Konya, Şeb-i Aruz

832 kişi okudu!

şebi aruz.1

Konya denince ilk akla gelen elbette Mevlana’dır. Ünlü Türk felsefecisi Mevlana’dan söz edince: onunla ilgili ilk akla gelenler “Mesnevi” ve günümüze kadar ulaşan bir gelenek “Şeb-i Aruz” törenleridir.

Burada: Mevlana’nın kimliği, yaşamı, düşünceleri hakkında uzun uzadıya konuşmak mümkün, ancak ben sizlere her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında, Konya’da düzenlenen “Şeb-i Aruz” törenlerinden söz etmek istiyorum.

Törenlerin yapılış şekli, törenlerde görev yapanlar, giysileri, hareketleri ve bunların anlamları hakkında bilgi sahibi olmak, bu törenlere gidip katılmayı düşünenler için mutlaka yararlı olacaktır. Bu yazıyı okuduktan sonra Şeb-i Aruz törenlerini kolaylıkla anlamak mümkün olacaktır.

Öncelikle Mevlana ve yaşam öyküsü hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Çünkü: Şeb-i Aruz törenlerini anlamak için, Mevlana ve öğretilerini tanımak gerekir.

Asıl ismi “Muhammed Cemaleddin” olan bu ünlü felsefeci, 1207 yılında günümüzde Afganistan ülkesi sınırları içinde kalan Horasan eyaletinin Belh şehrinde doğdu. Babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden ve “Bilginlerin Sultanı” ünvanı bulunan Bahaeddin Veled’tir.

Muhammed Cemaleddin: çok küçük yaşta, babasından felsefe, din ve filoloji dersleri almaya başladı. 1213 yılında, yaşadıkları bölgedeki siyasi olaylar ve Moğol istilası nedeniyle aile ve bazı dostları hep birlikte Belh şehrinden ayrıldı ve 1214 yılında Bağdat ve ardından 1218 yılında Karaman iline geldiler. Bu yıllarda, Anadolu’nun büyük kısmı “Selçuklu devleti” hakimiyetindeydi ve Konya, bu devletin başkentiydi. Bu yüzden: şehir sanatkarlar ve bilim adamlarıyla doluydu ve sanat eserleriyle donatılmıştı. Bahaeddin Velet ve yakınları, Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine, 1228 yılında Konya şehrine gelip yerleştiler. Bahaeddin Veled, 1231 yılında vefat etti ve Selçuklu Sarayı gül bahçesine gömüldü.

Ardından: Muhammed Cemaleddin, buradaki medrese de dersler vermeye başladı. Öğrencileri ve sevenleri tarafından, kendisine “Mevlana” yani “Efendi” lakabı takıldı. Batıda bulunan Anadolu Selçuklu topraklarına Rum diyarı denildiğinden, isminin sonuna “Rum-i” yani “Rum diyarında yaşayan” eki konuldu.

Mevlana, öldüğü güne kadar aşktan başka hiçbir şey konuşmamıştır. Sevgiyi, hoşgörüyü, yaratılanı yaratandan ötürü sevmeyi, hiç kimseyi ayırmadan insanlara sevgi, saygı duyan, yaratılan her şeyi Allah’tan dolayı seven bir kişidir. Bu yüzden: ölümü bir son değil, gerçek alemde bir başlangıç olarak görür. Ölüm gününü: dünya gurbetinin son bulduğu gece, insanın aslına rücu ettiği, nihayet evine kavuştuğu gece olarak kabul eder.

“Kardeşim benim mezarıma sakın defsiz gelme, çünkü Allah sevenlere, O’nun huzurunda olanlara dertli olmak, kederli olmak yakışmaz” der. Cenaze neyler çalınarak, davullar ve kenarları zilsiz defler dövülerek, besteler okunarak ve sema edilerek götürülür ve bu gelenek daha sonraki cenazelerde de devam eder.

Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleriyle özetleyen Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde vefat eder. Bu yüzden: Şeb-i Aruz törenleri her yıl 17 Aralık tarihinde düzenlenmektedir.

şebi aruz.2

ŞEB-İ ARUZ:

Şeb-i Aruz: kelime anlamı “Düğün gecesi” demektir. Mevlana: bu geceyi Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğünden “Düğün gecesi” olarak kabul etmiştir. Yani ölüm günü: Mevlana için “Hakk’a vuslat” yani “Yaratana kavuşma” günüdür. Ölümü: cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçması olarak kabul eder. Zaten Müslümanlık öncesinde, Türkler de ölüm bu şekilde tasvir edilirdi.

 

ŞEB-İ ARUZ TÖRENLERİ:

Törenler, her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında yapılır. Alaaddin Keykubat Tepesi yakınlarında, Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin buluştuğu yer olarak kabul edilen noktaya: Mahracel Bahreyn (iki denizin buluşması) kandili yerleştirilmiştir. Törenler, burada bulunan kandilin yakılmasıyla başlar ki buna “kandil uyandırma merasimi” denir.

 

SEMA TÖRENLERİ:

Sema törenleri: 10 bin seyirci kapasiteli Konya Kongre Merkezinde: gündüz ve gece seansları olmak üzere yapılır. 6 yaşından küçük çocuklar törene kabul edilmez. Tören başladıktan 5 dakika sonra salona girilmez. Ayrıca: törenler sırasında: flaşlı fotoğraf çekimi ve sesli kayıt aletlerinin kullanılması yasaktır.

Sema törenleri: genellikle öncesinde Türk tasavvuf müziği orkestrası eşliğinde Ahmet Özhan konseri ve ardından, onların eşliğinde yapılan sema gösterileriyle devam eder ve ortalama 1.5 saat sürer.

 

Tasavvuf Müziği:

Sema, bu müzik dinlenirken yapılır. Çünkü, müzik insan kalbinin atış ritmini takip eder. Mevlana’nın: müzik olmadan sema yaptığı, hatta çarşıda, sokakta, camide sema yaptığı söylenir. Müzik yapanlara “mutriban” denir. Bu heyet içinde, derviş olmayan kişiler de bulunabilir. Önemli olan tasavvuf müziği makamlarını bilmek ve bunları seslendirebilmek ve çalabilmektir.

Semahane:

Mevlevilerin sema yapması için düzenlenen yerlerdir. Sema yapanların her yere ve herkese aynı mesafede olması için, semahaneler daire şeklinde düzenlenir.

 

Semazenler:

Sema eden kişilere “semazen” denir. Toplu sema törenlerine, dervişler yani tarikat öğrencileri katılır. Ancak tarikat dışındaki kişiler de sema yapabilir. Her Mevlevi, mutlaka sema yapmasını bilir. Meşk edip sema etmeyi öğrenmeye “sema çıkarmak” ve sema öğrenmiş kişiye “semazen” denir. Semazen olmak için yapılan eğitimlerde: yuvarlak bir tahtanın ortasına, sabit bir şekilde sema yapmaya alışmak için bir çivi çakılır. Çivinin bulunduğu yere “tuz” dökülür. Sol ayak; başparmağı ve ikinci parmak arasına, bu çivi sokulur ve çark atılır. İlk başlarda 18 çark atılırken, daha sonra her gün sayı arttırılır. Bu sırada: bakıldığında “1” sayısı gibi gözükmek için eller çarpraz şekilde omuzlarda kavuşturulur. Böyle durulmasının amacı: “Allah’a şehadet ediyorum” demektir. Atılan çarklar fazlalaştıkça, yavaşça kollar açılır, belli bir süre sonra tennure giyilir.

Mevlevi olmadan semazen olunmaz. Çünkü sema, Mevleviliğin bir bölümüdür. Sema “aç karnına” yapılır. Önemli olan dönerken “Allah’ı” düşünmektir.

 

Sema:

Sema kelime anlamı “dönmek” değildir, yani Mevlevilikte “dönmek” tabiri yoktur. Sema kelimesi “evren, gök” anlamına gelir. Mevlevilikte sema “evrenin sesini işitmek”, Allah’ın yaptıklarının sesini duymak ve bu sese cevap vermek demektir.

Sema: tek başına veya toplu olarak yapılabilir. Toplu halde yapılan semaya “Sema töreni” denir.

Sema’nın düzenli olması çeşitli kurallar konulmuştur ve böylece törenin Farsça “Mukabele” ye dönüşmesi sağlanmıştır. Sema törenleri: Mevleviler tarafından yapıldığı için törene “Mevlevi Mukabelesi” denir. Mevlana zamanında, belli bir düzen olmadan,  din ve tasavvuf coşkusuyla yapılan sema Mevlana’nın ölümünden sonra oğulları tarafından bir disiplin içine alınmıştır, öğrenilir ve öğretilir olmuştur. Sema törenleri, son şeklini ise, Pir Adil Çelebi zamanında, 1460’lı yıllarda almıştır.

 

Sema hareketleri:

Sema hareketleri, sembolik olarak kainatın oluşumu, alemde insanın dirilişi ve Yüce Yaratıcıya olan aşk ile harekete geçişi ve kulluğunu idrak edip insanın bilgi ve olgunlaşmaya doğru yönelişini ifade eder.

şebi aruz.3

Sema törenleri hakkında bilinmesi gerekenler:

Postniş:

Semahane içinde, kapının tam karşısında bulunur. Kuzu veya ceylan derisinden yapılır. Diğer dervişlerin postlarıyla karışmaması için kırmızı renklidir.

 

Postnişin:

Mevlevi tarikatı şeyhini yani “makamı” temsil eden kişidir. Bu makamdaki kişi, tarikat içinde zamanla kıdem alır ve çeşitli görevlerden sonra buraya gelir. Bu kişinin kullandığı başlığa “postnişin sikke” denir. Kahverengi keçeden yapılan ve yaklaşık 40 cm yüksekliğinde, silindir şeklindeki bu başlığın tepesi ovaldir. Üzerinde 3 şerit, yeşil kuşak bulunur.

 

Semazenbaşı:

Semanın düzenli yapılması için görevlendirilen kıdemli derviştir.

 

Dervişler:

Tarikat üyelerine “derviş” denir. Dervişler “sikke” denen başlık takarlar. Kahverengi keçeden yapılan, yüksek silindir külah şeklindeki bu başlığın tepesi düzdür. Bu başlığa tasavvufta “mezar taşı” denir.

Dervişler “tennure” denen giysi giyerler. Tennure: gömlek, yelek, kuşak, pantolon ve etekten oluşur. Beyaz renkli bu giysi, pamuklu kumaştan yapılan bir tür tören kıyafetidir. Bu kıyafete tasavvufta “kefen” denir.

Mevlevilerde şeyhler ve halifeler “destar” denen sarık sararlar. Eğer şeyh peygamberimiz Hz Muhammed soyundan ise destarı yeşil yoksa beyaz renklidir. Halife ve çelebiler, bakılınca siyah görünecek mor renkli destar sararlar. Çelebiler destarı alttan sikke yani başlık görünmeyecek şekilde, çelebi olmayanlar ise destarı alttan sikke yani başlık görünecek şekilde sararlar.

Dervişler, tabanı yumuşak bir tür patik yani “mes” giyerler. Bunlar siyah renklidir ve kuzu derisinden yapılır.

Tennure denen giysi üzerine giyilen, siyah veya kahverengi hırka, ayak bileğine kadar uzanır. Tasavvufta hırka anlamı “mezarı örten toprak” demektir.

 

Hırka ve Post öpülmesi geleneği:

Dervişlerin oturdukları post “bu dünyayı yani hayatı” simgeler. Sırtlarına aldıkları hırka ise “öbür dünyayı yani ölümü” simgeler. Hayata ve ölüme duyulan saygı nedeniyle: dervişler yaşadığı için postu, öleceği için hırkayı öperler.

 

Sema törenleri öncesi:

Baş semazen (semaya katılacak ekibin sorumlusu): Semahaneye girer, meydana selam verir, meydanın sağ tarafına gider ve Post’u yere serer. Post başında: bağışlama duası okunur.

Sonra meydanın sol tarafından devam ederek, meydana çıkar. Saz heyeti ve ayine katılacaklar, Semahanede yerlerini alırlar.

Semazenbaşı eşliğinde, tüm semazenler, sema meydanını selamlayarak Post’un sağ tarafındaki yerlerine geçerler.

