Portekiz, Lizbon, Fatima

7.944 kişi okudu!

Burası: Katolik Hıristiyanlar için dünya üzerinde, halihazırda en kutsal yerlerden birisi olarak kabul edilmektedir. Bir anlamda, mimari olarak “Vatikan” ı andırmaktadır.

Bu kutsal yer: Lizbon şehrine 123 km. ve Porto şehrine ise 187 km. uzaklıktadır. Ancak: Fatima bölgesi, birçok köy ve yerleşim yerini kapsamaktadır. Burada ikamet edenler “Leiria” bölgesinde yaşamaktadırlar.

Fatima İsmi:
Dünyanın en ünlü Hıristiyan yörelerinden birinin ismi: neden popüler bir Müslüman ismidir. Özellikle: Peygamberimizin kızının isminin de Fatima olması dikkat çekmektedir. Evet: söylenenlere göre: tarihi geçmişte, burada yaşayan “Fatima” isimli bir Müslüman kız: 10 km. kuzeydoğuda bulunan bir Hıristiyan şövalyesine aşık olur ve bu yüzden, yöreye “Fatima” ismi verilmiştir.

Evet, yörenin ismi konusundaki bu rivayetin ardından: yörenin, bu derece kutsal kabul edilmesiyle ilgili, yine anlatılan hikayelere yani söylentilere gelelim.

  

Söylentilere göre:
10 yaşındaki Lucia Santos ve kuzenleri, 7 yaşındaki Jacinta ve 9 yaşındaki Francisco Marto: ilk olarak 13 Mayıs 1917 tarihinde, “Cova da Irina” denilen bölgede, koyunlarını otlatırken, yağmur başlar ve çocuklar bir meşe ağacının altına sığınırlar. Bu sırada sığındıkları meşe ağacına yıldırım düşer ve meşe ağacının üstünde, elinde tespih bulunan, beyazlar giymiş bir bayan hayaleti görürler. Hayalete “Fatima Our Lady” ismi verilir.

Sonradan: Meryem’e ait olduğu düşünülen bu hayalet: çocuklara “korkmamalarını” söyler ve ardından “buraya bir kilise yaptırmalarını” tekrarlar. Bunun üzerine: çocuklar gördüklerini ve kendilerine söylenenleri, yaşadıkları “Alijustrel köyünde” köydeki din adamlarına anlatırlar. Lucia: hayaleti “güneşin yakıcı ışıkları ile delinmiş bir kristal camdan daha net ve daha güçlü ışıkları olan, güneşten daha parlak” olarak tarif etmiştir.

Din adamları önce çocuklara inanmaz ve defalarca çocukları sorgularlar. Hatta: 1917 yılında yaşanan bu olay, Portekiz’de ülke çapında, birçok tartışmaların çıkmasına neden olur. Ancak: çobanlık yapan, herhangi bir eğitim almamış ve küçük yaştaki 3 çocuğun: bu derece bir hayal kurmaları, hayal görmelerinin mümkün olmayacağı düşünülmüş olsa gerek, anlattıklarının doğru olduğuna kanaat getirilmiştir.

Takip eden süreçte: Meryem hayaleti: çocukların karşısına yine çıkar. 1917 yılında: Mayıs-Ekim ayları arasındaki dönemde, her ayın 13’ncü günü (13 Mayıs, 13 Haziran, 13 Temmuz, 13 Eylül, 13 Ekim) yine aynı yerde, hayalet çocukların karşısına çıkarak, onlara çeşitli kehanetlerde bulunur. (13 Ağustos, hayaletin görünme günü olarak kabul görmez ve o gün kutlanmaz, çünkü o gün çocukların kaçırıldığına inanılır)

13 Haziran 1917 tarihindeki ikinci görünmesinde: çocuklara iki ölüm kehanetinde bulunur. Lucia: “Melek’e hitaben: kısa sürede onları cennete alıp almayacağını sorduğunda, Melek: evet, ben yakında Jacinta ve Francisco’yu cennete alacağım” şeklinde cevap verir. Takip eden süreçte: Francisco Marto ve Jacinta: 1919 yılındaki İspanyol girip salgınında ölürler. 13 Mayıs 1989 tarihinde ise, Papa John Paul II tarafından aziz ilan edilirler. Hatta: Jacinta’nın aziz ilan edilen en genç şehit olduğu söylenir.

13 Temmuz 1917 tarihindeki üçüncü görünmesinde ise: Melek: gelecek hakkında kehanetlerde bulunur ve bunları çocuklara söyler. Bu kehanetler “üç sırlar” olarak tanımlanır. (Bu sırlar hakkında ayrıntılı bilgiyi aşağıda vereceğim)

Evet: her üç görünmede de: Melek hayaleti: çocuklara “günahlardan kurtulmak için çeşitli vaazlar verir” Bu vaazlarında, özellikle: kişisel ve dünya barışı için önemli şeyler söyler.

Olayın duyulması üzerine: 13 Ekim 1917 tarihinde, çocuklara hayaletin görüldüğü iddia edilen yerde: yaklaşık 70 bin kişi ve çeşitli gazeteciler toplanırlar.

Milagre do Sol-Güneş Mucizesi:
Evet: bu olayları duyan ve tartışmalara katılan Hıristiyanlar, olay yerini görmek ve belki de hayaletin görünme olayına tanıklık etmek için: 13 Ekim 1917 günü, Fatima bölgesinde toplanırlar. Toplanan kalabalık 70 bin kişiye ulaşır.
Derken, öğlen saatlerinde birdenbire yağmur başlar ve alanda bulunan insanlar sırılsıklam ıslanırlar, yerler çamur ve su dolar. Gökyüzünü kara bulutlar kaplar ve ardından, karanlık bulutlar kırılır ve güneş, gökyüzünde, bir opak, döner bir disk gibi ortaya çıkarak titremeye başlar. Bu manzara: aynı zamanda, gökyüzünde çok renkli ışıklar ve görüntüler ortaya çıkarır. Çevredeki bulutlar üzerinde gölgeler oluşur. Güneş, daha sonra zikzaklar çizerek, toprağa doğru ilerler.

Tüm bu olanlar: o anda, alanda toplanan ve olanlara tanıklık edenler tarafından: “dünyanın sonu geldi” düşüncesinin oluşmasına neden olur. Yağmur yağdığı hakkındaki gerçek: olaya şahit olanların giysilerinin ıslak olmasıyla izah edilmiştir. Ancak, bu seyircilerin giysileri ıslak olmasına rağmen, toplandıkları alanın zemini, aniden ve tamamen kurumuştur.

