Kıbrıs, Girne

15.793 kişi okudu!

2017.08.26-35.Girne.Genel.9a

Kuzey Kıbrıs turizminin en yoğun yaşandığı yer olan Girne, adalılık ve Akdenizlilik karakterini yansıtan bir şehir durumundadır. Toroslara paralel Beşparmak dağlarının kuzeyinde, Akdeniz sahilinde kurulu şehirde, Lefkoşa-Girne arasındaki yol boyunca modern üniversite kampüs binaları görülüyor.

Şehrin yüzölçümü 50 km karedir. Girne’nin güneyinde bulunan Girne sıradağları, batıda Kayalar köyü yakınlarında kıyıdan başlayarak, doğuda Yenikonuk köyüne kadar uzanır. En yüksek nokta 1023 metre ile Servili Tepedir. Verimli bir toprak şeridi olan Girne’de: narenciye, zeytin ve harup (keçiboynuzu) yetişir.

Bu güzel şehir: 18’nci yüzyılın sonlarında İngiliz entellektüellerin akınına uğramıştır. Adaya gelen isimler arasında: Fransız şair Arthur Rimbaud, Komedyen Peter Sellers ve David Bowie gibi ünlüler sayılabilir.

Şehirde: at nalı şeklindeki liman çevresinde restoranlar, barlar ve küçük oteller, ziyaretçiler için eşsiz bir atmosfer yaratır.

Girne: tarihi ve turistik mekanlar yanında, rengarenk deniz canlıları, amfora tarlaları, gemi ve uçak batıklarıyla zengin bir sualtı dünyasına sahiptir.

2017.08.26-35.Girne.Genel.1a    2017.08.26-35.Girne.Genel.4a

ULAŞIM:

Kıbrıs’a uçakla giderseniz, uçaklar Lefkoşa-Ercan havaalanına inmektedir. Ercan ile İstanbul ve İzmir arasındaki uçuş, yaklaşık 70 dakika ve Ankara arasındaki uçuş ise yaklaşık 60 dakika sürmektedir. (Ulaşım ile ilgili ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede Kıbrıs-Genel başlığı altında bulabilirsiniz.) Girne-Ercan havalanı arasındaki uzaklık 44 km ve Girne-Lefkoşa arasındaki uzaklık ise 21 km.dir.

Sonuçta: Lefkoşa-Girne arasındaki yolu Ercan hava alanından tutacağınız taksilerle gidebilirsiniz. Muhtemel ücret: 3 kişilik taksiler için 110-120 ve 5-7 kişilik taksiler ise 130-140 TL. civarındadır. Elbette taksiciler sizden bundan daha fazla ücret isteyeceklerdir, pazarlık yapmanızı öneririm. Hatta: Kıbrıs’a ulaşmadan, telefon ile irtibat kurarak uçak indiğinde taksi veya minübüsün hazır olarak beklemesini sağlayabilirsiniz. (Telefon irtibatı için, Kıbrıs Şöförler Cemiyetinin internetten ulaşılabilecek telefonunu kullanabilirsiniz.)

Eğer, Girne ulaşımınızı deniz yolu ile yapmak isterseniz: Taşucu’ndan feribot veya deniz otobüslerini kullanabilirsiniz. Girne limanı 1987 tarihinde uluslar arası gemi trafiğine açılmıştır. Girne limanı: zamanla marina olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Taşucu-Girne arasındaki deniz mesafesi 70 km dir. Girne-Anamur arası deniz otobüsü yolculuğu 2 saat, Girne-Alanya arası deniz otobüsü yolculuğu ise 3.5 saat sürmektedir.

Ayrıca: Girne şehir merkezinden kalkan minübüsler ile adanın birçok yerine toplu ulaşım sağlanmaktadır. Ancak, bu minübüslerin akşam saat 19.00’da’ sonra çalışmadığını bilmelisiniz. (ücret: Girne-Magosa 12.5 TL.)

2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.2a

TARİHÇE:

Girne şehrinin kuruluşu ile ilgili olarak, çeşitli kaynaklarda değişik bilgiler verilmektedir. Bu yüzden: şehrin kuruluşu kesin olarak bilinmiyor. Ama şehrin kuruluşunun MÖ 10’ncu yüzyıla kadar indiği tahmin ediliyor.

Şehir: MÖ 10’ncu yüzyılda Polonez’den gelen Akalar tarafından kurulur. Kurucuları, şehre anavatanlarındaki bir dağın ismi olan “Kyrenia” ismini verirler. Roma kaynaklarında ise, şehrin adı “Corineum” olarak geçer.

Gezgin Oldenburg: 1211 yılında Kıbrıs’ı ziyaret ettiğinde kral I. Hugh zamanında Schernae (Kyrenia) için “İçerisinde sur duvarları ve burçları olan, küçük yalı kasabası” olarak söz etmektedir.

Şehir: 1570 yılında, Osmanlı egemenliğine girer. Bu tarihten sonra: aşağı Girne ve yukarı Girne şehirlerine değişik yapılar inşa edilir.

1881 yılında Girne’de: Türkler ve Rumlar eşit sayıdadır. Girne’de yaşayan Türkler, genellikle toprak sahibiydiler ve çiftçilikle uğraşıyorlardı. Rumlar ise denizcilik yapıyorlardı. Girne limanındaki teknelerin birçoğu Rumlara aitti.

Osmanlı döneminde önemsiz bir liman olarak kalan şehir, İngilizler tarafından bir liman ve sayfiye kasabası olarak yeniden düzenlendi. İngiliz imparatorluğu döneminde sömürgeler arasında seyahat eden asker ve aileleri, buraya gelerek tatil yapıyorlardı.

2017.08.26-35.Girne.Genel.8a

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Yörede: günlük tüketilen besinler arasında: et, deniz ürünleri, sebze ve meyve vardır.

Yemekten önce: yirmiye yakın ordövr ve meze çeşidi sunulur. Ünlü meze çeşitlerinin başında: cacık, humus, fava, turşu, salata, zeytin çeşitleri ve hellim peyniri gelir. Hellim peyniri: kızartılarak servis edilir ve lezzeti çok daha güzel olur.

Restoranların menüleri incelendiğinde, meze ve balık şeklindeki yemek için 60 TL. ücret (ücret örnektir) istenir ve bu mezelerin yanında bir de balık (çipura, kefal gibi) servis edilir. Yani: böyle bir menüyü tercih ederseniz, değişik lezzetteki mezeler ve bir balık yeme şansınız olur.

Çeşit yönünden bol olan deniz ürünleri, Kıbrıs mutfağında özel bir yere sahiptir.

Hellim peyniri: Kıbrıs’a özgü bir ürün, keçi sütünden yapılıyor. Hafif kızartılarak yeniliyor. Yağsız, hafif, kaşarın biraz sert ve uzayan biçimine benziyor. Koyun ve inek sütünden de yapılıyormuş ama uzun süre dayanıklı olanı keçi sütünden yapılanmış. Bir not: Hellim peynirinin patent başvurusunda Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rumları arasında sorun varmış.

Bir başka özel lezzet ise: bir tür ot olan “Molehiya” dır. Nane kokusunda, Reyhan otu görüntüsünde ve Bamya tadındaki bu ot: kuzu veya tavuk eti eklenerek pişiriliyor.

Bir diğer lezzet “Kolokas” ise: patatesten daha tatlı, kerevize benzeyen bir bitkidir. Kolokas: kereviz sapı ile pişirilir ve bol limon eklenir.

Yörenin ana yemekleri ise: Küp kebabı, Kleftigo, Şeftali kebabı ve Lalangi’dir.

Lalangi: Kıbrıs’ın geleneksel bir yemeğidir. Hamurun içine: tavşan etleri ilave edilerek hazırlanır.

Şeftali kebabı: parmak biçiminde hazırlanan köftelerin koyun veya keçinin terb denilen iç zarıyla sarılarak ızgarada pişirilmesiyle hazırlanıyor ve çeşitli sebzelerle servis ediliyor.

Yemeklerden sonra: “Macun tatlısı” denenebilir. Kıbrıs’ta her çeşit meyvenin macunu yapılıyor. Meyveler önce ayıklanıyor ve yıkanarak acısı yok olana kadar kireçte bekletiliyor. Daha sonra: yoğun şekerli şerbet içinde pişirilip bekletiliyor. Kimisi konserve yapılırken, kimisi de taze taze servis ediliyor. En bilinen macunlar: kabak macunu, karpuz macunu, ceviz macunu, patlıcan macunu, hurma macunu ve turunç macunudur. Marmelat ve reçel kıvamında olan macunlar: hafif şekerli olup, sıcaklarda, buz üstünde servis ediliyor. Çok tatlı geldiğinde ise suya batırıldıktan sonra yenilmesi öneriliyor.

Evet, Kıbrıs’ta ne içilir: Buraya has içecekler: bademden yapılan gül suyu “Sumada”, üzüm suyundan yapılan “Zivaniya” ve “Kıbrıs Konyağı” dır. Diğer bir içecek ise: Con Kahvedir. Türkiye’de çay alışkanlığı neyse Kıbrıs’ta da Con Kahve öyledir. Yani: günün her saati ikram edilen ve Türk kahvesine göre daha hafif olan Con kahveyi mutlaka deneyin.

 

NÜFUS:

1974 yılında yani Barış Harekatının yapıldığı tarihte küçük bir kasaba olan yerleşimin nüfusu 6 bin kişiydi. Girne şehir merkezinin nüfusu 33 bin ve varoşlarla birlikte nüfus ise 72 bin kişidir. Son zamanlarda nüfusu en hızlı artan yer olarak bilinmektedir ve günümüzdeki nüfusu 100 bin kişiyi geçtiği tahmin edilmektedir. Şehir: genellikle İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerden göç almaktadır.

girne plajları.kervansaray plajı.1    escape plajı.1

GİRNE PLAJLARI:

Girne şehrinde; Escape Beach, Kervansaray ve Camelot gibi plajlar bulunuyor. Kervansaray plajı, Girne’de günbatımının en iyi izlendiği yer olarak bilinir. Üstelik denizden çıkmadan gün batımını izleyebilirsiniz.

2017.08.26-35.Girne.Genel.3a

GEZİLECEK YERLER:

 

LÜZİNYAN DÖNEMİNE AİT ŞEHİR DUVARLARI VE KULE:

Lüzinyanlar tarafından 12’nci yüzyılda inşa edilen duvarlardan, geriye kalan üç kuleden biridir. Savunma ve gözetleme amacıyla kurulan kule, diğerlerine göre daha büyük bir kule olduğu için şehir surlarında özel bir işlevi olduğu düşünülmektedir.

 

Sahil kulesi:

12’nci yüzyılda Lüzinyan şehrini limana bağlayan ve günümüze kadar ayakta kalan üç kuleden, denize ve limana en yakın olanıdır.

 

Saklı veya Yıkık kule:

12’nci yüzyıl Lüzinyan şehir surlarından geriye kalan, tahrip edilmiş kuledir. Bir kısmının yıkık olmasından ötürü, Yıkık Kule olarak bilinir. Yola göre içeride kaldığı için Saklı Kule olarak da anılır.

 

Zincir kulesi:

Çoğu kişi tarafından fener olduğu düşünülen Zincir kulesi, Girne Limanının sonunda kalenin yakınındadır. Venedik dönemine ait olan kule, limanın girişinden çıkışına kadar çekilen bir zincir sayesinde gemilerin kontrollü olarak giriş-çıkış yapmasını denetlemeye yarardı. Zincirin bir diğer ucu ise eski gümrük binası olarak bilinen yere bağlı kalmaktaydı.

 

2017.08.26-36.Girne.Liman.1a

TARİHİ GİRNE LİMANI:

Girne’de görülmesi gereken yerlerden birisidir. Kıbrıslılar buraya “Horhor” derler.

At nalı şeklinde inşa edilmiş olan tarihi liman, şehir merkezindedir. Günümüzdeki Girne limanının büyük kısmı, Venedikliler tarafından şekillendirilmiştir. Girne limanı, adanın en önemli limanı olmakla beraber, ana karaya çok yakın olması, Girne kalesi ile savunmasının attırılmasının planlandığı düşünülmektedir.

Yakın tarihe kadar ticari amaçlar için kullanılan söz konusu liman, günümüzde renkarenk balıkçı tekneleri, limana demir atmış yatları, her zaman canlı olan kafe ve restoranları ile turistler için olduğu kadar yerli halk için de vazgeçilmez uğrak yerlerinden biridir. Yani, burası Girne şehrinin başlıca eğlence merkezidir.

2017.08.26-35.Girne.Genel.7a

Eski Gümrük Binası:

20’nci yüzyıl İngiliz dönemine ait olan bu bina, Girne Limanı’nın girişindedir. Girne limanının ticaret ve yolcu gemilerine açık olduğu dönemlerde gümrük binası olarak kullanılmıştır. Zincir kulesinden çekilen zincirlerin ucu bu binaya bağlanıyordu. Günümüzde Turizm Bilgilendirme Ofisi olarak kullanılmaktadır.

 

girne kalesi.1     girne kalesi.3   girne kalesi.2

GİRNE KALESİ:

Girne’nin sembolü olan Girne kalesi, Kıbrıs’taki en görkemli tarihi yapılardan biridir. Şehrin kuzey doğusunda bulunan kale: limana hakım konumda ve dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Kalenin ilk yapım tarihinin MS 7’nci yüzyıla kadar uzandığı tahmin edilmektedir. Arap akınlarına karşı, şehri korumak amacıyla Bizanslılar tarafından yapılmıştır. Ancak bu ilk kaleye ait çok az kalıntı mevcuttur.

