüzyılın ortalarında, burada 13 yıl kalmış olan, ünlü hatip Aelius Aristides’ten; burada uygulanan tedavi şekilleri ve yöntemlerini öğrenmekteyiz. Burada; genellikle telkin ve fizyoterapinin, bugün kullanılan şekilleri uygulanmakta idi. Kutsal sudan içilmesi, su ve çamur banyoları, açlık, susuzluk kürleri, şifalı otlar, kremlerle yağlanma, başlıca tedavi yöntemleriydi. Asklepius’un hekimleri; hastalarına, burada çamur banyosu yaptırır, bitkilerden elde edilen ilaçları kullanırlar. Ayrıca; onların spor ve müzikle uğraşmalarını sağlarlardı. Bu arada, rüyalar yorumlanır, telkin yoluyla onların iyileşmesi sağlanırdı. Gerektiğinde de, ameliyat gibi işlemler de yapılırdı. Burada, sağlıklarına kavuşanlar ayrılırken; Asklepios Tapınağını ziyaret ederek, maddi olanakları doğrultusunda, yardım yaparlardı. Ayrıca, iyileşen organlarının küçük birer modelini buraya bırakırlardı. Bu örneklerden pekçoğu, günümüzde, Bergama Müzesinde görülebilir. Evet, bu sefer Berlin Müzesi dememek ne güzel oldu.
Asklepion kutsal alanı; üç tarafı sütünlu galerilerle çevrili, dikdörtgen planlıdır. Roma pazar yolu alana doğrudan ulaşır.
ALİANOİ:
Bergama’ya 18 km. uzaklıkta, kuzeydoğudadır. Bergama-İvrindi karayolu üzerindedir. Helenistik çağ sonrasında kurulmuştur. MS. 2 nci yüzyılda, büyük gelişmeler gösterir. Sağlık tanrısı Asklepıos’un yurdu olarak bilinir.
Asklepıos: antik yunan mitolojisinde: hasta insanlara şifa dağıtan, hekimliğin ve tıp biliminin tanrısı idi. Apollon, oğlu Asklepios’u: yarı at, yarı insan olan Khiron’a emanet eder. Khiron; ona; okuma, yazma ve önemli hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların formülünü öğretir. Asklepios’un ünü,kısa sürede yayılır. Hatta; ölüleri bile dirilttiği söylenir. Ancak; tanrıların babası Zeus, buna kızar ve Asklepios’u öldürür. Yunanlılar; Asklepios’un adını yaşatmak için, aynı isimle sağlık merkezleri yaparlar. Alianoi’de; bunlardan biridir.
Topraklarından 45 derece, kükürtlü su çıkan bir şifa merkezidir. Bu özelliğiyle; dünyanın dört merkezinden biridir. Pergamon krallağının sayfiye yeri olan bölge, yıllarca hydroterapi (suyla tedavi) merkezi olarak hizmet verir. Yortanlı Barajının yapımı aşamasında; antik değeri anlaşılan bölgede, hızlandırılmış kazı çalışmaları yapılır. Bu sırada, bölgenin helenistik dönemde kurulduğu ve en parlak dönemini, Roma impatatoru Hadrian ile yaşadığı bilinir. Bu dönemde, burada, büyük bir bayındırlık hareketi yaşanır ve gösterişli bir Asklepieion haline dönüştürülür.
Evet, kazılar sayesinde ortaya çıkarılan Allianoi; MS.11 nci yüzyılın ortalarına kadar, Bakırçay havzasının önemli bir sağlık yurdu olarak kullanılmıştır. Burada daha çok, hydroterapi uygulandığı yönünde görüşler güçlüdür. Yapılan kazı çalışmalarında; helenistik çağ mimari buluntularının yanı sıra, özellikle MS.2 nci yüzyıldan kalma, pekçok arkeolojik eser ele geçirilmiştir. Ayrıca; kazılarda, çok sayıda heykeltraşlık eseri, metal eserler, çanak, çömlek, kandiller, kemik objeler, çok sayıda üzeri işli cam eser, 1500 civarında altın, gümüş ve bronz sikke, en son olarak da, MS.2 nci yüzyıl Roma döneminden kalma, 1 m.60 cm. uzunluğunda, kırılmamış olduğu için büyük önem taşıyan mermer Afrodit heykeli bulunmuştur. Bu güne kadar yapılan kazılarda çıkarılanlar şunlardır: Afrodit heykeli, iki Asklepios başı, torsollar, termal havuzlar, heykeltraşlık parçalar, dükkanlar, çeşme, şarap imalathanesi, seramik fırınları, antik kaideler.












