Malatya

13.991 kişi okudu!

Birkaç kez gittim. Özellikle: şehir merkezindeki İsmet İnönü heykelinin büyüklüğü dikkatimi çekti. Bir de, şehir girişinde, hemen sol yandaki büyük bir uçurum kıyısında, sanırım asker birlik vardı onu hatırlıyorum. Ayrıca: şehre çok uzak bir havaalanı. Muhteşem lezzetli kayısılar. İlk intiba, Malatya büyük ve güzel bir şehir.

Derler ki: Malatya’ya gelen, birdaha buradan ayrılamazmış. Ama, Malatya’dan dışarı gidenler de, bir daha Malatya’ya geri dönmezlermiş. İşte size Malatya.

ULAŞIM:

Malatya’ya ulaşım denilince: kara, hava ve demiryolu ulaşımının bulunduğu söylenebilir. İl merkezine, 30 km. uzaklıktaki “Erhaç Havaalanı” ile, il merkezine havayolu ulaşımı sağlanmaktadır.

Malatya-Sivas arası uzaklık: 247 km. Malatya-Adana arası uzaklık: 388 km. Malatya-Gaziantep arası uzaklık: 247 km. Malatya-Adıyaman arası uzaklık: 185 km. Malatya-Ankara arası uzaklık: 660 km. Malatya-Diyarbakır arası uzaklık: 251 km. Malatya-İstanbul arası uzaklık: 1113 km. Malatya-İzmir arası uzaklık: 1189 km.

TARİHİ:

Malatya yöresinin tarihi incelendiğinde, özellikle: 1979 yılında, Karakaya Baraj Gölü kurtarma kazıları yapılan “İzolulu Mevkiindeki Cafer Höyük”te: yörede yaşayan insanların mağaralardan çıkıp, ilk defa ovada tarım ve hayvancılık yaptıkları anlaşılmıştır. Yani: yerleşik köy hayatına geçiş aşaması görülüyor. Burada yaşayan bu insanların, MÖ.7000 li yıllarda, burada bulundukları tahmin ediliyor.

Malatya yöresinde: takip eden tarihi süreçte, Hitit, Med, Pers, Roma ve Bizans egemenlikleri görülür. 11.yüzyılda ise, Türkler görülür. 1057 yılında, Malatya Türklerin eline geçer. 1515 yılında, Osmanlılar yörede görülürler.

MALATYA İSMİNİN KAYNAĞI:

Malatya şehri, günümüze kadar pek büyük bir değişiklik göstermeden gelen Anadolu şehirlerinden biridir. Hitit yazılı kaynaklarında: şehrin ismi “Melita” olarak geçer. Asur yazılı kaynaklarında ise, şehrin ismi: “Meliddu, Melide, Melid, Milid, Milidia” olarak geçmektedir. Urartu kaynaklarında, şehre: “Melitea” ismi verilmiştir. Sonuçta, şehrin yani Malatya’nın isminin: Hititçe “bal” kelimesi olan “Melid” kelimesinden türediği düşünülmektedir. Hitit hiyeroglif kitabelerinde: Malatya şehri: “bir öküz başı ve ayağı” ile ifade edilmiştir.

BATTAL GAZİ DESTANI:

Hüseyin Gazi: Peygamber soyundan gelen bir kişidir ve Malatya yöresine yerleşmiştir. Cafer isimli bir oğlu vardır. Ancak: Hüseyin Gazi, bir av sırasında, yörenin Rum Beylerinden Mihriyayıl tarafından, bir hile sonucu öldürülür. Cafer: babasının katillerini bulur ve öldürür. Serasker olur. Daha sonra, Kayser orduları ile yapılan çatışmalarda, üstün başarılar gösterir ve Malatya Beylerinin güvenini kazanır.

Kayser: Ahmer komutasında, bölgeye bir başka ordu gönderir. Cafer: Ahmer’in komutasındaki ordu ile yaptığı savaşı da kazanır. Bunun üzerine, Ahmer “Müslüman” olur. Kendisine: Cafer tarafından ”Ahmet” ismi verilir. Ahmet’de, Cafer’e “Battal” ismini verir.