Antik dönem yazılı kaynaklarında: kaleden, ilk kez, İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard’ın 1191 yılında 3’ncü Haçlı seferine katılırken, Kıbrıs kralı İsak Komnen’i yenerek Kıbrıs’ı ele geçirmesi olayında söz edilmektedir. Kıbrıs’ı ele geçiren İngiliz kralı: adayı önce Templar Şövalyelerine ve daha sonra ise Guy de Lusignan (Lüzinyan) lara satar.

Böylece: takip eden dönemde, Kıbrıs’ta 300 yıl sürecek Lüzinyan saltanatı başlar. Kale bugünkü formuna büyük ölçüde ikinci evrede yani adanın Lüzinyan hakimiyetinde bulunduğu sırada ulaşmıştır. 1208-122 yılları arasında küçük olan Girne kalesi, bu dönemde daha da genişletilir. Bizans tahkimatından yararlanılarak: yeni bir giriş kapısı, at nalı ve kare planlı kuleler, ok mazgalları, muhafız odaları ve zindanlar eklenir. Halk için, savaş zamanlarında bir sığınma yeri, barış zamanlarında ise dinlenme yere olarak kullanılır.

1373 yılında, Ceneviz akınlarında kale büyük hasar görür ve 1489 yılında, Venediklilerin eline geçer. Bu dönemde: Venedikliler tarafından Osmanlıların korkusuyla: kalenin dış çevresinde top atışlarına dayanıklılığı arttırmak için: kalın tahkimat duvarları ve top atışı yapabilecek geniş mazgallı kuleler inşa edilir. (Bunlar: kuzeybatı ve güneydoğu’da bulunan kulelerdir.)

Kaleye giriş: bir hendek üzerinden olacak şekilde yeniden düzenlenir. 1500’lü yıllara kadar bu hendek içi su dolu olarak bulundurulur.

Kalenin iç kapısının tonozunda görülen üç aslanlı Luzinyan amblemi: başka bir yerden buraya getirilmiştir. Bu yüzden kaleye Lüzinyan kalesi ismi de verilmektedir.

1570 yılına gelindiğinde, kale, Osmanlı hakimiyetine girer ve 300 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kalır. Burada ilginç olan: Osmanlıların kaleyi savaşmadan ele geçirmiş olmalarıdır. Çünkü Lefkoşa’daki Osmanlı zaferinden sonra kaledekiler, direnmelerinin anlamsız olacağını düşünürler. Yani büyük bir çatışma olmaz ve bu yüzden, kale hasar görmez.

Osmanlı döneminde, kalenin asma giriş köprüsü yıkılmış ve yerine, günümüzde görülen köprü yapılmıştır.

1878-1960 yılları arasındaki İngiliz sömürge döneminde ise, kale bir ara “Polis Okulu” olarak kullanılmıştır. Daha sonra ise, ayaklanan Rumların hapsedildiği bir “Hapishane” olmuştur. Osmanlı döneminde kalede yapılan ilavelerin tümü: İngiliz sömürge döneminde restorasyon çalışmaları sırasında ortadan kaldırılmıştır.

1960-1963 yılları arasında turistik amaçlı olarak kullanılan kale: aslında Rum Milli Muhafız Ordusu tarafından askeri amaçlarla kullanılmıştır. Bu yüzden, kalenin ziyaret edilmesi pek mümkün olmuyordu.

Kale: 1974 yılından bu yana, “Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü” denetiminde turistik ziyaretlere açık bulundurulmaktadır.

Ağırlık olarak: Bizans, Lüzinyan ve Venedik dönemi izlerini taşıyan ve günümüze çok sağlam bir şekilde ulaşıp, çağdaş müzecilik anlayışı ile yeniden düzenlenen Girne kalesi ve içerisinde oluşturulan bölümler: Tanıtım odası, Zindanlar, St. George kilisesi, Vrysi Neolitik Yeri Canlandırması, Kırnı mezarları, Akdeniz Mezar kazısı bölümü, Venedik kulesi, Sarnıç, Lüzinyan kulesi ve MÖ. 300 yıllarına tarihlenen 2300 yıl öncesi bir yolculuğun tanığı geminin sergilendiği “Batık Gemi Müzesi” bulunmaktadır.

Kaleyle ilgili bir efsaneden söz etmek istiyorum. Fransa’da anlatılan bir efsaneye göre: ne zaman Lüzinyan (Girne) kalesinden “Melusine” isimli perinin sesi duyulursa: o aileden biri ölür.

Kale gezisine başlamadan önce son bir not: 1974 Barış harekatının hemen ardından yapılan araştırmalarda, kalenin odalarında, Girne bölgesi kiliselerinden toplanan ikonlar ve diğer bazı arkeolojik eserlerin depolandığı görülmüştür. Ancak, 1980’li yılların başlarında, kalenin depolarında bulunan tarihi değeri olan ikonların çoğunun yerlerine değersiz başka ikonlar konulmak suretiyle çalındıkları fark edilmiştir. Ardından sürdürülen çalışmalar sonucu, 27 Temmuz 1996 tarihinde yapılan resmi bir törenle kale içindeki bölgeler ziyarete açılmıştır.

 

Kalede gezinti:

Bir hendek üzerinden geçilerek kaleye girilir. Söylenenlere göre: 1400’lü yıllara kadar, bu hendek içinde su dolu imiş.

İç kapının tonozunda bulunan üç aslanlı Lüzinyan amblemi: bir başka yapıdan buraya getirilmiştir.

 

St George Kilisesi:

Kalenin içinde, MS 1100’lü yıllarda yapıldığı düşünülen bir Bizans kilisesi (St George Kilisesi) görülür. Kilise: Bizans ve Lüzinyan dönemlerinde kale dışında bağımsız bir yapı iken, Venedik döneminde bazı değişiklikler yapılarak kale içine alınmıştır.

 

Paşa’nın Lahidi:

Kalenin giriş bölümündeki rampanın hemen kenarında bulunan lahit: 1570 yılında, Kıbrıs’ın Osmanlılar tarafından fethi sırasında şehit olan Osmanlı Amirali Cezayirli Sadık Paşa’ya aittir.

 

Sarnıç:

Luzinyan döneminde yapıldığı düşünülen sarnıç, o dönemlerde kalenin su ihtiyacını karşılıyordu.

 

Anthipanitis Kilisesi:

Burası, eski bir manastırın önemli bir bölümüdür. Burada kullanılan mimari tarza: Kıbrıs’ta fazlaca rastlanılmaz. Kubbe: yuvarlak sütunlar üzerine oturtulmuş, sekizgendir. Giriş kolu: 15’nci yüzyıl Gotik mimari örneğidir. Buradaki fresklerden: günümüze ulaşanlardan bir kısmı orijinal olup 15’nci yüzyıl yapımıdır. Orijinal bu fresklerde: Baş melek Cebrail ile Mihail’in arasında, göğsünde çocuk olan Meryem figürü görülür. 15’nci yüzyıl yapımı kubbede bulunan bir diğer figürde ise: İsa, meleklerle çevrilmiş bir madalyonun ortasında, bir yanında Meryem, bir yanında Vaftizci Yahya olduğu halde resmedilmiştir. Ayrıca: 12 havari ve peygamberler sahnesi de ilgi çekmektedir.

girne kalesi.zindan.1   girne kalesi.içi.1   girne kalesi.içi.2

Zindanlar:

Lüzinyan dönemine ait yer altı zindanları, kalenin batısında, kuzey-güney yönünde uzanmaktadır.

Zemin katın girişindeki zindancı odasının: kuzey ve güneyindeki birer kapı geçidinden geçilir ve içlerinde “Scutella” denen kuyu şeklindeki yer altı hücreleri bulunan zindan odalarına ulaşılır. Zindanlardaki bu hücrelerin boyutunun: 10 x 7 ayak olduğu ve yer seviyesinin çok altında olduğu söyleniyor. Bu hücrelerin üst kısımları ise: belli aralıklarla yan yana yerleştirilen kalaslardan yapılmış bir kapakla kapatılıyormuş.

Suçlu görülen soylular: adi suçlular gibi elleri önlerinde bağlı, kuşakları çıkarılmış, yalınayak ve başları açık olarak, tek hücreli karanlık ve korkunç zindanlara atılırmış ve suçlarını itiraf edinceye kadar çeşitli işkenceler yapılırmış. Suçlu bulunanlar: hançerlenerek öldürülme, darağacında asılma, kafası kesilme, dört parçaya ayrılma ve suda boğulma gibi cezalara çarptırılırmış. Bazı soylular, hizmetkarları ile birlikte, bu hücrelere atılıyorlarmış. Buna örnek olarak: Kral 4. Hugh’un: çocukları I. Peter ve John’u, bu zindanlara attırdığı ve çocuklarının mürebbiyesi olan Sir John Lombard’ı da elleri ve ayakları kesildikten sonra darağacında astırdığı söylenmektedir. Ancak Lüzinyan kralları, halkı aşırı derecede tahrik etmemek için, mahkum edilen soylular ile şövalyelerin: çeşitli açlık ve işkenceler sonucu zindanlarda kendi kendilerine ölmelerini tercih ederlermiş. Yani en sık uygulanan yöntem, soyluların hücrelerde aç bırakılarak ölmelerinin sağlanmasıydı. Girne kalesi zindanlarının ilk soylu konuklarının: Kıbrıs kralı İsaac Comnen’in karısı ve kızı olduğu sanılmaktadır. Kıbrıs’ın Bizans valisi İsaac Comnen: 1191 yılında Aslan Yürekli Richard Kıbrıs’a saldırınca karısı ve kızını daha güvenli olan bu kaleye göndermiş ancak kale Guy de Lusignan tarafından ele geçirilince, her ikisi de zindanlara kapatılmıştır.

Zindancı odasının kuzeyindeki zindan odasında: Kraliçe Aragonlu Elenor’un kuyu hücresine attırdığı, Kıbrıs kralı I. Peter’in metresi Joanna L’Alamen canlandırılmıştır. Kral Peter’in Kıbrıs’ta olmadığı 1367-1368 yıllarında, kış mevsiminde, kraldan sekiz aylık hamile olan Joanna: çocuğunu düşürmesi için kraliçe tarafından çeşitli işkencelere uğrar. Çocuğun düşmemesi üzerine, normal doğum gerçekleştikten sonra, Lefkoşa’dan alınıp Girne kalesinde zindan hücresine, kanlı elbiseleriyle birlikte atılmıştır. Kraliçenin emriyle, 7 gün süreyle kale komutanı tarafından her şeyden mahrum edilir. Ancak bu sürenin sonunda kale komutanı görevden alınıp yerine Joanna’nın akrabası olan Sir Luke getirilir. Böylece: Joanna’nın zindan şartları iyileştirilir. Kraliçe Elenor, kocasından korktuğu için, bir süre sonra Joanna bu zindandan çıkarılır ve Santa Clara Rahibe Manastırına gönderilir.

Yine başka bir canlandırma: zindancı odasının güneyindeki zindanda, duvara zincirlenmiş bir Memlük askerinden ayrı olarak, bir işkence çarkı canlandırılmıştır. Bu odadaki kuyu hücrede: 1368 yılında Kral I. Peter’in emriyle tutsak edilen Şövalye John canlandırılmıştır. Kral I. Peter’in sadık bir dostu ve iyi bir insan olan John: kral yurt dışına gidince, kraliyet sarayını korumakla görevlendirilmiştir. Ancak eşinin Kıbrıs’ta olmamasını fırsat bilen kraliçe Elanora, John ile gönül ilişkisine girer. Dedikodular üzerine, Şövalye Viscont, durumu bir mektupla krala bildirir. Ancak adil olmayan bir yargılama sonucunda: John, kraliçeye iftira atmakla suçlu bulunur ve zindandaki kuyuya atılır. Burada yaklaşık 1 yıl kaldıktan sonra, ölünceye kadar aç bırakılma cezası verilerek Bufavento kalesine nakledilir.

girne kalesi.batık gemi.00    girne kalesi.batık gemi.0   girne kalesi.batık gemi.1  girne kalesi.batık gemi.2

Batık Gemi Müzesi:

Günümüzde birçok müzeye de ev sahipliği yapan Girne kalesi, özellikle Batık Gemi Müzesi ile dikkat çeker. MÖ. 3’ncü yüzyılda yapıldığı tahmin edilen geminin dünyada şu ana kadar keşfedilen en eski ticaret gemisi batıklarından biri olduğu düşünülmektedir. Dünyada, deniz dibinden çıkarılıp birleştirilen en eski batık gemi (ticaret gemisi) ünvanını taşıyor. (Ancak: Kaş açıklarında Uluburun batığı keşfedilince, bu ünvanı bitmiştir.)

Gemi: Akdeniz’de: Makedon kralı Büyük İskender’in ölümünden sonra kurulan Helenistik krallıklara ait donanmaya aittir.

1965 yılında: Kıbrıslı bir Rum olan sünger avcısı Andreas Cariolou tarafından, Girne kıyılarından 1.5 km açıkta, suyun 24 metre derinliğinde bulunmuştur.

Ardından: 1968-1969 yılları arasında: Amerika Pennsylvanya Üniversitesi görevlileri tarafından denizden çıkarılarak müzeye yerleştirilmiştir. Daha sonra: iki yıl boyunca yaklaşık 50 kişilik ekip tarafından yürütülen su altı araştırma ve kurtarma çalışmaları neticesinde, on binlerce parçaya ayrılan gemi hamulesi, bir plan dahilinde parça parça su yüzüne çıkarılarak, yeniden birleştirilmiştir. Bu adeta, zorlu bir bulmacanın parçalarını birleştirmek gibidir.

Batıktaki badem kalıntılarında yapılan incelemeler MÖ 288 ve kerestesinde yapılan incelemeler ise MÖ 339 yılını göstermektedir. Bu da geminin, battığı zaman yaklaşık 80 yıllık olduğunu göstermektedir. Neden battığı bilinmemektedir. Çeşitli teorilere göre: korsan saldırısı veya kötü hava şartları nedeniyle battığı düşünülmektedir.