Bu görüntünün: yaklaşık 40 kilometrelik bir alanda izlendiği söylenmektedir ve yalnızca 10 dakika sürmüştür. Olay: Roma Katolik kilisesi tarafından da bir mucize olarak kabul edilmiştir. Hatta: alanda bulunan topluluğun içindeki üç çoban çocuk tarafından: Fatima Our Lady’nin hayaletini gördükleri söylenir.

Ancak: olayla ilgili eleştiriler de yapılır. Örneğin: güneşe uzun süre bakan topluluktaki insanların, optik etkileri, güneşin mucizesi gibi değerlendirdikleri söylenmektedir. Hatta: insanların gözlerindeki retina etkisinin de: oluştuğuna inanılan görüntülerle bağlantı kurulmaktadır. O yüzden fazla ayrıntıya girmiyorum, inanan-inanmayan var.

Üç sırlar:
Evet, üç sırlardan söz etmek gerekirse: Melek tarafından, çocuklara söylenen üç sır’dan ilk iki tanesi çocuklar tarafından: din adamlarına açıklanır ve din adamları: bu iki sırrı halka açıklarlar. Halbuki: halka açıklanan iki sır ve açıklanmayan üçüncü sır: yazılı değildir. 1941 yılında, Papa: Lucia’ya, kendisini azize ilan edebilmesi için, sırları yazılı hale getirmesini ister. Bunun üzerine, Lucia, aynı tarihte, her sırrı ayrı zarflar içine yazarak, Papa’ya teslim eder. Ancak: üçüncü sır yazılmamıştır. Leiria piskoposu: üçüncü sırrı öğrenmek istediğini söylediğinde, Lucia, bu üçüncü sırrı gizlice bir kağıda yazar ve 1960 yılına kadar açılmamasını istediği bu zarfı mühürleyerek kendisine teslim eder.

Birinci sır: cehennemin korkunç vizyonundan söz edilmektedir.

İkinci sır: I. Dünya savaşının bitiminin ardından, II. Dünya savaşının çıkacak olmasıdır. Bu kehanetinde, Meryem, Rusya’yı uyarmaktadır. Rusya’da: Çarlık Rusya’sının yıkılacağını, çünkü: bu dönemde, Rusya’da dine karşı saygının azaldığını, kiliselerin yıkılıp tahrip edildiğini ve bu yüzden Çarlık Rusya’sının yıkılacağını söyler. Yalnız: burada bir çelişki söz konusudur. Çünkü: Çarlık Rusya’sının yıkılmasının ardından kurulan komünist SSCB yönetimi: dine karşıdır ve bu dönemde, kiliseler kapatılmıştır. Yani:Meryem hayaletinin bu isteği konusunda bazı karışıklıklar bulunmaktadır.

Gelelim üçüncü sırra: Vatikan; 2000 yılı Paskalya dönemine kadar, bu üçüncü sırrı gizli tutmuştur. Çünkü: Lucia: söylenenlere göre, üçüncü sırrın, ancak: 1960 yılı sonrasında halka açıklanmasına izin vermiştir. Üçüncü sır: dediğim gibi, 2000 yılında halka açıklanmış, ancak beraberinde çeşitli çelişkili yorumlar da getirmiştir. Vatikan tarafından açıklanan bu üçüncü sır “ bir dağın tepesinde, bir haç dibinde, papanın gizli birçok piskopos ve rahiple birlikte, askerler tarafından öldürüleceği” dir. Tabii böyle bir durum gerçekleşmemiş, ancak Vatikan bu üçüncü sırra: 13 Mayıs 1981 tarihinde, Vatikan Aziz Petrus Meydanında, Mehmet Ali Ağca tarafından, Papa John Paul II’ye yapılan suikast girişimiyle” izah etmiştir. Hatta: daha da ileri gidilerek, Papa: Ağca’nın kendisine uzanan ve tabanca bulunan kolunun “Fatima Our Lady” yani “Fatima bölgesinde görülen Meryem hayaleti” tarafından saptırıldığını söylemiştir.

Bölgenin Hac Merkezi olması:
Bu en son güneş mucizesinin ardından, Portekiz hükümetinin karşı çıkmasına rağmen, Fatima köyü, Hıristiyanlar tarafından kutsal haç yeri olarak ziyaret edilmeye başlanır. Katolikler; yıl boyunca burayı ziyaret ederler. Ancak: 13 Mayıs ve 13 Ekim arasında buraya gelenler mucizeleri beklerler. Bazilikanın önündeki meydan 1 milyon kişiyi barındıracak büyüklüktedir. Vatikan şehrindeki Aziz Peter Meydanının, iki katı büyüklüktedir.

Lucia: rahibe olur. Lucia bir süre İspanya’da Dorothean manastırında rahibe olarak bulunur ve 1925 yılında, burada, yine Fatima Our Lady’nin hayaletini gördüğünü ve kendisine mesaj ilettiğini söyler. 1929 yılında ise, tekrar Fatima bölgesine geri döner. 1947 yılında ise, burada bir manastır yaptırır. Ömrünün geri kalan kısmını bu manastırda geçirirken, 97 yaşında, 13 Şubat 2005 tarihinde ölür ve ölümünden sonra Papa tarafından azizlik mertebesine yerleştirilir.

Yılın: Mayıs-Ekim ayları arasındaki bölümünde, her ayın 13’ncü günü: Fatima kasabası, binlerce hacı adayı tarafından ziyaret edilmektedir. Hatta bir inanışa göre: buraya hacca gelen hasta insanların iyileşerek geri döndükleri söylenir.

Öte yandan: Fatima Our Lady’sinin söylediği “bir şeyler elde etmek için acı çek” sözü üzerine, hacı olmak üzere buraya gelen insanlar, eski ve yeni kilise arasındaki 1-2 km. lik yolu, dizleri üzerinde, acı çekerek ilerlemektedirler.

 

GEZİLECEK YERLER:

       

ANA KİLİSE-OUR LADY OF BASİLİCA:
Merkezde bulunmaktadır.
1953 yılında :Neo-barok tarzında inşa edilen bu yanı: dünyanın en önemli Hıristiyan dini turizm merkezlerinden birisidir. Proje: Hollandalı mimar Gerard Van Kriechen tarafından tasarlanır ve mimar Jaoa Antunes tarafından tamamlanır. İnşaat: 13 Mayıs 1928 tarihinde başlar ve ilk temel taşı: Evora Başpiskoposu Manuel de Canceiçao tarafından kutsanarak yerine konulur. Kasım 1954 tarihinde ise, Pius XII tarafından, buraya bazilika payesi verilir.
Bazilikanın boyu 70.5 metre ve genişliği 37 metredir. Yapıda: yerel taş kullanılmış olup, ayrıca çok sayıda mermer de kullanılmıştır.
Çan kulesinin yüksekliği 65 metredir ve üstünde bronz bir taç bulunur. Kulede, 62 adet döküm çan bulunur. En büyük çan ve tokmağının ağırlığı 9 tondur. Kuledeki saat ise, Bento Rodrigues eseridir.