Ardından “Postniş” sema meydanına girer, sema meydanını selamlar ve Hatt-ı İstiva (Semahane kapısından, postun olduğu yere giden manevi çizgi) üzerinden Post’a yürür, selam vererek Post’a oturur.

 

1.Bölüm:

Hz Muhammed ve diğer Peygamberler ve her şeyi yaratan Allah’ı metih eden “Nat-ı Şerif” yani “övgü şiiri” okunur. (Nat-ı Şerif: Mevlana tarafından yazılmış, kainatın yaratılmasına vesile olan, yaratılmışların en yücesi Hz Muhammed’i öven bir şiirdir.)

 

2.Bölüm:

Kudüm denen küçük davulu çalan “Kudümzenbaşı” birkaç darbe vurur ve bu vuruş “Allah’ın alemleri yaratışındaki kün/ol emrini yani yaratılışı temsil eder.

 

3.Bölüm:

Neyzenbaşının görevlendirdiği bir neyzen, her şeye “Hay” ismiyle hayat veren nefesi temsil eden “ney” taksimine başlar. Buna “Post Taksimi” denir.

Taksim bitince Postniş ve semazenler, sağ ellerini sertçe yere vurarak ayağa kalkarlar. Semazenler, ayakta hırkalarını düzeltirler ve sağa doğru, birbirlerine yanaşırlar.

 

4.Bölüm:

Postniş, postun üç adım önüne çıkar, eğilerek selam verir. Bu üç adım, şeriat, tarikat ve hakikat yani bilgiyi simgeler. Tüm ekip, topluca selamlamaya katılır. Ardından “Devr-i Veled” başlar. Postnişin önünde, semazenler birbirlerine üç kere selam verirler, dairevi bir yürüyüş yaparlar ve yerlerini alırlar.

 

5.Bölüm:

Postnişin ve semazenler, topluca selam verirler ve hepsi hırkalarını çıkarır. Tekrar topluca selam verilir, Semazenbaşı, Postnişin yanına gelir, eğilerek selam verir, Postnişin karşısına geçilir ve topluca selamlama yapılır. Semazenbaşı, semazenlere “destur” verir ve semazenler Postnişin elini öper, sema izni alır ve sema başlar.

 

Semazenlerin duruş ve hareketlerinin anlamı:

Semazenler, semaya kalkmadan önce, Postnişten onay beklerken: kollar kapalı, sol ayak sağ ayağın üzerinde dururlar. Bu duruşun anlamı: “Elif” harfi ve “1” rakamıdır. Tasavvuftaki anlamı “Allah’ın birliği” dir.

Semazenler, sema yaparken kollarını iki yana açarlar. Sağ el yukarı ve sol el aşağıya dönüktür. Bu hareket: “Hak’tan alıp halka dağıtmak” anlamındadır. Tasavvuf anlamı ise: “sağ elle Hak’tan alınan bilginin, sol elle halka dağıtılması” demektir. Çünkü dervişler dünyevi hayatla ilgilenmezler ve Hak’tan alabilecekleri maddi yani dünyevi olmaz, Hak’tan sadece bilgi alırlar.

Semazenlerde: genel olarak başın dik olması, kolların tam olarak iki yana açık olması ve ellerin dengeli şekilde yukarı-aşağı dönük olması uygundur. Zihin ve akıl Sema’nın içsel yükseliş aşaması olan “ölmeden ölmek” fikrine kanalize olur.

 

Sema törenlerinin yapılışı:

Sema törenleri dört bölümdür.

 

1.Bölüm:

Bu bölüm “Selamlama” dır. Bu bölüm: insanın kendi kulluğunu anlama bölümüdür. Saz heyeti ilahiyi tamamlar, sema kesilir, semazenler oldukları yerde durur, geriye çekilir ve en yakınındaki semazene yanaşarak en az iki kişi olarak toplanırlar. Bunun anlamı, hayatta hiçbir şey “tek başına” değildir. Semazenler yavaşça postların bulunduğu yere gelirler. Bu sırada, Semahanenin Hatt-ı İstiva (bu çizginin sağ tarafı bu dünyayı ve canlıları temsil eden dünyevi bölüm, sol tarafı ise öbür dünyayı, ruhları temsil eden ahiret bölümüdür) çizgisini geçerken eğilerek selam verirler.

 

2.Bölüm:

Bu bölümün anlamı: Allah’ın kuvvet ve kudreti karşısında hayranlık duymaktır.

 

3.Bölüm:

Selamlama olarak isimlendirilen bu bölüm: insanın rabbine olan hayranlığının aşka dönüşmesi ve aklın aşkta yok olmasıdır.

 

4.Bölüm:

İnsan manevi yolculuğunu tamamlar, yaratılışına uygun olarak makamların en yücesi olan “kulluk” makamına geri döner. Bu bölüm başlayınca, hırkasını çıkarmadan ve kollarını açmadan Postnişde semaya katılır. Postundan, sema meydanının ortasına kadar dönerek gelir ve yine dönerek posta gider. Buna “Post seması” denir. Postnişin posttaki yerini almasının ardından, sema biter ve semazenler yerlerini alırlar, toplu selamlama yapılır.

Ardından: makamına uygun olarak Kur’an okuma yapılır. Daha sonra, Postniş, bütün Peygamberlere, alimlere, şehitlere ve tüm Ümmet-i Muhammed’e dua eder. Postniş “Hu” sözüyle bir “gülbank” (bu tören için özel yapılan bir tür dua) okur, sonra “El Fatiha” denir ve son selamlama yapılarak sema töreni biter.

İran, Meşhed, Mashhad

4.769 kişi okudu!

iran.meşhed.imam rıza mezarı.1

 

İstanbul-Meşhed arası uçak yolculuğu yaklaşık 3 saat 45 dakika kadar sürüyor.

Hava alanında pasaport işlemleri çok uzun sürmüyor.

Şehrin kelime anlamı “şehadet yeri” yani “ism-ı mekan” dır.

Şehir, İran ülkesinin ikinci büyük şehridir ve ülkenin kuzeydoğu köşesinde, Horasan olarak bilinen dağlık bölgede kurulmuştur.

Bu şehrin en büyük özelliği, büyüklüğü yanında şehrin kutsal sayılan bir şehir olmasıdır. Çünkü burada İmam Rıza nın türbesi var. MS. 820 yılına kadar önemsiz bir yer olarak gelen yerleşim yeri, bu tarihte Şiilerin 8’nci imamı burada suikast sonucu öldürülünce, Meşhed yani şehitler mertebesi ismini alır.

Takip eden süreçte, 1400’lü yıllara doğru Moğollar buraya gelir ve şehri yakıp yıkarlar. Ardından, çevreden buraya gelen insanlar, türbenin çevresinde yerleşmeye başlarlar.

Meşhed, İmam Rızanın türbesi, 9. Yüzyılda yapılmıştır. Afganistan sınırına yakın, doğu İran da bulunan şehir, dini turistler için popüler bir yerdir. Her yıl, şehrin 12 milyon kişi tarafından ziyaret edildiği söyleniyor.

İmam Rıza, Şii İslam inancında 8 nci imamdır. Türbesi, dünyanın en büyük camisidir.

Mashdad Firdevs in mezarına, Şehname arkasında İran şair, ulusal epik ev sahipliği yapmaktadır.

Humeyni devriminden sonra, Meşhed bölgesine yerleşmek isteyen 2 ve 3 çocuklu İranlı ailelere ev yapmaları için devlet tarafından ücretsiz yer tahsis edildiği söyleniyor. Böylece bölgenin nüfusu hızlı bir şekilde artmış ve günümüzde burada 2.5 milyon insanın yaşadığı söyleniyor.

Şehir iklimi genellikle ılımındır, sadece sert geçen kışlar, burayı ziyaret için tercih edilmemelidir. Özellikle sonbaharda ziyaret edilmesi önerilir.

iran.meşhed.genel.en başa bunu koyalım.

Ulaşım

Meşhed uluslar arası havaalanı ile İstanbul arasında direkt bağlantı vardır.

Karayolu düşünürseniz: Tahran 900 km uzaklıktadır. Tren düşünürseniz, Tahran Meşhed arasındaki tren yolculuğu 10-14 saat arasında sürmektedir.

iran.meşhed.genel.1

 

Alışveriş

Şehirde para değişimi sokaklarda ve genellikle alışveriş alanlarının çevresinde yapılıyor. Birçok mağazada Amerikan Doları, İngiliz Sterlini ve Euro ve hatta Hint Rupisi değişimi rahatlıkla yapılabiliyor. Ancak kredi kartı, banka kartı kesinlikle kabul edilmiyor.

Şehirden almanızı önereceklerim şunlardır: kuru meyveler, tuzlu fındık, safran, akik gibi değerli taşlardan oluşan takı ve kolyeler, turkuaz, yakut ve zümrüt, 18 ayar altın takı (İran altınları kırmızı renklidir), parfüm, dini hediyelik eşya, eşarplar ve gümüş takılar, halı ve kilimler satın alabilirsiniz. Çünkü Meşhed, halı dokuma endüstrisinin önemli bir merkezidir. Meşhed halıları, genellikle parlak ve akıllıca işlenen renkler nedeniyle, bir odaya hayat veren renkleri taşır. Onların renk şemaları, genellikle kırmızı ya da mavi tonlardadır. En iyi yünlerle üretilirler. Düğüm sayısı değişir ve halı kalitesini ortaya koyar. Fiyatlarına gelince, Meşhed halılarının metre karesi genellikle 3-15 dolar arasında değişir.

Baharat olarak belirttiğim safran: dünyanın en pahalı baharatlarındandır. Safran elde etmek için, 70-250.000 arasında çiçek kurutmak gerekir. Ayrıca çiçeklerin tam olarak sonbaharda açması ve toplanması gerekir. Ancak renk ve aroma vermesi için çok küçük bir miktar yeterlidir. Fazlası yiyecekleri acı yapar. Safran: ilaç, parfümler ve boya maddesi olarak antik Mısır ve Roma döneminde çok kullanılmıştır. 7’nci yüzyılda Çin’e ulaşmıştır. Ortaçağda ise Avrupa’da yayılmıştır.

Son bir not, şehirden kurutulmuş küçük kırmızı üzümler satın alabilirsiniz, bunları pilav üstüne koyarak tüketiyorlar.

 

Ne Yenir

Şehirde meşhur İran tatlıları olan “Gez” ve “Sohaan” mutlaka denemenizi öneririm. Ayrıca şehirde chello kebabı (pilav ve kızarmış köfteden oluşur) ve Chello Murgh (pirinç ve tavuktan oluşmaktadır) deneyebilirsiniz. Şehrin birçok pastanesinde, İran’a özgü taze pişmiş ekmekler bulunur. Popüler içecek olarak: şekerli siyah çay tercih etmelisiniz. Özellikle Hezardestan Geleneksel Çayevi İran ülkesinin en ünlü çay evlerinden birisidir. Burada arka planda canlı müzik çalar. Mekan İran antikaları ve kilimleri ile döşenmiştir.

Son bir not: İmam Rıza türbesinde bazen sofra düzenleniyor. Sade bir sofra olmasına rağmen yiyeceklerin lezzeti dikkat çekiyor. Ama en önemlisi, lavaş ekmekle birlikte yenen pilav ve etli mercimek yanında, özellikle Hindistan ve dünyanın diğer yörelerinden gelen Şiilerin, ekmek parçalarını ve biraz pilavı bir poşete doldurmalarıdır. Söylenenlere göre, bulundukları yerlerde hastalara şifa vermesi için böyle yapıyorlarmış. Ayrıca yine çıkış kapısında bekleyen kadınlar, sofradaki ekmek parçalarından kendilerine verilmesi için yalvarıyorlar.

iran.meşhed.genel.başa koyalım harita

GEZİLECEK YERLER

iran.meşhed.imam rıza mezarı.2   iran.meşhed.imam rıza mezarı.en başa koyalım   iran.meşhed.imam rıza mezarlığı.3   iran.meşhed.imam rıza mezarı.1

 

İmam Rıza Türbesi-İmam Reza Holy Shrine-Estan-ı Gods-Astan Kuds

Şehir, İmam Rıza türbesinin çevresine inşa edilmiştir ve kutsal türbenin çevresindeki kutsal alanlar “Bast” olarak bilinir. Bast: diktatörlerin zülmunden kaçanların ve zülüm altındaki insanlar için iyi bir sığınaktır. Dünyanın birçok ülkesinden her yıl yaklaşık 15 milyon insan burayı ziyaret ediyormuş. Çünkü İmam Rıza’nın türbesini ziyaret edenlere “Meşhedi” ünvanı veriliyormuş.

