Ankara, Nallıhan

28.786 kişi okudu!


Birçok kez gittim, çünkü abim, Çayırhan Termik Santralında çalışıyordu. Özellikle, yakın geçmişte, burası gibi Ankara’nın bir ilçesi olan “Beypazarı” turizmde büyük bir hamle yapmış ve bir turizm beldesi olmuş olmasına rağmen, Nallıhan sahip olduğu güzellikler ile turizmden bence, beklenen payı alamamıştır. Elbette, bunun en büyük sebebi tanıtım. Yoksa, Nallıhan sınırları içinde, Avrupa Birliği tarafından koruma altına alınması öngörülen bir “Kuş Cenneti” nin bulunduğunu kaç kişi biliyor veya bu satırları okuyan siz, Nallıhan’da, muhteşem güzel bir kuş cenneti bulunduğunu daha önce biliyormuydunuz? Büyük ihtimalle, bu soruya “hayır” diye cevap veriyorsunuz. Peki bunun nedeni? Tanıtım, kimse bilmediği bir güzelliği merak etmez, gidip görmeyi istemez.
Neyse, Nallıhan güzel bir yer, uygun bir zaman ayarladığınızda, buraya gidip, aşağıda sözünü edeceğim güzelliklerini görüp, güzel bir gün geçirebilirsiniz.


ULAŞIM:
Ankara şehir merkezine 161 km uzaklıktadır. Nallıhan-İstanbul arasındaki uzaklık: 300 km. Nallıhan-Bolu arasındaki uzaklık: 100 km. Nallıhan-Eskişehir arasındaki uzaklık: 130 km. dir.


TARİHİ:

İlçe merkezi, 1599 yılında Vezir Nasuhpaşa tarafından buraya yaptırılan bir han ile oluşturulmuştur. Zaten, ilçe, adını da bu han’dan almıştır. Sultan I. Ahmet’in veziri; 1594 yılında, Halep-İstanbul arasındaki yolculuğu sırasında Nallıhan yöresinden geçer ve ilçenin bugün bulunduğu yerde: 1 han, 1 hamam ve 1 cami yaptırır. Bu yapıları, vakfeder. Takip eden dönemde yöre hızla gelişerek büyür.

Nallıhan: 16’ncı yüzyılda Bursa sancağına bağlı iken, 19’ncu yüzyılda Ankara sancağına bağlanmıştır. Yöreye “Nallıhan” ismini verilmesi konusunda benim ilgimi çeken bir söylenti var. Söylenenlere göre: “Halk kahramanı Köroğlu, bir gün buradan geçerken han’da konaklar. Ertesi gün ayrıldığında ise, atının bir nalının, bahçede düştüğü görülür ve nal, han’ın kapısına asılır ve böylece han: Nallıhan olarak anılmaya başlanır.

1864 yılında, Nallıhan yöresinin ilçe olduğu görülür.


GENEL:
İlçe, Ankara’nın batısındadır. Dört bir tarafı, dağ ve tepelerle çevrilidir. Dağlar, çam ormanları ve meşeliklerle kaplıdır. Özellikle, kuzey ve batı bölümlerinde orman örtüsü yoğunlaşır.Doğu ve güneydeki dağ ve tepeler ise çıplaktır. İlçe genelinde, 150-1000 yaş aralığında, 80 civarında anıt ağacın bulunduğu söyleniyor. Bunlar arasında: 650 yaşında bir Ardıç ağacı, 550 yaşında bir Fındık ağacı, 1000 yaşında bir karaçam ve 400 yaşında Mor Dut ağacı görülebilmektedir.

Yörenin deniz seviyesinden yükseklik, 625 metredir.

Nallıhan çayı, ilçenin hemen yakınından geçmektedir. Bölgenin bütün dere ve çayları, Sakarya nehrine dökülmektedir. Özellikle dere boyları, sulu tarım için kullanılmaktadır.

Bölgede, Batı Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinin iklim özellikleri egemendir ve buna bağlı olarak, yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise yağışlı geçer. Kış ayları, pek soğuk olmaz. Sakarya nehri vadisinde, deniz seviyesinden yükseklik 200-250 metreye kadar düştüğünden, iklim daha ılıman özellikler gösterir.

Bölge: önemli bir hayvancılık ve meyvecilik deposu özelliği taşımaktadır. Ayrıca, bölgenin mikroklima özellikli havası nedeniyle, muhteşem lezzetli “pirinç” yetiştirilmektedir.
ULUSLAR ARASI NALLIHAN TAPDUK EMRE VE İĞNE OYALARI KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ:
Her yıl, Haziran ayının son haftasında yapılmaktadır. Bu törenlerde: Taptuk Emre ve öğrencisi Yunus Emre anılmaktadır.

