Portekiz, Genel

2.903 kişi okudu!

Portekiz: Avrupa’nın güneybatısında, İber yarımadası üzerinde, Avrupa kıtasının en batısındaki ülkedir.
Ülkenin başkenti “Lizbon”şehridir ve diğer önemli şehirler ise “Colmbra” ve “Porto” şehirleridir.

DİL:
Ülkede “Portekizce” konuşulmaktadır. Çünkü: Portekiz’de resmi dil “Portekizce” dir. İngilizce, turistik alanlarda, özellikle 35 yaş altındakiler tarafından rahatlıkla konuşulmaktadır. Nadiren olsa da, bazı Fransızca ve Almanca konuşan bulmak da mümkündür.

İNSANLAR:
Portekiz ülkesindeki insanlar, genellikle sıcaktırlar ve çoğu kez, kayıp bir gezgine yardımcı olmak için büyük çaba gösterirler.

 

PARA:
Ülkede “Euro” kullanılmaktadır. Çünkü, 2001 yılından bu yana, ülke “Avrupa Birliği” üyesidir. Eski para “escudo” olarak bilinmektedir. Turistik alanlarda, cadde ve sokaklarda, döviz büroları bulmak mümkündür.

TARİHİ:
İber yarımadasının batı ucunda bulunan ülke: tarihi süreç içinde, sürekli olarak bölgeye yolu düşen kavimler ve devletler tarafından işgal edilmiştir. Bunlar arasında: Keltler, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar ve Vizigotlar sayılabilir. Ancak: 711 yılından sonra: ülke yarımadanın birçok yeri gibi Araplar tarafından işgal edilince: bu topraklarda da Arap dönemi başlamış olur.
Bu dönemde: pek çok cami ile birlikte, Lizbon şehrindeki tarihi surlar yapılmıştır.
12’nci yüzyılın ortalarından itibaren, Arap işgali görülmesine rağmen, Arap kültürü günümüzde de özellikle “Lizbon” ve “Algarve” şehirlerinde görülmektedir.
Portekizce de “Lizbboa” olarak söylenen şehrin adının, Latinceden değil, Arapçadan geldiği söylenir.
1147 yılında: Portekiz Kralı Afonsa I. Orduları tarafından: Lizbon, Araplardan alınarak Portekiz topraklarına katılmıştır. Yine aynı tarihte; şehirde yaşayan farklı dinlerdeki insanlar katledilmiş, camiler kiliseye çevrilmiş ve günlük hayatta Arap etkisi hızla yok edilmiştir.
12’nci yüzyıla gelindiğinde: yeni ticaret yollarının bulunmasıyla, Portekiz, Avrupa’nın en zengin ülkelerinden biri haline gelmiştir.

15 ve 16’ncı yüzyıllara gelindiğinde ise, dünyayı değiştiren keşiflerden, Portekizliler de paylarını almışlardır. Özellikle “Vasco do Gama” nın: Hindistan yolculuğu sonucunda, ülke birçok kazanç elde etmiştir. Ayrıca: Avrupa ve Uzakdoğu ve Brezilya ile ticari bağlantılar yapılmıştır.
1580 yılına gelindiğinde ise, ülke İspanyollar tarafından işgal edilir ve bunun ardından, zenginliğini yitirir. 1755 yılında ise, büyük bir deprem bölgeyi etkiler ve 19’ncu yüzyıla gelindiğinde bu kez “Napolyon” ülkeyi işgal eder ve yağmalar.
Bu dönemde, ülkeden kaçan kraliyet ailesi, ancak 1908 yılında geri dönebilmiştir. Ancak: 1910 yılında, ülkede “Cumhuriyet” ilan edilmiştir. 1926 yılına gelindiğinde ise, bu kez “Salazar” isimli bir diktatör, darbe yaparak iktidarı ele geçirmiş, ancak bu durum 1974 yılında sona ermiştir.
Ülke: 1986 yılında Avrupa Birliğine girmiş ve fonlardan en çok yararlanan ülke olarak, hızla kalkınmıştır.
Evet: ülke koyu katoliktir. Futbol, ülkede en sevilen uğraşı alanlarının başında gelmektedir.

NE SATIN ALINIR:
Portekiz ülkesinde, “azulejo” denilen seramikler dünyaca meşhurdur.

TURİZM:
Portekiz denilince, bu ülkede ziyaret edilebilecek en güzel yerler listesi, şöyle sıralanabilir:
1. Lizbon ( burası büyüleyici bir şehir olarak göze çarpar)
2. Sıntra ( büyüleyici bir masal şehri)
3. Evora (bir müze kent)
4. Obidos (bir ortaçağ görünümü)
5. Porto (bir görkemli liman şehri)
6. Batahla ve Alcobaça (dünya mirası mimari harikası)
7. Tomar (şövalyeler diyarı)
8. Sagres (dünyanın sonundaki sular)
9. Marvao (muhteşem bir yer, muhteşem bir manzara)
10. Braga (barok şehir)
Portekiz ülkesinde, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmış yerler şunlardır.
1. Jeronimos Manastırı
2. Belem kulesi.
3. Sintra
4. Evora
5. Batalha Abbey
6. Alcobaça Abbey
7. Tomar en Templar Kalesi ve Manastırı
8. Guimaraes
9. Porto Eski Merkezi
10. Douro Valley
11. Coa vadisi Prehistorik kaya sanatı
12. Angra do Heroismo
13. Pico Island Vineyard Kültür
14. Laurisilva Orman

Portekiz, Porto

6.620 kişi okudu!


Şehir ilk bakışta: kocaman köprüleriyle dikkati çeker ve hafızalara işler. Burayı ziyaret ettiğinizde, tipik ve bakımlı bir Avrupa şehri beklemeyin. Burada: daracık, yokuşlu sokaklar, bu sokaklarda bulunan itsen yıkılacakmış gibi duran ve inanılmaz eski ama güzel evler göreceksiniz. Şehrin bu özellikleri dışında, tercih edilmesinin en büyük nedenlerinden birisi de “ucuz” olmasıdır. Gerek yiyecek-içecek ve gerekse hediyelikler yönünden, Avrupa’nın diğer birçok şehrine nazaran çok ucuzdur.

