Sinop Ayancık

16.857 kişi okudu!

ayancık.çamurlu plajı.1

Burası: tam bir sahil kasabası havasındadır. Tertemiz yolları, düzenli yerleşimi, çay bahçeleri, plajları, motelleri ve sevimli çarşısı uzun uzun gezebileceğiniz bir yer. Çarşıyı gezip: fırından bir mısır ekmeği alın ve sahildeki çay bahçelerinden birine oturup, çayınızı içerken, denize giren çocukları seyredin. Daha ileride: ünlü Çamurca Plajına gidebilir, Karadeniz’in sularında gönlünüzce yüzebilirsiniz. İlçe merkezindeki iskeleden de denize girenler görülüyor.

   

ULAŞIM:

Ayancık: Sinop il merkezinin deniz kıyısındaki ilçelerinden biri. İl merkezine uzaklığı: 56 km. Ulaşım problemli değildir. Ayancık-Boyabat kara yolu uzaklığı: 56 km. ve Ayancık-Türkeli kara yolu uzaklığı ise: 36 km. dir.

 

      

GENEL:

Kıyı şeridi: Ayancık yerleşimi çevresinde, iri çakılla kaplı ve uzunluğu fazla olmayan bir kıyı bandı var. Bu kıyı bandı: denizden yararlanma için uygundur. Ancak: iklim olarak, Temmuz ve Ağustos düşünülmelidir.

Şehir yerleşiminin batısında, 1.5 km. uzaklıkta: Çamurca plajı ve koyu vardır. Burada: Kızılay kamp yeri bulunuyor. Özellikle: çocuklu aileler ve gençler tarafından tercih ediliyor. Çamurca mevkiinin 2 km. batısında ise: Kuğu Yalısı koyu var. Burası: hem deniz ve hem de ormandan yararlanmak için ideal bir yer. Sakin bir tatil geçirmek isteyenlere öneririm.

Ayancık’ta: yöre mutfağı: özellikle “keşkek” üzerine kurulmuş. Bölgenin en tanınmış yemeklerinden olan keşkek: etli veya etsiz dövülmüş mısırın, kuru fasulye ile pişirilmesiyle yapılan, lezzetli bir çorbadır. Genellikle: Hıdırellez kutlamalarında yapılıyor. Bunun dışında: mayalı bir çörek çeşidi olan Nokul, bir çeşit mantı olan Kulak, Saç Böreği. Evet: Ayancık’a yolunuz düşerse, bunları denemenizi öneririm. Özellikle; kulak.

Bu arada: Ayancık nüfusuna kayıtlı ünlüler var. Bunlar arasında: Ajda Pekkan ve ünlü yazar Ömer Seyfettin sayılabilir.

 

   

GEZİLECEK YERLER:

ayancık.eski evler.+

ESKİ AYANCIK EVLERİ:

İlçede, şehir mimarisi: 1’nci Dünya Savaşı öncesi, bölgede yaşayan Rumlar ve daha sonraları, Kereste Fabrikası kuran Belçikalılardan etkilenmiştir. Özellikle: ilçenin iç kesiminde ve sahilin bazı yerlerinde inşa edilen, taş evler, tipik Rum, Yunan mimarisi örnekleridir. Bugün hala ayakta kalanların bir çoğu kullanılmaktadır. Bu evler: iki kat üzerine alınlarına süslemeler ve kemerler yapılarak inşa edilmiştir.

Belçikalıların mimari tarzından etkilenerek yapılan ahşap evler ise, genellikle, sahil kesimindedir. Bu evlerin tüm malzemesi: ahşap olup, genellikle iki katlı, içten merdivenli ve bahçeli evlerdir. Kereste Fabrikasını kuran Belçikalılar ve Almanların, fabrika arazisi üzerine yaptıkları lojmanlar ve işçilerin yaşadığı koloni evleri, bunlara verilebilecek örneklerdendir.

ayancık.kilise.+

AYANCIK KİLİSESİ (ESKİ CEZAEVİ):

Yalı mahallesinin, sahil kesiminde bulunuyor. Eski bir kilise. Yıllarca cezaevi olarak da kullanılmış. 1885 yılında inşa edilen (Osmanlının son dönemlerinde ) bir yapıdır. Günümüzde; Belediye tarafından, bir kültür merkezi haline getirilmesine çalışılıyor.

ayancık.isfehan limanı.1

İSTİFAN LİMANI:

Henüz herhangi bir araştırma yapılmamış. Ancak: Pontus krallarına ait kaya mezarlarının bulunduğu, İstifan (Çaylıoğlu) köyü sınırları içinde bulunuyor.

ayancık.istifan kaya mezarları.1

İSTİFAN KAYA MEZARLARI:

Burada da henüz bir araştırma yapılmamıştır. Pontus krallarına ait olduğu sanılan kaya mezarları, İstifan köyü sınırları içinde bulunuyor. Kaya mezarları: paphlagonia tipindedir. Mezar odalarının cepheleri: anıtsal cephe mimarisinin özelliklerini taşır. Liman çalışmaları sırasında atılan dinamitlerle, giriş kısmı kapanmıştır.

ayancık.istifan sulu kilisesi.1

İSTİFAN SULU KİLİSESİ:

Halen toprak altındadır. İçi toprak ve su doludur. Galerilerinden biri, toprak üstündedir. Halk: içinin su  dolu olması ve çevresinin de su kaynağı yönünden zengin olması nedeniyle: sulu kilise demektedir. Herhangi bir kazı çalışması yapılmamıştır. Meraklı  define avcılarının uğrak yeridir.

ayancık.akgöl.3

AKGÖL YAYLASI :

Yayla turizmi merkezidir. Ayancık-Boyabat asfalt yolunun 40 nci km. de, ana yoldan ayrılıp, 5 km. gittikten sonra ulaşılır.  Burası: 110 metre yükseklikte, sık çam ormanları içinden bulunan yapay bir gölet ve orman işletmesinin günübirlik tesisleri var. Ayrıca: burada kamp yapmak mümkün.

inaltı

İNALTI MAĞARASI:

Akgöle: 6 km. uzaklıktadır. Ayancık ilçesine ise, 35 km. uzaklıktadır. 1070 metre yükseklikte. İnatlı köyü yakınındadır. Ulaşım: toprak, ancak manzaralı bir yolla sağlanmaktadır. Köy ile mağara arası uzaklık: yaklaşık 400-500 metre olup, eğim oldukça fazladır. Yani: ulaşım zor.