KONAKLAMA:
Nallıhan Öğretmenevi Hacıbey Mah.Adnan Menderes Bulvarı.Halk Eğitim Merkezi. 312-7852374

NE YENİR-NE İÇİLİR:
Yörenin yöresel lezzetleri olarak şunlar sayılabilir: Nallıhan kapama pilavı, Nallıhan Gorçan kebabı, yaprak dolması, gözleme, höşmerim, kabak tatlısı.
Özellikle, Döğmeci köyünde yapılan kabak tatlısı mutlaka tadılmalıdır. İçine pekmez konulan ve saatlerce fırın ateşinde pişirilen kabak tatlısı, gerçekten muhteşem bir lezzet sunmaktadır.  Höşmerim de, tamamen koyun peynirinden yapılır ve büyük bir emek gerektirir.


NE SATIN ALINIR:
Bölgede üretilen Nallıhan oyaları, gerçekten ülke çapında ünlüdür. Bunlar, genellikle ipekten yapılır. Çünkü: bölge, İpek yolu üzerindedir. Küçük iğnelerle, düğümlenmek şeklinde ortaya çıkarılan oyalar, düğümleri sıklaştıkça örgü gözleri de küçülmektedir.

Beydilli ve Çamalan köyü el dokuma ürünleri ile Döğmeci köyü bölgesinde, çam ağacından yapılan “su fıçıları” yöreyi ziyaret edenler tarafından tercih edilerek satın alınmaktadır. Su fıçıları: kendine has görüntüsü ve yapım özellikleri nedeniyle, başka herhangi bir yerde görülmemektedir. Ahşap olan ve çam ağacından yapılan bu su fıçılarının en önemli özelliği: ana gövdeye eklenen alt ek parçanın, çivi kullanılmadan birleştirilmesidir. Tabanından su sızdırmaması ise, yapan ustanın ustalığının işaretidir. Bölgede hayvancılığın gelişmiş olması nedeniyle, el dokuma ürünleri de gelişmiştir. Kadınlar tarafından, tek kişilik,küçük el tezgahlarında dokunan kilimler ve alaca dokumalar ilgi çekmektedir.


GEZİLECEK YERLER:

NALLIHAN EVLERİ:
Günümüzde, ilçede, tarihi süreç içinde, bir hayli gerilere kadar uzanan yapım tarihleriyle ilgi çeken evler var. Bu evler: ziyaretçilerin ilgisini çekiyor, sizler de bu evleri görmelisiniz.

KOCAHAN:
Kocahan: Osmanlı veziri Nasuh Paşa tarafından, Osmanlı-İran antlaşmasının ardından, dönüş yolunda, 1599 yılında, buraya uğradığında yaptırılmıştır. Dış duvarları moloz taş, kireç harç ve kagirdir. Kapı: dairevi şekilde geniş ve uzun tonoz şeklindedir. Kapı kemerinin dışarıya bakan yüzünde, 0.20 x 0.23 lük ve 18 delikli bir “nal” görülmüştür. Yapının içinde: 46 oda ve 46 baca yeri bulunmaktadır. Yapının kitabesi: 1944 yılındaki depremde, bulunduğu yerden düşmüş ve parçalanmıştır.

İlçe merkezinin ismini aldığı bu han, günümüzde çatısı yıkık olarak bulunmaktadır. Nallıhan için simgesel değeri olan bu “Kocahan” ın: özgün yapısı ne yazık ki günümüze kadar korunamamıştır. Biraz önce söz ettiğim gibi, günümüzde, girişindeki kemer dışında, halen duvarları mevcuttur. Pazartesi günleri, burada sebze pazarı kuruluyor.

NASUH PAŞA CAMİSİ:
Yine, aynı bölgede, Vezir Nasuhpaşa tarafından yaptırılan cami de, 20’nci yüzyılın başında yanmış ve 1911 yılında, yerine yenisi yapılmıştır. Cami, dikdörtken planlı ve ahşap çatılıdır. Yapının, 9 adet sivri kemerli penceresi bulunmaktadır. Batı duvarına bitişik minaresi: kesme taştan yapılmıştır. Külah, saç kaplıdır. Cami avlusunda, bir türbe görülüyor ve türbenin içinde, 4 kabir var ama bunların kime ait olduğu belli değil.

Tarihi hamamın kalıntıları ise, Ankara çevre yolu yapımı sırasında yok olup gitmiştir.
Evet, yazının tarih bölümünde sözettiğim, bu 3 eserden, günümüze çok az kalıntı kalmıştır ki bu da tarihi eserlere olan ilgimizin en büyük kanıtı olarak burada görülmektedir.

