ULAŞIM:
Ankara-Kayseri karayolunda, Kırşehir ve Mucur geçildikten sonra Kayseri yolundan ayrılarak gidilebilir, yoldan yaklaşık 5 m. içeridedir. Ankara-Nevşehir karayolu da, İlçe’nin içinden geçer.
GENEL:
Hacıbektaş İlçesi; Anadolu’nun ortasında, yüksek bir coğrafyada, kuru iklim koşullarında, neredeyse ağaçsız bir yerleşim yeri. Ancak; böyle bir yerin, birçok insan için bir çekim merkezi olmasının sebebi olduğu kesin, şöyleki: Hacı Bektaş-ı Veli’nin öğretisinin: ortaya konulduğu, olgunlaştırıldığı ve yaşatıldığı bir mekan, günümüzde müze olarak ziyarete açık Hacı Bektaş-ı Veli külliyesi burada.
HACI BEKTAŞ-I VELİ KİMDİR?
Hacı Bektaş-ı Veli’yi kısaca anlatmak gerekirse; Horasan’ın Nişabur kentinde, 1281 yılında doğmuş. Eğitimini tamamladıktan sonra, Anadolu’ya Sulucakarahöyük’e gelmiş. Bu tarihlerde; Anadolu’ta Türk birlik ve beraberliği bozuk. Anadolu; Selçuklu devleti tarafından kötü yönetilmekte. Özellikle; bölgede, babailer ayaklanmaları var ve bu ayaklanmaların bastırılması için yapılan mücadeleler. Yani; karmaşa ortamı hakim. İşte; Hacı Bektaş-ı Veli; böyle bir ortamda, Anadolu’ya gelir. Zaten; öğretisinin temel öğelerinden biri ve başlıcasının; barış ve insan hakları üzerine kurulu olmasının, belki de bu karışık ve huzursuz ortamda yaşamasının etkisi olduğu söylenebilir.
Bölge: Yıldırım Beyazıt tarafından, 1398 yılında Osmanlı topraklarına katılır. 1402 yılında ise; Ankara Savaşının Timur tarafından kazanılmasıyla, Karamanlıların egemenliğine girer. Karamanlılar ve Osmanlılar uzun süre savaşırlar. 1466 yılında, Osmanlılar, Karamanlıları yener ve bölgeye hakim olurlar. Bu esnada; Hacı Bektaş-ı Veli; öğretisini olgunlaştırmaktadır. Halka; doğruyu göstermeyi ilke edinerek, kıymetli öğrenciler yetiştirir ve kısa zamanda tanınarak, büyük rağbet görmeye başlar. Ayrıca; bu sıralarda, Anadolu’da: dini, iktisadi, askeri ve sosyal bir teşekkül olan ve kendisinin de bağlı bulunduğu ” ahilik ” teşkilatı ile, büyük hizmetler yapar. Kuruluş devrinde olan, Osmanlı devletinin, sağlam temeller üzerine oturtulmasında da büyük hizmetleri olur. Sultan Orhan zamanında kurulan yeniçeri ordusunda bulunan yeniçeriler için; dua eder, onların sırtını sıvazlayarak güç verir. Böylece; Hacı Bektaş-ı Veli’yi; manevi bir ” pir ” olarak kabul eden yeniçeri ordusu, manevi hayatını ve disiplinini ona bağlar ve uzun yıllar, yeniçeriliğin piri, üstadı ve manevi hamisi olarak bilinir. 1826 yılına kadar, Osmanlı ordusu savaşa girmeden önce, yeniçeri ocağından bir müfreze, hacıbektaş’a gelirmiş. Dergah avlusunda, saf tutarak, pir’den himmet isterlermiş. O tarihlerde yaşayan kişilerin aktardıklarına göre, yeniçerilerin bu törende çıkardıkları gür sesler, hacıbektaş’ın her yanından duyulurmuş.
Evet; Hacı Bektaş-ı Veli, 1338 yılında ölür. Ölümünden sonra; derslerini ve sohbetlerini takip ederek, onun tarikatına bağlanan ve bektaşi olarak isimlendirilen müridleri, yazılmamış bilgilerini, dört bir yana yayarlar ve bektaşilik tarikatı kurulur.
