Adapazarı, Sapanca

24.909 kişi okudu!

20180422_170546

En son olarak Nisan 2018 tarihinde Sapanca’ya gittim, gezip gördüklerim, notlarım aşağıdadır. Özel aracınızı kullanarak, ücretli TEM otoyolunu kullanarak yaklaşık 1.5 saatte buraya ulaşabilirsiniz.

20180422_170540

Tarihi:

MÖ 1200 yıllarında, Frigyalıların, MÖ 4’ncü yüzyılda ise Bithynia krallığının bölgeye yerleştiği görülür.

Bölge: Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, Buanes, Sofhan ve Sofhange adıyla bilinmektedir. O zamanlar: Krallığın başkenti İzmit (Nicomedia) şehridir. Nicomedia şehrinin valisi Plinius: Sakarya nehri ve Sapanca gölünü kullanarak: Karadeniz’i İzmit körfezine bağlayarak ikinci bir boğaz kanalı yapmayı düşünmüştür. Bu projede: Osmanlı döneminde de gündeme gelmiş ama yapılamamıştır.

Sapanca ve çevresi, 1075 yılında Anadolu Selçuklularının bölgeye gelmeleriyle birlikte Ayan ve Ayanköy ismiyle anılmaya başlar. Haçlı seferleri sırasında, bölge yeniden Bizanslılara geçer. Osmanlı hükümdarı Orhan Bey zamanında, Akçakoca Bey tarafından bölge fethedilir. İlçenin gelişimindeki en büyük etken: tarihi İpekyolu üzerinde bulunan bir konaklama yeri olmasıdır. 17’nci yüzyılda: Sapanca, Kapudan Paşa Eyaletine bağlı, Kocaeli Livası içinde bir kaza merkezi olarak görülür. 1837 yılında, Sultan II. Mahmut döneminde, Adapazarı kaza merkezi haline gelir. 1950’li yıllarda E-5 karayolunun gölün karşı kıyısından geçirilmesiyle, Sapanca bir süre önemini kaybeder gibi olmuşsa da 1989 yılında TEM yolunun ilçeden geçmesiyle, tarihi misyonuna yeniden kavuşmuştur.

 

Sapanca isminin kaynağı:

1640 yılında, Erzurum Seyahatine giderken, kasabadan geçen Evliya Çelebi: kasaba hakkında şu bilgileri verir. “Bir zamanlar, İzmitli bir ihtiyar, buradaki orman ve çalıları temizleyerek, saban yürüttüğünden burada “Sabancı Koca” isimli bir köy kurulur. Sonra zaman geçtikçe mamur hale gelen köy, Kanuni Sultan Süleyman döneminde kasaba olur.”

 

Ne yemeli:

Sapanca denince ilk akla gelen yemek türü “ıslama köfte” dir. Izgarada pişirilen köftelerin yanında, en az köfteler kadar lezzetli olup, tek başına bile yenebilecek ekmekler ikram ediliyor. Özel olarak hazırlanmış soslu kemik suyuna banıp, ıslatılarak yumuşatılan bu ekmek dilimleri ile yenen köftelerin tadına doyum olmuyor. Ne güzel, okuyunca insan bunları kesin tatmak istiyor, ama maalesef böyle bir şansınız fazla yok, çünkü Sapanca’da ıslama köfte yiyebileceğiniz belki 2 belki 3 mekan var, umarım birine denk gelir yiyebilirsiniz, ben bulamadım.

20180422_170136
Genel:

Sapanca denince öncelikle akla Sapanca gölü geliyor. Hatta: belki de ülkemizde birçok kişi, Sapanca’nın sadece bir göl olduğunu, Sapanca diye bir ilçenin bulunduğunu bilmeyebilir. Evet, buraya ismini veren Sapanca gölü: özellikle Ankara-İstanbul otoyolunun hemen kıyısında, yani birçok kişi yanına gitmese de, uzaktan, yoldan geçerken bu gölü görebiliyor.

Gölde: alabalık ve sazan gibi tatlı su balıklarının bulunduğu söyleniyor.