ULUHAN CAMİSİ:
İlçe merkezine bağlı, Uluhan köyünde, 17’nci yüzyılda: Vezir Nasuh paşa tarafından yapılmıştır. Günümüze, sadece minaresi kalmıştır. Çünkü, yapı deprem bölgesi üzerindedir ve yapılışından sonra, birkaç deprem sonucu yıkıldığı düşünülmektedir. Günümüze kalan minare ise, harap durumdadır. Minarenin kaide kısmında kesme taş kullanılmış olup, taşlar arasında tuğlalar görülmektedir.

 

NALLIHAN KUŞ CENNETİ-DAVUTOĞLAN KUŞ CENNETİ:

Ankara’da yaşayanlar, hafta sonu günübirlik veya çadırlı kamp kurmak üzere, bir yerlere gitmeyi düşünenler, işte burası tam bir cennet, Ankara’ya yakın, bence burayı kesinlikle ziyaret edin. Ankara şehir merkezinden yaklaşık 130 km uzaklıktadır. Ankara-Ayaş-Beypazarı-Çayırhan yolu takip edilerek buraya ulaşılıyor. Beypazarı ve Nallıhan ilçelerine olan uzaklık 30 km dir.

Genel:

Kuş cenneti, 1959 yılında hizmete giren Sarıyar barajıyla Aladağ çayının birleştiği yerde oluşmuş, yapay bir sulak alandır. Burası 1994 yılında koruma altına alınmış ve avcılık yasaklanmıştır. Burada: bugüne kadar 191 kuş türü gözlenmiştir. Özellikle İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde, su havzasının dolu olması nedeniyle, burası göçmen kuşlar için iyi bir barınak alanı olarak kullanılıyor.

Merkezi gözlem tesisi:

Burada bir tesis var. Bu iki katlı binada, çeşitli kuş heykelleri ve fotoğrafları sergileniyor. Tesisin seyir terasından ise, muhteşem manzarayı izleyebilirsiniz. Bazı yerler, çadırlı kamp yeri olarak belirlenmiştir. Bu alanlarda çadır kurup kamp yapabilirsiniz. Tesisin içindeki tuvalet kullanılıyor. Ancak ateş yakmak yasaktır. O yüzden, buraya gelirken hazırlıklı olmalısınız.

 

Tekne gezileri:

Sarıyar barajı üzerinde, uygun havalarda düzenleniyor. Kuşların doğal ortamdaki yaşamlarını görebilirsiniz.Nallıhan Çayırhan da iki tane iskele var. Tekne gezileri Fehmi Çakıraslan isimli bir kişi tarafından düzenleniyor. Telefon numarası: 05333805218

 Dağlar:

Buranın bir diğer özelliği de, arka bölümde bulunan dağların renkleridir. Bu dağların jeolojik etkiler sonucu oluşan kahverengi, sarı ve kırmızı renkleriyle ilgi çekiyor. Söylenenlere göre, burası binlerce yıl önce bir iç denizmiş ve deniz çekilirken doğal erozyon sonucu bu renkler oluşmuş, her renk tabakası bir çağı gösteriyormuş. Hemen karşıdaki sağ bölümde kalan renk damarları yükselen tepeye “kız tepesi” deniyor.

 

ILICA-UYUZSUYU ŞELALESİ:
İlçe merkezine 30 km uzaklıktaki şelalenin bulunduğu yere gitmek için: Uluhan’a giderken, Karacasu bölgesinden saparak ulaşabilirsiniz. Karacasu köyünde: Nallıhan Belediyesi tarafından öğrencisi olmadığı için kapalı bulunan bir okul binası: yöreyi ziyaret edenlere lokanta ve konaklama hizmeti vermek üzere düzenlenmiştir. Önceden Belediyeyi arayarak rezervasyon yaptırırsanız, bu odalarda konaklayabilirsiniz.

Sarıçalı dağı zirvesinin kuzeybatı tarafındaki çayırlıkta, deniz seviyesinden 1200 metre yükseklikte, yerin altından 36 derece sıcaklıkta çıkan su: çayırlığı geçer ve gittikçe soğuyarak, 50-60 metre yükseklikten, dereye düşer.

Çayırlığın ortasında, muhteşem güzel çam ağaçları var. Burası, piknik yapmak için çok elverişlidir. Yerin altından çıkan sıcak su: özellikle cilt rahatsızlıklarına ve özellikle “uyuz”a iyi geliyormuş. Belki de, bu yüzden “Uyuzsuyu” şelalesi ismi de kullanılıyor olabilir. Son bir not: bu su, yani şelalenin aktığı su: her yıl, Eylül ayı sonunda kuruyor ve 21 Mart günü, yeniden akmaya başlıyormuş. Hatta, bir kısım kaynaklar: bu tarihlerin, aynen bir saat gibi işlediğini söylüyorlar.

