İtalya San Remo

757 kişi okudu!

alışveriş caddesi.2 Öncelikle şunu bilmenizi isterim ki, San Remo küçük bir yer, o kadar küçük ki eğer bölgeye tur ile gittiyseniz, genellikle burayı ekstra tur olarak satıyorlar ve bence kesinlikle almayın, çünkü gerçekten buraya 40 euro civarında para verip te gidilebilecek bir yer değildir. Sadece uzun yıllardır devam eden bir film festivalinin yapıldığı yer olarak önem kazanan, film festivalinin yapıldığı bir salonun ön kapısını ve sokakta yerlere monte edilen plaketleri görmek için gereksiz, sadece bölgeye giden gezginler, kısa bir zaman ayırıp (örneğin 1 veya en fazla 2 saat) buraya girip gezebilirler.

Evet: San Remo, komşusu Cenova şehrine 147 km uzaklıktadır. Hani yol boyu, çevreyi görerek giderim derseniz yanılırsınız, çünkü yol üzerinde yerleşim yerlerinin bulunduğu bölümlerde, yol kenarlarında trafik gürültüsünü kesmek için yüksek korkuluklar yerleştirilmiş, yani yol boyunca pek bir şey görünmüyor.

Şehir: Kuzey İtalya’nın Ligurya bölgesinde, İmperia iline bağlı, Akdeniz kıyısında bir yerleşim yeridir. Fransa’nın Nice şehrinin doğusundaki “Riviera dei Fiori” olarak bilinen İtalyan Rivierası’nın en önemli merkezidir. Şehrin Akdeniz kıyısındaki küçük limanı, 1200 metre uzunluğunda dalga kıran ile korunur. İklim güzeldir, zaten tarih boyunca buranın tercih edilmesinin başlıca sebebi güzel iklimidir. Coğrafi konumu nedeniyle kuzey rüzgarlarından korunmuştur. Uzun sahil şeridi: tropik bitkilerin yetiştirilmesi ve büyümesine imkan veren sıcaklıklara sahiptir. Buna bağlı olarak, San Remo bir çiçek şehridir ve burada üretilen çiçekler, Avrupa’nın birçok yerine ihraç edilir.

Osmanlı tarihinde büyük önemi vardır. I. Dünya savaşının ardından, 1920 yılında imzalanan ve Osmanlı imparatorluğunu bitiren Sevr anlaşması öncesinde, hazırlık çalışmaları burada yapılmıştır. Ayrıca, Cumhuriyet kurulduktan sonra da, son Osmanlı Padişahı Vahdettin ve ailesi buraya sürgüne gönderilmiş ve Vahdettin, ülke dışında ölen bir Padişah olarak tarihe geçmiştir.

Burası zengin ve ünlü İtalyanların uğrak yeridir. Her ne kadar bazı internet sitelerinde, sokaklarda şık giyimli insanlar ve son model arabalar görülür derse de inanmayın, sakin bir yer, sokaklarda şık giyimli insanlar ve son model arabalar yok. Ancak, pahalı evler ve villalar görebilirsiniz.

tepe.1

TARİHİ:

San Remo bölgesi, Roma döneminden itibaren yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Erken Ortaçağ döneminde şehir genişlemiş ve korsan baskınlara karşı korunmak için kale inşa edilmiştir. 1753 yılında 20 yıllık şiddetli çatışmaların ardından, şehirde Ceneviz hakimiyeti görülür. Aynı  dönemde, sahilde Santa Tecla kalesi yapılır. Kale 2000 yılına yani yakın geçmişe kadar hapishane olarak kullanılır, günümüzde ise müzedir. Şehir 1814 yılında Sardunya krallığına bağlanır. 18’nci yüzyılın ortalarından itibaren hızla büyüyen şehir, turizmin gelişmesi ve büyük otellerin yapılması ile bütün dünyanın tanıdığı bir yer olur. Burada tatil yapan ve buraya yerleşen ünlüler arasında bulunanlardan bazıları şunlardır: Avusturya imparatoriçesi Sisi, Rus Çarı II. Nicholas, Rusya imparatoriçesi Maria Alexandrovna, besteci Çaykovski, İsveçli kimyager Alfred Nobel sayılabilir. Çaykovski 1870 yılında “Eugene Onegin” isimli eserini burada yazmıştır. Rusya impararotiçesi Alexandrovna’da şehir tarihinde önemli yere sahiptir. 1874 yılı kışını burada geçirmiştir.

“Belle Epoque” olarak isimlendirilen dönemde, şehirde büyük ve zarif konutlar patlaması yaşandı. 1874-1906 yılları arasında, burada 190 villa ve 25 otel inşa edildi. En lüks otellerden bazıları, günümüzde faaliyetlerini değiştirdiler ama çekicilikleri hala bozulmadı. Örnek: Belediye binası görkemli “Bellevue Hotel” evinde, eski Riviera Palace Hotel ise günümüzde Turist Dairesi’ne ev sahipliği yapıyor.

Alfred Nobel: 1891 yılında burada bir villa satın almış ve 1896 yılında yine burada ölmüştür.

20’nci yüzyılın başında, şehrin populütesi biter. Avrupa’nın dört bir yanından gelen turistler çekilir. 1905 yılında ise şehirde kumarhanenin açılmasıyla tekrar eski ihtişamlı günlere dönülür. Kumarhane, Monte Carlo ile yarışır. Lüks kalabalıklar yeniden şehre akın etmeye başlarlar.

 

Osmanlı Padişahı Vahdettin:

Cumhuriyet ilan edildiğinde, son Osmanlı Padişahı Vahdettin, İstanbul’dan bir İngiliz gemisine binerek kaçar ve bazı yerleri dolaştıktan sonra kabul edilmez ve sonunda San Remo şehrine gelerek buraya yerleşir. Çünkü; İtalyan kralı veliaht iken İstanbul’a geldiğinde kendisine Şehzade Vahdettin nezaret eder ve aralarında bir dostluk gelişir. Tam o sırada babasının vefatını öğrenen veliaht prens, ülkesi İtalya’ya döner ve kral olur. Vahdettin’in San Remo şehrine gelmesinde her ne kadar İtalyan kralının etkisi olsa da, İngilizler Padişahın ileride kendilerine sağlayacağı yararları düşünerek yakınlarında bulunmasında yarar gördükleri de kesindir.

Neyse, sözü fazla uzatmadan; Vahdettin: İran Şahı ile sürgünde bulunduğu San Remo şehrinde bir süre “Villa Nobel” (Alfred Nobel’in villası) de kalır, ekonomik olarak yaşanan sıkıntılar ve ardından vefat eder. Esnafa olan borçlar nedeniyle tabut ve cenazesinin rehin alınmasına kadar uzanan rezilliklerin ardından, cenazesi şehirden kaçırılır ve Suriye-Şam’da defin edilir. Sonuç olarak: son Osmanlı Padişahının, ömrünün son yıllarını, San Remo şehrinde sefalet içinde geçirmiş olması, bizim açımızdan şehir tarihinin ayrı bir sayfasıdır. Şehirde: Vahdettin’in yaşamını sürdürdüğü Villa Nobel ve Villa Manoyla görülebilir.

2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.1   2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.3   2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.20b

San Remo Müzik Festivali:

1940’lı yıllarda İtalya’da Mussolini’nin faşist rejimi yıkılınca, ülke de yeni bir kimlik arayışı başlar. San Remo kumarhanesi patronları, yayın kuruluşu “Rai” ile anlaşarak yıllık bir şarkı festivali düzenlemeye karar verirler. Böylece festival “Festival della Canzone İtaliana” (İtalya Şarkı Festivali) olarak doğar.

Yarışma: 1951-1976 yılları arasında Sen Remo Casino’sunda yapılır. Bu dönemde, şarkının bir versiyonu yerli bir İtalyan sanatçı ve diğer versiyonu ise uluslar arası konuk bir sanatçı tarafından seslendirildi. Bu dönemde meşhur olan uluslar arası sanatçılar arasında bulunanlar: Luis Amstrong, Stevie Wonder, Jose Feliciano, Paul Anka, Shirley Bassey sayılabilir. Festivale katılan en ünlü şarkı 1958 yılında, muhtemelen dünyanın en ünlü İtalyan şarkısı olan “Volare” dir.

1977 yılında, Casino yenileme çalışmaları sırasında, yarışma “Theatre Ariston” a taşınır. İtalyanın en başarılı sanatçılarından bazıları, kariyerlerine burada başlarlar. Bu şarkı yarışması, sonrasında Eurovision şarkı yarışmasına da örnek olmuştur.

Son yıllarda, sahil bölgesinde araç girişini önlemek için beton bloklar yerleştirilmiştir. Yani, güvenlik özellikle şarkı yarışması sırasında en üst düzeye getiriliyor.

deniz.1   oteller.1   sahil.1   sahil.2

GEZİLECEK YERLER:

casino.1   2018.01.31-1-San Remo.3.Casino.1a

San Remo Casino-Belediye Casinosu:

Art Nouve tarzındaki bina: 1905 yılında inşa edilmiştir.

Binanın tasarımı: daha önce diğer kumarhaneleri (Saigon ve Cannes gibi) tasarlayan Parisli mimar Eugene Ferret tarafından hazırlandı.

Yapıldığı tarihten sonra, yüz yıldan fazla süredir, Casino, gerek kumarhane olarak ve gerekse kültürel, sanatsal ve tiyatro merkezi olarak birçok karmaşık şöhretleri (özellikle oyuncuları) ağırlamıştır.

Roof Garden restoran zarif bir yemek yeri olarak bilinir. Oyun odalarında ise çeşitli barlar vardır.

 

2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.10   2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.7 2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.9   2018.01.31-1-San Remo.5.Şarkı yarışması kazananlar.1b

2018.01.31-1-San Remo.5.Şarkı yarışması kazananlar.1c

Corso Giacomo Matteotti:

Şehrin tam merkezindeki bir caddedir. Limanın hemen üstünde, trafiğe kapalı bir caddedir.

Burada: butikler, cafeler, barlar, tarihi binalar, eski tip eczane ve kozmetik parfümeri mağazaları vardır.

Caddenin ismi: 19’ncu yüzyılın ortalarında tasarlanmış olan ve birleşik İtalya’nın ilk kralı olan Vittorio Emanuele II’nin adını taşıyan caddenin ismi, savaştan sonra 1924 yılında öldürülen Sosyalist Partinin Sekreteri Giacomo Matteotti’ye adanmıştır. Caddenin ucunda, 1857 yılında yapılan Savoy’un Umberto ve Amedeo’sunu hatırlatan saray cephesi üzerinde, bu konuda bir anıt plaket bulunur.

Evet, bu caddenin en ünlü yeri, San Remo Müzik Festivalinin yapıldığı “Ariston Sineması” dır.

Şerin en önemli ve hareketli caddesidir. Cadde üzerinde, yerlere bakarsanız: Müzik Festivalinde yıllar içinde birinci olan sanatçıların isimleri ve şarkı isimleri: sarı plaketlere yazılarak caddeye takılmış görebilirsiniz.

2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.13

Caddenin başlangıcında Casino bulunur. Caddenin sonu ise, Cristoforo Colombo meydanına açılıyor. Burası da canlı ve hareketlidir. Bu meydanda da güzel kafeler ve restoranlar vardır. Ama bu meydanda, mutlaka “Gelateria Lollipop” isimli dondurmacıdan mutlaka dondurma yemeyi unutmayın.

 

 

2018.01.31-1-San Remo.4.Ariston tiyatrosu.1a 2018.01.31-1-San Remo.4.Ariston tiyatrosu.1d

Ariston Tiyatrosu-Theatre Ariston:

Tiyatro, 1951 yılından bu yana, şehirde düzenlenen ve çok popüler olan “Sanremo Müzik Festivali” ne ev sahipliği yapmaktadır. 1953 yılında inşa edilmiştir ve 2000 koltuk kapasitelidir. (Festival, 1976 yılından itibaren burada yapılmaya başlanmıştır, daha önce Casino’da yapılıyordu.)

2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.5

Savoy Hotel:

Burası, zarif Art Nouveai çizgileri olan, sarı renkli etkileyici bir yapıdır. Şehrin en büyük otelidir ve buraya ün kazandırmıştır. Tarihi süreçte burada geçen bir olay vardır. Şarkı yarışması jürisi tarafından yarışmaya kabul edilmeyen İtalyan şarkıcı Luigi Tenco, bu otelde intihar etmiştir.

2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.11

Borea d’Olmo-Şehir Müzesi-Musee Civico:

Şehir merkezinde bulunan görkemli bir binadır. Sarayın cephelerinden biri: ana alışveriş caddesi olan Corso Matteoti’ye ve diğeri ise Via Cavour’a bakar. Sarayın en ilginç yeri: mermer kolonlarla desteklenen çarpraz tonozlu ve tavanlı, atrium merdivenidir.