Giriş kısmı için bir not daha: Douro nehrinin sağ yanındaki yani kuzeydeki büyük bölüm “Porto” ve sol yanındaki bölüm ise “ Villa Nove de Gaia” olarak biliniyor. Sol yandaki bu bölümde, genellikle şarap mahzenleri bulunuyor ki, bu şarap mahzenlerine yapılan geziler de, gayet ilginçtir.

ULAŞIM;
Porto şehri, ülkenin başkenti olan Lizbon şehrine, karayolu ile 300 km. uzaklıktadır. İstanbul-Porto arasında direkt uçak seferleri yok, ancak: Porto şehrine uçak ile ulaşmayı düşünürseniz; buradaki “Francisco Sa Carneiro” havaalanını kullanacaksınız.
Bu alan, Portekiz ülkesinin en yoğun üçüncü havaalanıdır ve şehir merkezine 15 km. uzaklıktadır.
Havaalanı ile şehir merkezi arasında metro bulunuyor, ama bu metro hiç yeraltına inmiyor, sürekli yer üstünden gidiyor. Yani, sokakların arasından giden bir metro düşünün. Havaalanından, şehir merkezi “trindate” ye ulaşım, yaklaşık 25 dakika sürüyor. Havaalanı ile şehir merkezi arasında taksi kullanmak isterseniz, muhtemelen 20 euro ödemeniz gerekebilir.
Öte yandan, uçakla İstanbul-Lizbon ve trenle Lizbon-Portekiz yapabilirsiniz ki, bence bunu kesinlikle tercih edebilirsiniz. Çünkü: Avrupa’nın birçok yerinde olduğu gibi, burada da, tren ulaşımı uçaktan daha kolay. Lizbon-Porto arasındaki tren bileti, ekonomi sınıfı 28 eurodur. Yolculuk, 2 saat 45 dakika sürüyor.

COĞRAFİ KONUM:
Şehir, Portekiz ülkesinin kuzeyinde “Rio Douro” nehri ağzında kurulmuştur.
Nehrin kuzey yakasında bulunan şehir merkezi: 1996 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Nehir: Leon bölgesinde Soria ilinde doğar ve burada, Atlas Okyanusuna dökülür. İber yarımadasında: Tajo ve Ebro’dan sonra en büyük üçüncü nehirdir. Toplam uzunluğu 897 km. dir. Bunun 571 km. lik bölümü İspanya topraklarında, 213 km.lik bölümü Portekiz topraklarında ve 113 km. ise, İspanya-Portekiz arasında sınır oluşturmaktadır. Şehirde, nehir üzerinde 5 tane köprü bulunmaktadır.
İspanyollar, bu şehre “Oporto” diyorlar.

 

TARİHİ KONUM;
Şehir: Roma döneminde, bir karakol olarak görev yapmıştır. Bu dönemdeki ismi: “Portus Cale” dir. MS.71 ile 997 yılları arasındaki dönemde ise, yörede Müslüman Araplar egemenlik kurmuşlardır.
1130 yılına gelindiğinde: Portekiz’in ilk kralı Afonso I Henriques: bölgeyi ele geçirmiştir.

PORTO ŞARABI-PORTWİNE:
Porto şehri denilince akla ilk gelen dünyaca ünlü “Porto Şarabı” dır.
Rio Douro nehri kıyısındaki üzüm bağlarında yetiştirilen üzüm, bu meşhur şarabın yapımında kullanılmaktadır. Bu bağlardaki üzümler: olgunlaştığında elle toplanıp, 8-9 gün kadar fermantasyona tabi tutuluyormuş. Bu süreçte hafif alkol katılan şarabın, alkol yüzdesi bozulmaması için arttırılıyormuş. Daha sonra, şarap, fıçılarda 4 yıl kadar bekletiliyormuş. Aslında: şarabın rengi (beyaz, pembe, kırmızı): üzümün renginden değil, bekleme süresindenmiş. Fıçılarda az bekletilen şarap beyaz, daha fazla bekletilen pembe ve en çok bekletilen şarap kırmızı olurmuş.
Hatta: 1755 yılında çıkarılan bir yasa ile, Porto şarabının üzüm çeşidi ve yapım şekli, standart halinde kayıt altına alınmıştır.
Şarabın tadı şekerli gibi, belki de likör gibi, ama alkol oranı yüksektir. Bu şarabı içmek için: nehir kenarındaki mekanları tercih ederseniz, yüklüce bir hesap ödemeniz gerekebilir. Ancak: tren istasyonunun yanında “Avenide Vimara Peres” caddesindeki marketleri tercih ederseniz, bu marketlerin birçoğunda özel Porto Şarabı, çok uygun fiyatla satılmaktadır.
Alkol derecesi yüksek dedim. Bunun çok özel bir sebebi bulunmaktadır. Anlatılanlara göre: 18’nci yüzyılda, İngilizler, kendi ürettikleri İngiliz kumaşlarına Portekiz’de gümrük vergilerinin düşürülmesini isterler. Buna karşın,
Portekizlilerde, Porto Şarabına İngilizlerin uyguladığı verginin düşürülmesini talep ederler ve vergiler karşılıklı olarak düşürülür. Ardından, Porto Şarabı: gemilerle İngiltere’ye taşınır, ancak bu uzun yolculuklarda şaraplar bozulmaktadır. Bunu araştıran Portekizliler, şarabın uzun beklemelerde bozulmaması için, içine yoğun alkol koymaya başlarlar ve böylece Porto Şarabının alkol oranı yükselir.
Portolular: yemek sırasında beyaz şarap ve yemek sonunda ise kırmızı şarap içiyorlarmış. Şarap mahzeni gezinizde de, şarap tattırırken, önce beyaz, sonra kırmızı şarap tattırıyorlar. Buna dikkat etmenizi öneririm.

