Kocaeli Kartepe Maşukiye

15.238 kişi okudu!

 

20180422_153019(0)

Değerli okurlarım: en son bu bölgeye yani Maşukiye-Sapanca-Taraklı’dan oluşan tura Nisan 2018 tarihinde gittim. Öncelikle bilmelisiniz ki: bu söylediğim tur kesinlikle bir gün içinde yetişmiyor ve özellikle Taraklı, sadece 15-20 dakikalık bir ziyaretten ibaret kalıyor. Yani: bu turu satın alırken, büyük bir yorgunluk ve bazı yerlerin pas geçilmesini kabul etmek durumundasınız.

Bölgeyi anlatmadan önce, önemle belirtmek istediğim bir husus var. Sakın ola: hafta sonu yani Cumartesi ve Pazar günü veya tatil günlerinde buraya gitmeyin. Çünkü inanılmaz bir kalabalık, arabalar, tıkanan trafik, insan seli, inanın giderseniz pişman olursunuz. Hiçbir düzen yok, temizlik yok, her yer para ama nasıl para, fahiş fiyatlar, araç plakalarına 34, 54 sanırsınız bütün İstanbul buraya akın etmiş, peki sonra ne olmuş, tam bir rezillik, hani bir çok internet sitesinde yazılı ya: Maşukiye, kuş sesleri, cennet hayır, burada kuş sesi duyamazsınız, ama bolca araba sesi ve satıcı sesleri, ATV denen üç tekerlekli motor gürültüsü duyabilirsiniz. Tabii ben bunları yazınca, bir kısım ziyaretçinin hafta sonu gitmeyeceğini ve sakin olacağını düşünebilirsiniz, ama bu bölgede Araplar (artık turist mi yoksa daimi ikamet eder mi desem bilmiyorum) da çok, yani bence, mutlaka buraları gidip göreyim derseniz: mutlaka hafta içi bir günü tercih edin, en azından hafta sonu yoğunluğunun beşte biri kadar yoğunluk oluyormuş, ben maalesef hafta sonu gittim ve bir kez daha buraya asla gitmem.

Ama yine en başta belirtmek isterim ki, bu yazı sizlere biraz karamsar gelebilir, ama unutmamak gerekir ki, ben gördüklerim ve yaşadıklarımı yazdım, tercih sizin.

Evet: şimdi Maşukiye nedir, burada neler var, insanlar burayı neden tercih eder, bu konuda sizlere bilgi vermek istiyorum.

Öncelikle biraz tarihi geçmiş ve buranın isminden, isminin anlamından başlayalım.

Maşukiye köyü 1865 yılında, Kafkasya’dan buraya göç etmiş Çerkez boyları tarafından kurulur. Bunlar arasında bulunan Murat Bey isimli bir şahsın, köyün kurucusu olduğu söylenir. Osmanlı-Rus harbi sırasında da Batum’dan göçüp gelenler buraya yerleştirilir. Daha sonraki yıllarda ise, Karadeniz ve Romanya yöresinden göçüp gelenler, yine buraya yerleşirler. Böylece: Çerkezler, Abazalar, Gürcüler, Muhacirler ve mübadele sonucu Yunanistan’dan gelenler, bölgede çok farklı kültürlere sahip bir toplum oluşmasına neden olmuşlardır.

Maşukiye’nin tarihinde ilkler var. Cumhuriyet döneminin ilk kadın belediye başkanı (Leyla Atakan, İzmit Belediye Başkanı) buradan çıkmıştır. Yine, Cumhuriyet döneminin ilk kadın subayı, Maşukiyelidir.

Tarihe, devam edelim. Osmanlı döneminde, yukarı da da belirttiğim gibi, burada pek çok çerkez yaşarmış. Harem için, aşık olunacak kadar güzel kızlar, buradan seçilirmiş. Bu nedenle buraya “Maşuk köy” ismi verilmiş. Zaman la da “Maşukiye” ismini almış. Yani: “Maşukiye” ismi: aşık anlamına gelen Maşuk kelimesinden gelir. Aşık olan erkeklere “Aşık” ve aşık olan kızlara ise “Maşuk” denirmiş.

Yöre halkının deyişine göre “Buraya gelen aşık olur” imiş. (Elbette günümüzde böyle bir şey yok, buraya gelen sadece sinir olur demek daha uygun)

Yine, buralarda söylenenlere göre “Maşukiye, yıllarca Balayı yeri olarak tercih edilmiştir”. Ama söyledim ya, günümüzde kalabalık ve gürültüden, sanırım balayı için burayı tercih eden yoktur.