15 metre uzunluğunda ve 4.4 metre genişliğindeki geminin gövdesi Halep çam ağacından yapılmıştır. Akdeniz ağaç kurdundan korunması için: kabuk koruyucu bir madde ile kaplanmıştır. Gemide bulunan 400 civarındaki anforanın Rodos adasından yüklendiği sanılmaktadır. Bunun yanı sıra: İstanköy işi 29 adet bazalt değirmen taşı bulunmuştur. Bulunan kalıntılardan anlaşıldığına göre: teknenin, adaya yönelmeden önce Akdeniz ve Ege kıyılarında alışveriş yaptığı, 4 kişilik tekne mürettebatının ana besin kaynağının badem olduğu anlaşılmıştır. (gemide 9000 kadar badem ve dört kişinin gündelik kullanımına göre ayarlanmış araç ve gereç bulunmuştur)

Gemide insan iskeleti bulunmamıştır. Geminin ada yakınlarında neden battığı bilinmemektedir.

Müze: 3 Mart 1976 tarihinde ziyarete açılmıştır. Gemi bu müzede: ultraviyole ışıklandırma ve havalandırma sistemiyle korunmaktadır. Güney Kıbrıs’da Agia Napa bölgesinde oluşturulan “Talassa Müzesi” nde, Girne batığının tamamı ile aynı ölçülerde bir benzeri yapılmıştır. Su üzerinde yüzen, gerçeğe yakın benzeri ise Yunanistan’da yapılmış ve çeşitli limanları ziyaret etmiştir.

 

Venedik Kulesi:

Burası 16’ncı yüzyıl Venedik dönemi mimari özelliklerini taşımaktadır. Kulede, günümüzde top atışı hazırlığı yapan askerler ve benzerleri canlandırılmaktadır.

 

Lüzinyan Kulesi:

Erken Bizans dönemi tahkimat kalıntıları üzerine, Kıbrıs kralı John İbelin tarafından, 1208-1211 yılları arasında yaptırılmıştır. Kulede Bizans, İngiliz, Lüzinyan, Venedik, Osmanlı ve İngiliz askeri bayrakları sergilenmektedir.

 

Kırnı Mezarları:

Muhafız odalarının kuzey ucunda bulunan bu odada: 1992 yılında, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi adına Girne şehrinin Kırnı köyü Hüsnü kayası Cemelönü mevkiindeki mezarlık alanda gerçekleştirilen kurtarma kazısında açığa çıkarılan 132 adet eski eser ile mezar sergilemesi canlandırılmıştır. 3 odalı olan mezarda açığa çıkarılan eserlerin incelenmesi sonucunda: mezarlık alanın Eski Tunç Devri sonundan başlayarak, Orta Tunç Devrinin başına kadar (MÖ 2075-1725) kullanıldığı ve 350 yıllık sürede en az üç kere ölü gömme amacıyla açılıp kapatıldığı anlaşılmıştır. Ölülerin öte dünyada kullanmaları için mezara konan malzemeler: Lapta, Karmi, Vasilya, Denya, Mavro Nero, Alambra ve benzeri yerlerde bulunan mezar buluntularıyla benzerlik taşımaktadır. Ayrıca, bu yerlerde yaşayanların: Mısır, Girit, Filistin ve Anadolu’nun çeşitli merkezleriyle ekonomik ve kültürel ilişkide bulundukları saptanmıştır.

 

Akdeniz Mezar Kazısı:

Lüzinyan dönemi muhafız odalarının üst katındaki iki ayrı odada: 1986-1987 yılları arasında Akdeniz köyü Paleokastro bölgesinin Sandıklı Taş mevkiindeki kum taşına oyulmuş bir oda mezarda yapılan kurtarma kazısında bulunan eserler sergilenmektedir. Zengin buluntular, buranın bir kral mezarı olduğunu ifade etmektedir. Ancak mezar 3 ay sureyle talan edilmiş, içinde: pişmiş toprak çanak-çömlekler, kandiller, cam eşyalar, değişik devirlere ait bakır sikkeler, bakır takılar ve aksesuarlar, 53 tane altın küpe, 1 tane altın yüzük, kolye boncukları ve diğer bazı buluntular ele geçirilmiştir. Buluntulara dayanılarak, mezarın Helenistik dönemden başlayarak, MS 631 yılına kadar, yaklaşık 900 yıl süreyle ölü gömme amacıyla kullanıldığı anlaşılmıştır.

 

William Dreghorn Sergi ve Konferans Salonu:

Luzinyan dönemine ait bir salonda: Dr William Dreghorn’un Girne şehrini konu alan özgün resimleri sergilenmektedir.

 

Evet, kale içinde tüm bu bölümleri gezerken yorulduğunuzu hissederseniz, kale içindeki küçük kafede, özellikle Kıbrıs kahvesi içerek yorgunluk atabilirsiniz.

archangelos kilisesi.000   archangelos kilisesi.00   archangelos kilisesi.0   archangelos kilisesi.1

ARCHENGELOS MİCHAİL KİLİSESİ-İKON MÜZESİ:

Girne şehrinin merkez kilisesi olarak 1860 yılında inşa edilen kilise, günümüzde bulunmayan şehir surlarına ait kuzeybatı burcu üzerindedir. Günümüzde, kilise, Girne bölgesinden toplanan ikonaların sergilendiği bir ikona müzesi olarak hizmet vermektedir. Panolar ve duvarlarda: MS 18-20’nci yüzyıllara ait ikonlar sergilenmektedir. İkonların üzerinde: Hz İsa ve azizlerin resimleri bulunmaktadır. İkonların ait oldukları dönemde, ikon ressamları Hollanda ve Almanya’dan özel ikon boyaları ithal ediyorlardı. Bu boyalar, düz ve parlak görünümlü olma özelliğine sahipti.

Kiliseye yapımından 25 yıl sonra çan kulesi ilave edilmiştir. Bu çan kulesi: Girne şehrinin birçok yerinden görülmektedir.

 

girne limanı.2

GİRNE YAT LİMANI:

Şehrin en güzel yeridir. Eski Venedik dönemi evleri, restoran ve tavernalar vardır. Özellikle yaz aylarında renkli balıkçı tekneleri ve lüks yatlar marinayı dolduruyor.

At nalı şeklinde girintinin arkasındaki restoran ve barlar, tabloyu andıran bir görünüm sergiliyor. Bu restoran ve bar işlevi gören binalar, önceki yıllarda Anadolu ve Avrupa’ya Kıbrıs’tan ihraç edilen harup (keçi boynuzu) ve tuz için ambar olarak kullanılıyordu. Harup ve tuzun ihraç edilmesinde önemli bir yer tutan limana, İngiliz sömürge döneminde (1880’li yıllardan sonra) dalgakıran ve tek katlı gümrük binası yapılmıştır. 1914 yılında ise bu gümrük binasına, ikinci kat ilave edilerek bugünkü son şeklini almıştır.

Günümüzde, Kıbrıs’ta tek olan marina, birçok yabancı tekneye servis veriyor.

halk sanatları müzesi.1   halk sanatları müzesi.2    halk sanatları müzesi.3

HALK SANATLARI MÜZESİ-HARUP AMBARI:

Girne limanı kordon boyu üzerindedir. Zemin ve üst kattan ibaret olan binanın ana giriş kapısı, limana açılan kısımdadır.

Müze olarak düzenlenen bu iki katlı ev, 18’nci yüzyıldan kalmadır. 1966 yılında İskoç asıllı Lady Margeret Loch tarafından Kıbrıs Cumhuriyetine hibe edilmiştir. Kıbrıs mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

Girişteki zemin katında: yağ değirmeni, döven, kara saban, tarım aletleri, küp ve tezgah gibi köylüler tarafından yakın bir geçmişte kullanılan ve yeni kuşaklar tarafından bilinmeyen aletler bulunur.

Üst kata ulaşımı sağlayan merdivenlerin kesildiği yerde: bekçi odası vardır. Daha sonra ise merdivenleri devamla üst kata varılır.

Üst katın ilk odalarındaki vitrinlerde Kıbrıs’ın çeşitli bölgelerinde işlenmiş el işlerinden seçkin örnekler vardır. (Tığ işleri, kumaş üzerine renkli iplik yün veya sim işlenmiş yatak, masa ve baş örtüleri, yastık kılıfları, yün çorap, kese vs.). Mutfak olarak düzenlenmiş ikinci odada: çeşitli su testileri, ahşap havan, şarap kapları, seramik sırlı tabaklar teşhir edilmektedir. Daha geniş teşhir imkanı olan üçüncü büyük odada: bir dinlenme köşesi görülür. Ortada ahşap bir karyola (yatak), ahşap dolap, vitrinler içinde çeşitli kadın ve erkek kıyafetleri, kabartmalı ahşap raflar üzerinde seramik ve metal kaplar teşhir edilmektedir. Daha geniş teşhir imkanı olan üçüncü büyük oda: bu şekilde yerleştirilmiştir. Başta elbise sandıkları olmak üzere masa, sandalye, duvar dolapları, kapı ve pencereler müzenin her kısmında görülür.

bandabulia.000   bandabulia.00    bandabulia.0   bandabulia.1

BANDABULİYA-OLD BAZAAR:

Girne Bandabuliyası, şehir merkezinde, 1878 yılında İngiliz sömürge döneminde Belediye Binası olarak inşa edilmiştir ve bitişiğinde bir açık hava pazarı vardı. Yetkililer: kış aylarında binanın bir bölümünü kapalı pazara dönüştürerek, kapalı bir pazarın bulunduğu ilk taş bina haline getirdiler.

1970’lerin sonlarında, pazarda çok sayıda canlandırıcı kasap ve balık tutkunu vardı. Bununla birlikte, süpermarketlerin gelişi ve başka bir belediye pazarının açılması, önemli miktarda ticaret yapan Bandabuliye’yı olumsuz etkiledi. 1990’lara gelindiğinde kasap ve küçük kahvesi kalmasına rağmen, Pazar olarak işlevini yitirdi. Daha sonra, Belediye tarafından gereksiz ekipmanların depolanması için ve yakın zamana kadar ise çöp deposu olarak kullanıldı.

2005 yılında: Bandabuliye yeme-içme alanı olan bir Pazar ve turizm ile zanaat merkezi olarak restore edilmesine karar verildi. Binanın içinden 40 kamyon çöp temizlendi. Yenilenme sırasında yanının büyük kısmında orijinal malzeme kullanıldı. Günümüzde, baktığınızda kapılar üstünde, eski demir işleri izlerini görebilirsiniz. Kasapların blokları bölündü, eski et kasnakları yeniden kullanılması için temizlendi.

Bugün, Bandabuliye’ya gittiğinizde ilk dikkatinizi çekecek obje: Girne kalesinde korunan eski yelkenli geminin bir örneğidir. Bu geminin orjinali, yapıldı ve binanın ortasına yerleştirildi. Binanın bir tarafı: dondurma salonu ve bar olarak düzenlendi. Diğer bölümünde ise, yerel halkın: kartpostal, yerel Kıbrıs hediyelikleri satması için ayrıldı. Ayrıca: taze meyve ve sebze suları sunan bir bar da bulunmaktadır. Öğle ve akşam yemeklerinde hizmet veren 70 koltuklu bir restoran bulunmaktadır. Her Perşembe, Cuma ve Cumartesi akşamları canlı müzik sunuluyor.

 

ŞEHİR MERKEZİ DIŞINDA GEZİLECEK YERLER:

karaman-karmi köyü.1   karaman-karmi köyü.2   karaman-karmi köyü.3

KARAMAN-KARMİ KÖYÜ:

Girne şehir merkezinin 7 km batısındadır.

Kıbrıs İngiliz sömürgesinde iken 1878-1960 yılları arasında, adayı ziyaret eden aristokrat İngilizler, hayallerindeki yer olarak tanımladıkları Girne bölgesine yerleşmeye karar verirler ve burada Akdeniz mimarisine uygun, muhteşem köşk ve villalar yaptırırlar.

Palmiyelerin de bulunduğu çiçek bahçeleri, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen birbirinden güzel objelerle süslenmiş bu saray gibi villalarda uzun yıllar yaşarlar. Siyasi gerginliklerin artması üzerine, bazıları adayı terk eder ve bazıları ise kalmak isterler.

1974 Barış Harekatı sonrasında, KKTC Hükümeti, dağınık şekilde yaşayan yabancıları bir araya toplar. Eski bir Rum köyü olan ve günümüzde Karaman olarak isimlendirilen bu köye, evlerin onarılması koşulu ile yabancıların yerleşmesine izin verilir.

Bir dağ yamacına kurulu, eşsiz bir manzaraya sahip köye yerleşen sakinler, orjinaline sadık kalınarak evleri restore ederler ve 150 haneli bir Akdeniz köyü yaratırlar. Evlerde ince bir zevk hakimdir.

Günümüzde: köyde birçoğu İngiliz olmakla birlikte, Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar, Hollandalılar, İsviçreliler, Amerikan ve Kanada vatandaşları yaşamaktadırlar. Köy meydanında küçük bir kilise vardır.

Köy çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda, Orta Tunç çağından kalma, oda şeklinde mezarlar bulunur. Mezarların birinin koridorunda, eski insan figürü olarak kabul edilen bereket tanrıçasına ait figürler ortaya çıkar. Ayrıca, ölülere armağan edilen, mavi fayanstan boncuklar ve Girit’ten gelen Minos uygarlığına ait kaplara rastlanmıştır. Verilere göre, Lepithos’daki gemilerde çalışan gemicilere ait olduğu düşünülen bu nesneler, Tunç Çağında çevre ülkelere yapılan ticari ilişkileri ortaya çıkarmaktadır.

