Sakarya, Taraklı

12.388 kişi okudu!

En son olarak Nisan 2018 tarihinde buraya gittim, gezip gördüklerimi aşağıda okuyabilirsiniz.

Öncelikle şunu bilmenizi isterim. Maşukiye-Sapanca-Taraklı şeklinde yapılan paket turlara katıldığınızda, Maşukiye ve Sapanca bölgelerinde yoğun zaman geçirildiğinden, Taraklı’ya gelindiğinde büyük olasılıkla akşam saatleri oluyor ve buraya muhtemelen 20-30 dakika kadar zaman ayırılıyor. Ziyaretçiler, elbette bu zaman içinde, burayı yeteri kadar gezip görme şansına sahip olmuyorlar, bir de günün yorgunluğu nedeniyle, Taraklı kişilerin gözünde önemini yitiriyor ve buraya gelmenin tamamen bir zaman kaybı olduğu düşünülüyor. Ancak: söylediğim gibi gerek zaman olmaması ve gerekse bütün günün yorgunluğu nedeniyle, buranın önemini anlamak pek mümkün olmuyor.

Size: aşağıda Taraklı ile ilgili bilgiler verdiğimde, inanıyorum ki, Taraklı’ya gitmeyi düşüneceksiniz ve Taraklıyı daha farklı bir gözle görecek ve gezeceksiniz, ama yine de Taraklı’dan çok şey beklemeyin.

Ulaşım:

Taraklı: Sakarya ilinin güneydoğusunda, Sakarya il merkezine 65 km uzaklıkta, İstanbul’a 200 ve Ankara’ya ise 270 km uzaklıktadır.

 

Tarih:

Taraklı, antik dönemde “Bytinia” olarak isimlendirilen bölgede bulunmaktadır. İsmi “Dablar” olarak bilinir.

Hisartepe bölgesinde bulunan iki su sarnıcı: MÖ 2000 yıllarına tarihlenmektedir. Daha yakın tarihlere gelindiğinde ise, yani Osmanlı döneminde: Bizans’a bağlı ve Hıristiyan halkın yaşadığı bir bölge olarak görülür. Bölge Osman Bey komutanlarından Samsa Çavuş tarafından muhtemelen 1289-1293 yılları arasında fetih edilir. Daha sonra, bölgede Osmanlı egemenliği ve kültürüne ait gelişmeler gözlenir. Özellikle Yavuz Sultan Selim, Mısır seferine çıkarken burada konaklamış ve Veziri Yunus Paşa tarafından, yine burada, Mimar Sinan’a bir cami yaptırılmıştır.

 

    20180422_193503

Genel:

İlçenin yüzölçümü 334 metre karedir ve bu alanın büyük bölümü ormanlıktır.

Hıdırlık Tepesi ve Taraklı Hisarlarının yamaçlarında, bu iki tepe arasındaki vadide kurulmuştur. Yani, ilçenin çevresi tepelerle çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 485 metredir. Eski İpekyolu üzerinde bulunmasına rağmen, Ankara-İstanbul yolu, Bolu üzerinden geçince, önemini kaybetmiştir. Günümüzde “Ankara Caddesi” olarak isimlendirilen ve Taraklı’yı ortadan ikiye bölen eski İstanbul-Ankara yolu halen kullanılmaktadır.

Joseph Von Hammer: Osmanlı Tarihi isimli kitabında, burası hakkında yazdıkları “Osmanlı’nın ilk fetih ettiği yerler arasındadır” sözü ilgi çeker. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, Taraklı hakkında:  “Geniş üzüm bağları, bakımlı bahçeleri ve dere çevresine kurulmuş 500’e yakın evden oluşan mamur bir kasaba, bir hamamı, beş hanı, altı mektebi, 200 dükkanı var. İlçe halkı şimşir kaşık ve tarak yapmaktadır ve bu nedenle bölgeye Yenice Tarakçı ismi verilmiştir” diye yazmıştır.

 

Unesco:

Taraklı, 2013 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aday olmuştur. Yani: Unesco’nun kriterlerine uygun ve korunması gereken bir kültür mirası olarak değerlendirilmiştir, bence, bu durum Taraklı’nın gezilip görülmesi için en büyük etkendir.

20180422_193506

Cittaslow-Sakin Şehir:

Cittaslow hareketi: 1999 yılında İtalya’da başlayan, büyük şehirlerin karmaşa ve koşuşturmasına karşın, küçük şehirlerdeki hayat kalitesini yavaş hareket çerçevesinde iyileştirmeyi hedefleyen bir oluşumdur. Aslında hareket İtalya’da Roma şehrinde, bir meydana açılması planlanan fast food zinciri mağazasına karşı yapılan bir tepki sonucu doğmuştur. İsmi de “Slow Food” yani “Yavaş Yemek” olarak isimlendirilmiş, zamanla “Cittaslow” yani “Yavaş şehir” olarak anılmaya başlanmıştır. Hareket, İtalya dışında hızla yayılmış ve Norveç, İsveç, Güney Kore, Avusturya gibi birçok yerde yavaş şehir örnekleri vardır. Şehir merkezinde araba kullanımı yasaklanmış, hamburger mağazası zincirleri ve süpermarketler kapatılmıştır. Yavaş şehir olarak seçilen şehirlerin logosu “Salyangoz” dur. Ülkemizde: Gökçeada, Yenipazar, Akyaka, Perşembe, Eğirdir, Yalvaç, Vize, Halfeti, Şavşat, Gerze, Uzundere, Göynük ve ardından, 2011 yılında Taraklı, bu ağa dahil edilmiştir.

Seçiminde en büyük etken: İlçenin en büyük özelliği göç almaması ve suç oranının yok denecek kadar az olmasıdır. Toplamda ise 7 ana başlık altında 59 kriter değerlendirilmektedir.

20180422_194022

Reklam filmi:

Taraklı’nın ülke çapında tanınmasındaki en büyük etkin, 2010 yılındaki bir reklam filmidir. Bu filimde: Şener Şen, Olgun Şimşek ve Binnur Kaya gibi sanatçılar oynamış ve filmde Taraklı “Mümkünlü kasabası” olarak lanse edilmiştir. Ünlü bir markanın reklam filmi, sürekli olarak yayınlandığında, Taraklı da ülke çapında tanınmış ve ünlenmiştir. Özellikle Şener Şen’in “Ben bu kasabada her şey mümkün demedim mi” sözü ilgi çeker.

20180422_194017

 

Turizm:

Burada: Unesco tarafından da seçime esas olan: 100’den fazla Osmanlı dönemi mimari özelliklerini taşıyan, tescil edilmiş ev ve konak bulunmaktadır. Ayrıca: Mimar Sinan tarafından yaptırılan cami de bunlara eklenir. Ancak bu tarihi eserlerde, son yıllarda aslına sadık kalınarak, büyük bir restorasyon, bakım ve onarım çalışmaları yapılmış ve yapılmaktadır. Bunların sonucunda ise, İlçenin bozulmamış tarihi dokusu muhafaza edilmiş, Osmanlı ahşap mimarisinin en güzel örnekleri ortaya çıkarılmıştır.

20180422_195455

Fotoğraf:

Görsel fotoğraf yarışmalarında dereceye giren eserlerden birkaç tanesi “Taraklı” yöresinde çekilen fotoğraflar arasından seçilmiştir. Çünkü: Taraklı, gerçekten büyük bir görsel zenginliğe sahiptir.