 

Ulaşım:

Maşukiye-İstanbul arasındaki uzaklık 120 km ve Maşukiye-İzmit arasındaki uzaklık ise 20 km. dir. İstanbul’dan yola çıkanlar için: Çamlıca gişelerinden, otoyola giriş yapın, İzmit-Adapazarı yolu ile devam ettiğinizde, yaklaşık 1 saat sonra İzmit-Doğu-İzmit-Yalova-Bursa çıkışına geleceksiniz. Otoyol gişelerinden sağa dönerek, D-100 karayolundan, Adapazarı yönüne çıkın. 500 metre sonra, Kartepe-Sapanca kavşağından sağa dönülerek, Kartepe-Maşukiye yoluna gireceksiniz. 10 km daha ilerledikten sonra, Maşukiye’ye varılmaktadır.

Maşukiye merkezden, Kartepe yönünde biraz ilerledikten sonra, Kartepe yolu üzerindeki “Alabalık vadisine” ulaşılmaktadır.

20180422_154127

GENEL:

Yukarıda da söz ettiğim gibi: günümüzde burası kalabalık Araplardan geçilmiyor.

İlçe sınırları içinden D-100 devlet karayolu ve TEM otobanı geçer. Marmara Bölgesinin: Uludağ’dan sonra en çok ziyaretçi çeken, kış turizm merkezidir. Ancak “Kartepe” sadece kışın güzel, çünkü burada bulunan ağaçlar, büyük yapraklı olduklarından kar yağdığında üzerleri karla kaplanıyor ve tamamen bembeyaz bir görüntü ortaya çıkıyor, ayrıca yine kışın buraya çok fazla miktarda kar yağması nedeniyle, kar kalınlığının yer yer 3.5 metreye kadar çıktığı söyleniyor. Ama yazın Kartepe anlamsız bir yer, tamamen çorak bir arazi yapısı görülüyor, yani burası kışın güzeldir.

Maşukiye’nin denizden yüksekliği 111 metredir. Köy ve yakın çevresinde 50’den fazla restoran bulunduğu söyleniyor. Özellikle et-mangal ve alabalık tesisleri yoğundur.

 

Ne satın alınır:

İnternet sitelerinde birçok yerde yazılı olduğunu görünce: burayı ziyaretimde ekşi mayalı köy ekmeği almak istedim, ama bulmak ne mümkün, sadece bir fırında bulabildik, o da sayılı, yani tur  da bulunan ve isteyen herkese yetmeyecek şekilde, 8-10 tane ekmek vardı. Mersu alabalık tesislerinden alabalık satın almayı umduk, ama kalabalıktan bu tesislerin yerini bile bulmak mümkün olmadı. Bir de “Çerkez peyniri” denilmiş, hani burası çerkezlerin diyarı ya, çerkez peyniri alalım dedik, bulmak ne mümkün, bir yerde vardı ama tadı rezaletti.

Pazar günleri, merkez meydanda kurulan pazarda pek çok sebze ve meyve satıldığı söyleniyor, ne mümkün, Pazar günü gittim, Pazar filan yoktu.

20180422_132817   20180422_132820

Ne yenir:

Tabii Maşukiye, dereler, şelaleler denince akla hemen alabalık geliyor. Hatta: bazı restoranlarda alabalıklar akvaryumlar için de canlı bulunduruluyor. Ayrıca: yine bu yörede, yörenin ormanlık olması nedeniyle mantar öneriliyor, ama önünüze geldiğinde göreceğiniz gibi, bu mantarlar kültür mantarı. Sonuç olarak: olur da buralarda bir şeyler yemek isterseniz: kiremitte alabalık, köfte veya tavuk tercih edebilirsiniz. Yanında salata ve meşrubat, ardından çay vardır. Önerim: kesinlikle alabalık ve tavuk tercih etmeyin, köfte tercih edebilirsiniz, kiremitte kaşarlı mantar, şansınız varsa, restoran ücretsiz ikram eder, yoksa bunu da deneyebilirsiniz.

 

GEZİLECEK YERLER:

KAR TEPESİ:

İzmit körfezi ve Sapanca gölüne bakan dağın zirvesindedir. Kayak tutkunları için, muhteşem güzel bir ortamdır.