Takip eden süreçte: Battal Gazi, Bizanslılarla yaptığı sayısız çatışmadaki başarıları ile öne çıkar ve yaptıkları, destansı bir şekilde yörede anlatılır.

GENEL:

İl merkezi, Malatya ovasında kurulmuştur. Fırat’ın kollarından biri olan Tohma ve ona karışan birçok akarsu, ovayı sular. Ovanın sulanan bu kesimlerinde: şeker pancarı, tütün, sebze, meyve ve tahıl üretimi yapılır. Ancak, son yıllarda, yaylalarda hayvancılık ta gelişmektedir.

Malatya: il geneli olarak, tüm iller içinde, sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında, ülkemizde, 41’nci sırada bulunmaktadır.

Malatya topraklarında önemli bitki örtüsü yok. Çünkü: bir zamanlar, büyük bölümü ormanlarla kaplı iken, gelişen zamanla bu ormanlar yok edilmiş ve bozkırlar ortaya çıkmıştır.

Xxxxxxxxx

FIRAT NEHRİ:

Elazığ-Keban barajından çıkan Fırat nehri: genişçe bir yay çizer ve Kuruçay ile Tohma suyunu alarak ve çeşitli adacıklar oluşturarak: Karakaya Baraj Gölü sahasına gelir. Daha sonra: Doğu Anadolunun en derin ve en uzun boğazlarından biri olan “Kömürhan” boğazına girer ve akmasına devam ederek: Diyarbakır-Çüngüş ilçesi yakınlarında “Karakaya Barajı” göletini doldurur.

KAYISI:

Günümüzden, 5000 yıl öncesine kadar, kayısı bu bölgede bilinmekte ve üretimi yapılmaktadır. Dünya yaş kayısı üretiminde, Türkiye, birinci durumdadır. Türkiye’yi: İtalya ve İspanya izlemektedir.

Kayısı: içinde bulunan organik ve anorganik maddelerle, insan sağlığına olumlu etkiler yapar. Muhteviyatında bulunan yüksek şeker, nişasta, protein, pektin, çeşitli vitaminler (A,B,B2,C,E,P,PP,Folik asit) içermektedir. A vitamini: vucudu ve organları saran epitel doku ve göz sağlığı, kemiklerin ve dişlerin gelişimi açısından yararlı ve gereklidir. Ayrıca: kayısının sodyumca fakir, potasyumca zengin olması, bazı özel diyetlerin düzenlenmesinde de yardımcı olur.

 

Xxxxxxxxxx

MALATYA ASKERİ YAPI:

İl merkezinde: 2’nci Ordu Komutanlığı karargahı bulunuyor. Ayrıca: 7’nci Ana Jet Üs Komutanlığı da var. Yani: Malatya şehrinde, yoğun bir askeri personel ve ailelerinin oluşturduğu sosyal çevreyi görmek mümkün. Özellikle: hafta sonu günlerinde, şehir merkezinde bol miktarda, asker şahıs görülebiliyor.

MALATYA İNÖNÜ ÜNİVERSİTE:

Üniversite, 1975 tarihinde kurulmuş olup, Türkiye’nin kuruluşu en eski üniversitelerinin arasındadır. Üniversite bünyesinde birçok fakülte ve yüksek okul bulunmakta olup, en son olarak: 2009 yılında Hukuk ve 2010 yılında İletişim Fakülteleri kurulmuştur.

Üniversite kampüsünde: eğitim-öğretim brimleri, Turgut Özel tıp merkezi, öğrenci yurtları, spor tesisleri, konferans salonu, alışveriş merkezi, öğrenci kafeteryası, kitap satış merkezi, internet merkezi, kütüphane, bayan kuaförü, postane, banka şubeleri bulunmaktadır.

Üniversite kampüsü içinde, 2 tane müze var. Bunlar: İsmet İnönü Müzesi ve Turgut Özal Müzesi.

xxxxx

NE YENİR:

Malatya mutfağında, köfteler önemli yer tutar. Köftelerin yapımında kullanılan ana malzeme ise, bulgurdur. Malatya’da, bulunan 70’den fazla köfte çeşidinden, benim size önerebileceğim başlıcaları şunlar: analı-kızlı, içki köfte, sumaklı ekşili köfte.