ANIT AĞAÇ:
İlçe merkezine bağlı, Hacılar köyü Esenler bölgesindeki bu anıt Ardıç ağacı : yaklaşık 750 yıllıktır. Ağacın boyu: 20 metre ve çapı: 2.8 metredir.
Bölgenin bu tabiat harikası anıtını, merak edenlerin görmesini öneririm.

KUZUCULAK KÖYÜ KANYONU:
İlçe merkezine bağlı, 60 km. uzaklıktaki, Kuzucular köyünün hemen yakınındadır.
Kanyon bölgesindeki tepeler ve kayalıklar: ilginç görünümler sunmaktadır. Bu görünümler: adeta, bir yer altı şehrini anımsatmaktadır. İlginizi çekecektir diye düşünüyorum.

ÇAYIRHAN TERMİK SANTRALI:
Bölgede bulunan Çayırhan kömür işletmesinin büyük rezervleri, Çayırhan termik santralında enerji üretiminde kullanılmaktadır.
1978 yılında hizmete açılan santral, ülkemizin en verimli santrallerinden biridir. Nallıhan ilçe merkezine, 37 km. ve Ankara’ya 120 km uzaklıktadır. Santral, 1996 yılında özel şirkete devredilerek özelleştirilmiş ve ülkemizde özelleştirilen ilk santral olma özelliğini kazanmıştır. Özellikle: santral yapısının uzaktan görüntüsü, sosyal tesisleri ve lojmanları ilgi çekicidir.
Santral tesislerinde çalışan yüzlerce görevli, yörede etkinlik yaratmaktadırlar. Bunların yanında, her ne kadar bacalarda filitre sistemi kullanılıyor olsa da, bu çevredeki doğal bitki örtüsünün tamamen yok olduğu görülmektedir. Bu bacalardan çıkan beyaz duman: görüldüğünde, korku ve tedirginlik yaratmaktadır. Yani, başka bir yerde; bir bacadan çıkabilecek daha yoğun bir duman göremezsiniz. Bunun sonucunda, Çayırhan bölgesinin ülkemizde erezyon riski en yüksek bölge olduğu söylenir.

     

SARIYAR HASAN POLATKAN BARAJI:
Sarıyar barajı: 1956 yılında hizmete girmiştir. Elektrik üretimi amaçlıdır. Gövdesi beton ağırlıklıdır ve göl alanı, yaklaşık 83 km. karedir.
Sarıyar barajı bölgesinde: özellikle yöre insanının yoğun rağbet ettiği bir yüzme havuzu bulunuyor.

TAPTUK EMRE TÜRBESİ:
Yunus Emre’nin hocası olması ile önem kazanmaktadır.
Türbe: Emre sultan Köyünün 200 metre batısında, küçük bir tepe üzerinde, köy mezarlığının üstündedir. Kare planlı, kubbeli, kagir büyük bir yapıdır. Yapımında, moloz t aş, tuğla ve devşirme taşlar kullanılmıştır. Güney cepheden, küçük dikdörtgen basık kemerli bir kapı ile girilen türbenin içi, beyaz sıva kaplıdır. Kubbeye tromplarla geçilmiştir. Türbede bulunan;  6 adet sanduka, Tabduk Emre ve yakınlarına aittir. Türbenin yanında, dikdörtgen planlı, çatılı, kagir bir türbe daha vardır. Kırma çatısı alaturka kiremit kaplı, geniş saçaklı yapı moloz taşlardan yapılmıştır. Ahşap tavanlı yapıda 3 adet mezar bulunur. Okunamayan kitabesine göre, türbe 13’ncü yüzyılda yaşayan Tabtuk Emre için yapılmıştır.

Türbe. 1991 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş ve restorasyon yapılarak günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Türbenin orijinal ahşap kapıları, türbeden çıkarılarak Ankara Etnoğrafya Müzesine gönderilmiştir.
Özellikle: yakın çevre insanı, türbeyi yoğun ziyaret etmektedirler.

BACIM SULTAN TÜRBESİ:
Yunus Emre’nin hocası Taptuk Emre’nin kızı “Bacım Sultan”a aittir. İlçe merkezine bağlı, 14 km. uzaklıktaki, Tekke köyündedir.
Türbenin bulunduğu tepenin hemen aşağısında bir kuyu bulunuyor. Bu kuyudan, kova ile su çekmek mümkün ancak çekilen kuyu suyu “tuzlu” dur. Bu durum ilgi çekmektedir. Durumun izahı hakkındaki söylentiler ise şöyledir: “ Bacım Sultan, bir gün hamur yoğururken “Baban geliyor” denilmesi üzerine, sevinçle fırlayıp, tarlalara doğru koşar. Ancak, bu sırada elinin hamurlu olduğunu unutur ve babasına saygısızlık olacağını düşünerek, birden, toprağa diz çöker ve Allah’a yalvarır ve bunun üzerine, bulunduğu yerden “su” çıkar ve Bacım Sultan ellerini yıkayarak temizlenir”
Buranın bir diğer özelliği: yakın çevreden buraya getirilen hastaların, türbede bırakılması ve su kuyusundan su içirilmeleri ve bu su ile banyo yaptırılmalarıdır. Bu uygulamalar sonucu, hastaların birçoğunun iyileştiği söylenmektedir.