 

 

Ne yenir:

Buraya has, yöresel yemeklerin başında keşkek ve etli nohut gelir. Ayrıca, yine “Uhud tatlısı” denen bir tatlı türü vardır. Sakız haline getirilmiş bir tür buğday lapasından yapılır. Şeker katılmaz. Yapımında sadece buğday ve su kullanılır. Yapılması uzun sürdüğü için, sadece özel günlerde yapılır. Bu tatlının yapıldığı “Buğday çimi”: günümüzde Amerika’da kemoterapi karşıtı kanser hastaları tarafından tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Bunların yanında, yöreye özgü bir de köpük helvası vardır. Çöğen otu kökü, yumurta, şeker ve glikozdan yapılır, içine tahin katılır.

 

Ne Satın alınır:

Buraya yolunuz düşerse, merkezdeki meydanda birçok satıcı göreceksiniz. Aslında buradan şişşir ağacından yapılmış objeler ve özellikle kaşık satın almanızı önereceğim, ama daha da önemlisi buradan gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, buraya özgü “Uhud tatlısı” satın almalısınız.

 

 

 

Karavan Festivali:

Her yıl, Haziran ayının ilk haftası içinde, daha önce futbol sahası olarak kullanılan alanda, gerekli alt yapı tamamlanarak düzenlenen “Karavan Festivali”: 2012 yılından bu yana yapılmaktadır. Yani: Haziran ayının ilk haftasında buraya giderseniz, kamping veya karavanda yaşamınızı sürdürebilirsiniz. Taraklı bunun için uygun şartlar hazırlıyor. Kamp yapanlar Hıdırlık Tepesinde çadırlar kuruyorlar ve karavanlar gelenler ise, Taraklıspor futbol sahasını kullanıyorlar.

 

GEZİLECEK YERLER

 

Eğer tur ile burayı ziyaret ederseniz, muhtemelen başka yerlere de uğrayacağınızdan, buraya ayrılacak zaman genellikle 20-30 dakika kadar olur. Bu zaman için, turlar genellikle merkez meydanda serbest bırakılır ve ziyaretçiler, bu merkez meydandaki tarihi cami ve satıcıların tezgah ve dükkanlarını ziyaret ederek zamanı doldururlar. Tabii: Taraklı bunlardan ibaret değildir, özellikle rehberiniz her ne kadar uzak dese de siz mutlaka çınarı ziyaret edin, sizi oraya götürmesini sağlayın. Yoksa merkez meydanda geçireceğimiz zaman, burayı tanımanız için yetmez, merkez meydanda söylediğim gibi, Taraklının en büyük özelliği olan tarihi özellik taşıyan evlerden sadece bir tanesi bulunuyor. İlçenin ara sokaklarına dalıp, bu tarihi evleri görmenizi öneririm. Yukarı da da belirttiğim gibi, bu tarihi evler gerçekten muhteşem güzeldir. Ama söylediğim gibi, rehberler burayı sona bıraktıkları ve zaman kalmadığı için, çoğu zaman buranın güzelliklerini es geçmeyi tercih ediyorlar.

Taraklı evleri:

İlçede Hıdırlık Tepesi ve Taraklı Hisarının yamaçlarındaki vadide, yöreye has mimari özellikler taşıyan evler bulunmaktadır. Bu evlerin büyük kısmı, yaklaşık 300 yıllıktır.

Evlerin en büyük özelliği: “Osmanlı” şehir dokusunu oluşturan tarzdadır. Genellikle ahşaptan yapılmıştır. Ancak özellikle İstanbul’da, bu tür Osmanlı dönemi ahşap evleri yangın ve depremler sonucu yıkılınca, bu tür evlerin büyük kısmı yok olmuştur. Sadece Anadolu’da birkaç yerde Safranbolu, Taraklı gibi yerlerde, bu tür evler kalmıştır. Bir kısmı konak olarak kullanılan ve bir kısmı ise harabe haldeki bu evler, genellikle üç katlı ve bahçelidir. Kafesli pencereleri, ahşap cumbaları, tarihi alınlıkları ve ilginç figürlere sahip kapı tokmakları görülmelidir. Bu evlerin en büyük özelliği: Safranbolu evlerinden farklı olarak, birbirlerine benzememeleridir. Hepsinin kendine has tarzı ve boyası vardır. Bu evlerin arasındaki dere: yöreye ayrı güzellik katıyor. Ancak, günümüzde bu evlerin birçoğunun viran olduğunu göreceksiniz. Çünkü Sit alanı ilan edildikleri için, sahipleri bu evlere çivi bile çakılmaz. Ancak, devlet tarafından da restore edilmediklerinden, içinde oturanların onarmasına da izin verilmeyince, evler çürümeye terk edilmiş haldedir.

Fenerli ev-Haşim ağa evi:

Bu 19’ncu yüzyıl yapısı ev, mutlaka görülmelidir. Zaten, Taraklı’da her yerden görülür. Aynı zamanda bölgenin en güzel yapısıdır. Zamanında Taraklının en büyük tüccarlarından olan Haşim Ağa tarafından yaptırılmıştır. Dört bir tarafı pencereli “Cihannüması” (buna fener denir) ile tanınır. Bu cihannüma, Haşim Ağa tarafından, Taraklıya gelenlerin kendi evini bulabilmeleri için yaptırılmıştır.

 

          20180422_193534  20180422_194008

Yunus Paşa Camii:

Hemen merkez meydanda görülmektedir. Yavuz Sultan Selim, 1517 yılında Mısır seferine giderken, burada bir gece konaklamış ve ardından veziri Yunus Paşa’ya bu caminin yaptırılmasını emretmiştir. Caminin mimarının Mimar Sinan olduğu söyleniyor. Caminin kubbesi kurşun kaplı olduğu için buraya “Kurşunlu cami” de deniyor. Mimari olarak kare planlı ve tek minarelidir. Cephe duvarları ince yontu taşlarla yapılmış, saçak kornişleri işlenmiştir. Mimar Sinan: taş blokları yerleştirirken, taşların ortalarını oymuş, demir çubuklar yerleştirmiş ve sonra üzerine harç değil, eritilmiş kurşun döktürmüştür. Cami, bu nedenle, uzun yıllar sağlamlığını muhafaza eden, ender eserlerdendir. Ayrıca, hemen yanında bulunan hamamın, buharları, bir tesisat döşenerek, buraya aktarılmış ve ısıtma sağlanmıştır. (Not: cami her ne kadar Mimar Sinan eseri olduğu söylense de, bazı söylentilere göre Mimar Sinan, buraya hiç gelmemiş, sadece caminin çizimlerini göndermiştir.)

Evet, ilçeye gelen ziyaretçilerin en çok uğradığı burası “bugüne kadar birçok deprem görmesine rağmen hala dimdik ayaktadır.”

 

 

Tarihi Hamam:

İlçe merkezinde, Yunus Paşa camisinin yanındadır. Hamamdan çıkan buhar, ilk yapıldığında Yunus Paşa camisinde, alttan ısıtmada kullanılıyormuş. Hamam Osmanlı döneminden kalmadır. Ayrı bölümlerde: eski ve yeni olmak üzere iki havuz vardır. Caminin restorasyonu sırasında, hamam tamamen işlevini yitirmiş, yerden ısıtma özelliği kaybolmuştur.

20180422_193503

Taraklı Müzesi-Kültür Evi:

Merkez meydanda, eski konaklardan birisidir. Yapı 1930 yılından itibaren: okul, belediye binası ve hükümet konağı olarak kullanılmıştır. 2001 yılında ise restore edilerek kültür evi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Burada: yöresel kadın kıyafetleri, Taraklılı hattat Saim Özel’in eserleri, Taraklı evleri minyatürleri, demirden yapılmış çeşitli sanat eserleri sergilenmektedir.