Şehirde bütün yollar bu türbenin bulunduğu yere bağlanıyor.

İmam Rıza Türbesi, Estanı Gods Rezavi Külliyesi denen bir yerdedir. Bu külliye içinde türbe ile birlikte iki müze, bir kütüphane, bir üniversite, cami ve medreseler bulunuyor.

Önce kısaca Hz Muhammed’in torunu, Hz Hüseyin’in torunu İmam Rıza’dan söz etmek istiyorum. Şiilerce kutsal sayılan 12 imamın 8’nci olan İmam Rıza, bu şehirde yaşamış ve yine burada 203 yılında Halife Me’mun tarafından zehirli üzüm yedirilerek öldürülmüştür. Üzüm yedikten sonra zehirlenerek öldüğü için, Shiraz şehrinde üretilen dünyaca meşhur üzümlerin üretimi uzun süre durmuştur. Çok sonraları üzüm üretimi yeniden başlamıştır. (Shiraz şehri yazısında bu konudan söz ettim) İmam Rıza’nın Halife El Me’mun emriyle zehirlendiği düşünülmektedir.

İmamın türbesi dünyada Şiiler için kutsal bir yer olarak kabul edilir. El Me’mun, babası Harun Reşit’i de Meşhed şehrine getirtmiş ve vefat ettiğinde buraya defnettirmiştir. İmam Rıza vefat ettiğinde, Harun Reşit’in mezarının yanına defnedilmiştir. Günümüzde Şiiler kendisine kızsa da İmam Rıza türbesi, ilk olarak Emevi Sultanı El Me’mun tarafından yaptırılmıştır. 993 yılında Gazneli hükümdarı tarafından türbe yıkılmış ama 1009 yılında oğlu Gazneli Mahmut tarafından tamir edilerek genişletilmiştir.

Efsaneye göre: türbenin yapımı sırasında tuğla lazım olur. Ancak çalışanlar havanın çok sıcak olması nedeniyle tuğla yapımına ilgi göstermezler. Bunun üzerine, Şah Abbas, çamura altın sikkeler atar ve çalışanlar bunun üzerine, bu altın sikkeleri bulmak için çamuru o kadar iyi yoğururlar ki, çok sağlam tuğlalar elde edilir.

İmam Rıza türbesi, iki altın minaresiyle birlikte özel olarak inşa edilmiştir. Mineraler, kubbenin iki tarafında kubbeye yakındır. Ancak iki minare, birbirlerine uzak yapılmıştır. İmam Rıza caddesinden Haram bölgesine girildiğinde minareler ve kubbe görülebilir. Zaten bu durum bilerek yapılmıştır. Meydana yakın minare Şah Tahmasb Safavi tarafından yaptırılmıştır ve 40.5 metre yüksekliktedir. Diğer minare, Nadir Şah zamanında yaptırılmıştır. Altın kubbenin yüksekliği 31.20 metredir. Büyük bir yazıt, Ali Rıza Abbasi tarafından yuvarlak yazılmıştır. Kubbe aynı zamanda Meşhed şehrinin sembolüdür. Duvarlar 20 cm kadar mermerle, 92 cm kadar Sultan Sanjari fayansı olarak bilinen pahalı fayansla kaplıdır. Fayans üzerine, ayetler oyulmuştur. Ayrıca Safevi döneminin ünlü calligraphisti tarafından, 80 cm genişliğinde Kur-anı Kerim Suresi yazılıdır.

Kapıdaki görevliler içeri çanta almıyorlar. Üst araması yapılıyor, içeriye kesinlikle fotoğraf makinası, cep telefonu ve herhangi bir çanta sokulması kesinlikle yasaktır. Çantayı, fotoğraf makinası ve cep telefonlarınızı kilitli emanet dolaplarına bırakıp fiş alıyorsunuz. Giriş ücreti, 5000 riyal.

İçeride fotoğraf çekilmesi kesinlikle yasak. Ancak cep telefonu ile fotoğraf çekenleri görmek mümkün. İçerisi çok kalabalık. Çok büyük bir kompleks, çok güzel yapılmış ve süslenmiş. Bayanlar girişte “çador” denilen bir tür çarşaf giymek zorundalar. Yani İran’ın diğer bölgelerinde baş kapatılıp bir miktar saç görülmesine bir şey denmemesine rağmen burada tamamen kapanılmasını istiyorlar. Zaten kadın ve erkeklerin girişleri ayrı kapılardan yapılıyor.

Ara sıra 5-6 kişinin koşar halde ve tekbir sesleriyle, bir tabutu sırtlarında içeri götürüp tekrar yine koşar halde dışarı çıkardıkları görülüyor. Tabutun kapağı yok, cenazenin üstünde sadece bir örtü var.

Türbeyi ziyaret etmek isterseniz, mutlaka başınızı kapatmanız gerekiyor. Türbe içindeki kadın görevliler, başı açılmış olanları ikaz ediyorlar. Kadınlar ve erkekler ayrı kapılardan giriyorlar. İçeri girildiğinde ağlayanlar, feryat edenler göreceksiniz.

Türbenin içi tamamen kristallerle işlenmiş, dışı ise çini motiflerle süslenmiştir. Kubbe altın kaplamadır.

Muhteşem ve parıldayan altın kubbesi, altın parmaklıklarla çevrilmiş mezar alanında, ziyaretçiler ikişer sıra halinde dönerek dua ediyorlar. İran dışından, Hintli, Iraklı, Suriyeli, Pakistanlı Şiilerde burayı ziyarete geliyorlar.

Burada, ziyaretçiler taşlara ellerini, yüzlerini sürüyorlar ve şifalı olduğuna inandıkları suyu içiyorlar. Ayrıca pırıl pırıl ve mermer avlularda yerlere halılar serilmiş ve insanlar bunların üzerine oturarak dua ediyorlar. Belirli yerlere herkesin alabileceği dua taşları konulmuş. Taşlar, kare veya yuvarlak, üzerlerinde cami resimleri, kabartma yazılar var. Burayı ziyaret edenler, bu dua taşlarını alıyorlar, secdede, alnı bu taşa değdirmek gerekiyormuş.

 

Kütüphane

Külliye içindeki kütüphane, İran’ın en büyük ikinci kütüphanesidir. (milli kütüphaneden sonra) Özellikle burada yazma eserlerin çok olduğu söyleniyor. İmam Zeynülabidin’den kalma Kur’anı Kerim varmış.

iran.meşhed.halı müzesi.1

 

Halı Müzesi

Kompleksin içindeki bu müzede, gerçekten olağanüstü desenli halılar görebilirsiniz. Özellikle kabartma desenler, kutsal bina desenleri, renkler ve dokumalar muhteşemdir.

 

Nqqareh Khaneh-Davul Yeri

860 yılında İmam Rıza’nın şehirde bulunduğu yani Meşhed’e geldiği, davul çalınarak bildirilmiştir. O zamandan beri, bu uygulama, yas dönemi dışında gündoğumu ve günbatımından hemen önce yapılmaktadır.

 

Çarşı-e-Reza

İmam Rıza türmesinin yanındaki bu alışveriş mekanı, özellikle tekstil ve kumaş pazarı olarak tanınır. Çarşı 800 metre uzunluğunda ve 30 metre genişliğindedir. Şehirdeki ana alışveriş merkezlerinden birisidir. Horasandaki bütün el sanatları burada temsil edilmektedir. Bunlar kürk pelerin, turkuaz ve altın yüzük, parfüm, safran, tespih gibi yerel hediyelik eşyalardır.

iran.meşhed.khaje rabi mozolesi

Khajeh Rabi Mozolesi

Khajeh Rabi ile ilgili çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Bazı kaynaklar: Hz Muhammed’in arkadaşlarından biri olarak tanıtır. Bazı kaynaklar ise, İmam Rıza’nın kölesi ya da sekreteri veya refakatçisi olarak tanıtırlar.

Onun türbesi, Meşhed şehrinin turistik yerlerinden biridir. Türbede çınar ağaçları, ünlü Safevi hattat Reza Abbasinin yazıtları ile süslü büyük kubbe göze çarpar. Zarif, sekizgen türbe binası, uzun bir sokağın sonundadır. Meşhed sakinleri ve çevredeki kasaba ve köylerden gelenler burayı ziyaret ederler.

 

Park-ı Millet-Millet Parkı

Kuh-ı Sezgin’in hemen yanındadır. Kuh-ı Sezgin taşlı dağ demektir. Park aslında yüksekçe bir tepededir. Zirvesine çıkana kadar basamaklar oyulmuştur. Tepeye tırmandığınızda, 7 tane mezar göreceksiniz. Bunlar İran-Irak savaşında şehit düşmüş meçhul askerlere (gumnam) aittir. Kim oldukları bilinmiyor ve yazmıyor. Buradan Meşhed şehrinin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz. Tam ortasında, İmam Rıza’nın makamı altın kaplamalı kubbesiyle parlar görülür. Şehir düzlük boyunca uzayıp gidiyor. Şehirdeki hiçbir yapı, İmam Rıza’nın türbesinden daha görkemli yapılmamıştır.

iran.meşhed.goharhad camili.1

Gowharshad Camisi

Türbenin hemen güneyindedir.

Cami, İran’ın en tanınmış camilerinden biridir. Gowharshad hatun, Timur’un büyük oğlu Shahrokh Mirzanın sanata çok düşkün olana eşidir. Cami, onun tarafından 1405-1418 yılları arasında yaptırılmıştır.

İslam tarihinin en önemli kadınlarından birisidir. Onun başkenti Herat olmasına rağmen, Meşhed şehrindeki bu cami, onun dehasının en iyi korunmuş kanıtıdır.

İki güzel minarenin yükseklikleri 40 metredir. Zamanın en iyi hattatları tarafından yazılı kitabe, sundurmanın solundadır. Ceviz ağacından yapılmış sundurma, herhangi bir çivi ve demir kullanmadan 1243 yılında inşa edilmiştir. Camide ayrıca 34 bin civarında kitap olan bir kütüphane vardır.

 

Merkez Müzesi-Muze ye Markazi-Astaane Kudüs Müzesi

Şehrin en büyük müzesidir ve 3 katlıdır. Giriş katında: bir yüzü altın, bir yüzü gümüş kaplama işlenmiş kapı görülür. Kapının hemen yanında, yüzlerce küçük inci ile işlenmiş ve 18’nci yüzyıldan kaldığı söylenen seccade ilgi çekiyor. Müzenin ilk katında, büyük minyatür sanatçısı Mahkud’un önemli eserlerinin orjinallerini görmek mümkündür. Ayrıca Ali Rıza Abbasi tarafından yazılmış bazı yazıtlar, değerli nesneler arasında yer almaktadır. Müzenin en değerli eseri: 516 yılında kufi kabartma olarak yazıtı yazılmış İmam’ın ilk mezar taşıdır.

iran.meşhed.kuranı kerim müzesi.1

Kur’an Müzesi

Astaane müzesi çevresindedir. Burada kutsal imamlar ve bazı yaldızlı el yazmaları, Glorious Kuran’ı değerli el yazmaları olarak muhafaza edilmektedir. En değerli eseri: 1’nci yüzyıla ait, geyik derisi üzerine yazılı kufi komut ve  1364 yılında kutsal imamlara atfedilen en eski el yazmasıdır.

iran.meşhed.pul müzesi.1

Pullar Müzesi

Müze 1368 yılında Astaane Quds tarafından açılmıştır. Müzede İran’a ait 50.000 pul ve Kaçar döneminden ve ayrıca 18 yabancı ülkeden pullar sergilenmektedir.

 

 

Halı Müzesi

Müze 1998 yılında açılmıştır. Burada Kaçar döneminin örgü ve iğne çalışmaları ile  perdeleri vardır.