 

CAFER SADIK TÜRBESİ:
Cafer Sadık’da, Taptuk Emre’nin öğrencilerinden birisidir. Türbe: Nallıkozlu köyünde iken, köy, Gökçekaya barajı suları altında kalmadan önce, yine aynı köyün yaylasına nakledilir.
Cafer Sadık: yaşamında çok sert mizaçlı imiş. Düğünde davul çalınmasından rahatsız olmuş ve davulu tuttuğu gibi, Sakarya nehrinin öbür yakasına atar. Bunun üzerine, yöredeki köylerde, düğünlerde günümüzde de davul çalınmaz. Ayrıca, yine Cafer Sadık’ın türbesinin çevresinden çalı-çırpı alınmaz, odun kesilmez.

İzmir, Çiğli

6.385 kişi okudu!


Daha önce, Karşıyaka bölgesine bağlı iken, yoğunlaşan nüfus ve Organize Sanayi bölgesi ile, Çanakkale karayolunun her iki yanında kurulu bir ilçe haline gelmiştir. Birçok göçmen mahallesi bulunmaktadır. Ama en büyük özelliği: tepelere yüksek katlı apartmanlar dikilmesine izin verilmesidir. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen: Doğal Yaşam Parkı ve Kuş Cenneti bulunmaktadır.
Bir de, burada bulunan “Ana jet üs komutanlığı” yani büyük bir hava askeri birliği dikkati çekiyor.

ULAŞIM:
İzmir-Çanakkale yönündeki E-25 devlet karayolu, metro ve tren hatları, buradan geçmektedir. Çiğli-İzmir il merkezi arasındaki uzaklık: 27 km. Çiğli-Menemen arasındaki uzaklık: 18 km. Çiğli-Karşıyaka arasındaki uzaklık: 7 km.

TARİH:
Yöredeki ilk yerleşim yeri olarak: Köyiçi mahallesi görülmektedir. 1893 yılına gelindiğinde ise, Yugoslavya bölgesinden gelen göçmenler, buraya yerleştirilmişlerdir. Ardından, Balkan Savaşları sonunda da, bu kez, Selanik bölgesinden göç ederek bölgeye gelenler, buraya yerleşmişlerdir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, mübadele sonucu gelen göçmenler ve 1966 yılında Muş-Varto yöresindeki deprem sonucu buraya gelen depremzedeler; bölgedeki mahallelerde iskan edilmişlerdir. 1990 yılında ise, Organize Sanayi Sitesinin kurulması ile, bölgenin nüfus yoğunluğu artmıştır.

GENEL:
İzmir ilinin kuzeyindedir. Yamanlar dağ silsilesi ile, İzmir körfezi arasındaki Gediz nehri yatağının oluşturduğu ovada kurulmuştur. Yüzölçümü: 130 km. karedir. Rakım: 1 ile 1.5 metredir.
Bölgede, tipik Akdeniz iklimi görülmektedir. Buna bağlı olarak yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer.

 

KONAKLAMA:
Anemon Çiğli Oteli 8001/2. Sokak.No.2. Çiğli 232-3267941
Öğretmenevi Bahçelievler Mah.1851/4.Sok.No.15 232-3676262

GEZİLECEK YERLER:

 

LEUKAİ:
İzmir körfezinin en uç noktasındadır. Şehrin isminin kelime anlamı, Helencede “ak yerin kenti” veya “akkavaklar” anlamına gelmektedir.