 

Alman çeşmesi:

Yunus Paşa çarşısındadır. 1930’lu yıllarda burada yaşanan susuzluğu çözmek için Alman Buderus firması tarafından bölgede yaptırılan 7-8 çeşmeden birisidir.

 

Çınar ağacı:

Yusuf Bey mahallesindedir. Yunus Paşa camisinden yürüyerek 15-20 dakika uzaklıktadır. 700 yıllıktır. Osmanlı devleti, topraklarına kattığı her yere çınar ağacı dikiyordu. Kültür Bakanlığı tarafından doğal anıt olarak tescil edilmiştir. Yakın geçmişte, bir yangın tehlikesi atlatmış, ancak zarar görmemiştir. Ağacın gölgesindeki çeşmeden 277 yıldır su aktığı söyleniyor.

 

Hisar Tepesi:

Hisar Tepesinde tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Kale ve su sarnıcı kalıntıları görülür. Tepedeki su sarnıcının MÖ 1000-2000 yılları arasına tarihlendiği söyleniyor. Burada bir de “Hıdır Dede Türbesi” vardır.

 

 

 

   

Termal-Kil Hamam:

Taraklı-Geyve karayolu üzerinde, merkeze bağlı Hacıyakup Paşalar köyündedir. Osmanlı  döneminden kalma kil hamam, günümüzde kaplıca olarak kullanılmaktadır. İlçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Burada 15 bin üyeli devre mülkler bulunuyor. Kas-iskelet hastalıkları tedavisinde kullanılıyor. Ortopedik operasyonlar sonrası, uzun süre hareketsiz kalma durumlarında, tedavi edici özellikleri olduğu söyleniyor. Spor yaralanmalarında da kullanılıyormuş.

 

 

 

Karabük Safranbolu

14.717 kişi okudu!

20180401_111816

Safranbolu’ya birkaç kere gittim, en son 1 Nisan 2018 tarihinde, burayı ziyaret ettim ve gezi yorumlarım aşağıdadır.

Yaklaşık 3000 yıllık tarihi geçmişinde, pek çok uygarlığın yaşadığı ilçede, önemli kültürel zenginlikler vardır. Özellikle, Osmanlı döneminden kalma: han, hamam, cami, çeşme, köprü ve konaklar, ziyaretçilerin ilgisini çeker.
1990’lı yılların başından bu yana, küçük ve orta ölçekli turistik tesislerin oluşumu ile, turizm, ilçe ekonomisinde yerini hissettirmeye başlamıştır.

Terk edilen konaklar; otel ve lokanta gibi işlevlerle yeniden açılmış, anıtsal eserler restore edilmiş, kaybolan el sanatları, turistik amaçla yeniden canlılık kazanmaya başlamıştır.
Kente adını, safran bitkisi verir.

20180401_123050

Safran  Çiçeği:

Safranbolu ilçesinin hemen girişinde, Safran çiçeğinin bir anıtı ile karşılaşacaksınız. Safranbolu’ya ismini veren ve en kalitelisi Safranbolu’da yetiştirilen safran çiçeği: dünyanın en pahalı baharatıdır. Bu yüzden, sahteciliği en fazla yapılan baharat türüdür. Safran bitkisinin ürün olarak kullanılan kısmı: sadece ortadaki liflerdir. Bu yüzden yetiştirilmesi ve bakımı çok emek ister. Bu yüzden, altın kadar değerlidir. 1 kilo kuru safran elde etmek için, ortalama 150 bin safran çiçeği gerekir. Kendi ağırlığının 100 bin katı kadar sıvıyı, sarıya boyar. Ayrıca: ilaç, gıda ve kozmetik sektöründe kullanılır. Bir zamanlar, yörede 40 köyde üretilen bu bitki, zaman içinde boya teknolojisi ve ilaç sanayindeki gelişmeler nedeniyle bitmiş, günümüzde sadece devlet destekli bazı projelerle yaşatılmaya çalışılmaktadır.

 

ULAŞIM.
Ankara-İstanbul karayolunun, Gerede kesiminden ayrılarak, 82 km. sonra Karabük’e ve 8 km. sonra ise Safranbolu’ya ulaşılır. İlçenin kuzey yönünde bulunan Bartın’a uzaklık ise, 74 km. ve doğuda bulunan Kastamonu’ya uzaklık ise, 105 km.dir. Ankara-Safranbolu arasındaki uzaklık: ortalama 2.5 saattir.

 

TARİHİ
İlçe, tarihi geçmişinde, en üstün ekonomik ve kültürel düzeye, Osmanlı döneminde ulaşır. Çünkü; 17’nci yüzyılda, İstanbul-Sinop kervan yolu üzerinde, önemli bir konaklama merkezi idi. Bunun sonucunda, ticaret gelişmiş ve bölge zenginleşmiş. Günümüzde ise, turizm, Safranbolu’nun en önemli ekonomik getirisi durumuna gelmiş. Özellikle: Ankara’ya yakın olması ve hafta sonları ile tatil günlerinde, değişik bir yer görmek isteyen Ankara’lıların tercih ettikleri bir bölge haline gelmiş. Elbette, burası yanlızca Ankaralılar tarafından tercih edilen bir yer olmaktan öte; buraya yöredeki diğer şehirlerden ve hatta İstanbul’dan  da ziyaretçiler gelmektedir. Yurt dışından gelen varmı? Ben son gittiğimde, özellikle çekik gözlü turistlerin yoğun olduğunu gördüm, “Tayvanlı” olduklarını öğrendim.

Safranbolu tarihi özelliklerinde, mimari öne çıkıyor. Bu mimari özellikler, 17’nci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun kentsel gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir.

20180401_115921

NE SATIN ALINIR:

Safranbolu’da öncelikle safran ürünleri ve yine safrandan yapılan lokum satın alabilirsiniz. Safranlı ürünler: kolonya, sabun, çay gibi ürünlerdir. Ama en favori olanı, bol köpüklü Türk kahvesi yanında ikram edilen “Safranbolu lokumu” dur. Bu lokumun çeşitli türleri var. Bunlar: safranlı sade, safranlı lokumlu, safranlı fıstıklı, çifte kavrulmuş, güllü gibi.

Yörenin cevizli yaprak helvası da oldukça lezzetli ve güzeldir.

Ama tabii buraya has olanı, yani safranlı lokumu satın almanızı öneririm. Bu lokumun özellikleri: diğer lokumlara göre hafif olması, yedikten sonra ağızda şeker tadı bırakmamasıdır. Ayrıca içene katılan safran, eşsiz bir tat verir. Yani buraya gelip te gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için bir hediye düşünürseniz, safranlı lokum öneriyorum, ancak: ilçede birçok yerde bu tür lokum satılıyor, fiyatlar her bir yerde ayrı (25 TL. den başlayıp 60 TL. ye kadar çıkıyor) ve her satıcı, kendi ürününün orjinal olduğunu öne sürüyor. Tercih sizin, bilmenizi isterim, normal şartlarda 1 kilo safranlı sade lokumun fiyatı: 37-40 TL. arasında değişir, bunun aşağısındaki fiyatlarda satın alacağınız lokumlar hakkında, yorum yapmak istemiyorum, takdir size ait. Yoksa 1 kilo lokum için: 50-60 TL vermek, bence pek mantıklı değil.