Mağara: geniş ve yüksek bir girişle başlıyor. 350-400 metrelik kısma kadar, bu özelliğini koruyor. Mağaranın genişliği: 3-6 metre, yüksekliği ise; 5-25 metre kadar. Büyük bir tünel şeklinde devam ediyor. İlk 350-400 metrelik bölümde; mağara oluşumları açısından, duvarlarda travertenler ile, yer yer küçüklü-büyüklü sarkıtlar bulunuyor. Mağaranın toplam uzunluğu: 700 metre. Ancak: 400 metreden sonrası, sulu ve çamurlu.

Mağara halkın ziyaretine açıktır. Mağara içi aydınlatma, elektrik isale hattı, yürüyüş merdivenleri, giriş kapısı ve mağara önü çevre düzenlemesi çalışmaları tamamlanmıştır.

ayancık.çangal dağı.1

ÇANGAL:

Ayancık-Kastamonu kara yolunun 25 km. den, 3 km. içeri girilerek ulaşılır. Orman içinde, açıklık alanda kurulmuş bir yerleşim yeridir. Burada: Orman İşletmesine ait idare binaları, misafirhane ve lojmanlar var. Binalar: tek katlı olup, arazi üzerinde dağınıktır. Küçük bir tatil köyü havası yaratılmıştır. Bu tesisler: 1930’lu yıllarda: burada, Ayancık Kereste Fabrikasını kuran Belçikalı ve Almanlar tarafından yapılmıştır. Burada: kış turizmi, av ve dağ turizmi yapılabilir.

Kastamonu Cide

24.433 kişi okudu!

cide.genel.4

Kastamonu ilinin, Karadeniz kıyısındaki doğal güzellikleriyle ünlü bir ilçesidir. Kafa dinlemek için ideal bir yerdir. Sadece “Gideros koyunu” görmek için bile buralara gidilebilir. Ancak, ben Temmuz 2018 tarihinde buraya gittiğimde, Cide merkezinin de gayet güzel olduğunu gördüm, özellikle sahil bandındaki yürüyüş yolunda yürüyün, akşam sahil kesiminde kurulan tezgahları gezin, alışveriş yapın, ama özellikle ve mutlaka Tuğ Tepesine çıkın, tüm çevrenin muhteşem manzarası izleyin.

 

    

ULAŞIM:

Cide-İstanbul arası uzaklık: 513 km. Cide-Kastamonu arası uzaklık: Şenpazar üzerinden: 131 km. Doğanyurt-İnebolu üzerinden ise: 180 km.

Cide-Ankara arası uzaklık: 320 km.dir. Cide-İzmir arası uzaklık: 900 km. Cide-Bartın arası uzaklık: 90 km. Cide-İnebolu arası uzaklık: 100 km. Ben Cide’ye Amasra üzerinden gittim. İlçe merkezinde uzun bir sahil şeridi vardır. Merkeze ulaşıncaya kadar uzun süre, sahilden gidiliyor, bakımlı ve güzel yürüyüş yolları, piknik alanları, halkın oturması için sahilde güzel oturma yerleri yapılmıştır.

Bartın-Cide karayolu ve Cide-Sinop karayolu: maalesef berbat. Belki de, Cide’nin doğal güzelliklerinin korunmasının en büyük nedeni: bu yollarının kötü olması ve buraya insanların akın etmemiş olması.

cide.milli park.1

Amasra’ya kadar giderseniz, mutlaka buraya da uğrayın. Amasra-Cide arası uzaklık: 74  km. dir. Ama önce: sizin için iki durak önerebilirim. İlk durak: 14 km. de: Çakraz. Buranın büyük bir kumsalı var. Daha sonra ise: Akkonak ve Göçkün denilen yerleri geçeceksiniz. Ancak: bu yola aman dikkat, çünkü muhteşem virajlar var. İkinci durak olarak: yolun 34. km. de bulunan bir yer var. Burası: Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de gezinen çoğu teknelerin yapıldığı yerdir. Zaten buraya yaklaştığınızda: ahşap kokusunu hissedeceksiniz.

cide.genel.2

TARİHÇE:

Tarihi kaynaklar, yörede: MÖ.1100-700 yılları arasında, Paflagonialıların egemenlik kurduklarını belirtiyor. Takip eden tarihi süreçte: yörede, Bizanslılar ve  daha sonra Danışmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olurlar. 1392 yılında, yöre, Osmanlıların egemenliğine girer. 1402 Ankara savaşından sonra, Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey, yöreye hakim olur. 1461 yılında: Fatih Sultan Mehmet zamanında, yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içine alınır. Bu dönemde: eski bir iskele olan Cide’de: bir tersane de kurulur. Karağaç isimli, bu iskele: İpek Yolu üzerinde olup, önemini tarih boyunca sürdürür. Özellikle; Rusya ile Anadolu arasındaki ticaret bağlantısı, bu iskeleden sağlanır.

CİDE İSMİ:

Büyük İskender’den sonraki dönemlerde, Roma devrinde, bir komutan adı olan “Cella de Cide” adından gelmektedir. Cide’de: “Cella de Cide” adına kesilen paralar bulunmuştur.

 

GENEL:

İlçenin plajlarının uzunluğu 13 km. civarında olup, denize girmeye elverişlidir. Karadeniz’in en uzun plajlarından biridir. Ancak: deniz genel olarak dalgalıdır. Ancak: berraktır ve yüzmek için derinliği ve temizliği idealdir. Yukarıda da sözünü ettiğim gibi, sahil şeridi gerçekten çok uzun, kumsal var, bu uzun sahil şeridinde bir yerde çadırlar kurulmuş, bir yerde karavanlar yerleşmiştir. İlçe merkezine yaklaştıkça, nispeten daha düzenli evler görülüyor, restoranlar, balık restoranları vardır.

cide.uğurlu yalısı.1

Deniz kıyısında, çok büyük bir otel hemen dikkatinizi çekecektir. Turistik tesisler: kasaba mahallesinde, limana yakın alanda bulunur. Toplam yatak kapasitesi: 640 civarındadır. Ancak, burada en çok ilgimi çeken “Kastamonu Üniversitesi Misafirhanesi Oteli” oldu. Pırıl pırıl bir tesis, personel mükemmel, özellikle yemekler harika, buraya yolunuz düşerse, mutlaka bu tesise uğrayın ve özellikle “mantı” yiyin. İnanın bahçede sunulan servis muhteşem, söylediğim gibi, tesisin yönetimini kutlamak gerek. Sakin bir yerdir. Çok hareketli değildir. Son bir not: Cide ilçesinde, sahil yolu ile merkez arasında, yol kenarında, 3-4 yerde mezarlık gördüm. Deniz kıyısında mezarlıklar, ilginçti.