İKLİM:
Porto bölgesinde, tipik Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir ve buna bağlı olarak yazlar: kuru ve ılık, kışlar ise serin ve yağışlı geçmektedir. Yazları, hava sıcaklık ortalamaları 15-25 derece arasındadır. Ancak: 35 derecenin üzerine çıktığı da görülür. Buranın ikliminin son yıllarda değiştiğini ve “muson” ikliminin egemen olduğunu söylüyorlar. Yani, burayı ziyaret ettiğinizde, büyük olasılıkla yağmur yağdığını göreceksiniz, ancak bu güzel şehri gezince, yağmurun veya kara bulutların durumunu pek dert etmeyeceksiniz. Siz yine de yağmura karşı tedbirli olun, yanınızda şemsiye veya yağmurluk bulundurun. Çünkü: bu şehirde gerek havanın nemli olması ve gerekse okyanus kıyısında bulunması: sürekli bir nem ve okyanus kokusu hissetmenize neden olacaktır. Ayrıca: havanın kapalı olması da şehre bir kasvet veriyor. Öte yandan: Lizbon şehrinden sonra buraya giderseniz, daha da ilginç bir durumla karşılaşacaksınız. Lizbon şehri sokak ve caddeleri, beyaz ve aydınlık parkeler ile döşeli iken, Porto şehrinin sokak ve caddelerinin geneli, siyah ve gri taşlarla döşenmiştir ve bu da şehre karanlık ve kasvetli bir hava vermektedir.

 

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI:
Porto şehrindeki şehir içi ulaşım sisteminde “Andante” denilen bir tür kart kullanılıyor. Tranvay hatları ise, renklerle belirlenmiştir. Ulaşım kartı, her kişi için ayrı ayrı satın alınıyor ve kullanılıyor. Trenlere binerken, aldığınız bu karta: gideceğiniz yere, bölgeye (zone) göre bilet yükletiyorsunuz.
Bu karta bilet yüklettikten sonra, turnikelerden geçmiyor ve sarı makinalarda kartı okutarak trene biniyorsunuz. Kartı okutmadan geçmeyi denememenizi öneririm çünkü tren içinde kontrol edildiğinde, yüklüce bir ceza ( 100 euro imiş) ödemek gerekiyor.

NE YENİR-NE İÇİLİR:
Portolular: geçmiş tarihi süreçte, özellikle 15’nci yüzyılda, bir anlamda “işkembeci” olarak tanınıyorlar. Çünkü: denizcilere, askerlere ve tüccarlara, etlerin en değerli kısımlarını verirler ve kendilerine kalan işkembeyi paylaşırlarmış. Ancak, günümüzde elbette böyle bir durum söz konusu değildir. Atlantik kıyısında bulunmanın verdiği avantaj ile deniz ürünlerinin her türlüsünü en taze şekilde bulmak mümkündür. Öte yandan, burada: özellikle Douro nehri kıyısındaki restoranlarda deniz mahsulleri yemelisiniz. Ama bu nehir kıyısındaki restoranların pahalı olduğunu bilmeniz gerek, bence girmeden önce menülerini ve fiyatları incelemelisiniz.
Bunun dışında şehrin meşhur bir sandviçi var “francesinha”, gayet lezzetli tadabilirsiniz. Bu sandviç: dünyanın en iyi on sandviçinden biri olarak seçilmiştir. Salçalı bir su içinde, bol peynirli bir tost düşünün. Yanında ise, “Porto şarabı” düşünebilirsiniz.
Sabah kahvaltısında ise “Pasta de Nada” denemelisiniz. Çanak şeklindeki milföy hamurunun içine konulan krem karamel benzeri bir tatlı fırınlanarak servis ediliyor. Sabah kahvaltısında, Portolular, bunu kahve ile birlikte yiyorlar.
Ne içilir sorusunun cevabı ise çok basit, elbette “Porto Şarabı”nın tadına bakmalısınız. Şarap sevmeyenler ise “bock” olarak isimlendirilen buraya özgü birayı tercih edebilirler.

ALIŞVERİŞ:
Porto şehrinde alışveriş denilince ilk akla gelen “Bolhao pazarı” dır. Burası, bir açık hava alışveriş mekanıdır. Burada her şeyin tazesi satılmaktadır. Burada: zeytin, peynir ve özellikle de fırından yeni çıkmış taze ekmek çeşitleri bulup satın alabilirsiniz. Bu Pazar: Pazar günleri hariç, her sabah erken saatlerde kurulmaktadır.
Porto şehrinin ana alışveriş caddesi ise “Rua de Santa Catarina” caddesidir. Bu caddede, ulusal ve uluslar arası markaların ürünlerini bulup satın alabilirsiniz. Birçok dükkan ve mağaza bulunuyor. Bunlar arasında “Centro Comercial Via Caterina” alışveriş merkezi, büyüklüğü ile öne çıkıyor.
Burası genellikle tarihi özellikler taşıyan bir şehir olması nedeniyle, burada çok büyük alışveriş merkezleri beklememek gerekir. Bence: buradan satın alınacak tek şey, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için “Porto Şarabı” olabilir. Bunun dışında, yöreye has ufak-tefek hediyelikler elbette var. Porto şarabı almak isterseniz: Palacio da Bolsa yakınlarındaki “Porto Üniversitesi” ne bağlı “Porto Şarabı Enstitüsü” nü tercih etmelisiniz.

 

GECE HAYATI:
Şehirde, gece hayatı geç saatte başlıyor. Portolular, gece saat 01.00 den sonra barlara gitmeye başlıyorlar ve yine ilginçtir ki, barların içinde değil, önlerinde içiyorlar. Sanırım sigara yasağından olsa gerek, evet insanlar barların önünde içmeyi tercih ediyorlar.
Gece hayatına takılmak isterseniz, saat 01.00 den önce barlara gitmemenizi öneririm. Gece hayatına karışmayıp, bir şeyler yiyip içmek isterseniz, nehir kıyısındaki açıklık alanlara rahatlıkla oturup, bu düşündüklerinizi yapabilirsiniz.

 

AZULEJO TEKNİĞİ:
Bu mimaride kullanılan bir teknik olup, seramik işçiliğidir. Evler ve yapıların bazı bölümleri, bu renkli seramikler döşenerek süslenir ve aynı zamanda, bu durum ısı kaybını da engeller.
Kiliselerin iç ve dış cephelerinde, evlerde, saraylarda ve hatta tren ve metro istasyonlarında bile, dekorasyon için Azulejo tekniği kullanılmıştır.
Evet, mimari olarak uygulandığı yapıya çok güzel bir görünüm veriyor. Mutlaka dikkatinizi çekecektir.