 

YEMEK KÜLTÜRÜ
Safranbolu’da, mutlaka kuyu kebabını tadın. Odun ateşinde, özel hazırlanmış kuyularda, kuzuların kancalarla kuyulara sallandırılması ile hazırlanan bu kebabı, beyeneceksiniz. Ayrıca, özellikle hamur işleri yönünden zengin bir kültüre sahip ilçede, ailelerin hafta sonu keyfinin önemli bir parçası olan Safranbolu bükmesini de tadın. Kavrulmuş kıyma, ince doğranmış soğan, ıspanak veya pazı, biraz karabiberden oluşan iç, fırınlarda pide hamuru içine konularak pişirilir. Pişince üzerine tereyağı sürülür. Kiren şerbeti ile birlikte ikram edilir.
Sonuçta tatlı deneyin lütfen. Örneğin, Safranlı zerde. Pirinç su ile yumuşayana kadar haşlanır. İçine, isteğe göre çekirdeksiz üzüm konur. Şeker ve akşamdan ıslatılmış bir tel safran suyu ilave edilerek, muhallebi kıvamında pişirilir ve kaselere konur, soğuduktan sonra servis yapılır.

 

20180401_111535_001

GEZİLECEK YERLER
ESKİ HÜKÜMET KONAĞI-KENT TARİHİ MÜZESİ-KAYMAKAMLAR EVİ:
Safranbolu çarşısı içinde, Hıdırlık yokuşu sokağı üzerindedir. Giriş ücretlidir. Safranbolu’da kale olarak bilinir. 1904 yılında, Safranbolu Kışlası Kumandanı Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hacı Mehmet Efendi’ye Yarbay karşılığı olan “Kaim-Makam” denilmesi nedeniyle, evlerinin adı, halk arasında bu isimle anılmıştır. İki katlı ve tamamen kesme taştan yapılmış bir yapıdır. Özgün bir Türk evi niteliğindedir. 800 metre kare kapalı alanı ve bir mahzeni vardır. 1976 tarihinde çıkan bir yangın sonucu bina yanmıştır. Kültür Bakanlığınca, 1979 yılında kamulaştırılmış ve restorasyonu yapılarak, Safranbolu Kaymakamlığına tahsis edilmiştir. Bina, Müze olarak dekore edilmiş, kullanıldığı dönemlerdeki çeşitli giysi eşyaları ve diğer günlük aksesuarlar görülebilir. Canlı mankenlerle eski zaman ev yaşamı betimlenmiştir. Zemin katta: “Hayat” denen ve zemini taşla kaplı bölüm vardır. Zemin kat duvarlarının büyük bölümü, ahşap malzemeden yapılmıştır. Yapının üst bölümleri ise, ahşap ve kerpiç dolgudur. Avlunun içinde güzel bir bahçe bulunuyor. Evet, burası: Safranbolu ile ilgili her türlü bilgi, belge, eşya, görsel malzeme, ses ve video kayıtlarının görülebileceği bir yer olarak ilgi çekiyor.

 

SAAT KULESİ

Eski Hükümet Konağının arkasındaki saat kulesi, eski kalenin orta bölümündedir. Günümüzde faaldir. Kule, Sultan III. Selim’in Sadrazamlarından İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797 yılında yaptırılmıştır. Çatısı kiremit döşelidir. Yüksekliği 20 metredir. Saatin sesi uzaklardan duyulur. 7 günde bir kurulan saat, zembereksiz olup 60 kiloluk bir ağırlıkla çalışmaktadır.

20180401_111738   20180401_111535_001   20180401_112214

HIDIRLIK TEPESİ

Giriş ücretlidir, ücret 1.5 TL. dir. İlçe merkezini gezmeden önce, buraya çıkın, buradan ilçenin panaromik görüntüsü muhteşem güzeldir. Otobüs veya araçlar, hemen yakınında park ediyor, yaklaşık 100-150 metrelik fazla dik olmayan bir yokuş çıkmak gerekiyor. Burası: Türklerin Safranbolu’ya geldiklerinde, ilk konakladıkları yerdir. Günümüzde; yağmur duası ve hıdırellez şenlikleri burada yapılır. Tepe üzerinde; Köstendil Kaymakamı Hasan Paşanın türbesi (1845), iki namazgah, Hızır Paşanın mezarı ve Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Dr. Ali Ataman’ın (1955) anıt mezarları vardır. Buraya gittiğinizde mutlaka safran çayı için.

 

CİNCİ HANI VE HAMAMI (YENİ HAMAM) :
Her iki görkemli yapı, Sultan İbrahim’in Sadrazamlarından Cinci Hoca tarafından muhtemelen 1640-1648 yılları arasınında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Hemen ilçe merkezinde görülebilir. Kesme ve moloz taştan yapılmış han, iki bölümlüdür, iki katlı ve 62 odalıdır. Giriş kapısının kilit ve anahtarı görülmeye değerdir, çünkü Türk demir işçiliğinin güzel örnekleridir. Cinci han, günümüzde otel, restoran, cafe ve bar olarak hizmet vermektedir. Cinci hamamı ise, kadın ve erkeklere ayrılmış iki bölümlü olarak günümüzde de faaliyettedir.

20180401_114826

ESKİ ÇARŞI:

Burada buram buram tarih kokan sokaklar görülmektedir. Safranbolu’nun eski yapılarına hiç dokunulmamıştır. Yerler taş, dükkan kepenkleri tahtadır. Her yerde, hediyelik eşya satan dükkanlar vardır, ama alışılmışın tersine, burada fiyatlar oldukça ucuzdur. Yanlız dikkat edin, burada esnaf sürekli ve yoğun olarak gelip geçenlere lokum ikram ederler ve almazsanız ters  ters bakarlar. Özellikle eski çarşıda ara sokaklarda büyük lokum imalatçılarının lokum satılan yerler var, buradan satın almanızı öneririm. Ancak paket olanlardan ziyade, taze olduğunu kontrol ederek, açık satılan lokumlardan satın alın. Arasta kahvesinde, kahve içmeyi unutmayın, közde yapılıyor. Tarihi fırından simit alın. Zamanınız varsa “Demirciler Çarşısı” na gidin, orada uygun fiyatla eski eşyalar bulup satın alabilirsiniz.

Demirciler Çarşısı:

İzzet Mehmet Paşa camisinin altından geçen, Akçasu deresinin iki yanında kuruludur. Çarşı, soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği tek lonca çarşısıdır. Bakırcı ve kalaycı esnafı, bu çarşıda çalışırlar.

20180401_122040

YEMENİCİLER ARASTASI
Köprülü Mehmet Paşa camiinin bitişiğinde, 48 ahşap dükkandan oluşan ve yemeni denilen ayakkabının yapıldığı eski lonca çarşısıdır. Restore edilen çarşı, turistik amaçlı olarak kullanılmaktadır. Çarşıda, aynı zamanda, Ahmet Demirezen Yemenicilik Müzesi’ de ziyarete açıktır.

20180401_111816

SAFRANBOLU EVLERİ
Safranbolu evleri, yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün, günümüzde yaşamaya devam eden, en önemli yapı taşlarındandır.