cide.genel.3

İKLİM:

Cide’ye gidilmesi gereken en uygun iklim: Temmuz’dur. Özellikle: yağmurlu mevsimde gitmemelisiniz. Çünkü: yağmur yağdığında,  dağlardan gelen çamurlu sular, denize akıyor ve deniz 3-4 gün boyunca, çamurla kaplanıyor. Temmuz 2018 tarihinde burada bulunduğu 2 günlük sürede, çok kuvvetli bir rüzgar vardı, hatta fırtına benzeri denebilir, biz dışarıdan gelen birisi olarak çok olumsuz etkilendik, ama Cideliler sanki bu duruma alışkın gibi olumsuz tepki vermeyip hayatlarını sürdürüyorlardı.

cide.genel.6

SULTAN KAYIKLARI:

Osmanlı imparatorluğu döneminde, padişahları taşıyan Sultan Kayıkları, Cide de halen yapılıyor. 30 metre uzunluğunda, 2.5 metre genişliğinde ve tamamen aslına uygun yapılan sultan kayıklarında, en ince ayrıntılar bile dikkate alınıyor. Tamamı ahşap ve ağırlıklı olarak: meşe, çam ve kestane kullanılıyor.

rıfat ılgaz

RIFAT ILGAZ:

Cide ilçesinde, 1911 yılında doğan Rıfat Ilgaz, 1993 yılında İstanbul’da vefat etti. Türk edebiyatının ünlü ismi: “Hababam Sınıfı” romanıyla tanınıyor. Şair, romancı ve öykü yazarı. İstanbul’da bulunan mezarının, Cide de yapılacak bir anıt mezara nakli için çalışmalar sürdürülüyormuş. Her yıl, Temmuz ayında “Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali” düzenleniyor.

cide.kuyu kebabı.1

NE YENİR:

En başta: Kuyu kebabıdır. Ancak, ben bunu duyunca “kuyu kebabı” yemek istedim, hayır, ilçe merkezinde kuyu kebabı yok, yol üzerinde bazı tesislerde olduğu söylendi, yani ben tadına bakmadım. Bunun dışında: karma, köy böreği, armut tatlısı, ceviz helvası (cidella) , kuyruklu dolma, kestane hoşafı geliyor. Tüm bunları tatma imkanım olmadı ama özellikle ceviz helvası satın aldım, gerçekten güzel bir lezzettir. Ceviz helvası, özellikle evde yapılan yani özel imalat olanı tercih edin. Bunun bir ilginç yanı var, çok lezzetli olmasına rağmen çok sert, yani ne kesiliyor, ne kırılıyor, ne ısırılıyor, püf noktası: sert bıçak, önce suyla ıslatın ve o an ceviz helvasını kesmeye çalışın, biraz zor oluyor ama inanın lezzeti muhteşemdir. Bir de bu yöreye has “kestane balı” var. Süzme kestane balı kilosu 120 TL civarındadır, umarım orjinalini bulup satın alabilirsiniz, fazla tüketmeyin, günde sadece 1 kaşık. Tabii burası deniz kıyısı, balık yok mu diyenler olacaktır. Malum, benim bulunduğum sezon, balık sezonu değildi, bu yüzden bilmiyorum ama sonuçta liman bölgesinde özellikle bir tekne de balık restoranı işleten karı-koca işletmecileri çok övdüler, gidemedim ama sanırım balık düşünenler liman da ki balık restoranlarını değerlendirirler.

cide.sarı yazma.1

NE SATIN ALINIR:

Sarı yazma, kestane balı, ceviz helvası (500 gr kutular, 25 TL.), sarımsak, içinde hiç şeker olmayan elma pekmezi (kendileri için yapıyorlar, pek satan olmuyor, ben tadına baktım, gerçekten lezzetli, içine hiç şeker katılmaması da ilginç) satın alabilirsiniz.

Sarı yazma: 

Cide’de “sarı yazma” çok meşhurdur. Cideli kadınların kıyafetinde en belirgin nokta: sarı yazmadır. Kadınların; baş örtüsü olarak kullandıkları sarı renkli bu yazma sembol haline gelmiştir. Fabrikasyon üretim dışında: Başköy isimli köyde, doğal ahşap baskı kalıplar ile, hala sarı yazma üretilmektedir. Öte yandan: hani yazma tamam da, sarı yoğunlukta değil, birçok renk var. Siz de: akşam saatlerinde sahilde kurulan tezgahlardan sarı yazma veya sarı bulamazsanız, renkli buraya has yazmalardan kendiniz ve yakınlarınız için hediyelik satın alabilirsiniz. Bu arada: Cide’de yılın belli zamanlarında “Sarı yazma festivali” yapılıyor.

cide.genel.en başa.1

GEZİLECEK YERLER:

RIFAT ILGAZ EVİ:

Bu ev: Rıfat Ilgaz’ın babasının doğup büyüdüğü ve kendisinin çocukluğunun geçtiği bir yer. Cide Belediyesi tarafından restore edilerek ziyarete açılmış. Evde: İstanbul’dan getirilen: çalışmam masası, kalemler, yatak, radyo, gözlük, takım elbise ve kitap gibi kişisel eşyalar sergileniyor.

   

TUĞ TEPESİ:

Cide-İnebolu yolu üzerindedir. Burada Cide Belediyesi tarafından yaptırılmış muhteşem güzel bir sosyal tesis var, herkese açıktır, bence Cide ziyaretçileri mutlaka zaman ayırın ve buraya gidin. İlçe merkezine 5-10 dakika uzaklıktadır. Buraya gittiğinizde, uygun bir otopark var, aracınızı bırakın ve tesise girin, muhteşem panaromik 360 derece çevreyi görebileceğiniz bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Yaz döneminde camları da açıyorlar, manzara ile iç içe oluyorsunuz. Bu panaromik manzara eşliğinde, buraya özgü, özellikle önereceğim (ancak ustası her gün saat: 18.00’de fırını kapatıp ayrılıyor) kaşarlı ve kuşbaşılı pide yemenizdir. Hatta, eğer varsa yemekten sonra “ıslak kek” isteyin, o da çok güzel bir lezzettir. Ancak, bir sıkıntıdan söz etmeden geçmek istemiyorum, tesis güzel, yemekler güzel ancak servis biraz sıkıntılıydı. Tesisin müdürü bir bayan, kendisi dahil koşuşturan gelen kalabalıklara hizmet etmeye çalışan 2 garson daha var, yani bu güzellikler, servisin yavaş olması nedeniyle biraz sıkıntı yaratıyor, umarım bu da en kısa zamanda çözülür, çünkü bu garsonların gün boyu, bütün gün gelen yoğun kalabalıklara hizmet ettikleri ve aşırı yorulduklarını öğrendim.