TURİZM:
Şehir merkezi, oldukça kolay keşfedilebilecek durumdadır. Ancak: yürüyerek dolaşırsanız, yokuşların biraz yoracağını kabullenmeniz gerekir. Yürürken önünden geçtiğiniz evlere ve binalara dikkat ederseniz, önlerinde yapım yılları yazılıdır ve bunların birçoğu: 12-13’ncü yüzyıllara kadar uzanmaktadır. Bakın bunlar tarihi eser değil, insanlar hala bu evlerin içinde yaşamaya devam ediyorlar.
Şehir merkezinde kocaman evler var. Bunların bombeli balkonlarından çamaşırlar sarkıyor. Şehirde, yalnızca bir tane kale bulunuyor. Çünkü: Portekizliler tarafından, bu şehirde, kaleye ihtiyaç duyulmayacak kadar güçlü bir imparatorluk kurulmuş. Öte yandan, sanırım Akdeniz değil de Atlantik Okyanusu kıyısında olmasının da etkisi var. Ama öte yandan, yine de: 15’nci yüzyılda, Fransız yani Napolyon’un işgalinden kurtulamamışlar.
Şehir: pahalı değildir. Güvenlik yeterli ve insanları sakin ve güzeldir. Yardıma ihtiyacınız olduğunda, çekinmeden yardım talep edebilirsiniz ve inanın gideceğiniz yere kadar sizi götürürler. Bir şey sorduğunuzda, kesinlikle çok yardımseverler.
Evet: UNESCO tarafından koruma altında alınan yerlerin, mutlaka birçok özelliklerinin olduğu kesindir. Şehrin bu tarihsel kesimine “Barredo” deniliyor. Bu bölümde: özellikle yukarıda sözünü ettiğim Portekiz’e özgü bir tür seramik işliği olan “Azulejo” döşeli yapıları görmelisiniz. Ayrıca: evlerin balkonlarını, demir ferforjelerini, çiçeklerini de büyük bir keyfle izleyebilirsiniz.
Yani: bir anlamda, şehrin eski bölümünü, sokak ve caddelerini sıkılmadan gezebilirsiniz. Tarihi bir atmosferde, renkli evlerin bulunduğu sokaklarda kaybolabilirsiniz. Zaten: Porto şehrine gitmeyi düşünenler: böyle bir ortamla, yani egzotik ve tarihi bir ortamla karşılaşacaklarını bilmelidirler. Burası, herhangi bir düzenli Avrupa şehrine benzemez. Tüm bunların yanında, şehri ziyaret ettiğinizde, nehrin karşı kıyısında bulunan “şarap mahzenlerini” de mutlaka gezmelisiniz. Gaia bölgesindeki bu şarap mahzenleri: gerçekten ilgi çekici boyuttadır.

NEHİRDE TEKNE GEZİSİ:
Praça da Ribeira meydanının nehir kıyısından: teknelere binebilirsiniz. Tekne gezisi için: geleneksel “kaikas” yani geleneksel balıkçı teknelerini tercih etmenizi öneririm.
Neyse, buradan bineceğiniz tekne gezisinde: Ribeira yani tarihi merkez kıyılarını görebilirsiniz. Tarihi şehir, nehirden bakıldığında kademe-kademe ve renkli renkli görülür. Daha sonra: Ponte Louis köprüsünün güzelliğini izlersiniz. Nehir yatağının daha iç bölümünde kalan ve trenle üstünden geçilen Ponte Maria Pia köprüsü ise, bir öncekinden daha basit görünür.
Tekne: köprüden geri dönüp, Douro nehrinin Okyanusa döküldüğü yere doğru ilerleyince, bu kez, Porto şehrinin modern yüzünü görebilirsiniz. Daha sonra, Ponte Arabiata köprüsü, teknelerin dönüş noktasıdır ve aslında Okyanus bölgesini tam olarak göremeden geri dönülür.

           

GEZİLECEK YERLER:

TARİHİ ŞEHİR MERKEZİ:
Douro nehri ağzında bulunan tepeler boyunca kurulan ve geçmişi 2000 yıl öncesine kadar dayanan tarihi şehir merkezi: 1996 yılında UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır ve buraya “Barredo” denilmektedir.
Burada: mimari olarak özellik taşıyan bir kısım binalar bulunmaktadır.

  

Se do Porto-Oporto Katedrali:
Terreiro da Se bölgesindedir. Buraya ulaşmak için Sao Bento istasyonundan yürüyebilirsiniz.
Zaman içinde birçok değişiklik olmasına rağmen, katedral ilk olarak 12’nci yüzyılda yapılmıştır. Yani, bir anlamda Porto şehrinin en eski eserlerinden birisidir. Romanesk tarzdadır.
Ön cephedeki gotik gül pencere: 18’nci yüzyıldaki Barok değişiklik sırasında yenilenmiştir. Kare planlıdır ve taç bir kubbesi bulunur.
Yapının gotik dehlizlerinde: 18’nci yüzyıldan kalma mavi ve beyaz çiniler görülmeye değerdir.

 

Igreja de Cedofeita-Cedofeita Kilisesi:
Largo do Priorado bölgesindedir.
Bu kilise, ortaçağdan kalmadır. Ancak, nadir bir mimarlık örneği olması ile önem kazanmaktadır. 1087 yılında yapıldığı tahmin ediliyor. Yapının cephesi: yuvarlık sütunlarla desteklenen ve hayvanlar-kuşlar ile dekore edilen, üç yarım daire kemerle süslenmiştir. Bu süslemelerin çoğunun, başka bir binadan alındığı yani devşirme olduğu tahmin edilmektedir. Konsol içinde, 1767 yılından kalma bir yazıt bulunmaktadır.
Kilisenin kuzey köşesinde, kilisenin cephesi ve yan dışını takviye eden bir çan kulesi bulunmaktadır. Son olarak, 1930 yılında restore edilmiştir.