Bazilikanın önünde: pirinçten yapılmış “İsa” anıtı bulunmaktadır. Anıt: 13 Mayıs 1932 tarihinde, burayı ziyaret eden bir hacı tarafından yaptırılmıştır.

 

Bazilikanın içine, ana kapı üzerinde, bazilika girişinde “Our Lady” temsil eden bir mozaik bulunmaktadır. Bu mozaik: Vatikan atölyelerinde yapılmış ve Papa Pius XII’nin buraya gelişinde kutsanmıştır.

13 Mayıs 1958 tarihinde, Sister Lucia’nın tavsiyesi üzerine, bazilikanın cephe nişinde görülen “Meryem” heykeli, oraya yerleştirilmiştir. Heykel: 4.73 metre uzunluğunda ve 14 ton ağırlığındadır. Binanın içi: pembe, gri ve beyaz granit mermerlerle bezenmiştir. İç kısımda: ortada Fatima (buraya ismi verilen, en başta bölgedeki bir Hıristiyan şövalyesine aşık olduğu söylenen Müslüman kız) nın ve çobanlık yapan, Fatima Our Lady’ni gören üç çocuğun mezarları bulunmaktadır. Ancak, mezarlar konusunda da çelişkili bir durum var. İlk ölen iki erkek çocuğun, bölgede tam 6 tane mezarı bulunduğu söyleniyor. Şapelde bulunan mezarların üzerinde: çobanlıkla ilgili betimlemeler bulunuyor.

Her yıl 7 milyon civarında insan tarafından ziyaret edilmektedir. Zaten, bazilikanın önündeki meydan, aynı anda 1 milyon kişinin ibadet edebileceği şekilde düzenlenmiştir.

  

HOLY TRİNİTİ BAZİLİKASI:

Fatima bölgesindeki bu büyük ibadethane: yeni kilise olarak da tanınmakta olup 19 Haziran 2012 tarihinde açılmıştır. Ana kilisenin karşısında, 1-2 kilometre uzaklıktadır. Hacılar, aradaki bu uzaklığı, dizlerinin üzerinde ilerleyerek geçerler. Çünkü; Fatima Our Lady’nin hayaleti: çoban çocuklara verdiği vaazda “bir şey elde etmek istiyorsanız, acı çekmelisiniz” demiştir. Hacı olmak isteyenlerde, dizlerinin üzerinde ilerleyerek sözüm ona acı çekiyorlar.

Kiliseden içeriye girdiğiniz anda, karşınıza, duvarda altın sarısı rengin hakim olduğu ve havarilerin yer aldığı çok büyük bir mozaik çıkıyor. Hemen önünde ise, İsa’nın çarmıha gerilmiş biçimde bir heykeli görülüyor. Fatima bölgesine yolunuz düşerse, buraya mutlaka gitmelisiniz

PAUL VI PASTORAL MERKEZİ:
13 Mayıs 1967 tarihinde, hacı olmak üzere buraya gelen, Papa onuruna, bu merkez açılmıştır.
Bu merkezde: toplantı, konferans, konser ve diğer etkinlikler için hizmet etmek üzere yerler bulunmaktadır. Yani, bir anlamda: dini, kültürel ve bilimsel bir merkezdir. Kiliseden öte, bir devasa konferans salonunu anımsatmaktadır. Tertemiz ve çok sadedir.
Yapının temel taşı: 13 Mayıs 1979 tarihinde: Kardinal Franjo Seper tarafından kutsanmış ve mimar Carlos Loureiro Porto tarafından tasarlanmıştır. Merkez içindeki bölümlerde, birçok dini temalı heykeller bulunmaktadır.

        

 

CAPELİNHA DAS APARİÇÖES-APPARİTİONS ŞAPELİ-APPEARANCES CHAPEL:
Burası: Fatima Our Layd ismi verilen hayaletin, üç çocuğa ilk göründüğü yerde kurulan bir şapeldir. Bazilikanın önündeki meydanın köşesinde bulunmaktadır.
Şapelde: birkaç metre yükseklikteki “Our Lady” heykeli bulunuyor.
Burası: Fatima bölgesinde inşa edilen ilk ibadet yeridir. Şapelin yapımına: 15 Haziran 1919 tarihinde başlanmış ve 13 Ekim 1921 tarihinde açılmıştır. İlk yapıldığında, kaya ve kireçtaşından yapılan şapelin boyu 2.8 metre, genişliği 3.3 metre ve yüksekliği 2.85 metredir. A
6 Mart 1922 tarihinde dinamitlenen şapel, aynı yıl yeniden daha büyük boyutlarda yapılmıştır. 1982 yılına gelindiğinde ise, Papa John Paul II’nin ziyareti sırasında, büyük bir sundurma inşa edilmiştir. 1988 yılında, Rusya-Kuzey Sibirya’dan getirilen: dayanıklılığı ve hafifliğiyle önem kazanan bir çam ile, çevre kaplanmıştır.
Burada: 1981 yılındaki suikast girişiminden sonra, Papa John Paul II’nin vicudundan çıkarılan mermi çekirdeği bulunmaktadır.

 

WAX MUSEUM:
Burada; balmumundan yapılmış figürler ile, 28 sahnede, yörenin hikayesi canlandırılıyor.

BERLİN ANITI:
Sanctuary girişinde, güney tarafta bulunan bir anıttır. Anıt “Berlin anıtı” olarak da bilinir. Almanya’dan Portekiz’e göçmen olarak gelen: Bay Virgilio Casimiro Ferriira: Berlin duvarının yıkılışı ve komünizmin çöküşü nedeniyle, Tanrının müdahalesine minnettarlığının ifadesi olarak bu anıtı buraya yerleştirmiştir.
Anıt: 2600 kilo ağırlığında ve 3.60 metre yüksekliktedir. Genişliği ise 1.20 metredir. Anıtın tasarımı mimar J.Carlos Loureiro tarafından hazırlanmış ve 13 Kasım 1994 tarihinde açılmıştır.