NE SATIN ALINIR:

Malatya’da, buraya has kayısının her türü satışa sunuluyor. Özellikle: kuru kayısıların hediyelik paketleri göz alıcı. Siz de, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, kayısıdan mamül ürünlerden satın alabilirsiniz. Elbette, kayısı kurusu ve kayısı çekirdeği, ilk öneri.

GEZİLECEK YERLER:

 

MÜZE:

1971 yılında, İnönü parkında, günümüzde “Evlendirme Dairesi” olarak kullanılan binada, ilk müze açılır. Kernek Meydanındaki müze binası yapımına ise, 1975 yılında başlanır ve 1979 yılında bitirilerek, ziyarete açılır. 2001 yılında ise, Müze modern bir sergilemeye kavuşmuştur.

Müzede: 15.000 eser bulunmaktadır.

Neolitik Heykelcikler:

Burada sergilenen eserler: MÖ.8000 yıllarına tarihlenen, kireç taşından yapılmış, ilk heykel örnekleridir. Bunlar: İzollu bölgesindeki “Caferhöyük”te bulunmuştur. Burada: bu ilk heykel örneklerinin yanı sıra, obsidyen bıçak, orak, ok ucu, keski ve delgiler de bulunmuş olup, bunlar da müzede sergileniyor.

Kılıç ve Mızrak Uçları:

Bunlar: Aslantepe bölgesinde bulunmuş olup, MÖ.3200-3000 yılları arasından, günümüze kadar ulaştıkları tahmin edilmektedir. Bu kalıntıların çoğu bronz olup, arsenik alaşımlı olmaları ve bir kısmının gümüş olması, ilgi çekmekte ve arkeolojik önemlerini arttırmaktadır.

İnsan Mezarı:

Aslantepe höyüğünde bulunan bu mezar buluntularının, MÖ.4000 yıllarından kaldığı tahmin edilmektedir. Anadolu’da, ölü gömme geleneklerinin tipik bir örneği olması açısından önem kazanmaktadır. Mezar: orjinalliği bozulmadan, sağlamlaştırılarak müzeye getirilmiştir. Mezarda bulunan ceset, bir kadına ait olup: süs eşyaları, mutfak kapları ile birlikte bulunan ceset: arkeolojik dilde “hoker vaziyeti”  denilen bir şekilde yani “çocuğun ana rahminde duruş şekli” gibi yatırılmış vaziyette bulunmuştur. Bu şekilde yerleştirilmesinin sebebi: devrin insanı tarafından, dünyaya nasıl gelindi ise, öyle gömülmesi düşüncesinin ağır basmasıdır. Ancak: o devirde, elbette çocuğun ana rahmindeki bu yatış şeklinin nasıl öğrenildiğine dair her hangi bir bilgi yok. Yani, bu ana rahmindeki yatış şeklini nasıl öğrenmişlerdir, meçhul.

Mühür Baskılar:

Aslantepe höyüğünde yoğun olarak bulunan mühür baskıların, MÖ.3200-3000 yıllarından günümüze kaldığı düşünülmektedir. Bunların bulunması: Aslantepe bölgesinin ne derece önemli olduğunu ortaya koyması açısından ilgi çekmektedir. Diğer yandan: Aslantepe bölgesinde bulunan Saray kompeksi içinde: ilkel muhasebe sistemi ve bürokrasinin doğuşunun ilk temellerinin ifadesi açısından da önem taşımaktadır.

Kral Mezarı:

Aslantepe kazılarında ortaya çıkarılan, MÖ.2900 yıllarına tarihlenen, Saray yapısı içindeki, 70’den fazla mezar buluntusu ve kral mezarının bir örneği, Müzede sergilenmektedir. Kralın mezar içinde: yukarıda sözünü ettiğim şekilde (hoker-yani çocuğun ana rahminde yattığı gibi şekilde) yatıyor olması ve mezarın üzerinde, kurban edildiği  düşünülen 4 kişinin bulunma pozisyonları, ilgi çekiyor.