KÜLLİYENİN MÜZE OLARAK ZİYARETE AÇILMASI:
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, 1958-1964 yılları arasında, Külliyenin büyük kısmı restore edilir. 16 Ağustos 1964 tarihinde ise, Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi olarak ziyarete açılır. Ayrıca: günümüzde, Hacıbektaş İlçesinde, halen ayakta kalan bir kısım yapı daha vardır. Kadıncık Ana Evi, Bektaş Efendi Türbesi gibi bu yerler de, Vakıflar Genel Müdürlüğünün bünyesinde Müze olarak ziyaret edilebilmektedir. Özellikle, Kadıncık Ana Evi; Hacı Bektaş-ı Veli’den: el alan, giz verilen ve yetiştirilen Kadıncık Ana (Kutlu Melek-Fatma Ana), hocası öldükten sonra, öğretisini taşıma ve aktarma görevini üstlenmiş olması açısından önemlidir.
KÜLLİYENİN İNŞASI:
Bugünkü mimari yapının çekirdeğini: Hacı Bektaş-ı Veli zamanında yapılan: Çilehane (Kızılca Halvet) oluşturur. 14 ncü yüzyıldan itibaren ise, eklenen bina ve yapılar ile 16 ncı yüzyıl da, dergah tamamlanmış olur.
Dergahın yapımına ait, anlatılan birkaç rivayet bulunma olup iki tanesini anlatmak istiyorum. Şöyleki: Hacı Bektaş-ı Veli; her gün gelip, şimdiki dergahın bulunduğu yere oturur. Onu sevenler: ” galiba, hoca, burada dergah bina edilmesini istiyor, o yüzden gelip buraya oturuyor ” diye düşünürler. Daha sonra; Hacı Bektaş-ı Veli’nin hizmetini gören, Sarı İsmail’e, Hacı Bektaş-ı Veli’yi sevenlerden biri: buraya bir dergah yaptırmaya niyet ettiğini söyler. Sarı İsmail’de, durumu hocasına anlatır.
Hacı Bektaş-ı Veli; ” ona söyle, bir usta getirtsin, biz istediğimiz büyüklükte bir daire çizelim, ayrıca, yeteri kadar taş getirtip yonttursun, hazır etsin ” der.
Sarı İsmail, bu durumu o şahsa bildirir, şahıs çok sevinir ve hemen bir mimar getirtir. Hacı Bektaş-ı Veli’de, kalkıp, eliyle, şimdiki dergahın bulunduğu yeri çizer. O mimar da, dergahın inşası için yetecek kadar taş getirtip yontturmaya başlar. Taşların yontturulması işinin bittiği gecenin sabahı, herkez, dergahın yapılmış olduğunu görür.
Dergahı yaptıracak kimse, derhal, Sarı İsmail’in yanına gelir ve ” Ben bu binanın yaptırılması için usta getirttim, taş getirttim ve yaptırma sevabına kavuşmak istedim. Fakat, her kimse, binayı bir gecede yaptırmış ” diyerek, üzüntüsünü belirtir. Sarı İsmail, durumu hocasına bildirir. Bunun üzerine; Hacı Bektaş-ı Veli; ” O beni sevene söyle, bu dergahı zahirden birisi gelip yapmadı. Allahu Teallanın izni ile, bir anda yapıldı. Sevabı, yine onun amel defterine yazılmıştır.” der. İsmail, durumu, derhal, kendisinden haber bekleyen kişiye bildirir ve kişi mutlu olur.
Dergahın yerinin seçimine ait diğer bir rivayet ise şöyledir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin hocası İdris, Horasan’dan bir değneği göğe fırlatır ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin, bu değneğin düştüğü yerde dergahını kurmasını söyler. İnanca göre; bu değnek, hacıbektaş’ta, külliyenin bulunduğu yere düşer ve saplanır ve dut ağacı olarak yeşerir. Dolayısı ile, dut ağacı, kutluluk işareti sayılır. Günümüzde, Balım Sultan Türbesinin önündeki karadut ağacı, inananlar tarafından kutsal kabul edilir.
Evet; dergah yaptırıldıktan sonra, 1338 yılında ölümü üzerine, Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesi de, burada, Sultan Gazi Murat (Orhan Bey) tarafından, Yanko Madyan isimli bir mimara yaptırılır. II.Murat, türbe aleminin yaldızı için 1600 akçe altın döktürür. II.Beyazıt, dergahı ziyaret eder ve kubbesini kurşunla kaplatır. Osmanlı padişahlarının dergaha ilgisi, II.Beyazıt dönemine kadar devam eder.