 

CİDE BELEDİYESİ IRMAK İÇİ DİNLENME TESİSİ:

Burası da: Cide-Amasra kara yolu üzerinde, ilçe merkezine 7-8 km uzaklıkta, soldadır. Ana yoldan kısa süre ayrılıp, buraya ulaşıyorsunuz. Yine, burada da Belediye’nin yaptığı bir sosyal tesis var. Bina, boş kullanılmıyor ama binanın önünde, derenin kıyısında, ağaçların altında piknik masaları yerleştirilmiş. Sıcak yaz gününde Cideliler burada piknik yapıyorlar, hazır mangallar var, yanınıza yiyeceklerinizi alın ve bence, buraya da bir süre uğrayın, güzelliği tadınız. Ancak tesis var, hani çay içeriz demeyin, çünkü çay yok, çayı kendiniz yapmanız gerekiyor. (Burada cep telefonu çekmiyor.)

cide.gideros koyu.3

GİDEROS KOYU:

Amasra istikametinden Cide’ye gelirken, Cide’ye 11 km. kala, ana yoldan sola aşağıya doğru sapmak gerekiyor. Burada yol güzel, merak etmeyin ve sapın, çünkü aşağıda güzel bir manzara sizi bekliyor. Kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarından oluşan, yemyeşil bir örtü ile çevrilmiş bir alandır. Cide ile Kurucaşile burunları arasında, burnun arkasına saklanmış bir güzelliktir. Ana yoldan sapıp aşağıya indiğinizde, araç park yeri vardır. Buraya arabanızı rahatlıkla park edin ve yolun sonundaki restorana gidin. Restoran dedim de öyle çok lüks bir yer aramayın, tahta masa ve tahta sandalyeler ama manzara muhteşemdir. Restorandan başka zaten alternatif yok, yol restoranda bitiyor. Burada bir şeyler içip manzaranın güzelliğini tadınız. (1 maden suyu 2 TL.) Muhteşem deniz kokusu ve incir kokusunu hissedin, restoran denizle birleşik, aşağıya denizin kıyısına inebilirsiniz, ancak burada kayaların üzeri yosunlu, yani kayalara basıp gezmeyi düşünmeyin, ben Temmuz 2018 ayında burayı ziyaret ettiğimde, kısa süre önce, bir turist, kayalarda gezinirken ayağı kaymış, düşüp kolunu kırmıştır.

Evet, şimdi Gideros koyu ile ilgili ayrıntılı bilgi: Burası Türkiye’nin en güzel koylarından birisidir. Cide ilçe merkezine 11 km uzaklıktadır. Koyun denize açılan ağzı 130 metre, koyun çapı ise 514 metredir. Koyun adı bir Ceneviz sözcüğü olan “Kytoros” dan gelir. İsmi Cenevizlilerden gelen Gideros koyunun çevresi: şimşir, kestane, kayın, meşe ve çam ağaçlarıyla örtülüdür. Yansıması halinde, bu ağaçların renkleri koyu kaplayan suyun üzerinde izlenir. Homeros yorumcularından Eustathius: Gideros’la ilgili bir deyişten söz eder. “Carry bozwood to Gideros” (Tereciye tere satmak). Bu deyişin benzeri, İngiltere’de “Carry coals to Newcastle” olarak kullanılmaktadır. Bu deyiş, aynı zamanda Gideros’daki şimşir ağaçlarının bolluğunu ifade eder. Gideros’a Homeros’un metinlerinde de rastlanılır. Homeros, İlyada adlı eserinde, MÖ 12’nci yüzyılda geçen Troya savaşını anlatırken, Batı Karadeniz sahil şeridinde kurulan Paflogonya’dan bahseder ve bu krallığın, Bartın, Amasra, Kurucaşile, Gideros ve Cide’yi içene aldığını belirtir. Evet, Gideros koyu, eskiden korsanların saklanma yeriymiş. Tarihin ilk coğrafyacısı Strabon: koya ilk yerleşenlerin Amazonlar olduğunu söyler. Rıfat Ilgaz’ın eserlerinde bahsettiği Cenevizlilerden kalma toplar, hala kayaların üzerinde durmaktadır.

cide.gideros koyu.1      

Burada: iki balıkçı lokantası ve sadece birkaç ev vardır. Bu balıkçı lokantalarının mudavimleri: salata ve balık yiyebilmek için, Ankara-İstanbul gibi yerlerden geliyorlar. Ancak, bu balıkçı lokantaları, sanırım Cide’ye yakın bölümde, ben bunları görmedim. Son bir not: Gideros koyunda, küçük motorlu sandallarla geziler düzenleniyor, siz de bir motorlu sandal kiralayarak koyda gezinti yapabilirsiniz.

 

ÇOBAN KALESİ:

Güble ve Gilivri arasında bulunur. Denizden: 50-60 metre yükseklikte, tabii bir kayanın üzerinde yapılmıştır. Romalılar döneminde yapılmış ve Osmanlılar döneminde onarım görmüştür.

 

TİMLE KALESİ:

Uğurlu (Timle) köyündedir. Deniz seviyesinden, 100 metre yükseklikte olan doğal bir tepe üzerine kurulmuştur. Kalenin yapılış amaçlarından birinin de: önündeki sahilinden, gemilerle karaya çıkabilme imkanının bulunmasının kontroludur.

Bizans dönemine aittir. Osmanlılar tarafından, bu kale, Osmanlı-Rus savaşında kullanılmıştır. Bu kale, şu anda tahrip olmuş ve kalıntıları, restore edilmeyi bekliyor.

 

GAZALLI KALESİ:

Köseli köyünde, bir burun üzerine kurulmuştur. Bizans  dönemine aittir.