Müzede: tüm bunların dışında, Karakaya Baraj gölü suları altında kalan Değirmentepe höyükte yapılan kazılarda bulunan: mühür ve mühür baskıları da sergileniyor.

ORDUZU, PINARBAŞI:

Malatya-Elazığ karayolu üzerinde, il merkezine 5 km. uzaklıkta, Bahçebaşı semtinde, kaynak suları, önüne set çekilerek bir gölet oluşturulmuştur. Yörenin yamaçları çam ağaçları ile çevrili olup, özellikle yaz aylarında, yörenin insanın en büyük uğrak yeri olan bir mesire yeridir.

Bu yapay göl kıyısında: yazlık gazinolar, dinlenme tesisleri ve “Kayısı Fuar Alanı” bulunmaktadır. Malatyaspor Futbol Takımının tesisleri de, burada bulunmaktadır. Tüm bunların yanında, burada, bir de açık yüzme havuzu var ve yaz aylarında yüzme yarışmaları yapılıyor.

 

ASLANTEPE:

2011 yılının Mayıs ayının son günlerinde: burası “Açık Hava Müzesi” olarak ziyarete açıldığını duydum. İtalyan arkeologlar tarafından yapılan kazılar devam etmesine rağmen, buranın “Müze” olarak ziyarete açılması bence gayet olumlu bir adım olmuş. Sizler, bu çevreye yolunuz düşerse, mutlaka ve mutlaka gidip burayı görmelisiniz. Umarım en kısa zamanda, ben de gidip son durumu görmek istiyorum. Yani, Müze olarak nasıl dizaynt ettiler, merak ediyorum. Son durumu yani Müzeyi görenler, lütfen yorum bıraksınlar, diğer okuyucularla paylaşalım.

Evet, gelelim, burası hakkında bilgi vermeye. Hüyük: İl merkezinin 6 km. batısında, Orduzu bölgesindedir. Bu höyük: MÖ.1900-1200 yılları arasında, Hititliler tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Atatürk: 1933 yılında, burada, arkeolojik araştırma yapılmasını söyler. Bunun üzerine: Fransız I.Delaporte ve 1948 yılında, C.Schaeffer ve 1962 yılında ise, İtalyan F.Meriggi tarafından kazılar yapılır. Bu kazılar sonucu: höyükte, birçok kültür tabakasına rastlanır. Özellikle: Hitit ve Asur hükümdarlarına ait saray kalıntıları, kabartmalar, aslan heykelleri ve süslü vazolar bulunur. Günümüzde, bu eserlerin birçoğu Malatya ve Ankara-Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor. Tarih sahnesinde kılıç’ın ilk kez burada kullanıldığı tahmin ediliyor. Çünkü, burada bulunan kılıçlar öncesinde, herhangi bir yerde kılıç kalıntısı yok.

 

HORATA:

İl merkezine, 5 km. uzaklıkta, Konak kasabasındadır. Burada: Beydağı eteklerinden çıkan Hotara çayının çevresinde oluşturulmuş bir mesire yeri var. Yörenin insanları, yaz aylarında buraya akın ediyorlar.

 

İSPENDERE İÇMESİ:

Malatya-Elazığ karayolunun, 28.km.de, İspendere köyündedir. Buradaki içme: ağaçlar arasında, açık bir alandadır. Su: 3 kaynaktan çıkmakta olup, hem içme ve hem de banyo olarak kullanılabilmektedir. İçme olarak kullanıldığında: sindirim sistemi, idrar yolları ve karaciğer hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. Burada: Malatya İl Özel İdaresi tarafından yaptırılan: bir motel ve gazinosu var.

 

ATATÜRK ANITI:

İl merkezinde, 1946-1947 yılları arasında, halktan toplanan paralarla yaptırılmıştır. İki bölümlü anıtın: birinci bölümü: taş kaide, ikinci bölümü ise: bronz Atatürk ve bayrak taşıyan çıplak genç erkek figürü. Anıtın mimarı ise: Nejat Sirel.  Heykeltıraş ise: Hakkı Bey.