Buraya gitmek için: önce Maşuriye’ye ulaşmanız ve sonrasında 17 km.lik bir yol daha gitmeniz gerekiyor. Ama, orman içinde yapacağınız bu yolculuk, muhteşem güzel ve keyifli. İstanbul’a 1 saatlik uzaklıkta (115 km) bulunması, büyük imkan. Ayrıca: Kocaeli şehrinin su ihtiyacı, buradan karşılanıyormuş.

Kartepe’nin Avluburnu mahallesi sakinliğini karlarla birleştirdiğinde ortaya etkileyici bir manzara çıkıyor. Yine Kartepe’ye bağlı Eşme ise doğa ile içiçe zaman geçirmek isteyenler için en doğru adrestir.

Aralık ayı sonlarında: burada kayak sezonu açılıyor. Kayak sezonu dışında ise: tenis kortları, voleybol sahaları, 2 çim futbol sahası ile de, spor turizmine çok uygun bir yer. Futbol kulüplerinin bazıları, burada kamp çalışmaları yapıyorlar.

Bölgede: 12 ay hizmet veren, gayet lüks bir otel var. Bu konaklama tesisinde: her türlü imkanlar, ziyaretçilerine sunuluyor.

Evet, gelelim kayak merkezine. Kayak merkezi, özel bir firmaya, 49 yıllığına kiraya verilmiş ve özel sektör tarafından işletiliyor. Merkezde, son derece konforlu bir otel tesisi, ziyaretçilerin her türlü ihtiyacının giderilmesini sağlayacak yapıda düzenlenmiştir.

Zirve: denizden 1650 metre yüksekliktedir. Kasım ayı ortalarında başlayan kar yağışı, Nisan sonuna kadar devam ediyor ve bu dönemde, bölgedeki kar kalınlığı: 2-3 metre civarında oluşuyor.

Kayak Tesisi: 4 tane mekanik kayak tesisi var. Pist alanı: 42 km. 14 pist bulunuyor. Kayağa yeni başlayanlar için kolay pistler olduğu gibi, usta kayakçılar için de, uygun pistler bulunuyor.

Evet, kartepe: ister yaz sıcağında şehrin gürültüsünden kaçmak için burayı tercih edebilir, isterseniz kış sezonunda kayak yapmak için gidebilirsiniz.

 

20180422_152759   20180422_154124   20180422_154139   20180422_154155

20180422_154216   20180422_153012

MAŞUKİYE:

Maşukiye’ye kendi arabanız ile giderseniz, büyük bir park yeri sıkıntısı yaşamanız kesin. Ama bir şekilde arabanızı bir yerlere park ederseniz, merkez meydana gidebilirsiniz.

20180422_145604   20180422_145612

Hatta: önce merkez meydanın ilerisinde, yolu takip ederek Kartepe seyir terasına gidin ve rezilliği görün. Muhteşem bir manzara, ama yapılaşma nedeniyle sağı-solu kapanmış, sadece 3-4 metrelik bir boşluktan, muhteşem Sapanca göl manzarasını izlemeye çalışın.

Sonra: yokuştan aşağıya, merkez meydana gelin. Burada: muhteşem güzellikteki şelalenin bulunduğu yere girmek için giriş ücreti olarak 5 TL istendiğini görün ve şaşırın kalın. Maşukiye’nin birçok yerinde olduğu gibi (bu kadar papağan nerden bulunmuş anlamadım) papağanlı kişilerin papağanla resim çektirmeniz için sizden para talep etmesini savuşturun.

Genellikle Karadeniz yöresinde derelerin üzerinde yapılan “Zipline” uygulaması burada da var. Altlı üstlü iki çelik halat çekilmiş ve insanlar bunların üzerindeki oturma yerlerine oturarak bir diğer yöne doğru hızla kayıyorlar ve ardından geri dönüyorlar, neyse ki bu halatların altına koruyucu file çekmek akıllara gelmiş, ücret 15 TL. ilgisini çeken deneyebilir.

Sonra: yine burada bolca ATV denen, üç tekerlekli ve çeşitli versiyonları bulunan motorlar var. Bunlarla arazide gezi yapılıyor. 30 ve 45 dakikalık turlar yapılıyor. Kullananların birçoğunun kaskı yok, ayrıca motor sesi ve motorların egzozlarından çıkan gaz, tam bir hava kirliliği rezaleti yaşanıyor, sonra da bazı internet sitelerinde olduğu gibi “kuş sesleri” ve “bol oksijen” hayal. ATV motor sesleri yanında, arabası ile buraya gelen binlerce kişinin, trafik kilitlendiğinde yarattıkları korna sesi gürültüsü, insanlar sıkıntıdan, trafik biraz sıkıştı mı çılgınlar gibi korna çalıyorlar, ARKADAŞLAR BURADA KUŞ KALMAMIŞ Kİ sesi olsun.