Rua de Cedofeita:
Praça Carlos Albetro meydanınında, Carmo Kilisesinin sağındaki sokaktır. Burada: eski binalar ve konut alanları bulunmaktadır. Bu eski binalardan en dikkat çekeni “Teatro Carlos Alberto” dur. Burada: düzenli kültürel etkinlikler düzenlenmektedir.
Meydanın yanı “Praça Carlos Albetro” meydanının ortasında ise “Kahramanlar Anıtı” bulunmaktadır ki, anıt 1914-1918 yılları arasında yapılmıştır. Bu meydan, daha sonra Porto şehrinin en karakteristik caddelerinden olan “Rua de Cedofeita” caddesine ulaşır. Bu cadde, yayalara ayrılmıştır ve geleneksel Portekiz Arnavut kaldırımı ile kaplıdır. Cadde üzerindeki dükkanlarda hediyelik eşyalar satılmaktadır.

  

Igreja de Sao Francisco Kilisesi:
Burası, Porto şehrinde olağanüstü bir kilise yapısıdır. Dış görünüm: 14’ncü yüzyıl Barok ve Gotik stilleri barındırmaktadır. Bu nedenle, tüm Avrupa’nın en inanılmaz ve zengin görüntüsünü vermektedir. 1718 yılında yapılan restorasyonda: barok dekorasyon ve tonoz sütunlar ve ahşap oymalar düzenlenmiştir. Geniş yivli gotik kemerlerin, 400 kg. olduğu söylenir. Bunlar: saf altın kaplı küçük mermerlerle süslenmiştir.
Manastırın bodrumunda: bayraklar altında muhafaza edilen, binlerce insan kemiği bulunmaktadır. Günümüzde, kilise, yalnızca klasik müzik konserleri için kullanılmaktadır.

 

Palacio da Bolsa:
Rua de Ferreira Borges bölgesindedir. Buraya ulaşmak için, otobüs kullanmanız gerekir. Bu yapı, Porto şehrinin tarihi merkezinin tam kalbinde bulunmaktadır ve aynı zamanda yapılın bulunduğu “İnfante D.Henrique” meydanı da, UNESCO tarafından, bu yapı ile birlikte koruma altına alınmıştır.
St Francisco kilisesinin bitişiğinde olan yapının cephesi, geniş bir ne-oklasik mimari özellik gösterir. Bu yapı: 13’ncü yüzyılda kurulan kilisenin hemen yanında bulunan ve 1832 yılında Liberal savaşları zamanında yıkılan manastırın kalıntıları üzerine yapılmıştır.
19’ncu yüzyıldan kalmadır. 1842 yılında inşaatına başlanmış ve 1910 yılında tamamlanmıştır.
Bu mimari özellikleri bir mücevher gibi değerli olan binanın yapımında, üç kuşak çalıştığı söyleniyor. Mimari, resim, heykel ve dekorasyon alanındaki büyük sanatçılar: buranın yapımında çalıştılar.
Avrupalı yatırımcıların güvenini kazanmak için inşa edilmiş bir borsa binasıdır.
Giriş holü: cam kubbeli “Patio das Naçoes” yani “Milletler Hölü” olarak bilinir. Ama, daha derindeki odalar, daha muhteşemdir ve bu odalar ücretli olarak gezilmektedir. (ücret 5 eurodur) Ayrıca: bir restoran ve şarap barı bulunmaktadır.
Kubbeye asılı iki bronz avize ve dikkat çekici bir merdiven bulunmaktadır. Ancak, burayı ziyaret etmeli ve özellikle Arap odasını mutlaka görmelisiniz. Bu güzel binada, ilginç ve kısa rehberli turlar bulunuyor. Her odanın zemininde, farklı modellerde ahşap parke döşenmiştir. Ancak biraz önce de söylediğim gibi özellikle Arap oda, tek kelimeyle muhteşemdir.
Arap Odası (Arap Hall) denilen bu bölüm: 1862-1880 yılları arasında: Gonçalves e Sousa tarafından inşa edilmiştir. Oda: egzotik dekore edilmiştir. Duvarlardaki sıvalara, altın karıştırıldığı söyleniyor.
Kısa dedim, çünkü rehberli turlar, yalnızca 30 dakika sürüyor, yani gayet hızlı gezdirip çıkarıyorlar, bu biraz olayın güzelliğini gölgeliyor. Ama, yine de her yıl burayı 200 bin kişinin gezdiği söyleniyor. Bunun dışında: Portekiz ülkesini ziyarete gelen: yabancı devlet başkanları burada karşılanıyorlarmış. (Arap odasında)

  

Liberdade Meydanı ve Avenida Dos Aliados:
Burası şehrin merkezinde: büyük binalarla kaplı bir bulvardır. Merkezinde bulunan bahçe ünlü mimar Alvaro Siza Vieira tarafından tasarlanmıştır.
2006 yılında, binaların çoğu, oteller ve büyük bankaların yapıları yenilenmiştir.
Cadde üstünde bulunan “Town Hall”: bir saray gibi durur ve çan kulesinin yüksekliği 70 metredir. Granit ve mermerden yapılan yapının tasarımı, Fransız belediye mimarisinden etkilenmiştir. Binanın önünde ise: Portekizli yazar Almeida Garrett’in bir heykeli görülmektedir. Caddenin diğer bir ucunda ise, Praça da Liberdade meydanında, bir at üzerinde Kral Pedro IV heykeli bulunmaktadır.

    

Rail Station Sao Bento Tren istasyonu:
Şehir merkezindeki bu tren istasyonunun özellikle çini süslemeleri görülmeye değerdir. İstasyon binasının içinde, duvardaki mavi-beyaz çini süslemeleri mutlaka görmelisiniz.

Palacio de Cristal-Kristal Sarayı:
Rua D.Manuel II bölgesindedir.
Buranın bahçeleri ve ilginç anıtları görülmelidir. Bu güzel manzaralı park içinde, 1956 yılında inşa edilmiş, büyük bir kubbeli yapı bulunmaktadır. Günümüzde, bu kubbeli yapı: konser ve spor etkinlikleri için kullanılmaktadır. Bahçede ise, bir göl, çiçekler ve tavus kuşları, yürüyüş yolları bulunur. Ayrıca: bahçe içinde, bir multimedya kütüphane, bir oditoryum, kafeterya ve Romantik Müzesi bulunmaktadır.