çatalköy.1    çatalköy.2

ÇATALKÖY-VRYSİ:

Girne şehrinin doğusundadır. Çatalköy’den Tatlısu yoluna giderken, deniz kıyısında, Kıbrıs’ın turistik tesislerinden bir tatil köyü sınırları içinde, denize hakim bir tepededir.

Neolitik döneme ait, adanın bu ilk yerleşimlerinden biri: denize hakim bir tepe üzerinde; MÖ 4000-3000 yılları arasında, Anadolu Kilikya bölgesinden göç edenler tarafından kurulmuştur.

Yapılan kazılarda: evler arasında birbirine bağlantı sağlayan dar dehlizler bulunmuştur. Duvarların iç yüzleri balçık kaplı, damlar kamış kullanılarak yapılmış, çamur ve balçıkla sıvanmıştır. Kullanılan kaplar, topraktan el yapımı olup MÖ 3000 yılında Vrysi halkının, oluşan depremlerden sonra buradan ayrıldıkları düşünülmektedir.

kirsokava.1

KİRSOKAVA-CHRYSOKAVA:

Girne kalesinin 1 km doğusunda, denize uzanan kayalık bir burundur.

Geçmişi 2000 yıldan daha fazla geriye uzanan bu arazi Türk malı bir arazi olmasına rağmen, İngiliz idaresi döneminde satın alınıp tarihi eserler nedeniyle Sit alanı yapılmıştır. Bu alanın esas ismi “Chrysokava” dır. Chrysos: altın demektir. Bir efsaneye göre: altın arama ile bağlantılıdır. Ancak kesinlikle Roma dönemine ait bir kalıntıdır. Çünkü: bu alanın Roma döneminde bir mezar olarak kullanıldığı ve sonradan sonradan Girne kalesi ve limanı yapımında taş ocağı olarak kullanıldığı düşünülüyor. Taş kesiminde çalışan kişiler: burada kendilerine mağara barınaklar, kuyular, su toplama havuzları ve hatta kilise inşa etmişlerdir.

Bizans döneminde inşa edilen ve Agia Mavra isimli bu kilisede: Roma ve Bizans dönemine ait süslemeler vardır. Kilisenin MS 700-900 yılları arasındaki döneme ait olduğu sanılıyor.

Günümüze çok az bir bölümü ulaşan kilisenin duvarlarındaki hayvan ve tavanda bulunan Miraç sahnesini anlatan freskler, yapının 10’ncu yüzyılda yapıldığını gösterir.

lambousa.1   lambousa.2

LAMBOUSA-LAPİTHOS:

Adada kurulan 10 krallıktan biri olan Lamabousa (Lapishos): Girne’nin batısında Alsancak (Karava) civarındadır.

MÖ 1200 yıllarında Akalar tarafından, bir yarımada üzerinde kurulmuştur.

Kelime olarak “parlak” anlamına gelen “Lambousa”: 10 bin kişilik nüfusu ile bir ticaret şehri olmuş, Roma ve Bizans dönemlerinde ışıltılı bir yaşam sürdürmüştür. Bu dönemde: şehre gimnazium ve tiyatro gibi mimari binalar yapılmıştır. MS 7’nci yüzyıla yani Arap akınlarına kadar süren bu  refah dönemi ve huzurun bozulması ile: Lambousa halkı yerleşim alanlarını, yavaş yavaş dağ yamacına doğru taşıyarak Lapta’yı kurmuşlardır.

Arapların yenildiği 965 yılında, şehir tamamen boşaltılmış, yeni yerleşim alanı Lapta, Luzinyan döneminde oldukça gelişmiştir.

Şehre ait kalıntılar: 1900’lü yılların başında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Bu kalıntılar: balık havuzları, kaya mezarları ve çok azı korunmuş surlardır. Roma döneminde: deniz kıyısına oyulmuş balık havuzlarında, temiz suyun girip kirli suyun çıktığı kanallar dikkati çeker. Kalıntılarda bulunan tabak, kaşık gibi bir kısım değerli eşyalar, buradan kaçırılmış olup Londra ve New York gibi şehirlerdeki müzelerde sergilenmektedir. Bu hazinelerin: Arap korsanlarının saldırılarından önce, toprağa gömüldükleri düşünülüyor. 627-630 yıllarında yapıldıkları anlaşılan bu kalıntıların birçoğunda İmparatorluk damgası bulunuyor. Kazılarda, ayrıca Demir Çağına ait oda mezarlarının ipuçlarına rastlanılmıştır.

ozanköy.2    ozanköy.1

OZANKÖY-KAZAPHANA:

Girne şehrinin 2 km uzağında bulunan köy: Bellapais manastırının üstünde bulunduğu uçurumun hemen altındadır ve Bellapais ile adeta bir bütündür.

Narenciye, zeytin ve harnup ağaçlarının bulunduğu, deniz kıyısına kadar uzanan geniş bir arazi üzerinde kuruludur.

Bu köyde: 1974 yılı öncesine kadar sürekli olarak Türkler yaşamıştır.

Köyün doğusunda: MÖ 2000 yılına ait mezar bulunmuştur. Buna dayanılarak köyün Bronz Çağı yerleşimi üzerine kurulduğu düşünülmektedir.

Köy merkezinde adanın en eski camilerinden birisi bulunur. Cami: dikdörtgen planlı ve kesme taştan yapılmıştır. Köyün hemen yakınlarında: 15’nci yüzyıla yani Bizans dönemine tarihlenen “Panagia Tou Potamu kilisesi” vardır. Yapı: silindirik apsisli, semerdan çatılıdır. Bizans kilisesinin duvarlarında bulunan resimlerin çok azı günümüze ulaşmıştır. En iyi korunan yeri: Venedik stili ikon platformudur. Bu köye yolunuz düşerse: mutlaka zeytinyağı ve harnup (keçiboynuzu) pekmezi alın.

 

AKDENİZ KÖYÜ-AYA İRİNİ:

Girne şehrinin batısındadır. Yeşilin ve mavinin kucaklaştığı köy: denizden 2 km uzaklıktadır. Denize yaklaştıkça hissedilen esindi; kavurucu sıcaklarda, denize girmek için birçok ziyaretçiyi buraya çeker.

Adanın en büyük ormanlarına sahiptir.

Köy ismini: 1260 yılında burada yaşayan “Ag Eirini” ismindeki bir rahibeden almıştır. Önceleri Rumların elinde bulunan köy, Barış Harekatı sonrası Türklerin eline geçince ismi “Akdeniz köyü” olarak değiştirilmiştir.

Köylüler çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçinirler ve sütlerini “Hellim peyniri” yaparak fabrikalara satarlar.

Köy çevresinde, iki tarihi eser alanı vardır. Köyün deniz kenarı tarafında “Paleokastro” civarında, eski krallıklardan birine ait olduğu düşünülen kaya mezarı vardır. Düzgün taş bloklarla örülü mezarda, merdivenlerle ana mezar dairesine iniliyor. Mezarda: altınlar ve iskelet kalıntıları bulunmuştur. Bu mezar, günümüzde Girne kalesinde sergilenmektedir.

1929 yılında İsveçli arkeologlar tarafından yapılan kazılarda: ayrıca açık hava kutsal alanı bulunmuştur. Deniz kenarında bir tepe üstünde bulunan alanda, yarım daire şeklindeki sunağın çevresinde, boyutları insan boyuna ulaşan heykeller bırakıldığı gibi, el değmeden bulunmuştur. Çoğu erkek olan ve başlarında konik başlıklar bulunan bu heykellerin, tanrılara sunulmak üzere bırakıldığı düşünülüyor. MÖ 750-500 yılları arasına tarihlenen bu kalıntıların büyük çoğunluğu İsveç’e kaçırılmış ve kalan kısmı da Güney Lefkoşa şehrinde bulunan “Kıbrıs Müzesi” nde sergilenmektedir.

 

ÖMER TEKKESİ:

Girne şehir merkezinin yaklaşık 4 km doğusunda, Çatalköy’ün kıyı şeridindedir.

Kıbrıs’ta Müslümanlar için önemli ziyaret ve adak yerlerinden biri olan Hz. Ömer Tekkesi, 7 ve 10’cu yüzyıl arasında gerçekleşen Arap akınları dönemine tarihlenmektedir. Türbe: Emevi döneminde Muaviye’nin komutanlarından Ömer ve altı arkadaşının burada şehit düşmesi nedeniyle yapılmıştır.

 

2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.2a    barış ve özgürlük müzesi.2   barış ve özgürlük müzesi.3

BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK MÜZESİ:

1974 Kıbrıs Barış Harekatının başladığı 20 Temmuz gecesi, karargah olarak kullanılan bu evin girişine Rum askerleri tarafından roketatar mermisi atılmış ve patlama sonucu: 50’nci Piyade Alay Komutanı Piyade Kıdemli Albay İbrahim Karaoğlanoğlu, Hava İrtibat Subayı Pilot Binbaşı Fehmi Ercan ve 2 er şehit olmuştur. Bu nedenle, tarihi belge özelliği kazanan ev: Kıbrıs Barış Harekatını ölümsüzleştirmek için müze olarak düzenlenmiştir. 20 Temmuz 1974 gecesi roketatar mermisinin isabet ettiği yere dokunulmamıştır.

Müzenin bulunduğu ev: 1970’li yılların başında, Makarios’un diş doktoru olan Yorgacis isimli zengin bir Rum evi olarak inşa edilmiştir. I. Barış Harekatının başladığı Yavuz Çıkarma Plajının hemen doğusundadır.

Müzenin zemin katında, 1974 Barış Harekatını gerekli kılan olaylar, tarihi süreç içinde canlandırılarak verilir ve harekatta ele geçirilen silahlar burada sergilenir. Yine bu katta, müzeyi ziyaret edenlere Kıbrıs Barış Harekatı belgeseli izleme imkanı yaratılmıştır.

Müzenin üst katında: Şehit Albay Karaoğlanoğlu ve şehit Pilot Fehmi Ercan’a ait üniformalar, özel eşyalar ve harekat sırasında şehit olanların ele geçirilen fotoğrafları, özel eşyaları ve üniformaları sergilenmektedir.

2017.08.26-27.Girne.Açık hava araç müzesi.1a   2017.08.26-27.Girne.Açık hava araç müzesi.1b   2017.08.26-27.Girne.Açık hava araç müzesi.1d   2017.08.26-27.Girne.Açık hava araç müzesi.1j

Müzenin iç avlusunda: Kıbrıs Barış Harekatı sırasında şehit olan asker ve sivillerin isimlerinin yazılı olduğu bir anıtsal pano bulunur. Müze binası ile Karaoğlanoğlu şehitliği arasındaki açık alanda ise, Barış Harekatı sırasında Rum Milli Muhafız Ordusunun terk ettiği zırhlı araçlar ve ağır silahlar sergileniyor.

yavuz çıkarma plajı.1

YAVUZ ÇIKARMA PLAJI, BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK ANITI:

Girne şehrinin 8 km batısında bulunan Yavuz çıkarma plajı, Karaoğlanoğlu şehitliğine yürüyerek 5 dakika uzaklıktadır. 20 Temmuz 1974 tarihinde Türk askeri, adaya ilk olarak burada ayak basmıştır. Plajın hemen yanında bulunan anıt ise: askerin karaya basması ile bölgenin esaretten kurtuluşunu simgelemektedir. Anıt: askerlerin havadan paraşütle adaya indikleri noktada yerleştirilmiştir.

2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.1a   2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.2b   2017.08.26-25.Girne.Karaoğlanoğlu şehitliği.4a

KARAOĞLANOĞLU ŞEHİTLİĞİ:

Yavuz çıkarma plajının hemen yanı başında ilk çıkartma sırasında şehit düşen askerlerin yattığı Şehitlik ve Açık Hava Müzesi vardır. Kıbrıs harekatı sonucu yaşamını yitiren Türk askerleri için yapılan şehitlikte çok sayıda mezar bulunuyor. Ayrıca, bu şehitliğin bulunduğu yerdeki  köşk, çıkarma yapıldığında karargah olarak kullanılmış ve günümüzde ise müze olarak düzenlenmiştir. Köşkün bahçe kısmında ise, geçmiş döneme ait yani harekat sırasında, Rumlar tarafından kaçarken bırakılan askeri araçlar sergilenmektedir.

bellapais manastırı.000   bellapais manastırı.2   bellapais manastırı.6   bellapais manastırı.8

bellapais manastırı.7    bellapais manastırı.0000   beylerbeyi köyü.1

BEYLERBEYİ KÖYÜ-BELLAPAİS:

Beylerbeyi köyü, Girne şehir merkezinin 6 km doğusundadır.

“Bellapais” yani Latince adından da anlaşılacağı üzere “Güzel köy” Kıbrıs’ın en güzel köylerinden biri olan bu mütevazi köyün manzarası çok güzeldir. Köyün nüfusu 500 kişi civarındadır. Portakal, mandalina, trunç ve limon ağaçları arasına, eski Rum mimarisi evler ve modern köşkler yerleştirilmiştir. Köyün Bellapais olan ismi, 1974 Harekatından sonra Beylerbeyi olarak değiştirilmiştir.

Köy: köyde çoğunlukla İngilizler yerleşiktir ve filmlerde görülen İngiliz köylerini anımsatır.

Köyün ilk yerleşimcileri, 1187 yılında Kudüs’ü ele geçiren Selahattin Eyübi’den kaçan ve Kıbrıs’a yerleşen Augustinian mezhebi rahipleridir.

Bunlar: 1198-1205 yılları arasında, köyün hemen güneyine bir manastır yaparlar. Ancak günümüze ulaşan yani bugün görülen manastır, bu yapılan manastırın revize edilmiş şeklidir. Günümüzde ayakta kalan manastırın büyük bölümü: Fransa kralı III. Hugh (1267-1284) döneminde yapılmıştır.