 

İNÖNÜ ANITI:

İl merkezinde, Valilik binası önündedir. Anıt: 1946-1947 yılları arasında, ildeki Atatürk anıtını da yapan heykeltıraş Nejat Sirel ve Hakkı Bey tarafından yapılmıştır.

Yine: Atatürk anıtı gibi, iki kademeli olup, taş kaide ve bronz İsmet İnönü heykellerinden oluşur. Halktan toplanan paralar ile yaptırılmıştır.

 

Mersin, Mut

30.262 kişi okudu!


Mut denilince; Karaman-Mut karayolunun her iki kenarında, Mut’a yaklaştığınızda, uzun süre sizinle birlikte ilerleyen kayısı bahçeleri aklıma geliyor.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxx
ULAŞIM:

Mut: Silifke-Karaman karayolu arasında kalıyor. Karaman-Mut arası: 74 km. uzaklıkta. Arada: 1630 metre yükseklikte olan Sertavul Geçidi var. Mut-Silifke arası uzaklık ise: 75 km. Mut-Mersin arası uzaklık: 191 km. Yol güzergahı: Mut-Silifke-Erdemli-Mersin. Tahmin ettiğiniz gibi: Toroslar’ ın üzerinde uzanan bu yollar, çok konforlu değil.

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

GENEL:

KONUMU: Karaman-Mersin karayolu üzerinde, Mersin’e bağlı, Toros dağlarının güney yamaçlarında kurulu bir İlçe. Toros dağlarının muhteşem doğasını tadabilir ve doğa güzelliklerini gezip görebilirsiniz. Göksu ırmağı besleyen çok sayıda irili-ufaklı akarsu, tam bu yörede Göksu’ya karıştığından, bunların oluşturduğu vadiler ve kanyonlar ile doğal güzelliklerini sergilemektedir. Denizden yüksekliği: 250-350 metredir. Hava her ne kadar sıcak olsa da, (özellikle yaz aylarında), nem bulunmaması büyük bir keyf yaratıyor.

KONAKLAMA: Mut’ta: diğer özel konaklama tesislerinin yanında: Öğretmenevi ve Orman İşletme Misafirhanesi var.

KARACAOĞLAN: 17’nci yüzyılda yaşamış, ünlü Halk Ozanı Karacaoğlan’in mezarı burada. İlçeye bağlı: Çukur (Karacaoğlan) köyünde. Ozanın mezarının olduğu yere, Kültür Bakanlığı tarafından bir anıt yaptırılmış.

TARIM ÜRÜNLERİ: En önemli tarım ürünleri: Kayısı ve zeytin. Dünyada, ilk turfanda kayısının üretildiği ve piyasaya çıktığı yer olarak ünlenmiş. İlçedeki kayısı ağaçlarının çoğu, şekerpare türündedir. Tokaloğlu, Karacabey, Septik ve Zerdali türü dikimi de yapılmaktadır. Mut şekerparesi, orta irilikte, dolgun, gergin, parlak, tok ve suludur. Bu özelliğiyle, Mut adını, yurdun her yerinde hatırlatan bir meyve olmuştur. Ülkemizden yurt dışına ihraç edilen kayısının, yüzde 70’i, buradan gönderiliyor. Her yıl Haziran ayının ilk haftasında, çeşitli sanatçıların katıldığı “Kayısı Festivali” düzenleniyor.

Evet, Mut’un diğer bir tarım ürünü: zeytin. Ülkemizde bulunan 150 milyon zeytin ağacının, yaklaşık 8 milyonu, Mut’ta bulunuyor. Tabii, bunun sonucunda, zeytinyağı üretimi üst düzeylerde.

xxxxxx

NE SATIN ALINIR.
İlginizi çekerse, buranın kilim dokumacılığı da öne çıkmıştır. Kıldan dokunan kilimler, geometrik, bitki motifli olup, iplerin rengi kök boyası ile verilir. Özellikle: Hacıahmetli köyünde dokunan kıl heybe, kilim ve çullar, renk, desen ve dokunuş bakımından, yörenin tüm özelliklerini taşıyor. Satın alabilirsiniz.