Plaj olarak da kullanılan gölün kıyısı: bahar ve yaz aylarında, gidilebilecek ideal yerler arasında bulunuyor. Piknik ve dinlenme alanları, Atatürk İl Ormanı Uzunköy Köyü çıkışında olup, göl kenarında restoranlar bulunuyor.

Günübirlik veya konaklamalı alternatifler mevcut olan bölgede: özellikle Kırkpınar Naturel Botanik Parkı gezilebilir.

Mayıs-Eylül ayları arasında, burada balon turları düzenleniyor.

20180422_170653

Sapanca Gölü:

Marmara Bölgesinde: İzmit körfeziyle Adapazarı havzası arasında bulunuyor.

Gölün doğu kıyısı: Sakarya nehrinden yaklaşık 5 km uzaklıktadır. Batı tarafı ise, İzmit körfezinden yaklaşık 20 km uzaklıktadır. Bu aralıkta bazı dere ve çaylar bulunuyor. Ama su akışları oldukça azdır. Yazları hepsi kuruyor. Göle, yer altı suları da akıyor ve gölü besliyor. Gölün çıkışı ise, sadece bir tanedir. Bunun adı da “Çarksuyu çayı” dır. Bu çay: Adapazarı’nın içinden boylu boyunca geçip Sakarya nehrine akıyor. Çarksuyu başında, su seviyesini düzenleyen bir mekanizma vardır.

Gölün uzunluğu 16 km, en geniş yeri ise Sapanca ile karşı kıyısı arasında olup 5.5 km. dir. Yüzölçümü 42 km karedir. En derin yeri: Sapanca açıklarında 61 metredir. Gölde, yılda ortalama 75 cm kadar seviye değişikliği görülüyor. Göl seviyesi sonbaharda en alçak, ilkbaharda en yüksektir. Senenin bol yağışlı zamanlarında, Çarkderesi kapakları açılır, bir nevi su tahliyesi sağlanır ve göl seviyesi dengede tutulmaktadır.

Gölün suyu çeşitli sanayilerde kullanılıyor. Gölün yakınlarında ya da çevresinde bulunan sanayi ve kentleşme ile oluşan kirlenmeyi önlemek için, ne gibi arıtma tesisleri bulunduğu bilinmiyor. Ancak sanayi kuruluşlarının çoğunun arıtma tesisi bulunduğu tahmin ediliyor. Tüm bunların yanında, Adapazarı il geneli: göl suyunu şebeke suyu ve çeşme suyu olarak kullanıyor.

Sapanca gölünde: her çeşit su sporları yapılabiliyor. Kırkpınar köyü sahilinde, yelken ve kürek tesisleri vardır.

Son bir not: söylenenlere göre, Sapanca’da 1999 depreminin etkisi hissedilmemiş, yakın çevresinde büyük yıkımlara sebep olan deprem, fay hattının gölün altından geçmesi nedeniyle Sapanca ilçesini etkilememiş, bu bir duyumdur. Ama ben şahsen, göl kıyısındaki bir lüks otelin, deprem sonucunda göle doğru battığını duymuştum.

20180422_170140

Sapanca’da ne yapılır:

En son olarak Nisan 2018 tarihinde burayı ziyaret ettim. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. Sapanca’nın hemen girişinde TOKİ bloklarının bulunduğu yerde, bu bloklar yapılmadan önce Roman vatandaşlar yerleşikmiş, bunlar TOKİ bloklarının yapılmasını önlemek için bayağı mücadele etmişler ama olmamış ve başka bir yerde ikamete mecbur bırakılmışlar. Tabii, bu güzel yeri bırakmak zor olmuş, bir çoğu yine buralarda ve özellikle sahil kesiminde: el falı bakarak, çiçek satarak ve yine çeşitli ufak tefek ticaret işleriyle uğraşıyorlar.