 

OKÇU KALESİ:

Okçular köyünde bulunur. Batıdan doğuya doğru uzanan, doğal bir kayanın üzerine kurulmuştur. Kalenin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

cide.genel.3

ÇAYYAKA PLAJI:

Karadeniz kıyıları, koy bakımından Ege ve Akdeniz kadar zengin değil. Ama özellikle Cide kıyılarında, irili-ufaklı, birbirinden güzel ve denize girmeye elverişli, pek çok koy var. Ancak: bunların bir kısmına araba ile gitmek mümkün değil. Örneğin: Kazalı Altı Plajına; gitmek isterseniz, ancak patikadan yürüyerek inebilirsiniz. Veya tekneyle ulaşmak mümkün. Plaj zaten, bu yüzden pek bozulmamış.

cide.sahil.1

Bunun yanında: Karadeniz plajları, doğal güzelliklerinin yanı sıra, alışılmamış manzaralar ve kaya yapıları gösteriyor. Tıpkı, Cide’nin doğusundaki, Çayyaka Plajında olduğu gibi. Yeşil renklerin hakim olduğu kayalar, değişik bir görünüm sunuyor. Plajın hemen karşısında ise, büyük kayalıklar yükseliyor.

cide.çayyaka plajı.1

ILGARİNİ MAĞARASI:

Cide’ye 36 km. uzaklıkta, Sorkun yaylasındadır. Yaylaya kadar araçla gidip, daha sonra yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüş ile bu mağaraya ulaşabilirsiniz. Yani; yolculuk bayağı zahmetli. Tercih sizin.

Mağaranın tabii kemereli girişi var. Sonra:  mağara içeride, iki kola ayrılıyor. Girişteki yıkıntıların, Bizans döneminden kalma, köy yıkıntıları olduğu sanılıyor. Sağ taraftaki düz yolda, bir su sarnıcı var. Zamanla tahribata uğramış odaların bulunduğu bu bölüme: avizeli salon deniyor.

Sol taraftaki bölüm ise: giriş seviyesine göre, 250 metre aşağıya inen bir yol takip ediyor. Bu haliyle, dünyanın, en derin 4. mağarası olduğu söyleniyor.

Virajlarla aşağıya inen yolun sonundaki  düzlükte: bir adet kilise ve 7 tane mezar kalıntısı var. Fakat bu kalıntılar, gerek zamanla ve gerekse define avcıları tarafından tahrip edilmiş. Bu seviyeden sonra, daha aşağılara inebilmek için, teknik malzemeler gerekiyor. Ulaşılabilen yere kadar mağaranın uzunluğu: 858 metre.

 

VALLA KANYONU:

Cide-Pınarbaşı arasında, 12 km. boyunca uzanıyor. Yan duvarlarındaki sarp ve yüksek kayalar, yer yer: 800-1200 metreye kadar ulaşabiliyor. Bu kanyon: Küre dağları içindeki en büyük kanyon. Kanyonun teçhizatsız geçilmesi mümkün değil. Ancak: kanyonun yanına araçla ulaşabilir ve yukarıdan seyredebilirsiniz.

Karadeniz turu

4.092 kişi okudu!

20170718_085350Kendi aracı veya otobüsle tur satın alarak Karadeniz turuna çıkmayı düşünenler için, kendi katıldığım gezide gördüklerimi aşağıda yazıyorum.

 

Otobüsle tur:

Öncelikle turu satın alırken: otobüsün kaç model olduğu, otobüste mini televizyon ve priz bulunup bulunmadığını, tuvalet olup olmadığını sorunuz. Çünkü, uzun saatler boyunca yolculuk yapacağınızdan bu hususlar büyük önem taşıyor.

Otobüste: genellikle ve zorunlu olarak 2 şöför bulunması yanında, muavin bulunup bulunmadığını sorun. Çünkü her ne kadar çay-kahve ikramı var denilse de: muavin olmadığında gerek bagajdan bavulların indirilip çıkarılması ve ikram da sorunlar çıkıyor, şöförler bu işlemleri yapmaktan imtina ediyorlar.

Son bir not: turu satın alırken mutlaka koltuk tercihi yapın, yani koltuğunuz belli olsun, Aksi halde, tur boyunca, her otobüsten indiğinizde, otobüse binerken, önlerden yer kapmak için bir koşuşturmaca yaşamak zorunda kalırsınız. Unutmayın ki, turu satın alırken, koltuk numarasını da belirleyen turlar var ve bence bu uygulama son derece olumludur.

 

KARADENİZ TURU ROTASI:

Karadeniz gezi turu rotasını belirlemeden önce: bilmenizi isterim ki: gezilen yerleri burada sadece isim olarak vereceğim, yani amaç gezi rotası belirlemek. Gezilen yerlerle ilgili ayrıntılı bilgi istediğinizde, yine bu sitede, bilgi istediğiniz yerin ismini yazarak bulabilirsiniz.

 

Yollar:

Karadeniz sahil şeridinde, birçok yerde kıyı doldurularak yapılmış (keşke kıyı doldurularak değil de viyadükler yapılarak yapılsa idi) muhteşem güzel bir yol bulunuyor. Yani: ana yollar çok güzel, birçok tünel yapılmış ve ulaşımda sıkıntı yaşanmıyor. Yol sıkıntısı sadece: yaylalara çıkarken yaşanıyor ki, özellikle Uzungöl yaylalarına çıkarken ve Zil kaleye giderken mutlaka yerel minübüsleri kullanın, çünkü yayla yollarında kendi aracınızı kullanmak kesinlikle çok sıkıntılı olacaktır, gerek yolların darlığı, toprak olması, virajlar, iniş-çıkışlar sıkıntı yaratacaktır.

 

Yemekler;

Karadeniz yöresinde; hani deniz kıyısı diye deniz ürünlerini beklemeyin, daha çok et ve sebze yemekleri bulunuyor. Kara lahana ki, Karadeniz’de çok meşhurdur sadece 1-2 yerde sarma şeklinde karşıma çıktı. Sarı mısır ekmeği boldu. Kahvaltılar genellikle klasik kahvaltılıklardan oluşuyor. Hani  dikkat çeken ve mutlaka yiyin denebilecek bir yiyecek türü pek yoktu. Akçaabat köftesi denenmelidir. Alabalık genellikle pek lezzetli değil ve bol yağlıdır. Mıhlama yine sadece 1 yerde karşımıza çıktı, değişik bir lezzet. Ama dediğim gibi, aklımda kalan ve önerebileceğim bir lezzet olmadı.

 

Kıyafet:

Unutmayın ki, insanların birçoğu buraya yani Karadeniz turuna, sıcaklardan kurtulmak için geliyorlar. Burası ve özellikle yaylalar serin oluyor. Yanınızda mutlaka yağmurluk, şemsiye ve su geçirmeyen ve altı lastik ayakkabılar bulundurun. Hatta kış aylarında gidiyorsanız çok daha fazla giysi almanız gerekiyor, yaz aylarında ise, özellikle geceler soğuk oluyor. Yağmur zaten her an ve her yerde yağabiliyor. Hava sürekli nemli, hani giysilerimi yıkar giyerim derseniz o da mümkün değil, çünkü hava nemli, kurumaz, yani bolca giysi götürmelisiniz. Bu arada: Karadeniz yöresinde özellikle Fırtına deresi çevresinde bolca sivrisinek var, yanınızda sivrisinek savar götürmenizi öneririm.