Çiğli çıkışındaki “Sasalı” beldesi geçildikten sonra, buraya ulaşılabilmektedir.
Antik şehir yerleşimi: günümüzdeki “Sasalı köyü” ve “Gediz ırmağı” arasındadır. Ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. MÖ.383 yılında: Pers komutan Takhos; Pers imparatoruna karşı isyan hazırlığı yaparken, burayı üs olarak kullanmıştır. Ancak, bu isyanı gerçekleştirememiştir. Onun ölümünden sonra: çevredeki “Kyme” ve “Klozomenai” isimli site devletleri, burayı ele geçirmek için çatışmaya girmişlerdir. Ancak, bu çatışma sonucunda başarılı olan çıkmayınca, Apollon rahiplerine başvurulmuş ve rahipler: “Luekai: orada ilk kurbanı yapacak olana aittir, ancak her iki tarafta, önceden belirlenmiş tarihte, gün doğarken, kendi şehirlerinden yola çıkacaklardır” demişlerdir. Aslında: Kyme, şehre daha yakındır ve bu yüzden, Kymeliler: yarışı, kolayca kazanacaklarına inanarak telaş etmezler. Bu sırada, diğer rakip olan Klozomenaililer, İzmir körfezinin karşı kıyısına bir kısım kolonist göndermişler ve Kymlelilerden önce, şehre girerek, kurban kesmişlerdir. Sonuç olarak, şehri ele geçirmişlerdir. Evet, Leukai sikkeleri üzerinde, bu nedenle, Klozomenaililerde olduğu gibi, “kuğu kabartması” bulunmaktadır.

KUŞ CENNETİ:
İzmir Kuş Cenneti: ilçe sınırları içinde bulunmaktadır. Burada: yaklaşık 288 kuş türü barınmaktadır. Kuş cenneti, İzmir il merkezine 30 km. uzaklıktadır.
8000 hektarlık alanda: sazlıklar, adalar, yarımadalar ve tuzla havuzları bulunuyor. Dalyan ve tuzlanın tuzlu suyu: sazlıkların ise tatlı suyu buralarda yaşayan, çeşitli balık ve diğer canlılar, kuşların doğal besin kaynaklarını oluşturuyor.

İZMİR DOĞAL YAŞAM PARKI:
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen park alanında: hayvanların kendi doğal ortamlarında yaşamaları için tedbirler alınmış ve ziyaretçiler, bu hayvanları doğal yaşam ortamlarında rahatlıkla izleyebiliyorlar. Bunun için: gezinti yolları, gözetleme kuleleri yapılmıştır.
Parkın giriş kısmında: çok sayıda su kuşu barınan suni bir gölet görülüyor. Ayrıca: çocukların ata binebilecekleri alanlar, ahırlar ve kümesler var.

Kırşehir, Mucur

7.401 kişi okudu!

Çok merkezi bir yerde bulunması, en büyük avantajı. Zaten, ülkemiz insanının büyük kısmının Mucur yöresinden geçtiği ve hatta bindiği araç ile, burada bir süre mola verdiği kesin olsa gerek. Ama, bunun dışında, Mucur yöresine girip, Kapadokya bölgesi özellikleri taşıyan yer altı mağaralarını görmek için mutlaka zaman ayırmanızı öneririm.

ULAŞIM:

Güney doğu ve Batı Anadolu bölgelerini birbirine bağlayan, E-23 karayolu, ilçenin hemen kuzeyinden geçiyor. Bu yol üzerinde, kaliteli dinlenme tesisleri var. Bu tesisler: gerek yöre insanının çalışıyor olması ve gerekse yol üzerinde yolculuk yapanların dinlenmeleri açısından büyük öneme sahip.

İlçe terminali, ilçe merkezine 2 km. uzaklıktadır.

Mucur-Ankara arası uzaklık: 220 km. Mucur-Kayseri arası uzaklık: 110 km. Mucur-Kırşehir arası uzaklık: 23 km. Mucur-Kaman arası uzaklık: 52 km. Mucur-Çiçekdağ arası uzaklık: 65 km. Mucur-Nevşehir arası uzaklık: 90 km. Mucur-Aksaray arası uzaklık: 109 km. Mucur-Kırıkkale arası uzaklık: 112 km. Mucur-Yozgat arası uzaklık: 115 km.

 

xxxxxxxx

TARİH:

İlçenin tarihi geçmişi ve adının nereden geldiği hakkında söylenenlerle başlamak istiyorum. Bir zamanlar, Mucur yöresinde; mağaralarda, Müslüman olmayan halk yaşarmış. Bunların reisinin ismi ise: Mücür. Mücür kelimesinin anlamı ise: suçlu ve tutuklu.

Yine, Mucur ilçe merkezinin 5 km. kuzeybatısında; Kızılin denilen “Asilik” mevkiinde Müslümanlar yaşarmış.

Her gün sabah, mağaralarda yakılan ateşlerin dumanları tütmeye başlayınca, Asilik bölgesinde yaşayan Müslüman Türkler, bunları görür ve “gene Mücür’ün gavurunun dumanı tutuyor” derlermiş.

Bu arada, su deposunun hemen yanında ise, keişlik denilen bir yer varmış. Keişlik kelimesinin anlamı ise: suçluların başında duran, eli kırbaçlı kişi. Mücürler, yer altı şehirlerinde, mağaralarda cezalarını çekerler ve keişler, onların başında bulunurlarmış. Mücür kelimesi zamanla değişerek, günümüze Mucur olarak gelmiştir.