xxxxxx

TARİHİ:
Mut, MÖ.2000 yıllarında ilk yerleşimlerin başladığı tahmin edilen bir yer. Dağlık ve ovalık Kilikya olarak iki bölüme ayrılan Kilikya’nın Dağlık bölümünde: tarihten çok önemli olaylara sahne olmuş Sertavul geçidinin, hemen güney ağzında kurulmuştur. Bir süre Venedik’li ve Kilikya’lı korsanlar tarafından elden ele geçtiği, sonrasında Roma hükümetince burada uzun süreli bir hakimiyet sağlandığı söylenir.

Mut ve çevresindeki Toros dağlarının MS.700-800 yıllarından itibaren Orta Asya’dan kopup gelen Yörükboylarına da, ev sahipliği yaptığı biliniyor. Ancak bu yıllardan sonra bölgede kurulan ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki çoğu İli de kapsayacak şekilde hakimiyetini sürdüren Kilikya Ermeni Prensliğinin de 1375 yılına kadar varlığını devam ettirdiği bilinmektedir. Hatta, Toros Dağlarının adının bu prensliğin başında bulunan Thoros isimli prenslerden geldiği de ileri sürülüyor.

Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat zamanında Karamanoğulları beyliğinin kurucusu olan Nur-e Sofi hazretleri, bölgeden Ermenileri 1228 yılında kovarak Ermenek, Mut, Gülnar ve daha sonra da Silifke’yi hakimiyeti altına almıştır. Bölgenin Karamanoğlu beyliğinin eline geçmesinden sonra, Karamanoğulları Mut ve çevresini mamur etmişlerdir. Karamanoğlu Mesut Bey zamanında, Mut, 5 yıl Beyliğe başkentlik yapmıştır. La’al Paşa Camii, Kızılminare ve bazı başka yapıların Karamanoğulları zamanında yapıldığı bilinmektedir.

1483 yılında Kasım Bey, yanında üç oğlu, otuz yiğit beyi ile Kestel (Dağpazarı) Yaylasına gelir. Koyunlar kesilir, kavurmalar, pilavlar, helvalar pişirilir, şerbetler ezilir. Bu ziyaret sırasında, Hocantı oğlu zehiri gizlice şerbete katar. Şerbeti içenler, Kasım Bey’le birlikte, 34 kişi birden ölürler.

Kasım Bey’den sonra, Karamanlılar’ın bazı çırpınışları oldu ise de devlet olabilme özelliği taşımıyor. 1502 yılından sonra Karamanlılar’ın toplucu doğuya (İran) göçmeleriyle, Karaman toprakları da tamamen Osmanlılar’ın eline geçer.

xxxxxxxxxxx

GEZİLECEK YERLER:

MUT KALESİ:
Şehrin ortasında olan kalenin, ilk inşaat tarihi bilinmiyor. Küçük bir garnizonu anımsatan kalenin temel taşları, rektoponel düzgün kesme taşlarla örülmüş. Karamanoğulları ve Bizans dönemlerinde tamir gören kalenin, dört adet burcu var. Kalenin içinde, bir de iç kale diye adlandırılan kule bulunuyor. 1992 yılında Kültür Bakanlığınca yeniden restore edilmiştir.
Evliya Çelebiye göre: Mut kalesini, Rumlardan almak isteyen Karamanoğlu Yakup Bey, tüm askerlerini şehit vermiştir. Bunun intikamını almak için Karamanoğlu İbrahim Bey, büyük bir kuvvetle kaleye hücum etmiş. İçinde bulunan 70.000 Rum askerini, kılıçtan geçirtmiş ve ölülerini de kalenin güneyindeki bir tepeye gömdürmüştür. Bu nedenle, buraya şimdi “Maşatlık Tepesi” denilmektedir. Kalenin içinden çıkan “Kalepınar” adındaki soğuk ve berrak su, kentin su kaynağıdır.