 

Fırtına deresi ve rafting:

Yörede bilindiği gibi, birçok derenin üstünde “Elektrik tirübünleri” yapılmış ve derelerin suları bu tirübünlere çekilmiş, yolculuk boyunca bu tirübünleri bolca göreceksiniz, hani bu dere sularını tirübünlere çektik ama dereceler can suyu verdik diyorlar ya, görünce bunun inanılacak bir söz olmadığını göreceksiniz, çünkü birçok derenin suyu çok cılız, sadece Fırtına deresi bu durumdan kurtulmuş ve yazın ortasında bile çok gürültülü ve yoğun akan suyu vardır.

Fırtına deresinde rafting yapılıyor. Dere kıyısında bolca rafting yaptıran yerler var. Ama dere gerçekten çok coşkulu, yani rafting yaparken dereye düşerseniz sıkıntı olacağı kesindir. Bu yüzden, özellikle amatörler yani daha önce rafting tecrübesi yaşamamış olanlara önermiyorum. Zaten tura çıktığınızda, dereye düşerseniz en baştaki sıkıntı ıslanan giysiler olacaktır.

Fırtına deresinde “Ziplane” denen bir etkinlik daha yapılıyor. Derenin her iki kıyısına çekilen çelik bir halat, halatın altında bir oturma yeri olan düzenek, buna biniyorsunuz, bir kıyıdan öbürüne git ve öbür kıyıda bir eleman sizi karşılıyor, başka bir halata geçip geldiğiniz kıyıya geri gidiyorsunuz. Derenin üzerinde, hızla süzülerek yapılan yolculuk heyecan verici oluyor, ücret 15 TL. dir.

Fırtına deresinin kıyısında birçok otel, konaklama tesisi ve restoran bulunuyor. Özellikle coşkun akan derenin kıyısındaki restoranlarda mola vermenizi öneririm.

 

Güvenlik:

Karadeniz turu yaptığım süre içinde, birçok yerde, gerek akşam saatlerinde ve gerekse ara sokak ve caddelerde gezindim ve hiçbir güvenlik sorunu yaşamadım. Ancak bu söylediklerim güvenlik sorunu yaşanmayacak anlamına gelmez, tedbirli olmakta yarar olduğunu unutmayınız.

 

Çay ve Çay Fabrikaları:

Karadeniz yöresinin en önemli tarım etkinliği çay, geziniz boyunca birçok yerde çay bitkisini ve çay kesen yöre insanını göreceksiniz.

Karadeniz gezisinde, bu bölgede bolca bulunan çay fabrikalarını ziyaret etmek isterseniz, fabrikalar genellikle bu ziyaretlere açık olmuyor. Tirebolu tarafında, sadece bir fabrika ziyaret için açıktır. Burada, size ikram edilen çay eşliğinde, fabrikanın çalışma sistemi anlatılıyor ve ardından, çay ürünlerinin satışının yapıldığı yere geçiliyor. Burada dikkatimi çeken ve ilk kez duyduğum “Beyaz Çay” konusu var. Beyaz çay: elle toplanan ve çayın en değerli ürünüymüş ve kilosunun 900 TL. olduğunu duyunca şaşırdım. Bence Çay Fabrikası pek ilginç değil, ama buraya kadar gelmişken çay ürünlerinden satın almak gerekiyor. Özellikle: yılda 3 kez hasadı yapılan çay ürününün ilk hasadı yani Mayıs ayı hasadı ürününü satın almanız öneriliyor.

 

Rize Bezi:

Rize yöresinde bir bez dokunuyor ve bu bezden çeşitli giysi ürünleri yapılıyor. Ürünlerin satıldığı yerde bir dokuma tezgahında, Rize bezinin dokunmasını da görebiliyorsunuz. Gömlekler ve her türlü tekstil ürünleri satılıyor ama bana biraz sert kumaş gibi geldi, tercih sizin.

 

Tulum ve Horon:

Karadeniz’de birçok yörede, birçok kere tulum denen çalgı ile karşılaşacaksınız. Tulum çalan kişi ve ona uyarak bir tür halay şeklinde oynanan oyuna katılan birçok kişi, bence eğlenceli, ama bir anlamda bilmek gerek, horon tam bir teknik oyun türü, turistlere bir şey diyen yok ama gerçek Karadenizliler arasında horon oynanırken, ritmi tutturamayanlar, halkadan atılıyor, ama dediğim gibi bilmeseniz de, mutlaka birileri yol gösteriyor, katılın, deneyin. Unutmadan: kefenin cebi yok ama tulumun cebi var, tulumcuya mutlaka bahşiş vermeyi unutmayın.

 

Sürmene ve Bıçakcılar:

Karadeniz gezisinde, Sürmene ve bıçakçıları ziyaret etmeden olmaz. Bıçakçılardan, meşhur Sürmene bıçaklarından satın alabilirsiniz, fiyatları uygun.

 

Akçaabat köftesi

Türkiye’de en iyi köfteler yarışması düzenlendiğinde, birinci Sultanahmet, ikinci İnegöl ve üçüncü Akçaabat köftesi seçilmiş olduğu söyleniyor. Güzel bir lezzet, buralara kadar gelip tatmamak olmaz, Akçaabat yöresinde, mutlaka yemenizi öneririm.

 

GEZİ PROGRAMI:

2017.07.17.Ordu.Boztepe.2

1.GÜN:

Karadeniz turuna: Ordu şehrinden başlıyoruz. Ancak: Ordu şehrinde sadece Boztepe’yi görüyoruz ve teleferik yolculuğundan sonra şehir merkezine girmeyip (dönüşte girilecek) yola devam ediyoruz. Boztepe’de büyükçe bir restoran var, manzarası gayet güzel, burada kahvaltı yapabilirsiniz ki, muhteşem güzel bir manzara eşliğinde kahvaltı güzel gidiyor.

Ardından: sahil yolundan yola devam ediyoruz ve Giresun kalesi ve Giresun adasını gördükten sonra kıyı yolundan ayrılıyor ve Harşit vadisine giriyoruz. Bu arada: denizin doldurulmasıyla yapılmış Ordu-Giresun havalanını göreceksiniz.

Torul üzerinden “Karaca Mağarası” na varıyoruz. Burası tam bir doğa harikası ve mutlaka görmenizi öneriyorum. Gerek mağaranın içi ve gerekse hemen önünden çevrenin manzarası muhteşem güzeldir.