Evet Mucur yöresindeki resmi tarih gereği ilk yerleşimin Tunç çağında bulunduğu bilinmektedir. Daha sonra, sırasıyla, Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Eretna Beyliği ve Osmanlılar.

1868 yılında, Mucur, bucak olur. 1918 yılında ise, İlçe olur. Devlet karayolunun, buradan geçmesi, yörenin hızla gelişmesini olumlu yönde etkiler.

GENEL:

İlçe merkezi, deniz seviyesinden 1050 metre yüksekliktedir. İlçenin genel coğrafi özellikleri, yayla özelliği gösterir. Dağlar, kuzey taraftadır. Yörenin iklimine bakılınca: karasal bir iklim ve etkileri görülür. Buna göre, kışları soğuk ve yağışlı, yazları ise sıcak ve kuraktır. Ancak, Hirfanlı Baraj gölü, yöre ikliminin yumuşamasını sağlamıştır.

Mucur yöresinin insanının başlıca geçim kaynakları: tarım, hayvancılık ve ana karayolu çevresinde bulunan petrol ve dinlenme tesisleridir. İlçe ekonomisinin % 80’i tarıma dayanmaktadır. Modern yöntemlerle yapılan tarım faaliyetlerinde, başlıca ürünler: buğday, arpa, ayçiçeği, mercimek ve pancar.

xxxxx

NE YENİR.

Mucur yöresinde, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: kesme mantı, kemikli etten yapılan gendeme, yeşil mercimekten yapılan mangır çorbası ve soğanlama.

Tüm bunları tercih etmeseniz: Mucur yöresinde, ünlü “Mucur Köftesi” yemeden sakın ayrılmayın. Çünkü: özel baharat ve kıymayla yapılan muhteşem bir lezzet.

 

Xxxxxxx

NE SATIN ALINIR:

Mucur yöresinde, el dokuması ve yer yaygısı olan Mucur seccadeleri dokunuyor, bunları beğenirseniz kendiniz ve yakınlarınız için hediyelik olarak satın alabilirsiniz.

 

GEZİLECEK YERLER:

 

KEİŞLİK:

İlçe merkezinde, Yenice mahallesindeki su deposunun yanındaki mağaradır.

Söylenenlere göre, yer altı şehrinin suçluları, bu mağarada bulunurlar ve başlarında Keiş bulunurmuş. Yalnız, bu mağara, günümüzde harabe halinde ve ziyarete açık değil.

 

KİLİSE:

İlçe merkezinde, Sokaklı mahallesinde, Manastır semtindedir. Aflak kilisesi de denilmektedir.

Buradaki kilise yapısı, evlerin arasındadır. Ancak, yağlı boya resimlerle süslü yapı; bakımsızlık yüzünden harap haldedir ve günümüzde maalesef hayvan ağılı olarak kullanılıyor. Bu kilise yapısının yanında, yumuşak kayaya oyulmuş inler de görülüyor.

YER ALTI ŞEHRİ:

İlçe merkezinde, Hamidiye Mahallesindedir. Yer altı şehrinin üstü: kamulaştırılarak, park ve yeşil alan olarak düzenlenmiştir.

Höyükte bulunan yer altı şehrinin, bölgede yaşayan Hıristiyanlar tarafından, 3 ve 4’ncü yüzyıllar arasında yapıldığı sanılıyor. Çünkü, bu dönemde, bölgede önemli yerleşimler bulunduğu tespit edilmiş.

Daha sonraki süreçte ise, 1973 yılında yapılan bir yol çalışmasında, tesadüfen ilçe merkezinin pek çok yerinde, yer altı mağaralarının bulunduğu görülür. Bunlardan bir mağaranın ağzı takip edildiğinde ise, büyük bir yer altı şehrine ulaşılır. Yer altı şehri: yerden 7-8 metre derinlikte, yumuşak kayalara oyularak yapılmış. 3 katlıdır. Giriş kapısı, güneydedir. 42 oda bulunmaktadır. Bunlar yanında:dehlizler, ibadet yerleri, ahırlar, gizli yollar ve geçitler var. En ilginç olanlar ise, özel bölmelerin girişlerini kapatmak için yapılmış, gayet büyük kapak taşlarıdır. Ayrıca, şehrin havalandırma ihtiyacını karşılamak için yapılan havalandırma bacaları da çok ilginçtir. Yapılaşma olarak Kapadokya bölgesindeki yer altı şehirlerine benzer.

Evet, bu yer altı şehri: önce Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış ve daha sonra ise temizlik ve ışıklandırma çalışmaları yapılarak, ziyarete açılmıştır. Ziyaret edilebilen yerlerde görebilecekleriniz şunlar:

Dehlizler: Yükseklikleri: 1.5-2 metredir. Genişlik: yaklaşık 1 metre kadardır. Çeşitli mekanlar arasında geçişin sağlanması için yapılmıştır.