Ülkemizin tümünde bulunan, yaklaşık 50 bin kadar korunması gereken kültür ve tabiat varlığının, 1131 tanesi Safranbolu’ dadır. Bu zenginlik, burayı, bir müze kent haline getirmiştir. Korumacılıktaki başarısı, kente, korumanın başkenti ünvanını kazandırmıştır. Geleneksel Türk toplum yaşamının tüm özelliklerini yaşatabilmiş ve uzun tarihi geçmişinde yarattığı kültürel mirası, çevresel doku içinde korumayı becermişlerdir. Kentin ününü oluşturan, Safranbolu evleri, 18 ve 19’ncu yüzyıllarda, Türk hayatının geçmişini, kültürünü, ekonomisini, teknolojisini ve yaşama biçimini yansıtır. Mükemmel mimarlık bilgisi ile yapılmışlardır. İlçede, yaklaşık, 2000 geleneksel Türk evi vardır. 1975 yılında, Anıtlar Yüksek Kurulu, kenti, SİT alanı ilan etmiş ve evlerin, 800 kadarı, yasal koruma altına alınmıştır. Daha sonra ise, bu kültür varlığı, yabancıların da ilgisini çekmiş ve 1994 yılında ise, UNESCO tarafından, ” Dünya Kültür Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Evler, Safranbolu’nun üç ayrı kesiminde toplanır.

Birincisi şehir (çarşı) diye bilinen ve kışlık olarak kullanılan kesim: burada daha çok lonca tipi esnafların ve günümüzde turistik amaçlı işletmelerin yoğun olarak bulunduğu bölümdür.

İkincisi: Kıranköy denilen, İlçenin tam ortasında bulunan ve 1923 yılındaki mübadele öncesinde, 2800 civarında Ortodoks Rum’un yaşadığı ve Ayestefanos kilisesi (günümüzdeki Ulu cami) ve hamamlar, sarnıçlar ve taş konakların bulunduğu bölümdür.

Üçüncü olarak ise; eskiden yazlık konakların bulunduğu Bağlar semtidir.

Geyik boynuzları:

Safranbolu’da konak çatılarının köşelerinde genellikle geyik boynuzları sarkıtıldığını göreceksiniz. Çünkü, geyik boynuzları, haneyi kötü ruhlardan korur ve haneye şans getirdiğine inanılır. Çevredeki ormanlarda, bir zamanlar çok fazla geyik bulunuyormuş, ancak yanlış avlanma nedeniyle, günümüzde geyik sayısı oldukça azalmış, ancak yine de günümüzde her ev veya konak olması da, her sokakta bir ev veya konak çatısında mutlaka geyik boynuzu asılı görülür.

KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA CAMİSİ:

Çarşıda, Çeşme mahallesindedir. Çarşıda, büyük kemerli bir kapıdan, avlusuna girilir. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından 1662 yılında yaptırılmıştır.

20180401_114550   20180401_114555   20180401_114511

İZZET PAŞA CAMİSİ:

Çarşı içindeki bu cami, 18’nci yüzyıl Sadrazamlarından İzzet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kendisi, Padişah III. Selim zamanında 1794-1798 yılları arasında Sadrazamlık yapmış, aslen Safranboluludur. Cami: İstanbul’daki Nuruosmaniye Camisinin küçük bir modeli olarak tamamen kesme taştan yapılmıştır. Bahçedeki güneş saati ilginç, görün.

 

SAFRANBOLU YAKIN ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER:

20180401_150410   20180401_150455   20180401_151320   20180401_150354

Kristal Teras:

Safranbolu’ya yolunuz düşerse, burayı mutlaka görmelisiniz. Kesinlikle burayı görmeden geçmeyin. Burası ilçe merkezine 8 km uzaklıktadır. Çok da iyi olmayan bir yolu var, bazen iki araba yan yana zor geçiyor ama yine de mutlaka gidin görün. Giriş ücretli, giriş ücreti 4.5 TL. dir. Kanyonun üzerinde, 80 metre yükseklikte ve 11 metre genişliktedir. 75 ton ağırlık  taşıyacak kapasiteye sahip, gözenekler vardır. Bunlar 3 cm kalınlığında ve 3 parça camdan oluşur. Aynı anda yaklaşık 400 kişi taşıma kapasitesi vardır. Terasın büyüklüğü 100 metre karedir. Hani buranın güvenilir olup olmadığını merak edenler için şöyle diyorlar “Roketatar mermisi gelse bu camlar kırılmaz, terasa bir şey olmaz” Yine de, yükseklik korkunuz varsa, çıkmayın çünkü hemen ayaklarınızın altında, muhteşem bir kanyon manzarası, derinlik görülüyor.

 

Bulak( Mencilis) Mağarası:

Safranbolu ilçe merkezine 8.5 km uzaklıktadır. Türkiye’nin dördüncü en büyük mağarasıdır. Yolları virajlı, yani pek iyi değil, uzun süre yolculuk yapmak gerekiyor. Mağaraya özellikle yaz döneminde gitmenizi öneririm, çünkü yaz döneminde bu büyük mağaranın içi kalabalık oluyor ve boş bir mağarayı gezmek biraz ürkütücü olabiliyor. Giriş ücretlidir. Ancak mağaraya girmek için 200 basamaklı bir merdiveni tırmanmak gerekiyor. Bu merdivenleri çıkmadan bir tesis var, ama burası pek öyle iç acıcı bir yer değil, kötü ve hatta tuvaletleri iyice kötüdür.

Orman içinde saklı kalmış bir mağaradır. İçeride 350 metrelik bölüm aydınlatılmıştır ama bazı yerlerde aydınlatma yetersiz kalıyor. Mağaranın içi oldukça geniş ve derindir. Mağara içindeki yürüme alanı, yaklaşık 400 metre civarındadır. (Aslında mağaranın derinliği 6 km kadar gidiyormuş) Demir merdivenle bazı iniş-çıkışlar bulunuyor. Mağara kalabalık ise, bu merdivenlerle sıkışma olabiliyor. Çünkü mağaranın içindeki gezi güzergahı, gidiş ve geliş aynı yerden dönüş olarak planlanmıştır.

Yorulduğunuzda oturup dinlenebileceğiniz yerler vardır. Mağaranın içlerine yürüdükçe, sarkıt ve dikitler daha da güzelleşiyor. Alanya’da Damlataş mağarasını gezenler, burası ona benziyor.

Gelelim sonuç bölümüne: mağarada yönlendirme tabelaları eksik, yani tamamen kendi başınıza geziyorsunuz denebilir. Bazı bölümler çok karanlık, bu yüzden, yukarıda sözünü ettiğim gibi yaz mevsiminde yani kalabalık sezonda buraya gidin. Yoksa büyük mağarada, loş bölümlerde kendi başınıza gezmek pek keyifli olmuyor.

20180401_150358   20180401_150851   20180401_150917

Tokatlı Kanyonu:

Kristal terasın altında görülmektedir. Burası Safranbolu İncekaya mevkiindedir. Giriş ücretlidir. Kanyonun bir ucunda Tokatlı köyü ve diğer ucunda ise, Eski Çarşı’nın Gümüş Mahallesi vardır. Tokatlı köyü nedeniyle, buraya “Tokatlı Kanyonu” ismi verilmiştir.

Kristal cam terasın hemen altında güzel bir yürüyüş parkuru vardır. Parkurun başlangıcından sonuna kadar, yürüyüş yaparsanız, size çeşitli ağaçlar, bitkiler ve kayalar, bazı akarsular, dereler eşlik edecektir. Kanyonun doğası güzel, inme ve çıkma pek fazla zorlamıyor. Çünkü dinlenme yerleri vardır. Ahşap merdivenlerle aşağıya iniliyor. Aşağıda piknik alanları bulunuyor. Kanyon içinde, sağdaki iniş yolunda, bir de cafe ve tuvalet vardır. Burayı gezmeyi düşünenler, rahat ayakkabılar ve kıyafetler giymelidir.

 

Fransa Colmar

600 kişi okudu!