  

Igreja dos Clerigos-Clerigos Tower-Torre dos Clerigos:
Rua de Sao Filipe de Nery bölgesindedir. Avenida dos Aliados’dan yüreyerek ulaşabilirsiniz.
Şehrin ortasında bulunan bu kule, kesinlikle çıkılması gereken bir yerdir. Merdivenler dik ve dar ama rahat çıkılıyor. 240 basamak vardır. Yükseklik 75 metredir.
Gözünüzü korkutmasınlar. Sadece uzun bir yürüyüşten sonra buraya gidip, merdivenleri çıkmaya kalkışmamalısınız. Yani, bu merdivenleri çıkmak için zinde olmak şart.
Kişi başına 2 euro giriş ücreti alıyorlar. Porto şehrinin muhteşem manzarası için, bu merdivenleri çıkmaya değer.
1763 yılında yapılan kule: Lizbon şehrindeki Vasco da Gama kulesi yapılanan kadar, Clerigos kilisesi kulesiyle birlikte, Portekiz’in en yüksek yapısı olarak kalmıştır. Kulenin tasarımı İtalyan mimar Niccolo Nazzoni tarafından yapılmıştır ki, vasiyeti üzerine ölünce, kendisi de kulenin hemen ayak dibindeki barok kiliseye gömülmüştür.

  

Funicular dos Guindais:
Douro nehrinin üzerinden, manzarayı izleyerek çok keyifli bir şekilde, şarap mahzenlerine ulaşabilirsiniz. Kişi başına 2 euro ücret ödemek gerekiyor. Ancak, fotoğraf çekmek için muhteşem güzel bir ortam yakalıyorsunuz.
Evet, burası: ilk olarak 1891 yılında inşa edilmiş olsa da, daha sonra ciddi bir kaza yaşanmış, kapatılmış ve modernleştirilerek Şubat 2004 tarihinde yeniden açılmıştır. Ribeira bölgesinde yani tarihi merkezde, dik bir uçurumda çalışmaktadır.
Hattının uzunluğu 271 metredir. 90 derece yükseklikten 61 derece yüksekliğe iner. Saniyede 5 metre hızla çalışır ve 25 yolcu ve 2 araç kapasitelidir. Yolculuğun tümü 3 dakika sürmekte olup tünel dışında geçen bölümünde, çevrenin muhteşem manzarasını izlemek mümkündür. Özellikle: Dom Luis I köprüsü, görülmektedir.

 

Misericorida-Merhamet Kilisesi:
Rua das Flores bölgesindedir.
Burası, şehrin en tarihi sokaklarının birindeki zengin barok kilisedir. Rua das Flores, Porto şehrinin en çekici caddelerinden birisidir. Bu caddenin sokaklarındaki yapılar, genellikle 16’ncı yüzyıldan kalmadır. Cadde üzerindeki bu kilise: barok cepheli ve 16’ncı yüzyıl yapısıdır. Günümüzde kilise müze olarak kullanılıyor.

  

St.Calara-Santa Calara kilisesi:
Largo 1 de Dezembro bölgesindedir. Kilisenin yeri biraz zor bulunuyor.
Mimari stil olarak rokoko ve barok karışımıdır. Cephesi düzdür. Ancak içeride kullanılan ahşaplar, Portekiz ülkesinin en güzel örneklerindendir ve 17’nci yüzyıldan kalmadır.

           

Ponte de Dom Luis I Köprüsü:
Douro nehri üzerinde, Cais de Ribeira bölgesindedir.
1886 tarihinde yapılan, şehrin tam ortasında, nehrin iki yakasını birbirine bağlayan meşhur köprü: Paris şehrindeki kuleyi yapan, ünlü Eiffel tarafından tasarlanmıştır.
Zaten: köprünün tamamen çelik konstriksüyondan yapılmış olduğunu gördüğünüzde, Paris-Eiffel kulesini anımsattığını düşüneceksiniz. Bu nedenle, gündüz demir yığını gibi görünen köprü, gece olup ışıklandırılınca, bambaşka bir manzaraya bürünüyor. Öte yandan: köprüyü bizzat Gustave Eiffel’in değil öğrencilerinden Seyring’in yaptığı da söylenenler arasındadır.
Evet, köprünün uzunluğu 394 metredir.
Köprünün altındaki bölümde: Ribeira tarafında köprüye yakın yerlerde: gece, köprünün manzarasını izleyerek, deniz ürünlerini tadabileceğiniz restoranlar bulunuyor. Buralarda: şarap eşliğinde güzel ve romantik akşam yemeği yiyebilirsiniz. ,
Yaz aylarındaki festivaller bu köprü üzerinde yapılıyor. Ayrıca: yine bu köprü üzerinde sık sık havai fişek gösterileri de düzenleniyormuş.
Çift katlı köprünün: üst katı: yayalar ve şehrin metro hatları için ayrılmıştır. Alt kat ise, düzenli trafik için ayrılmıştır.
Evet: yayalar da köprüyü kullanıyorlar. Siz de, Porto şehrini ziyaret ederseniz, köprünün ikinci katına çıkıp çevrenin muhteşem manzarasının fotoğrafını çekmeyi sakın unutmayın.

Casa da Musica:
Avenida da Boavista’dadır.
2001 yılında, şehir Avrupa Kültür Başkenti seçilince, bu uzay gemisine benzer konser salonu yapılmıştır. Yapının mimari stili: 12 katlı ve düzensiz şekli ilgi çekmektedir ve dünyaca ünlü mimar Rem Koolhaas tarafından tasarlanmıştır. Burada: m üzik gösterileri yapılmaktadır ve 2005 yılında açılmıştır.
Çarpıcı beyaz beton yapı: yaratıcı bir yapıdır. Mükemmel akustik, 1300 kişilik oditoryum içinde, duvara tutturulmuş bir barok org ve VIP oda, el boyaması mavi çinilerle süslü duvarlar.
Dışarıdan bakıldığında, şehrin ortasına düşmüş bir “göktaşı” gibi görülmektedir.