Ardından: yeşillikler içinden geçerek, Zigana dağlarının eteğindeki Hamsiköy’e gidiyoruz. Burada: yine tam bir doğa harikası bu diyarda, Hamsiköy Sütlacı yemenizi öneririm. Hatta, köyün içinde yemyeşil ortamda yürüyüş yapın.

Bu yolculuğun ardından: Maçka yöresinde konaklayabilirsiniz.

20170718_085350   20170718_125756   20170718_135500   20170718_142012

2.GÜN:

Maçka Altındere Milli Parkına gidiyoruz. Burada: her ne kadar kapalı da olsa, uzaktan Sümela Manastırını görüyoruz. Bu muhteşem yapıyı, uzaktan da olsa mutlaka görmenizi öneririm. Altındere Milli Parkı içinde, otobüs ve araçların park ettikleri alandan biraz ileriye yürüyünce, seyir terası var, oradan manastırı görebilirsiniz.

Ardından: Uzungöl’e hareket ediyoruz. Derken, merakla beklediğiniz ve çok meşhur Uzungöl’e varıyorsunuz, ama bir bakıyorsunuz ki, göl filan kalmamış, daha doğrusu küçücük bir göl ve çevresinde yüzlerce tesis, hani gölün kıyısındaki caminin göl yüzeyine yansıyan fotoğrafı çok meşhurdur ya, öyle çok yapı var ki, göle yansıması filan mümkün değil. Zaten bu kadar çok yapı olunca göl de kirlenmiş, göl mavi değil (eskiden mavi olduğu söyleniyor), tamamen yemyeşil olmuş, ben gittiğimde gölde dip temizliğinin yapıldığı söyleniyordu.

Neyse: yoğun tesisler derken hani bunları öyle büyük tesis sanmayın, birçoğu derme çatma otel, motel ve restoran şeklinde yapılmıştır. Kalabalık, özellikle kara çarşaflı ve hatta peçeli Arapları bolca görebilirsiniz. Bisiklet türü araçlarla insanlar gölün çevresinde dolaşıyorlar. Yürüyenler de var. Ama özellikle Araplar, havası nedeniyle burayı tercih ediyorlar.

Uzungöl’e gidipte yaylalara çıkmamak olmaz. Burada birçok minübüs var ve bunlara binerek yaylalara çıkabilirsiniz. Ama cesaretiniz olması gerek, çünkü bu minübüs sürücüleri daracık, toprak ve virajlı yollarda çıkıp inerek araç kullanırken, bir yanınızın sürekli yükselen bir uçurum olduğunu sakın unutmayın ve asla kendi aracınız ile çıkmaya kalkmayın diye öneririm. Kendi aracınızı otoparka bırakın ve minübüslerle çıkın, çünkü bunlar yolları ezberlemiş, aksi halde sıkıntı yaşarsınız. Anlatılanlara göre: Arap turistler, kendi ülkelerinde hep düz yollarda araba kullandıklarından, burada araba kiralayarak yaylalara çıkmaya kalktıklarında: o dar, virajlı ve toprak yollarda karşıdan bir araba geldiğinde ve özellikle minübüs geldiğinde şaşırıp kendi kullandıkları arabaları yolun ortasında park ediyorlarmış, sonuçta elbette şöförler arasında tam bir curcuna çıkıyor. Gerçekten yol kötü, sakın kendi aracınız ile çıkmayın, 30 TL verin ve minübüsler le çıkın.

Lostra yaylası: bir başka güzeldir. Burada herhangi bir tesis, kafeterya yoktur. Yola devam ediyoruz, sırada: Karestel yaylası vardır.

Aşağıda, yüzlerce metre aşağıda, Uzungöl manzarası ve hemen karşınızda bembeyaz bulutları görebilirsiniz, yani bir anlamda uçakta gibisiniz. En büyük sıkıntı: havanın güzel olması, yani sis olduğunda, hiçbir şey göremiyorsunuz, umarım yukarı çıktığınızda sis olmayan, açık bir hava ile karşılaşırsınız. Yukarıda, yaylara bir tane kafeterya var, burada oturup bir şeyler içebilirsiniz. Hani, süt-yoğurt, doğal güzellikler diye düşünüp ayran içmeyi düşünürseniz, ümidiniz kırılır, burada süt o kadar yoğunmuş ki, ayran yapılırken içine daha hafif olsun diye soda ilave ediliyormuş. Bir dikkatimi çeken husus daha: kafeteryada kasanın üstündeki bir ilan oldu, küçük bir ilanda “10 mermi 20 TL” yazıyordu. Sanırım buraya gelip te havaya birkaç el ateş etmekten bahsediyor, yorum sizin.

Evet, yine farklı bir yoldan ama yine zahmetli, sıkıntılı, korkunç bir yoldan Uzungöl kıyısına geri dönüyoruz. Yolun zahmetli olması yanında, yol aynı zamanda kalabalık, dar yollarda iki araba karşılıklı geldiğinde tam bir rezillik yaşanıyor.

Uzungöl’de bir şeyler yemek isterseniz: alabalık değil, özellikle köfte yemenizi öneririm, çünkü alabalık aşırı yağlı yapılıyor.

Uzungöl dönüşünde: dere üzerinde ünlü “Kiremit köprü” görülmelidir. Kısa bir mola verebilirsiniz. Ardından: Rize ilinin Pazar ilçesi ve burada ünlü kız kulesi görülüyor ve Artvin Arhavi ve Hopa ilçeleri üzerinden yola devam edilerek Hopa ilçesinde gece konaklanıyor.

 

3.GÜN:

Karadeniz gezisinde, bu günü Gürcistan Batum şehri gezisine ayırabilirsiniz. Bu gezi için tam bir gün gereklidir. Eğer Batum şehrinde konaklamayacaksanız, dönüşte Hopa veya Fırtına deresi kıyısındaki otellerde konaklayabilirsiniz. Batum otellerinde gecelemenin çok pahalı olduğu unutulmamalıdır.

20170720_091626   20170720_154142

4.GÜN:

Bu gün, yolculuk: Hopa-Çamlıhemşin üzerinden Ayder yaylasıdır. Yol üzerinde: Çamlıhemşin ilçesinde minübüslerle Şenyuva köyündeki tarihi Çinçiva köprüsü görülmelidir. Yolun sıkıntılı olması nedeniyle, kendi aracınız ile değil, minübüslerle buraya gitmeyi düşünün.