16’ncı yüzyıl yapısı cephedeki sıva dekorasyonu ve kapılar baroktur. Corso Matteoti’ye bakan kapının üstünde: Michelangelo’nun çırağı Montorsoli tarafından 1550 yılında yapılan “Çocuklu Meryem” heykeli görülmelidir.

Saray 15’nci yüzyıl sonlarında yapılmıştır. Her zaman Savoylar olarak tanınan ama aslen Venedik kökenli bir aile olan Borea ailesine aittir. Saray ismini: Adriyatik denizi boyunca esen meşhur bir rüzgardan alır.

Bu sarayda, Borea ailesi tarafından, birçok ünlü kişi misafir edildi.

Sarayın ana katlarının birçok bölümü ziyarete kapalıdır. Ama en üst katında, günümüzde şehir müzesi vardır.

Müzede 3 farklı alan vardır.

Bunlar: arkeolojik odalar, şair Laurano tabloları ve gravürleri ve bir zamanlar San Remo şehrinde yaşayan ve Guiseppe Garibaldi’nin arkadaşı olan İngiliz soylu Caroline Philipsson’a ait olan Garibaldi kalıntıları (mektupları ve kişisel eşyaları) bölümüdür. Müze: fresklerle süslüdür. Burada özellikle 17’nci yüzyıl sonlarına tarihlenen Giovanni Battista Merano (1632-1698) tablolarını ve yine bu sanatçı tarafından yapılan kemerli tavanı görmeyi unutmayın. 2’nci katta küçük bir şapel vardır. Burada: mermer bir sunak ve porselen Meryem Ana heykeli görülmelidir. Mavi renkli ve tonozlu kubbe ile geniş koridor boyunca yürümeye devam ettiğinizde: her iki tarafa bağlı birkaç oda bulunur. Papa VII Puis: ilk kez Roma’dan Fransa’ya yolculuk yaparken bu odalardan birinde kalmıştır. Odanın tavanı gayet güzel süslenmiştir. En sonda: Borea d’Olmo soylu ailelerinin portre galerisinin bulunduğu büyük oda görülür.

2018.01.31-1-San Remo.1.Genel.12a

Santa Tecla:

San Remo şehri, İtalya’nın en önemli çiçek pazarına sahiptir. Buradan: Avrupa’nın birçok yerine çiçek ihraç edilir.

madonna della costa.1

La Pigna-Madonna Delle Costa:

Pigna: MS 1000 yıllarında korsan saldırılarından korunmak için, bir kalenin içinde yerleşim yeri olarak kuruldu ve 16’ncı yüzyıla kadar büyüyerek güçlendi. Günümüzde ise, burada pek bir şey kalmamıştır. Şehrin en küçük alanıdır, kapalı sokaklar, küçük meydanlar ve teraslı evler görülür, burada tam bir sessizlik hakimdir.

Bölge: Piazzo Santo Stefano’dan başlar ve şehirdeki ana dini yapı olan, bir tepede bulunan Madonna della Costa’nın kutsal alanına kadar gider. Kutsal alanın yakınında “Kraliçe Elana Bahçeleri” vardır. Buradaki 1770-1775 yılları arasında yapıldığı söylenen yapı: 17 ve 19’ncü yüzyıl resim ve heykelleriyle süslüdür ve kubbesi, limandan görülebilir.

 

Sar Siro Meydanı:

Tarihi binalarla çevrili meydan, ilginç manzaralarıyla önem kazanıyor. Villa Hurbury Botanik bahçesine gitmek ve birbirinden ilginç çiçekleri görmek için burası kullanılır. Ayrıca burada yer alan Corso Felice Cavalotti Müzesi de gezilebilir.

genel.0

San Siro Katedrali:

Şehrin en kutsal yapısıdır.

12’nci yüzyılda Romaneks-Gotik tarzla, Albenga’daki St Michael Katedrali örnek alınarak yapılmıştır. Daha sonra: 1753 yılında Cenevizliler tarafından sahte Barok tarzı kullanılarak yeniden inşa edilmiştir.

Ancak 19 ve 20’nci yüzyıl arasındaki dönemde yapılan yenileme çalışmalarında, orijinal ilk haline geri dönülmüştür. Ancak bu dönemde, çan kulesi restore edilmemiştir. Soldaki yan portal: binanın en eski unsuru olan bir kabartma ile süslüdür. Muhtemelen 12’nci yüzyıl yapımı bu kabartmada: iki palmiye arasında bir Paskalya kuzusu tasvir ediliyor.

Katedralin içinde: yüksek sunak üzerinde Anton Maria Maragliano tarafından, 18’nci yüzyılda yapılmış “Çarmıha gerilme” sahnesi vardır. Sağdaki şapelde: Gagini tarafından yapılmış, önemli Rönesans dönemi bir heykel görülür. Soldaki şapelde: Rosary tarafından yapılan “Meryem Ana” heykeli vardır. Sağ koridor takip edildiğinde koridor boyunca, geçmişte San Remo topluluğunun kötü zamanlarda ahlaki bir desteği olarak işlev gören: bilinmeyen bir sanatçı tarafından yapılan “siyah haç” görülür.

Katedralin yanında: 1688 yılı yapımı, barok döneme kadar uzanan Aziz John Vaftizhanesi vardır. Orazio de Ferrari tarafından yapılan “Magdalene Holy Communion” burada görülebilir.

rus kilisesi.

Rus Ortodoks Kilisesi:

Sanremo Tourist Office yakınındaki bu kilise, oldukça eski bir anıttır ve Aziz Catherine’ye adanmıştır.

Rus Çarı Alexander II’nin karısı İmparatoriçe Maria Alexandrova: 1874-1875 yılı kış sezonunu burada geçirdi.

İmparatoriçe: şehre şükran duygularının ifadesi için: günümüzde de görülen palmiye ağaçları hediye etti. Bu palmiye ağaçlarının yerleştirildiği Corso İmperatrice (İmparatoriçenin gezi yolu) Liguria bölgesinin en zarif yerlerindendir.

Ardından Rus aristokrasisi, kış sezonlarını San Remo şehrinde geçirmeye başladı. 1890’larda burada bir Rus kilisesi inşa edilmesine karar verildi.

Tüberkülozdan muzdarip Rusların çoğu, kışı geçirmek için buraya geliyorlardı ve şehirde bir Rus hamamı, bir fırın ve bir eczane kuruldu.

1912 yılında Rusya’dan gelen parayla, Moskova’daki San Basilio kilisesine benzer tarzda, bu kilise yapıldı.

villalar.1   villa nobel1.

Villa Nobel:

1874 yılında tipik Venedik Rönesans tarzında inşa edilmiş yapı, 1892 yılında restore edilmiştir. İsmini: ünlü İsveçli bilim adamı ve dinamitin mucidi Alfred Nobel’den alır. Kendisi: 1890-1896 yılları arasında burada yaşamıştır.

Yapı: harika bir parkın ortasındadır. Bir zamanlar denize kadar uzanan bu park alanında, çok sayıda nadir ağaç türü bulunur. Yapının içi üç katlıdır. Bodrum kat: Nobel tarafından yapılan ana deneylerin tarihsel ve teknik tasvirlerini anlatan resimler bulunan Laboratuvar bölümüdür. Zemin kat: Pompeia freskleriyle dekore edilmiş bir konferans salonuna sahiptir. Nobel’in stüdyosu ise birinci kattadır. Yazının başında belirttiğim gibi, Sultan Vahdettin, bir süre burada kalmıştır.

 

Villa Manolya:

Villa Nobel’in karşısındaki bu yapı: Sultan Vahdettin’in burada ağırlanmasıyla önem kazanır. Sultan: ardından içi tamamen değişmiş ve günümüzde lise olarak kullanılan bu binada ölmüştür.

 

Villa Ormond:

Şehrin doğu yamacında Corso Cavalloti’de bulunan yapı: şehrin yeşil akciğerlerinden birisidir. Bir zamanlar tepenin üstündeki bu villadan denize kadar uzanan park, yakınlarda ana yolla ikiye bölünmüştür. Yapı bir zamanlar, İsviçreli bir aileye aitti. 1930’larda, San Remo kasaba idaresi tarafından satın alındı ve günümüzde “Uluslararası İnsan Hakları Enstitüsü” nün bir kolu tarafından kullanılıyor. Villanın çevresindeki park alanı, Japon tarzında düzenlenmiştir.

 

 

 

 

 

İtalya, Pisa

14.068 kişi okudu!

İtalya ve Pisa  denilince ilk akla gelen “Pisa kulesi” yani “eğik kule” dir. Ama, Pisa şehrinde, bunun yanında, birkaç Ortaçağ dönemi yapısı daha var. Hatta, bu şehre, küçük “Floransa” diyenler bile var. Yine de, siz bu şehre yolunuz  düşerse, bir gün içinde, şehrin güzelliklerini gezip görebilecek şekilde, plan yapmalısınız. Peki gidilmeli mi, bence gidilmeli ve görülmeli, özellikle İtalya gezisinde, Roma-Floransa gezisi yaparsanız, küçük bir gayret ile, zaman ayırarak, mutlaka Pisa şehrini de görmelisiniz.

ULAŞIM:
Floransa şehrine, 1 saat uzaklıktadır. Bu durum, şehrin ziyaret edilmesi için en uygun nedendir. Trenle bu yolu alabilirsiniz. Tren ücreti: 5.80 eurodur. Tren istasyonuna indiğinizde, Pisa kulesinin bulunduğu yere, 15 dakikalık bir yürüyüş ile ulaşabilirsiniz. Hatta: kulenin bulunduğu yeri gösteren bolca tabela olması, büyük avantajldır.
Şehirde: “Gaileo Galilei” havaalanı bulunmaktadır. Havaalanından, şehir merkezine 10 dakikada ulaşmak mümkündür.

 

TARİH:
Ortaçağ dönemlerinde, şehir, önemli bir Akdeniz limanı olmuştur. Yani, bir anlamda “İtalyan Denizcilik Cumhuriyeti” olmuştur.
12’nci yüzyılda: Kuzey Afrika ve İspanya ile ticaret geliştirilmiş ve şehir zenginleşmiştir.
Ancak, Arno ırmağının alivyonlar ile dolması ve 1280 yılında, yüzyıllar boyunca rekabet halinde bulundukları Cenovalılar ile yapılan savaşta alınan yenilgi, Pisa şehrinin gelişimi ve zenginliğini engellemiştir. 1405 yılından sonra, şehir, Floransanın egemenliğine girer.
II.Dünya savaşında ise, şehirde, büyük tahribat olur.

 

GENEL:
Şehir, Orta İtalya’nın Toscana bölgesindedir. Arno nehrinin denize dökülen ağzının, sağ kıyısındadır.

Şehirde, 100 bin kişi yaşamaktadır. Ancak, bu şehirden söz ederken: “Pisa Üniversite”sinden söz etmemek olmaz. Çünkü: bu 100 bin nüfuslu şehirde, ilaveten 60 bin üniversite öğrencisi barınmakta ve bunlar, şehrin kültürel hayatını etkilemektedirler. Şehir merkezindeki sokaklar, sık sık üniversite öğrencileri tarafından doldurulmaktadır.

Şehirde: Akdeniz iklimi hakimdir. En sıcak ay: 28-29 derece ile, Temmuz ve Ağustos aylarıdır. En soğuk aylar ise: ortalama 2 derece ile, Aralık-Ocak-Şubat aylarıdır. Yağışlar, Ekim-Kasım aylarında yoğunlaşır.

Şehirde: gece hayatı denilince: bir çok kulüp ve canlı müzik mekanı bulunduğunu bilmelisiniz. Özellikle: Borgo Stretto bölgesinde: gerek bar ve gerekse restoranlar yoğun olarak bulunmaktadır. Üniversite öğrencileri: Piazza Garibaldi ve Lungarni bölgelerinde dolaşmaktadırlar.

Turizm özellikleri incelendiğinde: günümüzde, şehirde: birkaç tarihi saray, 20 civarında kilise ve Arno ırmağı boyunca sıralanmış tarihi köprüler görülmektedir. Ayrıca, her yıl 16 Haziran tarihinde, şehrin koruyucu azizi için “Luminara” festivali düzenlenmektedir. Bu festivalde, dün batımında, binlerce mum yakılır, daha sonra çeşitli etkinlikler düzenlenir, gece boyunca havai fişekler atılır.