RETREAT HOUSE:
Burası da, bölgedeki birkaç şapelden biridir. Burada: yıl boyunca, sayısız faaliyetler düzenlenmektedir. Buranın lobisinde, heykeltıraş Teixer Lopes tarafından yapılan “Our Lady” heykeli ilgi çekmektedir.

VALİNHOS:
Sanctuary bölgesine 3 km. uzaklıktadır ve bir anıt ile işaretlenmiştir. Anıt: 19 Ağustos 1917 tarihinde açılan bir Meryem heykelidir.

FRANCİSCO VE JACİNTA EVİ:
Çoban çocukların yaşadıkları ev: ziyarete açıktır.

    

CASA DE LUSİA:
Çoban çocuklardan Lusia’nın doğup büyüdüğü evdir. Evin hemen arkasında “Shepherd of” denilen yerde, 1916 yılında, hayalet “Barış Meleği” olarak Lusia’ya görünmüştür.

ALJUSTREL MUSEUM:
Burası: Sanctuary’den 2 km uzaklıktadır ve Lucia: burada doğmuştur. Günümüzdeki bu konut: Ağustos 1992 tarihinde ziyarete açılmıştır. Müzede: mutfak eşyaları, iş elbiseleri, mobilyalar ve dönemin araçları sergilenmektedir. Yani, bir anlamda, o dönemin bir aile yaşamı betimlenmektedir.

Portekiz, Lizbon, Evora

5.249 kişi okudu!

Lizbon şehir merkezinden buraya ulaşmak için: Sete Rios terminalinden kalkan, otobüslere binmelisiniz. Yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor. Tren ile de gidebilirsiniz ki, tren yolculuğu da, yaklaşık 1 saat 50 dakika sürüyor. Lizbon şehir merkezi ve Evora şehri arasındaki uzaklık130 km. dir.

Evora : Portekiz’in en güzel ve en iyi şehirlerinden birisidir. Çok sayıda anıt ve bina ile, tam bir açık hava müzesi gibidir. Beyaz badanalı evler, kemerler ve diğer kalıntılar ki, bunların bir kısmı da, Magribi dönemi izlerini yansıtmaktadır.

Tüm bunlar nedeniyle: bir açık hava müzesi gibi olan şehir: 1986 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Burada egemenlik kuran her uygarlık: Evora üzerinde iz bırakmıştır. Ancak: bölge Romalılar açısından özel bir öneme sahiptir. Roma imparatorluğu döneminde “Ebora Cerealis” olarak bilinen şehrin ismi İmparator Jul Sezar tarafından “Liberalitas” olarak değiştirilmiştir. Böylece Roma döneminde, şehir özel bir statüye kavuşmuştur. Takip eden Keltler ve Magribi döneminin ardından, Portekiz kralları da buraya özel önem vermişlerdir. Portekiz kralı Afonso Henriques döneminde şehir Araplardan ele geçirilmiştir. Kral Joao II zamanında, kızı, düğün için burayı seçmiştir. Ortaçağ’ın ileri dönemlerinde, kral Joao III ve kral Manuel I döneminde de, Evora şehri önemini yitirmemiştir. Sao Francisco Manastırı ve Kraliyet Sarayı bu dönemde inşa edilmiştir. Sao Francisco manastırı: Portekiz’in en iyi kiliselerinden biridir. Kraliyet Sarayı ise, İslam dekoratif etkisiyle Gotik tarzın, alışılmadık bir kombinasyonudur.

16’ncı yüzyıl, şehirde altın bir dönemin yaşandığı zamandır. Flanders, İtalya ve İspanya’dan gelen sanatçılar: buraya akın ettiler. Hatta: 1553 yılında kurulan ve hala fonksiyonları devam eden Üniversiteye katılmak için, Salamanca ve Paris bölgesinden birçok gelenler oldu.

          

Templo de Diana (Roma Tapınağı):

Yukarıda kısaca söz ettiğim gibi: Evora şehri; MÖ.80-72 yılları arasında, Romalı komutan Quintus Sertorius tarafından genel merkez olarak kullanılmıştır. Daha sonraki süreçte de, uzun yıllar, Roma askeri merkezi olarak kabul görmüştür. Çünkü: şehrin ismini bizzat veren Jul Sezar’ın bu şehre bahşettiği ayrıcalıklar vardır.

Bunun bir sonucu olarak: MS.2’nci yüzyılda: şehirde muhteşem bir tapınak yapılır. Tapınağın, geleneksel tanrıça “Diana” ile ilişkisi olduğuna inanılıyor. Başka bir olasılık ise; Yunan kültüründeki “Zeus” un, Roma kültüründeki benzeri “Jüpiter” için de yapılmış olmasıdır.

Evet: tapınak son derece iyi korunarak günümüze kadar ulaşmıştır. İber yarımadasında en iyi korunan Roma dönemi eseri olarak bilinir. Hatta: 1755 yılındaki büyük depreme bile dayanmış ve  etkilenmemiştir. Tapınak: 1870 yılında engizisyon ve bir aralar da mezbaha olarak kullanılmıştır.

Tapınak:3 metrelik bir taş platform üzerinde yükselir. Tepesindeki dekoratif oymaları ve 14 tane orijinal granit korint sütunu ilgi çekmektedir.

Tapınağın hemen yanında ise: Roma su kemeri ve çevresinde kırsal manzaralı bir bahçe bulunmaktadır. Tapınağın kuzeyindeki bu bahçe, Roma duvarına kadar uzanmaktadır. Bu büyük düzlük: panaromik bir manzara sunmaktadır.

  

Sao Joao Evangelista ve Loios Manastırı:

Roma tapınağının hemen yanında; güneyindedir. Giriş ücretlidir, 3 eurodur. Salı ve Pazar arasındaki günlerde: saat: 10.00-18.00 arasında ziyaret edilmektedir.

Burası: 15’nci yüzyıldan kalmadır. 1485 yılında, Kral Joao II emriyle, Kont Rodrigo Melo tarafından: burada bulunan Arap dönemi kalesi üzerine yaptırılmıştır. Ancak: 1383-1385 yılları arasındaki, devrim sırasındaki yangında tahrip olmuştur. 1755 yılındaki büyük depremde ise, yine tahrip olmuştur. Ancak,  daha sonra yeniden inşa edilmiştir. 1834 yılında ise, manastır, kraliyet emriyle, Portekiz’de bulunan diğer tüm manastırlarla birlikte kapatılmıştır. Son olarak ise, 1965 yılında kapsamlı bir yenileme faaliyetleri sonucunda “tarihi otel” olarak yeniden açılmıştır. Günümüzde burada “Loios County Hotel” bulunmaktadır.