Yine merkez meydanda: alışveriş yapmak için birkaç dükkan var, ben burada bir dükkandan şimşir tahta kaşık aldım, 3 tanesi 10 TL. Malum şimşir özelliği olan bir ağaç türü, dayanıklı ve bakteri tutmaz, el oyma, tam bir el emeği, mutfaklarda işe yarar.

Evet: tüm bunları görüp yaşadıktan sonra: bir daha buraya gelmeme kararı vererek, buradan ayrılıyorum.

Bu arada: Maşukiye’de zamanız varsa ve hafta içi bir gün giderseniz, görmenizi önereceğim bir kaç yer hakkında bilgi vermek istiyorum.

Aygır deresi:

Kartepe zirvesinden gelip, Maşukiye’ye doğru akar. 15 km uzunluğundadır. Dere kıyısında bulunan patika, yürüyüş yoludur. Kısa ve orta uzunluktaki yürüyüş parkurları bulunur. Yürüyüş yolu bitince, karşınıza bir küçük şelale çıkar. Ayrıca Aygır deresi kıyısında, birçok restoran bulunuyor.

Alabalık Vadisi:

Maşukiye-Kartepe yolundadır. Vadinin içinde, Yazıcılar deresi akar. Derenin akış yönünde ilerlerseniz, derenin oluşturduğu çağlayanları görebilirsiniz. Vadinin her iki yanında, alabalık restoranları bulunuyor.

Soğuksu Piknik Alanı:

Bahçecik beldesindedir. Buradan bütün körfez izlenebilir. Burada ağaçlar altında piknik yapılıyor. Ayrıca, buraya ismini veren su içildiğinde “mide rahatsızlıklarına” iyi geldiği söyleniyor. Su: deniz seviyesinden metrelerce yükseklikte, fundalıktan çıkmaktadır.

 

Avusturya Hallstatt

1.479 kişi okudu!

halsttat.1

Hallstat: Avusturya’nın bir bölgesi olan Yukarı Avusturya’da Salzkammergut’ta bir köydür.

Hallstat bahar ve yaz aylarında hiç kuşkusuz ziyaretçilerine çok şey sunuyordur. Ama biz özellikle karlar altında, kış manzarasını yaşamak için, Ocak ayını tercih ettik. Şansımız vardı ki, iki günlük gezimizi çok yoğun ve kalın bir kar örtüsü ile pırıl pırıl bir güneş altında tamamladık. Ancak güneşli hava deyince gün boyunca parlayan güneş akla gelmesin. (Ocak ayı için)

Hallstat’ta güneşin öğleden hemen sonra battığını söylemekte fayda var.

Köyün kenarına kurulu göl, çepeçevre öyle yüksek, öyle dik dağlarla çevrili ki, güneş kendisini şöyle bir gösterip öğleden sonra yine dağların arasında kaybolup gidiyor.

Hallstat’a: Viyana’dan trenle geldik. Wien Hauptbahnoff’tan bindiğimiz Salzburg treni, Linz’den geçerek Attnang-Pucheim istasyonuna geldi. Bu ana hatta çalışan trenler railjet olarak isimlendirdikleri hızlı giden trenlerden. Uzun istasyon aralarında 200 km/saat hız yapabiliyor. Attnang-Puchheim istasyonunda aktarma yaparak Obertraun trenine bindik. Bu, hız yönünden standart bir tren, ancak hızlı trenlerin, sağında ve solunda manzarayı kapatan toprak setler arasında yol alması sebebiyle zayıf bir dış görünüm vermelerine karşın, aktarma noktasından sonra Traunkirchen, Ebensee, Bad Ischl’den geçen ikinci tren yolculuğumuz seyre değer kış manzaraları eşliğinde, Traun nehri kıyılarını izleyerek tamamlandı. Yaklaşık 3.5 saat sonra ulaştığımız Hallstatt tren istasyonu, aslında tren yolu kenarına kondurulmuş bir barakadan ibaret. Trenden inilen bu noktada istasyon barakasından başka hiçbir şey yok. Burada trendeki tüm çekik gözlü yolcularla birlikte iniliyor. Hep birlikte az ileride göl kenarındaki iskele olduğu belli olsun diye usulün bir kapı kondurulmuş “iskeleye” doğru beyaz bir patikadan yürünüyor. (çevre yoğun bir kar örtüsüyle kaplı olduğu için zemini göremedik, muhtemelen düzgün döşenmiş temiz bir yürüme yoludur)