Ada Osmanlı egemenliğine girince, manastır Rum Ortodokslarına verilmiştir.

1974 Barış Harekatının ardından, Rumların güneye göçmeleri nedeniyle, yapı “Eski Eserler ve Müzeler Dairesi” himayesine alınmıştır.

Evet: Latin manastırı, Girne ve kuzey sahilleri manzarasına hakim, Beşparmak dağlarının eteklerinde, kayalık bir tepe üzerinde kurulmuştur. Manastırın büyük bölümü harabe olarak günümüze ulaşmıştır.

 

Manastırın adı, Fransızca “Abbeye de la Paix” yani “Barış Manastırı” dır. Beyaz manastır olarak da bilinir. Çünkü burada kalanlar beyaz giysiler giyerler.

Kıbrıs’a özgü sarı taştan yapılan, Gotik mimari özellikleri ve kuzey sahillerine hakim güzel manzarası dikkat çekmektedir.

Dünyaca ünlü İngiliz yazar Lawrence Durell, 1953-1956 yılları arasında Bellapais köyünde yaşamıştır. Beylerbeyi köyündeki “Tembellik ağacı” adını verdiği dut ağacının altında, Bellapais Manastırını da içine alan “Bitter Lemons” (Acı Limonlar) kitabını yazmıştır. En tanınan romanı “İskender Dörtlüsü” dür.

Bellapais Manastırı’na olan hayranlığını sık sık dile getiren Lawrance Durell’in, manastırın bulunduğu bölgede yaşadığı evi de ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

bellapais manastırı.kilise.1   bellapais manastırı.kilise.2

Manastırın gezilmesi:

Manastırı görmek için: dar yollardan ilerleyerek tepeye ulaştığınızda “Dut Ağacı Kahvehanesi” karşınıza gelir ve burada bir yorgunluk molası verebilirsiniz.

Daha sonra manastıra ulaşıyoruz.

Kale kapısı görünümünde ve burç şeklinde, mazgallı bir geçitten manastırın içine giriliyor.

Kapının kulesi: daha sonraki dönemde yapılmıştır. Kapının mermer üst bölümünde, Kıbrıs, Kudüs ve Lüzinyan krallarının armaları görülür.

Giriş kapısından sonra ön bahçe vardır.

Buradan sonra ise, manastırın en eski ve orijinal durumu korunmuş: 13’mcü yüzyıldan kalma kiliseye geçiliyor. Kilisenin ön yüzünde görülen kısmen dökülmüş İtalyan üslubundaki freskler, sonraki dönemde yani 15’nci yüzyılda yapılmıştır. Kilise “Beyaz giymiş Meryem Ana” (Ayia Asproforesha Church) olarak biliniyor.

Manastırın ortasındaki avlunun, dört yanını çeviren revaklı avlu ve yemekhane: Fransa kralı 4. Hugh (1324-1359) döneminde yapılmıştır.

Bir köşede: üst üste duran Roma döneminden kalma iki mermer lahit, bir zamanlar, rahipler tarafından lavabo olarak kullanılmıştır.

Lahitlerin arkasındaki kapıdan yemekhaneye geçiliyor.

Gotik sanatın kusursuz bir örneği olan yemekhane: geniş, dikdörtgen ve tonozlu bir yapıdır. Gündüz, deniz tarafındaki altı büyük ve doğu tarafındaki gül pencereden ışık almaktadır. Papazlara, yemek yedikleri sırada vaaz vermek için kullanılan güzel kürsü, bugün de yerinde durmaktadır. Burası özellikle akustiği ile önem kazanıyor. Günümüzde bu mekanda her yıl Mayıs ayının son haftasında klasik müzik festivali düzenleniyormuş. Bu salon savaş yıllarında Rumlar tarafından kurşun yağmuruna tutulmuş olup, kurşun izleri hala görülmektedir. Rum çeteleri, seferberlikten önce köy halkını korkutmak ve köyden kaçırmak için bu salonun duvarlarına ateş ettikleri ve akustik nedeniyle yankılanan sesin tüm köye yayıldığı ve bunun üzerine köyden kaçışların arttığı söylenir.

Batı duvarındaki kapı: alt kattaki mutfak, mahzen ve tuvaletlere inen merdivene açılıyor.

Orta avlunun doğusunda, rahiplere ayrılan yerler ve meclis odası bulunuyor. Orta avluda görülen selvi ağaçları, iki katı aşan boyutlarıyla dikkat çekiyor.

Manastırın idari işleri, bu meclis odasından yürütülüyormuş.

Gotik taş işçiliğinin başarılı örnekleri olarak kabul edilen dış kabartmalar arasında: sırtında bir merdiven taşıyan adam, iki denizkızı arasında bir adam, kitap okuyan bir kadın, iki vahşi hayvanın saldırısına uğrayan bir adam, tespihli bir kadın, dallarında bir kedi ve bir maymun olan armut ağacının altında kalkanlı bir adam, pelerinli bir rahip gibi figürler göze çarpıyor.

Meclis odasının ortasındaki sütunun, erken dönem Bizans kilisesinden getirildiği tahmin edilmektedir.

Çalışma odalarının üst katında, rahiplerin yatakhaneleri vardır.

Yine üst katta ve kuzeybatı köşede, küçük bir hazine odası bulunuyor.

Manastırın mahzeni de resim galerisine dönüştürülmüştür.

Evet, manastır gezilecek bir tarihi yer olması dışında, tüm Girne şehrine hakim manzaraya sahiptir. Manastır içinde bir de restoran vardır. Kybele restoranda öğle ve akşam yememi molası verip Kıbrıs lezzetlerini tadabilirsiniz.

 

Karaman, Taşkale

7.283 kişi okudu!

taşkale.tahıl ambarları.1

Karaman veya Ereğli yöresinde yaşıyorsanız veya buralardan geçerseniz, mutlaka kısa bir zaman ayırıp, Taşkale’ye uğramalısınız.Çok değişik bir yer. Özellikle: uzaktan baktığınızda, duvar gibi yükselen bir tepe ve üzerinde, yüzlerce oyuk, mağara ve bu mağaralara; yalnızca bir ayak sığacak büyüklükteki merdivenlerden çıkılıyor. Ayrıca: mağaraların içine konan tahılların; 30-40 yıl bozulmadan saklanabildiğini duyunca şaşıracaksınız. Buraya çıkmak, sizin gözünüzde kesin hemen bir ürperti yaratacak ama, buranın insanları, bu mağaralara gayet çevik bir şekilde çıkıyorlar. Mağara önlerine: makaralı çuvalları yukarı ve aşağı taşıma, düzeneği kurmuşlar. Yükseklere çıkamassınız ama: alt kattaki mağaralara ve özellikle taş mescide mutlaka çıkın. Manazan mağaralarına gidin ve son olarak: gürlük pınarı başında: o muhteşem akan suların sesi ve görüntüsü eşliğinde, mutlaka bir alabalık yemelisiniz. Unutmadan, buradan ayrılmadan önce, tercihininize göre: buraya has halılardan alabilirsiniz, hayır ihtiyacım yok derseniz, küçük bir minder de alabilir, bu ünlü halıların küçük bir parçasını, hatıra olarak saklayabilirsiniz. Başlangıç için son bir not: bu mağaraların bulunduğu yerler, günümüzden milyonlarca yıl önce deniz ve hatta büyük su tabakalarının bulunduğu yerlermiş. Çünkü: halen mağaraların içinde ve çeşitli yerlerinde, midye kabukları ve deniz canlısı fosilleri bulunuyor ve hatta, bir kısım midye kabuğunu kendiniz de görebiliyorsunuz. Çok ilginç, mutlaka görülmesi gereken bir yer.

ULAŞIM:

Taşkale-Kızıllar Beldesi, Karaman iline bağlıdır. İl merkezine olan uzaklığı: 46 km. olup bu yol asfalttır. Ereğli devlet karayoluna olan uzaklık ise: 21 km. dir. Yani: Karaman-Ereğli karayolu üzerinde, yoldan sapılarak (21 km) gidiliyor.

taşkale.genel.2

GENEL:

Taşkale, Atatürk’ün “Ata Yurdu” olarak tanınıyor. Atatürk’ün hem anne tarafı ve hem de baba tarafının soylarının: Karamanlı olduğu söylenmektedir. Söylentilere göre: buradan, Selanik’e göçmüşler.

90, 95 ve hatta 100 yaşındaki, birçok Taşkaleli: hava ve suyun etkili olduğu uzun ömürlerinin sırrının: doğal ürünlerle beslenmelerinden kaynaklandığını söylerler.

Tamamı birinde derece SİT alanı olan Taşkale’de: eski bir iç deniz olması nedeniyle, toprak ve yamaçlarda, sık sık taşlaşmış deniz anası gibi, çeşitli hayvan fosillerine rastlanıyor. Ben de: gezerken, mağaraların birinde, mağaranın tavanında bir midye buldum. Gerçekten: resmini gördüğünüz, halen ambar olarak kullanılan mağaraların bulunduğu yerde: mağaraların içinde, çeşitli yerlerde deniz canlılarının fosillerine sıkça rastlamak mümkün.

taşkale.genel.4

TARİHİ:

Taşkalenin eski adı: Kızıllardır. Kızıllar’ın tarihi: MS.2-3 yüzyıllara kadar uzanır. Yörede bulunan ve harabe halindeki: Manazan, Zanzana ve Miske gibi yerleşim yerlerinde yapılan tesbitler ve ortaya çıkarılan buluntular: Geç Roma, Erken Hıristiyanlık, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait izler taşır.

Manazan Mağarası: yeryüzünde mevcut bulunan ilk manastırlardan biri olarak kabul edilir. Mağaranın doğu cephesinde, bir niş içinde, sıva içerisine yazılmış bir kitabe var. Kitabede, mağaranın Bizans dönemine ait olduğu yazılı.

Taş ambarlar: tüf kaya oluşumu yekpare kütle halinde olup, dik bir yüzeye sahiptir. Orjinalinde, erken Hıristiyanlık döneminde bir şapel olan: Taş Cami, dahil hiçbir yerde, herhangi bir tarih veya tarihlendirmeyi sağlayacak tarzda bir kalıntı yok.

taşkale.halıcılık.1

HALICILIK:

Bilimsel kaynaklara: Kızıllar Halısı olarak geçen ve beldede üretilen halılarda: 40’ın üzerinde desen kullanılmaktadır. Halı dışında: yastık, terk heybesi, çanta, seccade gibi turistik amaçlı dokumalarda yapılmaktadır. Beldede: halen 200 dolayında halı tezgahı var. Boya olarak: kendi çevresinin kök boyaları, dokuma iplikleri olarak da kendi yetiştirdikleri hayvanların yününü kullanıyorlar. Sarı ve kızıl (kırmızı) renklerin ve geometrik desenlerin hakim olduğu kızıllar halısında kullanılan motifler: Ladik halıları ile benzerlik gösterdiğinden, bu halılar “Kızıllar Ladiği” adıyla tanınırlar. Diğer halı tiplerinin isimleri ise şöyledir: Embelli, mihraplı, kiliseli, tepsi, göbekli, post motifli, gölük sulu, tek göbekli, at göyneği, kuşlu, çöp sulu, dalak göbekli, mangal göbekli.

Taşkalede: 5 yaşında, halı dokuyan kız çocuklarına rastlamak mümkün.

taşkale.genel.1

GEZİLECEK YERLER:

TAŞ AMBARLAR (DOĞAL TAHIL DEPOLARI):

Kasabanın kuzeyinde, yaklaşık 40 metre yükseklikte, 251 tane taş ambar yani mağara var. 165 metre uzunluğu olan ambarların, derinlikleri yer yer 5-10 metreyi buluyor. Bunlardan: 120 kadarı, diğerlerine göre, daha eski dönemlerde (Osmanlı, Selçuklu, Bizans) kazıldığı izlenimi veriyor.

Taş ambarlar: tüf kaya oluşumunun yapısı gereği, özellikle hububat ve bakliyat saklamaya elverişlidir. Bu özelliği keşfeden yöre halkı: yüzyıllardır ürünlerini taş ambarlarda depolamaktadır. Bu odacıklar: 5-60 ton ürün saklama kapasitesine sahip olup, ürün cinslerinin ayrı ayrı depolanmasına uygun planda açılmışlardır.

Her mevsimde, hava sirkülasyonu sağlayan tüf bloktan oluşmuş ambarlara: tutamak yerlerinden tutup, tırmanmak suretiyle; “sekemek”de denilen yüzeyindeki oyuklara basılarak çıkılıyor. Makara sistemi ile de ambarlara mahsul çıkarılıyor ya da indiriliyor.

Hıristiyanlık döneminden bu yana kullanıldığı kabul edilen taş ambarlardan biri; ilk kullanımında şapel (kilise) ve geç devirde ise: kuran kursu, mescit ve daha sonra da camiye dönüştürülmüş.

taşkale.gürlük çayı.1

GÜRLÜK PINARI:

Beldenin güney-batısındadır. Doğal güzelliği ve suyunun özelliği ile meşhur olan Gürlük Pınarı: önemli bir mesire yeridir. Pınardan çıkan su: alabalık üretiminde kullanılıyor. Beldenin içme suyu da bu pınardan karşılanıyor.

Yapılan teraslama ve düzenlemelerde: Gürlük pınarı; turizme elverişli hale getirilmiş. Her türlü sosyal tesisi bulunan örnek bir mesire yeri oluşturulmuş. Piknik için, yoğun ilgi gören Gürlük’te isteyene alabalık sunuluyor. İsteyenler ise, özel piknik yerlerinde diledikleri gibi piknik yapabiliyorlar.

taşkale.manazan mağaraları.2

MANAZAN MAĞARALARI:

Yeryüzünde, mevcut ilk manastırlardandır. Buraya girmeye niyetlenirseniz, yanınızda mutlaka fener ve mağaraları tanıyan bilen birilerinin bulunmasında yarar var. İçeride: yarasaların yaşadığı söyleniyor, ayrıca: kaybolma riski de var. Neyse, ben size mağaralar hakkında bilgi vereceğim.