KÜLLİYEDE-MÜZEDE ZİYARET PLANI:
Müze; plan bakımından, birbirine geçmeli olarak yapılmış,üç ana (avlu) bölümden oluşuyor. Bu avlular içinde:türbeler ve diğer hizmet binaları var. İlk yapı olarak: Çiledamı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin sağlığında inşa edilmiş. Çeşitli zamanlarda yapılan eklentiler ve yenilemeler ile, külliye, bugünkü şeklini almış. Hacı Bektaş-ı Veli türbesi ise; 1338 yılında, nisbeten basit bir yapı olarak çiledamına eklenmiş. Türbe, 1385 tarihinde ise, Hacı Bektaş-ı Veli’nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından yeniden yaptırılarak, bugünkü görünümünü almış.
Evet, külliyeye, müze alanına girerek, ziyaretimize başlıyoruz.
Klasik osmanlı tarzında yapılmış bir kapıdan giriliyor. Kapı oldukça geniş ve yüksek. 1963 yılında, eskisine uyularak yeniden restore edilmiş, tonozlu ve büyükçe bir kapı. Eskiden bu kapıya ” taç kapı ” deniliyormuş. Restorasyondan önce, kapının dış yüzünde: ” Burası aşıklar kabesidir. Eksik gelen tam olur ” anlamında bir kitabenin bulunduğu söylenmekte.
Evet, bu kapıdan giriyoruz, büyükçe bir bahçe var. Burada: 1 nci avlu sizi karşılıyor. Bu avluya: Nadar Avlusu (Altın Avlu) da deniliyor. Avlu;üçgene benziyor. Doğusunda; Fevzi Baba çeşmesi var. Bu çeşme; 1902 yılında, Fevzi dedebaba tarafından yaptırılmış. Bu çeşmeye: üçler çeşmesi de deniliyor.
Buradan sonra; avlunun kuzey tarafındaki, pramit üstlüklü, üçler kapısına geliniyor ve kapıdan geçilince, havuzlu meydan avlusuna, yani 2 nci avluya giriliyor. Bu avluya; dergah ve meydan avlusu ismi de veriliyor. Eskiden; tekke teşkilatı binaları, bu avlunun etrafında toplanırmış. Avluya girişte, sağda aslanlı çeşme, aşevi ve cami var. Solda ise, meydan evi görülmekte. Güneyde ise, havuz.
ASLANLI ÇEŞME:
Mısır İskenderiye mermerinden yapılmış. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa soyundan gelen Fatma hanım tarafından, 1853 yılında, dergaha, hediye olarak gönderilmiş. Çeşmenin etrafı, renkli taşlarla süslü, üzerinde sülüs hatlı arapça bir kitabe var. Bu kitabede :” Çeşmenin, sadrazam Halil Rıfat Paşanın eşi Fatma Fikriye hanım tarafından, 1897 yılında yaptırıldığı ” yazılı. Yazının alt kısmında ise, 6 çıkıntılı bir yıldız işlenmiş.
HAVUZ:
Havuzun, üçler kapısına bakan duvarı, üçgen alınlık şeklinde. Üçgenin tepesine; mermerden 12 dilimli hüseyni taç yerleştirilmiş. Üçgenin, havuza bakan yüzü üzerindeki 12 mısralık kitabede: ” Havuzun, 1906-1908 yılları arasında, Beyrut Valisi Halil Paşa’nın eşi tarafından yaptırıldığı ” yazılı.
AŞEVİ:
İki kanatlı, geniş bir kapıdan giriliyor. Birbirinin devamı olan, iki koridordan geçilerek, asıl aşevi salonuna giriliyor. Birinci koridorun sağ tarafındaki küçük odada, aşevi babasının mezarı var. İkinci koridora açılan kapı üzerindeki arapça metinde; ” 1560 ” tarihli bir kitabe var. Giriş kapısının tam karşısında bulunan ocak üzerinde ise, Hacı Bektaş-ı Veli’ye gönül verenler ve yeniçeri ocağınca kutsal sayılan ” kara kazan ” bulunmakta. Salonun kuzeybatısındaki; bulaşık yıkama yeri ve bunun yanında bulunan, özel tesisatlı et soğutma yeri, aşevinde görülmesi gereken yerler. Aşevi salonundaki vitrinlerde ise; aşeviyle ilgili eşyalar (halife kazanları, kahve kutuları, körükler, kantarlar ve diğer mutfak eşyaları) sergileniyor. Bunların tümü, zamanında kullanılmış orjinal eşyalar.