Seferleri trenin geliş ve gidiş saatlerine göre ayarlanmış bir tekneye, yine Asyalı gezginler doluşuyor. (bilet kişi başı tek yön 2.5 euro. Gidiş dönüş veya birden fazla kişi indirimi yok. Bunu 1 kişi 2.5 euro, 2 kişi 5 euro, gidiş dönüş 5 euro şeklinde yazılı levhalarla başarılı bir şekilde anlatmışlar)

Köy hemen gölün karşısında. Buraya Uzakdoğulu turistlerin göstermiş olduğu ilgi gerçekten inanılmaz. Uzaklarda, Avrupa’da tanındığından daha fazla tanınıyor olmalı ki ziyaretçilerin tamamına yakını o bölgelerden.

Köyde sezon Nisan-Kasım ve Kasım-Nisan olarak ikiye ayrılmış. Kış sezonunda tuz madenleri ve funiküler kapalı. Bunun yanı sıra işletmelerin de bir kısmının kışın kapalı olduğu, yine gölde tekne gezintilerinin yapılmadığı anlaşılıyor. Ancak köyün kış manzarası, karlar altındaki görünümü muhteşem. Birisi iskelenin hemen yanındaki Luteryan kilisesi diğeri biraz yukarıda Maria am Berk Katolik Kilisesi olmak üzere merkezde iki kilisesi var. Katolik kilisesinin bahçesindeki küçük bakımlı mezarlık etkileyici. Bahçeden köyün görünümü de harika. Mimarisi ile ilgi çeken üçüncü kilise Obertraun yönünde köyün çıkışında yer alan Kalvarienberk kilisesidir. Sahilde, evlerin önünde uzanan yola (Seestrasse) paralel, dağa yaslanan evlerin arkasında, biraz yukarıda, sahil yoluna paralel uzanan daracık sokakta yürümek gerçekten insanı bu zamandan koparıp farklı bir boyutu yaşatıyor. Ara sokakları fazla değil aslında, zira köy öyle dar bir alana kurulmuş ki, kuzey yönünde doğru, kayalıklar izin vermediği için, ancak sahile birer sıra ev yapılabilmiş, alan yokluğundan ev yapacak yer kalmadığı noktada da köy bitmiş. Hala o hali ile durduğu, yüz yıl önceki fotoğraflarına bakılınca anlaşılıyor. Bizim için şaşırtıcı olan, bina ya da yol yapılacak alan kalmayınca sahile toprak dolgu yapılmamış veya beton kazıklar çakılarak sahil yolunun “duble” hale getirilmemiş olmasıdır. Köyün güneyindeki Lahn iskelesinin hemen arkasındaki otobüs durağından k alkan otobüs ile (tur otobüsleri de burada duruyor) 8 km ilerideki Dachstein tesislerinin teleferik çıkış noktasına ulaşılıyor.  (otobüs 1 kişi tek yön 2.10 euro). Teleferik için fiyatlar son derece çeşitli, belirli saat dilimi için, belirli saatlerden önce, belirli saatlerden sonra, birkaç kerelik, günlük, 2 günlük, haftalık vs biletler var. Biz saat limiti olmadan gidiş dönüş yapabileceğimiz bir bilet aldık. Kayak malzemeleri aşağıdaki bu tesisten kiralanıyor. Yukarıda böyle bir imkan yok. Buradan yukarıya önce Eishöhle, devamında kabir değiştirerek Krippenstein istasyonuna çıkılıyor. Buradaki tesiste yuvarlak yapısı sebebiyle geniş bir manzaraya hakim güzel bir kafe restoran da var. (Uludağ’dan ucuz)