 

ALIŞVERİŞ:
Şehirde, birçok ürünün, özellikle el sanatı ürünlerinin satıldığı bir Pazar yeri olarak “Piazza di Cavalieri” önem kazanıyor. Ayrıca: Pisa kulesi çevresinde, turistlere yönelik hediyelik eşyaların satıldığı yerler, tezgahlar görebilirsiniz. Ancak, özellikle bu tezgahlardan alışveriş yaparken, mutlaka pazarlık yapmanızı öneririm. Diğer objelerin ise, orjinalliği şüphelidir, sahte ürün satın almamaya dikkat etmelisiniz. Özellikle, güneş gözlüklerine dikkat.
Ama, şık mağazaların bulunduğu bir yer düşünürseniz, bu kez “Borgo Stretto” caddesine gitmeniz gerekir.
Peki, bu şehirden ne satın alınır? Özellikle: Toscana ekmeği, Pecorino peyniri, Monte Piano zeytini düşünebilirsiniz.

 

NE YENİR:
Pisa şehrine yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, mutlaka “Biscotti” yani “kurabiye/bisküvit” denemelisiniz.
Bunun dışında, yemek yemek için “Head” bölgesini düşünün. Burada: çok iyi ve uygun fiyatlı restoranlar bulabilirsiniz.
Pisa kulesinin bulunduğu yerde “Kinzica” isimli, restoran-pizzacı önerebilirim. Son olarak, burada mutlaka dondurma yemelisiniz. Sadece 2-3 euro karşılığında, muhteşem bir dondurma yiyebilirsiniz.

 

GEZİLECEK YERLER:

Evet, Pisa şehrindeki gezimize, bulunduğumuz yerden bir şekilde: Piazza del Miracoli meydanına ulaşarak, şehrin en ünlü anıtlarının ve yapılarının bulunduğu yerden başlıyacağız. Bir şekilde, bu meydana ulaşıyoruz.

Şehirde: turistlerin en yoğun olarak ziyaret ettikleri yerdir. Özellikle: yaz döneminde, meydandaki çimenlerin üzerinde o kadar çok turist bulunur ki, yürümekte zorlanırsınız. Bu arada: Pisa kulesinin eğriliğini bilenler, ilginç fotoğraf çektirme yarışına girerler, elleriyle pisa kulesini düzeltmeye çalışır şeklinde, değişik fotoğraflar verirler.

 

PİAZZA DEİ MİRACOLİ-DUAMO MEYDANI:
Katedral meydanı: şehrin kalbindedir ve dünyada, Ortaçağ sanatının en güzel örneklerinin bulunduğu bir yer olarak dikkati çekmektedir. Meydan, öte yandan “Piazza del Miracoli” yani “Mucizeler Meydanı” olarak da bilinir. Meydanın en büyük özelliği: 1987 yılında, UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmasıdır.
Meydanda: 4 büyük dini yapı görülür. Bunlar:
1. Domo-Katedral
2. Campanile-Çan kulesi
3. Vaftizhane,
4. Camposanto

 

TORRE PENDENTE-PİSA KULESİ:
Katedralin çan kulesi olarak, 1173 yılında inşaatına başlanan kule yapısı, 1350 yılında tamamlanmıştır. 8 katlıdır. Elbette, en büyük özelliği “eğik” olmasıdır. Neden? Çünkü; kule, alivyonlar üzerine ve fazla derin olmayan bir temel ile yapılmış ve yapıldığı dönemde, üçüncü katına gelindiğinde eğilmeye başlamıştır. Bunun üzerine, binanın yapımı, 100 yıl boyunca durmuştur. 1272 yılında ise, üst katlarda, eğimi engellemek için, bir taraf, diğer tarafa göre daha uzun yapılarak inşaat tamamlanmıştır. 1319 yılında, yedinci ve son kat bitirilir. İnşaat tamamlandığında, eğim: yaklaşık 1 derece (80 cm) dir. 1990 yılına gelindiğinde ise, eğim: 5.5 derecedir. Bunun üzerine, yıkılma tehlikesine karşı: 2000 yılında, kulede, sağlamlaştırma çalışmaları yapılmış ve eğilmenin devamı engellenmiştir. 2010 yılında ölçülen eğim: yaklaşık 4 derece civarındadır. İlginç, İtalyanlar, bu kulenin yıkılmasını önlemek için, eğitim kontrol altına alma çabalarını sürdürüyorlar ama öte yandan, her yıl milyonlarca turist, bu eğik yani yamuk kuleyi görmeye geliyorlar.
Evet, kulenin yüksekliği: 60 metredir. Kulenin üstünde: 7 tane çan bulunmaktadır. Bunların: en eskisi, 1655 yılı yapımı ve 3600 kg. ağırlıktadır. En yenisi ise, 1606 yılı yapımı ve 652 kg. ağırlıktadır.
Bir zamanlar: ünlü fizikçi “Galile”, buraya tırmanmış ve cisimlerin düşme hızı ve yerçekimi konusunda çeşitli deneyler yapmıştır. Galile, Pisa şehrinde doğmuştur.
Evet, sizde, dünyaca ünlü bu kulenin, 296 basamak merdivenle tırmanılan tepesine, 40 kişilik guruplardan birine katılarak çıkabilirsiniz. 2001 yılında ziyarete açılan kulede, bu sayı kısıtlaması, tamamen güvenlikten kaynaklanıyor. Ancak, bunun karşılığında, 15 euro ücret ödemeniz gerekiyor. Hatta: bu aldığınız bileti, kullanma zamanınız belirleniyor, yani bu aldığınız bileti, engeç 3 saat içinde kullanmanız şart, yoksa bilet geçerliliğini yitiriyor. Bu yüzden, önceden bilet satın almayın, kuleye girmeyi düşündüğünüz anda bilet satın alın.

   

DUOMO:
Daha önceki yazılarımda belirtmiştim, bizdeki “Ulucami” ismi gibi, İtalya şehirlerinde de, en büyük ve ünlü katedrallere, yani dini yapılara “Duomo” ismi veriliyor. Pisa şehrindeki Duomo katedrali de, dünyanın en iyi “Romanesk” katedrallerinden birisidir. Pisa başpiskoposu, 1092 yılından bu yana, burada ikamet etmektedir. Katedralin yapımına başlanılması konusunda bir söylenti var: 1062 yılında, Pisa Cumhuriyeti askeri güçleri, Tuscany kıyılarında, bir Müslüman askeri birliği bozguna uğratmışlar ve bunun onuruna, bu katedrali inşa etmeye başlamışlar.
Yapı: Buscheto tarafından yapılmıştır. İnşaata 1064 yılında başlanmıştır. Romanesk mimari özellikleri taşımaktadır. Cephe: mermer ve renkli mermer diskler, beyaz ve gri taş kullanılarak yapılmıştır. Merkez kapı: ilk yapıldıktan sonra çıkan bir yangın sonucu yanmıştır. Bunun üzerine, 1595 yılında; bronz kapı yapılmıştır. Dış doğu ucunda, yükselen bir sütun üzerinde bulunan heykel, yapıldığı dönemde, yani 11 ve 12’nci yüzyıllar arasında, dünyanın en büyük metal heykeli olarak önem kazanmıştır. (Bu heykel, günümüzde Katedral Müzesinde sergilenmektedir) Yapının uzunluğu: 100 metre, yüksekliği 54 metredir. Cephe genişliği: 35.40 metredir.
Yapının içine gelince: iç kısım, siyah ve beyaz mermerler ve altın yaldızlı bir tavan ve fresk süslemeler ile bezenmiştir. Bu bezemelerin, büyük ihtimalle: 1595 yılındaki büyük yangın sonrasında yeniden yapıldığı düşünülmektedir. Ancak: yapının içinde bulunan mozaik bezemeler, bu yangında yok olmamışlardır. Buraya yolunuz düşerse, yapının içindeki “Hz. İsa” mozaiğini mutlaka görmenizi öneririm.
Son olarak: bütün Katolik şehirlerinde olduğu gibi, bu şehrin de koruyucu bir azizi var. Pisa şehrinin koruyucu azizi “Tino da Camaino” nun kemiklerinin bulunduğu mezar: Roma imparatoru VII Henry tarafından, 1315 yılında yaptırılmıştır. Ayrıca: Papa VIII Gregory’in mezarı da buradadır.

   

BATTİSTERO-VAFTİZHANE:
Yine, aynı bölgededir. St. John için adanmıştır ki kubbenin üstünde heykeli bulunmaktadır. Yuvarlak, Romanesk tarzı yapı: 12’nci yüzyıl ortalarında yapılmıştır. İtalya ülkesinin en büyük vaftizhanesidir. Çevresinin uzunluğu: 107 metredir.
Bu yapı da, akustiğiyle önem kazanmaktadır. Yapının içinde, koro herhangi bir eser icra ettiğinde, sesinin 2 km. uzaklıktan duyulduğu söyleniyor.

CAMPO SANTO MONUMENTALE-ANIT/ESKİ MEZARLIK:
Katedral meydanının kuzeyindedir. Çevresi duvarlarla çevrili mezarlığın, dünyanın en güzel mezarlığı olduğu iddia edilmektedir.
Burası “kutsal topraklar” olarak anılıyor. Çünkü: bir söylentiye göre: 12’nci Haçlı seferi sırasında, Pisa Başpiskoposu Ubaldo de Lanfranchi: “buraya gömülecek cesetlerin, 24 saat içinde çürüyerek yok olacağını” söylemiştir. Dolayısı ile, burası kutsal topraklar olarak kabul edilmiştir. Hatta: temelde, buraya, haçlılar tarafından, Kudüs’ten toprak getirildiği de söylenir.
Dikdörtgen şeklindeki yapı: önceki mezar zemin üzerine inşa edilmiştir. Mimari tarz: Gotik. İnşaata 1278 yılında başlanmış ve 1464 yılında tamamlanmıştır. Başlangıçta, buranın tamamen orijinal bir mezarlık olması düşünülüyor sa da, sonradan bir kilise (Santissima Trinita) haline getirilmiştir. Yapı içinde, 3 şapel bulunmaktadır. Bunların en eskisi: 1361 tarihli “Ligo Ammannati” şapelidir. II. Dünya savaşındaki bombardıman sırasında: gerek yapı ve gerekse lahitler büyük zarar görmüştür. Bunun üzerine, fresklerin bir bölümü: Sinopie Müzesinde sergilenmektedir.
Günümüzde, burayı ziyaret ederseniz: içeride, Roma dönemine ait, büyük bir lahit koleksiyonu görebilirsiniz. Bu lahitler, daha önce tüm katedral çevresinde, dağınık olarak bulunuyor iken, bu mezarlık inşa edildikten sonra, ortadaki çimenlik bölüm üzerinde toplanmışlardır. Ayrıca: duvarlarda çeşitli freskler görebilirsiniz. Bunların en eskisi, 1360 yılından kalmadır. Güney batı tarafından “Çarmıha germe” freski, Francesco Traini tarafından yapımıştır ve ilgi çekmektedir.

SPEDALE NUOVO Dİ SANTO SPİRİTO:
Burası, 1257 yılında inşa edilen bir hastane yapısıdır. Bu yapıda: yoksullar, hastalar, terk edilmiş çocuklar ve hacılar sığınmışlardır. Yapı içinde: Santa Chiara isimli küçük bir kilise bulunmaktadır.
1562 yılında, Medici ailesinin hükümranlığı sırasında, yapı, yeniden yapılandırılmıştır. Tüm kapı ve pencelere, gri kumtaşı kaplı dikdörtgen alanlar, yeniden modifiye edilmiştir.
Bina: yakın geçmişe kadar hastane olarak kullanılmakta iken, 1979 yılında, Sinopias Müzesi olarak hizmetini sürdürmektedir.

Evet, meydanın merkezindeki bu yapıları gezdikten sonra, hemen yakındaki, 2 müzeyi ziyaret ediyoruz. Hemen katedralin karşısındaki uzunca yapının, kıyısında: yüzlerce hediyelik eşya satıcısı tezgahlar bulunuyor. Bunları gezerken, mutlaka ilginizi çekecek bir şeyler bulabilirsiniz. Bu yapının hemen arka bölümünde 2 müze var.

 

MUSEO DELL’OPERA DEL DUOMO:
Bu müzede, ünlü heykeltıraş Pisonu’nun heykelleri ve katedral hazineleri bulunmaktadır.

 

MUSEO DELLE SİNOPİE-SİNOPİAS MÜZESİ:
Müzede: Camposanto fresklerinin orjinalleri bulunmaktadır. Bunlar: anıt mezarlıkta bulunan: kırmızı aşı boyalı, yeşilimsi ve kahverengi toprak rengi ile yapılan fresklerdir.

Buranın hemen kuzeyindeki caddeden biraz yürürseniz, bu kez, şehrin önemli bir yeşil alanı ile karşılacaksınız.