KARACAOĞLAN HEYKELİ:
Çınaraltı Parkında Belediyenin girişimi ile, Mutlu heykeltıraş Hüseyin Gezer tarafından ücretsiz yapılan Pleglas heykel, Mut şenlikleri sırasında, 1973 günü yapılan törenle açılmıştır. Büyük bir halk şairi olan Karacaoğlan ın hayatı üzerine yapılan araştırmalarda, kesin bir bilgi yoktur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda ve şiirlerinde yapılan incelemelerde, onun 1606 yılında doğmuş ve 1670 yılında ölmüş olduğu tahmin edilmektedir. Her ne kadar doğduğu yer bilinmiyorsa da öldüğü ve mezarının bulunduğu yer bellidir. Kendisinin Güney Anadolu da yaşayan Türkmen aşiretlerinden olduğu, daha doğrusu Mersinli olduğu kesindir. Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla kendisi pek çok yer gezmiş, aşkı ve tabiat sevgisini, yaşadığı hayatı, çağının konuşma dili ile öz Türkçe olarak işlemiş ve anlatmış bir halk şairidir.

Evet, Karacaoğlan ile ilgili bir efsane: “Karacaoğlan, sevdiği Karakız’ı babasından istemiş; vermeyince çok üzülmüş, sazı ile gurbet ellere düşmüş. Çok yerler dolaşmış, türküler söylemiş. Kararız da, aşkını içine gömmüş ve evlenmiş. Karacaoğlan, ihtiyarlayınca Karakız’ın obasına döner ve dere köyü yakınlarında bir tepeye yerleşir. Günün birinde, ölen Karacaoğlan’ı, İlçe halkı aynı yere gömerek, burayı türbe yapmışlar. Karakız, Karacaoğlan’ın ölüm haberini alınca, babasının obasından ayrılarak, Karacaoğlan’ın mezarının başına koşar ve ağlaya ağlaya üzüntüsünden burada ölür. Bu acıklı olan karşısında, duygulanan köylüler, sağ iken beraber olamayan iki sevgilinin, öldükten sonra beraber olacaklarına inandıkları için Karakız’in mezarını, Karacaoğlan’ın yattığı yerin karşısındaki tepeye yaparlar. O gün bu gündür, Çukur tepesindeki mezarından Karakız’in; diğer tepedeki mezardan Karacaoğlan’ın ruhları, her gece el ayak çekildiğinde çıkar, ortadaki ovada buluşurlarmış.


KARAEKŞİLİ:
Karaekşili, İlçeye bağlı 3 km. uzaklıktaki orman içi dinlenme yeri. İçinde, alabalık üretme çiftliği de bulunan Karaekşili, doğal güzellikleriyle dikkati çeken ve Orman Bakanlığınca, Milli Park ilan edilen bir dinlenme yeridir.


ALAHAN MANASTIRI (APADNOS) :
Evliye Çelebi’nin, “Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor” diye anlattığı Alahan Manastırı; Karaman karayolu üzerinde, Mut’un 20 km. kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından, sağa sapılan ve 4-5 km. içeride “Geçimli (Malya) köyü” civarındadır. 1000-1200 metre yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bin yamaca oturtulmuştur.
Hıristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)’da yayılması sırasında, bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz.İsa’ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. İsa’nın havarilerinden St.Paul ve yine Tarsus’ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas, 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya’ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır.
İşte, bu iki Hıristiyan Aziz’in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı bunlardan biridir.
440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi: Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odaları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları: Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır. Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür. İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır. Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri kabartmalarla süslüdür. St.Paul, St.Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail’in simgesi yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, İncil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasvir edilmiştir.
Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz, 11 m. uzunluğunda, kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir. Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş bulunmaktadır. Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır. Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst örtüsü yoktur. Ana nefin ortası ilginçtir. Burası paye ve sütunlara oturan, dört kemere örtülü kare planlı bir kule biçimindedir. Kuli yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür. Kapı çerçevesi süslüdür.
Alahan Manastırının mezarlarından birinin kitabesinde şöyle yazılmıştır. “Burada çok mümtaz, Flavius Severinus ve Flavius Cadalaippus’un Konsüllüğün’den sonra İndictio’nun 15. Senesinin 13 Şubatında Mukaddes oruçlarının ilk haftasının Salı günü ölmüş olan hatırası mukaddes kurucu T………… yatıyor.”
Ayrıca, Maya köyü yakınlarında vade içinde ve yeraltında kırmızı ve yeşil boyalı “Renkli Kilise” vardır. Bu kilise yeni gibi görünmektedir.