Ardından yine yol üzerinde bulunan Zil kale görülmelidir. Zil kale: muhteşem manzarası ile tam bir doğa harikasıdır, mutlaka uğrayın ve hemen kapısındaki kafeterya da mutlaka mola verin. (burada laz böreği yemenizi öneririm) Kaleye çıkma durumunda, sürekli yağan yağmur ve nem nedeniyle merdivenlerin kaygan olduğunu unutmayın, ayakkabılarınızı uygun ayarlayın, umarım sis olmaz, aşağıda muhteşem bir manzara izleyebilirsiniz.

Ardından “Ayder Yaylasına” hareket ve günümüzde, aynen Uzungöl gibi tamamen tesislerle doldurulmuş Ayder yaylasını mutlaka görmelisiniz. Yine burada da çimlerin üzerine oturmuş, piknik yapan, hatta yağan yağmur altında ıslanan Arap turistleri göreceksiniz, kara çarşaflı ve peçeli Arap turistler burada da çok kalabalıklar. Ayder yaylasında önce “Gelintülü” şelalesini görün, bu şelale metrelerce yüksekten aşağı doğru akarken, gelin tülü gibi açılarak genişliyor. Ayder Yaylası: havası ile dikkat çekiyor, tabii tüm gördüğünüz yerlerim yemyeşil olması da başka bir güzellik sunuyor. Ama biraz önce belirttiğim gibi, burası da tamamen tesisleşmiş. Burada, yürüyüş yapabilirsiniz, tertemiz havası mutlaka ilginizi çekecektir. Tek sıkıntı: yoğun yağmur olmayan ve sis olmayan bir günde burada bulunmanızdır, bu güzelliği yaşamak için bunlar gerekiyor.

Ayder Yaylasında birçok otel ve konaklama tesisi var. Burada gecelemenizi öneririm. Ancak yoğun Arap turistler nedeniyle önceden yer ayırtmanızı öneririm. Çünkü size 100-110 TL. civarında verdikleri bir gece konaklamalı ve kahvaltılı odayı, Arap turistlere çok daha fazla fiyata satıyorlar. Ayrıca: dikkatimi çeken bir husus: yamaçta olan otellere ulaşım için yürüyorsunuz ancak bavullar otellerin kendi yaptırdıkları özel bir teleferik hattı ile taşınıyor. Bir de, otellerde, kahvaltıda, çeşit az olmasına rağmen, otel görevlilerinin kahvaltılıkların başını beklemesi, açık büfe olmasına rağmen, ikinci bir tabak almamanız için her türlü tedbiri almaları, yani 2-3 zeytinin üstünde bekçilik yapmak pek hoş olmuyor.

Son bir not: Ayder yaylasında kaplıca da bulunuyor, uzaktan düzgün bir tesis gibi görünmesine rağmen ben gitmeyi tercih etmedim, çünkü çıkışta üşütüp hasta olma riski yüksek.

20170721_105317   20170721_112520

5.GÜN:

Bugün Ayder Yaylasından hareket ediyoruz ve istikamet Trabzon şehir merkezidir. Trabzon şehir merkezinde Atatürk Köşkü ve Ayasofya camisini mutlaka görmenizi öneririm. Büyük önderimiz Atatürk’ün köşkü gerçekten ilginizi çekecektir. Ayasofya camisi ise, tarih severlerin mutlaka uğramasını önereceğim önemli bir tarih hazinesidir.

Trabzon şehir merkezinde gezdikten sonra, rotamız Ordu şehir merkezidir.

Yol üzerinde bolca bulunan fındık ürünleri satış yerlerinden birine uğrayıp, yöreye özgü fındık ve mamullerinden satın alabilirsiniz. Bu ürünlerde palmiye yağı olmadığını ve tamamen doğal olduğunu söylüyorlar.

20170721_181026

Yine yol üstünde: Yoson Burnu denen yerde mutlaka mola verin, sitedeki yazımda hikayesini ayrıntılı anlattığım Yoson Burnu: gerçekten tam bir doğal güzelliktir, burada kısa bir mola verin ve fenere kadar yürüyüş yapın, özellikle güneşin batış saatine denk getirin. Ülkemizde güneşin yılın büyük bölümünde aynı yerden doğup aynı yerden battığı ender yerlerden biridir. Aynı yer deyimi: denizdir.

Ordu şehir merkezinde, daha önce Boztepe’ye çıkmadı iseniz, şimdi çıkmanızı önerimi, çünkü Boztepe gerçekten güzel bir yerdir.

Ardından: gecelemeyi Fatsa’da yapabilirsiniz.

20170722_091401

6.GÜN:

Ünye-Terme üzerinden Samsun şehir merkezine ulaşım. Samsun şehir merkezinde: Bandırma vapuru ve ilk adım anıtını gezmelisiniz. Bandırma vapurunun içine giriliyor ve bence ilginç, mutlaka girin ve gezin. Samsun gerçekten tam bir büyük şehir olmuş, muhteşem büyük ve güzel bir şehirdir.

20170722_132158

Ardından: Amasya şehir merkezine hareket. Yeşilırmak’ın hayat verdiği bu şirin şehrimizde merkezde: Mini Amasya müzesinin gezilmesi, Beyazıt Külliyesinin görülmesi, uzaktan Krallar mezarlarının izlenmesi ilginç gelecektir. Mutlaka mola verin ve hatta Amasya şehrinde öğlen yemek yiyin, özellikle et tercih edin, çünkü Amasya şehrinin et yemekleri çok lezzetlidir. Ülkemizde denizi olmamasına rağmen yalıları olan tek şehir Amasya’da Yeşilırmak kıyısındaki yalıları gezip görmenizi öneririm.

 

SONUÇ:

Ben Ankara’dan hareketle Karadeniz turu yaptım. Siz de: bu tur programını incelediğinizde: kendi bulunduğunuz yerden hareket ederek, kendinize ait bir Karadeniz tur programı yapabilirsiniz. Önemli olan: hareket noktanız ve tur için ayıracağınız süredir. Yukarıdaki programda mutlaka görmeniz ve yapmanız gereken hususları not alırsanız, kendinize ait güzel bir Karadeniz tur programı yapabilirsiniz. Öte yandan: Karadeniz bölgesi elbette bu şehirlerden ve yörelerden ibaret değil, ancak benim Temmuz 2017 tarihindeki yaptığım tur da gezip gördüğüm yerler için yaptığım plan yani tur programında buralar vardı. Yoksa: Sinop, Karadeniz Ereğli, Akçakoca, Kefken, Kerpe, Şile elbette Karadeniz yöremizin güzel yerleri arasındadır.

Unutmamak gerekir ki: dünyanın birçok güzelliklerini gezerken, kendi ülkemizin birçok güzelliklerini görmüyor, göremiyoruz. Mutlaka zaman ayırın ve Karadeniz turu yapın.