ORTO BOTANİCO Dİ PİSA:
Burası, Pisa Üniversitesi kontrolündeki bir botanik bahçesidir. Bahçe, ilk olarak: 1545 yılında kurulmuştur. Avrupa’nın ilk üniversite botanik bahçesidir. Bulunduğu yere, 1591 yılında taşınmıştır. Aynı zamanda, İtalya ülkesinde ilk inşa edilen demir çerçeveli sera da buradadır.
Günümüzde, bu bahçede: 1591 yılında inşa edilen botanik enstitüsü binası, bitki bahçeleri ve deniz kabukluları koleksiyonları görülebilir.

Daha sonra: 63 Via Santa Maria caddesinden yürümeye devam ediyoruz ve Arno nehrinin kıyısına vardığımızda, yine güzel bir yapı ile karşılaşıyoruz. Hemen solda, bir saray yapısı var.

 

PALAZZO REALE-ULUSAL MÜZE:
1989 yılında, bazı özel koleksiyonların sergilenmesi için hazırlanmıştır. Müze binası: 17 ve 19’ncu yüzyıllar arasında, burada yaşayan aristokratların yaşam tarzını göstermesi açısından ilginçtir. Müzede: tarihi zırhlar, İtalyan ve Flaman sanatçılara ait resimler ve resmi portreler görülmektedir.

Buradan sonra, sol yöne ilerliyoruz. Arno nehrinin kıyısındaki bu güzel yürüyüşten sonra, ilk köprüden, nehrin karşı kıyısına geçiyoruz. Köprüyü geçince, yine sola dönüyoruz, Arno nehrinin kıyısındaki güzel bir kilise yapısını göreceğiz.

 

SANTA MARİA DELLA SPİNA:
Burası, 1230 yılında yapılmış, Gotik mimari özellikleri taşıyan, küçük bir kilisedir. Kilisenin isminin sonundaki “Spina” kelimesi, sonradan eklenmiştir. Çünkü: 1335 yılında, söylentilere göre: Hz. İsa, çarmıha gerildiğinde, başında bulunan taç’ın, diken parçalarından birisi, buraya getirilmiş ve “diken” kelimesinin, İtalyanca anlamına istinaden, kilisenin isminin sonuna “Spina” yani “diken” kelimesi eklenmiştir.
Ancak, daha da ilginç olanı: 1870 yılında, Arno nehrinin taşkın felaketlerinden korunması için, kilise bulunduğu yerden sökülmüş ve günümüzdeki daha yüksek konumlu yerine taşınmıştır.
Başta da söylediğim gibi: yapı, Gotik mimari özellikleri taşımaktadır. Ancak: gördüğünüzde hissedeceğiniz gibi, Avrupa’nın en ünlü Gotik yapılarından biri olarak öne çıkmaktadır. Özellikle, mermer cephesi ilgi çekmektedir. Ayrıca: 14’ncü yüzyılda, birçok sanatçı tarafından, yapının dış kısmı, birçok heykel ile zenginleştirilmiştir. Yani, sonuç olarak yapının dört cephesi de, zengin bezemeler ile süslenmiş ve tam bir görsel zenginlik yaratılmıştır. Yapının içine gelince: dışı kadar muhteşem değil, daha sade bir görüntü sunuyor.

Evet, gezimizin bu bölümü burada bitiyor.

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER:

PALAZZO DELLA CAROVANA:
Burası, bir saray yapısıdır.
Yapı: 1560-1564 yılları arasında yapılmıştır. Yapılış amacı: Stephen Şövalyelerinin bir karargahı olmasıdır. Yapının cephesi ve cephede bulunan heykeller: yapıldığı dönemi yansıtmakta ise de, yapıda bulunan resimler: 19 ve 20’nci yüz yıl arasındaki döneme aittir. Heykeller arasında: Medici arması ilgi çekmektedir. 1563 yapımlı: Toskana Grand Dükü büstleri dikkati çeker. Ön cephedeki, çift taraflı merdiven: 1820 tarihinde yapılmıştır. Yapının salonunda, 16’ncı yüzyıl yapımı, çeşitli resimler görülebilmektedir.

 

SANTO STEFANO DEİ CAVALİERİ:
Burası bir kilisedir. 17’nci yüzyılda yapılmıştır. Burada: Donatello tarafından yapılan bir büst ve çeşitli sanatçıların resimleri bulunmaktadır. Ama, buranın en ilgi çeken yanı: 16 ve 18’nci yüzyıllar arasındaki deniz savaşlarında elde edilen ganimetlerin sergilendiği yer olmasıdır. Bu sergide bulunan bazı objeler: 1571 yılında yapılan Lepanto deniz savaşında ele geçirilen Ali Paşa” Amiral gemisinin savaş flamasıdır.

MUSEO NAZİONALE Dİ SAN MATTEO:
Piazza San Matteo bölgesindedir.
Müzede, tüm Pisa şehri ve çevresindeki kiliselerin orijinal eserleri sergilenmektedir. Yapı ise: Toskana bölgesi, Rönesans sanatının en büyüleyici eserlerinden birisidir. Burada, 12 ile 15’nci yüzyıllar arasındaki döneme ait, resim ve heykeller sergilenmektedir. Eserleri sergilenen sanatçılardan öne çıkanlar: Pisano, Giovanni, Martini, Masaccio.

 

ESKİ GEMİLER MÜZESİ:
San Rossore istasyonu çevresindeki alanda, yürütülen çalışmalar sırasında, 1998 yılında, şehrin antik limanı kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Helenistik ve geç Roma dönemine ait bu kalıntılar: antik Medicei cephaneliklerinin bulunduğu yerde sergilenmektedirler. Burada, eski gemi kalıntıları görebiirsiniz.

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK-DENİZE GİRİLECEK YERLER:

VİAREGGİO:
Toskana bölgesinde, şehrin, deniz kıyısında, plajlarıyla ünlü bir bölgesidir. Burada, güzel ve temiz plajlar, restoranlar ve dükkanlar bulunmaktadır. Şehir merkezine, 20 km. uzaklıktadır. Floransa şehrine 80 km. ve Siena şehrine ise, 130 km. uzaklıktadır.
Kumlu plajlar, özellikle çocuklar için idealdir. Derinlik, denizde uzun süre gidildikçe artar.

FORTE DEİ MARMİ:
Buranın en büyük özelliği: 18’nci yüzyılda inşa edilmiş, 300 metre uzunluğundaki iskeledir. İskele: bölgeden çıkarılan mermerlerin nakliyesi için inşa edilmiştir. Muazzam ve son derece beyaz “Carrara” mermer blokları, özellikle Michelangelo tarafından, tüm zamanların en büyük heykelleri haline getirilmiştir.
Ancak, bölge, özellikle, son yüzyılda, burası, önemli bir turizm merkezi haline gelmiştir. İskele çevresinde: Apuan Alpleri bulunmaktadır. Bunların ön tarafında bulunan kıyı kesimi, muhteşem bir güzellik gösteriyor. Daha doğrusu “Toskana Riviera” sı ortaya çıkıyor.

İtalya, Floransa, Firenze

8.662 kişi okudu!


İtalyanca ismi “Firenze” dir. Latince ismi ise “Fiorenza-Florentia” dır. Şehrin bu değişik isimlerini de yazıyorum çünkü Avrupa’da iken bu şehre ulaşmak isterseniz, birçok yerde “Firenze” ismi kullanılmaktadır. Yani: Floransa, yanlızca tarafımızdan kullanılan bir isimdir. Bu yüzden, özellikle ulaşımda sıkıntı yaşamamak için, şehrin değişik isimlerini bilmenizde yarar var.

Evet, Floransa: 2012 yılında, gerek uluslarası düzeyde ve gerekse ülkemiz basınında, 2012 yılında, mutlaka görülmesi gerekenler listesinde, 1’nci sırada seçilmiştir. Sanırım bunun en büyük sebebi: bu şehirde, kilometre kareye düşen “eser” sayısı açısından, dünyada tek olmasıdır.

Şehir: 15’nci yüzyılda, Avrupa’nın kültür başkentiydi. Yani: 15’nci yüzyıla, Floransa damgasını vurmuştur.

Şehir: Rönesans yani “yeniden doğuş”un beşiğidir ve sanat ve mimari harika eserlerle doludur. Bunun sonucunda, şehir: 1982 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek, koruma altına alınmıştır.

Evet, bu şehirde 70’den fazla müze var. Bunlar arasında özellikle: Uffizi galerisi, Palatine galerisi ve Arkeoloji Müzesini mutlaka görmenizi öneriyorum. Hatta: 50 dolar karşılığında; “Floransa Kart” satın alırsanız, kent içindeki toplu taşımada, 3 günlük ücretsiz ulaşım yanında, 50 müzeyi de, ücretsiz gezebilirsiniz.

ULAŞIM:
Floransa şehri: İtalya’nın başkenti Roma şehrinden 1.5 saat, Venedik şehrinden: 3 saat (hızlı tren ile) ve Milano şehrinden, yine hızlı tren ile, yaklaşık 3 saat uzaklıktadır.
Genellikle, Roma şehrinde konaklayan turlar, buraya günübirlik gezi yapıyorlar. Ama, tur ile gitmek istemezseniz, Roma şehrinden kalkan 2 tren buraya geliyor. Hızlı trenler: 1.5 saat ve 45 euro karşılığında, Roma-Floransa arasındaki yolu alıyorlar. Ama, hızlı değil de normal tren isterseniz, yaklaşık 4 saatlik bir yolculuk ve 17 euro ödemeniz gerekir.

 

HAVAALANI:
Şehrin havaalanı “Americo Vesbucci Havaalanı”, şehir merkezine 5 km uzaklıktadır.
Havaalanından, şehir merkezine, taksi ile gitmek isterseniz, muhtemelen 15-20 euro arası ücret ödemeniz gerekmektedir.


TARİHİ:
Şehir, ilk olarak: MÖ.80 yıllarında, Romalı general Lucius Cornelius Sulla tarafından, gazi askerlerinin yaşam alanı olarak kurulmuştur. Yani, iki nehir arasında: Arno nehrinin verimli vadisi içinde, bir ordu kampı olarak yapılmıştır. Zamanla, yöre, bir ticaret merkezi haline gelmiştir.

Tarihi süreç içindeki 200 yıllık dönemde, şehir, çalkantılı bir dönem yaşamış ve özellikle Ostragotlar tarafından sık sık saldırılara maruz kalmıştır. 6’ncı yüzyıl ise, barış içinde geçer. 774 yılında, şehir, Toskana krallığının bir parçası haline gelir. Bundan sonra, nüfus hızla artmaya başlar ve ticaret, şehri zenginleştirir.

1000 yılına gelindiğinde, şehrin altın çağı başlar. 1013 yılında, Basilica di San Miniato bazilikasının inşaatına başlanır. 1284 ve 1406 yıllarında, en güçlü rakip şehir Pisa ile yapılan çatışmalar kazanılır ve ticaret iyice gelişir. 1348 yılındaki veba salgınında, şehrin 94 bin kişilik nüfusunun, 25 bin kişiye düştüğü görülür. 1382-1434 yılları arasında, şehir, Albizzi ailesinin egemenliği altına girer.

15’nci yüzyıla gelindiğinde ise, şehrin: ekonomik açıdan zenginleştiği ve Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri haline geldiği görülür. Aynı dönemde, Cosimo de Medici, şehrin yönetiminde etkin hale gelir. Yani: tarihin en soylu ailelerinden olan “Medici” ailesi ortaya çıkar.

1469 yılında, Medici ailesinin bir ferdi olan Lorenzo Medici döneminde: Michelangelo, Leonardo da Vinci, Botticelli gibi sanatçılar, şehre gelirler. Hatta: çeşitli müzik etkinlikleri düzenlenir ve şehir, besteciler ve şarkıcılar tarafından da tercih edilir hale gelir. Bunun üzerine, çağdaş Floransalılar, Lorenzo il Magnifico’ya “Muhteşem Lorenzo” ismini verirler. Yani: Lorenzo de Medici, İtalya’nın siyasi ve kültürel beyni olarak kabul edilir. Hatta: Medici ailesinin iki üyesi: Papa olarak görev yapmışlardır. Ayrıca: Catherine de Medici: 16’ncı yüzyıl başlarında, Fransa kralı I. Henri ile evlenmiş, 1559 yılında, kral eşinin ölümü üzerine, bir süre, Fransa’yı yönetmiştir.

Şehir: 14 ile 16’ncı yüzyıllar arasında: dünyanın siyasi, ekonomik ve kültürel başkenti olmuştur. Hatta: günümüzdeki “Euro” gibi, bir zamanlar, ortaçağ döneminde, 300 yıl boyunca, Avrupa ülkelerinin birçoğunda, Floransa parası olan “Filorin” kullanılmıştır.