2018.01.27-1.Colmar.15.Özgürlük heykeli.3c

Bir zamanlar: bereketli üzüm bağları bulunan ve şarap yapımının üst düzeye çıktığı Colmar: Romalıların da dikkatini çeker. Romalılar: meyve yemezlerdi, çünkü meyve sağlıksız olarak algılanırdı. Daha sonraları meyve tüketimi başladı ve özellikle üzüm ve üzümden yapılan şarap önem kazandı, ardından Colmar ve benzeri, bereketli topraklar ve üzüm bağları ve şarapçılık ilgi çekti. Takip eden süreçte: Colmar sürekli el değiştirdi, I. Dünya savaşı olsun, II. Dünya savaşı olsun Almanlar ve Fransızlar arasında gitti geldi. Ancak: günümüzde, nüfus ağırlıklı olarak Almanlardan oluşur.

1931 yılında Georges Duhmal: Colmar’ı “Dünyanın en güzel kenti” olarak sınıflandırmıştır.

Nüfusu 67 bin kişi olan bu küçük kasaba, zamanın yıkımlarından korunmuş ve dikkatli şekilde yapılan restorasyon sonucu tüm güzellikleri ortaya çıkarılmış tarihi merkeziyle ilgi çekiyor.

Burada sokaklarda gezerken, kendinizi sanki bir Ortaçağ kasabasında gibi hissedeceksiniz. 1000 yıllık Avrupa tarihi ve Alsas yani bölgenin yaşam tarzı: gözlerinizin önüne seriliyor. Eğer: Ortaçağ ve takip eden Rönesans dönemine ait mimari yapılara yani evlere meraklı iseniz: sadece 1.5 ve en fazla 2 saat kadar zaman ayırıp Colmar’a girebilir ve bu güzellikleri görebilirsiniz. Ancak: burada bu tarihi evlerden başka görebileceğiniz bir şey yok ve ayrıca yürüyerek gezmeyi yani bir süre yürümeyi de göze almanız gerekiyor, aksi halde Colmar size göre değildir. Son bir not: bahar ve yaz döneminde veya bir etkinlik olduğunda da buraya girmeyin, aşırı kalabalık sizi pişman edebilir.

2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.37a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.40b   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.40a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.40b

TURİZM;

Colmar: güzel bir yer, çok yoğun turist alır, insanlar bölgeye geldi mi mutlaka Colmar’a uğrarlar. Noel pazarlarında, dükkanlar ve şehir çok güzel süslenir. Ancak öyle bir insan yani ziyaretçi yığını vardır ki: insanlar nerede giderse oraya gitmek zorunda kalırsınız, durup resim çekmek mümkün olmaz, bu yüzden, bahar ve yaz dönemlerinde ve Noel pazarı döneminde, buradaki kalabalığı görünce, hemen ayrılmayı da düşünen çoktur. Bu yüzden, Colmar ziyaretinizi, kış döneminde yapmanız önerilir. Kış döneminde yöre sessiz ve sakindir, az kişinin olması çok daha güzeldir, resim ve görüntü almak daha kolaydır.

Evet, Colmar oldukça küçük, kasabanın tarihi bölgesini yani merkezini yürüyerek gezebiliyorsunuz. Zaten: sokaklardaki mimari güzellikleri görmek için yürümek gerekiyor. Ama özellikle yağışlı havalarda yürürken, sokaklarda dikkatli olun, parke taş döşeli sokaklar çok kayıyor ve az da olsa düşme yaşanabiliyor. Bir de fotoğraf çekmenin telaşı eklenince, gezginler maalesef pek önüne bakmadan yürüyor ve düşmeler yaşanabiliyor.

Gezi yazılarına başlamadan önce son bir not: bir kısım arkadaşlar, buradaki evleri ülkemizdeki Safranbolu ve benzeri yerlerdeki evlere benzetiyorlar, ama elbette ülkemde bu tür gayet güzel ve şık evler var ama Colmar’ daki bu evler gerçekten çok ilginç, en basit fark, bu evlerin geçmişinin yüzlerce (en eski 700 yıllık) geriye gitmesi ve hala ayakta kalabilmiş olmasıdır.

2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.44a

ULAŞIM:

Colmar: Basel ve Strazburg şehirleri arasında kalır. Colmar-Cenevre arası: 315 km ve yol 3 saat 22 dakika sürer.

2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.36a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.37a2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.38a

AYDINLATMA:

Fiber optik kablo kullanılarak 1100 bilgisayar destekli ışık kaynağı, kasabanın her yerine dağılmış durumdadır. Yoğunluk ve renk bakımından farklılık gösteren ışık gösterisi, yıl boyunca Cuma ve Cumartesi akşamlara yapılır. Ayrıca: Colmar’daki yaşamı işaretleyen büyük olaylar sırasında, Uluslar arası festival, Bölgesel Alsace Şarap Fuarı ve Noel döneminde de ışıklandırma yapılıyor.

2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.28a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.31a  2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.34c

ALIŞVERİŞ

Colmar’a gitmeden önce internet sitelerinde yaptığım incelemede: buradan kıyafet ve ayakkabı satın alınabileceği ve başkaca birkaç şey yazılıydı.

Ancak, Colmar’a gittiğimde buranın alışverişle alakası olmadığını gördüm. Yani: size burada diğer bazılarının yazdığı gibi “şunu alın, bunu alın” şeklinde yorumlar yapmak istemiyorum, çünkü: Colmar’da zaten hayat o kadar yavaş ve sessiz ki, alışveriş yapabileceğiz büyük mağazalar veya benzeri yerler yok. Zaten öyle göze batan veya ucuz herhangi bir ürün (ayakkabı, çanta, kıyafet gibi) görmedim. Colmar’dan alışveriş yapmak istiyorsanız, tek alabileceğiniz, ilginiz varsa “şarap” tır. Çünkü: yazının başlarında da belirttiğim gibi, burası Alsace bölgesinin yani Avrupa’nın şarap bölgesinin başkentidir. Ancak: satılan şarapların pahalı olduğunu da unutmamak gerekir. İyi bir şarap için en az 15-20 euro gözden çıkarmak gerek, yine de tercih sizin, Colmar tarihi merkezinde şarap satın alabileceğiniz bir-iki dükkan zaten yolunuz üstünde, karşınıza çıkacaktır. Yoksa: kıyafet, ayakkabı, Alsas seramiği, inanın tarihi merkezde gezerken bunların satıldığı yerleri görmedim.

 

NE YENİR:

Yine Colmar’a gitmeden önce bazı internet sitelerinde yaptığım araştırmada: Colmar’da hamur işlerinin önem kazandığı, Amerikan pastasına benzer bir tür kek (üstünde toz şeker ve kuru üzümler bulunur) ve benzeri ürünlerin tadılması, yenilmesi yazılıdır. Ancak: ben Colmar’da gezerken yine buradaki sakin ve sessiz hayat nedeniyle, açık restoran veya fast food yeri gibi yemek yerleri göremedim, en azından tarihi merkezde yoktu. Sonuçta Colmar çok zaman geçirilen bir yer değil, insanlar buraya gelip geçerken uğruyorlar ve dolayısıyla yemek veya bir şeyler tatmaktan öte, burayı gezmeyi, tarihi güzellikleri, evleri, konutları görmeyi tercih ediyorlar. Bu yüzden: burada ne yenir türünden yorumlar yapamıyorum.