CAMİ:
II.Mahmut döneminde, 1834 yılında inşa edilmiş. Kısa minaresi ve özel yapısı ile, çevredeki binalara uyum sağlıyor.
MEYDAN EVİ:
Dergahın, en önemli bölümlerinden biri. 1367 yılında, Murat Bey tarafından yaptırılmış. İkinci avluya girişin solunda, kemerlerin tam ortasındaki kapıdan giriliyor. Kapıların birinde; Selçuklulardan kalma bir ayet, kabartma olarak işlenmiş. Bu mermer taşın, alt yüzünde, yere bakan tarafta, yunanca, “iyi ve tatlı flauthıan onuruna” şeklinde bir yazı var. Bundan; kitabenin yazıldığı mermer parçasının, Selçuklu döneminde, bir yunan yapısından söküldüğü anlaşılıyor. Tarikata girme, ikrar verme, nasip alma merasimleri ve cem ayinleri, bu evde yapılmış. Uzunca bir süre, Bektaşilik öğretisinin yaşatıldığı bir yer.
Evet; meydan evinde gezmeye devam ediyoruz. Tavanı; göğün 9 kat olduğunu simgelemek için, 9 kat yapılmış. Odanın sedirleri üzerinde; desenli kilimler, kilimler üzerinde ise, 12 imamı simgeleyen 12 adet makam postu var. Ocağın sağ tarafında ise, bektaşi tahtı. Ayrıca: Bektaşi hat süsleme sanatını gösteren tablolar, Bektaşi dedebabaları ve dervişleri gösterir siyah-beyaz fotoğraflar, mühürler, müzik aletleri, el işi dokuma örnekleri gibi, bektaşi kültürüne özgü çeşitli eserler sergileniyor.
Ocağın üzerinde ise; 15 nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen, Hacı Bektaş-ı Veli’nin resmi var. Kök boya ile yapılmış olan bu tabloda, Hacı Bektaş-ı Veli’nin kucağında; ceylan yavrusu ve aslan, yan yana görülmekte. Bu tablo; Hacı Bektaş-ı Veli’nin barışçıl felsefesini yansıtması bakımından çok önemli. Mutlaka görün.
MİHMAN (KONUK) EVİ:
Girişte solda. Dergaha gelen misafirlerin ağırlanması için kullanılmış.
Evet; gezimize devam ediyoruz. Çift kanatlı, altılar kapısından, 3 ncü avluya giriyoruz. Bu avlu, aynı zamanda; hazret avlusu olarak da isimlendiriliyor. Burası; bir çiçek bahçesi görünümünde.
Birkaç basamakla inilerek, kapıdan geçiliyor ve çok etkileyici iç mekana ulaşılıyor. Buranın etkileyiciliği; belki de, bozkırın ortasındaki sade bir yapının, abartısız, sakin ve düşünce ağırlıklı dekorasyonunda saklı olabilir.
Kapıdan girişte, sağ taraftaki girintili bölümde: Atatürk Büstü var. Büst: ” Ulusumuzun büyük kurtarıcısı, Mustafa Kemal Atatürk’ün; Sivas Kongresini yaptıktan sonra, 22-23 Aralık 1919 tarihlerinde, dergahı ziyareti esnasında, ilk dinlenme yeri olmasının anısına, buraya konulmuş. Burada, tam karşıda: Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesi ve sağ tarafta ise, Balım Sultan Türbesi ile derviş ve baba mezarları bulunmakta.
PİR EVİ:
13 ve 16 ncı yüzyıllar arasında inşa edilmiş. Pir evi giriş kapısına, aynı zamanda: Ak kapı deniliyor. Selçuklu devrinin motifleriyle süslenmiş, mermer bir kapı. Kapının iki yanında, küçük hücreler var. Kapı kemerinin üzerine, Selçuklu arması olan, çift başlı kartal işli. Bu anıtsal mermer kapıdan, orta bölüme geçiliyor. Bu bölümün sağında, çilehane denilen yer var.