Edificio Vodafone:
Güzel bir mimari parçadır. Mimariye meraklı olanların görmesini öneririm. Çünkü: tuhaf bir formu vardır. Cam ve beton, üçgen şekilleri kullanarak modern bir mimari yaratılmıştır. 7400 m.karelik, 5 katlı ilginç bir binadır. Mimarlar: Barbosa ve Guimaraes. Geceleri bina çok güzel ışıklandırılıyor.

Sea Life Porto:
Küçük bir yer. Yani, tümünü eğlene eğlene gezseniz, en fazla 45 dakikada bitiyor. Giriş için 13 euro ödemek gerekiyor. Akvaryumun ortasında: kaplumbağa, köpekbalığı görülüyor. Dev ıstakozda görülmeye değerdir. Ancak: penguenler, yunuslar yoktur.

  

Serralves Müzesi:
Rua D.Joao Castro bölgesindedir.
Dünya çapındaki bu müze: Pritzker ödüllü mimar Alvaro Sıza Vieira tarafından dizayn edilmiştir. Müzenin kurulu bulunduğu 18 hektarlık alanda birçok modern heykel görülmektedir. Çağdaş sanat meraklıları, bu müzeyi mutlara ziyaret etmelidirler.

 

Rais de Riberia:
Şehir merkezinde, Riverfront bölgesindedir. Buraya ulaşmak için, şehir merkezine, nehrin aşağısına doğru yürümeniz gerekir.
Burada: ilgi çekici ortaçağ sokakları görülmektedir. Renkli eski evler, rıhtımda yüzen geleneksel tekneler, işte buranın en büyük özellikleridir ve UNESCO, burayı koruma altına almıştır.
Ortaçağ kemerlerinin altında, korunaklı birçok restoran ve kafeterya bulunmaktadır. Özellikle: bayram günlerinde, büyük havai fişek gösterilerini izlemek isteyen Portolular, buraya akın akın geliyorlar.

Soares Dos Reıs Müzesi:
Rua D.Manuel II bölgesindedir. Buraya ulaşmak için otobüs kullanmanız gerekir.
Burası, Portekiz ülkesinin en eski ulusal müzesidir. Müze içinde, değerli bir resim koleksiyonu, cam, seramik ve takı koleksiyonları sergilenmektedir. Müze, ilk olarak 1833 tarihinde kurulmuştur. Burada, özellikle 19 ve 20’nci yüzyıllara ait, Portekizli ressamların ve heykeltıraşların eserleri görülebilmektedir.

 

     

VİLLA NOVA DE GAİA:
Burası: Douro ırmağının öbür yanıdır. Burası, 18’nci yüzyıl öncesinde yalnızca balıkçılar tarafından kullanılıyormuş. Ama, burada günümüzde, çok sayıda şarap mahzeni bulunuyor. Ayrıca, yine rıhtım boyunca, içlerinde büyük şarap fıçılarının bulunduğu balıkçı tekneleri görülüyor. Bunlar: burada üretilen şarapların taşınmasında kullanılıyormuş.

Graham Şarap Mahzenleri Turu:
Şarap mahzeni rehber eşliğinde geziliyor. Bu gezide: şarabın yapımı, hangi cins şarabın hangi cins yiyecekler servis edilmesi gerektiği ve bunun gibi konularda, rehberden bilgi alınıyor. Daha sonra, mahzende, büyük boyuttaki ahşap fıçılar görülüyor. Bu fıçılar, o kadar sağlam yapılıyormuş ki, kesinlikle su geçirmiyor ve hava ile temas olmuyormuş. Hatta: Doura nehrinin taşması durumunda bile, bu fıçıların içindeki şaraba su karışmadığı söyleniyor. Büyük fıçılar, yaklaşık 100 yıl ve daha küçük fıçılar ise 50 yıl kullanılıyormuş.

Caıs De Gaıa:
Gaia nehri üzerinde bulunan buraya: Dom Luis I köprüsünden yürüyerek ulaşabilirsiniz. Burada, önünüzde nehirte pitoresk tekneler görürsünüz. Arka planda ise Dom Luis I köprüsü görünür. Nehrin kıyısında birkaç kafeterya ve restoran bulunur. Bunlardan özellikle “Boganı Cafe” öneririm. Ayrıca: tepede “Liman Şarap Depoları” görülmeye değerdir.

Liman Şarap Depoları Turları:
Porto şehrindeki şarap depoları, 1960 yılında ziyaretçilere kapılarını açmıştır. Gaia bölgesinde, yamaçlarda bulunan 50 civarındaki bu şarap depolarının çoğu dev neon tabelalar ile isimlerini ziyaretçilere çok uzaklardan göstermektedirler. Buralarda katılacağınız rehberli turlarda: şarap yapımı, depolanma süreci, kökeni ve şarap özellikleri açıklanır.
Sandeman: nehir üzerinde duruyor gibi durur. Gezilebilecek yerler arasında en kolay olanıdır. Burada: gerek manzara ve gerekse: kuru beyaz, amber renkli alaca, zengin yakut ve vintage porto şaraplarını tadabilirsiniz.

Portekiz, Lizbon, Mafra

3.732 kişi okudu!


Buraya ulaşmak için, Lizbon Campo Grande otobüs terminalinden, otobüse binmeniz gerekir.

Kasaba: orta-batı Portekiz’de bulunmaktadır. Atlantik okyanusuna 29 km uzaklıktadır. Bölgede: tarım ve ticaret önem kazanmaktadır. Ayrıca: kireçtaşı, bazalt, granit, mermer ve su mermeri yatakları bulunmaktadır.

Eşsiz ve kültürel bir doğal çeşitlilik sunmaktadır. Burada: ulusal avcılık faaliyetleri sürdürülmekte olup: geyik, alageyik, yaban domuzu avcılıkları yapılmaktadır. Sahil ise, su sporları için gayet uygundur. Portekiz ülkesinde, sörf yapmak isteyenler, burayı tercih ederler. Bölgenin “Ericeira” isimli limanı da ilgi çekmektedir.