Bir sonraki istasyonu teleferik değiştirerek devam etmek de mümkün ama biz yukarıya vardığımızda şiddetini arttıran fırtına sebebiyle bu üçüncü kademe kapatılmıştı. Biraz beklediysek de hava koşullarında bir değişiklik olmadığından, hattın devamında seferler açılmadı. Tesise yaklaşık yarım saat yürüme mesafesinde olduğu söylenen “Five Fingers” isimli bir seyir terası Hallstatt köyünü ve gölünü de içine alan çok geniz bir manzaraya hakimmiş. Fırtına sebebiyle o mesafeyi yürüyemedik. Ama tesise daha yakın bir noktada Welterbespirale isimli diğer bir seyir terasından aşağıyı seyredebildik. Five Fingers seyir terası, geceleri köyden bakıldığında, gökyüzündeki bir yıldızmış gibi görünecek şekilde ışıklandırılıyor. Mevsim sebebiyle gezdiğimiz süre boyunca sıfır dereceyi göremedik desek yanlış olmaz. Hep eksi derecelerde dolaştık. Köyde fazla sayıda olmasa da oturup ısınacak, bir şeyler yenilip içilecek yeterli sayıda restoran ve kafe bulunuyor. Nezih atmosferi ile dikkat çeken, çok sayıda tarihi ünlü şahsiyetin kalmış olduğu (İmparator Franz Josef, İmparatoriçe Sisi, yazar Agatha Christie, oyuncu Marlene Dietrich tanınmış ziyaretçiler arasındaymış) Seehotel Grüner Baum’un göle bakan geniş pencereli kafe-restoranı özellikle belirtmeye değer.

Brauhaus isimli restoran da sıcak ortamıyla akşam yemeği için önerilebilir.

Lahn iskelesi karşısında büyük bir marketi de var ama biz hafta sonu gittiğimizden kapalıydı.

İskelenin yanındaki Luteryen kilisesinin karşısında “köyün bakkalı” da diyebileceğimiz küçük market acil ihtiyaçlar için yeterli olabileceği gibi, geceye kadar açık olması ve birkaç masasıyla kafe hizmeti de vermesiyle işlevsel bir mekan olarak anılmayı hak ediyor.

Tekne seferleri genel olarak tren seferlerine ayarlanmış ise de son sefer her durumda 18.15’te. Bu seferlerin bağlantı sağladığı tren de, tarifeye bakılacak olursa son tren seferi. Gelişimizde olduğu gibi çok sayıda Uzakdoğulu gezginle birlikte, karanlığın içinde birden bire belirip, ıssızlığın ortasında kısa süreliğine duran trene binerken, doğa bilimci ve kaşif Alexander von Humbolt’un Hallstat için söylediği “dünyanın en güzel göl köyü” ( …. The loveliest lake village in the World) sözünü tüm kalbimizle onaylayarak iki günlük gezimizi tamamladık.

Yazar: Figen Cemkoç’a bu güzel yazı için teşekkürler.

Çankırı, Ilgaz

18.488 kişi okudu!

genel.2
Ankara’ya çok yakın, Uludağ ve Kartalkaya kadar kalabalık olmayan, kayak yapmak için elverişli bir yer. Özellikle: son günlerde kar yağışının hızlanması ile, kar ve kayak turizmi önem kazanıyor ve Çankırı Valiliği Ilgaz Kaymakanlığı, gayet akıllıca hareket ederek, Ankara şehrindeki bilboardlara tanıtım reklamları astırmış.  Ttanıtım reklam afişinde, bir kayakçı resmi ve hemen altında “BU GÜZELLİK, BAŞKENTE YANLIZCA 2 SAAT UZAKLIKTA”. Evet, güzel bir reklam afişi, ama unutmamak gerekir ki, ülkemizde “kayak” pek tutulur spor veya uğraşı değil. Konuyu yanlızca kayak üzerine değil de, kar turizmi üzerine de yoğunlaştırmak gerekebilirdi. Örneğin: bembeyaz bir ortamda, yürüyüş, mangal keyfi, tertemiz bir hava….. Ilgaz elbette yanlızca kayak değil, bu  nedenle, kayak bilmeseniz, kayak merakınız olmasa bile, inanın Ilgaz Milli Parkında güzel zaman geçirebilirsiniz, bence önemli olan bu, işlenmesi gereken bu. Elbette: kayak bilenler, kayak meraklıları için, Ilgaz, muhteşem bir güzellik ve kayak konusunda güzel imkanlar sunuyor ama yanlızca kayak bilenler mi, hayır, Ilgaz, özellikle bir hafta sonu tatil gününde, güzel zaman geçirmek isteyenler için, ideal ortam.

 

ULAŞIM:
Ankara, İstanbul ve diğer İllerden, Ilgaz ilçesine otobüs ile gelindiğinde, İlçeden 16 km. uzaklıktaki kayak merkezine, taksi ve minübüsler ile ulaşmak mümkündür.