Müzenin en değerli eseri “Yedi Sevgili Şehrin Halısı” isimli halıdır. Bu halının işlenmesinde 10 bin kişinin çalıştığı ve halının 14 yılda tamamlandığı söyleniyor. Halıda 30 milyon düğüm bulunuyormuş.

iran.meşhed.nadir şah mezarı.1   iran.meşhed.nadir şah mezarı.2   iran.meşhed.nadir şah mezarı.3   iran.meşhed.nadir şah mezarı.4   iran.meşhed.nadir şah mezarı.5   iran.meşhed.nadir şah mezarı.6

Nadir Şah-Aramgah-ı Nadir

1747 yılında ölen Nadir Şah’ın mezarı ve müzesi, şehir merkezinde güzel bir bahçe içindedir. İmam Rıza türbesine yaklaşık 800 metre uzaklıktadır. Giriş ücretlidir.

Nadir Şah, Afşar hanedanının kurucusudur. Sert ve acımasız tutumu ile tanınır. Modern literatürde İskender, Timur ve Napolyon ile mukayese edilir. Köklü bir devlet geleneğinden gelmemişse de askeri dehası ve sert disipliniyle başarı kazanmıştır. Ancak askeri başarıları kalıcı olmamıştır.

Mezarı, İmam Rıza Türbesinin, kuzeyindedir. Nadir Şah, İran tarihinde önemli bir kişidir. 18’nci yüzyılda, Kafkas dağlarının kuzeyinden, Hindistan’a kadar uzanan bir imparatorluk yaratmıştır.

Kendisi ulusal bağımsızlık, İran’ın toprak bütünlüğünün sağlanmasında önemli gayretleri görülmesine rağmen, siyasi kargaşa ve kıskançlık nedeniyle 1747 yılında muhafız birliği komutanı tarafından öldürülmüştür.

Yaşarken, İmam Rıza Türbesini yaptırmıştır.

Türbenin önündeki bronz Nadir Şah heykeli, Abolhasan Sedighi eseridir. 1959 yılında tamamlanmıştır, at sırtındaki bir atlı komutan görüntüsündeki heykelde Nadir Şah büyük bir balta taşımaktadır, heykel 5 metre yüksekliğinde ve 14 bin ton ağırlığındadır. Heykeltraş Sedighi, Bruni adında bir İtalyan heykeltıraş tarafından yetiştirilmiş ve İtalya’da yerleşiktir.

Burada bir de müze bulunmaktadır. Müzede: çoğunlukla Nadir Şah zamanında yani 1700 yıllarında kullanılan antika  silah, kılıç ve diğer askeri silahlar görülmektedir. Mezarın batısında küçük bir kütüphane vardır.

 

ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

 

Hacı Rabi Mezarı

Şiilerin 12 imamından 1’nci imam olarak tanınır. Mezarı, şehrin 4 km kuzeybatısındadır. Mezar Şah tarafından yaptırılmıştır. İran-Irak savaşında ölen binlerce İranlının mezarı da bu bölgededir.

iran.meşhed.... mezarları.1

 

Nişabur-Neishabur

Meşhed şehir merkezine yaklaşık 124 km uzaklıktadır. Otobüs yolculuğu yaklaşık 2.5 saat sürer. Otobüs bileti 10 bin riyal yani 1 dolardır. Terminalden Ömer Hayyam türbesi taksiyle 20 bin riyal, yani 2 dolardır.

Tahran’a ise 750 km uzaklıktadır. Otobüs yolculuğu 11-12 saat sürer.

İpek yolu üzerinde bulunan Nişabur şehri, tarih boyunca Horasan yöresinin kültür ve ticaret merkezi olmuştur. Özellikle Sasani döneminde altın devrini yaşayan şehir, Horasan bölgesinin Araplar tarafından fethinin ardından önemini yitirir. Safeviler döneminde yine önemi artar ve Selçuklu Sultanlarının ikametgahı olur. Selçukluların eski başkentidir. 1220 yılındaki Moğol saldırıları ve 1280 yılındaki büyük deprem sonrasında şehrin büyük kısmı yıkılarak harap olmuştur. Günümüzde bağlı ve bahçelik geniş bir ova üzerinde kurulu olmasıyla dikkati çeken orta büyüklükte bir İran şehridir.

Şehir: dünya edebiyatının iki büyük ustası Ömer Hayyam ve Feridüddin Attar ve meşhur ressamlardan Muhammed Gaffari’nin doğduğu yer olarak bilinir.

Ayrıca yine Mevlana’nın çocukluk hocası ve Mevlana’ya ilk ışığı gösteren Attar’da bu şehirdendir. Kendisi “Kuşların dili” denilen “Mantik-u Tayr” isimli eseriyle tanınır.

Burada Ömer Hayyam ve Mevlana’nın hocası Feridüddin Attar’ın mezarları vardır.

Son bir not, Nişabur şehri firuze taşlarıyla ünlüdür. Firuze dağından çıkarılan bu taşlar çok değerlidir. Firuzenin barışı, huzuru temsil ettiğine, baş ağrısı ve sinir rahatsızlıklarına iyi geldiğine inanılıyor.

Nişabur şehrinin çarşı ve pazarlarında firuze taşlarından yapılmış süs eşyaları ve takılar yapılmakta ve satışa sunulmaktadır. Hediyelik eşya satan yerlerde, özellikle turkuaz taşlar ilgi çekiyor. Çok güzeller, ancak çok pahalılar. 2 cm büyüklüğündeki çok güzel bir turkuaz taş, 350 dolar civarında. Kibrit çöpünün biraz daha büyüğü şeklinde, bir ağacın ucuna yerleştirilmiş olanların fiyatı 5 dolar.

 

Gezilecek yerler

Füsencan köyü

Meşhed-Nişabur arasındaki bu köy, Nişabur şehrine 20 km uzaklıktadır ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin doğduğu yerdir. Hacı Bektaş-ı Veli, 1209 yılında burada doğmuştur.

 

Kervansaray

Şehir merkezinde Ömer Hayyam meydanındadır.

Yaklaşık 450 yıllık olduğu söylenen yapıda özellikle girişteki otantik çay evine mutlaka uğramanızı öneririm. Moğol istilası, Timur saldırısı ve deprem afetinden korunmuş olarak günümüze kadar gelen Şah Abbas döneminden kalmadır. Nişabur şehrinin tarihi kimliğine, bu kervansaray şahitlik ediyor.

iran.nişabur.ömer hayyam.1   iran.nişabur.ömer hayyam.2

Aramgah Ömer Hayyam

Meşhur şair ve yazar Ömer Hayyam bu şehirde yaşamıştır. Hayyam kelimesi “çadırcı” anlamına gelmektedir çünkü Ömer Hayyam’ın babası çadırcılık yapmıştır. Ömer Hayyam günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimini hazırlamıştır. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Şairliği yanında dünyayı anlamaya meraklı bir matematikçi, astronom, filozofdur.

Geniş bir bulvardan geçerek Ömer Hayyam’ın mezarına ulaşılır. Ömer Hayyam’ın anıt mezarının çevresindeki bahçe gerçekten muhteşemdir. İranlı yöneticiler, gerçekten Ömer Hayyam’a yakışır mezar yaptırmışlardır. Mezarın kubbesi ve mimari stili, her an uzaya gidebilecekmiş gibi bir füzeyi veya rasathane kulesini andırmaktadır. Mozaik çini olarak yapılan anıt mezar bir anlamda ters dönmüş bir kadehe benzer. Bu şeklin, onun hayat dolu ve neşeli kimliğini ifade ettiği söyleniyor. Bu kadehin altındaki granit mozole, çevresinde yarım daire şeklinde semboller bulunuyor. Bu semboller ise, onun uzaya ilgisini ifade ediyormuş. Ömer Hayyam’ın şiirlerinin bulunduğu duvar tabloları buraya ayrı bir hava katmıştır.

Türbenin bulunduğu bahçe içindeki bir başka binada ise müze bulunmaktadır. Müzede Ömer Hayyam’ın hayatı, eserleri ve hizmetlerini anlatan resimler, kitaplar ve batılı bilim adamlarının Ömer Hayyam’la ilgili araştırmaları yer almaktadır. Mezarın yüksekliği yaklaşık 10 metredir.

 

İmamzade Mahruk Türbesi

Hayyam’ın anıt mezarının hemen karşısındadır. İmamzade Mahruk, Peygamberimiz Hazreti Muhammed soyundan gelmektedir ve yakılarak şehit edilmiştir. Türbe turkuaz renkli çinilerin güzelliği ile önem kazanmakta olup 10’ncu yüzyılda yapılmıştır.

 

Kademgah köyü

Meşhed-Nişabur karayolunda, Meşhed şehrine 25 km uzaklıktaki bu köyün özelliği: 12 ehlibeyt imamından 8’ncisi olan İmam Rıza’nın bu köye uğrayarak konaklamış olmasıdır. Köy bu yüzden, birçok ziyaretçi çekmektedir. Güzel ve geniş bir bahçede, İmam Rıza’nın konakladığı yer bulunuyor. Aynı zamanda, İmam Rıza’nın ayakizinin olduğuna inanılan siyah bir taş vardır. Burada İmam Rıza’nın elini yere sürüp su çıkardığı ve içtiği pınar vardır, ziyaretçiler buraya da uğruyorlar. Hatta yanlarında getirdikleri bidonları doldurup, bu su ile abdest alıyorlar ve pınarın suyunu içiyorlar.

 

Ferüdittin Attar Türbesi

Attar bir şair olarak öne çıkmaktadır. Hayyam’ın çağdaşıdır. Ama aynı zamanda Mevlana’nın hocasıdır.

Rivayete göre: Attar, çocukluğunda babasının yanında ilaç, esans, parfüm satıp medrese eğitimi alırken, başından geçen bir olay tüm yaşantısını değiştirmiştir. Bir gün, bir derviş Attar’ın da çalıştığı dükkanın önünden geçerken içeri bakıp iç çeker. Attar, dervişe bunun sebebini sorar. Derviş “Yüküm hafif, hırkamdan başka bir şeyim yok. Dünya pazarından kolayca geçerim. Sen bu yükle ne yaparsın” der. Geçip gitmenin anlamı sorulduğunda ise, hırkasını çıkarıp başının altına koyar, orada son nefesini verir. İşte bu olaydan sonra Attar, kendini tanrıya ulaşmaya adar. Servetini dağıtır ve arayışını kuşların Kaf Dağına yolculuğunu anlattığı Mantıkut Tayr yani Kuşların Dilinde ölümsüzleştirir ve bu eseri ile gerek doğu ve gerekse batıda birçok yazarı etkiler.

Mevlana, babası ile birlikte 10 yaşında onun kapısını çalar ve Mevlana’nın yeteneğini ilk olarak o keşfeder. Mevlana, hocasının kendisine ithaf ettiği Esrarname’yi hayatı boyunca hiç yanından ayırmaz.

Uzun yıllar yaşamış olan Attar, Mısır, Irak, Şam, Mekke, Medine, Hindistan ve Türkmenistan gibi yerleri gezerek ilim ve irfan dağıtmış daha sonra yine doğduğu yer olan Nişabur şehrine dönmüştür. 1221 yılında Moğol istilası sırasında bir Moğal askeri tarafından şehit edilmiştir. Şehit edildiği yere gömülmüş ve buraya türbesi yaptırılmıştır.

Bakımlı ve güzel türbenin bulunduğu mekan, bir bahçe içinde, birkaç basamak merdivenle inilerek girilen yerdedir. Yani türbenin bulunduğu yerde bile tasavvuf ve mütevazilik hakimdir. Mezarın başındaki taş ve üzerindeki yapıtlar, görülmeye değer güzelliktedir.

Türbenin bulunduğu bahçede, girişte hemen sağda, meşhur İranlı şairlerden Muhammet Gaffari mezarı da bulunuyor. Gaffari, 1845 yılında Kaşan’a bağlı bir köyde doğmuştur. Dönemin ünlü ressamlarından olan amcası ile birlikte Tahran şehrine gidip medrese eğitimi görmüştür. Kısa sürede yeteneği Şah Nasuriddin Kaçar tarafından fark edilmiş ve eserlerinden her biri için saray tarafından para ile ödüllendirilmiştir. Bir süre sonra ise Avrupa’ya gitmiş, dönüşte Irak’a yerleşmiş ve 1940 yılında, 95 yaşında ölmüştür. Özellikle “Uyuyan Arap” ve “Kerbela Meydanı” gibi tabloları meşhurdur.