1494 yılında, Lorenzo Medici ölür ve oğlu Pietro II başa geçer. Bu sırada, Fransa ordusu, komşu Pisa şehri kapılarına gelir dayanır ve daha sonra şehri ele geçirirler. Floransalı isyancılar ve kral II. Pietro şehirden kovulurlar.

16 Mayıs 1527 tarihinde, Floransa’da, ikinci Medici dönemi başlar.

Medici hanedanı: 1737 yılında, Avusturya topraklarında da egemen olurlar. 1801 yılına gelindiğinde ise, bu kez, Toskana bölgesinin Fransa tarafından ilhak edildiği görülür. 1807 yılında, Mediciler, tahttan indirilirler. Floransa, Fransa’ya bağlanır ve 1814 yılında Toskana tahtına çıkan Napolyon: 1859 yılındaki Viyana kongresi sonucu, tahttan indirilir. 1861 yılında, Toskana bir eyalet olarak kabul edilir.

1865 yılına gelindiğinde, Floransa, İtalya başkentidir. Bu dönemde, şehirde önemli yapılaşma görülür. Şehrin batı ucunda, büyük bir zafer takı inşa edilir.

20’nci yüzyıla gelindiğinde: şehrin nüfusunun iki katına çıktığı görülür. Dünya savaşı sırasında ise, 1943-1944 yılları arasında, Alman işgali görülür. 1944 yılında, müttefiklerin baskıları sonucu geri çekilen Alman birlikleri, Arno nehri üzerindeki tüm köprüleri tahrip ederler. Ancak, şehirdeki Alman general ikna edilir ve Ponte Vecchio bölgesi, tarihsel değeri nedeniyle, son anda havaya uçurulmaktan kurtarılır. Bunun yanında, şehrin güney bölümündeki tarihi alan olan “Corridoio Vasariano” bölgesi tahrip edilmekten kurtarılamaz. Savaştan sonra, bu bölgedeki yapıların birçoğu : mümkün olduğunca, modern tasarım ile eski tarz birleştirilerek, yeniden inşa edilmişlerdir.

1945 yılının ortalarında, II. Dünya savaşı sonunda, şehir, Amerikalılar tarafından ele geçirilir ve şehirde ilk Amerikan Üniversitesi kurulur. Kasım 1966 tarihinde, şehir hayatında yine önemli bir olay olur. Arno nehrinin yükselen suları, şehrin sular altında kalmasına sebep olur ve birçok sanat hazinesi, bu selden olumsuz etkilenir. Kasım 2002 tarihinde, şehir yine sel sularının etkisi altına girer.

GENEL:
Floransa: derli-toplu bir şehirdir. Şehrin tarihi değerlerinin hepsi: Centro Storico bölgesindedir. Ancak, km. kareye düşen tarihi eser sayısı bakımından; dünyada, birinci sıradadır. Böyle olunca da, özellikle yaz aylarında, şehir milyonlarca turist tarafından ziyaret edilmektedir. Zaten, şehir dümdüz olduğu için yürüyerek rahatlıkla gezilebiliyor.

Stendhal Sendromu: şehirde birbirine benzer o kadar çok eser ve meydan, alan var ki; şehir ziyaretçileri “ben daha önce buraya gelmiştim”, “ben daha önce bu eseri görmüştüm” gibisinden, bir tür sendroma giriyorlar. Hatta: bu eserlerden etkilenenlerin bir kısmı: içinde bulundukları zamanı unutup, geriye, yıllar öncesine, eserlerin yapıldığı yıllara gidiyorlar. Bu nedenle: şehir geziniz için mutlaka uzun zaman ayırın ve bu şehirden, bir-iki günde çıkmayı düşünmeyin.

Şehirde, 400 bin civarında bir nüfus yaşamaktadır. Toskana bölgesinin en kalabalık şehridir. Şehir her ne kadar tarihi özellikleriyle öne çıksa da, Floransa, aynı zamanda, İtalyan moda merkezi olarak da bilinmektedir. Dünya moda başkentleri arasında, ilk 50 içinde bulunur.

Şehrin ortasından: Arno nehri geçmektedir.

Şehri ziyaret zamanı: Floransa şehrine, paskalya zamanı bir Pazar günü giderseniz, çok güzel bir geçit törenini izleyebilirsiniz. Bunun yanında: şehrin bulunduğu bölgede: nemli subtropikal ve Akdeniz ikliminin etkin olduğunu bilmekte yarar vardır. Bu iklim özellikleri nedeniyle: bölge orta derecede yağış alır ve kışları nispeten serin, yazları ise nemlidir. Özellikle: Haziran-Ağustos ayları arasında, sıcak ve nemli ortam egemendir. Yaz sıcakları, kıyı boyunca daha yüksektir. En sıcak ay: 30-31 derece ile, Temmuz ve Ağustos aylarıdır. En serin aylar ise: Aralık-Ocak ve Şubat ayları olup, ısı genellikle 1-2 derece civarındadır.


ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI:
Şehir içi otobüs biletleri, 1 eurodur. 24 saat geçerli otobüs biletleri ise, 4.5 eurodur. Otobüslere binerken, biletinizi otobüs girişinde damgalatmanız gerekmektedir, aksi halde, büyük para cezası ödemek zorunda kalırsınız.
ALIŞVERİŞ:
Şehirde alışveriş yapmak isterseniz, tercih edebileceğiniz büyük mağazalar: Coin ve Rinascente olabilir.

Peki bu şehirden ne satın alınmalı şeklinde bir soruya verilecek en güzel cevap: “şarap” olabilir. Çünkü: özellikle, buradan kendiniz veya yakınlarınız için hediyelik olarak, şarap satın alabilirsiniz. Ayrıca: deri ürünleri ve dantel de tercih edebilirsiniz.
NE YENİR-NE İÇİLİR :
Şehirde: trattoria denilen restoranlar bulunmaktadır. Bunlar: sade ve güzel lokantalardır. Özellikle: şehirde, Pazar günleri kurulan “Bit pazarı” na da ev sahipliği yapan “Piazza Santo Spirito” yani “Kutsal Ruh Meydanı”na giderseniz: buradaki trattoria’larda, uygun fiyatlı, yerel lezzetlerden tadabilirsiniz. Bu meydanda, aynı zamanda, birçok bar da bulunmaktadır.

Şehirde, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz önerebileceklerimin başında: Bruschetta gelir. Bu: kızartılmış ekmek üzerine, domates, sarımsak, fesleğen ve zeytinyağı sürülerek yenilen bir spesiyaldir.

Carpaccio: ince dilimlenmiş, sığır etidir.

Bistecca alla Florentina: genellikle az pişirilen, kalın bir tür biftek’dir ki, hatta kanlı kanlı yenilmektedir.

Tabii bu ülke, bu şehir olur da “pizza” olmazmı? Elbette var. Özellikle, önereceğim bir pizza restoranı “la lampara” olabilir.

Tatlı derseniz: 1872 yılından günümüze hizmetini sürdüren, Signoria Meydanında bulunan “Caffe Rivoire” de, sıcak çikolata denemelisiniz. Son olarak, bu şehirde “dondurma” yemelisiniz. Dondurmayı: Bargello’nun arkasında: Galateria del Neri, Vestri veya Vivoli denilen yerde tatmalısınız.

Chianti Classico: bu bir tür şaraptır ve Toskana vadisi üzümlerinden üretilmektedir. Özellikle: Floransa ve Siena arasındaki “Chianti” denilen yer, ünlü şarap üretim alanıdır.

GECE HAYATI:
Şehirde, özellikle akşam saatlerinde: Piazza della Republica meydanı oldukça hareketlidir. Bu hareketlilik, sokak müzisyenlerinin müzikleriyle sağlanmaktadır.
Gece hayatının hareketlendiği diğer yerlerden bazıları ise: May Day Lounge, Central Park ve The Fiddler Elbow. Bunların yanında “Red Garten” düşünülebilir. Burada, mükemmel hizmet sunulmaktadır.

Piazza della Liberta meydanındaki Partere denilen yer de ilgi çekmektedir.

 

MEDİCİ:
Lorenzo de Medici: şehri, kültür başkenti haline getirmiştir. Kendisi: başarılı bir işadamı ve aynı zamanda bankerdir. Ancak, döneminde, sanatçılara destek olmasıyla tanınır. Özellikle: Donatello, Michelangelo ve Da Vinci gibi sanatçılara olan desteği ile tanınır. Michelangelo: 12 yaşında, Medici’nin sanat okuluna girer ve üstün dehası, burada keşfedilir.
Bunun yanında: bir diplomat gibi hareket ederek, savaşan prenslikler arasında, barışın sağlanmasında büyük emeği olmuştur. Hatta: dönemin “papa”ları, kendisinin önerilerini dinlemişler, fikirlerine değer vermişlerdir.
Evet, bu büyük şahıs: 1469-1492 yılları arasında, gerçekten büyük başarılara imza atmıştır. Bir anlamda, Rönesansın babası olarak kabul edilir.

 

DANTE:
1265-1320 yılları arasında yaşamıştır. Dante Alighieri; modern edebiyatın, dünyadaki kurucularından birisidir. Aynı zamanda, İtalya’nın en büyük şairi olarak kabul edilir. İtalyan dilinin de babasıdır.
En önemli eseri olan “İlahi Komedya” da: değişik bir yolculuk ile, tanrıyı bulmaya çalışan bir adamın öyküsünü anlatmaktadır.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

GEZİ PLANI:

Şehirdeki gezimizin ilk durağı: bu şehre en büyük değer katan yapı olan “Duamo” yani “Basilica di Santa Maria del Fiore” den başlayacağız. Bulunduğunuz yerden, bir şekilde: “Piazza del Duamo” olarak isimlendirilen bölgeye ulaşmalısınız.

Çok kalabalık, hareketli bir yer. Ama, özellikle, burada göreceğimiz “Bazilika” ve “Çan kulesi” inanın muhteşem, gözlerinize inanamayacaksınız, tam bir mimari harikalar. Ama, aynı zamanda uzun bir kuyruk, sıra beklemeniz gerektiğini unutmamanız gerekir. Hatta, bu sıra yani kuyruk çoğu kez, bazilikanın çevresini dolanıyor. Neyse, en iyisi siz sıraya girin, ilk durak Bazilika.

PİAZZA DEL DUOMO:
Katedral meydanı, tarihi merkezin tam ortasındadır. Şehirde ve Avrupa bazında, en çok ziyaret edilen yerlerin başında gelmektedir. Özellikle: Piazza del Duamo, Vaftizhane ve Giotto Campanile binaları, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınarak korunan şehrin tarihi bölgesinin en ilgi çeken binalarıdır. Evet, gelelim bu tarihi yapıları gezmeye.

Önce: yukarıda sözünü ettiğim gibi, uzunca bir kuyrukta, sıraya giriyoruz ve Duamo katedralini geziyoruz.

                 

DUAMO-SANTA MARİA DEL FİORE KATEDRALİ-FLORANSA KATEDRALİ-MERYEM ANA KATEDRALİ:
Duamo ismi: şehrin en büyük kilisesine verilen özel bir isimdir. Ülkenin diğer şehirlerinde de en büyük kiliseler, bu ortak isimle anılıyor. Bizde ki “Ulucami” benzeri bir isimlendirme yöntemi kullanılıyor. Duamo kelime anlamı ise “kubbe” dir.
Büyüklüğü ile, Avrupa’nın dördüncü kilisesidir. Roma Katolik Başpiskoposu, bu kilisede yaşamaktadır.
Mimar Arnolfo di Cambio tarafından yapılmıştır. Ancak, yapının muhteşem kubbesi, sonradan Filippo Brunelleschi tarafından eklenmiştir. Kubbe: iç içe geçme iki kubbe gibi, birbirine geçme tuğlalarla yapılmıştır. Yani: modern çağın yeni yapısal teknikleri kullanılmaya başlanıncaya kadar, dünyanın en büyük tuğla yapılı kubbesi olarak öne çıkmıştır. İç içe geçme iki kubbe, dıştaki tuğla, içteki ise demir-çelikten. Düşününce, yüzlerce yıl geçmesine rağmen yıkılmamış olması ilgi çekiyor. Michelangelo: Roma şehrindeki “St. Pietro kilisesi” ni yaparken; buranın kubbesinden ilham almıştır.
Evet: bu muhteşem yapının inşasına: 1295 yılında başlanmıştır. Yapımın tamamlanması, 140 yıllık süreç sonunda, 1435 yıllarına kadar sürer. Dış cephesi: yeşil, pembe ve beyaz mermerler ile yapılmıştır. Yapının uzunluğu: 153 metre, yüksekliği: 116 metredir.
Giriş ve sunak arasındaki uzaklık: bir hayli fazladır. Yapının içinde: özellikle, Michelangelo tarafından yapılan “Pietro” isimli heykel mutlaka görülmesi gereken bir eser olarak öne çıkmaktadır. Bu heykelde: Meryem Ana’nın acısı yansıtılmaktadır.