Özel araçla gelenler ise: Ilgaz-Kastamonu karayolu üzerinde, Yenice köy mevkiinde, sağa dönerek, 6 km. düz asfalt yolu takip ederek, kolayca kayak merkezine ulaşabilirler. Vadi boyunca, kayak merkezine kadar olan yol düzdür ve bu nedenle ulaşım kolaydır.

Kayak merkezinin, doruk noktasının, belli başlı merkezleri uzaklığı şöyledir. Ankara uzaklığı: 200 km. İstanbul uzaklığı: 430 km. Samsun uzaklığı: 386 km. Kastamonu’ya uzaklığı: 45 km. Çankırı il merkezine uzaklığı: 65 km. ve Ilgaz ilçe merkezine uzaklığı: 24 km. dir. Ulaşım: devlet karayolu ile sağlanmaktadır.

İstanbul yönünden gelindiğinde: Tem otoyolu üzerinden Ankara istikametine doğru, muhtemelen 295 km. ilerledikten sonra, Gerede çıkışından Samsun-Çankırı yönüne sapın. Yaklaşık 150 km. sonra: Ilgaz-Ankara-Samsun-Kastamonu sapağına ulaşacaksınız. Sapaktan: Kastamonu istikametine döndükten sonra, 25 km. gidiyorsunuz ve solunuzda Ilgaz Dağı Milli Park girişini göreceksiniz.

Ankara yönünden gelindiğinde ise: Çankırı-Kastamonu yolu takip edilerek, Milli Park girişine ulaşılabilir.

genel.1
GENEL ÖZELLİKLERİ:

ILGAZ DAĞI:

Ilgaz dağı: Büyük Hacet (2587 metre) ve Küçük Hacet (2546 metre) tepeleri ile Batı Karadeniz bölümünün zirvesini teşkil eder. Dağların uzunluğu: 140 ile 150 km. olup, genişliği 30 ile 40 km. kadardır. Jeolojik yapısı karmaşıktır. Dağın güney yamaçları: meşeliklerle kaplıdır. Kuzey yamaçlarının yüksek kısımlarında ise, nem serinden hoşlanan kayın ağaçları, daha aşağılarda ise, boyları 30-40 metreye ulaşan, ladin ve köknar ağaçları çoğunluktadır. Aşırı avlanmaya rağmen nesillerini devam ettiren: geyik, karaca, ayı, yaban domuzu, tilki, kurt, tavşan, keklik gibi yabani hayvanlara uygun yaşama ortamı bulunmaktadır.

Bunun yanında: orman örtüsünün meydana getirdiği eşsiz doğal güzelliklere sahiptir.

Ilgaz dağları eteklerinden doruklarına doğru değişen, çok değişik görünümlü ve çekici güzellikte: sarıçam, karaçam ve köknarın hakim olduğu ağaç türlerinden oluşan orman örtüsü ile kaplıdır. Bu orman örtüsü ve saha: zengin bir orman altı bitki topluluğu ile desteklenmektedir. Bu bitki topluluğu içinde: özellikle, orkidelere sık sık rastlanır. Bölge: orkide bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin yerlerinden biridir. Türkiye’de, 24 cins orkide bulunmaktadır. Bunların çoğu: mevsiminde gezildiğinde, Ilgaz dağlarında görülebilir. Orkidenin yumrularından salep elde edilmektedir. Her yıl: salep elde edilmek üzere, aşırı derecede ve bilinçsizce orkide toplanması, bu güzel bitkinin varlığını tüketmek üzeredir. İyi bir koruma ile, son derece güzel ve gösterişli bu bitkiler, gelecek nesillere ve araştırma kurumlarına açık bir inceleme alanı yaratacaktır.

milli park.1
MİLLİ PARK:
1986 yılında, Ilgaz dağlarının belli bir bölümü “Milli Park” olarak ayrılmıştır. Ilgaz, yalnızca kış sporları ve turizm için değil, her mevsim gidilebilecek bir yer. 1088 hektar büyüklüğündeki Milli Park; zengin bitki örtüsü ve hayvan varlığına sahip. Kış turizmine meraklı değilseniz, yazın da gidebilirsiniz. “Ilgaz, Anadolu’nun sen yüce bir dağısın” diye şarkı mırıldanarak, orman içinde uzun yürüyüşler ve piknik yapabilirsiniz. Buz gibi pınarların suyundan için, enerji toplayabilirsiniz. Ancak: buranın bir özelliği daha var. Ülkemizin en uzun ve en hareketli fay hattı, Ilgaz dağlarının eteklerinden geçmektedir. (Kuzey Anadolu Fay Hattı)

Ayrıca: Baldıran vadisinde “Alabalık Üretme Çiftliği” var. Buradan alabalık satın alabilirsiniz veya burada bulunan lokantadan yararlanabilirsiniz. Burada avlanma göleti de var. 15 Haziran-15 Eylül tarihleri arasında, ziyaretçiler, bu sahada, sportif olta balıkçılığı yapabilmektedirler.

gece kayak yapma.1
KAYAK ALANI:

Yılın 6 ayı karlarla kaplı olan Ilgaz dağları, kış sporları imkanlarına da sahiptir.