 

Ömer Hayyam Rasathanesi-Aflak Namaye

Burası Ömer Hayyam’ın temsili rasathanesidir. Gözalıcı çini ve süslemeleri, yapının güzelliğini ortaya koyuyor. Burası Ömer Hayyam mezarına yakın yapılmıştır.

 

iran.tus.firdevs.

Tus-Tous

Meşhed şehir merkezine 25 km uzaklıktadır.

Şehir 1220-1250 yılları arasındaki Moğol istilaları sırasında tamamen tahrip edilmiştir. Şehirde günümüze sadece Firdevs’in mezarı ve Emeviler  döneminden kalma birkaç tarihi eser kalıntısı kalmıştır.

Şehrin en büyük özelliği: ünlü ilahiyatçı, hukukçu ve felsefesi Gazali ile şair Firdevsi’nin mezarlarının burada bulunmasıdır. Şehrin diğer sakinleri ise Selçuklu veziri Nizamülmülk ve İslam alimi Ebu Cafer Tusi’dir.

 

Fermesi Köyü

Meşhed-Tus şehri arasındaki karayolunda Fermes köyü denen bir yer vardır. Burası Ebu Ali Farmedi türbesiyle ünlüdür. Farmedi: (1016-1094) Gazali’nin hocasıdır. Köy, toprak damlı evleri, bağları, bahçeleri ve küçük dükkanlarıyla tam bir Anadolu kasabası görünümündedir. Farmedi’nin mezarını ziyaret ederseniz, özellikle mezar taşlarının dik değil, mezarın üstüne yatay konulmuş olduğu dikkatinizi çekecektir.

iran.meşhed.firdevs mezarı.0   iran.meşhed.firdevs mezarı.1

Firdevs Mezarı

Firdevs: Şahname isimli büyük eserin yazarı ve dünya edebiyatında önemli bir isimdir ve Abul Quasem Firdevsi 411 yılında ölmüştür. Kendisi, Samaniler ve Gazneliler döneminde İran edebiyatının önde gelen şairlerindendir. Bu yüzden İran yönetimi Firdevsi’ye çok önem veriyormuş. Çünkü o olmasaydı İranlıların Farsçayı bırakıp Arapça konuşmaya başlayacaklarını belirtiyorlar. Şahname ile Firdevsi, İranlılara Farsçayı sevdirmiştir.

Firdevs tarafından yazılan Shahnameh veya Kings Destanı,  dünyanın edebiyat klasiklerinden biridir. İran’ın milli destanı kabul edilmektedir. Firdevsi: 60 bin beyitlik Şehnamesinde, Hz Adem’den başlayarak İran tarihini anlatır ve Şahname’yi 1010 yılında Gazneli Mahmut’a sunar. Şahname, Firdevs tarafından 35 yılda tamamlanmıştır. Anlatılanlara göre, Gazneli Mahmut, Sasanileri yenerek Tus şehrini ele geçirdiğinde, Firdevs’in ününü duyar ve Şahname’nin her beyiti için kendisine bir altın vereceğini söyler. Ancak Firdevs, Gazneli Mahmut’un huzuruna çıktığında, İranlılarla Türklerin savaşlarını anlatan beyitler okur ve bunun üzerine Gazneli Mahmut kızar, ancak sevilen bir kişiyi öldürtmek istemez, altın yerine kendisine 60 bin gümüş sikke verir. Bunun üzerine Firdevs, bir daha geri dönmemek üzere Tus şehrini terk eder. Şahname, günümüzde hala İran’da okunan bir eserdir.

 

Evliya Çelebi, Şahnamenin Osmanlı ülkesinde kahvehanelerde meddahlar tarafından ezbere okunduğunu yazar.

Burada antik Pers kahramanlarının hikayeleri anlatılır. Kendisi bu şahaseri bitirmek için 30 yıl çalışmıştır. Bu çalışmanın önemli bir özelliği de Arapça bilim ve edebiyatın ana dili olarak bilinen o dönemde, Firdevs’in Farsça kullanmış olmasıdır.

Mezar anıt, şehir dışında, Nişabur yönünde şehir merkezine 24 km uzaklıkta geniş bir mesire alanındadır. Giriş ücretlidir. Burayı faytonlarla gezmek mümkündür.

Mezar anıtı, 1968 yılında tamamlanmıştır. Firdevsi’nin beyaz mermerden heykeli dikkat çekiyor. Ayrıca kitaplarda Zaloğlu Rüstem olarak adı geçen kahramanın heykelleri de görülüyor.

Anıtın batı kısmında bir müze vardır. Müzede, 73 kilo ağırlığındaki el yazması Şahname görülebilir. Ayrıca duvarlarda kitaptan yapılan canlandırmalar görülebilir. Yani burası bir türbe olması yanında bir müzeye dönüştürülmüştür. Duvarlardaki gravürlere bakarken, Şahname’den beyitler akla gelir.

 

Haruniye Medresesi

Firdevsi abidesinden yaklaşık 750-800 metre uzaklıktadır. Kubbeli bu büyük yapı, Haruniye Medresesi olarak bilinir ve Harun Reşit döneminden kaldığı ve zindan olarak kullanıldığı söylenmektedir. Buranın da girişi ücretlidir.

 

İmam Gazali Türbesi

Selçuklu döneminde yaşayan ve sadece Horasan değil, bütün doğa ve batıya etkilemiş bir alim olarak önem kazanmaktadır. Ömrünü İlim ve İslam hizmetlerine adamış bu kişi, 55 yıllık hayatında 450 kitap yazmış ve yine bu şehirde ölmüştür.

Günümüzde, şehirde İmam Gazali’den pek bir şey kalmamıştır. Öte yandan, mezarla ilgili hiçbir şey yapılmadığı, mezarın ilk bulunduğu gün gibi bırakıldığı görülüyor. Yol kenarında, üstü çinkolarla kaplanmış, çevresi tellerle çevrilmiştir. Bu durumu, İmam Gazali’nin Sünni olduğu ve bu yüzden İran yönetimi tarafından gözardı edildiği şeklinde iddialar öne sürülüyor.

Konya

44.813 kişi okudu!


İnsanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük’ü bağrında barındıran Konya, tarihi akışı içinde, birçok medeniyetin izlerini taşımaktadır.


ULAŞIM:
Ankara-Konya arası uzaklık: 258 km. İstanbul-Konya arası uzaklık: 668 km. İzmir-Konya arası uzaklık: 550 km. Antalya-Konya arası uzaklık: 323 km. Adana-Konya arası uzaklık: 356 km. Mersin-Konya arası uzaklık: 348 km.dir.

23 Ağustos 2011 tarihinde, Konya-Ankara arasında, hızlı tren seferleri başladı. Özellikle: tren seferlerinin 23 Ağustos ile 4 Eylül 2011 tarihleri arasında ücretsiz olması, büyük bir jest. Daha sonraki  tarihlerde, hızlı tren ücretinin: 25-45 TL. arasında olacağı söyleniyor. Kesinlikle: daha önce, benim gibi, Ankara-Eskişehir hattında hızlı tren kullanan biri için, Ankara-Konya arasında hızlı tren seferlerinin başlatılmış olması, inanın muhteşem bir olay. Bu yüzden, sanırım Konya ilinin turizm potansiyeli zamanla artacak. Özellikle: Ankara insanının, Konyayı tanıması, sık sık Konya şehrine gitmesi sağlanacak.  Bence, gerek ulaşım ve gerekse turizm açısından, büyük bir hamle. Mutlaka 1 gün zaman ayırın ve Konyaya gidin, Konya gerçekten turizm açısından, yani gezilip-görülmesi gereken yerler açısından çok zengin.

Şehir merkezinden 15 km. uzaklıktaki otogardan şehir merkezine: dolmuş, otobüs, tramvay ve taksi ile ulaşmak mümkündür. Ama özellikle, tranvay kullanmanızı öneriyorum.

Konya’ya havayolu ile de ulaşmak mümkün. Her gün karşılıklı olarak: İstanbul-Konya-İstanbul seferleri yapılmaktadır. Şehir merkezinden havaalanına, THY servisleri ve taksi ile ulaşabilirsiniz.


GENEL:

KONUMU: İlin topraklarının büyük bölümü, İç Anadolu’nun yüksek düzlükleri üzerine rastlar. Güney ve güneybatı bölümleri, Akdeniz bölgesine dahildir. Nüfus yoğunluğu bakımından: Türkiye’nin beşinci büyük ilidir. Yüzölçümü bakımından değerlendirildiğinde ise: Türkiye’nin en büyük yüzölçümüne sahip olan ilidir. İl sınırları içinde: Türkiye’nin en büyük: aliminyum (boksit) ve magnezit yatakları bulunmaktadır. Rakım ortalama: 1011 metredir.

İPEK YOLU: Konya, tarihi İpek Yolu’nun en önemli ticaret ve konaklama merkezlerinden biri olmuştur.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ: Konya Selçuk Üniversitesi 1975 yılında kurularak faaliyete geçmiştir. Bugün, Selçuk Üniversitesi bünyesinde: 16 Fakülte, 1 Devlet Konservatuvarı, 1 Yabancı Diller Yüksekokulu, 2 Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu, 3 Sağlık Yüksekokulu, 25 Meslek Yüksekokulu, 4 Enstitü, 13 Araştırma ve Uygulama Merkezi ve 60.000 i bulan öğrenci sayısı ile, ülkemiz üniversiteleri arasında yer almaktadır. Üniversitenin kampusü: Meram alanı içinde bulunuyor.

KONAKLAMA: Konya’da, iki adet beş yıldızlı otel, beş adet dört yıldızlı otel, altı adet üç yıldızlı otel ve ayrıca, çeşitli otel ve moteller, pansiyonlar bulunmaktadır.

TURİZM: Konya’ya: 2005 yılında, 1.500.000 ve 2006 yılında, 1.400.000 civarında turist gelmiştir. Gelen turistlerin büyük bölümü yerli turist olup, yabancı turistlerin oranı: % 25 civarındadır. Özellikle: Japonlar, Koreliler ve Almanlar geliyorlar.


TARİHİ:
Konya tarihi süreç içinde: Hitit, Frig, Lidyalılar ve daha sonra İskender’in istilasına uğramıştır. Daha sonraları ise, Anadolu’da Roma hakimiyeti sağlanınca, Konya İkonium olarak varlığını sürdürmüştür. Antalya’dan Anadolu’ya çıkan Hıristiyan azizlerden St.Paul ; önce Antiochia (Yalvaç) ve daha sonra İkonium (Konya)a gelmiş. Çünkü, bu dönemde: bölgede: Lystra-Derbe (Hatunsaray), Laodika (Ladik) ve Sille, önemli Bizans yerleşim yerleridir.

İslamiyet’in Anadolu’da yayılması ile Bizans’a Arap akınları başlar. Emeviler ve Abbasiler, bu akınları, Konya üzerinden yaparlar.

Roma döneminde: kent, Romalı Valiler tarafından yönetilir. Yerli halk, Roma egemenliği altında, yüzyıllar boyunca yaşar. Siyasal hakimiyet kurulduktan sonra, kent biraz büyür ve ek işlev kazanmaya başlar. Roma imparatorluğunun parçalanması ve Doğu Romanın Bizans ismiyle siyasal alanda boy göstermeye başlamasıyla, Konya garnizon olarak yıllarca idare edilir.

MS.1077 yılında, Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından, Bizans’ın elinden alınır. Daha sonra, 1097 yılında, I.Haçlı seferi sırasında İznik kaybedilince, başkent, Konya’ya taşınır. Böylece: İslam-Türk Medeniyeti Tarihi başlamış olur. Bunun sonucunda, şehirde, büyük bayındırlık etkinlikleri başlar, medreseler, camiler, kütüphaneler yapılır.

1190 yılında, 3.Haçlı seferinde, Alman imparatoru Friedrik Barbarossa, Konya’yı kuşatırsa da şehri ele geçiremez.
Konya, Selçuklular tarafından ele geçirildiğinde, şehir, Alaaddin Tepesi ve civarındaki dar bir alanda bulunuyordu. Pazar yerleri, hanlar, hammadde satan dükkanlar ile bunları işleten sanatkarlar, işlevlerini bu dar alanda yürütüyorlardı. Şehir kısa zamanda gelişince, oturum alanları batıya doğru uzar ve şehrin savunması zorlaşır.