Yapının özelliklerine gelince: cephede: parlak sarı ve beyaz boyalı büyük bir sundurma ve kule bulunur. Giriş: kulenin altındaki büyük gotik portaldandır. Burada bulunan kapı: ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Çünkü: 15’nci yüzyıl sonlarından kalmadır, gotik kapı, kiremitli/seramik kaplamaları muhteşem güzeldir.

Yapının içinde, tavan zemininde: Sao Lourenço Justiniano’nun hayatından sahneler bulunan ve 1700’lü yıllarda Antonio Oliveira Bernardes tarafından yapılan, resim ilgi çekmektedir. Bunun dışında yine manastır içindeki resimlerden ilgi çekenler: Afrikalıların şiddetine ait bir sahne, bir papa ve bir Hıristiyan misyoner (gözleri ve ayakları ile hareketli bir görüntü verilmiştir)

Manastırın içinde, önceki süreçte ikametgah olarak kullanılan “Cadaval en Dukes” denilen bölüm: Shields Sarayı olarak bilinir. Burası: iki heybetli kule ile çevrilidir. Dörtgen kule “Fernando” olarak bilinir ve Kral Joao II’ye karşı komplo düzenlemekle suçlanan Bragança: 1483 yılında, burada hapsedilmiştir. Bu saray bölümünde: ilginç bir müze de bulunmaktadır. Diğer kule yani “Marqueses de Marialva” içinde ise “Dini sanat eserleri” bulunan bir müze bulunmaktadır. Burada: 1536 yılında bölgede kurulan engizisyon mahkemesi tarafından kullanılan araçlar bulunmaktadır ki, burada 22 binden fazla kişinin mahkum edildiği söyleniyor.

Şehir gezinize: ana meydan olan “Praça do Giroldo” dan başlayabilirsiniz. Bu meydan: engizisyon döneminde, etkin olarak kullanılmış olup, günümüzde burada mağazalar ve kafeler görülmektedir. Ayrıca: yine burada bulunan evlerin, demir balkonları dikkat çeker. Yine meydanın bir ucundaki: Rönesans dönemine ait “Santo Antao Kilisesi” önünde: 1571 yılından kalma bir havuz dikkati çeker.

Meydandan sonra: yürüyerek “Rua 5 de Outubro” denilen yere geçebilirsiniz. Burası: hediyelik eşya dükkanları ile doludur. Yürümeye devam ettiğinizde ise, Roma tapınağı ve Loios manastırını görebilirsiniz.

        

Evora Katedrali:

Daha sonra “Se” yani “Katedral” görülüyor. Burası, tüm Portekiz’in en büyük katedralidir.

Katedral, daha önce cami bulunan buraya, 1186 yılında yapılmaya başlanmış ve 1204 yılında tamamlanmıştır. Giriş ücretlidir, 1 euro. Katedral: Pazartesi günleri hariç hergün açık olup, saatleri: 08.30-13.00 ve 14.30-18.00 arasındadır. Elbette, giriş için kısa kollu üst giysileri, şort ve terlik kabul edilmiyor.

Vasco da Gama’nın : Hindistan yolculuğu öncesinde 1497 yılında gemilerinin bayrakları bu katedralde kutsanmıştır.

Mimari stil olarak: Romanesk ve Gotik karışımıdır. Portal üzerinde: 14’ncü yüzyıl yapımı, havari heykelleri görülür. Dışta bulunan ve cennete doğru uzanan asimetrik kuleler ilgi çekiyor. Kuzey kulede: eşsiz ve paha biçilmez dini sembollerin bulunduğu bir müzeyi barındırıyor.

Ülkede bulunan katedraller içinde en uzun nef bölgesi buradadır ve 70 metredir ve Cebrail heykeliyle dengelenmektedir. Katedralin taş cephesi: 1200 yılından kalmadır. Ana portalda, 12 havari heykeli bulunur. Bunlar: Portekiz’de gotik heykel sanatının başyapıtları olarak kabul edilirler. Yapının çan kulesi, sekizgendir. Sunak: pembe, siyah ve beyaz mermerden yapılmıştır. 13’ncü yüzyılın sonunda yapılan, merkezi kubbe ayrı bir güzelliktedir.

Yapının içinde: 15’nci yüzyıldan kalma: “Meryem” heykeli ilgi çekmektedir. İlginç olan, burada “Meryem” in, hamile olarak tasvir edilmiş olmasıdır. Yerel rahiplerin: doğurganlık üzerine odaklanılması için, böyle bir heykel yaptırdıkları düşünülmektedir. Günümüzde de: genç kadınlar, doğurganlık için dua etmek üzere, bu heykele gelirler. Hatta: zor gebelik için de, bu heykelde dua edenler bulunur.

Evet: burayı ziyaret etmek isterseniz: misyoner heykellerinin bulunduğu bir portal üzerinden yapıya giriliyor. Karanlık, dar koridorlar bulunuyor. Gotik dehlizlerden ilerleyerek, terasa kadar çıkabilirsiniz ve burada, yani terasta Evora şehrinin muhteşem bir görüntüsü izleniyor.

 

 Praça Conde Villa Flor:

Bu meydanda: Evora Müzesinin bulunduğu Piskoposluk Sarayı görülmektedir. Meydanın sağında: Casas Pintadas sokağı bulunuyor. Bu sokakta: Cizvit rahiplerin oturduğu bir ev ve Vasco da Gama’nın, Hindistan yolculuğuna çıkmadan önce, 1519-1524 yılları arasında yaşadığı bir ev bulunmaktadır. Ziyarete açık bulunan evde: keşif seferleri için yaratıcı boyuttaki deniz kızları ve fantezi hayvanları tasvir eden küçük freskler görüldüğü küçük bir Manuelin manastırı dikkat çekiyor.

  

Museu de Arte Sacra de Evora-Evora Şehir Müzesi:

Largo da Se-Ala Notre da Se Catedral de Evora adresindeki müze: hemen katedralin bitişiğinde Piskoposluk sarayındadır. Saray: Romanesk-Gotik mimari stilleri barındırmaktadır.

Piskoposluk sarayında, güney kulede bulunan müzede: 16’ncı yüzyıldan kalma resimler ve modern heykeller ve Evora’nın tarihine ait objeler sergilenmektedir.

Resimler arasında dikkati çekenler: 15’nci yüzyıl yapımı “Paradise Our Layd” yani “Madonna ve Çocuk” tablosudur. Ayrıca: 12’nci yüzyıldan kalma, fildişi kaplı, yakut, safir, elmas ve zümrüt gibi taşlarla süslü ve yaldızlı gümüş kutu içinde, dini hazineler bulunur. Hatta: bu dini hazinelerden en değerlisinin; gerçek haç (İsa’nın çarmıha gerildiği haç) dan bir parça olduğu söyleniyor.