ÇİLEHANE (KIZILCA HALVET):
Ak kapıdan girilince, koridorun hemen sağ tarafında. Kalın taşlarla çevrili, ufak bir kapıdan giriliyor. Küçük ve karanlık denecek kadar loş bir oda. 2×3 metre ölçülerinde. Dergahın en eski yapısı ve çekirdeği. Hacı Bektaş-ı Veli’nin sağlığında mevcut olan tek yapı olması nedeniyle, önemli.
KIRKLAR MEYDANI:
O dönemde, dervişlerin, üniversite düzeyinde eğitim gördükleri bir yer imiş. Genişçe bir salon var. Tavanı; üç kemer taşıyor. Hacet penceresi ortamı aydınlatıyor. Kırklar meydanının doğusunda, mezarlar var. Mezarların bulunduğu bu seki üzerinde: antika saatler, İran Şahı Rıza Pehlevinin eşi Farah Diba tarafından hediye edilen İran Halısı, şamdanlar, levhalar, ipek seccadeler var.
Hacet penceresi önündeki vitrinlerde; Bektaşilikle ilgili eserler sergileniyor. Birinci vitrinde:Hz.Ali’nin ceylan derisi üzerine, kufi yazısı ile yazmış olduğu, kuran’ın secde suretinden bir parça var. Diğer iki vitrinde ise:dergahla ilgili 12 dilimli teslim taşları, bele kuşanılan kamberiyeler, kemer üzerine takılan palenkler, mücerret dervişlerinin kulaklarına taktıkları küpeler var. Duvarlarda ve pano üzerinde ise, yine dergahla ve bektaşilikle ilgili levhalar görülüyor.
HACI BEKTAŞ-I VELİ’NİN TÜRBESİ:
Kırklar meydanına girişte, sağ tarafta bulunan kapıdan giriliyor. Giriş kapısının etrafı mermer kaplama. Mermer kaplamaların işlemeleri arasında; 3 balık ve 4 güvercin motifi görülüyor. Kapıdan girince; sekiz basamaklı bir merdivenden iniliyor. Merdivenlerden sonraki düzlükte; pir evinin giriş kapısı önünde, eşik hizasında, türbeye girenler tarafından üzerinden geçilen bir mezar var. Bu mezarın; kendi vasiyeti üzerine buraya gömülmek isteyen, yanının mimarı Yanko Medya’ya ait olduğu söylenmekte. Ancak, bir başka rivayete göre ise, burada Kadıncık Ana’nın gömülü olduğu.
Evet, türbe, kare planlı, tam ortada ise: Hacı Bektaş-ı Veli’nin yüksek sandukası var. Girişin sağ ve sol yanlarındaki sekilerde ise, dergaha hizmet görmüş babaların ve horasan erenlerinin mezarları görülmekte.
BALIM SULTAN TÜRBESİ:
Üçüncü avlunun sağında, klasik bir yapı. Bektaşilikte ikinci pir olarak tanınan Balım Sultan, Bektaşi tarikatının kurulup, genişlemesinde büyük hizmetleri olmuş. 1462 yılında, Dimetoka’da doğan ve 1516 yılında ölen Balım Sultan’ın türbesini, Yavuz Sultan Selim’in kumandanlarından Şahsuvaroğlu Ali Bey, 1519 yılında; Selçuklu mimarisi tarzında ve bal peteği renginde yontma taşlardan yaptırmış. Türbenin içi, kare planlı ve içinde: kollarında ejderler ve buket taşıyan güvercin heykelleri bulunan, büyük bir şamdan ile küçük şamdanlar ve kıymetli levhalar var. Türbenin üzerindeki kubbe, sekiz köşeli, pramit şeklinde ve sivri külahlı. Külahın ucunda, semaya doğru uçan bir güvercin alemi yerleştirilmiş.
Türbe önünde; kutsal kabul edilen, karadut ağacı ile birlikte üzerinde osmanlıca yazıt bulunan bir sütun var.
Evet; Hacı Bektaş-ı Veli Müzesindeki gezimiz tamamlanıyor. Umarım; bu kısa bilgiler, gezinizde müzede gördüklerinizi daha iyi değerlendirmek adına, size yeterli gelmiştir. İyi yolculuklar,