Katedrali gördükten sonra yapının hemen yanındaki uzun kuleyi görmelisiniz.

         

GİOTTO CAMPANİLE-ÇAN KULESİ:
Katedral kompleksinin bir parçası gibi yerleştirilmiştir. Zengin heykelsi süslemeleri ve mermer dış cephesi ilgi çekmektedir. Bu durum, kulenin, katedralin boyalı bir kulesi gibi görünmesine neden olur.
1334 yılında, ünlü ressam Giotto di Bondone tarafından yapılmıştır. Ancak, sanatçı kulenin yapımında, kendi tasarımı, ışık-gölge oyunları ve değişik çizim teknikleri kullanmıştır. Beyaz mermerden geometrik desenler, sanatçının ölümü üzerine, 1337 yılında, Carrara isimli sanatçı tarafından bitirilmiştir. Ancak, günümüzde, sanatçının birçok eseri kule yapısında görülebilmektedir.
Kule: 15 metre yüksekliğinde bir podyum üzerinde durmaktadır. Bunun üzerinde, 84.7 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. En büyük çan: 5300 kg. ağırlıktadır. 1705 yılında yapılmıştır. En küçük çan ise, 1956 yılında yapılmış olup, 237 kg. ağırlıktadır.
Kulenin seyir terası, 84.7 metre yüksekliktedir ve buraya çıkmak için, 414 basamaklı merdiveni tırmanmak gerekiyor.

Daha sonra, yine meydanın tam ortasında güzel bir dini yapı daha var.

        

FLORANSA BAPTİSTRY-BATTİSTERO Dİ SAN GİOVANNİ-VAFTİZHANE:
Duamo kilisesinin karşısında, küçük bir bazilikadır.
Yapı: 1059-1128 yılları arasında inşa edilmiş, şehrin en eski yapılarından birisidir. Mimari tarzı: Romanesk.
Yapının bronz heykellerle süslü kapılarındaki kabartmaları ilgi çekmektedir. Yapının bronz kapılarını yapmak için, dönemin Floransalı sanatçıları arasında büyük yarışmalar yaşanır.

Güney kapıları: Andrea Pisano tarafından yapılmıştır. Kendisi: Avrupa’nın en iyi bronz demircilerinden biri olarak tanınır. Kapıların: döküm ve altın yaldız işlemeleri, Venedik tarafından yapılır. 6 yıllık bir çalışma sonunda, kapılar, 1336 yılında tamamlanır.
Kuzey ve doğu kapıları: Lorenzo Ghiberti tarafından yapılmış olup, İncil’den sahneler işlenmiştir. 1348 yılında, birçok sanatçının yarıştığı bir yarışma sonucu, Lorenzo seçilmiştir. Bu kapıların yapımı: 17 yaşındaki sanatçının, tam 21 yılını almıştır. Bu yaldızlı bronz kapılarda: İsa’nın yaşamını tasvir eden, 21 panel ve ayrıca, Yeni Ahitten, 28 panel bulunmaktadır.
Doğu tarafındaki kapı ise, Michelangelo tarafından yapılmış olup, “Cennetin kapıları” betimlenmiştir. Bu betimlemelerin orjinalleri: 1990 yılında, 500 yıllık süreçte maruz kaldıkları yıpranmaların önlenmesi için alınmış ve yerlerine kopyaları konulmuştur. Orijinal paneller: Museo dell’Opera bölümünde, kuru ortamda muhafaza edilmektedir.
Binada: Bizans stili mozaikler ilgi çekmektedir. Hatta: ünlü yazar İnferno: Cehennem isimli eserini yazarken, bu mozaiklerden esinlenmiştir. Hatta: ünlü yazar Dante’nin, ölüm ve yeniden dirilişi konusundaki düşünceleri; bu mozaiklere ve görüntülere bakarak büyümüş olması nedeniyle, derinden etkilenmiştir.
Evet, vaftizhanenin iç kısmı: Roma şehrindeki, Pantheon tapınağına benzemektedir. İç mekan oldukça karanlıktır. Işık, küçük pencerelerden girmektedir. İç duvarların işlemelerinde, geometrik desenler hakimdir, renk olarak ise, koyu yeşil ve beyaz mermer kullanılmıştır. Biraz önce sözünü ettiğim mozaik tavan bölüm ise: 1225 yılında, Venedikli ustalar tarafından yapılmıştır.
Ünlü sanatçı “Dante”nin ve Medici ailesinin birçok ferdinin vaftizi burada yapılmıştır. Hatta: 19’ncu yüzyılın sonuna kadar, Katolik Floransalıların tümünün vaftizleri burada yapılmıştır.

Daha sonra, katedral yapısının hemen arkasında, bir müzeyi geziyoruz.

MUSEO DELL’OPERA DEL DUAMO-KATEDRAL MÜZESİ:
Piazza Duomo bölgesindedir.
Burası eski bir bazilika iken, sonradan müze olarak düzenlenmiştir. Hemen, Duamo’nun doğusundadır. 1891 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Müzenin en değerli eserleri arasında: Floransa Vaftizhanesinin “Cennet kapıları” bulunmaktadır. Yukarıda hatırlarsanız, vaftizhanenin kapılarının bozulmaması için, yerlerinden alınarak, bu müzeye konulduklarını, orijinal yerlerinde ise, kopyalarının bulunduğunu söylemiştim. Kapıların orjinalini görmek isterseniz, burayı ziyaret etmeniz gerekir.

Vaftizhanenin hemen yanında, yine bir tarihi yapı görülüyor.

LOGGİA DEL BİGALLO:
Yapı: geç Gotik mimari özellikleri taşımaktadır. 1352-1358 yılları arasında yapılmıştır. Yapının bir hayırsever tarafından inşa ettirildiği düşünülüyor. Bir süre: terk edilen bebeklerin bakımı için kullanılmıştır. Yani, bir tür, bakım evi işlevi sürdürmüştür.

Daha sonra: 5 Via de’Martelli caddesinden ilerlemeye devam ediyoruz. Hedefimizde, yine bir dini tarihi yapı var. Cadde, gayet hareketli ve canlı, iki yanda, dükkanlar var. Bir süre sonra, ilk sola dönüyor ve Via de’Gori caddesinde ilerlemeye devam ediyoruz. Burada da, yine hediyelik eşya satan dükkanlar var. Bir süre sonra, yine gayet kalabalık ve hemen ortasında, bir heykel bulunan meydana çıkıyoruz. Bu meydanın ismi “Piazza di San Lorenzo” meydanıdır
Meydanın önemli anıtı: Basilica di San Lorenzo (Firenza) Bazilikasıdır.

 

SAN LORENZO BAZİLİKASI:
Yapı: 1420 yılında, Brunelleschi tarafından yapılmıştır. Yapılış amacı: Medici Cosimo’nun mozolesi olarak kullanılmasıdır.
Yapıldığı dönemde, yapının dış cephesi: Michelangelo tarafından yapılmaya başlanılmış ancak, daha sonra yarım bırakılmıştır. Sanatçı, şehirde dönen entrikalardan olumsuz etkilenerek, burayı yarım bıraktıktan sonra, Roma şehrine gitmiştir.

Buradan sonra, şehrin daha kuzey bölümüne, müzelerin bulunduğu bölüme doğru ilerliyoruz.
Via de’Gori sokağında yürümeye devam ediyoruz. Daha sonra 29 Via deMartelli caddesine giriyoruz. Burada, çok miktarda bisiklet gördüğünüzde şaşırabilirsiniz. Cadde, bir süre sonra “52 Via Camillo Cavour” ismini alarak devam ediyor. Bir süre sonra: Piazza di San Marco meydanına çıkıyoruz. Burada birb müze var.

          

SAN MARCO MÜZESİ:
Piazza San Marco bölgesindedir. Müzeye giriş ücretlidir. Giriş ücreti: 7 eurodur.
Bir zamanlar: ünlü sanatçı Angelico, burada bir rahip olarak yaşamıştır. Günümüzde, bu eski manastırda, yine aynı sanatçının bir çok çarpıcı eseri, yağlı boya tablosu sergileniyor. Özellikle: Ghirlandaio tarafından yapılan freskler, “Son akşam yemeği” ilgi çekmektedir. Bu eser: 1449-1994 yılları arasında yaşamış, zamanın en popüler Floransalı sanatçılarından olan Domenico di Tommaso Bigordi Ghirlandaio tarafından yapılmıştır. Salon kısmında, misafirler için dizayn edilmiştir.
Ancak, bu müzede görülmesi gereken en büyük özellik, yapının mimarisidir. Yapı: mimar Michelozzo tarafından restore edilmiştir. Ancak, yukarıda belirttiğim gibi, bina: Angelico ve daha sonraki dönemde, Gerolama Savonarola gibi sanatçılar tarafından dini faaliyetlerde kullanılmıştır. Müze binasında, Rönesans döneminin ilk halk kütüphanesi bulunmakta olup, burada bir dizi el yazması eser bulunmaktadır.

Daha sonra, 19 Via Cesare Battishi caddesinden yürümeye devam ediyoruz. Bir süre sonra “Piazza della Santissima Annunziata” meydanına ulaşıyoruz. Meydanın ortasında, bir heykel ve iki yanda havuzlar var. İnsanlar, meydanın iki yanında bulunan merdivenlerde oturuyorlar. Evet, bu meydanda da iki müze bulunuyor.

 

MUSEO NAZİONALE-BİGALLO MÜZESİ:
Yapı: 13’ncü yüzyılda, bir kale olarak yapılmıştır.
Günümüzde ise, Ulusal Müze olarak kullanılmaktadır. Burada, 14’ncü yüzyıldan kalma, Floransa mozaiklerini görebilirsiniz. Ayrıca: Donatello’nun, bronz “Davut Heykeli” ve “Druid” isimli eseri, burada sergilenmektedir. Giriş katında ise: Michelangelo’nun bir kısım eseri görülebiliyor.

      

GALLERİA DELL’ACCADEMİA:
Via Ricasoli bölgesindedir. Pazartesi günü hariç, haftanın diğer günlerinde, saat: 08.15 ile 18.50 arasında gezilebilmektedir. Giriş ücreti: 9.50 eurodur.
Buraya girmek için, kesinlikle uzun kuyruklarda bir süre sıra beklemeniz gerekecek ama unutmayın ki, içeri girdiğinizde, muhteşem sanat eserleri göreceksiniz. Özellikle: 1503 yılında, Michelangelo tarafından yapılan “Davut-David” heykeli, dünyanın en tanınmış sanat eserlerinin başında gelmektedir. Siz de, içeriye girdiğinizde, diğer ziyaretçiler gibi, bu muhteşem eserin karşısında bir süre durun ve izleyin.
Evet, Floransa’nın en iyi bilinen müzelerinden birisidir. 1784 yılında, Grandük Pietro Lepoldo tarafından, Floransalı çizim okullarının en üstünü ve akademi öğrencilerinin çalışmalarını kolaylaştırmak için kurulmuştur. Galeri, zamanla bazı olağanüstü başyapıtları satın alarak, şehrin en önemli müzelerinden biri haline gelmiştir. Özellikle: Michelangelo’nun, David isimli heykeli, 1873 yılında sergilenmeye başlandığında, müzenin önemi iyice artmıştır.

Evet: gezimizin bu bölümü burada bitiyor.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Gezimizin bu bölümünde, ilk başlangıç noktası: Piazza della Signoria yani Signoria Meydanıdır. Bulunduğunuz yerden, bir şekilde, bu meydana geliyorsunuz.

Bu meydan, eski sarayın yapıldığı, 1299 yılından itibaren, şehre damgasını vurmuştur.
Palazzo Vecchio ve Uffizi, bu meydanın sınırlarını oluşturur. Uffizi: ofisler anlamına gelmektedir.

Meydanın hemen ortasında: büyük bir atlı heykel ve onun hemen yanında, yine heykellerle süslenmiş bir havuz bulunuyor. Bir süre heykel var.
Meydanın yanlarında ise, meydana doğru uzanan, açık havaya yerleştirilmiş kafeterya masa ve koltukları görülüyor. Kısa molalar için güzel yerler var. Meydanın en önemli yapısı: Eski Saray.