Yeşildere vadisinin kuzey yamacında: doğal kayaya oyulmuş bu mekanlar, 5 katlı olup, toplu mesken yerleridir. Burasının: Bizans dönemine ait bir yerleşim yeri olduğunu ispatlayan, ön cephede bir şapel bulunuyor. Mağara katları: giriş katı, kumkale, at meydanı ve ölü meydanı adını taşıyor.

Mağara meskenin ön cephesi yıkılmış olduğundan: belirli bir girişi yok. Meskenlerin bütün bölümleri: bunların arasındaki bağlantılar, katlar arasındaki vertikal (bacamsı) çıkışlar, dağ kütlesinin insan eliyle oyulması sonucu oluşturulmuş. Her katın ortasında: geniş ve uzun bir salon var. Düzenli bir şekilde işlenen bu salonun, dar kenarlarından biri, dağın yamacına dayanıyor ve buradan açılan pencerelerle, içeriye ışık girmesi sağlanıyor. Aynı zamanda, bu mazgal pencereler savunma amacıyla da kullanılıyormuş. Bütün katlarda: güney cephe yıkılmış.

İlk katta: oyuk biçiminde çok sayıda mezar bulunmaktadır. Giriş koridorundan sonra, bir baca ile üst kata çıkılıyor. Kum kale denilen bu katta: sarnıç var. Kum kalede: salonun duvarında, ezilmiş, tüf kaya ve kireç karışımından, sıva var. Bu sıvaların dökülmesi sonucunda, salon zemininde oluşan kum tabakası nedeniyle, bu kata da “Kum kale” adı verilmiş.

Kum kale’den yine bir baca ile “At Meydanı”na çıkılıyor. Salonun sağında ve solunda, 2 katlı, 60 adet hücre var. Bu katta: yüzeyleri sıvalı su deposu bulunuyor. Kullanım alanı, en geniş salon olması nedeniyle, at meydanı adını almış. Bu kattaki mezarlarda, arkeolojik buluntulara rastlanılmış.

taşkale.müzede sergilenen.1

Arcosolium denilen mezar nişindeki kitabeden ve bazı nişlerdeki freskolar (havariler, balık, palmiye, asma yaprağı sembolleri): Manazanda, Bizans dönemi yaşantısının izlerini taşımaktadır.

Manazan mağaralarında, kurtarma kazısı yapılmıştır. Mağaranın girişine kapı yaptırılmış ve korunması amacıyla SİT alanı olarak ilan edilmiştir.

Ölü meydanı denilen son katta: bugün, fazlaca tahrip edilmiş mezarlara rastlanıyor. 100-150 cesedin, düzenli şekilde dizili bulunması, burada bir katliam ya da toplu intihar fikrini vermektedir. Cesetlerin: zamanımıza kadar organik yönden korunmuş olarak gelmesi, tüf kayanın, nem emici özelliğinden, çürümenin gecikmiş olmasına bağlanmaktadır. Bu cesetlerden sağlam durumda olan bir kadın cesedi: Karaman Müzesinde teşhir edilmektedir.

taşkale.manazan mağaraları.1

TAŞ MESCİT:

Yaklaşık 300 kişi alabilen kaya oyma bir yapıdır. Taş medrese olarak da anılan caminin, ilk Hıristiyanlık döneminde, şapel olarak yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak: herhangi bir tarih ya da tarihlendirmeye yarayacak tazda bir kalıntı bulunmamaktadır. Taş basamaklı merdivenle çıkılan mescidin, taşa oyulmuş mihrabı ve dışarıya açılan üç penceresi var. İlk Hıristiyanlık döneminde tahıl ambarlarında insanların yaşadığı düşünülürse, burası da onların ibadet edebileceği kilise olarak yapılmış olmalı. Zamanla bölge Türklerin eline geçince, mescide çevrilmiş. Bugün, hala mescit olarak kullanılıyor.

Yerden 5 metre yükseklikte olan mescidin içeriden taş merdivenle çıkılan, asma katı da var. Mescidin mistik havasını mutlaka görün.

taşkale.genel.3

 

Karaman

15.580 kişi okudu!

Uzun yıllar, bu ülkede yaşayan insanların hafızalarında: “Karamanlıyım” diyen birine “Konya-Karaman mı
?” diye, klasik soru yöneltilmiştir. Ancak, Karaman, 1989 yılından bu yana, bir il. Ama, havası bisküvi kokan bir il. Özellikle, organize sanayi bölgesinde, mutlaka bu bisküvi kokusunu hissedeceksiniz.

Dümdüz bir arazide bulunan, gayet modern bir il. Burada, bulunduğum iki gün içinde, en güzel anı: Hatuniye Medresesinde yediğim muhteşem yemek ve harika ortam dı. Siz de: Karaman şehrine giderseniz, Hatuniye Medresesine uğramayı sakın ihmal etmeyin.

ULAŞIM:

Karayolları otobüs terminali: kent merkezine, yaklaşık 3 km. uzaklıktadır. Terminalden, kent merkezine: birçok araç bulunmaktadır.

Karaman-Konya arasındaki uzaklık: 105 km. Karaman-Ankara arasındaki uzaklık: 364 km. Karaman-İstanbul arasındaki uzaklık: 771 km. Karaman-Antalya arasındaki uzaklık: 518 km. Karaman-İzmir arasındaki uzaklık: 656 km. MÖ.8000’li yıllardan günümüze kadar iskan edilen Karaman ve çevresi: yer altı şehirleri, mağaraları, dini inanç merkezleri ile tarihe ışık tutmaktadır.

TARİHİ:

MÖ.8000’li yıllardan günümüze kadar iskan edilen Karaman ve çevresi: yer altı şehirleri, mağaraları, dini inanç merkezleri ile tarihe ışık tutmaktadır.

Karamanlılar: Oğuz Türklerinin Avşar boyunun mensuplarıdırlar. Ancak, Anadolu’ya ne zaman geldikleri net olarak bilinmemektedir. Ancak: Karaman ve Menteşoğullarının, kalabalık bir toplum halinde, Tuğrul Bey ile birlikte, Anadolu’ya geldikleri ve Tuğrul Bey’in geri dönmesinden sonra, burada kalarak, bölgeye yerleştikleri biliniyor. Özellikle: Anadolu Selçuklu Sultanı, I. Alaeddin Keykubat tarafından, 1228 yılında, “Karemeddin” denilen “Ermenek” taraflarındaki, önceki dönemde Ermeni yerleşim yeri olan bir yere yerleştirilirler.

Anadolu Türkmen Beyliklerinin en önemlisi, en büyüğü ve en kudretlisidir. Karaman Türkmen Beyliği: 1250 yılından, 1487 yılına kadar, yaklaşık 237 yıl boyunca, yörede egemenliğini ve varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde: Anadolu’da bir çok yörede varlıklarını hissettirmişler ve üzerinde etkinlik kurdukları topraklarda, yaklaşık 2 milyon civarında insan yaşamıştır.

Karamanoğulları Beyliği yıkıldıktan sonra, Karamanlılar, Osmanlı imparatorluğunun çeşitli bölgelerine yerleştirilerek, asimile edilirler. Hatta: Atatürk’ün annesinin dahi, bir kısım yazılı kaynakta, Karaman’dan Rumeliye göçmüş bir ailenin ferdi olduğu söylenir.

Evet, Osmanlılar yörede egemenliği ele geçirince “Larende” yani “Karaman” şehri: Konya şehrine bağlı bir ilçe merkezi olur. Ancak, eski güzel günler geride kalmış, Osmanlılar döneminde, bölge mütevazi bir yerleşim yeri olarak durumunu muhafaza etmiştir. Çünkü: Fatih Sultan Mehmet, bu yöreyi ele geçirince, burada yaşayanları, bir daha böyle güçlü bir devlet kurmasınlar diye, Ege ve Rumeli yörelerine sürgün eder. Yerlerine ise, bu yörelerde yaşayan Rumları getirir. Ancak, sonuçta, bu yörede; Karamanlı Rumlar denen  “Türkçe konuşan bir Rum toplumu” ortaya çıkar. Ancak, Cumhuriyetin ilanından sonraki tehcir döneminde, bunlar da bölgeden ayrılırlar. Hatta ve hatta, Yunanistan siyasetinin önde gelen isimlerinden “Konstantin Karamanlis” in atalarının, buradan göç ettiği hakkında bir rivayet bulunmaktadır.

Evet: biraz önce sözünü ettiğim gibi, şehrin “Larende” olan isminin, önceki dönemlerde, yani 18.yüzyıl öncesinde, Karaman olduğu bilinmektedir.

1964 yılında, şehirde büyük bir yangın çıkar ve 3 gün süren bu yangın sonucunda, yanan 254 dükkanın sahibi, iflas etmesi nedeniyle, Almanya’ya gitmiştir.

Karaman: 1989 yılında, ülkemizin 70’nci ili olmuştur.

GENEL:

Karaman: İç Anadolu bölgesinin güneyindedir. Toprakların büyük bölümü: Konya kapalı havzasının güneyindedir. Toros dağları ise, İl topraklarının güneyini çevrelemektedir.Yöredeki kraterlerin en büyüğü olan “Karadağ” bölgededir. Sönmüş bir yanardağ konisi olan Karadağ yüzeyinde, lavlar yüzey şekillerini oluşturmuştur.

İl topraklarının küçük bir kısmı yani % 22’si ormanlıktır. Bunun dışında kalan bölümler ise, makiliktir. Ormanların büyük kısmı, zaman içinde tahrip edilmiştir.

Bölgede: karasal iklim hakimdir. Buna göre, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve kar yağışlı geçer.

İl’in ekonomik faaliyetleri: tarımsal ağırlıklıdır. Bunun dışında, hayvancılık ve turizm de sürdürülmektedir. Yetiştirilen tarımsal ürünler olarak: buğday, arpa, şeker pancarı, nohut, patates başta gelir. Özellikle: bulgur başta olmak üzere, Karaman ili, Anadolu’nun tahıl deposudur.

Eğitime önem verilen bir şehir olarak öne çıkıyor. 2009 yılı, ÖSS şampiyonu olan şehirdir. Özellikle: en kalabalık bölgelerinde bile, dersliklerinde en fazla 35 öğrenci bulunması ve okulların büyük bölümünde, tam gün eğitim verilmesi, sanırım bunda ki en büyük etken. Eğitim  dedim de, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi buradadır.

Şehirde öne çıkanlar: Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman koyunu, Türkiye’nin bisküvi üretim merkezi olması ve Karaman elması’dır. Bu konularda: aşağıda ayrıntılı olarak bilgi vereceğim.

KARAMAN DEVLETİ-TÜRK DİLİ-TÜRK DİL BAYRAMI :

Karamanlıca dili: Karamanlı Türkçesi olarak bilinir. Türkçenin 12 ağzından biridir. Bu dili kullananlar: Türkleşmiş Rumlar ve Hıristiyanlığı benimsemiş Türklerdir.

Karaman: Karamanoğlu Beyliği döneminde başkent ilan edilince, kurulan devletin resmi dili olarak “Türkçe” seçilmiş ve tarih sahnesinde bir ilk olarak yerini almıştır.

Karamanoğlu Mehmet Bey; 15 Mayıs 1277 tarihinde bir ferman yayınlayarak: “Bugünden sonra, hiç kimse, sarayla, divanda, meclislerde ve seyranda, Türk  dilinden başka dil kullanmaya” demiştir. Bu fermanın aslı, günümüzde yok. Ancak, böyle bir ferman olduğu: “İbn-i Bibi”nin bir yazılı eserinden öğrenilmektedir.

KARAMANIN KOYUNU, SONRA ÇIKAR OYUNU:

  1. Karamanoğlu Beyi’nin bir sözü var: “ Biz yıl değil, yel üzerine yemin ettik”.
  2. Karamanoğulları ve Osmanlılar: savaşa tutuşurlar ve bu savaş, yıllarca sürer. O devrin arabulucuları toplanır ve “bu kardeş kavgasını bitirelim” diye kurultay toplarlar. Karamanbeyi ve Osmanlı beyi: Konya’ya çağırılırlar. Her iki taraf dinlenir, sözler tatlıya bağlanır, her iki bey de, bir daha savaş yapmamaları için yemin ettirilirler. Karaman Beyi, yemin ederken, elini kalbinin üstüne götürür ve “bu can burada kaldıkça, Osmanlıyı kardeş bilip, kılıç çekmeyeceğim” diye yemin eder. Fakat: kurultaydan çıktıklarında, Karaman Beyi, kaftanının altından bir kuş çıkarır ve salıverir, ardından da, şunu söyler: “işte can çıktı, söz bitti” der.
  3. Selçuklu ordusu, 1243 yılında, Kösedağ savaşında bozguna uğradıktan sonra geri çekilir. Bunun üzerine, Moğol ordusu, Anadoluyu işgal etmeye başlar. Moğollar, Müslüman olmadıkları için, Müslüman Türklere eziyet etmektedirler. Konyayı işgal ettikten sonra, Karaman üzerine yürürler.

Bunun üzerine, Karamanoğulları telaşa düşer. Putperest Moğolları yenmek için çare ararlar. Neticede, bir çare bulunur. Moğollara baskın yapmayı planlarlar. Moğol ordusu, Konya üzerinden Karadağ’a ilerlerken: ormanlarla kaplı olan Karadağda, Karaman askerleri koyun postuna bürünürler ve koyun sürüsü arasına karışırlar. Sürü ile birlikte Moğol ordusuna yaklaşan Karamanoğlu askerleri, gece olduğunda, üstlerindeki koyun postlarını atarak, Moğol ordusuna saldırırlar ve orman içinde gizlenen Karamanoğlu asıl ordusu ile birleşerek, tüm Moğol ordusunu, ağır bir yenilgiye uğratırlar. Bu saldırıdan kurtulan Moğol askerleri, çevrede, bu deyimi “Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu” yayarlar.