Takip eden tarihi süreçte: Konya, bir süre Karamanoğlu egemenliği altında kalır. Ancak: burayı ele geçirmek için mücadele eden; Karamanoğlu-Osmanlı çekişmeleri, burada, yüzyıllarca sürecek olan karanlık günlerin başlangıcı olur.

1387 yılında, Osmanlı Padişahı I.Murad, şehrin önlerine gelir. 1398 yılında oğlu Yıldırım Beyazıd, şehre girip, Karaman Devletine son verir. Ancak, 1402 Ankara Savaşı felaketinden sonra, Karamanoğlulları Beyliği, yeniden kurulur. Konya, Fatih Sultan Mehmet’in Karamanoğulları Beyliğini ortadan kaldırdığı 1465 yılına kadar Osmanlı-Karaman mücadeleleri devam eder.

Fatih, 1470 tarihinde, imparatorluğun 4 ncü eyaleti olarak, Karaman Eyaletini, merkezi Konya şehri olmak üzere kurar. Eyalete, ilk zamanlarda, Osmanlı şehzadeleri, vali olarak atanır. 17’nci yüzyılda, eyalet, 11 sancaklı ve 80 m.kare büyüklüğe ulaşır. Tanziman döneminde, eyalet için Karaman adı yerine “Konya” kullanılmaya başlar.

Anadolu-Bağdat demiryolu: 1895-1896 yıllarında Konya’ya ulaşır ve 1901 yılında, Avlonya’lı Ferit Paşanın Konya’ya vali olarak tayin edilmesiyle hız kazanır. Şehrin fiziki dokusu değişir. 1912 yılında, başlamak üzere, mimari tarzında çatılı ve kagir binalar inşa edilir. Ulaşıma atlı tramvay dahil edilir ve 1924 yılında, ilk elektrik fabrikası açılır.

1950 yılından itibaren şehirde yenilik hareketleri başlar. Şehrin sanayileşmesi ile bugünkü modern Konya’nın hazırlanmasına yardımcı olmuştur.

Bugün, Türkiye’nin sayılı büyük şehirlerinden olan Konya, milyonluk nüfusu, fabrikaları, köprüleri, yolları ile modern bir şehirdir.

xxxxxxxxxxxx

KONYA HAKKINDA EFSANE: ŞEHRİN İSMİ:
Bir zamanlar, bu şehre “Medüz” denilen bir canavar musallat olur. Tanrı Zeus’un oğlu Perse; Medüz’un başını keserek, şehri kurtarır. Şehir halkı da: Perse’nin bir heykelini, şehrin meydanına dikerler. Bundan sonra: şehrin ismi, “heykel şehri” demek olan “İkonium” olur. Konya ilinin Latincede adı: Iconium’dur.


NE YENİR.
Konya’nın dışarı yemekleri olarak üç yiyecek dikkati çeker. Bunlar: Fırın kebabı, etli ekmek, peynirli pide. Bu üç yiyecek, Konyalıların olduğu kadar, yabancıların da ilgisini çeken yiyeceklerdir. Fırın kebabı: kilo ile satılıyor. Arzunuza göre: 100 gr. İsteyerek, tadına bakabilirsiniz, yanında kuru soğan ile servis ediliyor. Etli ekmek ise: üç türü var. Bunlar: içindeki malzemeye göre değişen: Bıçakarası, Mevlana, peynirli.

Bunun dışında yöreye has yemekler şunlardır: Bamya çorbası, Çebiç (kuzu etinden yapılır), su böreği, Sacarası (bir tür tatlı)

Hiçbir yiyecek, Konya’da etli ekmekle rekabet edemez. Her ne kadar ülkemizin çoğu yerinde, etli ekmek yapan bir kısım restoran açılsa da, Konya’da yapılanı inanın bir başka. Eğer kırmızı et’e karşı sıkıntınız yoksa, Fırın Kebabı deneyin, aksi halde, etli ekmek. Ama; etli ekmek demelisiniz, etli pide derseniz, size ters ters bakarlar.


KONYA ŞEHİR İÇİ GEZİ PLANI:

1.GÜN:

Şehir gezimize: bulunduğunuz yerden, herhangi bir araç ile ulaşacağınız: Zafer Meydanından başlamalısınız. Zafer Meydanı: Konya’daki Selçuklu dönemi izlerinin en yoğun görülebileceği bir yer. Meydan: tamamen 12’nci yüzyıl eserleriyle dolu. Bunlar:
1. Alaaddin Camii.
2. Karatay Medresesi.
3. İnce Minare,
4. Selçuklu Köşk kalıntısı.

Meydanın tam ortasında: Alaaddin Camii var. Alaaddin Tepesinden şehre bakan caminin hemen alt tarafında, Selçuklu köşkü bulunuyor.

ALAEDDİN TEPESİ:
Konya, Selçukluların başkenti olunca, Sultan Alaeddin bir cami yaptırmak ister. Bunun için; şehir meclisi, şehrin ortasında bir tepe oluşturulmasını ve bu tepenin üzerine, cami yapılmasını kararlaştırır. Bu tepenin oluşturulması için: bir toprak vergisi konur. Şehirde oturan herkez, hissesine düşen toprağı: çuval ve torbalarla getirir ve Alaaddin Tepesi ortaya çıkar. Caminin inşaatına başlanır. Bir gün, Sultan Alaeddin, tepeye çıkar ve şehre bakar. Şehir halkının evlerinin damlarında, yarı çıplak yattıklarını görür. Bunun üzerine: tepeye yalnız caminin yapılmasını, Sarayının ise, tepenin eteklerine yapılmasını ister.

Şehrin en merkezi yeridir. Dümdüz ovanın içinde, yapay bir tepedir. Eski kalenin ve Sarayın bulunduğu yer, kaleden kalma birkaç taş hala ayaktadır. İçerisinde, harika çay bahçeleri vardır.


ALAEDDİN CAMİİ:
Anadolu Selçuklu Devrinde yapılmış, Konya’nın en büyük ve Selçuklulardan kalan en eski camisidir. Şehrin merkezinde, Alaaddin Tepesi üzerindedir.
Selçuklu Sultanı Rükneddin Mesud I. Döneminde başlanan inşaat, Sultan Alaeddin Keykubat I tarafından, 1221 yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır.
Cami: İslam mimarisi yapı tarzında inşa edilmiştir. Üzeri ağaç ve toprakla örtülmüştür. İçerisi: sütunlar ormanı gibidir. Bizans ve klasik devirlere ait: 41 taş mermer sütun kullanılmıştır. Caminin en ilginç yerlerinden birisi de: minberidir. Minber: abanoz ağacından, birbirine geçmiş olup, Anadolu Selçuklu ahşap işlemeciliğinin en güzel örneklerindendir. 1155 yılında: Ahlat’lı Mengum Berti tarafından yapılmıştır. Çinilerle süslü mihrabın önünde, çini süslü kubbesiyle örtülmüş bir saha var. Mihrap ve kubbelerin çinileri kısmen sökülmüş.


SELÇUKLU KÖŞKÜ:
Alaaddin Tepesini çeviren iç kalenin kuzey eteğindedir. Selçuklu Sultanı II.Kılıçaslan’a ait olduğu düşünülmektedir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat I. Zamanında genişletilerek, tamir ettirilmiştir. Yapı: kare bir plan üzerine, harç ve tuğlalarla, iki kat olarak yapılmıştır. Günümüzde, Köşk: yalnızca harap olmuş bir duvar parçasından ibaret kalmıştır. 1961 yılında, bu tek duvar: beton şemsiye ile muhafaza altına alınmıştır.

Köşkün tam karşısında: Karatay Medresesi bulunuyor.


KARATAY MEDRESESİ/MÜZESİ:
Karatay Medresesi: Emir Celaleddin Karatay tarafından, 1251 yılında yaptırılmıştır. Mimarı bilinmemektedir. Osmanlı döneminde de kullanılan medrese; 19’ncu yüzyılın sonlarında terk edilmiştir.

Kapalı medrese tipinde, tek katlı medresenin giriş kapısı: Selçuklu devri taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biridir. Duvarları: turkuaz, lacivert ve siyah renkli mozaik kakma tekniğinde yapılmış çinilerle bezenmiştir. Ancak bu çinilerin bir bölümü dökülmüştür. Kubbesinin tam tepe noktası düz’dür.

Anadolu Selçuklu dönemi çini işçiliğinde önemli yeri bulunan Karatay Medresesi: 1955 yılında, “Çini Eserleri Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır. Karatay Müzesinde: Beyşehir Gölü çevresindeki “Kubat-Abad Sarayı kazı buluntuları arasında olan: duvar çinileri, çini ve cam tabaklar ile Konya ve yöresinde bulunan Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait seramik tabaklar, kandiller ve alçı buluntuları sergileniyor. Müzenin bir odasında: Celaleddin Karatay’ın sandukası bulunuyor.

Evet, Zafer Meydanı’nda, yürümeye devam ettiğinizde, usta işçiliği ve mimarisiyle, İnce Minareyi göreceksiniz.


İNCE MİNARI MEDRESESİ (Taş ve Ahşap Eserler Müzesi) :

Evet, İnce Minare ve muhteşem kapısı sizleri büyüleyecek.
Selçuklu Veziri, Ata Fahreddin Ali tarafından, 1254 yılında yaptırılmış. Mimarı: Abdullah oğlu Kelük. Taç kapısı: Selçuklu taş işçiliği şaheserlerinden biri. Üzerinde: kabartmalı geometrik ve bitkisel bezemelerle birlikte, “Yasin” ve “Fetih” sureleri yazılı.

Binanın iç mekanları; avlu, eyvan, dershane ve öğrenci hücrelerinden oluşuyor.

Minare kaidesi: kesme taşla kaplı, tuğladan yapılmış. Ön cephede: akant yaprağı ile bezeli. Gövde köşeleri, mavi sırlı tuğladan yapılmış: çift şerefesi var. 1901 yılında, yıldırım düşmesi sonucu: birinci şerefeye kadar olan bölüm yıkılmış.

Bina: 1956 yılında, müze olarak hizmete açılmış. Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait taş ve ahşap eserler sergileniyor. Sergilenen eserler: avluda ve yapının içinde bulunuyor. Müzenin avlusunda: Selçuklu ve Karamanlı dönemi Konya Kitabeleri, mezar taşları ve mimari parçalar var. Bu eserler arasında, Sultan I.Alaeddin Keykubat’ın 1221 yılında yaptırdığı Konya kalesinin sülüs yazılı mermer kitabeleri ve parçaları, Fatih Sultan Mehmet’in kaleyi 1467 yılındaki tamirine ait kitabı, Seydişehirden getirilen 1237 tarihli mescit kitabesi, Konya Akıncı mescidinin 1210 tarihli kitabesi gibi eserler bulunuyor.

Avlunun batısında ise, Konya mezarlıklarından toplanmış Selçuklu ve Karamanoğullarına ait sanduka şeklinde mezar taşları bulunuyor. Selçuklu dönemine ait Nalıncı Baba Türbesinin portal süslemeleri ve kemer taşları da, burada bulunuyor. Bunların arasında: İnce Minarenin mimarı olan Keluk Bin Abdullah’ın ismi yazılı mimari parçalar da dikkati çekiyor. Ayrıca: Medresenin içindeki mezar taşlarında, özellikle iki melek ve iki başlı kuş kabartmaları görülmeye değer.

Evet, buradan “Mevlana Müzesi” bölgesine geçiyoruz. Sırada: Mevlana Müzesi gezisi var. (Mevlana Müzesi, sitede başka bir sayfada ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Oradan inceleyebilirsiniz)

xxxxxxxxxxxx

2.GÜN:

Evet, bugün sabah: Arkeoloji Müzesini gezin. Müzede: ünlü Herakles Lahiti ve Konya ve çevresinden çıkarılan birçok antik dönem eseri görebilirsiniz. Tek katlı bir yapı olan müze binası, küçük olduğu için, bahçesinde de eserler var. Zafer tanrıçası Nike, Doğanhisar-Lystra-İconium yazıtları, muzur tanrı Pan kabartması, Müze Bahçesinde görebileceğiniz eserler. Ayrıca, müze bahçesinde, Roma dönemi lahitleri mermer işçiliğini görecek ve tek kelimeyle büyüleneceksiniz. Özellikle: MS.250-260 lı yıllara ait Herakles Lahidi, sidamara tipinde. Yine lahidin kapağında, Herakles’in figürü bulunuyor. Ayrıca lahid çevresi, Herakles’in tanrılar tarafından verilen görevleri yerine getirişini gösteren figürlerle donatılmış. Muhteşem bir sanat ve işçilik örneği olarak orada duruyor. Gidin görün.