Müzede bulunan: 16-18’nci yüzyıllar arasındaki döneme ait dini mobilyalar: Portekiz’in en etkileyici koleksiyonlarından birisidir.

Evora Üniversitesi:

Katedralin arkasına doğru yürürseniz, bu kez karşınıza “Cizvit Üniversitesi” çıkacaktır. 1559 yılında kurulan üniversite: zarif Rönesans dehlizleriyle dikkati çeker ve sınıf girişlerinde, öğretilen konuların yazıldığı çini panolar bulunmaktadır. Günümüzde, bu tarihi bina “Evora Üniversitesi” olarak kullanılıyor.

 

Katedralin yanından: bir merdiven ile “Porta da Moura” meydanına inebilirsiniz. Burada: 1556 yılından kalma: Magribi mimarisi egemendir ve ilginç bir küresel Rönesans havuzu dikkati çeker.

 

Sao Francisco Kilisesi:

Şehir gezinizde, özellikle “Sao Francisco Kilisesi” nin kaçırılmaması önerilir. 1510 yılında: Manuelin ve gotik stillerin kullanımı ile yapılan bu kilisede, efsanevi Portekizli denizci Gil Vicente gömülüdür. Kilisenin duvarları, mavi renkli çinilerle döşenmiştir. Sunak ise altın rengindedir.

         

Bones the Chapel-Capele dos Ossos:

Ancak, burada bundan daha önemli bir özellik var. Kilisenin hemen yanında bulunan bir şapel var. Şapelin ismi “Capele dos ossos” dur. “Kemiklerin şapeli” olarak da biliniyor. Giriş ücretli, giriş ücreti 1 eurodur. Pazartesi-Cumartesi günleri, saat: 09.00-12.45 ve 14.30-17.45 arasında açıktır. Yani, Pazar günleri kapalıdır.

Şapele: boyalı bir kafiye/yazı taşıyan büyük bir kemer altından giriliyor.

16’ncı yüzyılda: şehirde bulunan mezarlıkların çok yer kaplaması üzerine, rahipler, buna bir çözüm bulmak isterler ve sıra dışı bir çözüm bulurlar. Mezarlarda bulunan tüm kemikleri, bir şapelde toplamaya karar verirler. ( Ara not: Fethiye’de bulunan Rumlardan kalma “Kayaköy” e giden varsa, orada bir kilise var, kilisenin arka bahçesinde bir kuyu var, kuyunun içi insan kemikleriyle dolu, çünkü: mezarlıkta yer kalmayınca, gömüldükten sonra 5 yıl geçen mezarları açıp, kemikleri, bu kuyuya atıyorlar, oraya da yeni gömü yapıyorlarmış)

Evet: biz gelelim yine Ossos şapeline. Hayatta olan insanlara “ölümün kaçınılmaz” olduğunu hatırlatmak ve göstermek isterler. Bu yüzden: kemikleri kapalı bir yerde değil de, sergilemeye karar verirler.

Hatta: bunu açıklayan bir yazıyı, şapelin hemen giriş kapısı üzerine asarlar ki, bu Latince yazının (Nos ossos que aqui estamos, pelos vossos esperamos) tercümesi “Biz, buradaki kemikler, sizinkileri bekliyoruz” Girişin hemen sağında ise, asılı halde, kurutulmuş bir çocuk cesedi görülüyor. İçeride de bir insanın kurumuş cesedi daha görülüyor. Diğerleri kemik halinde iken, bu iki cesedin, niye bu şekilde kaldığı konusunda ise söylenenler şunlar: “bunlar kıskanç bir eş tarafından lanetlenen bir adam ve onun küçük çocuğuna ait imiş”

Her ne kadar ürkütücü de olsa: şapelin içine girdiğinizde, 5000 kadar insan kemiğinin, duvarlarda ve sütunlarda sergilendiğini, asılı bulunduğunu görüyorsunuz. Bunların: bir savaşta ölen askerler veya bir salgın hastalıkta ölenler oldukları yönünde söylentiler de bulunmaktadır. Ancak: kemikler arasındaki çimento kalıntıları nedeniyle, tam olarak insan iskeleti görünümü vermiyor.

Şapeli kuran rahiplerin kemikleri de şapelde bulunuyor, ancak onların kemikleri diğerleri gibi duvarlara asılmamış, mihrabın yanındaki lahite konulmuştur.

Evet: bu binlerce insanın kemikleri: hergün binlerce insan tarafından ziyaret ediliyor.

Tren istasyonu yolunda, şehir duvarlarının dışında: ortaçağ kalesi görümündeki bir yapı dikkati çeker. “Ermita de Sao Bras” isimli bu olağanüstü binada: büyük siperler, canavarlar ve yuvarlak payandalar görülmektedir. Bu yapı, 1485 yılında “veba” dan kurtuluşun anısına dikilmiştir.

  

Burada görmenizi önereceğim son ilginç yer: büyükçe 7 taştan oluşan ve ulusal bir anıt olarak değerlendirilen,6 metreyüksekliğindeki taşlardır. Bunların: 2000-4000 yıllık olduğu düşünülüyor. Yuvarlak, granit yekpare taşların üzerine, sembolik işaretler kazınmıştır.

 

Son bir not: Evora’nın restoranlarının yemekleri çok ünlüdür. Geleneksel yemekleri mutlaka tatmanızı öneririm.

 

 

Portekiz, Lizbon, Sintra

7.232 kişi okudu!

Sintra: 1995 yılında: UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Çünkü: 19’ncu yüzyılda, Sintra, Avrupa Romantik mimarisinin ilk merkezi olmuştur. Ferdinand II, dönemindeki bu yeni duyarlılık: Gotik, Mısır, Fas ve Rönesans elemanlarının bir karışımı olarak gündeme gelmiştir. Kale içindeki manastır, ağaçların yerel ve egzotik türleri, aynı çizgide inşa edilen yapılar Avrupa’da peyzaj mimarisinin gelişimini olumlu etkilemiş, parklar ve bahçeler ile benzersiz bir kombinasyon yaratılmıştır.