Ama, Mafra denilince ilk akla gelen “Mafra Barok kraliyet sarayı” dır. Yani: Mafra bölgesini ziyaret ederseniz, burada, saraydan başka görecek bir şey yok, ama saray muhteşem ve ilginç, özellikle Brezilya’dan sömürge döneminde getirilen tonlarca altının nasıl kullanıldığının en büyük kanıtı olarak ziyaret için ilgi çekiyor.

       

Palacio Nacional de Convento de Mafra-Kraliyet Sarayı:
Bu anıtsal saray: 1717 yılında, kral Joao V tarafından kızının doğumunu kutlamak için yaptırılmış ve içinde bir manastır ve bazilika bulunmaktadır. Zaten, buraya yaygın olarak “Mafra Manastırı” sarayı deniliyor. Saray: manastır, kütüphane ve bazilika içeriyor. Burada: Portekiz’in Brezilya’yı sömürdüğü ve Brezilya’nın tonlarca altınının buraya taşındığı yıllarda yapılmış olması nedeniyle, muhteşem bir lüks hissedilmektedir. Evet, Salı günleri hariç her gün saat 10.00-16.30 arasında ziyarete açık olan saraya giriş ücreti 4 eurodur.

Bu abartılı saray yapısında: 45 bin erkek çalışmış ve birçok sanatçı, 7000 askerin işgücü nezaretinde, yurt dışından gelerek saraya sanatsal katkılarını sunmuşlardır. Bazilika ile birlikte yapının cephe uzunluğu 200 metredir.

      

Yapının inşaatına: 1717 yılında, Alman mimar Johann Friedrich Ludwig tarafından başlanılmış ve 1730 yılında bitirilmiştir. 1720 yılında, bölgeyi ziyaret eden Fransız elçisi: sarayın bitirilmesi için gerekli paranın bulunamadığını yazar, ancak Brezilya’nın zengin maden yataklarından ülkeye akan altın, 1730 yılında sarayın bitirilmesini sağlamıştır.

Yapının uzunluğu doğudan-batıya 213 metre, kuzeyden güneye 244 metredir.
Sarayın: 4500 kapısı, 2500 penceresi, 880 salonu ve odası, 154 merdiveni, 29 avlusu ve iki çan kulesi bulunur. Çan kulelerinin yüksekliği: 57 metredir. 18’nci yüzyılda, Belçika-Antwerp bölgesinde yapılan çan: dünyanın en büyüklerinden birisi olarak kabul edilir ve sesi, 24 km. uzaklıktan duyulmaktadır.

Sarayın merkezinde, iki çan kulesi ile çevrili bazilika bölümünün barok cephesi ve kenarlarındaki soğan kubbeleri ilgi çekmektedir. Portekiz ülkesinde Barom mimarinin dönüm noktasıdır.

Evet, burayı gezmek mümkündür. Rehberli turlarda, sarayın diğer ucunda, kubbeli bazilikadan 250 metre uzaklıktaki odası, görkemli barok kütüphanesi görülebiliyor. Abartılı odalarda: 18’nci yüzyıla ait mobilyalar ve tablolar görülüyor. En göz alıcı odalardan birinde, boynuzlar ve hayvan derisiden yapılan avizeler muhteşem güzelliktedir.

 

Kütüphane:
Mafra manastırının doğu kanadında bulunan kütüphane bölümü ise: değerli mermer ve egzotik ahşap dekoru ile Avrupa’nın en iyilerinden birisidir. 83 metre uzunluğundaki ana oda: karmaşık ve uzunluğu ile dikkati çekmektedir. 1819 yılında, kütüphanede bulunan tüm kitapların başlıklarını içeren bir katalog hazırlanmıştır.
Burada: 1514 yılından kalma, üç dilde İncil, değerli el yazması eserler ve Yunanca Homer’in en eski sürümü de dahil olmak üzere, yaklaşık 35 bin kitap bulunduğu söyleniyor. Ayrıca: 16-17 ve 18’nci yüzyıla ait birçok kitap ve 41 harita bulunmaktadır. Ünlü Portekizli şair Luis de Camoes tarafından yazılan “Os Lusiadas” isimli eserin ilk baskısı da burada bulunmaktadır.
Evet, burayı mutlaka görmelisiniz.

 

Bazilika:
Kraliyet bazilikası: burası aynı zamanda kaliteli pembe ve gri mermerler ile döşenmiş olarak dikkat çekmektedir. Burada: dünyanın en büyük kubbelerinden birinin bulunduğu söyleniyor. Bazilika içinde, 10 tane şapel bulunuyor.

 

Hastane-Eczane:
Sarayın ziyarete açık diğer bölümlerinde görülebilenler ise: hastane, tuhaf tıp aletleri bulunan eczane, izleyici odası ve Chapterhouse bulunuyor.

  

Av Bahçesi:
Sarayın arka kısmında ise, eski kraliyet av sahası vardır. Bu doğa parkı da ziyarete açıktır. Burada: domuz dahil olmak üzere bir kısım yaban hayatı hayvanı ve İber kurt koruma merkezi bulunmaktadır. Hatta: antika atlı arabaların bulunduğu küçük bir müze de görülüyor.

Kral: ülkeyi işgal eden Napolyon ve Fransız ordusundan kaçmak için: 1807 yılında Brezilya’ya kaçtı ve sarayın iç mobilyalarının büyük bölümü de, Brezilya’ya kaçırıldı.

Joao V Heykeli:
Jaoa V (1689-1750) sarayı yaptıran kraldır. Kendisi: Ekim 1708 tarihinde, Avusturya ile ittifakı güçlendirmek için: Avusturya kralı Leopold I’in kızı Mary Anne ile evlenmiştir. Saltanatı boyunca: din adamları ile iyi geçinmiş, en sadık kral olarak Portekiz tarihinde yerini almıştır.

Malveira yel değirmenleri:
Malveira, Mafra ilçesinin küçük bir köyüdür ve merkeze 8 km. uzaklıktadır. Bu köyde, tepede, yel değirmenleri görülmektedir.

Igreja de Santo Andre:
Bu küçük tapınak, Aziz Andre’ye adanmıştır. 13’ncü yüzyıldan k alma Romanesk-Gotik mimari özellikler taşımaktadır.