        

PALAZZO VECCHİO-ESKİ SARAY:
Piazza Della Signoria meydanında bulunan yapı: kaleye benzemektedir ve 1299 yılında Arnolfo di Cambio tarafından yapılmış ve Medici ailesinin ikametgahı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Şehrin en önemli sembollerinden biridir. 1300 yılında, Floransa Cumhuriyetinin bir sembolü olmuştur.
Günümüzde ise, 1872 yılından bu yana, Floransa Belediye Binası olarak kullanılmaktadır.
Toskana bölgesinin en etkileyici yapılarındandır. Dikdörtgen kulenin yüksekliği: 94 metredir. Kulede, farklı zamanlarda hapishane olarak kullanılan, iki küçük hücre bulunmaktadır. Kulede bulunan saat ise, 1667 yılında konulmuştur.
Yapının avlusunda: Michelangelo yapımı “David” heykelinin kopyası bulunmaktadır. Yapının daireleri ise, günümüzdeki sanat koleksiyonlarının sergilenmesinde kullanılmaktadır.
Sarayın en önemli yeri “Salone dei Cinquecento-Beş Yüzler Salonu“ olarak isimlendirilen bölümdür. Bu salonda: büyük konseyin 500 üyesi toplanırmış. Salonda: savaş sahnelerini gösteren, büyük freskler görülmektedir. Ancak, yukarıda da söylediğim gibi, günümüzde, burası Belediye tarafından fiilen kullanılmaktadır. Bu yüzden, burayı gezmek isterseniz, rehberli turlardan birine katılın ve Medici ailesinin uzun yıllar ikamet ettiği birçok odayı keşfedin.
Rehberli turlar, birkaç şekilde düzenleniyor. Quartieri Monumentali denilen tur: yaklaşık 1 saat sürüyor ve 14 eurodur. Gizli geçitler turu ise, yine 1 saat sürüyor ve 14 eurodur. Yönlendirme turu ise, yine 1 saat sürer ve 12.5 eurodur.

Eski saray yapısının hemen güneyinde, yine muhteşem bir sanat galerisi bulunuyor.

             

UFFİZİ :
Loggiato delgi Uffizi bölgesindedir.
Dünyanın en eski sanat galerisidir. Buraya girmek için, uzun kuyruklarda saatlerce (hatta 5 saate kadar uzanmaktadır) beklemeniz gerekebilir, ancak unutmayın ki, gerçekten bu beklemenize değecek eserler göreceksiniz. Müze, Pazartesi günü hariç hergün açıktır. Saat: 08.15 ile 18.50 arasında gezilebilir. Giriş ücretlidir. 18 yaş altı ücretsizdir. 18-25 yaş arasındaki ziyaretçiler, 6.25 euro, 25 yaş üstü ziyaretçiler ise 9.50 euro giriş ücreti ödemektedirler.

Evet: yapı: 1559-1581 yılları arasında: Casimo Dükü Giongio Vasari, burayı çalışma alanı olarak inşa ettirmiştir. İç avlu, çok uzun ve dar olarak yapılmıştır. Bu avlu bölümündeki cephelerde, sütunlu iskelelerdeki nişler, 19’ncu yüzyılın ünlü sanatçıları tarafından yapılmış heykellerle doludur. Çünkü, bu yapı, her ne kadar bir ofisler yapısı olarak tasarlanmış olsa da, birçok sanatçı, bir zamanlar burada toplanmıştır. Bunlar arasında: Michalengelo ve Leonardo da Vinci de bulunmaktadır.
Yıllar boyunca; Medici ailesi tarafından toplanan resim ve heykeller, günümüzde, 1765 yılından bu yana, burada sergilenmektedir. Ama, yalnızca resimler değil, aynı zamanda: 16 ve 17’nci yüzyıllarda yapılan, tavan freskleri de ilgi çekmektedir.
Botticelli’nin “Venüs’ün doğuşu” ve “İlkbahar” isimli eserleri, burada sergilenmektedir. Bunun dışında: Raphael, Da Vinci, Michelangelo, Rembrant, Titian ve Caravaggio gibi dünyaca ünlü sanatçıların yine dünyaca ünlü eserleri de burada sergilenmektedir. Hatta: galerinin üst katının bir kısmında, Osmanlı padişahlarının görüntülendiği tablolar da bulunmaktadır.
Yapının sergi durumunu kat kat incelemek gerekirse:
Zemin katta: daha önce yine buruda bulunan antik Romanesk kilisesinin kalıntıları görülebilmektedir.
İkinci katta: 17’nci yüzyılda Medici tarafından başlatılan, dünyanın en ünlü koleksiyonlarından biri olan: baskı ve çizimler bölümü görülmektedir. Burada: odalar, numara sırasına göre takip edilirse: 14’ncü yüzyılda, sanatçıların yaptıkları olağanüstü eserleri görebilirsiniz. Burası, daha çok, erken Rönesans dönemi eserlerine ayrılmıştır. Venüsün doğuşu, Primavera, Meryemana, Nar Madonna gibi nadide eserler, bu bölümde görülebilir.
Bu müzeyi gezerken: özellikle “Contini Bonacossi koleksiyonu” nu görmenizi öneririm. Bu koleksiyon, 1998 yılında, Uffizi galerisi tarafından satın alınmıştır. Koleksiyonda, 35 resim ve 12 heykel bulunmaktadır. Ayrıca, antik mobilya parçaları da görülmektedir. Parçalar arasında: özellikle San Lorenzo, Gian Lorenzo Bernini tarafından yapılan, erken Rönesans dönemine ait çalışmalar ilgi çekmektedir.

Corridoio Vasariano-Vasari Koridoru:
Pitti Palace ile Uffizi galerisi arasındaki bağlantı koridorudur. Yaklaşık, 1 km. uzunluğundadır. Burada: geçmişten günümüze, çeşitli sanatçılar tarafından yapılan portreler bulunmaktadır. Bu portreler: 17 ve 18’nci yüzyıllarda yapılmış olup, 1000’den fazladır.
Bu galeri/koridor: 1565 yılında, Vasari tarafından inşa edilmiştir. Koridor: Ponte Vecchio köprüsünün yukarısından geçmektedir. Yuvarlak pencerelerden, şehrin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.

Muhteşem güzel bir yer, hemen nehrin kıyısında, mutlaka gitmeli ve tarihi ortamdaki bu hareketliliği görmelisiniz.

 

PONTE VECCHİO-ESKİ KÖPRÜ:
Şehrin en eski köprüsüdür. 14’ncü yüzyılda yapılmıştır. Günümüzde, üzerinde pek çok mücevher dükkanları ve kuyumcu dükkanları görülmektedir. Bence, şehirdeki en ilgi çekici ve hareketli yerlerden birisidir ve mutlaka görmenizi öneririm.

Köprüden sonra, doğru ilerleyin ve 36 Piazza de’Pitti caddesinden yapacağınız yürüyüşün ardından bir süre sonra yine bir meydana çıkıyorsunuz. Yine, çok hareketli sokaklar ve hediyelik eşya satan tezgahlarla doludur. Meydana çıktığınızda, yine kalabalık turist kafileleriyle karşılaşacaksınız. Piazza de’Pitti meydanında: hemen solda, büyük bir tarihi bina var. Burası:”Palazzo Pitti” yani “Pitti Sarayı” dır. Burada muhteşem keyifli bir yürüyüş yapacaksınız. Bir süre sonra: Piazza de’Pitti meydanına varıyoruz.

PİTTİ SARAYI:
Yapı: 1458 yılında, zengin tüccar Luca Pitti tarafından yaptırılmış ve daha sonra, 1549 yılında, şehri 400 yıl yöneten Medici ailesine satılmıştır. 18’nci yüzyılın sonlarında, bir süre, Napoleon tarafından, bir güç üssü olarak kullanılmış ve daha sonra ise, birleşik İtalya kurulduğunda, kraliyet sarayı olarak görev yapmıştır.
Yapının içinde: 5 tane müze bulunmaktadır. Yani: Floransa şehrinin en büyük müze kompleksidir. Toplam, 32 bin m. Karelik kapalı alan bulunmaktadır. Bu müzeler, yani sanat galerileri, 1919 yılında, kapılarını ziyaretçilere açmıştır. Günümüzde: Medici ailesinin koleksiyonu yanında, birçok küçük sanat koleksiyonu da, bu müze ve galerilerde sergilenmektedirler. Sergiler, her yıl, yaklaşık 5 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Pitti sarayının hemen arkasında, 2 galeri var.

 

GALLERİA PALATİNE:
Bu galeride, bir zamanlar Medici ailesine ait, 16-17’nci yüz yıllardan kalma: Rönesans dönemi eserleri sergilenmektedir. Özellikle: Raphale koleksiyonu, mutlaka görülmese gereken eserlerin başında gelmektedir. Bunun yanında: özellikle Pietro da Cortona tarafından 1637-1641 yılları arasında dekore edilmiş, barok tarzı oda da görülmeye değerdir.

 

GALLERİE D’ARTE MODERNA:
1748 yılında kurulmuştur. Galerinin kuruluş amacı: akademik yarışmalarda ödül kazanan sanat eserlerinin muhafazasıdır. 1928 yılında, ziyarete açılmıştır. Eserler, 30 odada sergilenmektedir. Daha çok, Toscana bölgesinin sanatçılarının eserleri görülmektedir.

Buradan sonra: Piazza de’Pitti-Piazza di San Felice sokağının takiben, başka bir müzeye gidiyoruz.

 

GALLERİE DEL COSTUME :
Yapının: Palazzina della Meridiana olarak bilinen bölgesindedir. Bu galeride, 16’ncı yüzyıldan günümüze kadar olan süreçte kullanılan tiyatro kostümleri sergilenmektedir. Ancak, yalnızca tiyatro kostümleri değil, aynı zamanda 18’nci yüzyıldan günümüze kadar olan süreçte kullanılan giysiler de sergilenmektedir. Yani, bir anlamda, İtalyan moda tarihinin sergilendiği bir müze olarak önem kazanmaktadır. Müze, 1983 yılında ziyarete açılmıştır. Eserler, 14 odada sergilenmektedir.

Aynı yoldan ilerlemeye devam ettiğimizde, bir süre sonra, solumuzda, şehrin önemli parklarından, yeşil alanlarından biri ile karşılaşıyoruz.

    

BOBOLİ GARDENS:
Piazza Pitti bölgesindedir. Giriş ücretlidir ve kişi başı 21 eurodur.
Boboli bahçeleri: 1550-1558 yılları arasında, Niccolo Pericoli isimli bir sanatçı tarafından, peyzaj mimarlığında bir baş yapıt olarak yaratılınca önem kazanmıştır.
Bu park alanında: Roma kalıntıları ve 16 ile 18’nci yüzyıllar arasından kalan heykel koleksiyonu bulunmaktadır. Bahçe ve bitkiler, Arno nehrinden buraya yapılan bir kanaldan sağlanan sular ile sulanmaktadır. Arka cephede, bir amfitiyatro bulunmaktadır. Bunun merkezinde ise, Mısır dikilitaşı görülüyor. Bahçeler, bugünkü büyüklüğüne 17’nci yüzyılda ulaşmıştır. Boboli bahçeleri: Paris-Versay dahil olmak üzere, Avrupa’daki birçok kraliyet bahçesine önderlik etmiştir. Mutlaka gitmenizi öneriyorum.

Sonra, Pitti Sarayının bulunduğu yere kadar geri dönüyoruz. Pitti Sarayının hemen karşısındaki blokların arkasında, bir kilise var.

     

SANTO SPİRİTO Dİ FİRENZA:
Burası bir kilisedir. Yapı: Rönesans mimarisinin en seçkin örneklerinden birisidir. Mevcut kilise; daha önceki dönemlere ait burada varlığı bilinen kilise kalıntıları üzerine, 1428 yılında yapılmıştır. Binanın içindeki eserler ise, 1446 yılına kadar olan süreçte tamamlanmıştır.
Çan kulesi: 1503 yılında, Baccio Agnolo tarafından yapılmıştır.
Binanın dış yüzeyi: 1977-1978 yılları arasında, kapsamlı bir restorasyona tabii tutulmuştur. Yapının içinde: 38 yarı şapel bulunmaktadır. En önemlisi; Bini-Copponi şapelidir. Buradaki süslemeler: Francesco Botticini tarafından yapılmıştır.
Bu kilisenin, bir diğer öne çıkan yönü: Michelangelo’nun, buradaki manastır hastanesine gelen ve ölen kişilerin cesetleri üzerinde anatomik araştırmalar yapmasıdır. Bu araştırmalarına izin verilmesi karşılığında, kendisi, yüksek sunağın üzerine, bir ahşap haç heykeli yapmıştır. Günümüzde, bu ahşap haç heykeli: kilisenin sol bölümünde, batı koridorundan gidilen ve kilise eşyalarının saklandığı odada muhafaza edilmektedir.