ATATÜRK’ÜN BABA TARAFI:

Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ve babası ise Ali Rıza Efendidir. Baba tarafından dedesi: Kızıl Hafız Ahmet Efendidir. Anne tarafından dedesi: Sofuzade Feyzullah Efendidir.

Kardeşleri ise: Fatma, Ömer, Ahmet, Makbule ve Naciye. Evet, Atatürk’ün baba tarafı: Karaman’dan gelerek, Manastır Vilayetinin Debre-i Bala Sancağına bağlı, Kocacık nahiyesine yerleşmişlerdir. Aile, sonradan Selanik’e göç eder. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Ahmet’in taşıdığı “kızıl” lakabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan “Kocacık”ın da gösterdiği gibi, Atatürk’ün baba tarafından soyu, Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli roller oynayan “Kızıl-Oğuz” veya “Kocacık Yörükleri, Türkmenleri” nden gelmektedir.

MEVLANA’NIN ANNESİ:

Mevlana’nın annesi Mümine Hatun ve babası ise Bahaeddin Velet.

Büyük Türk Mutasavvıfı Mevlana Celaleddin: Gevher Hatun ile, 1225 yılında, Karaman’da evlenmiş ve Oğlu Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi, Karaman’da doğmuştur.

Ağabeyi Muhammet Alaeddin, Karaman’da vefat etmiştir.

YUNUS EMRE:

Hayatı ve şahsiyeti hakkında az bilgi bulunmaktadır. Ancak, 13.yüzyıl ortaları ile 14.yüzyıl başlarında, Anadolu’da yaşamış bir şair olduğu bilinmektedir. Uzun süre, Hacı Bektaş-ı Veli dergahında çile doldurmuş ve dergaha hizmet etmiştir. Ancak; yaşadığı yıllar: Anadolu Türklüğünün, Moğol akınları, yağmalar, iç çekişmeler ve kavgalar, siyasi otoritenin zayıflığı, kıtlık ve kuraklıkla geçmiştir. Şiirlerinde: tasavvuf yolunu seçmiş, iyi bir öğrenim görmüştür. Anadolu kentlerini dolaşmış, Azerbeycan ve Şam’a gitmiş, Mevlana ile görüşmüştür. Şiirlerinde: sadece halk ve  tekke şiirini değil, divan şiirini de etkilemiştir. Şiirlerinde: sevgiyi temel almıştır. Dizelerinde: insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah ile ilişkilerini işlemiş, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, ilahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele almıştır.

Doğduğu yer konusundaki tartışmalar: Eskişehir-Mihalıçcık ilçesine bağlı Sarıköy ve Karaman üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ancak, mezarı olduğu iddia edilen birçok mezar ve türbe vardır. Bunlar: Eskişehir-Mihalıçcık ilçesine bağlı Sarıköy, Karaman, Bursa, Aksaray-Ortaköy ilçesi, Ünye, Kula, Erzurum, İsparta-Gönen, Afyon-Sandıklı, Sivas, Tokat-Niktar. Ancak: yapılan araştırmalarda: Yunus Emre’nin mezarının: Eskişehir-Mihalıçcık ve Karaman’da bulunması ihtimallerinin yüksekliği ortaya çıkmıştır. Zaten, ünlü gezgin Evliya Çelebi de: Yunus Emre’nin Karamanlı olduğunu ve mezarının burada bulunduğunu belirtmektedir.  

BİSKÜVİ:

Karaman, Türkiye’nin bisküvi üretim merkezidir. Şehirdeki ilk fabrika: 1962 yılında açılmıştır. İlk açıldığında: kara tavalarda, bisküvi pişirmekle başlanan üretim; günümüzde, binlerce çalışan ve her türlü teknolojik gelişmenin üretime yansıtılmasıyla sürdürülmektedir. Ülkemizdeki, sayılı büyük bisküvi fabrikalarındandır.

Buranın satış mağazasından: bisküvi, gofret gibi ürünleri, uygun fiyattan satın alabilirsiniz.

BULGUR:

Bulgurculuk: yörede, ilk kez: 1935 yılında başlamıştır. İlk başladığında: açık havadaki  kazanlarda kaynatılarak, kaputlar üzerinde kurutulan bulgurculuk, günümüzde, teknolojik imkanlar kullanılarak yürütülmekte ve bulgur üretimi konusunda: Türkiye sathında, önemli bir konumda bulunmaktadır.

DOĞAN KUŞU FİGÜRÜ:

Doğan kuşu olarak bilinen figür: Karamanoğulları Beyliğinden kalma bazı paralar üzerinde görülmektedir. Doğan kuşları: kanat açmış, başı sağ tarafa bakar şekilde resmedilmiştir. Ayrıca, üzerinde: 6,7 ve 9 nokta bulunmaktadır.

Karamanoğulları devleti, bu bölgede kurulan, 8’nci devlettir.

Doğan kuşu simgesi: Hatuniye Medresesi kapısında da, kanatlarını açmış olarak işlenmiştir. Bu da, büyük ihtimalle: Karamanoğulları’nın simgesinin “Doğan kuşu” olduğunun ifadesidir.

 

Xxxxxx

KARAMAN KOYUNU:

Hani, mutlaka duymuşsunuzdur “Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu” diye, bir özdeyiş vardır. Bunu incelemek gerek diye düşündüm. Karaman aslında, koyunu ile ünlü bir yöre. Koyunları: dudaklarının geniş olması nedeniyle, her şartta otlayabilmesi ile ünlü. Yani: açlığa, kuraklığa ve kötü hava şartlarına dayanıklıdır. Aynı zamanda: yünleri ve sütleri çok verimli. Fiziksel özellik olarak ise: kuyruklarının büyük olmasıyla tanınırlar. Kuyrukları: 5-6 kg. civarında gelir.

KARAMANOĞLU MEHMETBEY ÜNİVERSİTESİ:

1992 tarihinde, Karaman İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi kurularak oluşturulmuştur. 2006 yılında ise: Edebiyat Fakültesi ve Fen Fakültesi ilave edilmiştir. Ancak, bu iki fakülte, halen eğitime başlamamıştır. Halen faaliyetini sürdüren okullar: Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Kazımkarabekir Meslek Yüksekokulu, Sağlık Yüksekokulu, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu.

TURİZM:

Karaman, insanlık tarihinde bilinen ilk yerleşim yerleri olan: Pınarbaşı ve Canhasan yörelerini bünyesinde barındırıyor.

Ayrıca: Hıristiyanlığın, Anadolu topraklarında ilk yayıldığı yerlerden olan ve St.Paulos’un da bir süre yaşadığı: Derbe şehrinin, yeri net olarak bilinmese de, büyük ihtimalle burada bulunduğu tahmin ediliyor.

Ayrıca: Taşkale Tahıl Ambarları, Manazan Mağaraları ve İncusu Mağarası’da, yörenin eski kültürel geçmişinin en büyük izlerini barındırıyor.

NE YENİR. NE İÇİLİR:

Karaman yöresinde, yiyebileceğiniz yöresel tatlar, bir hayli fazla. Bunlar: calla, etli ekmek, arabaşı, batırık, küncülü helva, üzüm helvası, guymak ve cevizli bandırma. Bunlardan: hangisini bulabilirseniz, mutlaka tadın. Ama özellikle, calla’yı öneriyorum. Bu arada: Karaman yöresinde, elma da çok meşhur.

xxxxxxxxxxxxxx

NE SATIN ALINIR:

Karaman merkezinde, bulgur ve un satın alabilirsiniz. Taşkale kasabası bölgesine giderseniz: buradan halı, seccade, yolluk veya halı minder satın almalısınız. Ben: küçük bir halıdan yapılmış minder satın aldım. Muhteşem güzel.

xxxxxxx

GEZİLECEK YERLER:

 

KARAMAN MÜZESİ:

Günümüzde kullanılan müze binası, 1980 yılında tamamlanarak, ziyarete açılmıştır. Hatuniye Medresesi arkasındadır. Bina:2 katlıdır.

1.KAT: Burada, idari bölüm, müze sanat galerisi ve arkeolojik-etnoğrafik-sikke eserlerinin sergilendiği sergi salonu var. Sergi salonunda: vitrinler içinde: Canhasan höyüğü kazısının buluntuları sergileniyor. Bunlar: çanak-çömlekler, insan ve hayvan figürleri, taştan baltalar, bazalttan öğütme taşları, obsidiyenden aletler, kemik aletler, yüzücü aletler, iğneler ve bızlar. Bunların dışında, diğer vitrinlerde: Roma dönemine ait: pişmiş topraktan yapılmış hayvan ve insan figürleri, kandiller, tabaklar ve hayvan biçimli törensel içki kapları var. İnsan figürleri içindeki: terra kota kadın heykelciği: Bayır köyünde bulunmuştur. Bu heykelcikle betimlenen kadının: bu bölgeye yaptığı bir gezi  sırasında, Orta Toros dağlarında ölen, Kraliçe Faustina Junior’a ait olduğu önem kazanıyor.

Salonun ortasında: Kazımkarabekir ilçesinde bulunmuş ve Sağlık Tanrısı Asklepios’un taştan bir heykeli ve Taşkale Kasabası yakınlarındaki Manazan Mağaralarında bulunmuş, tüme yakın, genç bir bayan cesedi (mumyası) sergileniyor.

Sikke Koleksiyonu: 4 vitrinde sergilenen sikkeler, devirlerine göre sıralanmışlar. Yunan ve Venedik sikkeleri, Roma ve Bizans sikkeleri, Beylikler dönemine ait sikkeler ve Karamanoğulları, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait sikkeler. Sikkeler: altın, gümüş ve bronzdan yapılmış olup biraz önce söylediğim gibi, dönemlerine göre, kronolojik olarak sergileniyorlar.

Etnoğrafik Sergi Salonu: Buradada, Selçuklu, Karamanoğlu ve Osmanlı dönemlerine ait: çini mozaik, sır altı ve sır üstü çiniler, alçı kabartmalar ve Çanakkale-Kütahya çinileri sergileniyor.

ALT KAT: Burada: geniş kapsamlı sergi salonu, arkeolojik-etnoğrafik eser depoları, müze kitaplığı, fotoğrafhane, arşiv ve labratuvar bulunuyor.

MÜZE ÇEVRESİNDE: Yeşil alan üzerinde, Roma dönemine ait mezar stelleri, Bizans ve Türk-İslam dönemlerine ait taş eserler sergileniyor.

Müzede, özellikle görmenizi önereceğim eserler: Canhasan Höyüğünden bulunan eserler ve sikke koleksiyonudur.

 

HATUNİYE MEDRESESİ:

İl merkezinde, Hastane caddesi üzerindedir.

Burası: Osmanlı Sultanı Murat Hüdavendigar’ın kızı, Karamanoğlu Alaeddin Bey’in karısı Nefise Sultan tarafından, 1382 yılında yaptırmıştır. Mimarı: Numan Bin Hoca Ahmet’tir.

Yapı: kapalı avlulu, tek eyvanlıdır. Avlunun sağında ve solunda: öğrenci hücreleri ve revakları bulunmaktadır. Avlunun ortasında ise, havuz bulunmaktadır. Avlunun üzeri, günümüzde açıktır. Son derece güzel bir işçiliği bulunmaktadır. Giriş kapısı: beyaz mermerden yapılmış, üzeri geometrik bezemeli yazı ve bitkisel dekorlarla hareketlendirilmiştir.

Cumhuriyetin ilanına kadar kullanılan medresede, Macar hoca isimli bir zat tarafından ders verildiğinden, yerel halk arasında, burası “Macar Mektebi” olarak da bilinmektedir.

 

Evet, bu muhteşem sanat eseri yapı: günümüzde “Lokanta” olarak kullanılıyor. Biraz önce sözünü ettiğim, avlunun kenarındaki öğrenci hücrelerinde oturarak, muhteşem damak tadı lezzetli yemekler yiyebilir, aynı zamanda, tarihi atmosferi yaşayabilirsiniz ki, mutlaka zaman ayırın ve gidin.

 

KARAMAN KALESİ:

İl merkezinde, Hisar Mahallesinde, bir höyük üzerinde kurulmuştur. Dış, orta ve iç kale olarak, üç bölüme ayrılır. Ancak, günümüzde, dış kale tamamen kaybolmuştur. Orta kale surlarının bazı bölümleri ve iç kale surları, günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir.

Kalenin yapılış tarihi ve kimler tarafından yapıldığı net olarak bilinmiyor. Ancak, 11 ve 12. yüzyıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. Selçuklular ve Karamanoğulları döneminde, önemli bir konuma sahip olarak kullanılmıştır. 13.yüzyılda İlhanlılar ve 1468 yılından sonra ise, Osmanlılar tarafından kullanılmış ve onarım görmüştür.

İç kale: tek kapılı, 9 burçludur. Burçların çoğu, ahşap direklerle bölünerek, iki kat haline getirilmiştir.

Evet, Karaman kalesi, ülkemizin en gösterişli ve ayakta kalarak, günümüze ulaşmış kalelerinin başında gelmektedir. Karaman kalesine çıkın ve muhteşem Karaman şehri manzarasını mutlaka izleyin.