Tarihi süreç incelendiğinde, buranın ilk yerleşimcilerinin “Romalılar” olduğu görülür. Romalılar: burayı bir kült ayin ve ibadet yeri haline getirip, ay tanrıçasının ismini yani “Cynthia” adını verdiler. Ayrıca: yemyeşil bitki örtüsüne hayran oldular ve tepenin üstüne bir saray ve şehrin çevresinde ise birçok yerde havuzlar yaptılar. Bölge, takip eden süreçte ise, Portekiz kraliyet ailesinin yazlık ikametgahı olarak seçildi ve aristokratlar için büyük bir konak ve villalar inşa edildi.

Lizbon şehrinde: Rua Augusta sonundaki Praça Dom Pedro VI meydanındaki “Rossio” istasyondan trene binerseniz, yaklaşık 40 dakika sonra buraya ulaşırsınız. Karayolu ile giderseniz yaklaşık 30 dakikada ulaşırsınız. Gidiş-dönüş tren bileti, 4.5 eurodur.
Tren yolculuğunun bitiminde Sintra bölgesinde trenden indiğiniz yer: Sintra ilçesinde yaşayanların ikamet alanıdır. Burada gezebilecekleriniz:

 

Sintra Museu de Arte Moderna-Modern Sanatlar Müzesi:
Müzede, olağanüstü Berardo koleksiyonunun bir parçası bulunmaktadır. Koleksiyonun diğer büyük bölümü: Belem Kültür Merkezindeki müzede sergilenmektedir. Sintrada bulunan bu müzede: Andy Warhol, Pollock, Francis Bacon, Miro ve Picasso’nun eserleri bulunmaktadır.

Evet: tren istasyonunun önündeki otobüs durağından kalkan 434 numaralı otobüs, Sintra bölgesinde gezilecek yerler arasında ring seferleri yapıyor, yani buradan otobüse binerseniz, gezilecek yerlerde inip, sonra yine aynı otobüse binebiliyorsunuz.
Ancak: eğer Cabo de Roka bölgesine, yani Avrupa’nın en batı ucuna gitmek isterseniz, farklı bir otobüse binmeniz gerekiyor ve yolculuk yaklaşık 45-50 dakika sürüyor.

Biz: 434 numaralı otobüs güzergahı üzerinde gezilecek yerlerden söz edelim.

 

İgreja de Santa Maria:
Burası, bir capucin keşişin mezarının bulunduğu yerdir.

     

Castelo dos Mouros-Moorish Castle:
Burası: bir tepe üzerinde, dağlık bir uçurumun kenarında, 9’ncu yüzyılda yapılmış ve Arap dönemi kalesidir. Kalenin surlarından: muhteşem bir manzara izlenmektedir.
Kale, ilk olarak 9’ncu yüzyılda: Arap işgali döneminde yapılmıştır. 1147 yılında ise, Lizbon şehri teslim olunca, kale, bölgeyi ele geçiren Hıristiyanlara, teslim edilmiştir. 1383 yılında kale terk edilmiş, ancak kale içinde bulunan şapel kullanılmış ve şapel de, 1493 yılında terk edilmiştir.

         

Pena Sarayı:
Buraya ulaşmak için, Pena Bahçelerinin aşağı girişinde bulunan otobüs durağında inmek gerekiyor. Bu bahçe: 1995 yılında UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır. Park alanı ve saraya giriş ücreti 11 eurodur.

Bahçe içinden ister yürüyerek, isterseniz 2 euro ücret ödeyerek küçük bir tren ile tepe üzerine çıkılıyor. Ancak: ben sizlere, burada mutlaka trene binmenizi öneriyorum, çünkü tepeye çıkış bir hayli zorludur.

Evet: 1840 yılında kral Ferdinand II tarafından başlatılan çalışmalar sonucunda: bahçe içinde: çeşitli tarihsel figürler, özel bitki türleri, küçük gölcükler, farklı mimari stildeki havuzlar, çeşmeler, mağaralar, şapeller, 1840 yılı yapımı bronz bir kral heykeli ve en tepedeki gözlem alanında, 529 metre yüksekliğe konulmuş bir büyük “haç” görülüyor. Park alanı ve kale dahil olmak üzere, bütün park alanı: taş bir duvar ile çevrilidir.

Park alanının, yaklaşık 2200 hektar olduğu söyleniyor. Yerli bitki örtüsü yanında, pek çok egzotik türler bulunmaktadır. Kral: park alanında dikilen ağaçların, uzak sömürgelerden getirilmesini sağlamıştır. Bunlar arasında: Avustralya ve Yeni Zellanda’dan getirilen eğrelti otları ve ağaçlar, Çin’den Ginkgo, Japonya’dan Cryptomeria sayılabilir. Ayrıca: park alanı içinde, doğrudan saraya bağlanan labirent benzeri yollar, patikalar ve tüneller de bulunmaktadır. Yüksek alanlar ise: meşe, selvi, çam ormanları ve daha klasik bahçelerle kaplıdır. Bu bahçelerin en önemli özellikleri arasında: Kamelyalı Bahçe ve İngiliz Bahçesi bulunmaktadır. Park alanındaki bütün yapılar; 1755 yılındaki depremde tahrip olmuştur.

Park ve saray: aynı dönemde oluşturulmuştur.

Portekiz ulusal anıtlarından biri olan Pena Sarayı: parkın tam ortasında bulunuyor ve Portekiz ülkesinin yedi harikasından biri olarak kabul ediliyor. Park alanında bir tepe üzerinde bulunan saraydan, açık havada, Lizbon şehrinin görülebildiği söyleniyor.

Saraydan önce, buradaki manastırda: yüzyıllar boyunca az sayıda rahip yaşamış, sakin ve küçük bir dini ibadet yeri olarak kullanılmıştır. 1755 yılındaki depremde manastır harabeye dönüşünce, 1838 yılında, kral Ferdinand II: eski manastır ile Magribi kalesi arasındaki bölümü, yeniden düzenlettirmiş ve buraya, kraliyet ailesi için bir yazlık saray yaptırmaya karar vermiştir.

Disneyland’daki masalımsı şatolara benzeyen sarayda, mimari stil olarak: manulin yani Portekiz mimari tarzının bir kopyası gibi: kubbeler, mazgallar, kuleler ve karmakarışık pastel renklere sahiptir. Avrupa’da bulunan diğer ortaçağ şato ve sarayları ile karşılaştırıldığında: burası, Avrupa’nın en muhteşem sarayı olarak seçilmiştir.
Sarayın içi ise: 1840 yılında: kral Ferdinand tarafından, Alman mimar Baron Eschewege’ye yaptırılmıştır. 1940 yılında, kraliyet ailesi Portekiz’den kaçtıktan sonra, saray, olduğu gibi, yani o günkü haliyle korunmuş olarak günümüze ulaşmıştır. Bu iç bölümde: abartılı Victoria ve Edward dönemi mobilyaları bulunmaktadır. Zengin süs eşyaları, resimler ve paha biçilmez porselenler korunmuştur.