ARKEOLOJİ MÜZESİ:
1962 yılında, bugünkü bulunduğu yerde hizmete girmiştir. Atatürk: 20 Mart 1923 tarihinde, bu müzeyi ziyaret etmiştir.

Müzede: Neolitik, Eski Tunç, Orta Tunç, Demir, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler sergileniyor. Neolitik eserler: Çumra, Çatalhöyük, Erbaba ve Süberde kazılarında bulunmuş. Eski Tunç Eserler:Sızma ve Karahöyük kazılarında bulunmuş. Asur Ticaret Kolonileri eserleri: Karahöyük kazılarında ele geçirilmiş. Konya Alaaddin Tepesi kazılarında ise: Frig seramik kapları ile Konya Karapınar Kıckışla höyükte bulunan çeşitli Frig çağı kapları ve Lidya kapları da sergileniyor.

Arkeoloji Müzesinin görülmeye değer eserleri: Roma lahitleridir. Roma ve Bizans döneminde sunak, mezar stel ve Ostotekler, müze iç teşhirinde ve bahçede sergileniyor. Ayrıca: müzede, bir kısım taban mozaikleri de sergileniyor. Bunlar: Sille, Tatköy ve Çumra Alibeyhöyük’de bulunmuş ve MS.6’ncı yüzyıla ait.

Daha sonra: merkeze 10 dakika uzaklıktaki, Meram bölgesini gezeceksiniz. Yeşil alanı, mesire yerleri ile ünlü Meram: Aydın Çavuş Tepesine çıkmanızı ve orda yöresel yemeklerin tadına bakmanızı öneriyorum. Konya manzarası eşliğinde, inanın muhteşem bir yemek olacak.


MERAM:
İl merkezine 8 km. uzaklıkta bir mesire yeridir. Yani: 10 dakikada ulaşılmaktadır. Sarı ovanın yeşil cennetidir. Yeşillikler bulacaksınız. Meram eskiden bağlık bir alanmış. Meram bağlarının bugüne ise yalnızca türküsü kalmış. Bağların yerini, lüks yapıların ve villaların yükselmesine rağmen, Meram Çayı ve yeşil alanlar, hala güzelliğini korumaktadır. Meram Çayı’nın her iki yanını, çay bahçeleri ve lokantalar süslüyor. Çayın içinde, gezinti tekneleri var.

Burada: Selçuklular döneminden kalan bir köprü, Karamanoğulları döneminden kalan: Hasbeyoğlu Mescidi, Hamamı, Darülhufazı ve Tavus Baba Türbesi bulunmaktadır.

MERAM HAMAMI:
Meram mesireliğinde, tarihi köprü çıkışında bulunuyor. Beylikler döneminde yapılmıştır. Yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

AYDIN ÇAVUŞ TEPESİ:
Buraya çıkarak, tüm Konya’yı kuşbakışı görebilirsiniz. Aslında, Konya güzelliklerini gösterme konusunda, Aydın Çavuş’a oldukça cömert davranıyor. Meram’a geldiğiniz takdirde, Konya’nın yöresel yemeklerini de, doğa eşliğinde tadabilirsiniz.

xxxxxxxxxxxxxxxx

KONYA’NIN ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER:

İlk ve mutlaka gidilmesini önereceğim durak: Sille Antik kentini, (Konyanın 8 km. kuzeybatısında)


SİLLE AYA-ELENA MÜZESİ:
Sille; kent merkezinden 8 km. uzaklıkta, kuzeybatıda bir yerleşim yeridir. Erken Hıristiyanlık dönemine ait önemli bir merkezdir. Derin ve dar bir vadide kurulmuş. Aracınız ile dar bir yolda ilerlerken, dağların arasında unutulmuş bir yere gidiyormuşsunuz hissi veriyor.

MS.327 yılında: Bizans imparatoru Constantin’in annesi Helena: hac için Kudüs’e giderken, Konya’ya uğrar. Buradaki ilk Hıristiyanlık çağlarına ait oyma mabetleri görür. Bunların en göze batanı: Ak Manastır (Hagios St.Chariton)dur. Bu manastır, dünyada kurulmuş ilk manastırlar arasındadır. Geniş ve mağara gibi kayaya oyulmuştur. 6-7 şapeli ve birçok hücresi vardır. Bu manastırda bulunan Mikael Hommenos ve Makaeles oğlu Abaraham’a ait mezar taşları, Konya Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Evet: imparatorun annesi Helena, burada, hıristiyanlar için; Sille’de bir mabet yaptırır. Yaptırılan bu kilise: asırlar boyu onarım görerek, günümüze kadar gelir. Kilisenin iç kapısının üstünde: Yunan harfleriyle yazılmış bir tamir kitabesi var. Bu kitabe: 1833 tarihlidir. Bu kitabenin üzerinde: kilisenin dördüncü tamirinin, Sultan Mecit döneminde yapıldığı yazılı.

Evet: kilise, düzgün kesme Sille taşı ile yapılmış. Avlusunda: kayalara oyulmuş odalar ar. Kilisenin kuzeye açılan kapısından: nış nartekse giriliyor. Burada: kadınlar mahfeline çıkan, iki yönlü taş merdivenler bulunuyor. Kilisenin ana kubbesi: dört fil ayağı üzerine oturtulmuş. Kilisenin içinde: ahşaptan alçı süslü vaaz kürsüsü ve apsisle ana mekanı ayıran ahşap alçılı kafes; tam bir sanat şahaseri. Kubbe geçişlerinde ve taşıyıcı ayaklarda: Hz. İsa ve Meryem ile havarilere ait resimler bulunuyor.

Sille antik kentine giderseniz, süzülmüş ayrandan içmeden dönmeyin. Sille Konağı: 353 yıllık bir Rum evi. İki katlı bu taş yapı, bir kilise papazının eviymiş. Restore edildikten sonra, 2003 yılında restaurant olarak faaliyete geçen bu mekanda, yöresel ızgaralar, bamya çorbası, etli sarma, su böreği, ekmek salması ve tava çeşitleri yiyebilirsiniz.


Evet, ikinci durak ve mutlaka görmenizi önereceğim yer ise, Çatalhöyük. Çumra ilçesinin 10 km. doğusunda. Sitede, Çumra adı altındaki sayfada, Çatalhöyük ile ilgili ayrıntılı bilgiyi bulacaksınız. Çatalhöyük: bugüne kadar bulunmuş en eski ve en büyük neolitik şehirlerden biri. İlk bakışta, birkaç tümsekte çalışan arkeologlar ve ekipleri göreceksiniz. Büyük bir yerleşim alanı görmeyi beklemeyin. Çünkü, kazı çalışmaları milim milim ilerliyor. Bölgenin her santimi titizlikle kazılıyor. Bina 5 denilen yer bugün sergiye açık. 1 ana oda ve 4 küçük odadan oluşan yapı hakkında ipuçları veriyor. Kazı çalışmalarını yakından görmek için bölgeyi gezebiliyorsunuz. Yerli ve yabancı birçok üniversiteden, kazı ekiplerini burada dönem dönem görmek mümkün. Çatalhöyük’teki en eski kazı alanı: 16-17 kattan oluşan, Güney Kazı Alanı. Her kat, en az 100 yıllık bir dilime denk geliyormuş. En alt katın, sadece küçük bir alanı açılmış. Diğer yerler kat kat kendini ele veriyor. Çatalhöyük’te bulunan birçok eser, bugün Konya Müzesinde sergileniyor.

Evet, Çatalhöyük’ten sonra: İvriz Kaya Anıtını görmenizi öneriyorum. Yolunuz Karapınar üzerinden geçecek ve Türkiye’nin çölleşme tehlikesini gözlerinizle göreceksiniz. Dışarıdan yüzünüze vuran kızgın rüzgarın sersemletici etkisiyle, çölleşen kumulları göreceksiniz. Buranın insanlarına, kurnazlıkları sayesinde “çöl şeytanı” deniliyormuş. O kadar kurnazlarmış ki, şeytanla yaptıkları andlaşmada onu kandırabilmişler. Yolunuzun sağ yanında: Meke, sol yanında ise, Acısu krater göllerini göreceksiniz. Meke, krater gölünün tam ortasındaki büyük tümseği ile eşsiz bir manzara sunuyor. Göl, 12 metre derinliğinde.

MEKE GÖLÜ: Sitede, ayrı bir başlık altında ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Oradan okuyabilirsiniz.

Evet, yola devam ediyorsunuz. Yeşillikleri görmeye başlayınca, Karapınardan ayrılıp Ereğliye geldiğinizi hissedeceksiniz. Çölün yerini ağaçlar alıyor. Ereğli, Konya’ya 2 saat uzaklıkta. Karapınar ne kadar çorak ve çölse, Ereğli’de o derece yeşil ve bereketli. Yol kenarında meyve ağaçları ve soğuk su kaynakları göreceksiniz. Gelişmiş kent mimarisine sahip Ereğli’den Halkapınar’a İvriz Kabartmasına yönelin. İvriz Kaya Kabartması, dünyada ilk tarım anıtı olma özelliğinde.

İVRİZ KAYA ANITI: Sitede, ayrı bir başlık altında ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Oradan okuyabilirsiniz.

Xxxxxxxxxxx


KONYA VE ÇEVRESİNDE, DİĞER GEZİLECEK YERLER:

SELÇUKLU KULESİ VE İŞ MERKEZİ:
Konya eski otogarı yerine yapılmıştır. 163 metre boyunda ve 42 katlı bir gökdelendir. Konya’nın ve İç Anadolu Bölgesi’nin en uzun gökdelenidir. Türkiye’nin ise altıncı sırada yüksek gökdelenidir. Konya’nın resmi araç plakasının 42 olması nedeniyle, 42 katlı olarak inşa edilmiştir. En üst iki katı, alt katlardan farklı olarak, daire biçimindedir. Bu 41 ve 42 nci katların restoran olarak değerlendirilip, kendi ekseni çevresinde dönmeleri planlanıyor. Ayrıca: Konya’nın engebesiz yapısı nedeniyle, bu uzun bina, şehrin her yerinden görülebilmektedir.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

MÜZELER:

SIRÇALI MEDRESE (MEZAR ANITLARI MÜZESİ) :
Sırçalı Medrese, Selçuklu dönemi eserlerinden olup; 1242 yılında, Bedreddin Muslih tarafından yaptırılmıştır.

Çinilerle süslü avlulu medreselerden biridir. Açık avlulu, iki eyvanlı ve iki katlı olan medresenin, geometrik ve rumi motifleriyle bezeli bir portalı bulunmaktadır. Giriş kapısından sonra: beşik tonozlu bir eyvan bulunur. Ortası havuzlu, dikdörtgen avlulu medrese üç yönden revaklarla çevrilidir. Duvarları sırlı tuğla ve çinilerle kaplanmıştır.

1960 yılından bu yana müze olarak ziyarete açık. Konya şehrinde kamulaştırılan mezarlardan toplanan tarih ve sanat tarihi yönünden değerli mezar taşları, dönemlerine göre tasnif edilerek, burada sergileniyor. Sergilenen mezar taşları: sanat yönünden çok zengin Selçuklu Beylikler ve Osmanlı dönemlerine aittir.

ETNOĞRAFYA MÜZESİ:
Bina: üç katlı. Müzenin depolarında: özellikle Selçuklu halı örnekleri bulunuyor. Ayrıca: Konya ve Türkiye sınırları içinde kalan meşhur halı-kilim dokuma bölgelerine ait halılar ve kilimler var. Teşhir salonunda: satın alma, hediye ve başka müzelerden devir yolu ile bu müzeye kazandırılan ve genelde Konya ve çevresine ait olan etnoğrafik eserler sergileniyor.