 

AKTEKKE CAMİSİ :

İl merkezinde: İmaret Mahallesindedir. Karamanoğulları döneminde yapılmıştır. Tek kubbeli ve yüksek minarelidir. Yapılış tarihi: 1371 yılıdır. Giriş kapısında: mermer kemerin üzerinde işlenmiş, bir Mevlevi sikkesi görülmektedir. Cami içinde: sol tarafta ayrılmış bölümde: Mevlana’nın annesi ve yakınlarına ait, 21 adet, taştan yapılmış, sandukalı mezarlar görülüyor. Yani: Mevlana’nın annesi Mümine Hatun’un mezarı, bu caminin içindedir.

 

YUNUS EMRE CAMİSİ:

İl merkezindedir. Karamanoğuları döneminde yapılmıştır. Caminin kim tarafından ve hangi tarihte yaptırıldığı bilinmiyor. Ancak, 1994 yılında yapılan onarım çalışmalarında, cami aslına uygun olarak onarımdan geçirilmiştir.

Caminin hemen yanında: Yunus Emre Türbesi var. Bu türbe yapısı: kesme taştan yapılmış, üstün tonoz kubbelidir. Yunus Emre’nin mezarının bulunduğu yer konusunda, Anadolu’nun birçok yerinde farklı mezarlar bulunmaktadır. Ancak, özellikle, Evliya Çelebinin yazılarında, Yunus Emre’nin mezarının burada bulunduğunu yazması, buranın gerçekçiliğinin kanıtlanmasında önemli bir faktör olarak öne çıkıyor.

 

İMARET CAMİİ:

İl merkezindedir. Karamanoğlu Beylerinden, II.İbrahim Bey tarafından, 1433 yılında yaptırılmıştır. Burası, isminden de anlaşılacağı üzere: bir “Aşevi” olarak yaptırılmıştır. Yapı: merkezi kubbeli, iki katlı ve yüksek minareli ve içinde odalar bulunan bir camidir. İmarete ait, ahşap 2 kapı kanadı: Karaman ahşap süsleme sanatının, güzel bir örneğidir, mutlaka görün. Ayrıca, bu kapı üzerinde, güzel bir yazı var. İlginizi çekecektir “Kapı açıktır, giriniz, malı mubahtır yiyiniz” Bu kapıların orjinalleri: İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde korunmaktadır.

Caminin hemen yanında: İbrahim Bey’in türbesi bulunmaktadır.

 

TAŞKALE KASABASI:

Taşkale Kasabası, Tahıl Ambarları, Manazan Mağarası ve İncesi Mağarası ve Gürlük Mesire yeri hakkında, yine bu sitede: “Taşkale” adı altında, ayrıntılı olarak anlattım. Lütfen, Karaman bölgesi ziyaretinizden önce, o yazıyı da, mutlaka inceleyin ve hatta yanınızda bulundurun. Çünkü: Taşkale Kasabası, Karaman yöresinde mutlaka ve mutlaka görmeniz gereken bir yer.

 

DERBE:

Derbe kenti: Hıristiyanların kutsal kitabı olan “İncil”de, 3 yerde geçmektedir. Çünkü: burada, MS. 41 yılında, Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Pavlos ve Barnabas tarafından yapıldığı söylenen kilisenin, Hıristiyanlığın ilk kilisesi olduğu söyleniyor. Çünkü, Efes yöresindeki Meryem Ana Kilisesi, MS.50 yılında yani Derbe şehri kilisesinden 13 yıl sonra yapılmıştır. Her ne kadar, günümüzde bu kilisenin yeri net olarak bilinmese de, bu topraklar üzerindeki bir yerlerde bulunduğu kesindir. Hıristiyanlar, Derbe şehrini ziyaret ederek, hacı olmaktadırlar. Ancak, şehrin yeri kesin ve net olarak belli olduğunda, bu ziyaretlerin artacağı ve bölgenin turizm etkinliğinin yükseleceği düşünülmektedir.

Evet, gelelim, şehrin hikayesine. Antik döneme ait bir kent merkezidir. Bu şehir hakkındaki ilk yazılı bilgiler: ünlü Romalı yazar Cicero’nun eserlerinde görülüyor. Buna göre: Derbe şehri: Cicero’nun dostu olan, ünlü tiran Antipatros’un hakimiyet kurduğu bölgenin idari merkezi bir şehirdir. Ancak, MÖ.25 yılında, yöredeki hakimiyet: Amyntas tarafından ele geçirilir. Ancak: devam eden süreçte, Amyntas’da öldürülür ve bunun üzerine, Roma İmparatoru Augustus: tüm yöresel krallıklara son verir ve Anadolu’da, yeni bir “Eyalet” sistemi oluşturur. Bu dönemde, bölge, Kapadokia bölgesine bağlanır.

Yani: gerek Cicero ve gerekse ünlü coğrafya bilgini Strabon’un yazdıklarına göre: Derbe kentinin: İsauria ve Kappadokia bölgeleri arasında ve büyük ihtimalle: Güney Lykaonia ve Laranda (Karaman) arasında bir yerlerde olması gerekmektedir. Veya, en azından buralarda bir yerde aranması gerekmektedir.

Evet, tarihi sürece devam edelim. MS.41-54 yılları arasında, Roma İmparatoru Claudius döneminde, bölgede, hızlı bir Hıristiyanlaşma görülür. Çünkü: Hıristiyanlığın ilk misyonerlerinden Tarsuslu Apostel Paulus, bu yeni dinin yayılımı için bölgede geziler yapmaktadır. Hatta, bu yaptığı gezilerde tuttuğu günlükler, günümüze kadar korunarak gelmiştir. St.Paulus: Derbe şehrini ilk ziyaretini: Barnabas ile birlikte yapmış ve şehirde, halk tarafından yakın ilgi ve konukseverlikle karşılaşmıştır.

Takip eden süreçte, Derbe şehri hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. MS.138-161 yılları arasında ise, Roma imparatoru Antonius Pius döneminden kalma ve Derbe şehrinden söz eden bir yazıt: günümüzdeki Ekinözü köyünün yakınlarındaki “Kerti Höyük”te bulunmuştur. Bu yazıt: kalker taşından, 105 cm. yükseklikte, 69 cm. genişlikte, 68 cm. kalınlıkta ve 16 satırlık bir heykel kaidesidir. Yazıtta: Eyalet Valisi Sexius Cornelius Dexter’in heykelinin, Derbe halkı tarafından dikilerek, kendisinin onurlandırıldığı belirtilmektedir.

Şehir hakkındaki bir diğer yazıt ise: 1958 yılında yine Sudurağı köyünde bulunmuş ve bu Yunanca yazıtta da: “Tanrının sevgili kulu, Derbe  Piskoposu Michael” den sözedilmekte ve böylece şehrin varlığı, iyice kanıtlanmaktadır.

MS.452 yılında, Anadolu’daki kuraklık ve kıtlık ile, 542 yılında Mısır’dan çıkıp, tüm Anadolu’yu etkileyen veba salgını, Derbe şehrinde yaşayanları da olumsuz etkiler. Ayrıca, 7’nci yüzyıldan itibaren, yörede, Arap saldırıları görülür ve şehir birkaç kez Araplar tarafından yağmalanır. Bu saldırılar sonucu, önemini iyice yitiren Derbe şehri; 11. yüzyılda, bölgenin Türkler tarafından ele geçirilmesini takiben, tamamen küçülür ve bir köy olarak karşımıza çıkar. Ancak: bu dönemde ortaya çıkan ve “Dervi” olarak isimlendirilen köy; antik dönemdeki “Derbe” şehrimidir, değilmidir, bu durum kesin olarak bilinmiyor.

Evet, Derbe kenti: antik dönemde, Apostel Paulus  tarafından, misyonerlik faaliyetlerinin yürütüldüğü ilk kent olarak öne çıkıyor. Yani: Hıristiyan dininin doğuşu ve yayılışında, oldukça önem taşıyor. Yani: her ne kadar, günümüzde “Derbe” şehrinin yeri bilinmiyor olsa da, Derbe şehrinin bu yörede, bir yerlerde bulunduğunu bilmek, ileride ki gerekli arkeolojik araştırmalar sonucu ortaya çıkabileceğinin en büyük kanıtı olarak karşımıza çıkıyor.

Yine de, yörede, bugün “Derbe” şehrinin, çok net olarak, İl merkezine, 23 km. uzaklıktaki, Ekinözü köyünde bulunduğuna inanılıyor. Burası, halk arasında “Kerti Höyüğü” olarak biliniyor.

 

DEREKÖY KİLİSE (FİSANDON) CAMİSİ:

İl merkezine 7 km. uzaklıkta, Dereköy (Fisandon) köyündedir. Bir kaya kütlesinin içine yapılmıştır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak, büyük ihtimalle, 9-10.yüzyıllarda yapıldığı sanılıyor.

Yapı: Yunan Haçı biçiminde olmasına rağmen, üst yapısı, klasik yapım dışında, tamamen değişik bir uygulama kullanılarak yapılmıştır. Yapımda: sadece taş kullanılmakla birlikte, dış yüzeylere pencereler açılmış, kemerlerle hareket yaratılmıştır. Evet, yapı: tüm bu özellikleriyle, Bizans dönemi mimarisinin tüm özelliklerini yansıtan, önemli bir sanat eseridir.

 

CAN HASAN HÖYÜKLERİ:

İl merkezinin 15 km. doğusunda, Canhasan (Alacan) köyündedir. Burada: 3 tane, birbirine yakın höyük var. Bu höyüklerden: I. ve III. numaralı olanlarında, 1961-1970 yılları arasında, bilimsel kazılar yapılmıştır. En önemli husus: bu höyüklerde tespit edilen insan yaşamının: günümüze kadar tespit edilenlerin en eskisi olduğu sanılıyor. Yani, ilk insan, burada yaşamış.

I.Numaralı Höyük:

Çapı: 400 metredir. Bu höyükte yapılan kazılarda: 7 yerleşim katı tespit edilmiştir. Bunlardan: 7-4 arası katlar: Geç Neolitik dönem, yani: MÖ.6000 yıllarına kadar inmektedir. 3-1 arası katlar: Kalkolik döneme yani, MÖ.5500-3000 yıllarına kadar inmektedir.

Buradaki yerleşimciler, kerpiç kullanarak, dikdörtgen ve kare şeklinde odalar yapmışlar ve buralarda yaşamışlardır. Yapılarda: ağaç desteği ve payanda duvarları kullanılmıştır. Her evin, kendisine ait duvarları vardır. Duvar ve tabanlar, çamur sıva ile sıvanmıştır. Evler, 2 katlıdır. Alt katta, depolama ve üst katta ise, günlük yaşam sürdürülmüştür. Burada: 3-1 katlarda: bakır madeni ve bol miktarda seramik bulunmuştur. Bunun dışında bulunanlar ise: kıymetli taşlardan gerdanlık, midye kabuğundan kolyeler, kemikten yapılmış bilezik ve süs eşyalarıdır.

Burada yaşayan insanların, özellikle Mersin bölgesiyle ilişkileri tespit edilmiştir. Ekonomileri ise, tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır.

Höyük: MÖ.4300 yılında terk edilmiş ve uzun bir süre boş kaldıktan sonra, Roma ve Bizans dönemlerinde yeniden yerleşime açılmıştır.

III.Numaralı Höyük:

Çapı: 100 metredir. MÖ.6500 yılına tarihlenmektedir. Buradaki evler: dikdörtgen planlı ve taş temeli olmayan, kerpiç duvarlarla örülmüştür. Yapımda: ağaç destekler kullanılmış, duvar ve tabanlar: çamur sıva ile kaplanmıştır. Sert zemin üzerine: çakıl taşları kuvvetle bastırılarak, çeşitli dekorlar kullanılmıştır.

Höyükteki yerleşimde yaşayanlar: bazı büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar ile yabani hayvanları, besin olarak tüketmişlerdir. Ayrıca: ekmek buğdayı, arpa, mercimek, ceviz kalıntılarının bulunması, burada yaşayanlar tarafından, ziraata dayalı bir yaşam tarzının varlığını ortaya koymaktadır.

Bunların yanında: höyükte: obsidiyenden yapılmış aletler, bizler, saplı bıçaklar, çok sayıda kemik aletler, büyük kaşıklar, iğne ve spatulalar, boru şeklinde ve kemikten yapılmış kolyeler bulunmuştur.

 

DEĞLE:

İl merkezinin 35 km. kuzeyinde, Karadağ’ın tepeleri üzerindedir. Burada: 3 ve 4. yüzyıllarda, Bizanslılardan kalma, 6 kilise kalıntısı ve kitabeler bulunmaktadır.

Bu şehir de, yöreyi ziyaret eden Aziz Paulus’un uğrak yerlerinden biridir. Karadağ’ın tepelerine ve eteklerine yayılmış olan yapılarda, erken Hıristiyanlık dönemi mimari eserleri ve yerli sanat özelliklerinin karışımı görülmektedir. Ayrıca: Karadağ üzerinde bulunan ve Hititlerden kaldığı bilinen hiyeroglif yazıt ve sunaklardan, buranın, Hititler zamanında da, kutsal alan olarak kullanıldığını ifade etmektedir.

 

BİNBİR KİLİSE (MADEN ŞEHRİ):

İl merkezinin 50 km. kuzeyinde, Karadağ eteklerindedir. Ulaşım sıkıntısı yoktur. Halen bölgede, görebileceğiniz birkaç kilise kalıntısı var.

Köye girişte, sağdaki ilk yapı: Büyük kilisedir. Büyük Kilise yani “Mahalaç Kilisesi”: düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Giriş yeri ve 9 kemerli sol kanadı, günümüze ulaşmıştır. Kuzeyinde, büyük bir sarnıç var.

Kuzeyde, Çanlı kilise var. Ancak, yıkıntı halinde. Kentin tam ortasında ise, mezarlık bulunuyor. Evet, burası, yani “Maden Şehri”, Sit alanı ilan edilerek, koruma altına alınmıştır.