235015235_4_480x280   235012527_11_480x280   253002342_4_480x280

COLMAR VE ŞARAP-WİNE COUNTRY:

Colmar, Alsace şarap yolu üstünde bulunması nedeniyle şarabın başkenti olarak kabul ediliyor. Ovalar, dağlar ve dağların eteklerinde yetiştirilen üzümlerden 37 farklı çeşit şarap yapıldığı söyleniyor. Burada: birçok şarap çeşidinden birkaç tanesinden söz etmek istiyorum. “Router des Vines” markalı şarabın “Muscat” cinsi oldukça tatlı ve “Gewerztraminer” cinsi ise tatlıdır. “Eau de Vie” markalı şarabın: alkol oranı yüksektir ve votka benzeri, bir meyveden üretilir. “Eau de Vie de Mirable” markalı şarap: erikten üretilir ve Colmar şarapları arasında, en meşhur ve tercih edileni budur. Fiyatlar: kaliteye göre değişiyor ama en ucuz Colmar şaraplarının fiyatının 10 euro’dan başladığını bilmelisiniz ki, yüksek fiyat veremiyorum, sınır yok.

2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.13a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.17a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.22a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.24b

MİNİ TREN YOLCULUĞU:

30 dakikalık mini tren yolculuğu, kasabayı görmenin harika yollarından birisidir. Özellikle yürümekten hoşlanmayan ve yürüyemeyen yaşlı misafirler için bu tren yolculuğu, çok idealdir. Yeşim mini trenle kasabayı gezerek tarihi merkezin ne kadar geniş olduğunu ve tarihi yapıların ne kadar güzel olduğunu görebilirsiniz.

2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.36a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.39a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.7a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.10c

GEZİLECEK YERLER:

Dominik Kilisesi:

Giriş ücretlidir, giriş ücreti 1.5 eurodur. Kilise yapısı: esas olarak 14’ncü yüzyılın ilk yarısına dayanmakla birlikte, ilk olarak 1283 yılında yapılmaya başlanmıştır. Dominikanlıların 1330 yılında şehir dışına kovulmalarından sonra da, kilise varlığını sürdürmüştür. 1458 yılında: yapının bir kısmı ve çatı: bir yangında büyük hasar gördü. Ancak ardından yeniden onarıldı. 1720 yılında: Barok tarzda yeniden inşa edildi. Yapı: 19’ncu yüzyılda, genellikle dini olmayan amaçlar için kullanıldı ve 1898 yılında yeniden ibadete açıldı. Kilise: 1980 ve 1990’lı yılların başlarında restore edildi.

Günümüzde, 1973 yılından bu yana: kilisede “Martin Schongauer Stüdyosu” bulunuyor. Burada: Rose Bush isimli sanatçının 1475 yılı yapımı “Madonna” isimli yapısını mutlaka görmenizi öneririm. Bu eser, 1973 yılında Saint Martin Üniversitesi kilisesinde ortaya çıkmıştır.

colmar.saint martin kilisesi.1

Saint Martin Kilisesi:

Burası Colmar sakinlerinin kendi katedralidir. Ancak şehirde piskoposluk olmadığından, kilise doğrudan Vatikan’a bağlıdır. Yapı: tamamen pembe taştan: 1235-1365 yılları arasında yapılmıştır. Alsace bölgesi Gotik mimarisinin önemli bir örneğidir. 1572 yılında kuzey kulesinde yangın çıkmış, çerçeve ve tüm çatı tahrip olmuştur. Üç yıl sonra ise, kiliseye karakteristik silüetini veren orijinal fener lambası (kubbenin üstünde, bir fener şeklinde olan bölüm) eklenmiştir. 1982 yılında kilisede yapılan restorasyonda 1000 yılından kalma bir kilisenin temelleriyle 11 ve 12’nci yüzyıldan kalma izler bulunmuştur. (Not: bu kilise yapısı, 2018 yılının sonuna kadar, restore edildiğinden kapalıdır. )

2018.01.27-1.Colmar.6.Bartholdi evi.1a

Bartholdi Müzesi:

Colmar sokaklarında gezerken, burayı görebilirsiniz. Auguste Bartholdi (1834-1904) Colmar şehrinin merkezindeki bu evde doğmuştur ve bu ev: daha sonra sanatçıya adanmış bir müzeye dönüştürülmüştür. Yapıda: üç kata yapılmış odalarda, çeşitli şehirlerdeki anıt modelleri sergileniyor. Bartholdi’nin başyapıtlarının orijinal modelleri (New York şehrindeki özgürlük heykeli ve Belfort Aslanı gibi) için özel yer ayrılmıştır. Ayrıca: mobilyaları ve sanatçının kişisel hatıra eşyaları ile birlikte yaşam alanını görebilirsiniz.

colmar.kaufhaus.1

Koisfhus-Gümrük evi:

Burası eski gümrük evidir. Bulunduğu yer, ortaçağ döneminde, ana yollardan ikisi olan Grand Rue ve Rue des Marchands’ın birleşim yeridir. Mevcut bina: 1433-1480 yılları arasında yapılmıştır. 16’ncı yüzyılda, iki bitişik bina eklenmiştir. Bir dönem binanın yıkılması düşünülmüş, ancak sonradan vazgeçilmiş ve 1895-1898 yılları arasında restorasyon yapılmış, görülen sırlı fayanslar o dönem döşenmiştir. Koifhus: eskiden halka açık bir yapı olarak kullanılmıştır. Zemin kat: depo ve ithal-ihraç malları için gümrüklendirme yeri olarak kullanılmıştır. Ayrıca, yine zemin kat: 1534 yılında Alsace Federasyonu olan “Decapole” milletverillerinin toplanma yeridir. 1840 yılında, burada bir tiyatro faaliyet gösterir. 1870-1930 yılları arasında ise: Sanayi ve Ticaret odası olarak kullanılmış, 19’ncu yüzyıl sonlarında ise burada bir okul faaliyet göstermiştir. Günümüzde ise, burada: halka açık etkinlikler düzenleniyor. Buranın bahçesinde: Alsatian şarabının farklı türlerinin tadına bakabileceğiz ve tarte flambe yiyebileceğiniz bir yer var. (Bir not: turda bizimle birlikte olan rehber arkadaşa, Colmar gezisinde burayı sorduğumda bilmediğini söyledi, özellikle resimlerini koyuyorum, umarım bir sonraki turda ziyaretçilere burayı gösterir.)

colmar.başkanlık evi.1   colmar.başkanlık evi.3

SONY DSC

Maison des Tetes-House of Heads-Başkanlar evi-Kafalar evi:

Burası: 1609 yılında eski protestan papazı ve Saint John Knight evini yapan mimar Albert Schmitt tarafından: Anton Burger için yapılmıştır. Colmar’ın en eski ve ahşap evlerinden bir tanesidir. Alman Rönesansından kalma güzel bir binadır. İsmini: cephesini süsleyen 106 kafa veya tuhaf maskeye borçludur. Bunlar: üç katlı zengin cepheyi süslemektedir. 1898 yılında binaya taşınan “Borsa” için: Bartholdi tarafından 1902 yılında, binanın çardağı bir bakır heykelle süslenmiştir. 2012 yılında restore edilen bina, günümüzde bir restoran olarak kullanılmaktadır.

 

Hansi Village Museum:

Maison des Tetes önündedir. Hansi olarak adlandırılan sanatçı Jean-Jacques Waltz burada yaşamıştır. Müzenin birinci katında: Hansi’nin büyüleyici dünyası görülebilir. Günümüzde: Sanatçının eserleri, Alsas kültür mirasının bir parçası olarak burada yani yaşadığı romantik ve büyüleyici yerde sergileniyor. Ziyaretiniz sırasında, Hansi’nin çok yönlü yaşamına ve etkinliklerine tanık olacaksınız. Çocukluğundan başlayan sürece ait: elle boyanmış sofra takımları ve giysileri ve sanatsal gelişimi görülebiliyor. Daha sonra: hediyelik eşyaların satıldığı Hansi Butik görülebilir.