Son Portekiz kraliçesi Amelia: sürgüne gitmeden önce, son gecesini burada geçirmiştir. Saray, 1910 yılında Cumhuriyetin ilanının ardından, ulusal anıt kategorisine alınarak koruma altına alınmıştır.

Gelelim sarayın ayrıntılarına: Saray karmaşık görüntüsüne rağmen, çok büyük değildir. İki geniş iç avlu bulunmaktadır. Cephesinde: tam bir karmaşa hakimdir. Ancak: konumu iddialıdır. Yukarıda da sözünü ettiğim gibi, bulunduğu konum nedeniyle geniş bir ormanlık alana hakimdir ve buna bağlı olarak muhteşem bir manzaraya sahiptir.

Sarayın iç dekorasyonunda: Magribi etkisi hakimdir. Ziyaretçiler tarafından: rehberli turlar ile: sarayda; Kraliçe ve kralın odaları, aile odaları, teras, çalışma odası, şapel, büyük salon ve mutfak gezilebilmektedir.
Bu gezide: en ilgi çekenler ise: türbanlı Magribi heykelleri tarafından tutulan elektrikli avizelerdir. Bu heykellerin türban benzeri kafalarına takılanlar: Osmanlı kavuklarına da benzemektedir.

Sarayın: diğer muhteşem bölümleri: geniş balo salonu, Arap room ve etkileyici 16’ncı yüzyıl kilisesidir.

Evet: saray gezimizden sonra, yine küçük trene binerek aşağıya park alanının kapısına gidiyoruz. Duraktan otobüse binerek, bu kez tarihi Sintra Merkezine gidiyoruz.

Palacio Nacional-Ulusal Saray:
Bu saray, günümüzdeki görünümünü, 1433 yılında, Dom Manuel I zamanında almıştır. Bu kral: Vasco do Gama’nın hamisi olarak bilinir ve tanınır. Şehrin ana meydanındadır.
Sarayın mimari stili: görkemli bir gotik-manulin karışımıdır. Yapının en ilgi çeken özelliği: dış cephesinde, ne olduğu konusunda net fikir sahibi olunamayan iki konik bacadır. Bunların muhtemelen: mutfak bacası olduğu tahmin ediliyor. Sarayın odalarında: renkli sırlı çiniler kullanılmış olup, bunlar ilgi çekmektedir. Saray içinde, rehberli turlarla geziler düzenleniyor ve bu gezilerde: sarayın için ve tablolarla kaplı odalarını görebilirsiniz. Sintra Müzik Festivali burada yapılmaktadır.

Sarayı gördükten sonra: tarihi şehir merkezinin çevresinde yürüyerek gezebilirsiniz. Bu yürüyüş sırasında: çok güzel havuzlar, çeşmeler, keşiş mezarları görebilirsiniz ki, zaten doğa da muhteşem güzel ve huzur vericidir.

Museu do Brinquedo-Oyuncak Müzesi:
Burası, çocuklu ziyaretçiler için ilgi çekicidir. Müze: Jao Arbue Moreira isimli bir şahıs tarafından toplanan ve kendi ürettiği oyuncaklardan oluşmaktadır.
Müzenin birinci katında, özellikle: 3000 yıllık, Mısır taş oyuncaklarını görmelisiniz. Ayrıca: 1930’lu yıllardan kalma trenler ve Alman oyuncak arabaları, oyuncak askerler, sömürgelerden gelen tahta oyuncaklar ilgi çekmektedir. Müzede, toplam 20 binde fazla oyuncak bulunduğu söyleniyor.

Tarihin merkezin biraz dışına doğru yürürseniz, bu kez, bir saray daha göreceksiniz.

Palacio da Regaleira:
Burası, Sintra bölgesinin en süslü yapılarından birisidir. 19’nci yüzyılda, zengin bir Brezilyalı için yapıldığı söyleniyor.

Tarihi şehir merkezinden sonra: tren istasyonunun önündeki otobüs durağından: 435 numaralı otobüse binerseniz, bu kez: başka bir saraya gidebiliyorsunuz.

Monserrat Sarayı:
Burası, Sintra şehir merkezinin bayağı dışında kalıyor. Saray: 1793 tarihinde, ünlü İngiliz mimar Sir Francis Cook için tasarlanmıştır.
Sarayın bahçesi, 1000’den fazla farklı bitki türü ile bezenmiştir ve bu bahçeler daha ünlüdür. Bahçeler: yarı doğal meşe ormanı ile çevrilidir.
Saray: bazen burada kalan İngilizler tarafından ünlü hale gelmiştir. Mimari stil olarak: yapı Hindistan mimarisi ve neo-gotik mimari özellikleri birleştirmektedir.

Evet: tren istasyonunun önündeki otobüs durağından: 403 numaralı otobüse binerseniz: Cabo de Roca’ya gidebilirsiniz. Yolculuk sırasında: park alanındaki ormanlık alandan geçtikten sonra, okyanusa yaklaştıkça, iklimin sertleştiğini ve bitki örtüsünün değişerek: ormanlık alanın: yosun, liken, çalılık tipine dönüştüğünü görebilirsiniz.

Cabo de Roca:
Burada: bir kafe, bir restoran, hediyelik eşya mağazası, bir deniz feneri ve turizm ofisi bulunuyor. Bu turizm ofisine müracaat ederek, 10 euro verdiğinizde: Avrupa’nın en batı ucunda bulunduğunuzu gösteren, adınız yazılı sertifika alabiliyorsunuz.
En uç nokta: okyanus kıyısında, 140 metre yükseklikte, derin bir yar üzerinde, taşlardan yapılmış bir dikitle belirlenmiştir. Burada okyanusu seyretmek, ziyaretçilere bambaşka duygular yaşatıyor. Her ne kadar okyanus sakin görünse de, aşağıda, kıyıdaki kayalara vuran dalgalar, okyanusun gücünü ve şiddetini hissetmemizi sağlıyor. Burada, bir de yazıt var. Bu yazıt: Portekizli şair Luis de Bakan’a aittir ve yazıtta “kara biter ve deniz başlar” yazılıdır.

Praia da Adraga:
Kuzeydeki bu plaj: Avrupa’nın en güzel ve bozulmamış, en büyük 20 plajından birisidir.

Son bir not: Sintra bölgesinde, buraya has bir tür yiyecek olan “quaijades” denemelisiniz. Bu, Sintraya özgü bir tür pastadır.