Buranın ziyaret edilmesi, göl kıyısında yaklaşık 400 metrelik bir bölümde yapılacak gezinti veya burada bulunan kafelerde oturup dinlenmekten ibarettir. İlk dikkatimi çeken: bu göl kıyısındaki kıyı şeridinin çok kalabalık olması, ama özellikle Arapların aşırı yoğun olmalarıydı. Bunlara turist diyemiyorum, çünkü bir kısmı turist yani geçici gelip gitmesine rağmen, bir kısmı da artık buralara yani ülkenin en güzel yerlerine yerleşmiş durumdalar. Tabii yörenin insanı da bunu bildiği için, özellikle Arap turistlere yönelik, muhteşem çalışmalar var, Arapça yazılar, Araplara yönelik etkinlikler dolu. Örneğin: Arap turistlere çeşitli kıyafetler giydirip fotoğraflarının çektirilmesi, Maşukiye’de bulunan papağanları buraya da getirmişler, omuzuna koy, resim çektir, ver 20 TL. Kolay kazanç.

Neyse devam edelim. Bu kalabalık yanında, bu sahil şeridinde ilk dikkatimi çeken, pislik oldu. İnsanlar çay bahçelerinde otururken, deliler gibi çekirdek çitleyip, bulundukları yerleri çekirdek kabukları ve diğer her türlü atıklarla dolduruyorlar. Bir yandan: hemen sahil şeridinin yanına yapılan lunapark benzeri, ne olduğu belirsiz ama yarattığı gürültü gayet net olan bir yer daha var. Buralarda tuvalete girmek isterseniz, sakın girmeyin,  pislikten mideniz bulanır. Kapısında 1.5 TL. almayı biliyorlar ama temizlik hiç yok, işin ilginci bu pisliği şikayet edecek bir merci de yok.

Sonuç olarak: Sapanca’nın bu sahil kesimi gerçekten muhteşem güzel, sanki karşısında bir deniz duruyor, tek eksiği: denizin o özel kokusu yok. Görüntü muhteşem, ama ortam yukarıda da belirttiğim gibi pek olumlu değil. Siz yine de buraya yolunuz düşerse, sahil kesiminde güzel bir yürüyüş yapın, gölün muhteşem manzarasını izleyin ve hatta, sahil bandının sonundaki “Sanatkarlar Sokağı” nı gezin, el emeği ürünleri görün.

Evet, şimdi Sapanca çevresinde görülmesini önereceğim diğer yerlere gelelim.

Bizans dönemi lahit ve mezar taşları:

Bizans döneminden kalma lahitler, Sapanca Hükümet Konağı önündeki açık alanda bulunuyor. Lahitlerden iki tanesi, 1976 yılında İlmiye köyü yakınlarında, diğer ikisi ise, 1987 yılında, TEM Otoyolu çalışmaları sırasında bulunmuştur. Ayrıca: Kurtköy köyiçi mevkiinde Btinya krallığı dönemine ait son kralın saklanmak için yaptırdığı kale kalıntıları vardır.

Rüstem Paşa Camii:

Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı ve veziri olan Rüstem Paşa tarafından, 1555 yılında, Mimar Sinan’ın kalfalarından birine yaptırılmıştır. İlçe merkezinde bulunan cami, zaman içinde bazı tadilatlar görmesine rağmen, halen ayaktadır ve ibadete açıktır.

Vecihi Kapısı:

Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı söylenen kemerde: İpek yoluna açılan kapıdır. Kemer: birkaç kez onarılmış ve günümüzde sadece ana gövdesi kalmıştır. Kemerin ilk onarımı 1905 yılında, Sapanca’da Nahiye Müdürlüğü yapan Yanyalı Vecihi Orhon tarafından, orijinal kapısı korunarak yaptırılmıştır. Üzerinde bulunan ve Türkçeleştirilmiş mermer yazıtta: “Her canlı ölümü tadacaktır, 1321, Yanyalı Vecihi Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır” yazılıdır. Burada şahsen benim ilgimi çeken bir cümle vardır. “Bilseydim dünya da ölüm olduğunu, koymaz idim taş üstüne taş” Evet, ilginç bir yazıt, görmeyi unutmayınız.

 

Rahime Sultan Camii ve Rahime Sultan Tuğrası:

Sultan Abdülmecit’in 4’ncü hanımı Rahime Sultan tarafından, 1892 yılında yaptırılmıştır. 1967 yılında onarım görmüştür. Özgün yapısını büyük ölçüde koruyan caminin minaresi, 17 Ağustos 1999 depreminde büyük hasar görmüştür.