 

2018.01.27-1.Colmar.4.En eski ev.1a   2018.01.27-1.Colmar.4.En eski ev.4a   2018.01.27-1.Colmar.4.En eski ev.4b   2018.01.27-1.Colmar.4.En eski ev.5a

Maison Pfister evi:

Burası: 1537 yılında “Val de Liepvre” deki para ticaretinden zengin olan, şapkalı lakaplı “Ludwig Scherer” için yapılmıştır. Ortaçağ özelliklerine rağmen, Colmar’daki mimari Rönesansın ilk örneğidir. İki katlı yapının, ahşap galerisi, sekizgen taret ve kutsal ve seküler sahneleri temsil eden duvar resimleri ilgi çeker. Zaten bu yüzden: Colmar’ın eski dönemlerinin sembollerinden birisidir. Yapının ismi: burada yaşayan aileye aittir. Pfister ailesi: 1841-1892 yılları arasında burada yaşamıştır.

colmar.unterlinden müzesi.1

Unterlinden Müzesi;

Bu ilginç müze, bir ortaçağ manastırındadır ve bölgenin popüler müzelerindendir. Müzede sergilenen eserler: tarih öncesi çağlardan, 20’nci yüzyıl sanatına kadar, yaklaşık 7000 yıllık bir tarihi dönemi kapsar. Giriş ücretlidir.

13’ncü yüzyılda, Linden ağacından yapılan bu mekan, zamanla Alsace bölgesinin en büyük manastırlarından birisi haline gelmiştir. 19’ncu yüzyılda ise müzeye dönüştürülmüştür. Mimarları Herzog ve De Meuron’dur. Günümüzde, bu ortaçağ manastırı müzede: mobilyalar, zırhlar, örme halılar, gümüş eşyalar, heykeller ve tablolardan oluşan zengin bir koleksiyon sergileniyor. Eserleri sergilenen Ortaçağ ve Rönesans dönemi sanatçılardan bazıları: Martin Schongauer, Hans Holbein, Lucas Cranach. Özellikle: Alsaslı Rönesans dönemi ressamı Matthias Gruenewald’ın (1512-1516) “İssenheim Altarpiece” sunak parçası ünlüdür ve mutlaka görülmelidir. Bu parça: 1475 yılı yapımı olan Dominikliler kilisesi için yapılmış, sonradan buraya getirilmiştir. Bu eser incelendiğinde ressamın ne kadar modern ve yaratıcı olduğu anlaşılır. 1906 yılında açılan müzenin yeni bölümlerindeki koleksiyonda ayrıca: Monet, Dubeffet, Holbein, Renoir ve Picasso gibi 20’nci yüzyıl ressamlarının tabloları bulunur. Müzede, günümüzde çok ilginç bazı turistik sergiler ve müzik etkinlikleri de düzenleniyor.

2018.01.27-1.Colmar.10.Tarihi çarşı.1a   2018.01.27-1.Colmar.10.Tarihi çarşı.1f   2018.01.27-1.Colmar.10.Tarihi çarşı.2.İçi.1   2018.01.27-1.Colmar.10.Tarihi çarşı.2.İçi.1aa

2018.01.27-1.Colmar.10.Tarihi çarşı.2.İçi.2b   2018.01.27-1.Colmar.10.Tarihi çarşı.2.İçi.2c   2018.01.27-1.Colmar.10.Tarihi çarşı.2d

Covered Market-Parmanent Terroir Market:

Küçük Venedik bölgesinde Des Ecoles caddesindedir. Küçük Venedik bölgesine giderken bunun hemen yanından geçeceksiniz, kanal kıyısında tarihi bir yapıdır. İstanbul’daki Mısır çarşısına benziyor. Yapı: 1865 yılında tasarlanmış ve metal çerçeveli tuğlalardan yapılmıştır. Zaman içinde çeşitli işlevler için kullanılmıştır. Burada: Eylül 2010 tarihinden bu yana: meyve, sebze, baharat, et ürünleri, peynir ve Alsace şarapları satılıyor.

2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.50a   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.50c   2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.50d

Petite Venise-La Venise:

Colmar’ın en turistik bölgesi burasıdır. Venedik şehrini andırır kanallar nedeniyle, bu isim verilmiştir. Bölge: Koifhus’un arkasından başlar, balıkçılık semtine ve Turenne ve Saint Pierre köprüsüne kadar gider. Başlangıçta kırsal şarap üreticileri, bahçevanlar ve tekne adamlarının yaşadığı Krutenau; 1674 yılında Turenne caddesi çevresine kadar uzanmaktadır. Burada: Ren nehrinin alt kolu olan “Lauch” nehri boyunca yerleşik renkli ve orijinal ortaçağ evleri görülür.

Arnavut kaldırımlı ve kıvrık sokaklarda yürüyebilirsiniz. Bahar ve yaz döneminde, kanallarda 30 dakikalık tekne gezileri yapabilirsiniz. Tabii kış döneminde böyle bir durum yoktur.

2018.01.27-1.Colmar.3.Genel.42a

Balık avcısı bölümü:

Colmar’ın profesyonel balıkçılarının ve teknecilerinin yaşadığı yerdir. Yakalanan balıklar, buradaki balık havuzlarında saklanır ve satılırdı. 1706 yılında, büyük bir yangın, buradaki 40’dan fazla evi yok etti. 1978-1981 yılları arasında burada önemli yenileme çalışmaları yapılarak, yarı ahşap evler restore edildi.

 

Bartholdi Kolleji:

Küçük Venedik yakınındaki bu bölüm: 1698 yılı yapımıdır. İçeride Auguste Bartholdi’nin, orijinal bir heykeli bulunur.

2018.01.27-1.Colmar.15.Özgürlük heykeli.1a   2018.01.27-1.Colmar.15.Özgürlük heykeli.3c   2018.01.27-1.Colmar.15.Özgürlük heykeli.3k

Özgürlük Anıtı:

Şehir merkezine, yaklaşık 15 dakika uzaklıktadır. Zaten: buraya gelirken büyük olasılıkla, bu anıtın bulunduğu yoldan geçeceksiniz. Anıt: bir yolun merkezindeki bölümde bulunuyor ve uzaklardan görülebiliyor. Bu heykel: Amerika New York şehrinde bulunan anıtın, 12 metre yüksekliğinde, orijinal bir kopyasıdır. Heykelin New York şehrinde bulunan orjinali, 1886 yılında Bartholdi tarafından yapılmıştır.

Colmar’da doğan ve özgürlük heykelini yapan heykeltıraş Auguste Bartholdi’nin ölüm yıldönümünün 100’ncü yılı anısına buraya dikilmiştir. Colmar sokaklarında bazı yerlerde: özgürlük heykelinin yerini belirten ve üzerinde özgürlük heykeli resimleri olan metal plakalar bulunuyor.

Tabii burada ayrıntıya girmek istemiyorum, birkaç kelime anıtın geçmişi hakkında bilgi vermek gerekirse: bu anıtın: Osmanlı idaresindeki Süveyt kanalının açılması anısına, Padişah Abdülaziz tarafından yaptırıldığı, yani parasının Osmanlı tarafından verildiği, ancak daha sonra İslam inancına aykırı olduğunun düşünülmesi nedeniyle teslim alınmadığı ve Fransa hükümeti tarafından Amerika’ya hediye edildiği ve parçalanarak Amerika’ya götürüldüğü bilinmektedir. (Saçma sapan bir aşk hikayesinden de söz edilir, ama daha ayrıntıya girmenin anlamı yok.)