YER KÖPRÜ:
İlçe merkezine 35 km. uzaklıktadır. Bu doğa harikası, Göksu nehrini besleyen Ermenek çayının, uzun yıllar boyunca süren topraktaki aşındırma etkisi sonucu, derin bir vadi meydana gelmiş. Doğal su tünelinin uzunluğu: 250 metre kadar. Yerköprü’de, göreceğiniz doğal tünel ve şelale, size gerçekten unutulmaz bir gün geçirtecek, zamanınız olursa gitmeli ve görmelisiniz.


DAĞPAZARI KİLİSESİ (CORAPİSSUS):
Mut’un 35 km. kuzeyindeki bu köyde antik bir şehre ait kalıntılar vardır Bizans kilisesi ile 15x 5.50 m. ölçüsündeki taban mozaik ilgi çekicidir. Bu taban mozaiğinde: hayat ağacının kollarına asılmış, çok sayıda, hayvan ve geometrik desenler görülüyor. Ancak; bu mozaiğin, hangi yapıya ait olduğu bilinmiyor. Mozaiğin yanında: 3 adet oldukça yıpranmış hereon tipi mezar görebilirsiniz.
Bizans dönemine ait kilise, köyün ortasına ve en yüksek yerine kurulmuştur. Uzaklardan heybetli görünür. Kilisenin: apsisi ve bazı duvarları hala ayakta. Köyün güneyindeki vadide: kaya mezarlarının bulunduğu nekropol sahası bulunuyor. Antik bir şehir kalıntıları üzerine kurulmuş olan yayla köyünde: kır kahveleri, sağlık ocağı, jandarma hizmet veriyor. Köy ortasında bulunan kilise kalıntısı ve bir evin bahçesindeki mozaikler, görülmeye değer tarihi yapılar. Çevresi ardıç ve maki türü bitkilerle çevrili köyün, iç kısmı ise meyve ve sebze bahçeleri ile kaplı. Antik döneme ait su sarnıçları ise, köylüler tarafından soğuk hava deposu olarak kullanılıyor. Bura da bence derhal önlem alınmalı ve bölge SİT alanı olarak ilan edilerek, koruma altına alınmalı.

BALABOL ÖRENLERİ:
Mut’un batısında 40 km. uzaklıktaki Yalnızcabağ Köyü yakınındaki Değirmenlik yaylasındadır. Büyük bir antik yerleşim alanı olduğu görülmektedir. Çok sayıda lahit ve duvar kalıntıları vardır.


SARTAVUL YAYLASI:
Mut-Karaman-Konya karayolunun 36.km.de yer alan yayla, Akdenizi İç Anadolu ya bağlayan Sartavul geçidinde kurulmuştur. Burada bulunan tarihi hanlar, halen köylüler tarafından kullanılıyor. Çok sayıda lahit ve duvar kalıntısı bulunuyor.
Çam ve ardıç ağaçlarının çevrelediği yaylanın iç kısımları, meyve bahçeleri, kır çiçekleri ve dağ çayırları ile kaplıdır. Mut, Silifke, Karaman halkının rağbet ettiği yörede, Yörükler de çadır kurarak hayvanlarını otlatmaktadırlar. Mut-Saravul yolunun 21. km.den sağa dönülerek 1.5 km.stabilize yolla ulaşılan Alahan Manastırı, görülebilecek yerlerdendir. Yaylanın alt yapısı tamamlanmış. Alabalık ve et yemekleri sunan birkaç kır lokantası hizmet veriyor.
Yayla yakınında bulunan Kestel Dağında, Yaban Keçisi Koruma Alanı ve Avlağında bulunan hayvanlar gözlemlenebilirler. Yayla yakınında bulunan Kestel Kanyonu, doğa yürüyüşü için çok ilginç rotalardandır.