ATATÜRK MÜZESİ:
Atatürk caddesinde bulunuyor. 1912 yılında yapılmış. 1928 yılında, Konyalılar tarafından Atatürk’e bağışlanmış. 1954 yılında ise, Müze olarak hizmete açılmış. Müzede: Atatürk’ün kullandığı elbise ve eşyaları ile Konya’nın kurtuluş savaşındaki yerini anlatan belge, fotoğraf ve gazete küpürleri sergileniyor.

xxxxxxxxxxx

İPLİKÇİ CAMİİ:
Alaeddin Caddesi üzerindedir. Şemseddin Altınoba tarafından, 1201 yılında yaptırılmıştır. Cami: İplikçiler Çarşısında bulunduğu için, İplikçiler Camii adını almıştır. 1951-1960 yılları arasında, Klasik Eserler Müzesi olarak kullanılan cami, 1960 yılında yeniden ibadete açılmış.

SADRETTİN KONEVİ CAMİİ VE TÜRBESİ:
Konya’nın Şeyh Sadrettin mahallesindedir. 1274 yılında yapılmıştır. Giriş kapısındaki kitabede: adı geçen Sadrettin Konevi, aslen Malatyalı olup, Konya’ya yerleşmiş, zamanın tanınmış bilginlerindendir. Mevlana’ya derin bir sevgi ile bağlanmıştır. Türbesi, caminin doğusundaki avludadır. Açık türbeler tipinde, ayakta kalan tek örnektir. Türbenin şekli, Selçuklu kümbetlerine benzer. Gövde açık, kaidesi mermer işleme olan türbenin üzerinde, köşeli bir tanbura oturan kafes şeklindeki ahşap bir külah vardır.

SELİMİYE CAMİİ:
Mevlana dergahının batısındadır. İnşaatına, Sultan Selim II. Nin şehzadeliği zamanında başlanmıştır. Cami: Osmanlı klasik mimarisinin Konya’daki en güzel eserlerindendir. Kuzeyinde: altı sütuna istinat ettirilmiş, yedi kubbeli son cemaat yeri ve basık kemerli cümle kapısı var. Ahşap kapı kanatlarından, sağdakinde “Mesciti Mümin, suda balık gibidir.” İbaresi yazılıdır. Son cemaat yerinin sağ ve solunda, tek şerefeli iki minare var.

AZİZİYE CAMİİ:
Konya çarşısının tam ortasındadır. Muntazam kesme taş ile yapılmıştır. Son Osmanlı mimarisinin güzel eserlerinden biridir. 1671 yılında, Şeyh Ahmet tarafından yaptırılan cami yandığı için, 1867 yılında, Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevnihal adına yeniden yaptırılmıştır. Türk baroku uslubundadır. Altı mermer sütuna oturan, üç kubbeli son cemaat yerinin, iki ucunda kaideleri şadırvanlı iki minaresi dikkat çekiyor. Üzeri ferah bir kubbe ile örtülü.

ŞERAFETTİN CAMİİ:
Hükümet konağının güney cephesindedir. İlk kez: 12’nci yüzyılda, Şeyh Şerafettin tarafından yaptırılmıştır. 1336 yılında ise yıktırılarak, Mehmet Bey tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Gövdesi: kesme taştan, büyük bir kubbe ile örtülüdür. Kubbeyi 10 fil ayağı tutmaktadır. Güneyinde bir yarım kubbe ile desteklenmektedir. Cami içi: yazı ve nakışlarla dekorize edilmiştir. Mermer işlemeli minber ve mihrabı güzel sanat eserleridir. Tek şerefeli minaresi, sonradan ilave edilmiştir.

ŞEMS-İ TEBRİZİ CAMİİ VE TÜRBESİ:
Şerafettin Camii kuzeyinde, eskiden mezarlık olan Şems Parkının içindedir. 1510 yılında, Emir İshak Bey tarafından genişletilmiştir. İlk yapının, 13’ncü yüzyılda yapıldığı ileri sürülüyor. Ancak, kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. Türbe: eyvan şeklinde. Duvarlarında herhangi bir bezeme yok. Tavanı geometrik motiflerle bezenmiş. Üzeri örtülü sandukanın altında, önceleri kuyu bulunduğu söyleniyorsa da, araştırmalar sonucu burasının kuyu değil, mumyalık olduğu anlaşılmış. Gövdesi taştan tambur ve külahı ise tuğladan yalpan türbe, 1977 yılındaki onarım sırasında, orjinalliğini kaybetmiş.

KAPU CAMİİ:
Konya’da merkezde, sarraflar caddesi üzerindedir. Konya kalesinin kapılarından birinin çevresinde bulunduğu için, Kapı camii adını almıştır. İlk kez;1658 yılında, Pir Hüseyin Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Bir süre sonra yıkılan cami, 1811 yılında Konya Müftüsü Seyyid Abdurrahman tarafından yenilenmiştir. 1867 yılında, bir yangın cami ile birlikte, bu civarda vakıf dükkanlarını da yok etmiştir. Bugünkü yapının taç kapısı üzerindeki kitabede, yapım yılı olarak 1868 yazılıdır.
Bu cami: Konya’da bulunan Osmanlı dönemi camilerinin en büyüğüdür. Doğu ve batı yönlerinde birer kapısı vardır. Cami: kesme taşlardan inşa edilmiş olup, üzeri dıştan çatı, içten büyüklü-küçüklü sekiz kubbe ile örtülüdür. Taş mihbarı ve ahşap minberi sadedir.

TAHİR İLE ZÜHRE TÜRBE VE MESCİDİ:
Beyhekim mahallesindedir. Türbe halk hikayelerine geçmiş: Tahir ve Zühre’ye aittir. Tuğla örtülü bir kubbe olarak yapılmıştır. Mescidin doğusunda, tuğla mozaiklerle küçük portale ve oradan da çarpraz kubbeli bir dehlize ve oradan da bir kapı ile mescide geçilir. Türbenin alçı relyeflerle süslü bir mihrabı var.

xxxxxxxxxx

ÇEVREDEKİ ÖREN YERLERİ:

KARAHÖYÜK:
Konya il merkezine: 15 km. uzaklıkta, güney-doğuda, Harmancık mahallesindedir. Belediye otobüsü ile ulaşabilirsiniz.

1953 yılında başlayan kazılar, hala devam etmektedir. Yapılan araştırmalarda: höyüğün; MÖ.3000 yıllarında iskan edildiği anlaşılmıştır. Höyük üzerinde: 27 yerleşim katı bulunmuştur. Höyük: Konya bölgesinin, MÖ.3000 ve 2000 yıllarının tarihine ışık tutması açısından önem taşıyor. Eski Anadolu’nun, en önemli şehir harabeleri arasındadır. Gaga ağızlı testiler, fincanlar, yonca ağızlı testiler, üzüm salkımı biçimli kandiller ve diğer buluntular ve özellikle at nalı şeklindeki atkılar, dönemin karekteristik özelliklerini gösteren eserlerdir. Buluntular: Konya Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

KİLİSTRA ANTİK KENTİ:
Konya’nın 34 km. güneybatısındaki, Hatunsaray Bucağının 16 ncı km. de Gökyurt Köyü sınırları içindedir. Yapılan çalışmalarda: burada, MÖ.3’ncü yüzyıla kadar yerleşim olduğu anlaşılmıştır. Listra’dan (Hatunsaray) gelip, Mistiya’ya (Beyşehir) doğru devam eden tarihi “kral yolu” üzerinde bulunuyor.

Kent’te : MS.7’nci yüzyılda, Kapadokya benzeri, yumuşak kayaların oyulmasıyla bir çok kaya yerleşmesi oluşturulmuş. 1998 yılında yapılan çalışmalarda: haç planlı şapel, Sümbül Kilise, Büyük Su Sarnıcı ve Şırahanelerde temizlik ve restorasyon çalışmaları yapılmış. Haç planlı şapel: MS.8’nci yüzyıla tarihlenmekte olup içi ve dışı, yekpare kaya oyuğu olması nedeniyle, eşine az rastlanan niteliktedir.

Sümbül Kilisede: MS.8’nci yüzyıla ait olup, Bizans devrine ait süslemelere sahip. Büyük Su Sarnıcı ise: karlışıklı, yekpare kayaya oyulmuş, dörder payeye oturan, 3 nefli plan gösteriyor.

Çiftli Şırahane ise: karşılıklı yekpare iki kaya içine oyulmuş, çevresiyse bir kompleks halindedir. Doğu Şırahanenin giriş kapısı eşiğinde: MÖ.1’nci yüzyıla ait, kentin adını veren bir yazıt bulunmuş. Bizans devrine ait kaya oyuğu iki ev ortaya çıkarılmış.

Kent: oldukça büyük bir alana yayılmış, kaya oyuğu yerleşmeleri şeklindedir. Gelecek yıllarda yapılacak kazı ve temizlik çalışmaları sonucu, buranın: Ürgüp, Göreme gibi bir turistik yer olması bekleniyor.

Xxxxxxx

İLÇELERDEKİ GEZİLECEK YERLER:

AKŞEHİR: Nasrettin Hoca mezar ve türbesi, Batı Cephesi Karargah Müzesi..
ILGIN: Sahip Ata Kaplıcası.
BEYŞEHİR: Eflatunpınar Hitit Anıtı, Kubad-Abad Sarayı,
ÇUMRA: Çatalhöyük.
EREĞLİ: İvriz Kaya Anıtı,
KARAPINAR: Meke gölü.

HADİM:

HADİM YERKÖPRÜ KARASU ILICASI:
Göksu nehrinin kaynaklarına sahip bulunan Hadim ilçesinin, Yerköprü Hidroelektrik Santrali yakınında, Karasu Mevkiinde bulunuyor. Kış mevsiminde sıcak, yazın soğuk akan kaynağın suları: cilt hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktaymış. Suyunda kükürt minerallerine de rastlanan Karasu Ilıcası, hem şifa dağıtmakta hem de sahip olduğu tabiat zenginliğiyle, eşsiz bir dinlenme yeri olarak hizmet vermektedir.

YERKÖPRÜ ŞELALESİ:
Orta Torosların yaylalarından doğan kaynaklarla beslenen Göksu ırmağı: bazen yüzeyde ve bazen de yeraltındaki yolculuğuna: güneye akarak Akdeniz’e dökülene kadar devam eder. Göksu nehri, ilçenin Yerköprü bölgesinde oluşan şelalesiyle, doyumsuz bir güzellik sergilemektedir.

SEYDİŞEHİR.

TINAZTEPE MAĞARASI:
Konya-Seydişehir-Manavgat karayolunda, Seydişehirden 35 km. uzaklıkta bulunuyor. Toplam uzunluğu: 1650 metre ve derinliği 65 metredir.

Mağara: Tınaztepe’nin güneybatı yamaçlarındadır. Fosil ve aktif olmak üzere, iki bölümden oluşuyor. Fosil bölümünde: bahar aylarında girecek olursanız, sayısı 5’i bulan göllerin: botla geçilmesi gerekir. Sonbahar aylarında, suların azalması sonucu aynı galeri yürüyerek geçilebilir. Beşinci gölden sonra, mağarada 30 metrelik inişle, Büyük Salona geliniyor. Bu salon: gölle son buluyor.

Xxxxxx

SONUÇ:
Konya gerçekten büyük bir yer. Yukarıda: Konya şehir merkezinde, sizlere 2 günlük bir gezi planı, gezi rotası önerdim. Bu gezi planında: şehir merkezinde, önemli sayılabilecek yerleri göreceksiniz. Bunun dışında: şehir merkezinde, zamanınıza göre, gezmenizi önereceğim yerleri de belirttim, zamanınıza göre, kalan yerler arasından tercihinize göre, beğendiklerinizi gezebilirsiniz.

Konya’nın ilçelerinde görmenizi önereceğim diğer yerleri ise, yine ayrı ayrı belirttim. Siz: bölgede bulunduğunuz zamana göre, kendinize göre bir plan yapabilir ve bu güzellikleri görebilirsiniz. Ama çevrede özellikle görmenizi önereceğim yerler şunlar: Çatalhöyük, Sille Antik Kenti, İvriz Kaya Anıtı, Nasrettin Hoca Türbe ve Mezarı, Meke gölü, Eflatunpınar Hitit Anıtı ve ilginizi çekerse, Ilgın Sahip Ata Kaplıcaları.

İyi geziler.