Milli Park alanı içindeki kayak alanına: 8 km. lik dik bir asfalt yoldan çıkılıyor. Milli park içinden geçen Çankırı-Kastamonu karayolunun Çatmalı pınar mevkiinden kuzeybatıya sapılıyor. Kış aylarında, buzlanma nedeniyle, kayganlaşan yol için hazırlıklı olmanız gerekiyor. Yanınızda: kesinlikle zincir bulunmalı ve kar lastiği kullanmalısınız.

Kayak merkezi: yaklaşık 200 metre uzunluğunda, kuzeyde 80-85 metre genişliğinde, güneye doğru daralmaktadır. Çevresi: Sarıçam ve Köknar ağaçları ile kaplıdır. Burası: Ankara Konağı olarak anılmaktadır. Ankara konağının en yüksek noktası: 1852 metredir. Bu alanın doğusu ve batısı: % 40’a varan bir eğimle alçalmaktadır.

Kayak alanı: spor turizmi için elverişli bir özellik taşımaktadır. Kayak sporu için: mevsim uzunluğu: Aralık başı ile 15 Nisan tarihleri arasındadır. Kar kalınlığı ve kalitesi uygundur. Kayak alanları: doğal çayırlarla örtülüdür ve ara ara bodur ağaçlar görülmektedir. Çevresi: Göknar-Sarıçam ormanları ile kuşatılmıştır.

PİST UZUNLUKLARI:
Ana pist uzunluğu: 800-900 metredir. İkinci pistin uzunluğu ise: 750 metredir. Çocuk pistinin uzunluğu: 350-400 metredir. Bu pistlerin eğimleri: 10-28 derece arasındadır ve kayak için elverişlidir. 2 Nolu pistin zirvesinde, 2010 metre rakımdaki “Zirve Cafe” panaromik manzaraya karşı, küçük bir mola için ideal. Hafta sonları ve tatillerde: 1 Nolu pist gece aydınlatılıyor. Dolayısı ile, gece kayak yapmanın keyfi bir başka oluyor.

MEKANİK TESİSLER:
3 tane telesiyej var. Kayak merkezinde: 900 metre uzunluğunda, çift sandalyeli telesiyej, 2 km. uzunluğunda bir teleski ve 250 metre uzunluğunda da bir baby liftten oluşan, mekanik tesisler bulunmaktadır. Özellikle: yeni kayak öğrenmek isteyenler için son derece uygun. Zengin bitki örtüsü eşliğinde kaymanın keyfine doyum olmuyor. Uludağ ve Kartalkaya kadar kalabalık olmaması da büyük bir avantaj. Otellerden: kiralık kayak takımları bulabilirsiniz.

KONAKLAMA TESİSLERİ:
Ayrıca: Türkiye Kayak Federasyonu’na ait: Ilgaz Dağı Kamp Eğitim Merkezi, 100 yatak kapasiteli Köy Hizmetleri Tesisi, 115 yatak kapasiteli Dağbaşı otel, devre mülk şeklinde yapılan Ilgaz Mountain Resort, 150 yatak kapasiteli Doruk otel, 45 yatak kapasiteli Derbent Motel, Ankara Üniversitesine ait Örsem Club, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir tesis olmak üzere, toplam 2000 yatak kapasitesi bulunmaktadır.

 

ILGAZ YÖRESİNİN LEZZETLERİ

Kastamonu ve Çankırı’ya yayılan Ilgaz ve Küre dağları’nın bereketli toprakları, yetiştirdikleri ürünlerle de sofralara lezzet katmaktadır. 2014 yılında İtalya’da düzenlenen Salone Del Gusto’da “en eski ürün” olarak tanımlanan siyez bulguru,dünyada evcilleştirilen ilk buğday türüdür. Bu havzanın ayrıca elması ve eriği de ünlüdür. Ilgaz elmasının kaymaklı tatlısı, hoşafı ve turşusunun yanı sıra dolması da yapılır.