Odalar: Büyüklükleri, fazla değildir. Ama, genellikle hepsinde, tabanda, yere gömülmüş olarak büyük erzak ve su küpleri bulunmaktadır.

Ahırlar: Odalara göre, daha büyüktür ve genellikle küçük baş hayvanların beslenmesi için uygundur. Buralarda, beslenen hayvanların yemlenmesi için hatıllar bulunmaktadır.

İbadet Yeri: Yer altı şehrinin güney tarafından, dairesel planlı küçük bir ibadet yeri var. Burada, küçük nişler görebilirsiniz.

Kapak Taşları: Ana geçitleri ve özel bölmelerin girişlerini kapatmak için yapılmışla. Büyük hacimli ve dairesel taş kütleleri.

Havalandırma Bacaları: Günümüzde bunlardan sadece 3 tanesi açıktır. Yer üstüne açılıyorlar.

 

YEŞİL VADİ:

İlçe merkezinde Şatıroğlu Mahallesinden başlayıp, Kızılırmak’a kadar uzanmaktadır. Vadinin uzunluğu: 15 km. Eni ise: 100-600 metredir. Vadide: sebze ve meyve yetiştiriciliği yapılıyor ve bölgeyi ziyarete gelenler, burada, bu muhteşem güzellikler içinde yürüyüş yapıyorlar.

 

AŞILIK MAĞARASI:

İlçe merkezinin 8 km. kuzeybatısında bir mağara.

Kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı belli değil. Mağaranın içinden, Femir oksit çıkarılıyor. Bu madene: Aşı madeni deniliyor. Çıkarılan aşı madeni, boya sanayinde kullanılıyor. Uzun yıllar aşı madeni çıkarılan bu mağara, günümüzde, göçükleri nedeniyle içine girilemez durumdadır.

 

AKSAKLI KİLİSESİ:

İlçe merkezinin 10 km. güneyinde, Aksaklı köyündedir.

Ancak, bu kiliselerin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, yapılardan çıkarılan küpler, bu yapıların çok eski dönemlerde yapıldığını ortaya koymaktadır. Hatta, yakın zamanda çıkarılan, bu yağ küplerinden bir tanesi, ilçe merkezindeki parkta sergilenmektedir.

KEPEZ YER ALTI ŞEHRİ:

İlçe merkezinin 13 km. uzağındaki, Kepez köyündedir.

Burada: birçok galeri ve oda bulunmaktadır. En büyük özelliği ise: mimarisinin düzgün olması ve iki farklı renkli toprak yapısıdır. Yapılan temizlik çalışmaları sonucunda turizme açılan yer altı şehri, görülmeye değer.

 

AVCI İÇMESİ:

İlçe merkezine, 15 km. uzaklıkta, Avcı köyündedir.

Buradan çıkan suyun, her ne kadar tam olarak incelenmese de, mide rahatsızlıklarına ve hazımsızlıklara iyi geldiği söyleniyor. Dediğim gibi, resmi bir inceleme yok, ama yöre halkı, bu suyu yoğun olarak tüketiyor.

SEYFE GÖLÜ:

İlçe merkezine 16 km. uzaklıkta, kuzeydedir.

Sığ bir göldür. Denizden yüksekliği: 1080 metredir. Ülkemizin sayılı Milli Parklarından biridir.

Orta Anadolu bölgesinde bulunan, birkaç tuzlu gölden biri olması nedeniyle önem kazanmaktadır. Gölün doğu bölümünde: kıyıya yakın bölümde, sazlıklardan oluşmuş birçok adacık görülüyor. Bu adacıklar ve göl çevresinde: yaklaşık 200 civarında kuş türünün bulunduğu söyleniyor. Bu kuş türlerinden en yoğun olanı, filamingo sürüleri.

Bunların sayısının 300 bin civarında olduğu söyleniyor. Göl kıyısında: Malya Devlet Üretme Çiftliği de bulunuyor Bu çiftlikte: çeşitli kuşlar barındırılıyor. Burası: 1990 yılında, birinci derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Uluslar arası Kuş Koruma Konseyi (ICDP); Seyfe gölünde yaşayan 27 çeşit kuşu, koruma listesine dahil etmiştir. Nesilleri azalan bu kuşların, koruma altına alınması büyük önem taşımaktadır.

Seyfe gölünü en güzel izleyebileceğiniz yerler: Seyfe köyünün Badıllı mahallesinde, göl kıyısı. Buraya gidin ve gölün güzelliği ve filamingoları izleyin. Çünkü, göl kıyısında gözlem evi yok, yani en iyi görüntü burada.