Evet, bu kez: bir kale yapısına gideceğiz.

FORTE BELVEDERE-KALE:
İtalya Gran Dükü tarafından inşa edilmiş kalenin, günümüze kadar gelebilmiş tek sur yapısıdır. 1590-1595 yılları arasında şehir ve egemenliği korumak için, Medici ailesi döneminde yapıldığı bilinmektedir. Mimarı ise, Bernardo Buontalenti’dir. Kalenin duvarları: her bir duvar, bir diğer duvarı korumaya yardımcı olmak ve çarpraz ateş için, başka bir duvar tarafından görülüp emniyete alınabilecek şekilde yapılmıştır. Yani, konumu nedeniyle, uzun süre, stratejik önemini korumuştur.
Ayrıca: kale içinde, bir de villa tasarlanmıştır. Bu villa: huzursuzluk ve salgın hastalıklar sırasında, Grandük ikametgahı olarak kullanılmak için tasarlanmıştır.
Evet, halen bir suru görülen kale yapısı, yapıldıktan sonra, 100 yıl b oyunca, bir askeri garnizon olarak görev yapmıştır.

Kale yapısının hemen kuzey batısında, yine şehrin yeşil alanlarından biri görülüyor. Burası, gezimizin bu bölümünün son durağıdır.

BARDİNİ GARDEN:
Via dei Bardi bölgesindedir. Giriş ücretlidir, kişi başı: 16 eurodur.
Bardini bahçeleri, olağanüstü bir manzaraya sahiptir. Arno nehrinin sol kıyısında, Montecuccoli tepesi üzerindedir. 4 hektarlık bir alana yapılmıştır.
Bahçe ilk olarak: 1700 yılında, mozaikler ve çeşmeler ile genişletilmiştir. Daha sonra ise, 19’ncu yüzyılda, Viktorya tarzında, yine genişletilmiştir. Park alanında: 6 çeşme, kamelyalar, pek çok farklı türden çiçekler, meyve ağaçları ve bir çiçek tüneli bulunmaktadır.

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Gezimizin bu bölümünde: bulunduğunuz yerden bir şekilde, bir meydana ulaşıyorsunuz.


PİZZA DELLA LİBERTA:
Şehrin tarihi merkezinin en kuzeyindedir. 19’ncu yüzyılda yapılmıştır. Meydanda, bir zafer takı ve kış aylarında buz pateni sahası olarak kullanılan “Parter Floransa” isimli bir alan bulunmaktadır. Zafer Takı: 1738 yılında, Lorena hanedanı tarafından, hanedanın işbaşına gelişini kutlamak için yaptırılmıştır. Meydanın ortasında bir çeşme bulunmaktadır. Çeşme ile, zafer takı arasında ise, bir havuz görülmektedir. Meydanın çevresinde ise, çok yüksek ağaçlar görülmektedir. Meydan, son olarak, 1945 yılında yeniden ve kare şeklinde düzenlenmiştir.

Meydanda gezdikten sonra, Viale Giacomo Matteotti caddesinde, büyük ağaçların altında yürüyerek ilerliyoruz. Hareketli ve geniş bir caddedir. Bir süre sonra, Borno Pinti/Piazzale Donatello meydanına geliyoruz. Burada, İngiliz Mezarlığı bulunuyor.

İNGİLİZ MEZARLIĞI:
Piazzale Donatello meydanındadır. 1827 yılında oluşturulan bu mezarlık alanında: Ortodokslar ve Protestanlar gömülüdür. Mezarlığın çevre düzenlemesi: genç bir mimarlık öğrencisi olan Guiseppe Poggi tarafından yapılmıştır. Birçok ünlü kişinin gömülü bulunduğu mezarlık: 1877 yılında kapatılmıştır.

Buradan sonra, Viale Antonio Gransci caddesinden ilerlemeye devam ediyoruz. Hedefimizde bir meydan var.

PİAZZA CESARE BECCARİA:
Mimar Guiseppe Poggi tarafından, 1876 yılında yapılmış ve şehri, İtalyan krallığının başkenti yapan Cesare Bonesana Marchese di Beccaria onuruna ithaf edilmiştir. Maydanın ortasında: Porta alla Croce denilen bir kalıntı var.
Günümüzde, bu bölgede, neoklasik bir kısım saray yapıları görülmektedir. 2003-2004 yılları arasında, meydanın hemen ilerisinde, 3 katlı bir park yapılmıştır.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER:

CENTRO STORİCO-TARİHİ MERKEZ-OLTRARNO BÖLGESİ:

ROYAL APARTMENTS:
Burası, yine Medici ailesi tarafından kullanılan, 14 odadan oluşan bir bölümdür. Bu odalar, Medici döneminden bu yana büyük ölçüde değişikliğe uğramış ve en son olarak, 19’ncu yüzyılda, Medici portre koleksiyonu buraya yerleştirilmiştir. Burada, dönemin mobilyaları da sergilenmektedir. En son olarak, 1920 yılında, İtalya kralı tarafından kullanılan bu bölüm, daha sonra müzeye dönüştürülmüştür.

 

GÜMÜŞ MÜZESİ:
Medici hazinesi olarak isimlendirilen paha biçilmez gümüş koleksiyonunun sergilendiği yerdir. Bu koleksiyon içinde: değerli ve yarı değerli taşlar ağırlıktadır. Koleksiyon içinde, antik vazolar ayrı bir önem taşımaktadır. Sergilenen objelerin birçoğu, 15’nci yüzyıldan kalmadır. Eserlerin sergilendiği odalar ise, 17’nci yüzyılda, fresklerle dekore edilmiştir. Fransız işgali sırasında, müzeden çalınan gümüş eserler, 1815 yılında geri dönmüştür.

 

MUSEO DELE PORCELLANE:
Burası, ilk olarak, 1973 yılında ziyarete açılmıştır. Buradaki koleksiyonda, Avrupa porselen fabrikalarında üretilen nadide eserler sergilenmektedir. Bunların birçoğu, Floransalı yöneticilere hediye edilen eserlerden oluşmaktadır. Özellikle: Vincennes Fabrikasında üretilen porselen objelerin bulunduğu koleksiyon ilgi çekmektedir.

 

CARRİAGES:
Yapının zemin katındaki bu bölümde: özellikle 18 ve 19’ncu yüzyıllarda kullanılan arabalar sergilenmektedir. Özellikle, bazı arabaların oldukça güzel dekoratif süslemeleri ilgi çekmektedir. Bu arabaların birçoğu, krallar tarafından kullanılmıştır.

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

ŞEHRİN DİĞER BÖLGELERİ:

 

PİAZZALE MİCHELANGELO-MİCHELANGELO TEPESİ:
Bu meydan: 1860 yılında yapılmıştır.
Meydanda: Davut Heykelinin bronz bir kopyası bulunmaktadır.
Buraya çıkarsanız: şehrin ve özellikle “Arno nehri”nin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz. Hatta: buradan, mutlaka gün batımını izlemelisiniz. (yaz döneminde, saat: 20.00-20.30 gibi)

 

SETTİGNANO:
Burası, muhteşem bir manzaraya sahip, şehrin kuzeydoğusunda bir yamaç üzerinde kurulmuştur. Burada, Rönesans döneminin en önemli, 3 heykeltraşı doğmuş ve yaşamıştır.
Buranın bir diğer özelliği: Roma imparatoru Septimus’un: 16’ncı yüzyılda yapılan bir heykelinin bulunması ve bu heykelin 1944 yılında yıkılmasıdır. Mark Twain; 1892-1893 yılları arasında, bir süre burada yaşamıştır.

BİLİM TARİHİ MÜZESİ:
Piazza Giudici bölgesindedir. Giriş ücretlidir. Ücret: 6.5 eurodur.
Floransa şehrinin, 13’ncü yüzyıldan itibaren, bilim ve sanat etkinliklerinde kullanılan alet ve cihazların sergilendiği bir müzedir. Medici ve Lorraine aileleri: doğal bilimler, fizik ve matematik dallarında, birçok alet ve obje toplamışlar ve bunlar, müzenin çekirdeğini oluşturmuştur. Özellikle, Galile tarafından kullanılan orijinal bilimsel aletler ilgi çekmektedir.

 

MASUMLARIN HASTANESİ GALERİSİ:
Piazza SS Annunziata bölgesindedir. Giriş ücretlidir, 2.5 eurodur.
Burası, şehirde, 15’nci yüzyılın başlarından itibaren en iyi bilinen ve en önemli mimari yapılardan birisidir. Bu dönemde: Filippo Brunelleschi tarafından: burası “Hastane” olarak ve terk edilmiş çocukların yetiştirilmesi ve onların toplum içinde yer almalarının sağlanması için kullanılmıştır. Yapı içinde: yemekhane odaları, keşiş odaları, yatakhaneler, revir, hemşire odaları ve revaklı binalar bulunmaktadır.
Hastane, takip eden tarihi süreçte daha da genişlemiş ve faaliyetlerini sürdürmüştür. Yapı içinde, süsleme freskler ilgi çekmektedir. Bunlar: hastane mimarisiyle büyük ve mükemmel bir uyum göstermektedirler. 1966 yılındaki sel felaketinde yapı büyük ölçüde olumsuz etkilenmiş ve takip eden dönemde, tamamen restore edilmiştir. Evet, bu galeri de de yüzyıllar boyunca oluşturulan koleksiyonlara ait eserler sergilenmektedir.

 

MUSEO BARDINI:
Piazza de Mozzi bölgesindedir.
Burada sergilenen eserler: Stefano Bardini (1836-1922) isimli, zengin bir tüccar ve sanat uzmanı tarafından, bağışlanmıştır. Eserler: antik bir atmosferde, yapının odalarında sergilenmektedir. Özellikle: Tino di Camaino, Donatello, Antonio del Pollaiolo gibi sanatçılara ait, çok güzel örnekler görülmektedir. Ayrıca: seramik, madalya, bronz objeler, oryantal kilimler, müzik aletleri ve silahlar sergilenmektedir.

 

IL BARGELLO ULUSAL MÜZESİ:
Via del Proconsolo bölgesindedir. Müzeye giriş ücretlidir ve ücret: 4 eurodur.
Şehrin, en eski yapılarından biridir ve 1255 yılında yapılmıştır. Binanın müze olarak kullanımına: 19’ncu yüzyılın ortalarında başlanır. Uffizi müzesi resim konusunda ne kadar ünlü ise, Bargello müzesi de heykel konusunda o kadar ünlüdür. Avlusunda: Rönesans döneminin başyapıtlarını barındırır. Bu başyapıtların sanatçıları: Michelangelo, Celini, Giambologna, Donatello, Brunelleschi.
Müzede: ayrıca, paha biçilmez bir piyano, mücevherler, duvar halıları ve çeşitli antik silahlar da görülmektedir.

 

PİAZZA DELLA REPUBLİCA-CUMHURİYET MEYDANI:
Şehirdeki, en geniş meydandır. Bir zamanlar, burada “Yahudi” gettosu bulunuyormuş. Meydandaki bir yazıt dikkatinizi çekecektir. Bu yazıtta şunlar yazılıdır “Şehrin eski merkezi, yüzyıllar boyu ana meydanı, yeni bir yaşam için yenilendi”
Günümüzde, meydanda: kafe ve restoranlar bulunmaktadır.

 

SANTA MARİA NOVELLA-YENİ MERYEM ANA KİLİSESİ:
İstasyonun yanındadır.
Yapı: erken Rönesans döneminin en iyi mimari yapılarından birisi olarak kabul edilmektedir. Özellikle: dış cephesi, Gotik-Romanesk özellikler taşımaktadır.
Tarihi süreç içinde, şehrin zengin aileleri, bu kilise içinde, kendileri için özel şapeller yaptırmışlardır. Yapının içindeki freskler ise: Medici ailesi tarafından “Vasari” ye yaptırılmıştır. Burada özellikle görmenizi önereceğim eser: Giotto’nun; Hz. İsa’nın çarmıha gerilişini anlatan eseri olan “Crocifisso” dur.

 

SANTA CROCE-KUTSAL HAÇ KİLİSESİ:
Burası: şehirde, Dominikanların rakibi olan “Fransiskanlar” tarafından: 13’ncü yüzyılda yaptırılmıştır.
Yapının içinde: Michelangelo, Galileo, Machiavelli gibi sanatçıların mezarları bulunmaktadır. Yapının içinde, Dante’nin mezarını da görebilirsiniz. Ancak, bu mezar semboliktir ve Dante’nin asıl mezarı: Ravenna denilen yerdedir.